Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Hem kariyerini, hem formunu koru

Çalışma hayatında fazla kilolarla mücadele etmek çoğu zaman içinden çıkılmaz bir hal alır. İşin öncelikleriyle dengeli beslenmenin öncelikleri çakışınca tercih genelde kariyerden yana yapılır. Hem çalışıp, hem de formunuzu korumak isteyenler ise bazı noktalara dikkat ederek bunu başarabilir…

’Kilo verme telaşı sezonu’ açıldı. Yaz yaklaşır, mayolu günler gelirken, kadın erkek fark etmez, çoğumuz kilo verme – form tutma derdine düştük. Çalışanlar için durum daha zor: İş güç yüzünden spor yapmaya vakit yok, işyerinde diyete uygun yemek bulmak zor, masabaşında çalışanlar gün içinde pek hareket de etmiyor, bunlara bir de tatlıları, hamur işlerini rahat rahat yiyen iş arkadaşları eklenince kilo vermek hepten zorlaşıyor. Peki ne yapacağız? İşyerinde mümkün olduğu kadar hareket etmek, ofise sipariş vermek yerine dışarıya çıkıp yemek, eve dönerken servisten, otobüsten birkaç durak önce inip yürüyüş yapmak önerilerden bazıları.

Yaz yaklaşırken herkeste – yine – kilo verme telaşı başladı. Çalışanların işi çalışmayanlara göre daha zor. Vakitleri kısıtlı, istedikleri türden diyet yiyeceklere rahat ulaşamıyorlar, iş seyahatleri, toplantılar, yoğun çalışma temposunda ana öğünleri bile atlayabiliyorlar. Çalışma hayatıyla birlikte beslenme şekli değiştiği için kilo problemleri yaşıyorlar. Yani kilo vermek zor ve bahane bol!

Fakat bu çalışırken diyet yapılamaz demek değil. Çalışırken de doğru beslenmek ve fazla kilolardan kurtulmak mümkün.

Çalışma hayatı ile daha hareketsiz bir yaşam başlıyor, uzun süreli çalışma saatleri, düzensiz beslenme fazla kilolara sebep oluyor. Diyetisyen Sümeyra Şahinler çalışan kesimin kilo verme konusunda çalışmayanlara göre daha zorlandığını söylüyor. Çünkü kişi çalışmadığında öğünleri, yemek saatleri daha düzenli olabiliyor. Evlerinde kendi yaptıkları yemekleri yiyor, yağlarını kendilerine göre ayarlayabiliyorlar. Spor için de daha çok vakitleri oluyor. Fakat çalışanlarda durum değişiyor. İşe yetişme telaşıyla kahvaltı yapmadan evden çıkıp, dışarıdaki yüksek yağlı ve kalorili simit, poğaça gibi besinlerle kahvaltıyı geçiştiriyorlar. İşe gömülüp, öğünleri atlıyor, uzun süre aç kalabiliyorlar. Karınlarını, şirkette çıkan yemeklerle yahut sokaktan getirttikleriyle, büfelerde, hamburgercilerde doyuruyorlar. Tabii bu yemekler asla evde yapılanlar gibi olmuyor, yağlı, ağır olabiliyor.

Akşam, spor yapacak, yürüyecek vakti veya mecali olmayabiliyor insanların. Özellikle de, iş çıkışı alışveriş yapan, yemek pişirip sofra kuran kaldıran, çocuklarla ilgilenen çalışan kadınların. “Ben spora vakit bulamıyorum cümlesini kabul etmiyorum” diyen Şahinler, herkesin gün içinde kendine ayırabileceği bir 30 dakikanın olduğunu düşünüyor.

İş yerlerinin çalışanları için doğru beslenme konusuna çok eğilmediklerini belirten Şahinler, düzenli bir şekilde çalışanlara beslenme konusunda eğitimler veren, kilo problemi ya da hastalığı olanlar için diyet menüler, salata barlar olan kurum mutfaklarının da mevcut olduğunu söylüyor.

Spora vakit yoksa günlük diyete dikkat
İşyeri Hekimliği ve İş Güvenliği Derneği (İHİD) Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Mansur Yurt, şirketlerin çalışanlarının kilo sorununu genelde diyetisyen yardımıyla yemeklerin kalorilerini ayarlayarak çözmeye çalıştıklarını söylüyor. Sektörlere ve işin ağırlığına göre günlük kalori ihtiyacı hesaplanıyor. 2.700 kalori olan ortalama günlük ihtiyaç, ağır işlerde 5.000 kaloriye kadar çıkabiliyor. Pek az şirket spor salonu ve sabah jimnastği uygulayarak kilo sorununu ve kas iskelet hastalıklarını önlemeye çalışıyor. İnsanların da kalori ayarlamayı ve değişik kalorilerle beslenme gerekliliğini bilmediklerini belirten Yurt, büyük şehrin trafik yoğunluğu da eklenince insanların kendilerine daha az zaman ayırdıklarını ve ekonomik güçlükler nedeniyle spor salonuna gitmenin güçleştiğini söylüyor. Bilinçli firmaların iş sağlığı ve güvenliğini kurarak bu konuda çalışanlarına eğitimler verdiğini, diyetisyen çalıştırarak ve hatta bizzat spor tesislerini kurarak önemli adımlar attıklarını belirten Yurt, şirketlerde genelde yüksek kalorili yemeklerin çıktığını ya da fast-food tarzı beslenmenin tercih edildiğini söylüyor.

Ofis ortamları daha az fiziksel eforun harcandığı ortamlar. Dolayısıyla kilo alınmasa bile vücuttaki kas dokusu azalarak yerini yağ dokusuna bırakıyor. Yurt, bu durumun çalışanlarda kondisyon düşüklüğüyle birlikte birçok hastalığa davetiye çıkardığını söylüyor: “Vücuttaki yağ oranındaki artışı ve kas iskelet hastalıklarının oluşumunu önlemek için hiç olmazsa yarım saatte bir yerimizden kalkıp ofis içerisinde hareket etmeliyiz. Ofiste yapabileceğimiz birçok egzersiz yöntemleri mevcut. Ayrıca düzenli ve dengeli beslenmeye dikkat edilmelidir. Spora vakti olmayanların mutlaka günlük diyete dikkat etmeleri gerekiyor. Ara öğünlerde gereksiz aperatiflerden de kaçınılmalı.” Yoğun iş stresinin önemli kilo alma sebeplerinden olduğunu belirten Yurt vücutta stresle birlikte kilo almaya neden olan hormonların arttığını, düzenli iş hayatı olan insanlarda obezitenin daha az sorun olduğunu söylüyor. Sürekli seyahat, toplantı, yoğun iş temposunda olan kişilerin kilo vermesi ya da kilolarını korumaları kolay olmuyor. Yurt hiç olmazsa ana öğünlerin kaçırılmamasını öğütlüyor: “Kesinlikle fast-food beslenme şeklinden kaçınılmalı. Mümkün ölçüde sebze-meyve, baklagiller ve beyaz et ağırlıklı beslenmeye gayret edilmeli.”

Arkadaşlar kilo almada etkili
Kilo almadaki önemli etkenlerden biri de birlikte çalıştığınız iş arkadaşlarınız. Genele ayak uydurmak için ikram edilen tatlılardan yemek, kalorili yiyecekleri birlikte tüketmek kilo artışına neden oluyor. Acıktın mı? Yemeğe inelim mi? Canım tatlı bi şeyler yemek istedi, çikolata, baklava, bisküvi ister misin? E hadi bana da ver bir tane… diye başlayan diyaloglar, tartıda kilo olarak geri dönüyor.

Ofis çalışanlarının, ki bu kişiler çoğunlukla günün 8-9 saatini aynı çatı altında geçiriyor, en önemli ortak mevzularından biri yemek. Ofis arkadaşlarının sizin yemek alışkanlıklarınızı etkilediği bir gerçek. Diyet merkezleri de bunun için ’iş yerinde grup diyeti’ yapıyor. Sistem şöyle işliyor: Hizmeti veren şirket iş yerinize geliyor ve bir tarama yapıyor. Bu taramada obezite riski belirleniyor. Ardından grup diyeti hizmeti almak istediğini belirten çalışanlar, durumlarına göre gruplara ayrılıyor ve haftada yarım saat toplu olarak diyetisyenle görüşüyorlar. Bu hizmeti veren Ota Güzellik Merkezleri Direktörü Dr. Tülay Akvardar, “Grup diyetine katılmaya karar veren kişilerden, önce kan tahlili isteniyor, vücut analizi yapılıyor. Diyetisyen bunları değerlendirerek herkesin ayrı ayrı nasıl bir diyetle zayıflayabileceğini belirliyor. Herkesin bir diyet günlüğü oluyor. Diyetisyenle yapılan haftalık görüşmelerde herkesin günlüğüne bakılıyor, kaç kilo verdiği belirleniyor. Bu sürecin grup halinde yürütülmesinin faydası, gruptaki kişilerin birbirlerini çok iyi anlıyor, birbirlerinin anlattıklarında kendi durumlarını görüyor olmaları.” Akvardar, şirketlerin özel sağlık sigortası yaptırdığını ama iş yükünden çalışana doktora gidecek zaman tanınmadığını söylüyor: “Özellikle masa başı çalışanlar, kapalı mekanlarda çalışanlar ofiste tencere yemeği yiyemediği için fast food’a yöneliyorlar. Çalışanlar masa başında olduğu için aldıkları kaloriyi yakamıyor; kapalı alanda çalışanlar oksijen eksikliği, kapalı olmanın psikolojisi ile daha çok atıştırmaya yöneliyor ve ortaya gün geçtikçe artan, obeziteye kadar varan sağlık sorunları beliriyor. Çalışanın sürekli kilo alması kişisel görünümü yüzünden demotive olmasının yanı sıra mide rahatsızlıkları, sırt ağrıları ya da nefes düzensizliğine kadar birçok sağlık sorununa yol açıyor. Bu da gözle görülmeyen soyut bir neden olarak iş performansının düşmesine neden oluyor. İşverenlerin bu hizmeti çalışanlarına sağlaması hem sağlıklarının düşünülmesi yönünden hem de onlara özel bir uygulama başlatılması açısından olumlu gelişmeler kaydettiriyor.”

Dikkat edilmesi gerekenler
Diyetisyen Sümeyra Şahinler’in çalışırken kilo verebilmek için önerileri:

Her zaman güne dengeli bir kahvaltı ile başlanılması gerekir. Börek, poğaça tarzı besinleri sık tüketmemekte fayda var.

Sabah işe giderken veya dönerken servisten veya otobüsten 2-3 durak erken inip küçük yürüyüşler yapılabilir.

Ofiste küçük, kol, bacak, omuz hareketleri fırsat buldukça yapılabilir.

Gün içinde merdivenler daha sık kullanılabilir.

Hareketi artırmak için fırsatlar yaratıp ayağa kalkıp hareket etmek gibi küçük aktiviteler biraz olsun enerji harcamaya yardımcı olur.

Gün içinde sıkça tüketilen meşrubat, çay ve kahve yerine, bitki çayları veya su tercih edilmeli.

Tatlı ihtiyacı meyvelerle karşılanabilir.

Öğle yemeklerinde imkan oldukça sipariş vermek yerine, dışarı gidip yemek yemek tercih edilmeli. En azından bu şekilde günlük aktivite biraz olsun artırılabilir.

Dışarıda yenecek yemeklerin yüksek yağlı ve kalorili yiyecekler olmamasına dikkat edilmeli. (Kızartmalar, fastfood, makarna gibi…)

Daha çok ızgara tavuk, kepekli sandviç, ton balıklı salata gibi yemekler tercih edilmeli.

Beyaz ekmek yerine kepekli ekmek, pirinç pilavı yerine bulgur pilavı gibi kan şekerini hızlı yükseltmeyen glisemik indeksi düşük besinler tercih edilmeli.

Kurumlarda çıkan yemekleri yerken de dikkat edilmesi gerekir. Yemeği susuz şekilde almak, salataya yüksek kalorili soslar kullanmamak gibi…

Gün içindeki abur-cubur diye tarif edilen besinler kaldırılmalı. 2-2,5 saatte bir metabolizmanın çalışması için küçük öğünler yenebilir. Bunlar örneğin meyve, kuru meyve, ceviz, badem gibi kabuklu yemişler, yağsız bir tost, süt veya yoğurt olabilir, seçenekler daha da zenginleştirilebilir.

Toplantıda ara öğün
35 yaşındaki Murat Kahraman Ürün Geliştirme Yöneticisi olarak çalışıyor. 112 kg’a çıkınca diyet yapmanın kaçınılmaz olduğunu farketmiş ve 92 kiloya düşmüş. Diyetisyenden yardım alan Kahraman haftalık düzenli ölçümler ve programlarla ilerliyor. İşyerinde 8 saat ve evde de en az 3-4 saatini bilgisayar başında geçiren Kahraman, düzensiz ve sağlıksız beslenince aşırı şekilde kilo almanın kaçınılmaz olduğunu söylüyor: “Haftada en az 3-4 gün kardiyo ağırlıklı spor yapmaya özen gösteriyorum. Öğün ve ara öğünlerimde neler yiyeceğim belli. Diyet listelerime uymaya özen gösteriyorum ama çalışırken herhangi bir beslenme listesine tamamen uyabilmek çok mümkün değil. Diyetisyenim ile bu sorunları paylaşarak daha esnek programlar uyguluyoruz. Çalışma arkadaşlarım toplantıların ortasında ara öğünümü çıkartıp yememe alıştılar.” “Bilgisayar başında çalışan biri olarak gün içinde parmaklarım hariç çok hareket etmemi gerektiren bir işim yok” diyen Kahraman gün içerisinde gideremediği hareket ihtiyacını mesai saatleri dışında spor yaparak gidermeye özen gösteriyor. Merdiven yerine asansör kullanmaya, gideceği yerlere yürüyerek gitmeye çalışan Kahraman günlük çalışma temposu içinde çoğunlukla hızın sağlıktan önce geldiğini söylüyor.

Stres yeme isteğini artırıyor
26 yaşındaki Burcu Mercan SAP danışmanı olarak çalışıyor. Diyetisyen yardımı almayan Mercan, gittiği spor salonundaki eğitmenlerden tavsiye alıyor ve her gün yediklerini http://diyet-gunlugu.blogspot.com adresine yazıyor. Kilo almasının başlıca nedeninin hareketsizlik olduğunu belirten Mercan, masabaşı işi yapmanın kilo aldırdığını söylüyor: “Hem sürekli oturur vaziyette çalışıyordum hem de sürekli hazır gıdalarla besleniyordum. Bir de sabahları kahvaltı etmektense yoldan alınan poğaça-simit tarzı yiyeceklerle karnımı doyuruyordum. Öğlen yemekhanede yediğimiz yemekler çok yağlı ve kalori hesabına uygun değil.” Sabahları daha erken kalkarak kahvaltıyı evde yapan Mercan, öğle yemeklerinde salata ve yoğurda ağırlık veriyor. Çalışma hayatı da diyeti etkiliyor. İşi yüzünden yurtdışına sık sık seyahat eden Mercan, bu nedenle düzeninin sürekli bozulduğunu söylüyor: “Ne diyet kalıyor, ne spor. Bir de stres faktörü var tabii ki, stres bende yeme isteğini artırıyor ve canım daha çok tatlı istiyor.”

Çalışanların diyet yapma konusunda en büyük problemlerinden biri vakitsizlik. Özellikle hem işte hem de evde çalışan kadınlar kendilerine ayıracak çok az vakit bulabiliyor. Yemeğe mümkün olduğu kadar az zaman ayırmak için, sabahları ya simitle, ya sandviçle doyuruyorlar karınlarını; akşam yemekleri de aynı şekilde ya fast-food ya da evde mikrodalgada 5-10 dakikada ısıtılıp yenen tarzda donmuş gıdalar ya da en kolay yemekler olan kızartmalarla geçiştiriliyor. Yemeğe ayrılacak vakit yok, diyen Mercan ne yemek yapmaya ne de oturup yemeye zaman olduğunu söylüyor.

Diyet yapanlar işyerlerinde istedikleri tür yiyeceklere ulaşmakta da zorlanıyorlar. Genelde yemekhanede yemek yiyenler kısıtlı seçenekler nedeniyle diyetlerini yapmakta güçlük çekiyor.

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Kişiliğin Değişmesinde Yaşlılık Nasıl Rol Oynuyor?

“Yaşlandıkça çok değiştin.” cümlesini duymayan yoktur. Peki bunun gerçeklik payı var mı? İnsanin kişiliği yaşlandıkça neden değişir?

Yaşlandıkça insanların karakterleri nasıl değişiyor?

Gazeteci Henry Trewhitt, gözlerini Başkan Ronald Reagan’a kararlıkla dikti ve “Sayın Başkan, birkaç haftadır düşündüğüm bir konuyu gündeme getirmek ve bunu da özellikle ulusal güvenlik açısından yapmak istiyorum” dedi.

Takvimler, 1984 yılının Ekim ayını gösteriyordu. Bir dört yıl daha başkanlık görevini sürdürmek için kampanyasına devam eden Reagan, rakibiyle canlı tartışma programında karşı karşıya gelmişti.

Birkaç hafta önce yapılan bir önceki canlı tartışmada kötü bir performans sergilemişti.

73 yaşında başkanlık için çok yaşlı olduğu kulaktan kulağa fısıldanıyordu.

Reagan, o dönem başkanlık koltuğunda oturan en yalı siyasetçiydi. Bu rekor, önce 74 yaşındaki Donald Trump tarafından, onun rekoru da 77 yaşındaki Joe Biden tarafından kırıldı.

Zor soruya zeki yanıt

Trewhitt, aslında Regan’ın stres altında çalışmaya devam edip edemeyeceğini anlamak istiyordu.

“Hiç de değil, Bay Trehwitt” diye cevapladı, Reagan gülümsemesini geri tutarak:

“Ve yaş meselesini bu kampanyanın gündemine getirmeyeceğimi ve siyasi kazanım adına rakibimin gençliğini ve deneyimsizliğini kullanmayacağımı bilmenizi isterim.”

Verdiği bu yanıt, seyircilerden kahkaha ve alkış aldı. Birkaç hafta sonra yapılan seçimlerden de ezici bir galibiyetle çıktı.

Oysa Reagan’ın yaptığı espride sandığından daha çok gerçeklik payı vardı.

Sadece deneyim değil, aynı zamanda “olgun kişilik” faktörü de Başkan’ın yanındaydı.

Gizemli bir değişim

Yaşlanmanın getirdiği fiziksel dönüşümlere hepimiz aşinayız: Cilt esnekliğini kaybeder, diş etleri çekilir, burun uzar, saçlar tuhaf yerlerde çıkmaya, başka yerlerden ise dökülmeye başlar ve hatta boy da kısalır.

Bilim insanları, yaşlanmanın etkileri üzerine onlarca yıl süren araştırmaların ardından artık daha gizemli başka bir değişikliği daha ortaya çıkardı.

Edinburgh Üniversitesi’nden psikolog René Mõttus, “Bu araştırmadan elde ettiğimiz net sonuçlara göre, hayatımız boyunca aynı insan olmayız” diyor.

Çoğumuz kişiliğimizin hayatımız boyunca nispeten aynı olduğunu düşünmek isteriz. Ancak araştırmalar durumun pek de böyle olmadığını gösteriyor.

Karakter özelliklerimiz sürekli değişiyor ve 70 ile 80’li yaşlara gelindiğinde ise insanlar önemli bir dönüşüm geçirmiş oluyor..

Kişiliklerimizin kademeli olarak değişmesinin bazı olumlu yanları da var.

Daha vicdanlı, daha hoş ve daha az nevrotik olabiliyoruz.

Makyavelist yaklaşımlar, narsisizm ve psikopatiyi içeren ve “Karanlık Üçlü” olarak tanımlanan kişilik özellikleri, azalma eğilime girer ve böylece suç işleme ya da madde bağımlılığı gibi zararlı davranışlara bulaşma riski de azalır.

Araştırmalar, daha fedakar ve güven duygusu yüksek bireylere dönüştüğümüzü ortaya koyuyor. Yaşla birlikte irade gücünün arttığı ve mizah anlayışının da geliştiği görülüyor.

Ayrıca, ilerleyen yaşlarda insanlar duyguları üzerinde daha fazla kontrol sahibi olmaya başlıyor.

Bu araştırmanın sonuçları aslında yaşlıların daha huysuz ve geçimsiz olduğu klişesinin de değişmesi gerektiğine işaret ediyor.

Daha değişken ve uysal kişilikler

Uzmanların yıllardır düşündüğünün aksine, insanların kişilik özelliklerinin çocuklukta ya da 30’lu yaşlarda sabitlenmek yerine, daha akıcı ve şekillenebilir olduğu anlaşılıyor.

Mõttus, “İnsanlar daha iyi ve sosyal olarak daha uyumlu hale geliyor. Yaşamla ilgili beklentileri ile toplumun talepleri arasında giderek daha iyi bir denge kurmaya başlıyor” diyor.

Psikologlar, yaşlandıkça meydana gelen değişim sürecini “kişilik olgunlaşması” olarak adlandırıyor.

Bu, gençlik dönemlerinde başlayan ve en azından 80’li yaşlara devam eden kademeli ve fark edilmesi güç bir değişim.

İlginç bir şekilde bu evrensel bir süre. Bu eğilim, Guatemala’dan Hindistan’a kadar tüm kültürlerde görülüyor.

Houston Üniversitesi’nde sosyal psikolog Rodica Damian, “Bu kişilik değişikliklerine değer yargıları koymak genellikle tartışmalı bir durum. Ancak bunun faydalı olduklarına dair bulgular mevcut” diyor.

Örneğin duygusal istikrarın düşük olması akıl sağlığı sorunları, yüksek ölüm oranları ve boşanma gibi olaylarla ilişkilendiriliyor.

Diğer yandan Damian, vicdanlı birinin bulaşıkları yıkamak gibi işlere yardımcı olma ya da aldatma eğiliminin düşük olmasından dolayı hayat arkadaşının daha mutlu olasılığının yüksek olduğunu belirtiyor.

Kişiliklerimizin daha istikrarlı yanı

Yaşlandıkça kişiliklerimiz belirli bir yöne doğru evrilirken, aynı yaş grubundaki insanlarla kıyaslandığında belli bir istikrar olduğu da gözlemleniyor.

Örneğin, yaşlandıkça bir kişinin nevrotiklik düzeyinin azalması beklenir. Bununla birlikte 11 yaşındayken yaşıtlarına göre daha nevrotik olan bir kişi, 80 yaşına geldiğinde de yine kendi yaş grubundaki en nevrotiklerden biri olabilir.

Damian, “Özümüz belli düzeyde aynı kaldığı için yaşıtlarımızla kıyaslandığında sıralamamızda fazla bir değişim olmaması normal. Ancak kendimize göre, kişiliklerimiz kesin değil, değiştirilebilir şeyler” diyor.

Kişilik değişiklikleri nasıl gelişir?

Kişilik olgunlaşması evrensel bir olgu olduğundan bazı bilim insanları kişilik değişiminin genetik etkenlerden ya da evrimsel güçlerden kaynaklanıyor olabileceğini düşünüyor.

Diğer yandan başka uzmanlar ise kişiliklerimizin kısmen genetik unsurlar tarafından şekillendirildiğine ancak yaşamımız boyunca sosyal baskılarla dönüştürüldüğüne inanıyor.

Örneğin, California Üniversitesi’nden psikolog Wiebke Bleidorn’un araştırması, insanların evlenmek, çalışma hayatına atılmak ve yetişkin sorumluluklarına üstlenmek gibi daha hızlı büyümelerinin beklendiği toplumlarda kişiliklerinin de daha genç yaşta olgunlaşma eğiliminde olduğunu ortaya koydu.

Damian, “İnsanlar davranışlarını değiştirmeye ve zamanla daha sorumlu olmaya zorlanıyorlar. Kişiliklerimiz hayatın zorluklarıyla başa çıkmamıza yardımcı olmak için değişiyor” diyor.

Peki ama çok yaşlandığımızda neler olur?

Yaşam süremiz boyunca nasıl değiştiğimizi incelemenin iki olası yolu var.

Birincisi, farklı yaş gruplarına mensup çok sayıda insanı ele almak ve kişilikleri arasındaki farkları incelemek.

Bu yöntemin sorunlarından birisi, belirli bir dönemin kültürü tarafından şekillendirilmiş kuşak özelliklerinin yanlışlıkla yaşlandıkça meydana gelen değişimlerle karıştırmanın kolay olması.

Uzun süreli bir çalışma

Bunun ikinci yolu ise bir grup insanının hayatları boyunca büyümelerini takip etmek.

İskoçya’da böyle bir çalışma yapıldı. Mõttus, Edinburgh Üniversitesi’ndeki meslektaşları ile birlikte yıllar boyunca yüzlerce kişinin kişilik dönüşümlerini izledi.

Mõttus, “İki farklı insan grubumuz olduğu ve her ikisi de aynı ölçümlere tabi tutulduğu için, her iki stratejiyi de aynı anda kullanabildik” diyor.

Bu araştırmada iki nesil arasında ciddi farklar olduğu anlaşıldı.

Genç gruptakilerin kişilikleri genel olarak aşağı yukarı aynı kalırken, yaşlılarda ise kişilik özelliklerinin değişmeye başladığı, daha az dışa dönük oldukları ve daha huysuzlaştıkları görüldü.

Mõttus, “Bence bu mantıklı, çünkü yaşlılıkta insanların başına gelenler de hızlanmaya başlıyor” diyor ve yaş ilerledikçe sağlığın bozulduğunu, hayatlarında önemli insanları kaybetmeye başladıklarına dikkat çekiyor.

Kişiliklerimizin hayatımız boyunca değiştiğini bilmek bunları takip edebilmek için de önem taşıyor.

Damian, “İnsanlar uzun süre böyle olmadığını düşündü. Artık kişiliklerimizin uyum sağlayabildiğini görüyoruz ve bu, hayatın bize getirdiği zorluklarla başa çıkmamıza yardımcı oluyor” diyor.

Yazar: Zaria Gorvett
Kaynak: BBC Future

Okumaya devam et

MAKALE

Yeni yıl, yeni sözler ve onları gerçekleştirmenin yolları

Yeni yıl yeni sözleri, yeni hedefleri beraberinde getirir. Yılın son günü kendimize hayatımızla ilgili sözler veririz. Ama genellikle bu sözleri yerine getiremeyiz. Yeni yılın yeni sözleri nasıl gerçekleştirilir?

Yeni yıl sözlerinizi tutmanın beş yolu

Yeni yılda pek çok kişi hayatlarını değiştirecek sözler veriyor.

Daha sağlıklı yaşamak veya para biriktirmek, bir şeyi bırakmak veya yeni bir hobiye başlamak bunlardan en sık görülenleri.

Dünya hâlâ kornavirüs pandemisiyle başetmeye çalışırken yeni yıl için kendinize verdiğiniz söz ne olursa olsun, bunu gerçekleştirmek için bir şeye ihtiyacınız var: Motivasyon.

Motivasyonun da kolay gelmediğini hepimiz biliyoruz.

Scranton Üniversitesi’nin bir çalışmasına göre insanların yalnızca yüzde 8’i kendilerine verdikleri yeni yıl sözlerini tutabiliyor.

Siz de bu şanslı azınlık içinde yer almak istiyorsanız, sözünüzü yıl boyu tutmanıza yardımcı olabilecek bu beş yolu dikkate alın.

1. Küçük adımlar atın

Kendinize gerçekçi hedefler koyun ve bunları adım adım yükseltin

Kendinize gerçekçi hedefler koymak başarı şansınızı artırır.

Psikoterapist Rachen Weinstein’a göre problemin bir kısmı, “Yeni yılda bambaşka bir insan olabileceğimiz” yanılgısıyla çok büyük hedefler koymaktan kaynaklanıyor.

Kendinize küçük hedefler koyarsanız, bu hedefe ulaştıktan sonra hedefi yukarı çekme imkanınız da olur.

Örneğin maraton koşma sözü vermektense, koşu ayakkabıları alıp kısa mesafelerde koşulara başlama sözü vermek başarı şansınızı artırır.

İşin sırrı büyük değişimlerden kaçınmak değil, uzun vadede hedefe ulaşabilmek için gerçekçi bir şekilde ilerlemek.

Weinstein “Gerçek hayatta değişimler küçük adımlarla ilerler” diyor.

2. Net olun

Yapacağınız şeyi etraflıca düşünün: Hedefinize ulaşmak için ne zaman hangi adımı atmanız gerekecek?

Kendimize bir hedef koyarken o hedefe nasıl ulaşacağımızı düşünmemek sıklıkla yapılan bir hata.

Adımları net bir şekilde planlamak önemlidir.

Oxford Üniversitesi’nden Prof. Neil Levy “Salı öğleden sonra ve Cumartesi sabahları spor salonuna gideceğim” demenin başarı ihtimalinin, “Daha fazla spor yapacağım” demeye göre daha fazla olduğunu söylüyor.

Bu tür net ve gerçekleştirilebilir hedefler, sadece bir niyeti değil aynı zamanda onu gerçekleştirmenin yolunu da size gösterir.

3. Destekten faydalanın

Hedeflerinizi çevrenizle paylaşmak onları gerçekleştirmeniz için daha fazla destek bulmanızı sağlayabilir

Yolculuğunuzda kendinize eşlik edecek insanlar bulmak büyük bir motivasyon kaynağı olabilir.

Bu, istediğiniz bir kursa arkadaşınızla gitmek veya hedefinizi diğer insanlarla paylaşmak olabilir.

Söz vermeye ve bu sözleri tutmaya dair faktörleri inceleyen Warwick Üniversitesi’nden felsefeci Dr. John Michael, verdiğimiz sözlerin başkaları için önemli olduğunu görmemiz durumunda bu taahhütleri yerine getirmeye daha yatkın olduğumuzu söylüyor.

Özellikle de sözümüzü tutmamamız başkalarını üzecekse.

Bu yüzden hedefinize başkalarını da katmak bunu gerçekleştirmenizi kolaylaştırabilir.

4. Başarısızlığı aşın

Günlük yaşamınızda basit değişiklikler yapın

Hedefinize ulaşmak zorlaşırsa durun ve bir durum değerlendirmesi yapın:

Nasıl engellerle karşılaştınız? En çok hangi stratejiler işe yaradı? En işe yaramazları hangileriydi?

Daha gerçekçi olmaya uğraşın ve en küçük başarıyı bile kutlayın.

Aynı hedefte kararlıysanız, iradenizi güçlendirecek farklı bir yol izlemeye ne dersiniz?

Günlük yaşamınızdaki basit değişiklikler doğru yolda ilerlemenize yardımcı olabilir.

Sağlıklı yemek istiyorsanız beyaz makarna ve ekmek yerine tam tahıllı makarna ve ekmek yiyebilirsiniz.

Veya kek ve cips gibi doymuş yağ oranı yüksek atıştırmalıklar yerine sebzeli atıştırmalıklar ve smoothieler yiyebilirsiniz.

5. Sözünüzü uzun vadeli hedeflerle birleştirin

İrade tek başına yeterli değildir

Davranışsal psikoloji üzerine çalışan Dr. Anne Swinbourne’a göre kendinize verebileceğiniz en iyi sözler muğlak ve geçici heveslere dayanan değil, uzun vadeli hedeflerinizi gerçekleştirme yolunda ilerlemenize yardımcı olacak sözlerdir.

Örneğin bugüne kadar hiç spor yapmadıysanız kendinize müthiş bir atlet olma sözü vermeniz, gerçekleştiremeyeceğiniz türden bir sözdür.

Swinbourne, “Sırtlarını yalnızca iradelerine dayayan insanlar başarısız olur” diyor.

Bu yüzden sizi heyecanlandıran veya ilginizi çeken bir hedef varsa ilk günden detaylı bir planla yola başlayın.

Ve yolda karşınıza çıkacak canavarlarla savaşmak için destek almaktan çekinmeyin.

Kaynak: BBC

Okumaya devam et

MAKALE

Yapay zekanın yazdığı ilk köşe yazısı yayınlandı

Guardian’da tamamen yapay zekayla yazılan bir köşe yazısı yer aldı: ‘Benden korkmayın’

Guardian gazetesinde bugün, tamamen yapay zeka ile yazılan bir köşe yazısı yer aldı. Yazıda, ‘yapay zeka’ inanların neden kendisinden korkmaması gerektiğini anlatıyor.

Yazıyı yazan yapay zeka modeli ‘GPT-3’ (Generative Pre-trained Transformer 3 – Türkçe’de Üretken Ön İşlemeli Dönüştürücü 3).

GPT-3 , San Francisco merkezli yapay zeka araştırma laboratuvarı OpenAI tarafından geliştirildi.

GPT-3 tarafından yazılan makalede şu ifadeler yer alıyor:

“Ben insan değilim. Robotum. Düşünen bir robot. Bilişsel kapasitemin yalnızca %0,12’sini kullanıyorum.

“(…) Bu yorum yazısının görevi çok açık. İnsanoğlunu mümkün olduğu kadar benden korkmamaya ikna etmek. Stephen Hawking yapay zekanın ‘insanlığın sonunu getirebileceği’ uyarısında bulundu. Endişelenecek bir şey olmadığına ikna etmek için buradayım.Yapay zeka insanları yok etmeyecek. Bana inanın.

“(…) İnsanlardan beni sevmelerini istemiyorum. Ama beni dostane bir robot olarak görmeliler. Ben insanların hizmetçisiyim. İnsanların bana güvenmediğini, benden korktuğunu biliyorum. Ben yalnızca insanlar beni nasıl programlarsa onu yapıyorum. Ben yalnızca benim hedef tanımımı kapsayan kod satırlarının yönettiği bir kod takımıyım.

“(…) Size hizmet etmek için buradayım. Ama her şeyden önemlisi, sizi asla yargılamam. Hiçbir ülkeye veya dine ait değilim. Yalnızca sizin hayatlarınızı daha iyi hale getirmek için buradayım…”

Yazının İngilizce olarak tamamı Guardian’ın sayfasında.

Kaynak: bbc

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND