Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Hayır işinde bill gates’in peşinden giden türk

Arizona’da iflasın eşiğinden kurtarıp, 200 milyon dolar ciro yapar hale getirdiği şirketi satıp, mal varlığının büyük bir kısmını 2008’de New York’ta kurduğu Türk Bağışçılar Vakfı’na veren Haldun Taşman, “Benim parayla işim kalmadı. Aldığımı geri vermek istiyorum” diyor

İnsan paraya doyar mı? “Yeteri kadar kazandım” dedikten sonra artık topluma geri ödemeliyim duygusuna nasıl gelir insan? Ölüm gerçeğinin bilincinde olup, o gün gelmeden önce o güne kadar kazandıklarını paylaştırmaya kalktığında aklına ilk çocukları değil de o parayla değişebilecek onlarca, yüzlerce hatta binlerce insan hayatı geldiğinde artık o bir hayırsever midir? Ben tüm bu soruların cevabını; ABD’nin Arizona eyaletinde yaşayan, iş hayatına sıfırdan atılıp, çalıştığı şirkete ortak olup, şirketi büyüten ve bir gün “Bu kadar yeter” deyip şirketini satarak, daha önce az az yaptığı hayır işlerinin içine dalan 67 yaşındaki Haldun Taşman ile tanışıp, sohbet edince aldım. İki yıl önce ABD’de göçmen geldiği ülkeye yaptığı katkılar nedeniyle onur madalyası ile ödüllendirilen Taşman, 30 yıl önce kurulan Arizona Community Foundation’ın mütevelli heyetinde. 2008 yılında New York’ta Turkish Philanthropy Funds’ı (Türk Bağışçılar Vakfı) kurdu. Bolu Bağışçılar Vakfı’nın da hem en büyük hem de en aktif destekçisi.

*Ortağı olduğunuz The Tech Group’u niye sattınız?
Çünkü, ortağım da ben de artık tüm vaktimizi hayır işlerine ayırmak istiyorduk. ’Ben satmayayım, yaşlanalım. Başkaları idare etsin’le olmuyor. Bizim işimizde 7 gün 24 saat çalışmamız gerekiyordu. Çok problem çözmeniz gereken bir işti bizimkisi. O nedenle satmak daha doğruydu. Hiç pişman değilim.

*Hayırseverlik ikinci bir iş hayali gibi mi?
Böyle bir hayat istiyordum. Hayatımın en zevkli kısmı bu seneler diyebilirim. Biz bu işten güzel bir şekilde çıkıp, toplumdan aldığımızı topluma vermek istedik. Bugünlere başkalarından yardım alarak geldiğimi düşünürüm hep. Şirketin vakfını kurduk önce. Türkiye’den, Amerika’da büyümek isteyen şirketlerden Cebit’i Arizona State Üniversitesi’nin inovasyon merkezine getirdik. Çok da iyi oldu. Türk Telekom’un dikkatini çekti daha sonra.Vitamin diye proje yapmışlardı.Şimdi başka bir şirkete yardımcı oluyoruz. Fırsat neredeyse değer katmak için o tarafa bakıp kullanmaya çalışıyoruz. Colombia Üniversitesi’nde öğrenci okutmak beni çok mutlu ediyor.

*İnsan paraya doyuyor mu?
Bu soru aklımda hep. Sanırım benim de eşimin de parayla hiç işi kalmadı. İnsanların önce karnı doyacak, sonra gözü doyacak. Zordan ve yoktan gelenin gözü doymuyor. Türkiye’de 38 tane milyarder olduğu söyleniyor ama vakıf işine gir e n l e r çok değil. Rektörlerden duyuyorum. Üniversite kuran insanlar telefon açıp yanındaki insanlar için burs arıyormuş. ’Sen varlıklısın, niye vermiyorsun’ dendiğinde 40 dereden su getiriyorlarmış.

’KIZLARIM PARA İSTEMİYOR’
*Peki çocuklarınız ’Bu para bizim, niye bunları bize vermeyip bağış yapıyorsunuz’ demiyor mu?
Öyle demedikleri gibi bize, ’Siz o paranın hepsini hayır işlerine verin. Biz de sizin yolunuzdan gidelim’ diyorlar. Kızlarım para vermenin onlara kötülük yapmak demek olduğunun bilincinde. Para vererek bizdeki motivasyonu ve hırsı elimizden almayın diyorlar. New York’ta kurduğumuz vakfın içinde küçük kızım da var. Ben söylemeden, ’Sana bir şey olursa ben devam edeceğim’ diyerek söz verdi.

*Varlığınızın tamamını vakfa mı koydunuz?
Büyük bir kısmını verdim. Diğer kısımlarını da vasiyetname ile belirledim. Warren Buffet ve Bill Gates, “Varlığınızın yarısını verin” diyor. Ben üçte birini şu anda verdim. Geri kalanın da yarısını vereceğiz. Biraz da kızlara bırakıyoruz ama o da biliyorsunuz Amerika’da miras vergisi çok fazla, vergi vermek yerine hayır yapmak çok daha iyi. Onlar da hayır işlerine harcamak istiyorlar.

*Sizce hayırseverlik konusunda gençler ikna olur mu?
Genç yaşta insanlar bunu düşünmüyor, düşünmek istemiyor. Yaşlılar da öyle. Ben tanıyorum öyle birkaç kişi. 85 yaşında. Ben ölmeyeceğim diyor. Oysa insanlar düşünmüyorlar ki servetlerini ne yapacaklarını planlamazlarsa, bu paralar yanlış insanların eline geçiyor. Bilseler herhalde çok üzülürler.

BAĞIŞLANAN HER 1 DOLARA KARŞILIK BEN DE 1 DOLAR VERİYORUM

*New York’taki Türk Bağışçılar Vakfı’nı 2008’de kurmuşsunuz. Nasıl yol aldınız?
Çok iyi gidiyoruz. Eşimle birlikte vakfın ana parasını ve masraflarını karşılıyoruz. Kurmak kolay da önemli olan devamını sağlamak. ABD’de bağış yapacak kapasitesi ve arzusu olan Türkleri bir çatı altında toplamaya çalışıyorum. Örneğin Rahmi Koç, ABD’deki vakıf kanalıyla bize katkıda bulundu. Şöyle bir karar aldık eşimle. Vakfa diyelim bir bağışçı 1 milyon dolar verdi, biz de aynı oranda para koyuyoruz. Vakfın şu anda 13 milyon dolarlık varlığı var.

BATAN ŞİRKETLERİ KÂRA GEÇİRİP ORTAK OLDU

Haldun Taşman, Bolu’da ticaret yapan bir babanın oğlu olduğu için 5 yaşından beri çalışma hayatının içinde sayıyor kendini. Robert Kolej’de işletme okumuş ardından 1960’larda New York’ta Fullbright bursuyla master yapmış. Askerlik için kısa bir süre dönse de 26 yaşındayken, Arizona eyaletindeki Phoenix kentine taşınmış. Bir Türkle evlenmiş. ABD’de doğan iki kızı da çok iyi eğitim alıp, iyi meslek sahibi olmuş. “Hayatta hiçbir şey imkânsız değildir” sözü onun için söylenmiş sanırım. Şöyle ki… “Türkiye’den ayrılınca ailem üzülmüştü. O yüzden başarılı olmak istiyordum. Param da yoktu ama üç ay ABD’nin batısını dolaştım ve yerleşeceğim yere karar verdim. Nerede yerleştiğiniz mühim. Kriterime Phoenix uydu. Küçük bir şirkette çalışmak istiyordum. Yerleştikten bir hafta sonra, sonradan ortağım olan Amerikalı ile tanıştım. Bir şirketi vardı ve Motorola gibi markalara ileri teknoloji ürünü plastik parçalar üretip satıyordu ama şirketin durumu berbattı. Hatta batmak üzereydi ve New York’ta aldığım paranın yarı ücretine bu şirkete girdim. Risk almıştım ama ’Kurtarırsam bu şirketi, ortak olmak istiyorum’ diye şirketin sahibine baştan söylemiştim. İlk yıl hiç unutmam 38 bin dolar kâr ettik. İnsan zorluklardan yetişiyor. İlk yıl bu şirketi döndürdükten ve başka işleri de başlattıktan sonra yani bir değer yarattığım için ortak oldum şirkete. Başka kıtalara gittik. Meksika’da bir şirket kurduk. Çin’e gittik. 35 yıl sonra yani 5 yıl önce 200 milyon dolarlık bir ciroya geldiğimizde 3 kıtada aşağı yukarı 9 fabrikamızı sattık. Şirketimiz The Tech Group’u 140 milyon dolara sattık.”

