Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Hem mucit, hem patron…

Genç, araştırmacı,girişimci ve yaratıcılar. Buluşlarıyla yola çıkıp imkansızlıkların tozunu attırdılar. Genç yaşta şirket sahibi olan mucit gençlerin başarı öyküleri başarı motivasyonu düşenlere doping etkisi yapacak cinsten…

Hayal edip başladılar, yol aldılar… Talha Sever, Yetkin Kader, Tolga Doğan, Kabil Akpınar, Güneş Erdoğan ve Gözde Atikler… Hepsi ortak bir özelliğe sahip: Bir buluşları var ve hepsi de şirket sahibi. Bir başka ortak özelikleri ise Genç Girişimci Geliştirme Kursu’nu başarıyla bitirip KOSGEB’den destek almaları. Hepsinin de Ege Üniversitesi bünyesinde EBSO TEKMER Müdürlüğü içinde bir ofisi var…

BMC Kamyon fabrikasından kendi atölyelerine…

1 YETKİN Kader, 27 yaşında. İzmirli. 2007 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi Makine Fakültesi Makine Mühendisliği Bölümü’nü bitirdi. Dokuz Eylül Üniversitesi, Mühendislik Fakültesi, Mekatronik Mühendisliği Anabilim Dalı’nda yüksek lisans yaptı. Şimdi ise ayın bölümde doktora yapıyor.

“Sürekli Pasif Hareket Cihazı” adını verdiği kendi tasarımı cihazı, Türkiye’de üretip satmak amacıyla geçen Nisan ayında bir şirket kurdu. Robomed Müh. Mak. Medikal Tıbbi Cihazlar ve İmalatı isimli şirketin ana faaliyet konusu; tıbbi cihazların geliştirilmesi, satışı ve pazarlaması. Ayrıca çeşitli sektörler için mühendislik hizmeti de veriyor.

Sürekli Pasif Hareket Cihazı, özellikle ameliyat sonrası hastaların yaşadığı uzun ve sancılı dönemde hastaların normal forma girmesi için devreye giren fizyoterapistlerin çalışmasını kolaylaştıran bir alet. Hastanın en rahat ve güvenli şekilde ameliyat sonrası dizini çalıştırmasını sağlayan aletin şu an Türkiye’de üretimi yok ve genellikle hastaneler, yüksek meblağlar karşılığı yurtdışından bünyelerine katıyor.

“İki ortak bu işe soyunduk” diyor Yetkin. 9 Eylül Üniversitesi Mekanik’te doktora yapan Tolga Doğan ile BMC Kamyon Fabrikası’nda tasarım mühendisi olarak çalışırken tanıştığını anlatıyor:

“Ben 2007-2010 yılları arasında yüksek lisans yaparken BMC’de tasarım mühendisi olarak çalıştım. Tolga, benden daha önce tasarımcı olarak çalışmaya başlamıştı. 2003-2010 yılları arasında, tam 7 yıl BMC’de çalışmıştı. Sonra fikir benden çıktı. Tolga da destekledi. Yani kamyon tasarlamayı bırakıp, bu hareket cihazını tasarlamaya başladık.”

Montaj yakında

Sürekli pasif hareket cihazı, eklem üzerine uyguladığı baskı ile kan dolaşımını düzenliyor ve bu sayede oluşacak ve eklem hareketini kısıtlayacak birikimleri önlüyor.
Proje için hem Sanayi Bakanlığı’ndan hem de KOSGEB’den kredi desteği aldılar. Çalışmalarını TEKMER’deki ofislerinde sürdüren Yetkin ve Tolga, şu an icat ettiklerin aletin prototip çalışmalarını tamamlamış. Tasarım ve yazılım çalışmalarının bittiğini, bazı sertifikalarının alınması gerektiğini anlatıyor. “Sertifikasyon dönemini tamamladıktan sonra yan sanayiye ürettirdiğimiz parçaların montajını yapmaya başlayacaklarını söyleyen Yetkin, “Bir arkadaşımızın babası iki katlı atölyesinin üst katını bize verdi. Montajı burada yapmayı planlıyoruz” diyor.

“Sizin gibi erkenden girişimci olmak isteyenlere mesajın var mı?” diye sorunca, yanıtı hazır: “Her şey hayalle başlıyor. İnandıktan sonra insanının yapamayacağı şey yok. İş hayatında insan bir çok zorluk yaşıyor. Ama vazgeçmemek gerekiyor. Kararlı olunca sonuca varıyorsun.”

Hem kendisinin hem de ortağının doktora yaptığını hatırlatıp, hem akademik çalışmalar yapmak hem de girişimciliğin zor olup olmadığını sorunca ise şunları söylüyor: “Hayır. Programlı çalıştıktan sonra yapılmayacak iş yok. Her ikisini de başarabileceğimize inanıyorum.”
Polimer sentezleyerek endüstriyel üretime geçecek

2 ODTÜ Kimya Mühendisliği’ni 1995 yılında bitiren Gözde Atikler, üç yıl kadar sanayide çalıştıktan sonra İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü’nde nanoteknoloji konularından biri olan nano-seramik malzemeler konusunda yüksek lisans yaptı. Aynı bölümde tamamladığı doktora programında yıldız biçiminde, çok kollu akrilik polimer moleküllerin sentezi ve bu moleküllerin kanser ilacı ile yüklenme kapasitesi üzerinde çalıştı. Hocalarının da desteğiyle “vücuda zerk edildiğinde normal hücreleri etkilemeden kanserli hücreleri etkileyebilecek bir ilaç taşıma sistemi” geliştirdi.

Gözde’nin şu anda üzerinde çalıştığı projesi, diş hekimliğinde kullanılan ve neredeyse tümü ithal malzeme olan polimerlerden bazılarını tasarlamak ve üretmekti. Bu malzemeler genel olarak akrilik polimerler adıyla anılan, tıpta ve diş hekimliğinde, kemik ve diş protezi ve restorasyonunda kullanılan malzemeler. Türkiye’de polimer üretimi konusundaki çalışmaların çoğu akademik düzeyde kalıyor, özel amaçlarla kullanılan ve tasarım gerektiren polimerlerin endüstriyel ölçekte üretimi yok. Ülkemizde boya ve tekstil sektöründe akrilik polimer üretimi yapılmasına rağmen, özellikle sağlık sektöründe kullanılan polimerlerin endüstriyel üreticileri yok denecek kadar az.

Gözde, bu malzemelerin standartlarını ve üretilebilirliğini araştırdıktan sonra, halen İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü, Kimya Mühendisliği bölümünde doktora yapan Selahattin Umdu ile KOSGEB’e bir proje sundu. AR-GE İnovasyon Programı kapsamında hazırladıkları bu projede, kendi formüllerini geliştirerek bir prototip üretmek ve bu prototipin kalite standartlarına uygun olduğunu belgelemek üzere bir çalışma planladılar. KOSGEB de bu projeyi geçen 24 Kasım’da onayladı. İki ay içinde Fermat Dental Kimyasal Malzeme İmalat Ticaret şirketini kurdu. Şimdi onlara Teknoloji Geliştirme Merkezi’nde bir işlik tahsis edildi. Projeye başlayalı 1 ay oldu ve halen küçük bir ofis ve laboratuar kurmakla meşguller. Gözde, “Kurduğumuz bu şirket vasfı altında 1 yıl içinde patent almak için çalışacağız. Bu sürede prototip geliştirip, sertifikasyon için başvurularımızı yapacağız. Daha sonra da üretime geçip ticari çalışmalara başlayacağız. Bu aşamada KOSGEB’e yeniden başvurabiliriz” diyor.

Gözde, “Şu an geliştirmeyi planladığım bu malzemeleri Türkiye’de üreten ilk firma olmayı hedefliyorum” diyor. Bu hedefini de şöyle açıklıyor:

Gözde Atikler, İTÜ Kimya Bölümü, Organik Kimya Laboratuarı’nda. Doktora çalışmalarında ürettiği polimerleri, Prof. Dr. Ümit Tunca Hoca’nın yardımıyla orada sentezledi.
“Kimya sektöründe Ar-Ge ve üretim yapan işletmelerde know-how akışı daha çok usta-çırak ilişkilerine dayanıyor. Piyasada deneyimli elemanlar ve halihazırda oluşmuş bir müşteri kitlesi olmadığında, bir iş planına yatırım yapmak fazla riskli görülüyor. Bu nedenle yerli üretimi olmayan kimyasal malzemeler, yani özellikle hammadde, katkı malzemeleri ve yeni teknoloji ürünleri, piyasanın talebi ne kadar büyük olursa olsun girişilmemiş işler olarak kalıyor. İşte bu girişilmemiş işlerden biri olan polimer sentezi konusuna yoğunlaşmak, bu alanda özel birkaç ürünü üretilip satılabilir hale getirmek, en büyük isteğim.”Gözde’nin kendisi gibi girişimcilere önerisi ise dikkat çekici:

“Dershaneye, dil ya da dans kursuna giderek, aslında hayatımız boyunca kendimize yatırım yaparız ve bunu günlük hayatın bir parçası olarak algılarız. Söz gelimi yurt dışında tahsil yapmak, ev ya da araba edinmek daha öncelikli yatırımlar gibi görünür. Aslında bir projeye para koymak da bunlardan daha fazla bir yatırım değildir. Artık insanlar, önlerine sürülmemiş şablonlara da yatırım yapılabileceklerini görmeliler. Hayatımızda kendi hayal ettiğimiz ve oluşturduğumuz bir şeyler olmalı. Özellikle şu an lisede ve lisans programlarında okuyanlar için bu zihniyetin bir alternatif olarak ortaya konması çok önemli.”

Entegre termal sprey kaplama tesisi kuracak

3 2007’de Dokuz Eylül Üniversitesi Metalürji ve Malzeme Mühendisliği’ni bitirdi. Bölümünü, “önü çok açık bir mühendislik dalı” olarak niteleyen, “birçok mühendislik dallarının karışımı” olarak değerlendiren Güneş Erdoğan, 27 yaşında. Şu an Bahçeşehir Üniversitesi’nde uzaktan MBA yapıyor.

Yaklaşık 1.5 yıl önce Sanayi Bakanlığı’na genç girişimci olarak başvurdu ve iş fikrinin kabulü ardından Aşınmaz Yüzey Kaplama Sanayi ve Ticaret Limited şirketini kurarak Sanayi Bakanlığı Teknogirişimci Sermayesi desteğinden faydalanmaya başladı. 1 ay sonra da KOSGEB’e başvurarak projenin hayata geçmesini sağladı. “Son bir yıldır ne yaptın” sorusuna Güneş, “Yurtdışından teknoloji transferi yaptım, Gerekli sistem ve ekipmanları getirdim. Bunları kurdum ve Ar-Ge faaliyetleri başladı” diyor. Şu an TEKMER’de bir ofis ve atölyeleri var. İki danışman hocası ve iki arkadaşıyla çalışmalarını sürdürüyor.

Güneş, savunma sanayi ve havacılık gibi stratejik sektörlerin yanı sıra demirçelik, tekstil, kağıt sektörlerine yönelik çalışmalar yapıyor. Üstün özellikli nano yapılı kaplamalarla özellikle havacılık sektöründe helikopter şaftları, uçak motorlarının kaplamasını hedefliyor “İş fikrimiz, metal yüzeyleri nanoteknolojik yöntemlerle kaplayarak yaklaşık 20 kata kadar artırmak. Dolayısıyla teorik olarak ömrü 1 ay olan malzemenin ömrünü 20 aya kadar çıkarmış oluyoruz. Bu da sektörlere tasarruf sağlıyor” diyor. Yaptıkları işin “Termal sprey kaplama” olarak da nitelendiğini belirten Güneş, tekniğin Türkiye’de yaygınlaştırılması için çalıştıklarını söylüyor.

Nanoteknolojinin daha çok kullanılması için okullarda bu konularda araştırma yapılması gerektiğini belirten Güneş, şöyle konuşuyor:

“Türkiye’nin bu koduna alacağı çok yol var. Amacımız hem sanayiye bu uygulamaları yapmak hem de üniversitelerde Ar-Ge konuları sağlamak, destek vermek. Prof. Dr. Erdal Çelik ve Doç. Dr. İsmail Özdemir ile birlikte yurtdışındaki teknolojik gelişmeleri takip ediyoruz. Konferanslara katılıyoruz. Hem uygulamaları Türkiye’ye getiriyoruz hem de biz üzerine bir şeyler koyup geliştirmeye çalışıyoruz.”

Hedefi ise büyük: “Yüzey teknolojiler üzerine İzmir’e ya da İstanbul’a büyük bir fabrika kurmayı planlıyoruz. Buraya yurtdışındaki teknolojileri getirmek ve Türkiye’nin de bu teknolojilerden faydalanması sağlamak istiyoruz. Örneğin ABD savunma sanayi, deniz kuvvetleri ve havacılık sektörleri, bu uygulamayı yapıyor. Bunun yanı sıra bu konuda uluslar arası düzenlenen konferansları Türkiye’ye getirmeyi planlıyoruz.”

Kendisini örnek almak isteyenlere mutlaka, çalışacakları alanla ilgili yurtdışındaki gelişmeleri takip etmelerini öneriyor. “Üzerine ne koyabilirim, Türkiye’de yapılması mümkün olur mu, nasıl ileriye götürebilirim diye kafa yorsunlar” diyor. Türkiye’de aslında bazı destekler olduğunu, ancak bunların fazla bilinmediğine dikkat çekiyor ve bir tüyo veriyor: “İş fikirlerinizi hayata geçirme konusunda hocalarınızla iç içe olun.”

4. sınıfta şirket kurdu

4 TALHA Sever, geçen yıl Ege Ziraat Fakültesi Tarım Makineleri bölümünü bitirdiğinde; hem diploması hem de bir şirketi vardı. Yaşamına yönelik en büyük hayallerinden biri; ailesinin tarım topraklarını işletmek ve bir çiftlik sahibi olmaktı. Okulunu bitirip askere gittikten sonra ailesinin desteğiyle bunu sağlamayı planlıyordu. “Ama KOSGEB bana hayallerime 10 yıl önce kavuşma imkanı sağladı. Üniversite 4. sınıftayken şirketim vardı” diyor.

1988 doğumlu Talha, aslında dişçilik okumak istemişti ama puanı yetmeyince tek tercih yaptı: Ege Ziraat. Henüz ikinci sınıftayken bağ ilaçlama makinelerine ışıklandırma projesiyle ilaçlama sırasında birçok bağ işletmecisine “ışık tuttu”. Üniversite üçüncü sınıftayken KOSGEB’in açtığı genç girişimci geliştirme programına katıldı ve aynı yıl bu programı başarıyla tamamladı. Bu program sürecinde geliştirdiği “bağ-bahçe pülverizatörü (yardımcı hava akımlı hidrolik pülverizatör) için hava yönlendirme elemanı” isimli buluşuyla Avea ve Toplum Gönüllüleri Vakfı’nın desteklediği Avea Hayatımın Fikri Proje Yarışması’nda birinci oldu.

Ardından geçen Şubat ayında KOSGEB’ten aldığı Ar-Ge desteğiyle TG Makina isimli şirketi kurdu. Talha, KOSGEB’in genç girişimci geliştirme programında aldığı eğitimin hayatının dönüm noktası olduğunu söylüyor:

“Bu programa başvurduğum zaman kafamdaki iş fikri bağ-bahçe ilaçlamasında kullanılan pülverizatörlerin ışıklandırılması üzerineydi. İlaçlama işlemlerinin ya çok geç saatlerde veya sabah erken saatlerde yapılıyor olması ve pülverizatörlerde ışıklandırmanın olmayışı beni bu fikre sürüklemişti. Aynı yıl içerisinde, 3. Sınıfın 2. Döneminde E.Ü. Ziraat Fakültesi Tarım Makinaları bölümünü seçtim. Burada gördüğüm derslerle birlikte ilaçlama işlemlerinde kullanılan pülverizatörlere olan merakım iyice arttı. Önceden katılmış olduğum tarım fuarlarının bana kattığı birikimler ve Tarım Makinaları Bölümündeki hocalarımın katkılarıyla şu anda geliştirmeye devam ettiğim “Bağ-Bahçe Pülverizatörleri İçin Hava Yönlendirme Elemanı” isimli projemin ilk adımlarını attım.”

Talha, buluşuyla ilgili Ar-Ge çalışmalarına halen devam ediyor. Hedefi, buluşunun seri üretimini yapıp piyasaya sunmak. Ayrıca hayvancılılık, tarım makineleri ve ilaçlama püskürtmeleriyle ilgili diğer patentlerini hayata geçirmek istiyor. Öte yandan biri çiftlik, diğeri tarım işletmesi iki tesise danışmanlık hizmeti veriyor. Önerileri ise şöyle:

“Hayallerinin peşinde koşsunlar. Fikirlerinin arkasında dursunlar. Yılmasınlar. En önemlisi aile desteğini mutlaka arkalarına alsınlar. Her şey hayalle başlıyor. Sonra bir şeyler ortaya çıkıyor.”
3 kere şirket kurdu kapattı yine de yılmadı

5 “ÇOCUKLUKTAN beri meraklıydım bilgisayara; bu yüzden bilgisayarda ders çalışacağım yalanıyla ilk bilgisayarımı edindim, boza boza bilgisayarı öğrendim ve nihayetinde bu merak, gelecekte yapacağım mesleğe ön ayak oldu. Tercihim Bilgisayar Mühendisliği oldu.” Bu sözlerin sahibi Kabil Akpınar, İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü (IYTE) Bilgisayar Mühendisliği Bölümü’nden mezun oldu. 29 yaşındaki Kabil, “Mezun olduktan sonra iş yaşamımda hep hayal ettiğim şey, kendi işimin sahibi olmak ve mesleğimi bu şekilde icra etmekti” diyor. Bu nedenle 2005’ten bu yana çalıştığı bir-iki yeri saymazsa bir şekilde bu hedefi için uğraş vermiş. Örneğin, IYTE Teknopark’ta bir şirket kurup kapatmış. Daha sonra başka bir şirketle ortaklık kurmuş, ama yine olmamış. Kabil, “Hedefimden vazgeçmedim” diyor ve anlatıyor: “Nisan 2010’da ortağım Necati Demir ile İzmir Güney Hizmet Müdürlüğü’nde KOSGEB’in katkılarıyla Pi Bilişim Teknolojileri isimli şirket olarak çalışmalara başladık. Şirket olarak hedefimiz, dünyada milyonların çok ucuza kullanabileceği, farklı ölçeklerde yazılımlar üretmek. Girişimci olarak ilk hedefimiz para kazanmak olsa da yaptığımız işin kalitesine bundan daha çok önem vermekteyiz ve bu mantıkla geniş bir kitleye hitap etme hedefimizi gerçekleştirmeyi amaçlıyoruz.”

KOSGEB desteğiyle sürdürdükleri yazılım projesi; farklı ölçekteki cihazları, mesela bir bilgisayarı bir cep telefonuna, herhangi bir ağda hiç bir ağ ayarı yapmadan bağlamaya ve bağlanılan cihazı uzaktan yönetmeye yarayan uygulamaları kapsıyor. Kabil, “Birçok işletim sisteminde çalışabilen, herhangi bir ağ bilgisine sahip olmayan bir kişinin bile basitçe kullanabileceği uygulamalar topluluğudur. Bu projenin haricinde toplu sesli mesaj, toplu fax ve SIP tabanlı sistemler ile Linux eğitimleri üzerine çalışıyoruz” diyor.

Kendisi gibi girişimci olmak isteyenlere ise Kabil, şunları söylüyor:

”Öncelikle karşılarına birçok maddi ve manevi zorluklar çıkacak; bu sıkıntılara dayanabilmek, bir başlangıç firması için gerçekten zorlayıcı olacaktır. Bu yüzden yapacakları işin her aşamasını iyice planlamalarını ve sabırlı olmalarını öneriyorum.”

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Spor Dünyasından Resimli Şampiyon Sözleri

spor dünyası sözleri, şampiyonluk, şampiyon sözleri mümin sekman, şampiyon sözleri kitap, şampiyon sözleri, şampiyon

Şampiyon Sözleri Mümin Sekman tarafından yazıldı. Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesinin bulunduğu Şampiyon Sözleri kitabından sizler için en güzel ve motivasyon sağlayıcı sözleri seçtik.

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

ŞAMPİYON SÖZLERİ ARKA KAPAK YAZISI

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

SPOR DÜNYASINDA BAŞARILI OLMAK

Pes etmeyi bir kez öğrendin mi alışkanlığa dönüşür.

Vince Lombardi

Kan, ter ve saygı. İlk ikisini verir, sonuncuyu kazanırsın.

Dwayne Johnson

Yapmadığın atışları asla sayıya çeviremezsin.

Larry Bird

Zayıf olana herkes acır, “kıskanılmak” ise çabayla kazanılır.

Arnold Schwarzenegger

Olduğun yerden başla. Elindekini kullan. Yapabildiğini yap.

Arthur Ashe

Bir olimpiyat şampiyonu, size birebir başarı koçluğu yapsa ne kazanırdınız? 

Lazer gibi odak, çelikten bir irade ve ateşli motivasyon! 

Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesi bu kitapta. Şampiyonlar şöhret, servet, kudret, marifet, zafer ve hezimet üzerine hayat dersleri veriyor. Hayatın zorlu “unvan maçları”na çıkarken, mücadele gücünüzü artıracaklar. 

Bu kitap şampiyon sporcular kadar, işinin şampiyonu olanlar için. Hayatın olimpik mücadelesinde yarışan CEO’lar, TUS adayı doktorlar, genç girişimciler veya üniversite adayları “zorlu zamanlarda güçlendiren fikirler” bulacak.

“Yetenek yoksulun servetidir,” der John Wooden. Yeteneği şöhrete, şöhreti servete, serveti kudrete, kudreti de daha büyük başarıya çevirmenin sistemini keşfedeceksiniz. 

Şampiyonluk bir zihin durumudur. Kazanmak için oynamak bir dünya görüşüdür. İnsan kendi hayatının şampiyonu olabilir. İçinde ve işinde “şampiyon zihniyeti inşa etmek” isteyenlere en kapsamlı kaynak…

Kitapta Muhammed Ali’den Pele’ye, Tiger Woods’tan Michael Jordan’a, Katarina Witt’ten Bruce Lee’ye, Roger Federer’den Ronaldo’ya alanın en iyileri kişisel sırlarını ve profesyonel sistemlerini anlatıyor. Çoğu kazanma taktiği Türkçeye ilk kez çevrildi. Türkiye’nin “başarı yazarı” Mümin Sekman da efsanelerin başarı sistemini analiz etti.

Hayatı bir şampiyon gibi yaşamak isteyenler ve şampiyonluktan başka bir hayat düşünemeyenler için… Daha ileriye, daha yükseğe, daha güçlü ve daha hızlı!

Okumaya devam et

MAKALE

Evlat edinilen çocuklar ve güvenli bağlanma süreci

yakın ilişkiler, evlat edinme, evlat edinilen çocuklar, çocuk, bağlanma

Evlat edinilen çocuklar, diğer çocukların uğraşmak zorunda kalmayacağı deneyimler yaşıyorlar. Bu deneyimler, evlat edinilen çocuklarda kaygı veren davranışlara yol açabilir. Peki, bu durumu nasıl baş edebiliriz? İşte yanıtı…

Evlat Edinilen Çocuklarda Bağlanma

Bağlanma teorisini ortaya atan John Bowlby’e göre bir çocuğun birine bağlanması; korktuğu, yorgun ya da hasta olduğu durumlarda özel olarak o kişinin yakınında ve o kişiyle iletişim içinde olmak istemesi anlamına geliyor1. Çocukların bağlanma stilleri güvenli, güvensiz (kaygılı veya kaçınmacı) ve düzensiz-güvensiz olmak üzere üçe ayrılıyor1. Ebeveynlerine güvenli bağlanan çocuklar, hem etraflarındaki dünya üzerinde bir etkileri olduğuna dair kendilerine hem de kişilerarası ilişkilerinde ebeveynlerine güveniyorlar1. Bu sayede problem çözme yeteneklerine daha fazla güvenen çocuklar, daha özgür bir biçimde dünyayı keşfedebiliyorlar1. Buna karşılık güvensiz bağlanan çocuklar gelişimleri boyunca bu keşif süreçlerini güvenle gerçekleştiremedikleri için daha fazla sorun yaşayabiliyorlar. Özellikle düzensiz-güvensiz bağlanan çocuklarda davranış bozuklukları ve psikopatoloji görülme olasılığı daha yüksek oluyor1.

Yapılan araştırmalarda evlatlık çocuklarda daha sık güvensiz ve düzensiz-güvensiz bağlanma stilleri, ideal olmayan çocuk-ebeveyn ilişkileri, tepkisel bağlanma bozukluğu ve rastgele arkadaşlık davranışları olduğu görülüyor1, 3, 4, 5. Evlat edinilmiş çocukların arasında güvensiz-düzensiz bağlananların fazla olmasına aslında bu grupta yetimhanede yetişmiş çocukların sayısının daha çok olması sebep oluyor. Çünkü yetimhanelerden çıkmış evlatlık çocuklar, çok küçük yaşta biyolojik ebeveynlerinden ve yetimhanede karşılaştıkları bakıcılardan sürekli ve sık sık ayrılmak zorunda kalıyorlar1, 4. Temel ebeveyn bakımından yoksun kalmanın getirdiği stres, çocukların beyinlerinin stresle baş etmeyi sağlayan bölümünün diğer çocuklarınkine göre daha farklı çalışmasına ve strese uygun tepki verilmesini sağlayan kortizol hormonunun daha az salgılanmasına sebep oluyor8. Bu işlevsel farklılıklar, çocuklarda zihinsel hastalıklar görülmesine ya da strese yeterince uygun tepki veremedikleri için gençliklerinde daha riskli davranışlar sergilemelerine yol açabiliyor8.

Yetimhaneden çıkıp evlat edinilen çocuklarda yeni ebeveynlerle bağlanmanın oluşabilmesi ve çocukların işlevselliklerinde buna bağlı olumlu gelişmeler görülebilmesi için çocuk ile ebeveyn arasındaki ilişkinin çocuğun önceki bakıcılarıyla olan ilişkisinden farklı olarak stabil, tutarlı ve kaliteli olması gerekiyor. Yapılan bir araştırmada hayatlarının ilk yıllarını yetimhanede sık sık bakıcı değiştirerek geçirmiş çocukların -en uzunu dokuz ayda olmak üzere- %40’ının ilk 3 ay içinde yeni ebeveynlerine bağlandıkları görülüyor5. Ancak çocuklarda bu şekilde bağlanma davranışlarının gözlenmesi, bağlanma stillerinin kesin olarak güvenli olduğu anlamına gelmiyor. Romanya’daki yetimhanelerde yetiştikten sonra evlat edinilmiş çocuklarla yapılan bir araştırmada, Kanadalı çocuklar ve dört aylıktan önce evlat edinilmiş çocuklara kıyasla araştırılan grubun belirgin bir kısmının yeni ebeveynlerine daha güvensiz bağlandıkları ortaya çıkıyor6. Bu durum elbette çocukların evlat edinilmeden önce karşılaştıkları, bakıcılar tarafından ihmal edilmek gibi kötü deneyimlere oldukça bağlı.

Yetimhanedeki koşullardan ötürü güvensiz bağlanmaya yatkın olan bu çocukların yeni ebeveynleriyle güvenli bir bağ kurmaları zor görünüyor ancak imkansız değil. Bowlby’ye göre çocukların hayatlarındaki ilk beş yılda karşı karşıya kaldıkları ebeveynlik davranışlarının hassasiyetindeki değişimler, çocukların bağlanma stillerinde ve dünyaya bakış açılarında iyi yönde bir değişim sağlayabiliyor4. Yapılan araştırmalarda bir yaşından önce evlat edinilen çocukların biyolojik ebeveynleriyle yetişen çocuklarla aralarında bağlanma stilleri açısından kayda değer bir fark olmadığı görülüyor4, 6. Genel olarak, evlat edinilme yaşı ile bağlanma stilinin iyi yönde değişmesinin zorluk seviyesinin paralel gittiği düşünülüyor2. Bu duruma sebep olarak bir yaşından küçük çocukların yetimhanelerin kötü şartlarına uzun süre maruz kalmadan ve henüz bağlanma sistemleri gelişmekteyken yeni ebeveynleri tarafından bakım görmeye başlamaları görülüyor6. Ancak aynı paralellik düzensiz-güvensiz bağlanma stiliyle evlat edinilme yaşı arasında bulunmuyor, yaştan bağımsız olarak düzensiz-güvensiz bağlanma stili genellikle yoğun bir şekilde kötü muameleye maruz kalma sonucu oluştuğu için değişmesi de daha zor oluyor4.

Bu istisna göz ardı edildiğinde, evlatlık edinilen çocukların, biyolojik ebeveynleri tarafından yetiştirilen çocuklar gibi bağlanma stillerinin onları evlat edinen anneleriyle oldukça benzer olduğu görülüyor7. Yapılan uzun soluklu bir çalışma da erken ve orta çocukluk dönemlerinde annelerin çocuklarına gösterdiği hassas davranışların çocukların erken yetişkinliklerindeki bağlanma algıları üzerinde olumlu etkisi olduğunu ortaya koyuyor3. Bunun yanı sıra aslında ebeveynlerden en az birinin bile güvenli bir dünya görüşüne (state of mind) sahip olması, çocukların evlat edinilmeden önce yaşadığı travma ve mahrum kalmışlığa karşı koruma görevi görebiliyor7. Yani her ne kadar bağlanma stillerinin güvenliye dönmesi zor gibi görünse de geç evlat edinilen çocukların bile kurumların bakımı altından çıkıp sabit, korumacı ve ilgi gösteren bir aile tarafından bakım görmeleri sosyal ilişkilerinden bilişsel kapasitelerine ve zihinsel sağlıklarına kadar hayatlarının birçok alanındaki gelişimlerinde olumlu etkiler yaratıyor.

Yazan: Rengim Lal Kılavuz
Düzenleyen: Dr. Gizem Sürenkök
Kaynak: www.yakiniliskiler.com

Okumaya devam et

MAKALE

Müşteri memnuniyeti için öneriler

satın alma deneyimi, satın alma, pazarlama, müşteri, marka

Markalar müşterilerine iyi bir satın alma deneyimi yaşatmayı hedefler. Fakat maalesef bu konuda başarılı olan pek az şirket var. Peki, bu durum tam tersine nasıl çevrilir? İşte yanıtı…

İyi Müşteri Deneyimi Yaşatmak Neden Çok Zor?

İnsanın bir markayla ilişkisi sadece o ürünü kullandığı zaman yaşadıklarından ibaret değildir. Bilgi edinmek için internetten yaptığı araştırmalarla başlayan süreç; çağrı merkezi görevlileriyle konuşmalar, satın alma sırasında satıcıların tavırları ve satın alma yolculuğu sonunda yaşadıklarının toplamından oluşan bir marka deneyimidir.

Kısacası müşteri ve marka arasındaki ilişki bu “gerçeklik anlarında” yaşanan tüm adımları içerir.

Rekabetin gerisinde kalmamak için şirketlerin bu gerçeklik anlarının her birini incelemesi ve satın alma yolculuğunun her aşamasını müşteri için kolaylaştırması gerekir. Bunun için insanların motivasyonlarını, yapmak istediklerini anlayıp sonra da markayla ilişkiye girdiklerinde yaşadıkları zorlukları giderecek çözümler üretmesi lazımdır.

Bugün -maalesef- büyük şirketlerin birincil sorunu müşterilerin gerçekten ne istediklerini anlayamamalarıdır. Satın alma deneyimini iyileştirmek için bir araya gelen yöneticiler, çoğu zaman empati güçlerini kaybederler. Tüketicilerin de kendileri gibi insan olduğunu unuturlar. Çamaşır makinesi üreten bir şirket yöneticisi müşteri deneyimine odaklanmak yerine satış noktalarında yaşanan şirket sorunlarına odaklanır. Oysa her marka yöneticisi, günlük hayatta bir başka markanın tüketicisidir. Özel hayatında; o da yaptığı alışverişten şikâyet eden, aldığı ürünün fiyatından yakınan, gereğinde memnun kalmadığı ürünü iade eden olağan bir müşteridir. Fakat yönetici şapkasını giyip kurumsal bir kimliğe büründüğünde düşünceleri ve davranışları değişir. Müşterilerinin çamaşır yıkamakla ilgili gerçek sorunlarını çözmek yerine sosyal projeler üretmeye, toplumsal konulara duyarlılık kisvesi altında konu dışı alanlara kafa yormaya başlar. Tüketicinin bugünkü ihtiyaçlarını çözmek yerine ilgisiz konulara öncelik verir. Kendi kişisel hedeflerine veya kendi departmanının önceliklerine odaklanır.

Benzer şekilde müşteri deneyimini iyileştirmek için uluslararası danışmanlık şirketlerine büyük projeler yaptıran şirketler bile çoğu zaman kendi tüketicilerinin (müşterilerinin) ihtiyaçlarına yalın çözümler üretmek yerine mevcut sorunları daha da karmaşıklaştırırlar.

Oysa tüketiciler markaların vaat ettiklerini hakkıyla yerine getirmesini beklerler.

Dijitalleşmeyle, bugün pazarlama disiplini bir evrim geçiriyor. Satın alacağı ürünü internetten iyice araştıran, tüketici yorumlarını didik didik okuyan yeni nesil müşteriler markaların önüne farklı taleplerle gelmekte. Bütün şirketlerin bu talepleri iyi anlamaları, analiz etmeleri ve bunlara çözüm üretmeleri şart. Aksi takdirde bugünün insanına zorla iteleyerek ürün veya hizmet satmak mümkün değil.

Son yıllarda hayatımıza giren Inbound Pazarlama, modern insanın beklentilerine karşılık veren bir felsefeyi benimser. Yaklaşımı, dijital ortamda edindiği bilgi ile güçlenen modern müşterinin (tüketicinin) yapmak istediğini anlamak ve ona yol göstermektir. Inbound Marketing felsefesi eski usul yöntemler kullanarak, ısrarla bir ürün veya hizmeti zorla satmaya çalışan pazarlama anlayışının tam tersidir.

Inbound Marketing’in hedefi, markayı insanlara itelemek yerine onları markaya çekmek ve gönüllü bir şekilde markadan alışveriş yapmalarını sağlamaktır.

Inbound Pazarlama yöntemini uygulamak isteyen yöneticilere önerilerim şunlardır:

  • Markanın odağına insanı koy. Onun ne yapmak istediğini, amacını anla. Tüketicilerini veya müşterilerini “persona”lar ile tanımlayabilir, onları segmentlere ayırabilirsin ama unutma ki her biri senin benim gibi gerçek birer insandır. Dolayısıyla markanın müşterisinin önce insan sonra tüketici olduğu hatırla.
  • İnsanlar her gün kendilerine zorla bir şeyler satmaya çalışan yapışkan satıcılardan bıktı. Bu nedenle Web sitene ya da mağazana gelen insana hemen satış yapmaya çalışma. Onun ihtiyaçlarını anlayabilmek için sorman gereken bütün soruları sor. Ona bilgi vermekte cömert ol. Kendini bir satıcı gibi değil, o insana yardım etmek için görevlendirilmiş bir yetkili gibi gör.
  • Alışveriş yapan her insanı tedirgin eden birçok konu vardır. Yanlış ürüne veya hizmete para harcamak, verdiği karardan dönememek, satın aldıktan sonra markanın ilgisiz kalacağından endişe etmek… Bunlar insanların “acı noktalarıdır”. Her sektörde insanların markalardan alışveriş yaparken karşı karşıya kaldıkları sayısız acı noktası vardır. Kendi markan için bunların hepsini listele ve bunlara çözüm üret. Bugün Amazon, insanların bütün acı noktalarını çözdüğü için dünyada 1 numara olmuştur.
  • Eğer böyle davranırsan insanlar senin markana güven duyacak ve alışveriş yapmaya gönüllü olacaklardır. Markanı kendilerine zorla satış yapmaya çalışan diğer markalardan ayrı bir yere konumlayacaklardır.
  • Satın alma yaptıktan sonra senin markanla ilişkiye devam edecekler, kendi çevrelerine markanı tavsiye edeceklerdir.
  • Bütün bunları hayata geçirmek ve insanlara iyi bir alışveriş deneyimi yaşatmak için dijital teknolojileri hakkıyla kullan.

Dijital çağda istediği bilgiyi edinebilen, önünde sayısız seçenek olan, istediği markadan alışveriş yapabilen modern insana hitap edebilmek, onu markana çekebilmek, onun aklını ve gönlünü kazanabilmek, onun senin markandan can-ı gönülden alışveriş yapmasını sağlamak için gerekli dijital dönüşümü gerçekleştir.

Bu dijital dönüşümü gerçekleştirmeyen markaların bugünün dünyasında iyi bir alışverişçi deneyimi yaşatmaları ve ayakta kalmaları mümkün değil.

Yazar: Temel Aksoy
Kaynak: www.temelaksoy.com

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND