Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Hem kariyerini, hem formunu koru

Çalışma hayatında fazla kilolarla mücadele etmek çoğu zaman içinden çıkılmaz bir hal alır. İşin öncelikleriyle dengeli beslenmenin öncelikleri çakışınca tercih genelde kariyerden yana yapılır. Hem çalışıp, hem de formunuzu korumak isteyenler ise bazı noktalara dikkat ederek bunu başarabilir…

’Kilo verme telaşı sezonu’ açıldı. Yaz yaklaşır, mayolu günler gelirken, kadın erkek fark etmez, çoğumuz kilo verme – form tutma derdine düştük. Çalışanlar için durum daha zor: İş güç yüzünden spor yapmaya vakit yok, işyerinde diyete uygun yemek bulmak zor, masabaşında çalışanlar gün içinde pek hareket de etmiyor, bunlara bir de tatlıları, hamur işlerini rahat rahat yiyen iş arkadaşları eklenince kilo vermek hepten zorlaşıyor. Peki ne yapacağız? İşyerinde mümkün olduğu kadar hareket etmek, ofise sipariş vermek yerine dışarıya çıkıp yemek, eve dönerken servisten, otobüsten birkaç durak önce inip yürüyüş yapmak önerilerden bazıları.

Yaz yaklaşırken herkeste – yine – kilo verme telaşı başladı. Çalışanların işi çalışmayanlara göre daha zor. Vakitleri kısıtlı, istedikleri türden diyet yiyeceklere rahat ulaşamıyorlar, iş seyahatleri, toplantılar, yoğun çalışma temposunda ana öğünleri bile atlayabiliyorlar. Çalışma hayatıyla birlikte beslenme şekli değiştiği için kilo problemleri yaşıyorlar. Yani kilo vermek zor ve bahane bol!

Fakat bu çalışırken diyet yapılamaz demek değil. Çalışırken de doğru beslenmek ve fazla kilolardan kurtulmak mümkün.

Çalışma hayatı ile daha hareketsiz bir yaşam başlıyor, uzun süreli çalışma saatleri, düzensiz beslenme fazla kilolara sebep oluyor. Diyetisyen Sümeyra Şahinler çalışan kesimin kilo verme konusunda çalışmayanlara göre daha zorlandığını söylüyor. Çünkü kişi çalışmadığında öğünleri, yemek saatleri daha düzenli olabiliyor. Evlerinde kendi yaptıkları yemekleri yiyor, yağlarını kendilerine göre ayarlayabiliyorlar. Spor için de daha çok vakitleri oluyor. Fakat çalışanlarda durum değişiyor. İşe yetişme telaşıyla kahvaltı yapmadan evden çıkıp, dışarıdaki yüksek yağlı ve kalorili simit, poğaça gibi besinlerle kahvaltıyı geçiştiriyorlar. İşe gömülüp, öğünleri atlıyor, uzun süre aç kalabiliyorlar. Karınlarını, şirkette çıkan yemeklerle yahut sokaktan getirttikleriyle, büfelerde, hamburgercilerde doyuruyorlar. Tabii bu yemekler asla evde yapılanlar gibi olmuyor, yağlı, ağır olabiliyor.

Akşam, spor yapacak, yürüyecek vakti veya mecali olmayabiliyor insanların. Özellikle de, iş çıkışı alışveriş yapan, yemek pişirip sofra kuran kaldıran, çocuklarla ilgilenen çalışan kadınların. “Ben spora vakit bulamıyorum cümlesini kabul etmiyorum” diyen Şahinler, herkesin gün içinde kendine ayırabileceği bir 30 dakikanın olduğunu düşünüyor.

İş yerlerinin çalışanları için doğru beslenme konusuna çok eğilmediklerini belirten Şahinler, düzenli bir şekilde çalışanlara beslenme konusunda eğitimler veren, kilo problemi ya da hastalığı olanlar için diyet menüler, salata barlar olan kurum mutfaklarının da mevcut olduğunu söylüyor.

Spora vakit yoksa günlük diyete dikkat
İşyeri Hekimliği ve İş Güvenliği Derneği (İHİD) Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Mansur Yurt, şirketlerin çalışanlarının kilo sorununu genelde diyetisyen yardımıyla yemeklerin kalorilerini ayarlayarak çözmeye çalıştıklarını söylüyor. Sektörlere ve işin ağırlığına göre günlük kalori ihtiyacı hesaplanıyor. 2.700 kalori olan ortalama günlük ihtiyaç, ağır işlerde 5.000 kaloriye kadar çıkabiliyor. Pek az şirket spor salonu ve sabah jimnastği uygulayarak kilo sorununu ve kas iskelet hastalıklarını önlemeye çalışıyor. İnsanların da kalori ayarlamayı ve değişik kalorilerle beslenme gerekliliğini bilmediklerini belirten Yurt, büyük şehrin trafik yoğunluğu da eklenince insanların kendilerine daha az zaman ayırdıklarını ve ekonomik güçlükler nedeniyle spor salonuna gitmenin güçleştiğini söylüyor. Bilinçli firmaların iş sağlığı ve güvenliğini kurarak bu konuda çalışanlarına eğitimler verdiğini, diyetisyen çalıştırarak ve hatta bizzat spor tesislerini kurarak önemli adımlar attıklarını belirten Yurt, şirketlerde genelde yüksek kalorili yemeklerin çıktığını ya da fast-food tarzı beslenmenin tercih edildiğini söylüyor.

Ofis ortamları daha az fiziksel eforun harcandığı ortamlar. Dolayısıyla kilo alınmasa bile vücuttaki kas dokusu azalarak yerini yağ dokusuna bırakıyor. Yurt, bu durumun çalışanlarda kondisyon düşüklüğüyle birlikte birçok hastalığa davetiye çıkardığını söylüyor: “Vücuttaki yağ oranındaki artışı ve kas iskelet hastalıklarının oluşumunu önlemek için hiç olmazsa yarım saatte bir yerimizden kalkıp ofis içerisinde hareket etmeliyiz. Ofiste yapabileceğimiz birçok egzersiz yöntemleri mevcut. Ayrıca düzenli ve dengeli beslenmeye dikkat edilmelidir. Spora vakti olmayanların mutlaka günlük diyete dikkat etmeleri gerekiyor. Ara öğünlerde gereksiz aperatiflerden de kaçınılmalı.” Yoğun iş stresinin önemli kilo alma sebeplerinden olduğunu belirten Yurt vücutta stresle birlikte kilo almaya neden olan hormonların arttığını, düzenli iş hayatı olan insanlarda obezitenin daha az sorun olduğunu söylüyor. Sürekli seyahat, toplantı, yoğun iş temposunda olan kişilerin kilo vermesi ya da kilolarını korumaları kolay olmuyor. Yurt hiç olmazsa ana öğünlerin kaçırılmamasını öğütlüyor: “Kesinlikle fast-food beslenme şeklinden kaçınılmalı. Mümkün ölçüde sebze-meyve, baklagiller ve beyaz et ağırlıklı beslenmeye gayret edilmeli.”

Arkadaşlar kilo almada etkili
Kilo almadaki önemli etkenlerden biri de birlikte çalıştığınız iş arkadaşlarınız. Genele ayak uydurmak için ikram edilen tatlılardan yemek, kalorili yiyecekleri birlikte tüketmek kilo artışına neden oluyor. Acıktın mı? Yemeğe inelim mi? Canım tatlı bi şeyler yemek istedi, çikolata, baklava, bisküvi ister misin? E hadi bana da ver bir tane… diye başlayan diyaloglar, tartıda kilo olarak geri dönüyor.

Ofis çalışanlarının, ki bu kişiler çoğunlukla günün 8-9 saatini aynı çatı altında geçiriyor, en önemli ortak mevzularından biri yemek. Ofis arkadaşlarının sizin yemek alışkanlıklarınızı etkilediği bir gerçek. Diyet merkezleri de bunun için ’iş yerinde grup diyeti’ yapıyor. Sistem şöyle işliyor: Hizmeti veren şirket iş yerinize geliyor ve bir tarama yapıyor. Bu taramada obezite riski belirleniyor. Ardından grup diyeti hizmeti almak istediğini belirten çalışanlar, durumlarına göre gruplara ayrılıyor ve haftada yarım saat toplu olarak diyetisyenle görüşüyorlar. Bu hizmeti veren Ota Güzellik Merkezleri Direktörü Dr. Tülay Akvardar, “Grup diyetine katılmaya karar veren kişilerden, önce kan tahlili isteniyor, vücut analizi yapılıyor. Diyetisyen bunları değerlendirerek herkesin ayrı ayrı nasıl bir diyetle zayıflayabileceğini belirliyor. Herkesin bir diyet günlüğü oluyor. Diyetisyenle yapılan haftalık görüşmelerde herkesin günlüğüne bakılıyor, kaç kilo verdiği belirleniyor. Bu sürecin grup halinde yürütülmesinin faydası, gruptaki kişilerin birbirlerini çok iyi anlıyor, birbirlerinin anlattıklarında kendi durumlarını görüyor olmaları.” Akvardar, şirketlerin özel sağlık sigortası yaptırdığını ama iş yükünden çalışana doktora gidecek zaman tanınmadığını söylüyor: “Özellikle masa başı çalışanlar, kapalı mekanlarda çalışanlar ofiste tencere yemeği yiyemediği için fast food’a yöneliyorlar. Çalışanlar masa başında olduğu için aldıkları kaloriyi yakamıyor; kapalı alanda çalışanlar oksijen eksikliği, kapalı olmanın psikolojisi ile daha çok atıştırmaya yöneliyor ve ortaya gün geçtikçe artan, obeziteye kadar varan sağlık sorunları beliriyor. Çalışanın sürekli kilo alması kişisel görünümü yüzünden demotive olmasının yanı sıra mide rahatsızlıkları, sırt ağrıları ya da nefes düzensizliğine kadar birçok sağlık sorununa yol açıyor. Bu da gözle görülmeyen soyut bir neden olarak iş performansının düşmesine neden oluyor. İşverenlerin bu hizmeti çalışanlarına sağlaması hem sağlıklarının düşünülmesi yönünden hem de onlara özel bir uygulama başlatılması açısından olumlu gelişmeler kaydettiriyor.”

Dikkat edilmesi gerekenler
Diyetisyen Sümeyra Şahinler’in çalışırken kilo verebilmek için önerileri:

Her zaman güne dengeli bir kahvaltı ile başlanılması gerekir. Börek, poğaça tarzı besinleri sık tüketmemekte fayda var.

Sabah işe giderken veya dönerken servisten veya otobüsten 2-3 durak erken inip küçük yürüyüşler yapılabilir.

Ofiste küçük, kol, bacak, omuz hareketleri fırsat buldukça yapılabilir.

Gün içinde merdivenler daha sık kullanılabilir.

Hareketi artırmak için fırsatlar yaratıp ayağa kalkıp hareket etmek gibi küçük aktiviteler biraz olsun enerji harcamaya yardımcı olur.

Gün içinde sıkça tüketilen meşrubat, çay ve kahve yerine, bitki çayları veya su tercih edilmeli.

Tatlı ihtiyacı meyvelerle karşılanabilir.

Öğle yemeklerinde imkan oldukça sipariş vermek yerine, dışarı gidip yemek yemek tercih edilmeli. En azından bu şekilde günlük aktivite biraz olsun artırılabilir.

Dışarıda yenecek yemeklerin yüksek yağlı ve kalorili yiyecekler olmamasına dikkat edilmeli. (Kızartmalar, fastfood, makarna gibi…)

Daha çok ızgara tavuk, kepekli sandviç, ton balıklı salata gibi yemekler tercih edilmeli.

Beyaz ekmek yerine kepekli ekmek, pirinç pilavı yerine bulgur pilavı gibi kan şekerini hızlı yükseltmeyen glisemik indeksi düşük besinler tercih edilmeli.

Kurumlarda çıkan yemekleri yerken de dikkat edilmesi gerekir. Yemeği susuz şekilde almak, salataya yüksek kalorili soslar kullanmamak gibi…

Gün içindeki abur-cubur diye tarif edilen besinler kaldırılmalı. 2-2,5 saatte bir metabolizmanın çalışması için küçük öğünler yenebilir. Bunlar örneğin meyve, kuru meyve, ceviz, badem gibi kabuklu yemişler, yağsız bir tost, süt veya yoğurt olabilir, seçenekler daha da zenginleştirilebilir.

Toplantıda ara öğün
35 yaşındaki Murat Kahraman Ürün Geliştirme Yöneticisi olarak çalışıyor. 112 kg’a çıkınca diyet yapmanın kaçınılmaz olduğunu farketmiş ve 92 kiloya düşmüş. Diyetisyenden yardım alan Kahraman haftalık düzenli ölçümler ve programlarla ilerliyor. İşyerinde 8 saat ve evde de en az 3-4 saatini bilgisayar başında geçiren Kahraman, düzensiz ve sağlıksız beslenince aşırı şekilde kilo almanın kaçınılmaz olduğunu söylüyor: “Haftada en az 3-4 gün kardiyo ağırlıklı spor yapmaya özen gösteriyorum. Öğün ve ara öğünlerimde neler yiyeceğim belli. Diyet listelerime uymaya özen gösteriyorum ama çalışırken herhangi bir beslenme listesine tamamen uyabilmek çok mümkün değil. Diyetisyenim ile bu sorunları paylaşarak daha esnek programlar uyguluyoruz. Çalışma arkadaşlarım toplantıların ortasında ara öğünümü çıkartıp yememe alıştılar.” “Bilgisayar başında çalışan biri olarak gün içinde parmaklarım hariç çok hareket etmemi gerektiren bir işim yok” diyen Kahraman gün içerisinde gideremediği hareket ihtiyacını mesai saatleri dışında spor yaparak gidermeye özen gösteriyor. Merdiven yerine asansör kullanmaya, gideceği yerlere yürüyerek gitmeye çalışan Kahraman günlük çalışma temposu içinde çoğunlukla hızın sağlıktan önce geldiğini söylüyor.

Stres yeme isteğini artırıyor
26 yaşındaki Burcu Mercan SAP danışmanı olarak çalışıyor. Diyetisyen yardımı almayan Mercan, gittiği spor salonundaki eğitmenlerden tavsiye alıyor ve her gün yediklerini http://diyet-gunlugu.blogspot.com adresine yazıyor. Kilo almasının başlıca nedeninin hareketsizlik olduğunu belirten Mercan, masabaşı işi yapmanın kilo aldırdığını söylüyor: “Hem sürekli oturur vaziyette çalışıyordum hem de sürekli hazır gıdalarla besleniyordum. Bir de sabahları kahvaltı etmektense yoldan alınan poğaça-simit tarzı yiyeceklerle karnımı doyuruyordum. Öğlen yemekhanede yediğimiz yemekler çok yağlı ve kalori hesabına uygun değil.” Sabahları daha erken kalkarak kahvaltıyı evde yapan Mercan, öğle yemeklerinde salata ve yoğurda ağırlık veriyor. Çalışma hayatı da diyeti etkiliyor. İşi yüzünden yurtdışına sık sık seyahat eden Mercan, bu nedenle düzeninin sürekli bozulduğunu söylüyor: “Ne diyet kalıyor, ne spor. Bir de stres faktörü var tabii ki, stres bende yeme isteğini artırıyor ve canım daha çok tatlı istiyor.”

Çalışanların diyet yapma konusunda en büyük problemlerinden biri vakitsizlik. Özellikle hem işte hem de evde çalışan kadınlar kendilerine ayıracak çok az vakit bulabiliyor. Yemeğe mümkün olduğu kadar az zaman ayırmak için, sabahları ya simitle, ya sandviçle doyuruyorlar karınlarını; akşam yemekleri de aynı şekilde ya fast-food ya da evde mikrodalgada 5-10 dakikada ısıtılıp yenen tarzda donmuş gıdalar ya da en kolay yemekler olan kızartmalarla geçiştiriliyor. Yemeğe ayrılacak vakit yok, diyen Mercan ne yemek yapmaya ne de oturup yemeye zaman olduğunu söylüyor.

Diyet yapanlar işyerlerinde istedikleri tür yiyeceklere ulaşmakta da zorlanıyorlar. Genelde yemekhanede yemek yiyenler kısıtlı seçenekler nedeniyle diyetlerini yapmakta güçlük çekiyor.

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Spor Dünyasından Resimli Şampiyon Sözleri

spor dünyası sözleri, şampiyonluk, şampiyon sözleri mümin sekman, şampiyon sözleri kitap, şampiyon sözleri, şampiyon

Şampiyon Sözleri Mümin Sekman tarafından yazıldı. Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesinin bulunduğu Şampiyon Sözleri kitabından sizler için en güzel ve motivasyon sağlayıcı sözleri seçtik.

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

ŞAMPİYON SÖZLERİ ARKA KAPAK YAZISI

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

SPOR DÜNYASINDA BAŞARILI OLMAK

Pes etmeyi bir kez öğrendin mi alışkanlığa dönüşür.

Vince Lombardi

Kan, ter ve saygı. İlk ikisini verir, sonuncuyu kazanırsın.

Dwayne Johnson

Yapmadığın atışları asla sayıya çeviremezsin.

Larry Bird

Zayıf olana herkes acır, “kıskanılmak” ise çabayla kazanılır.

Arnold Schwarzenegger

Olduğun yerden başla. Elindekini kullan. Yapabildiğini yap.

Arthur Ashe

Bir olimpiyat şampiyonu, size birebir başarı koçluğu yapsa ne kazanırdınız? 

Lazer gibi odak, çelikten bir irade ve ateşli motivasyon! 

Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesi bu kitapta. Şampiyonlar şöhret, servet, kudret, marifet, zafer ve hezimet üzerine hayat dersleri veriyor. Hayatın zorlu “unvan maçları”na çıkarken, mücadele gücünüzü artıracaklar. 

Bu kitap şampiyon sporcular kadar, işinin şampiyonu olanlar için. Hayatın olimpik mücadelesinde yarışan CEO’lar, TUS adayı doktorlar, genç girişimciler veya üniversite adayları “zorlu zamanlarda güçlendiren fikirler” bulacak.

“Yetenek yoksulun servetidir,” der John Wooden. Yeteneği şöhrete, şöhreti servete, serveti kudrete, kudreti de daha büyük başarıya çevirmenin sistemini keşfedeceksiniz. 

Şampiyonluk bir zihin durumudur. Kazanmak için oynamak bir dünya görüşüdür. İnsan kendi hayatının şampiyonu olabilir. İçinde ve işinde “şampiyon zihniyeti inşa etmek” isteyenlere en kapsamlı kaynak…

Kitapta Muhammed Ali’den Pele’ye, Tiger Woods’tan Michael Jordan’a, Katarina Witt’ten Bruce Lee’ye, Roger Federer’den Ronaldo’ya alanın en iyileri kişisel sırlarını ve profesyonel sistemlerini anlatıyor. Çoğu kazanma taktiği Türkçeye ilk kez çevrildi. Türkiye’nin “başarı yazarı” Mümin Sekman da efsanelerin başarı sistemini analiz etti.

Hayatı bir şampiyon gibi yaşamak isteyenler ve şampiyonluktan başka bir hayat düşünemeyenler için… Daha ileriye, daha yükseğe, daha güçlü ve daha hızlı!

Okumaya devam et

MAKALE

Evlat edinilen çocuklar ve güvenli bağlanma süreci

yakın ilişkiler, evlat edinme, evlat edinilen çocuklar, çocuk, bağlanma

Evlat edinilen çocuklar, diğer çocukların uğraşmak zorunda kalmayacağı deneyimler yaşıyorlar. Bu deneyimler, evlat edinilen çocuklarda kaygı veren davranışlara yol açabilir. Peki, bu durumu nasıl baş edebiliriz? İşte yanıtı…

Evlat Edinilen Çocuklarda Bağlanma

Bağlanma teorisini ortaya atan John Bowlby’e göre bir çocuğun birine bağlanması; korktuğu, yorgun ya da hasta olduğu durumlarda özel olarak o kişinin yakınında ve o kişiyle iletişim içinde olmak istemesi anlamına geliyor1. Çocukların bağlanma stilleri güvenli, güvensiz (kaygılı veya kaçınmacı) ve düzensiz-güvensiz olmak üzere üçe ayrılıyor1. Ebeveynlerine güvenli bağlanan çocuklar, hem etraflarındaki dünya üzerinde bir etkileri olduğuna dair kendilerine hem de kişilerarası ilişkilerinde ebeveynlerine güveniyorlar1. Bu sayede problem çözme yeteneklerine daha fazla güvenen çocuklar, daha özgür bir biçimde dünyayı keşfedebiliyorlar1. Buna karşılık güvensiz bağlanan çocuklar gelişimleri boyunca bu keşif süreçlerini güvenle gerçekleştiremedikleri için daha fazla sorun yaşayabiliyorlar. Özellikle düzensiz-güvensiz bağlanan çocuklarda davranış bozuklukları ve psikopatoloji görülme olasılığı daha yüksek oluyor1.

Yapılan araştırmalarda evlatlık çocuklarda daha sık güvensiz ve düzensiz-güvensiz bağlanma stilleri, ideal olmayan çocuk-ebeveyn ilişkileri, tepkisel bağlanma bozukluğu ve rastgele arkadaşlık davranışları olduğu görülüyor1, 3, 4, 5. Evlat edinilmiş çocukların arasında güvensiz-düzensiz bağlananların fazla olmasına aslında bu grupta yetimhanede yetişmiş çocukların sayısının daha çok olması sebep oluyor. Çünkü yetimhanelerden çıkmış evlatlık çocuklar, çok küçük yaşta biyolojik ebeveynlerinden ve yetimhanede karşılaştıkları bakıcılardan sürekli ve sık sık ayrılmak zorunda kalıyorlar1, 4. Temel ebeveyn bakımından yoksun kalmanın getirdiği stres, çocukların beyinlerinin stresle baş etmeyi sağlayan bölümünün diğer çocuklarınkine göre daha farklı çalışmasına ve strese uygun tepki verilmesini sağlayan kortizol hormonunun daha az salgılanmasına sebep oluyor8. Bu işlevsel farklılıklar, çocuklarda zihinsel hastalıklar görülmesine ya da strese yeterince uygun tepki veremedikleri için gençliklerinde daha riskli davranışlar sergilemelerine yol açabiliyor8.

Yetimhaneden çıkıp evlat edinilen çocuklarda yeni ebeveynlerle bağlanmanın oluşabilmesi ve çocukların işlevselliklerinde buna bağlı olumlu gelişmeler görülebilmesi için çocuk ile ebeveyn arasındaki ilişkinin çocuğun önceki bakıcılarıyla olan ilişkisinden farklı olarak stabil, tutarlı ve kaliteli olması gerekiyor. Yapılan bir araştırmada hayatlarının ilk yıllarını yetimhanede sık sık bakıcı değiştirerek geçirmiş çocukların -en uzunu dokuz ayda olmak üzere- %40’ının ilk 3 ay içinde yeni ebeveynlerine bağlandıkları görülüyor5. Ancak çocuklarda bu şekilde bağlanma davranışlarının gözlenmesi, bağlanma stillerinin kesin olarak güvenli olduğu anlamına gelmiyor. Romanya’daki yetimhanelerde yetiştikten sonra evlat edinilmiş çocuklarla yapılan bir araştırmada, Kanadalı çocuklar ve dört aylıktan önce evlat edinilmiş çocuklara kıyasla araştırılan grubun belirgin bir kısmının yeni ebeveynlerine daha güvensiz bağlandıkları ortaya çıkıyor6. Bu durum elbette çocukların evlat edinilmeden önce karşılaştıkları, bakıcılar tarafından ihmal edilmek gibi kötü deneyimlere oldukça bağlı.

Yetimhanedeki koşullardan ötürü güvensiz bağlanmaya yatkın olan bu çocukların yeni ebeveynleriyle güvenli bir bağ kurmaları zor görünüyor ancak imkansız değil. Bowlby’ye göre çocukların hayatlarındaki ilk beş yılda karşı karşıya kaldıkları ebeveynlik davranışlarının hassasiyetindeki değişimler, çocukların bağlanma stillerinde ve dünyaya bakış açılarında iyi yönde bir değişim sağlayabiliyor4. Yapılan araştırmalarda bir yaşından önce evlat edinilen çocukların biyolojik ebeveynleriyle yetişen çocuklarla aralarında bağlanma stilleri açısından kayda değer bir fark olmadığı görülüyor4, 6. Genel olarak, evlat edinilme yaşı ile bağlanma stilinin iyi yönde değişmesinin zorluk seviyesinin paralel gittiği düşünülüyor2. Bu duruma sebep olarak bir yaşından küçük çocukların yetimhanelerin kötü şartlarına uzun süre maruz kalmadan ve henüz bağlanma sistemleri gelişmekteyken yeni ebeveynleri tarafından bakım görmeye başlamaları görülüyor6. Ancak aynı paralellik düzensiz-güvensiz bağlanma stiliyle evlat edinilme yaşı arasında bulunmuyor, yaştan bağımsız olarak düzensiz-güvensiz bağlanma stili genellikle yoğun bir şekilde kötü muameleye maruz kalma sonucu oluştuğu için değişmesi de daha zor oluyor4.

Bu istisna göz ardı edildiğinde, evlatlık edinilen çocukların, biyolojik ebeveynleri tarafından yetiştirilen çocuklar gibi bağlanma stillerinin onları evlat edinen anneleriyle oldukça benzer olduğu görülüyor7. Yapılan uzun soluklu bir çalışma da erken ve orta çocukluk dönemlerinde annelerin çocuklarına gösterdiği hassas davranışların çocukların erken yetişkinliklerindeki bağlanma algıları üzerinde olumlu etkisi olduğunu ortaya koyuyor3. Bunun yanı sıra aslında ebeveynlerden en az birinin bile güvenli bir dünya görüşüne (state of mind) sahip olması, çocukların evlat edinilmeden önce yaşadığı travma ve mahrum kalmışlığa karşı koruma görevi görebiliyor7. Yani her ne kadar bağlanma stillerinin güvenliye dönmesi zor gibi görünse de geç evlat edinilen çocukların bile kurumların bakımı altından çıkıp sabit, korumacı ve ilgi gösteren bir aile tarafından bakım görmeleri sosyal ilişkilerinden bilişsel kapasitelerine ve zihinsel sağlıklarına kadar hayatlarının birçok alanındaki gelişimlerinde olumlu etkiler yaratıyor.

Yazan: Rengim Lal Kılavuz
Düzenleyen: Dr. Gizem Sürenkök
Kaynak: www.yakiniliskiler.com

Okumaya devam et

MAKALE

Müşteri memnuniyeti için öneriler

satın alma deneyimi, satın alma, pazarlama, müşteri, marka

Markalar müşterilerine iyi bir satın alma deneyimi yaşatmayı hedefler. Fakat maalesef bu konuda başarılı olan pek az şirket var. Peki, bu durum tam tersine nasıl çevrilir? İşte yanıtı…

İyi Müşteri Deneyimi Yaşatmak Neden Çok Zor?

İnsanın bir markayla ilişkisi sadece o ürünü kullandığı zaman yaşadıklarından ibaret değildir. Bilgi edinmek için internetten yaptığı araştırmalarla başlayan süreç; çağrı merkezi görevlileriyle konuşmalar, satın alma sırasında satıcıların tavırları ve satın alma yolculuğu sonunda yaşadıklarının toplamından oluşan bir marka deneyimidir.

Kısacası müşteri ve marka arasındaki ilişki bu “gerçeklik anlarında” yaşanan tüm adımları içerir.

Rekabetin gerisinde kalmamak için şirketlerin bu gerçeklik anlarının her birini incelemesi ve satın alma yolculuğunun her aşamasını müşteri için kolaylaştırması gerekir. Bunun için insanların motivasyonlarını, yapmak istediklerini anlayıp sonra da markayla ilişkiye girdiklerinde yaşadıkları zorlukları giderecek çözümler üretmesi lazımdır.

Bugün -maalesef- büyük şirketlerin birincil sorunu müşterilerin gerçekten ne istediklerini anlayamamalarıdır. Satın alma deneyimini iyileştirmek için bir araya gelen yöneticiler, çoğu zaman empati güçlerini kaybederler. Tüketicilerin de kendileri gibi insan olduğunu unuturlar. Çamaşır makinesi üreten bir şirket yöneticisi müşteri deneyimine odaklanmak yerine satış noktalarında yaşanan şirket sorunlarına odaklanır. Oysa her marka yöneticisi, günlük hayatta bir başka markanın tüketicisidir. Özel hayatında; o da yaptığı alışverişten şikâyet eden, aldığı ürünün fiyatından yakınan, gereğinde memnun kalmadığı ürünü iade eden olağan bir müşteridir. Fakat yönetici şapkasını giyip kurumsal bir kimliğe büründüğünde düşünceleri ve davranışları değişir. Müşterilerinin çamaşır yıkamakla ilgili gerçek sorunlarını çözmek yerine sosyal projeler üretmeye, toplumsal konulara duyarlılık kisvesi altında konu dışı alanlara kafa yormaya başlar. Tüketicinin bugünkü ihtiyaçlarını çözmek yerine ilgisiz konulara öncelik verir. Kendi kişisel hedeflerine veya kendi departmanının önceliklerine odaklanır.

Benzer şekilde müşteri deneyimini iyileştirmek için uluslararası danışmanlık şirketlerine büyük projeler yaptıran şirketler bile çoğu zaman kendi tüketicilerinin (müşterilerinin) ihtiyaçlarına yalın çözümler üretmek yerine mevcut sorunları daha da karmaşıklaştırırlar.

Oysa tüketiciler markaların vaat ettiklerini hakkıyla yerine getirmesini beklerler.

Dijitalleşmeyle, bugün pazarlama disiplini bir evrim geçiriyor. Satın alacağı ürünü internetten iyice araştıran, tüketici yorumlarını didik didik okuyan yeni nesil müşteriler markaların önüne farklı taleplerle gelmekte. Bütün şirketlerin bu talepleri iyi anlamaları, analiz etmeleri ve bunlara çözüm üretmeleri şart. Aksi takdirde bugünün insanına zorla iteleyerek ürün veya hizmet satmak mümkün değil.

Son yıllarda hayatımıza giren Inbound Pazarlama, modern insanın beklentilerine karşılık veren bir felsefeyi benimser. Yaklaşımı, dijital ortamda edindiği bilgi ile güçlenen modern müşterinin (tüketicinin) yapmak istediğini anlamak ve ona yol göstermektir. Inbound Marketing felsefesi eski usul yöntemler kullanarak, ısrarla bir ürün veya hizmeti zorla satmaya çalışan pazarlama anlayışının tam tersidir.

Inbound Marketing’in hedefi, markayı insanlara itelemek yerine onları markaya çekmek ve gönüllü bir şekilde markadan alışveriş yapmalarını sağlamaktır.

Inbound Pazarlama yöntemini uygulamak isteyen yöneticilere önerilerim şunlardır:

  • Markanın odağına insanı koy. Onun ne yapmak istediğini, amacını anla. Tüketicilerini veya müşterilerini “persona”lar ile tanımlayabilir, onları segmentlere ayırabilirsin ama unutma ki her biri senin benim gibi gerçek birer insandır. Dolayısıyla markanın müşterisinin önce insan sonra tüketici olduğu hatırla.
  • İnsanlar her gün kendilerine zorla bir şeyler satmaya çalışan yapışkan satıcılardan bıktı. Bu nedenle Web sitene ya da mağazana gelen insana hemen satış yapmaya çalışma. Onun ihtiyaçlarını anlayabilmek için sorman gereken bütün soruları sor. Ona bilgi vermekte cömert ol. Kendini bir satıcı gibi değil, o insana yardım etmek için görevlendirilmiş bir yetkili gibi gör.
  • Alışveriş yapan her insanı tedirgin eden birçok konu vardır. Yanlış ürüne veya hizmete para harcamak, verdiği karardan dönememek, satın aldıktan sonra markanın ilgisiz kalacağından endişe etmek… Bunlar insanların “acı noktalarıdır”. Her sektörde insanların markalardan alışveriş yaparken karşı karşıya kaldıkları sayısız acı noktası vardır. Kendi markan için bunların hepsini listele ve bunlara çözüm üret. Bugün Amazon, insanların bütün acı noktalarını çözdüğü için dünyada 1 numara olmuştur.
  • Eğer böyle davranırsan insanlar senin markana güven duyacak ve alışveriş yapmaya gönüllü olacaklardır. Markanı kendilerine zorla satış yapmaya çalışan diğer markalardan ayrı bir yere konumlayacaklardır.
  • Satın alma yaptıktan sonra senin markanla ilişkiye devam edecekler, kendi çevrelerine markanı tavsiye edeceklerdir.
  • Bütün bunları hayata geçirmek ve insanlara iyi bir alışveriş deneyimi yaşatmak için dijital teknolojileri hakkıyla kullan.

Dijital çağda istediği bilgiyi edinebilen, önünde sayısız seçenek olan, istediği markadan alışveriş yapabilen modern insana hitap edebilmek, onu markana çekebilmek, onun aklını ve gönlünü kazanabilmek, onun senin markandan can-ı gönülden alışveriş yapmasını sağlamak için gerekli dijital dönüşümü gerçekleştir.

Bu dijital dönüşümü gerçekleştirmeyen markaların bugünün dünyasında iyi bir alışverişçi deneyimi yaşatmaları ve ayakta kalmaları mümkün değil.

Yazar: Temel Aksoy
Kaynak: www.temelaksoy.com

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND