Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Helikopter aileler özgüveni yok ediyor

“Oğullarıyla görüşmeye gelen bir anne baba, oğullarının işe kabulü halinde maaşın kendi hesaplarına yatırılmasını istedi. Tabii reddettik. Elden almayı önerdiler. Onu da reddettik. Adayın babası, biz bu şartlarda çalışamayız, dedi. Ben de kendisine, zaten siz çalışmayacaksınız oğlunuz çalışacak, dedim. Kalkıp gittiler. Tüm bu konuşmalar sırasında oğulları konuşmaya hiç müdahale etmeden, sessizce oturdu.” diyor İK müdürü Korhan Sanal. Bazı aileler özgüveni yok ediyor…

Onlara böyle deniyor çünkü, helikopter gibi sürekli çocuklarının başında dolanıp duruyorlar. Çocuklarına bir zarar gelmesini veya hatalarından ders çıkarmalarını engellemek için her zaman hazıroldalar. Onların istekleriyle çocuklarının isteklerinin çakıştığı da oluyor. Ama bu onlar için engel değil, nasıl olsa en iyinin ne olduğunu “bilen” yine onlar.

Helikopter anne-babalar, çocuğun eğitimi sırasında fark ediliyorlar. Çocuğun okuldaki arkadaşlarıyla ilişkilerine kadar müdahale ediyorlar. Çocuk büyüdükçe belirtiler daha da göze çarpıyor. ABD’de, çocuklarının kolej başvuru mektuplarını yazan anne-babalara, helikopter anne-baba teriminin uzantısı olan, Black Hawks (Kara Kartallar) lakabının takılmasının nedeni de bu.

Wall Street Journal’da yer alan bir makaleye göre, bu terim ilk kez 1991’de okul öğretmenleri tarafından kullanılmaya başladı. Ancak terimin yaygınlaşıp, üniversitelerde ve iş görüşmelerinde yaşanan olayların dergi ve gazetelere konu olması, 2000’lerin başına denk geliyor. Yani genç kuşak baby-boomer ailelerin, Milenyum Kuşağı çocuklarının üniversiteye ulaştığı zamana. Bu anne-babaların, çocuklarını her sabah derse gitmeleri için uyandırmak, aldıkları düşük notlar üzerine profesörlerin kapısını çalmak gibi davranışları yüzünden, bazı üniversiteler kampusun belli alanlarında cep telefonlarını yasaklamak gibi önlemler almaya bile kalkıştılar.

Ama bu girişimler onları yıldırmak yerine, birbirlerine daha da kenetlenmelerini sağladı. “Helikopter anne-babalar” logolu tişörtler giyenler, Amerika Fakülte Ebeveynleri adlı bir örgüt kuranlar oldu.

ÖZGÜVENİ YOK İZLENİMİ YARATIYOR
Helikopter anne-babalara Türkiye’de de rastlanıyor. Tabii, çocuğunun çalıştığı yerin güvenilir olup olmadığından emin olmaya çalışan veya işyerinin bulunduğu bölgeyi iyi bilmediği için çocuğuna refakat eden anne-babaları ayırt etmek gerekiyor. Anne-babaların görüşmeye katılmaları, insan kaynakları profesyonelleri tarafından hiç hoş karşılanmayan bir durum. En fazla zararı da aday görüyor, çünkü görüşmeyi yapan İK’cının onunla ilgili ilk izlenimi “özgüvensizlik” oluyor. 36 yıllık İK’cı, Türk Telekom İcra Kurulu Baş Danışmanı Cemal Oğuzberk, “Ben bu durumu çocuğun kişiliğine tecavüz kabul ediyorum. Aile üyelerini görüşmeye kabul etmiyorum, ben çocuğunuzla konuşacağım diyorum. Zaten öyle bir aday bizim için uygun değil. Nerede çalıştıracağız onu? Çocukta da izleri belli oluyor. Tutucu ve özgüvensiz oluyor” diyor. Avea İnsan Kaynakları Bölüm Müdürü Mehmet Nihat Fırat, bir İK’cının böyle bir durum için her zaman hazır olması gerektiğini söylüyor. Unilever Türkiye Yetenek Direktörü Cezmi Özkunt, böyle bir olayla karşılaştığında anne-babaya orada olmasının doğru olmadığını, çocuğun kendisinin tercih yapması gerektiğini anlattığını belirtiyor. Arıkanlı Holding İnsan Kaynakları Müdürü Derun Bilsel de, “İK çalışanı önyargılı olmamalı. Belki genç ailesinin kendisine eşlik etmesini istemiyor ancak onların baskın karakterinden dolayı bu durumu ister istemez yaşıyor olabilir” diyor.

Bu aileler, çocuğun birey olmasını kendileri için tehdit görürler

Yorum Danışmanlık’tan Psikiyatr Prof. Dr. Aytül Çorapçıoğlu Özdemir: “Ne yazık ki her aile işlevsel ya da destekleyici değildir. Bazıları kendimizi değersiz, yetersiz, güvenilmez ve önemsiz hissetmeye yönlendirir; kimlikle ilgili sorunlar yaşamamıza yol açabilir. Ailenin gencin yaşamına gereğinden çok müdahalesi her zaman masumca bir sevginin dışavurumu anlamına gelmez. Ebeveynlerin kendi endişe ya da yetersizlik hisleriyle başa çıkmak için çocuğu kullanması sürecidir. Bu durumun bir başka nedeni de ana-babanın, çocuklarındaki değişimleri yani çocuğun kendilerinden uzaklaşmasını ve bağımsızlaşmasını yaşamın doğal bir parçası olarak görememesidir. Çocuğun bağımsız ve kendi kendine yeten bir birey olmasını kendilerine karşı birer tehdit olarak görürler. Onların değişim çabalarını engelleyip, kendilerine bağımlı hallerine dönmeye zorlarlar. Ebeveynlerin ’aslında ben ona güveniyorum ama ortama güvenemiyorum’ gibi lafları gerçeği değiştirmez. Ailenin bu tutumu beklendiği gibi evde aşırı agresif, astığı astık kestiği kestik, dışarıda ise çekingen, içe kapanık, hakkını arayamayan ve otoriteye karşı koyamayan bireylerin oluşmasına yol açar. Bu aşırı koruyucu tutum çocukluktan beri devam ettiği için dünya güvenilmez, tehlikelerle dolu bir yer olarak algılanır.”

Anne-babalar sadece adaya açıklayabiliriz deyince tepki gösteriyor

KRM Vedior Genel Müdürü Kerim Paker, “Bulunduğumuz binaya güvenlikten geçip gelinebildiğinden ne sıklıkta olduğunu tam bilemiyoruz ancak görüştüğümüz 50-75 adaydan birisi yanında anne-baba veya başka bir akrabasıyla güvenliği aşıp, bizim olduğumuz bölüme kadar geliyor. Bunların bir kısmı, adayların ofisimizin bulunduğu bölgeyi iyi bilmemesi nedeniyle yakınlarının eşlik ettiği kişiler olabilir. Görüşme sonuçlarını takip eden ebeveynler, aday hakkında bilgiyi ancak adayın kendisine verebileceğimizi söylediğimizde karşı çıkıyor. Bazen bu konuda tartışma bile yaşanabiliyor” diyor.

Bekleme odası anne-babaların sohbet odası haline geliyor

Adecco Satış ve Pazarlama Müdürü Asiye Özçelik Yıldırım, görüşmeye çocuklarıyla gelen anne babalara sık rastladıklarını söylüyor: “Mülakat devam ederken anne-babalar sunulan iş imkanı ile ilgili çok farklı sorular sorabiliyor. Diğer adayların aileleri de varsa sohbete katılır ve bekleme odalarımız çocuklarının sıkıntılarını konuşan anne-babaların ortamı haline gelir. Sürekli karşılaşılan konu ise çocuğu adına iş arayan, iş başvurusunda bulunan, çocuğunun sürecini takip eden bu esnada ilgili kişi ile samimi diyalog kurarak ikna edebileceğini düşünen aileler. Bu tür durumların sonunda adayın işi kesinlikle istemediğini öğrenebiliyoruz. Ya da tam tersi, aday işte çalışmak istiyor ancak telefonlara ailesi çıkarak işi istemediğini söylüyor. Bir seferinde, üç amcası ile birlikte gelen kadın adayımız, mülakat sonuna kadar bekleme odasında bulunan amcalarının sert bakışları nedeniyle dikkat çekmişti. Ayrıca ofislerimize gelen ve konuyu aday olmaksızın konuşan ailelere sık rastlıyoruz.

Özellikle üniversiteden yeni mezun veya lise mezunlarında görülüyor

Avea İnsan Kaynakları Bölüm Müdürü Mehmet Nihat Fırat, kendisinin böyle bir durumla karşılaşmadığını ancak 7-8 yıldır bu işi yapan çalışma arkadaşının 10’dan fazla bu tip durumla karşılaştığını anlatıyor: “Bu durum özellikle yeni mezun, hiç iş deneyimi olmamış özellikle de liseden yeni mezun olmuş kişilerin başvurularında oluyor. Birinde, annesi kızını mülakata kadar getirmiş, sonra arkadaşımızın ricası sonucu istemeyerek dışarı çıkmış. Görüşme sonrasında da sonucu yine kendisi arayarak öğrenmeye çalışmış.”

Başvuranların yüzde 2’si anne babasıyla gelir hatta kızlar nişanlılarıyla geliyor

DiaSA İnsan Kaynakları Direktörü Pascale Mourre Tankurt, “Bizim işyerimizde mağaza görevlisi pozisyonu için aylık ortalama yüzde 2 olarak anne-babalar ile görüşmeye geliyorlar” diyor. Kadın adayların nişanlılarıyla birlikte gelebildiklerini anlatıyor. Bir seferinde de, bir babanın 5 gün süren mağaza görevlisi eğitimine kızını her gün getirip, eğitim sırasında dışarıda beklediğine şahit olmuş.

Annesiyle gelen adayı işe aldık ama annesi çocuğun her probleminde beni aradı

Arıkanlı Holding İnsan Kaynakları Müdürü Derun Bilsel, yılda en az bir kez, çocukları ile birlikte mülakata gelen, hatta onlar adına arayarak görüşmeye katılacağını ifade eden anne-babalarla karşılaştıklarını anlatıyor: “Finans sektörü işe alımlarında çalıştığım dönemde bir anne, oğlu adına beni aradı. Şube personeli için açılan sınava oğlunun gireceğini ve nasıl sorular sorulduğunu merak ettiklerini söyledi. Oğul tabii ki annesi ile birlikte geldi. Geliştirdiğimiz önyargıya rağmen başarılıydı, süreci tamamlayarak kadroya girdi. Bundan sonra anne oğlunun işyerinde yaşadığı problemler konusunda hep bana ulaştı. Yaşanan sıkıntılar, ne yapılması gerektiğine dair fikir danışmalar… Bir nevi üniversitede öğrencilere danışmanlık yapan, akademik personel gibi olmuştum.”

Çocuğa sorduğum soruların yanıtlarını heyecanlı anneden aldığım oldu

Unilever Türkiye Yetenek Direktörü Cezmi Özkunt, Ünilever İnsan Kaynakları’nda bu şekilde görüşmeye gelen hiçbir adaya rastlamadığını söylüyor: “Fakat bir türlü reddedemediğim ve çocuğunu tanıştırmak üzere, ileride yapacağı tercihler için danışmak üzere gelen ebeveynler oldu. Rastladığım vakalar içinde genelde çocukla konuşmaya çalışıp, sorular sorduğumda, cevaplarını heyecanlı ebeveynlerden aldığım oldu.”

Anne-kız, sözleşmeyi anlayamıyoruz gerekirse babamızla geliriz deyip gittiler

Termikel İK Müdürü Korhan Sanal, “Çocuklarıyla, kardeşleriyle iş görüşmelerine gelen hatta görüşmeye girmek isteyen ailelerle karşılaşıyoruz” diyor. Son 7-8 yılda buna benzer 10-15 olayla karşılaşmış. Mülakat sonucunu öğrenmek için telefon eden hatta bizzat gelen ebeveynler olduğunu söylüyor. Başından geçen birkaç olay şöyle: “Kızıyla beraber görüşmeye gelen bir anne mülakatı odamda değil de misafirlerimizi aldığımız salonda yapmamızı istedi. Böylece kendisi de görüşmeyi izleyecekti. Bunun mümkün olmadığını söyleyince karışmayacağına dair söz de verdi. Neyse ki çok ısrar etmedi de mülakatı odamda yapabildim. Diğer bir olayda yine görüşmeye kızıyla gelen bir hanım, evin reisinin (yani babanın) kızının çalışmasına razı olmadığını ancak çok uygun bir yer olursa ikna olabileceğini belirtti. Bunun için de bütün çalışma ve ücret şartlarının bir kağıda yazılarak ve altı imzalanarak kendilerine verilmesini istedi. Bu kağıdı evin reisi okuyacak ve beğenirse kızının çalışmasına izin verecekti. Ben bunu yapamayacağımı ancak aday işe kabul edilirse zaten kendisiyle bir sözleşme imzalayacağımızı ve bu sözleşmede istenilen tüm bilgilerin bulunacağını belirttim. Sözleşmelerin çok karışık olduğunu belirterek ısrar etti. Sonuç alamayınca, gerekirse bir de babamızla geliriz, bize anlattıklarınızı ona da anlatırsınız diyerek gittiler. İki olayda da en ilginç olan, bu diyaloglar esnasında iş görüşmesi için çağırılan adayların konuşmaya hiç karışmadan sessizce oturmalarıydı.”

Erkek aday görüşme odasına eşi ve çocuğuyla birlikte girdi

Boyden Genel Müdürü Özlem Ergün: “Ankara’da bir ilaç şirketi için bir otelde toplantı odasında yoğun görüşmeler yapıyordum. Erkek aday odaya eşi ve çocuğu ile girdi. Kanımca korumacılıktan ziyade merak nedeniyle ailecek gelmişlerdi. Eş ve çocuğa dışarıda beklemeleri gerektiğini söyleyerek mülakatı gerçekleştirdim. Zaman zaman eşiyle beraber gelen adaylara rastlıyoruz. Çocuğuyla gelene daha rastlamadım.”

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Robotlarla mülakata girmeye hazır mısınız?

yapay zeka ve insan kaynakları, yapay zeka, işe alımda yapay zeka, aı

Yapay zeka artık şirketlerin işe alım süreçlerinde de rol almaya başladı. İnsan kaynakları departmanının yeni çalışanı yapay zeka başvurularınızı değerlendirmek üzere sizleri bekliyor. Peki ya siz robotlarla mülakata girmeye hazır mısınız?

Yapay zeka işe alımı nasıl etkileyecek?

Her alanda yapay zeka kavramı tartışılırken elbette işe alım süreçleri içinde en çok konuşulan konuların arasında bu kavramın etkileri var. Peki yapay zeka işe alım için neden önemli? Gelecekte neleri değiştirecek?

Yapay zeka kavramı artık her yerde ve neredeyse her alanda karşımıza çıkıyor. Yapay zeka teknolojisi her geçen gün gelişiyor ve yeni kullanım alanları buluyor. Bilim insanları ve mühendisler insanların hastalıklarına tanı koyabilen yapay zeka doktorlar geliştiriyor. Facebook terörle ilgili olabileceğini düşündüğü içerikleri yapay zeka sayesinde tespit ediyor. Yapay zeka en karmaşık zeka oyunlarını mükemmel şekilde oynayabilmeyi kendi kendine öğrenebiliyor. Hatta resim ve müzik bile yapabiliyor.

İşe alımda yapay zeka çok uzak değil

Yapay zekanın işe alımlarda aktif olarak kullanılmaya başlanması da artık çok uzakta değil. Yapay zeka tabanlı pek çok yazılım bugün bile dev firmalarda işe yapılırken kullanılıyor. Örneğin Avrupa’da büyük bir iletişim merkezi, yedi farklı dilin akıcılığının test edilmesi gereken bir işe alım sürecinde dil uzmanları kullanmak yerine yapay zeka algoritmalarını kullandı. Her aday ile AI uygulaması kullanılarak bir telefon görüşmesi yapıldı. Konuşma sırasında adayların dil akıcılığı ve iletişim becerileri yapay zeka tarafından değerlendirildi. Sonuçlar son derece verimliydi

Hızlı ve isabetli

Firmaların işe alım yaparken beklentileri hemen hemen aynı. Bütün firmalar uzmanları sayesinde açık olan pozisyonlara yetenek, tecrübe ve karakter özellikleri bakımından en uygun adayları yerleştirmek istiyor. Ancak sorun şu ki uzmanlar ne kadar tecrübeli ve yetenekli olurlarsa olsunlar hiçbir zaman mükemmel değiller. Çok fazla veriyi akıllarında tutmak ve bunları kısa sürede işleyerek adayın uygunluğunu değerlendirmek insan işe alımcılar için gerçekten çok zor. Bu da verimsiz sonuçlara neden olabiliyor.

Önyargısı yok

Öte yandan yapay zeka insanların sahip olduğu dezavantajlara sahip değil. Milyonlarca kişilik bir veri bankasına erişimleri olabilir. Bu veriyi kullanarak gelecek vadetmeyen adayları anında eleyebilir ve milyonlarca kişi içinden işe en uygun adayı saniyeler içinde belirleyebilir.

Üstelik hepsi bu da değil. Doğru kriterlerle programlanmış bir yapay zeka insan işe alım uzmanının sahip olduğu önyargılara da sahip olmayacağından birini işe alırken ona sıfır önyargı ile yaklaşabilir. Elbette bu durum suistimale de açık. Eğer yapay zeka belirli bir gruba karşı negatif yaklaşacak şekilde programlanırsa işler değişir. Söz konusu gruptan kimseler daha eleme sürecinin en başında değerlendirme dışı tutulabilir ve yeni tür bir ayrımcılığa maruz kalabilir. Bu nedenle işe alım yazılımlarının suistimal edilmeyecek şekilde kullanılmamalarına ilişkin etik kurallar koyulması da gerekebilir.

Dil ve kültür bariyerlerinden etkilenmiyor

Günümüzde global şirketler pek çok farklı ülke ve kültürden çalışanı bünyesinde barındırıyor. Global şirketlerde işe alım süreçleri bu yüzden çok daha karmaşık hale gelebiliyor. İnsan kaynakları uzmanları da bu karmaşadan ciddi şekilde etkilenebiliyor. Diller farklı kültürler farklı algılar farklı olunca hangi insanın doğru aday olduğunu bulabilecek gerçek bir çıkmaza dönüşüyor. Yapay zeka ise dil, kültür ve algı açmazlarından muaf. Üstelik yeni geliştirilen işe alım yazılımları yani yapay zekalar pek çok farklı dilde üstelik telefonda bile iş görüşmesi yapabiliyor ve son derece isabetli yerleştirmeler yapabiliyor.

Peki AI insan işe alım uzmanlarını tamamen devre dışı mı bırakacak?

Bu sorunun yanıtı elbette hayır. İşe alım kriterleri belirleyecek olanlar, insanlarda neler aradıklarını bildirenler yine insan uzmanlar olacak.

Kaynak: www.kariyer.net

Okumaya devam et

MAKALE

Tarihin ilk hackerıyla tanışmak ister misiniz?

mıt, bilgisayar şifresi kıran ilk hacker, allan scherr

Bilgisayar çağı boyunca birçok şifreleme yöntemi geliştirildi ve kırıldı. Peki bu şifreler hayatımıza ne zaman girdi? İşte bir bilgisayarın şifresini kıran ilk insan Allan Scherr ve hikayesi…

Allan Scherr: Bilgisayar şifresi kıran ilk hacker

1962 yılında ABD’nin en prestijli üniversitelerinden Massachusetts Teknoloji Enstitüsü’ndeki (MIT) bilim insanları bilgisayarların güvenliği için yeni bir sistem geliştirdi: Şifre.

Zaman paylaşımlı işletim sistemini (CTSS) kullanan MIT’li araştırmacılar, o dönem bilgisayarları paylaşmak zorundaydı ve kullanım süreleri kısıtlıydı.

Farklı kullanıcıların dünyanın farklı yerlerinden ve bir telefon ağı aracılığıyla girdiği sistemi sömürenler de yok değildi.

Nihayetinde her çalışana sisteme erişmesi için kişisel bir şifre verilmesine karar verildi.

Günümüzde bilgisayar ve internet teknolojileri için güvenlik olmazsa olmaz. 1960’lı yıllarda ise şifre kavramı bilgisayar dünyası için çok yeniydi.

Tüm şifrelere giden dosya

Bilgisayar bilimci Fernando Corbató’nun geliştirdiği bu sistemle bilgisayara girenler, kendilerine ayrılan süre bittiğinde sisteme yeniden giriş yapamıyordu.

Ancak her güvenlik sistemi gibi bunu da istismar edecek biri çıktı: MIT’de yüksek lisans eğitimini sürdüren genç bilgisayar bilimci Allan Scherr.

Scherr, yüksek lisans tezi için bu sistemin performansını ölçmeliydi. Ancak toplamda sadece 10 saati vardı:

“Bu sistemdeki farklı değişkenleri ölçebilmem için özel erişim iznim vardı. Yaklaşık 30 simulasyon hazırlamalıydım ama bana ayrılan süre çok azdı. Daha çok süre istedim ve reddettiler. Ben de bana ayrılan süreyi sıfıra indirmenin yolunu buldum.”

Scherr önce tüm şifrelerin toplandığı ‘Gizli kullanıcı şifreleri’ isimli dosyayı buldu. Dosya isminde ‘gizli’ kelimesi özellikle tersten yazılmıştı.

Kimsenin haberi bile olmadan bu dosyayı yazdırmanın bir yolunu bulan Scherr, sistemde kullanılan tüm kişisel şifrelerin bir kopyasına sahip oldu.

“Artık sisteme istediğim zaman ve sürede girebiliyordum” diyen Scherr, arkasını kollaması için bir de suç arkadaşı buldu.

Programın finansal yöneticisine sus payı olarak şifrelerin listesini el altından vermeyi teklif etti, o da kabul etti.

Scherr patronlarından bazılarının sistemlerini hacklemekle kalmayıp, arkasında onlarla dalga geçen mesajlar bırakıyordu.

‘Kafamı bir sürü şifreyle doldurmaktan hoşlanmıyorum’

1960’lu yıllardan sonra şifre kullanımı günlük hayatın bir parçası olmaya başladı.

Hava limanlarında da yolcu bilgilerine erişim için şifreler kullanılmaya başlandı. 1970’li yıllarda artık banka müşterileri hesap bilgilerine bu sistemle ulaşıyordu.

1980’lere gelindiğinde şifre gerektiren paylaşımlı bilgisayarların kullanımı yaygınlaştı.

Şifre, ekmek ve su gibi en temel ihtiyaçlarımızdan biri haline geldi.

Scherr’e göre, bir gün uyanıp da kendi yaşamımıza erişimimizin engellendiğini öğreneceğimiz yakın:

“Bence şimdiden bunu yaşıyoruz. Telefona pin kodunu birkaç kez yanlış giriyoruz, telefon devre dışı kalıyor.”

MIT’yi bitirdikten sonra 30 yıla yakın IBM teknoloji şirketinde çalışan Scherr, IBM’in yazılım sistemi ve uygulama ve mini bilgisayarlarla iletişim ağını geliştiren kişiydi.

Peki bilgisayar endüstrisinin ilk hackerlarından Scherr, başkalarının onun şifresini kırmasını nasıl engelliyor?

‘Kırılamaz şifre’nin formülü ne olabilir?

Sherr’in yanıtı şaşırtıcı:

“Kafamı bir sürü şifreyle doldurmaktan hoşlanmıyorum.

“Ezberlediğim uzun ve karmaşık tek bir şifre var, tüm şifrelerimi yöneten bir uygulamaya girmemi sağlıyor.”

Kaynak: www.bbc.com

Okumaya devam et

MAKALE

Mutlu olma korkusu: Çerofobi nedir?

mutluluk korkusu, Manşet, çerofobi nedir, çerofobi belirtileri

Mutlu olmayı hak etmediğinizi mi düşünüyorsunuz? Eğer mutlu olursanız bunun olumsuz sonuçlar doğuracağına mı inanıyorsunuz? O zaman siz de mutluluk fobisine sahip olabilirsiniz. İşte çerofobi olarak da bilinen mutluluk korkusu hakkında her şey…

Mutluluktan korkmanın diğer adı: Çerofobi

Çerofobi, hakkında pek konuşulmasa da oldukça yaygın olduğu düşünülen bir sorun. Mutluluk korkusu diye bilinen bu kaygı türü, insan hayatını çekilmez bir hale getirebiliyor. Tedaviye başlamak için, önce geçmişinizi eşelemeniz gerekiyor.

Bir şeyin gerçek olamayacak derecede iyi göründüğünü hissettiğinizde, yani son zamanlarda sizin yararınıza birçok şey yaşandığını fark ettiğinizde, bu durum şüpheli mi görünüyor?

Kimi insanlar bu duyguyu aşamaz ve iyi şans, zihinlerinde bir uğursuzluğa dönüşür.

Akıldışı bir nefret duygusuna sahip olan insanlar, “Çerofobi” adı verilen bir olgudan mustariptir. Bu terim “keyifliyim/neşeliyim” anlamına gelen “chairo” kelimesinden türemiştir. Temel anlamda, (bu kişilerin) eğlenceli bir şeye katılmaya korkması anlamına gelir.

Korkutucu olan şey aktiviteler değil; şayet (eğlenceye) katılırsanız, mutlu ve kaygısız durumdayken korkunç bir şey olacağı korkusudur.

Çerofobi yaygın biçimde kullanılmıyor ya da iyi tanımlanmamış bir terim ve ruh sağlığı durumlarının teşhisinde temel kaynak olan (ABD’de kullanılan) ‘Zihinsel Bozukluklar Tanısal ve Sayısal Kılavuzu’nun  (DSM-5) son baskısında mevcut değil.

Ancak Healthline adlı siteye göre, kimi tıp uzmanları Çerofobi’yi bir kaygı biçimi olarak sınıflandırıyor.

BELİRTİLERİ NELERDİR?

Büyük ihtimalle çerofobisi olan biri her an için üzüntü yaşamıyor, yalnızca mutluluk yaşatabilecek olaylardan ve etkinliklerden kaçınıyor.

Healthline’ın aktardığına göre, bozukluğun kimi işaretleri şunlar:

– Bir sosyal buluşmaya davet edildiğinde endişe hissi.

– Kötü bir şeyin gerçekleşeceği korkusundan dolayı olumlu yaşamsal değişimler sağlayabilecek fırsatları görmezden gelme.

– “Eğlenceli” etkinliklere katılmayı reddetmek.

– Mutluluğu düşünmenin kişiyi kötü veya fena birisi yapacağı düşüncesi

– Mutluluğu düşünmenin kötü bir olayın gerçekleşeceği anlamına geldiğine inanmak

– Mutluluğu göstermenin, sizin ya da aileniz veya arkadaşlarınız için kötü olduğuna inanmak.

– Mutlu olmaya çabalamanın zaman ve enerji kaybı olduğunu düşünmek.

Psikiyatrist Carrie Barron, ‘Psychology Today’ adlı sitede yayınlanan bir blog yazısında, “zevk alma korkusu” biçiminde tanımlanan “Hedonofobi” ya da Çerofobi yaşayan insanlarla ilgili olası sebepleri ele alıyor.

“Bugünlerde, mutluluk arayışını konu alan birçok konuşma var,” diye yazmış.

“Bir insanın bu pozitif duygudan korkması olağandışı görünebilir. Şayet çocukluk dönemine dayanan bir mutluluk/ceza ilişkisinden kaynaklanıyorsa, düşündüğümüzden çok daha yaygın olabilir.”

SEBEBİ OLUMSUZ DENEYİMLER OLABİLİR

Örneğin, sevdiğiniz bir insanla veya belirli bir olayla ilişkilendirdiğiniz olumsuz bir deneyim ile çatışma yaşama korkusundan kaynaklanıyor olabilir. Mutluluk verici bir olayın hemen ardından kötü şeyler yaşamışsanız, buna karşı bir direnç geliştirebilirsiniz.

Barron, “Eğer zevk almaktan hoşlanmıyorsanız, bunun sebebi yol üzerinde bir yerde öfke, ceza, aşağılama ya da hırsızlığın -zevki siz hak etseniz de onlar ele geçirmiş ve- sevincinizi öldürmüş olması mümkün,” diye ekliyor. “Artık bunu hissetmekten korkuyorsunuz; zira, ardından bir hayal kırıklığı geliyor.”

Metro haber sitesinin gerçekleştirdiği bir söyleşide, blog yazarı Stephanie Yeboah, kendi deneyiminden çerofobi ile yaşamanın neye benzediğini anlatıyor:

“Bu, mutluluğun uzun sürmeyeceğini hissetmeniz nedeniyle tam anlamıyla bir ümitsizlik hissi yaşatıyor; bu ise, bir şeye dâhil olmaktan veya aktif biçimde bir şeyler yapmaktan kaygı duymanıza neden oluyor.

“Mutluluk korkusu, bir kişinin aralıksız olarak mutsuzluk içinde yaşadığı anlamına gelmiyor. Benim durumumda, çerofobi, travmatik olaylar nedeniyle daha da kötüleşti ve tetiklendi. Kazanılan bir kampanyayı kutlamak, zor bir görevi tamamlamak ya da bir müşteriyi kazanmak gibi şeyler bile huzursuz hissettiriyor.

Yeboah’ın çok da faydalı olmadığını ifade ettiği çerofobi tedavisi, kimi durumlarda depresyon sorununu tedavi etmekle karıştırılabiliyor.

“Çerofobi hakkında çok fazla kaynak olmadığı için yapabileceğim pek bir şey yok, bu yüzden sadece onunla yaşamaya devam ediyorum ve mümkün olduğu kadar onu düşünmekten kaçınıyorum.”

GEÇMİŞLE HESAPLAŞMAK GEREKİYOR

Barron, geçmişinizi eşelemenin başlangıç için iyi bir yer olduğunu, bu sayede olumsuz sonuçlardan korkmaksızın, keyfince zaman geçirmeye, eğlenmeye ve mutluluğa karşı tolerans göstermeyi deneyebileceğinizi söylüyor.

Bilhassa, iç-görü odaklı psikoterapi ve bilişsel davranışçı terapiler gibi tedavilerin, insanların sebepleri idrak etmede, ayrıca zevk ve acı arasında kurdukları olumsuz bağlantıları çözme noktasında yararlı olduğunu söylüyor.

Çerofobi ile uğraşmak, her şeyden öte, düşünme biçiminizi değiştiriyor. Şayet aynı sorunu yaşadığınızı düşünüyorsanız, büyük ihtimalle, geçmişte yaşanan bir çatışma ya da travma sebebiyle ortaya çıkan bir savunma mekanizmasıdır.

Sorunlarınız üzerinde çalışmak zaman alır; fakat tedavi ile bunu geçmişte bırakacak, mutluluğun tadını çıkaracak ve işte o anda yaşamaya başlayabileceksiniz.

Yazar: Lindsay Dodgson
Çeviren: Tarkan Tufan
Kaynak: www.gazeteduvar.com

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

TREND