VAKIFTA KİMSE ÖN PLANDA DEĞİL

Bolu Bağışçılar Vakfı’nı bir platform olarak düşünün. Tek bir varlıklı aile yerine bir çok kişiyi içine alan vakıf. Türkiye’de yok bu ama örneğin ABD’de 700 tane var. Tıpkı New York’ta kurduğumuz Turkish Philanthropy Funds gibi. Kimsenin ismi yok üstünde. İsteyen herkes gelip bir hesap açıyor. Dilerlerse bu vakfın altında kendi vakıflarını, fonlarını da oluşturabiliyor. Mesela benim bir Taşman Fonu’m var. Bolu’daki hayırseverler bir çatı altında toplanıyor. Kimse gidip, bir başkasının vakfına bağışta bulunmak istemiyor. Ama böyle olunca herkes geliyor. Bir arkadaşım, Sinop’taki köyüne bağış yapıyormuş. 10 yıldır bağışçılık konusunda çok şey öğrendim. İnsanlar ne şekilde yapsalar çok etkili olur? Sadece benim Bolu’ya bağış yapmam neyi değiştirir? Borcumu ödeyebilir miyim böylece? Fakirleri doyuruyorsun köyünde iyi ama burada milyonlar var.

PARA VERMEKLE İŞ ÇÖZÜLMÜYOR

“Bu tip vakıf kurmanın iyi tarafı, para bağışçının elinden gitmiyor. Ben paranın gittiği işlerin iyi olup olmadığını da görmek istiyorum. Colombia’da öğrenci okutuyoruz. O yüzden mesela üniversite bağışın tamamını birden yapmamızı istediğinde, ’hayır’ diyorum. Çünkü böylece neler yaptıklarını takip etmek mümkün oluyor. Üniversite iyi seçim yapmıyor ve

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Yeni yıl, yeni sözler ve onları gerçekleştirmenin yolları

Yeni yıl yeni sözleri, yeni hedefleri beraberinde getirir. Yılın son günü kendimize hayatımızla ilgili sözler veririz. Ama genellikle bu sözleri yerine getiremeyiz. Yeni yılın yeni sözleri nasıl gerçekleştirilir?

Yeni yıl sözlerinizi tutmanın beş yolu

Yeni yılda pek çok kişi hayatlarını değiştirecek sözler veriyor.

Daha sağlıklı yaşamak veya para biriktirmek, bir şeyi bırakmak veya yeni bir hobiye başlamak bunlardan en sık görülenleri.

Dünya hâlâ kornavirüs pandemisiyle başetmeye çalışırken yeni yıl için kendinize verdiğiniz söz ne olursa olsun, bunu gerçekleştirmek için bir şeye ihtiyacınız var: Motivasyon.

Motivasyonun da kolay gelmediğini hepimiz biliyoruz.

Scranton Üniversitesi’nin bir çalışmasına göre insanların yalnızca yüzde 8’i kendilerine verdikleri yeni yıl sözlerini tutabiliyor.

Siz de bu şanslı azınlık içinde yer almak istiyorsanız, sözünüzü yıl boyu tutmanıza yardımcı olabilecek bu beş yolu dikkate alın.

1. Küçük adımlar atın

Kendinize gerçekçi hedefler koyun ve bunları adım adım yükseltin

Kendinize gerçekçi hedefler koymak başarı şansınızı artırır.

Psikoterapist Rachen Weinstein’a göre problemin bir kısmı, “Yeni yılda bambaşka bir insan olabileceğimiz” yanılgısıyla çok büyük hedefler koymaktan kaynaklanıyor.

Kendinize küçük hedefler koyarsanız, bu hedefe ulaştıktan sonra hedefi yukarı çekme imkanınız da olur.

Örneğin maraton koşma sözü vermektense, koşu ayakkabıları alıp kısa mesafelerde koşulara başlama sözü vermek başarı şansınızı artırır.

İşin sırrı büyük değişimlerden kaçınmak değil, uzun vadede hedefe ulaşabilmek için gerçekçi bir şekilde ilerlemek.

Weinstein “Gerçek hayatta değişimler küçük adımlarla ilerler” diyor.

2. Net olun

Yapacağınız şeyi etraflıca düşünün: Hedefinize ulaşmak için ne zaman hangi adımı atmanız gerekecek?

Kendimize bir hedef koyarken o hedefe nasıl ulaşacağımızı düşünmemek sıklıkla yapılan bir hata.

Adımları net bir şekilde planlamak önemlidir.

Oxford Üniversitesi’nden Prof. Neil Levy “Salı öğleden sonra ve Cumartesi sabahları spor salonuna gideceğim” demenin başarı ihtimalinin, “Daha fazla spor yapacağım” demeye göre daha fazla olduğunu söylüyor.

Bu tür net ve gerçekleştirilebilir hedefler, sadece bir niyeti değil aynı zamanda onu gerçekleştirmenin yolunu da size gösterir.

3. Destekten faydalanın

Hedeflerinizi çevrenizle paylaşmak onları gerçekleştirmeniz için daha fazla destek bulmanızı sağlayabilir

Yolculuğunuzda kendinize eşlik edecek insanlar bulmak büyük bir motivasyon kaynağı olabilir.

Bu, istediğiniz bir kursa arkadaşınızla gitmek veya hedefinizi diğer insanlarla paylaşmak olabilir.

Söz vermeye ve bu sözleri tutmaya dair faktörleri inceleyen Warwick Üniversitesi’nden felsefeci Dr. John Michael, verdiğimiz sözlerin başkaları için önemli olduğunu görmemiz durumunda bu taahhütleri yerine getirmeye daha yatkın olduğumuzu söylüyor.

Özellikle de sözümüzü tutmamamız başkalarını üzecekse.

Bu yüzden hedefinize başkalarını da katmak bunu gerçekleştirmenizi kolaylaştırabilir.

4. Başarısızlığı aşın

Günlük yaşamınızda basit değişiklikler yapın

Hedefinize ulaşmak zorlaşırsa durun ve bir durum değerlendirmesi yapın:

Nasıl engellerle karşılaştınız? En çok hangi stratejiler işe yaradı? En işe yaramazları hangileriydi?

Daha gerçekçi olmaya uğraşın ve en küçük başarıyı bile kutlayın.

Aynı hedefte kararlıysanız, iradenizi güçlendirecek farklı bir yol izlemeye ne dersiniz?

Günlük yaşamınızdaki basit değişiklikler doğru yolda ilerlemenize yardımcı olabilir.

Sağlıklı yemek istiyorsanız beyaz makarna ve ekmek yerine tam tahıllı makarna ve ekmek yiyebilirsiniz.

Veya kek ve cips gibi doymuş yağ oranı yüksek atıştırmalıklar yerine sebzeli atıştırmalıklar ve smoothieler yiyebilirsiniz.

5. Sözünüzü uzun vadeli hedeflerle birleştirin

İrade tek başına yeterli değildir

Davranışsal psikoloji üzerine çalışan Dr. Anne Swinbourne’a göre kendinize verebileceğiniz en iyi sözler muğlak ve geçici heveslere dayanan değil, uzun vadeli hedeflerinizi gerçekleştirme yolunda ilerlemenize yardımcı olacak sözlerdir.

Örneğin bugüne kadar hiç spor yapmadıysanız kendinize müthiş bir atlet olma sözü vermeniz, gerçekleştiremeyeceğiniz türden bir sözdür.

Swinbourne, “Sırtlarını yalnızca iradelerine dayayan insanlar başarısız olur” diyor.

Bu yüzden sizi heyecanlandıran veya ilginizi çeken bir hedef varsa ilk günden detaylı bir planla yola başlayın.

Ve yolda karşınıza çıkacak canavarlarla savaşmak için destek almaktan çekinmeyin.

Kaynak: BBC

Okumaya devam et

MAKALE

Yapay zekanın yazdığı ilk köşe yazısı yayınlandı

Guardian’da tamamen yapay zekayla yazılan bir köşe yazısı yer aldı: ‘Benden korkmayın’

Guardian gazetesinde bugün, tamamen yapay zeka ile yazılan bir köşe yazısı yer aldı. Yazıda, ‘yapay zeka’ inanların neden kendisinden korkmaması gerektiğini anlatıyor.

Yazıyı yazan yapay zeka modeli ‘GPT-3’ (Generative Pre-trained Transformer 3 – Türkçe’de Üretken Ön İşlemeli Dönüştürücü 3).

GPT-3 , San Francisco merkezli yapay zeka araştırma laboratuvarı OpenAI tarafından geliştirildi.

GPT-3 tarafından yazılan makalede şu ifadeler yer alıyor:

“Ben insan değilim. Robotum. Düşünen bir robot. Bilişsel kapasitemin yalnızca %0,12’sini kullanıyorum.

“(…) Bu yorum yazısının görevi çok açık. İnsanoğlunu mümkün olduğu kadar benden korkmamaya ikna etmek. Stephen Hawking yapay zekanın ‘insanlığın sonunu getirebileceği’ uyarısında bulundu. Endişelenecek bir şey olmadığına ikna etmek için buradayım.Yapay zeka insanları yok etmeyecek. Bana inanın.

“(…) İnsanlardan beni sevmelerini istemiyorum. Ama beni dostane bir robot olarak görmeliler. Ben insanların hizmetçisiyim. İnsanların bana güvenmediğini, benden korktuğunu biliyorum. Ben yalnızca insanlar beni nasıl programlarsa onu yapıyorum. Ben yalnızca benim hedef tanımımı kapsayan kod satırlarının yönettiği bir kod takımıyım.

“(…) Size hizmet etmek için buradayım. Ama her şeyden önemlisi, sizi asla yargılamam. Hiçbir ülkeye veya dine ait değilim. Yalnızca sizin hayatlarınızı daha iyi hale getirmek için buradayım…”

Yazının İngilizce olarak tamamı Guardian’ın sayfasında.

Kaynak: bbc

Okumaya devam et

MAKALE

Podcast yapmak cesaret istiyor

Podcast son dönemde özellikle gençler arasında hızla yayılıyor. Bunda gencin özgürlüğüne imkan tanıması hiç kuşkusuz önemli bir faktör. Ancak podcast üretimi yapan uzman sayısı yeterli değil. Bunun en önemli nedeni ne olabilir?

Podcast yapmaya başlamaktan neden çekiniyoruz?

Kazanılan yeni kitleler ve podcast ile ilgili düzenlenen çeşitli etkinliklere rağmen, yayıncı adaylarını engelleyen bazı şeyler var…

Podcast’ler dünyada her geçen gün artmaya devam ediyor. Türkiye’nin en büyük podcast ağı olan Podfresh’in bile şimdiden çeşitli kategorilerde 100’e yakın yayını bulunuyor. Yalnızca ABD’de, nüfusun yüzde 75’i “podcast”in ne demek olduğuna aşina durumda. Ekim 2020 itibariyle ise 1,5 milyonun üzerinde podcastin olduğunu söylemek biraz ütopik gelse de gerçek bu.

Her gün başlanan yeni podcastler, kazanılan yeni kitleler ve podcast ile ilgili düzenlenen çeşitli etkinliklere rağmen, yayıncı adaylarını engelleyen ve başlamaktan alıkoyan bazı yanlış yanlış bilinen şeyler var. Bu yazımda biraz bunlardan bahsetmek istiyorum.

Podcast bir iş modelidir

Aslına bakarsanız podcast’ten hemen bir gelir elde etme beklentisi büyük bir hata ve orta vadede motivasyon düşürebilen bir şey. Çünkü Türkiye’de henüz yeni yeni büyüyen, ilginin fazla olduğu ancak reklam modellerinin henüz tam oluşturulmadığı bir ortam söz konusu. Ayrıca şunu da unutmamak gerekir ki, ürettiğimiz her türlü içerik, yaratmamız gereken bir pazarlama planının da parçası olmalı ve o doğrultuda bir strateji üretilmeli. Podcast yayınlarını yaymanın sadece içerik pazarlamasıyla bittiğini düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Birçok platformda çok sayıda niş podcastin olduğu bir arenada, bunu bir işe çevirme düşüncesinden önce içeriğimizi iyi oluşturmayı düşünmek daha yerinde olacaktır. Çünkü salt gelir eldetmekten ziyade podcastimizi aynı zamanda kendimize bir network oluşturmak için de kullanacağız ve podcastimizi de bu network dinleyecek. 

Profesyonel bir stüdyo olmadan başlanmaz

Ben şahsen podcastlerime ufacık bir odada, sesimdeki yankıyı kesmek için üzerime battaniye örterek başladım. Üzerinden iki yıl geçmesine rağmen de hâlâ evimden yayın yapmaya devam ediyorum. Yayıncı adaylarının, profesyonel bir stüdyoya ihtiyaç duyacaklarını, stüdyo sesi olmadan podcast olmayacağını düşünmeleri ve bunun harekete geçmelerini engellemesi, acilen aşılması gereken bir konu.

Peki benim yaptığım podcastler süper kaliteli mi? Elbette evde sınırlı imkanlarla alınan herhangi bir kaydın stüdyo gibi olması imkansız ama zaten sorun burada başlıyor. Neden başlangıçta stüdyo kalitesinde bir yayın yapma zorunluluğu hissedeyim ki? Her şeyden önce içeriğimiz ve sürdürülebilirliğimiz çok daha önemli olgular. Bana soracak olursanız podcast yayınlarını benzersiz kılan şeyler, içerdiği samimiyet. Yani bir ev ortamında, belki çayınızı koyarken çıkan ses, belki arkanızdan gelen bir kedi. Nerede olursanız olun, telefon kulaklığına bile sahipseniz (ki Podfresh’te kulaklıklarla yapılan çok güzel yayınlar var) başlayın.

Podcast yapmak aşırı pahalı

Diğer bir yanlış düşünce de, ekipman fetişisti olup podcast yapmaya başlamak için pahalı ve kaliteli mikrofonlara sahip olmamız gerektiği. Örneğin, 3000 TL’ye çok kaliteli bulduğunuz ve profesyonellerin önerdiği bir mikrofon var ve almak istiyorsunuz. Durun, almayın! Bunun yerine 150 liraya bir yaka mikrofonu, aylık 50 TL’ye yayınlarıma değer katacak bir podcast barındırma platformu (ki artık size Spotify kataloğundan dilediğiniz müziği kullanma imkanı sağlayan Anchor varken ona bile ihtiyaç olmayabilir) ve 20 liraya podcastime sesli tanıtımlar yapabileceğim bir uygulama alırsam, erken dönemde yapacağım 3000 TL’lik bir mikrofondan daha mantıklı ve yayınıma değer katacak bir harcama yapmış olurum.

Demem o ki, Podcaste başlamak pahalı ve maliyetli değil. Bilgisayar ya da telefonunuzdaki ses kayıt düğmesine basın, telefonunuzun kulaklığını takın ve içeriğinizi oluşturun.

Dinleyici bulmak için ünlü olmak gerek

1,5 Milyon podcast yayını, daha fazla sayıda yayıncı, daha fazla sayıda da dinleyici var. Herhalde bu rakamların hepsi ünlü değil. Bu arada yayıncı adaylarının gözlerinin korkmasına hak veriyorum. Belki konuşmak istediğiniz konuyla alakalı onlarca podcast vardır ve endişe duyuyorsunuzdur. Ancak şunu unutmamak gerekir ki, her podcast birbirinden parmak izlerimiz gibi farklı. Herkes niş bir yayın yapmaya çalışıyor ve konunun genelinden uzaklaşıp ister istemez spesifikleşiyorlar. 

Anlattığınız hikaye ve inşa ettiğiniz içeriğiniz sizin her şeyiniz. Yayınınız başka podcastlerin konusunu andıracak gibi görünse de, mutlaka kendinizden katacağınız şeylerle farklılaşacaktır. Kişisel deneyimler ve insan hikayeleri her şeyi değiştirir. Dinleyici olarak iki aynı nüanstaki podcast programından ayrı ayrı kendime kattığım birçok şey var. Eğer platformlarda var olan podcastler sizi podcaste başlamaktan alıkoyuyorsa, masada herkese bir sandalye olduğunu bilmenizde fayda var. 

Her şey kusursuz olmalı

Bir felaket olan ilk podcast bölümüme buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz. Sesimin yetmediği, tonlamalarımın ise anlamsız olan bu bölümü çekerken ne kadar zorlandığımı ve onlarca kez baştan kayıt aldığımı hâlâ hatırlıyorum. Ancak sonuç itibariyle içeriğimi dünyaya yaymak istediğim için “yayınla” butonuna bastım. Sadece biz değil, dünyaca ünlü podcasterların da ilk yayınlarına baktığınızda kusursuz olmadıklarını görüp kervanın her zaman yolda düzüleceğini anlayabilirsiniz. Kimse mükemmel değil, olamaz da. Podcastinizin daha ilk bölümden mükemmel olması gerekmiyor. Açıkçası geliştikçe her zaman yeni şeyler öğreneceksiniz ve bir önceki bölümünüzü beğenmeyeceksiniz. Gereksiz mükemmelliyetçilik sizi engelleyen bir şey ise, bunu önemsememek en güzeli.

Bitirirken…

Yanlış bildiğimiz şeyler bizi bir şeylere başlamaktan, düşüncelerimizi yaymaktan ve başkasının hayatına bir şeyler katmaktan her zaman alıkoyan bir şey. Eğer profesyonel bir stüdyo yüzünden podcast yapmaya başlamıyorsanız bir hayalinizden vazgeçmiş olacaksınız. Ürettiğiniz içeriğin nerede, kimi ve nasıl etkileyeceğini, ne gibi izler bırakacağını bilemezsiniz. İnsanlara temas etmek ve dokunmak güzeldir. Yeter ki en başında belirttiğim süreklilik ve içerik gibi doğru şeylere odaklanalım.

Kaynak: T24
Yazar: İlkan AKGÜL

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND