Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

‘hayır’ demek o kadar zor değil

İşyerinde herkes sizden yardım istiyor. Hayır diyemediğiniz için de kendi işinizi yetiştiremiyor, çoğu zaman en geç siz çıkmak zorunda kalıyorsunuz. Sonra da ’yeter artık’ diye patlıyorsunuz… Bu sahneler size tanıdık geldiyse yazının devamını mutlaka okuyun. Çünkü işyerinde ’hayır’ demek sandığınız kadar zor değil…

Gerçekliğin, kurumsal diplomasi ile kendine ait farklı bir boyut kazandığı iş yaşamında “Hayır” diyebilmek… Hangi durumda, ne zaman, kime ve nasıl?

İşyerinde herkes sizden yardım istiyor. Hayır diyemediğiniz için de kendi işinizi yetiştiremiyor, çoğu zaman en geç siz çıkmak zorunda kalıyorsunuz. Mesai bitimine bir saat kala, yöneticiniz “Bunları da bugün bitirmen gerekiyor, altından kalkabilirsin değil mi?” diyerek masanıza bir yığın dosya bıraktı. Ekip arkadaşınız da gün içerisinde yetiştiremediği işleri ağlamaklı bir tavırla size devretti!..

Hayır diyemiyorsunuz. İçinizden kendinize kızıyorsunuz. Belki bir gün bir anda patlıyorsunuz: “Yeter artık! Bütün işi ben yapıyorum burada!” Bu patlamanın ardından ekip arkadaşlarınız sizi iyi bir takım oyuncusu olmamakla suçluyor.

Tanıdık geliyor mu bir yerlerden?

Bir iş arkadaşınız, günün zamansız saatlerinde sık sık masanıza geliyor ve sizinle muhabbet etmek istiyor. “Vaktin var mı” diye başlıyor söze ve hiç susmuyor. Arkadaşınızı seviyorsunuz, fakat sizi bu kadar çok rahatsız etmesini de istemiyorsunuz. Birkaç kez işiniz olduğunu ima etmeye çalıştınız, saate baktınız, o konuşurken siz ekranınızdan bir şeyler okudunuz ama bir türlü anlamadı. Giderek daha da çok siniriniz bozuluyor ve arkadaşınıza kırıcı davranmaktan korkuyorsunuz.

Bu veya benzeri durumlarla hangimiz karşılaşmadık ki?

Böyle durumlarda nasıl söylemek lazım “Hayır”ı? Ya da hiç söylememek mi daha iyi?

Gerçekliğin, kurumsal diplomasi ile kendine ait farklı bir boyut kazandığı iş yaşamında gerçekten “Hayır” diyebilmek, bir kerede söyleyebilmek, kesin ve net olabilmek zor olmuştur kimilerimiz için. Bazen ekip arkadaşlarımıza, bazen de üstlerimize hayır dememiz gereken ve demediğimiz sürece bizi zor durumda bırakan veya içten içe sinirlendiren durumlarla sık sık karşılaşırız.

Bu durumlarda kimimiz içimizden sinir olmaya devam ederiz, kimimizse önünde sonunda patlar, öncelikle diğerlerini ama aslen kendimizi üzer, haklı olabilecekken ‘iyi bir takım oyuncusu değilsin’, ‘agresifsin’, ‘kendine verilen işi reddediyorsun’ gibi geribildirimler alır ve akşam eve gittiğimizde kendimizi ‘ben nerede yanlış yaptım’ sorusuyla baş başa buluruz.

Nerede yanlış yapıyoruz?

Neyi istemediğimiz konusunda zamanında, net davranamadığımız için yanlış yapıyoruz.

Rahatsızlık duyduğumuz şeyleri reddetmediğimiz için bu durumlara uzun süre katlanıyoruz ve sıkıntımızı içimizde biriktiriyoruz. Kimimiz bunu içinde saklamaya devam ederken ve içten içe sıkıntı çekerken, kimimiz de ani ve yersiz patlamalarla kendimizi haksız konuma düşürebiliyoruz. Öyle ise ilk konu zamanlama diyebiliriz.

İkinci konu ise netlik… Bazen kırıcı olmamak adına, bazen çekindiğimiz için, bazen de sadece çatışma çıkmasın diye açıkça “Hayır” demek yerine, ima ediyoruz. İşte en büyük hata da bu… Sözlerimizle ifade etmediğimiz şeyler ne yazık ki çoğu zaman anlaşılmıyor ve daha da kötüsü yanlış anlaşılıyor.

Beden dilimizle yaptığımız reddetme davranışları, örneğin iş arkadaşımız masamıza her geldiğinde sıkıntılı şekilde bilgisayar ekranına bakmamız, arada bir iç çekmemiz, iş arkadaşımıza vaktimizin dar olduğu mesajını vermek yerine onun tarafında ‘senden sıkılıyorum’ şeklinde anlaşılabilir. Bu durumda arkadaşımız daha çok kırılabilir. Aynı davranışlarımız ‘benim bir derdim var’ diye de anlaşılabilir. Bu durumda arkadaşımız bize daha çok odaklanır ve bitmesini dört gözle beklediğimiz konuşma uzadıkça uzar.

“Hayır” demek neden gerekli?

Bize sıkıntı yaşatan bir durumu ne kadar uzun süreyle içimizde yaşarsak bize o kadar zarar verir. Bu sıkıntıyı sonlandırmak adına yaşanan ani patlamalar ise işyerinde kişisel imajımızı zedeler. Bu nedenle, zamanında ve net bir şekilde “Hayır” diyebilmek hem içte hem de dışta konforumuzu artıracaktır.

Hayır demek hangi durumda gerekli?

Öncelikle “Hayır” demeye hakkımız var. Hayır dememizi gerektiren durumları düşünürsek de zaman zaman kendinizi ön planda tutma hakkımızın olduğunu ve her zaman diğer insanların iyiliğini düşünme zorunluluğumuzun olmadığını bilmeliyiz. Bunların yanında, fikrimizi ve kararlarımızı değiştirme, adil olmayan davranışlara karşı gelme, diğer insanların önerilerini zaman zaman dikkate almama hakkımız vardır.

Bu tür haklarımıza dokunan herhangi bir durumda, nedenlerini de belirterek “Hayır” diyebilmek hem duygusal hem de sosyal uyumumuz için gereklidir.

Ne zaman hayır demeli?

En uygun zaman “hemen”dir. Yani sizden yapamayacağınız, yapmak istemediğiniz bir şey istendiği an. Bazen de etrafımızda başka insanlar varken birine “Hayır” demek zor olabileceğinden, bunu daha özel konuşabileceğimiz toplantı odası gibi bir yere taşıyabiliriz.

Hemen “Hayır” diyemiyorum derseniz, sizden talepte bulunan kişiden süre isteyin. “Bunda bu kadar düşünecek ne var ki” gibi tepkilerle karşılaşmaya da hazır olun. “Sana bu konuda geri döneceğim, bana biraz zaman verebilir misin” diyerek süre isteyebilirsiniz.

Sonradan yüksek olasılıkla “Hayır” diyeceğiniz bir talep için süre isterken “evet” imajı vermemeye çalışın. “Olabilir belki”, “bakarız” gibi sözlerin “evet” olarak anlaşılma ihtimali yüksektir.

Kimlere hayır demeli?

“Hayır” diyemediğiniz insanlar var mı? Eğer bazı insanlara, onların belli yaklaşımları yüzünden “Hayır” demekte zorlanıyorsanız bunları öncelikle belirleyin. Aşağıdaki örneklerden biri veya birkaçı size yol gösterecektir:

– Aşırı kibar ve diplomatik yaklaşanlar: Öylesine kibardırlar ki onlara “Hayır” demek sizi kaba gösterecek gibi gelir. Onlar da bunu çok iyi bilirler.

– Aşırı hassaslar: Sanki reddedilirlerse kırılacak bir ağaç dalı gibi öylesine hassastırlar ki onları kırmaktan çekindiğiniz için “Hayır” diyemezsiniz.

– Ağlayanlar, yalvaranlar: Ağlamaklı, titrek ses tonlarıyla, hafif buğulu gözleriyle, yağmur altında kalmış bir kedi gibi öylesine muhtaç görünürler ki onlara “Hayır” demek merhametsizlik gibi gelir.

– Emrivaki yapanlar: Bir şey isterken soru sormazlar, yapacağınız için teşekkür ederler, siz “Hayır” demeye kalmadan gözden kaybolurlar. Onları ofiste aramaktan veya peşlerinde koşmaktansa işi yapmak o an daha kolay gibi gelir.

– Baskınlar: “Bunları yapacaksın dedim mi yapacaksın” gibi agresif ifade edilen talepler karşısında kilitlenebilirsiniz. “Hayır”ınız sanki çok cılız kalacaktır bu baskın tavır karşısında…

“Hayır” diyebilmek için öneriler

Şimdi başlarken verdiğimiz örnekleri birer birer ele alalım.

Mesai bitimine bir saat kala, yöneticiniz “Bunları da bugün bitirmen gerekiyor, altından kalkabilirsin değil mi” diyerek masanıza bir yığın dosya bırakmıştı ya… Nasıl “Hayır” diyeceksiniz?

Zamanında harekete geçin, direkt olun ve nedenini belirtin.
Masanızdan uzaklaşmadan yöneticiniz ile göz teması kurun ve “Bugünkü programım oldukça yoğun, bu işi araya alırsam elimdeki mevcut işler gecikiyor olacak. Bu yüzden bu işi bugün bitirmeyip yarın yapmam daha uygun olacak. Size de uygun mu? Eğer değil ise öncelikli olmayanı yarına bırakmayı tercih ederim” deyin.

Agresif davranışla karşılaşırsanız fikrinizi değiştirmeyin. Kararsız olmayın.
“Sanırım ben yanlış düşündüm”, “Hmmm, şimdi bilemedim, zamanım olursa belki…” diyerek fikrinizi değiştirmeyin.

Özür dilemeyin, sizin yetersizliğinizmiş gibi davranmayın.
“Üzgünüm ama yapamayacağım, yetiştiremeyeceğim.”

İkinci örnekte masanıza “Zamanın var mı” sorusuyla gelip de bir türlü gitmek bilmeyen iş arkadaşınız vardı. Onu kırmadan nasıl “Hayır” diyeceksiniz?

Zamanında harekete geçin, özür dilemeyin, direkt olun ve nedenini belirtin.
Hiç zamanınız yoksa eğer bunu en başta söylemek en iyisidir. Dakikalar ilerledikçe saate bakmak, oflamak, iç çekmek, direkt mesajı iletmek bir kenara yanlış anlaşılmalara yol açarak daha da kırıcı olabilir.

“Şu anda zamanım yok, çünkü çok yoğunum, öncelikle işlerimi bitirmem gerekiyor” demeniz yeterli.

Uzun açıklamalar, dolaylı konuşmalar hem size zaman kaybettirecek, hem de mesajınızın direkt iletilmesini engelleyecektir. Arkadaşınızın sizin haklarınıza saygı gösterebilmesi için kendinizi net ortaya koymanız önemlidir.

İşyerinde rahatça “Hayır” diyebilmenin getirdiği huzurlu, mutlu haftalar dilerim…

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Spor Dünyasından Resimli Şampiyon Sözleri

spor dünyası sözleri, şampiyonluk, şampiyon sözleri mümin sekman, şampiyon sözleri kitap, şampiyon sözleri, şampiyon

Şampiyon Sözleri Mümin Sekman tarafından yazıldı. Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesinin bulunduğu Şampiyon Sözleri kitabından sizler için en güzel ve motivasyon sağlayıcı sözleri seçtik.

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

ŞAMPİYON SÖZLERİ ARKA KAPAK YAZISI

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

SPOR DÜNYASINDA BAŞARILI OLMAK

Pes etmeyi bir kez öğrendin mi alışkanlığa dönüşür.

Vince Lombardi

Kan, ter ve saygı. İlk ikisini verir, sonuncuyu kazanırsın.

Dwayne Johnson

Yapmadığın atışları asla sayıya çeviremezsin.

Larry Bird

Zayıf olana herkes acır, “kıskanılmak” ise çabayla kazanılır.

Arnold Schwarzenegger

Olduğun yerden başla. Elindekini kullan. Yapabildiğini yap.

Arthur Ashe

Bir olimpiyat şampiyonu, size birebir başarı koçluğu yapsa ne kazanırdınız? 

Lazer gibi odak, çelikten bir irade ve ateşli motivasyon! 

Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesi bu kitapta. Şampiyonlar şöhret, servet, kudret, marifet, zafer ve hezimet üzerine hayat dersleri veriyor. Hayatın zorlu “unvan maçları”na çıkarken, mücadele gücünüzü artıracaklar. 

Bu kitap şampiyon sporcular kadar, işinin şampiyonu olanlar için. Hayatın olimpik mücadelesinde yarışan CEO’lar, TUS adayı doktorlar, genç girişimciler veya üniversite adayları “zorlu zamanlarda güçlendiren fikirler” bulacak.

“Yetenek yoksulun servetidir,” der John Wooden. Yeteneği şöhrete, şöhreti servete, serveti kudrete, kudreti de daha büyük başarıya çevirmenin sistemini keşfedeceksiniz. 

Şampiyonluk bir zihin durumudur. Kazanmak için oynamak bir dünya görüşüdür. İnsan kendi hayatının şampiyonu olabilir. İçinde ve işinde “şampiyon zihniyeti inşa etmek” isteyenlere en kapsamlı kaynak…

Kitapta Muhammed Ali’den Pele’ye, Tiger Woods’tan Michael Jordan’a, Katarina Witt’ten Bruce Lee’ye, Roger Federer’den Ronaldo’ya alanın en iyileri kişisel sırlarını ve profesyonel sistemlerini anlatıyor. Çoğu kazanma taktiği Türkçeye ilk kez çevrildi. Türkiye’nin “başarı yazarı” Mümin Sekman da efsanelerin başarı sistemini analiz etti.

Hayatı bir şampiyon gibi yaşamak isteyenler ve şampiyonluktan başka bir hayat düşünemeyenler için… Daha ileriye, daha yükseğe, daha güçlü ve daha hızlı!

Okumaya devam et

MAKALE

Evlat edinilen çocuklar ve güvenli bağlanma süreci

yakın ilişkiler, evlat edinme, evlat edinilen çocuklar, çocuk, bağlanma

Evlat edinilen çocuklar, diğer çocukların uğraşmak zorunda kalmayacağı deneyimler yaşıyorlar. Bu deneyimler, evlat edinilen çocuklarda kaygı veren davranışlara yol açabilir. Peki, bu durumu nasıl baş edebiliriz? İşte yanıtı…

Evlat Edinilen Çocuklarda Bağlanma

Bağlanma teorisini ortaya atan John Bowlby’e göre bir çocuğun birine bağlanması; korktuğu, yorgun ya da hasta olduğu durumlarda özel olarak o kişinin yakınında ve o kişiyle iletişim içinde olmak istemesi anlamına geliyor1. Çocukların bağlanma stilleri güvenli, güvensiz (kaygılı veya kaçınmacı) ve düzensiz-güvensiz olmak üzere üçe ayrılıyor1. Ebeveynlerine güvenli bağlanan çocuklar, hem etraflarındaki dünya üzerinde bir etkileri olduğuna dair kendilerine hem de kişilerarası ilişkilerinde ebeveynlerine güveniyorlar1. Bu sayede problem çözme yeteneklerine daha fazla güvenen çocuklar, daha özgür bir biçimde dünyayı keşfedebiliyorlar1. Buna karşılık güvensiz bağlanan çocuklar gelişimleri boyunca bu keşif süreçlerini güvenle gerçekleştiremedikleri için daha fazla sorun yaşayabiliyorlar. Özellikle düzensiz-güvensiz bağlanan çocuklarda davranış bozuklukları ve psikopatoloji görülme olasılığı daha yüksek oluyor1.

Yapılan araştırmalarda evlatlık çocuklarda daha sık güvensiz ve düzensiz-güvensiz bağlanma stilleri, ideal olmayan çocuk-ebeveyn ilişkileri, tepkisel bağlanma bozukluğu ve rastgele arkadaşlık davranışları olduğu görülüyor1, 3, 4, 5. Evlat edinilmiş çocukların arasında güvensiz-düzensiz bağlananların fazla olmasına aslında bu grupta yetimhanede yetişmiş çocukların sayısının daha çok olması sebep oluyor. Çünkü yetimhanelerden çıkmış evlatlık çocuklar, çok küçük yaşta biyolojik ebeveynlerinden ve yetimhanede karşılaştıkları bakıcılardan sürekli ve sık sık ayrılmak zorunda kalıyorlar1, 4. Temel ebeveyn bakımından yoksun kalmanın getirdiği stres, çocukların beyinlerinin stresle baş etmeyi sağlayan bölümünün diğer çocuklarınkine göre daha farklı çalışmasına ve strese uygun tepki verilmesini sağlayan kortizol hormonunun daha az salgılanmasına sebep oluyor8. Bu işlevsel farklılıklar, çocuklarda zihinsel hastalıklar görülmesine ya da strese yeterince uygun tepki veremedikleri için gençliklerinde daha riskli davranışlar sergilemelerine yol açabiliyor8.

Yetimhaneden çıkıp evlat edinilen çocuklarda yeni ebeveynlerle bağlanmanın oluşabilmesi ve çocukların işlevselliklerinde buna bağlı olumlu gelişmeler görülebilmesi için çocuk ile ebeveyn arasındaki ilişkinin çocuğun önceki bakıcılarıyla olan ilişkisinden farklı olarak stabil, tutarlı ve kaliteli olması gerekiyor. Yapılan bir araştırmada hayatlarının ilk yıllarını yetimhanede sık sık bakıcı değiştirerek geçirmiş çocukların -en uzunu dokuz ayda olmak üzere- %40’ının ilk 3 ay içinde yeni ebeveynlerine bağlandıkları görülüyor5. Ancak çocuklarda bu şekilde bağlanma davranışlarının gözlenmesi, bağlanma stillerinin kesin olarak güvenli olduğu anlamına gelmiyor. Romanya’daki yetimhanelerde yetiştikten sonra evlat edinilmiş çocuklarla yapılan bir araştırmada, Kanadalı çocuklar ve dört aylıktan önce evlat edinilmiş çocuklara kıyasla araştırılan grubun belirgin bir kısmının yeni ebeveynlerine daha güvensiz bağlandıkları ortaya çıkıyor6. Bu durum elbette çocukların evlat edinilmeden önce karşılaştıkları, bakıcılar tarafından ihmal edilmek gibi kötü deneyimlere oldukça bağlı.

Yetimhanedeki koşullardan ötürü güvensiz bağlanmaya yatkın olan bu çocukların yeni ebeveynleriyle güvenli bir bağ kurmaları zor görünüyor ancak imkansız değil. Bowlby’ye göre çocukların hayatlarındaki ilk beş yılda karşı karşıya kaldıkları ebeveynlik davranışlarının hassasiyetindeki değişimler, çocukların bağlanma stillerinde ve dünyaya bakış açılarında iyi yönde bir değişim sağlayabiliyor4. Yapılan araştırmalarda bir yaşından önce evlat edinilen çocukların biyolojik ebeveynleriyle yetişen çocuklarla aralarında bağlanma stilleri açısından kayda değer bir fark olmadığı görülüyor4, 6. Genel olarak, evlat edinilme yaşı ile bağlanma stilinin iyi yönde değişmesinin zorluk seviyesinin paralel gittiği düşünülüyor2. Bu duruma sebep olarak bir yaşından küçük çocukların yetimhanelerin kötü şartlarına uzun süre maruz kalmadan ve henüz bağlanma sistemleri gelişmekteyken yeni ebeveynleri tarafından bakım görmeye başlamaları görülüyor6. Ancak aynı paralellik düzensiz-güvensiz bağlanma stiliyle evlat edinilme yaşı arasında bulunmuyor, yaştan bağımsız olarak düzensiz-güvensiz bağlanma stili genellikle yoğun bir şekilde kötü muameleye maruz kalma sonucu oluştuğu için değişmesi de daha zor oluyor4.

Bu istisna göz ardı edildiğinde, evlatlık edinilen çocukların, biyolojik ebeveynleri tarafından yetiştirilen çocuklar gibi bağlanma stillerinin onları evlat edinen anneleriyle oldukça benzer olduğu görülüyor7. Yapılan uzun soluklu bir çalışma da erken ve orta çocukluk dönemlerinde annelerin çocuklarına gösterdiği hassas davranışların çocukların erken yetişkinliklerindeki bağlanma algıları üzerinde olumlu etkisi olduğunu ortaya koyuyor3. Bunun yanı sıra aslında ebeveynlerden en az birinin bile güvenli bir dünya görüşüne (state of mind) sahip olması, çocukların evlat edinilmeden önce yaşadığı travma ve mahrum kalmışlığa karşı koruma görevi görebiliyor7. Yani her ne kadar bağlanma stillerinin güvenliye dönmesi zor gibi görünse de geç evlat edinilen çocukların bile kurumların bakımı altından çıkıp sabit, korumacı ve ilgi gösteren bir aile tarafından bakım görmeleri sosyal ilişkilerinden bilişsel kapasitelerine ve zihinsel sağlıklarına kadar hayatlarının birçok alanındaki gelişimlerinde olumlu etkiler yaratıyor.

Yazan: Rengim Lal Kılavuz
Düzenleyen: Dr. Gizem Sürenkök
Kaynak: www.yakiniliskiler.com

Okumaya devam et

MAKALE

Müşteri memnuniyeti için öneriler

satın alma deneyimi, satın alma, pazarlama, müşteri, marka

Markalar müşterilerine iyi bir satın alma deneyimi yaşatmayı hedefler. Fakat maalesef bu konuda başarılı olan pek az şirket var. Peki, bu durum tam tersine nasıl çevrilir? İşte yanıtı…

İyi Müşteri Deneyimi Yaşatmak Neden Çok Zor?

İnsanın bir markayla ilişkisi sadece o ürünü kullandığı zaman yaşadıklarından ibaret değildir. Bilgi edinmek için internetten yaptığı araştırmalarla başlayan süreç; çağrı merkezi görevlileriyle konuşmalar, satın alma sırasında satıcıların tavırları ve satın alma yolculuğu sonunda yaşadıklarının toplamından oluşan bir marka deneyimidir.

Kısacası müşteri ve marka arasındaki ilişki bu “gerçeklik anlarında” yaşanan tüm adımları içerir.

Rekabetin gerisinde kalmamak için şirketlerin bu gerçeklik anlarının her birini incelemesi ve satın alma yolculuğunun her aşamasını müşteri için kolaylaştırması gerekir. Bunun için insanların motivasyonlarını, yapmak istediklerini anlayıp sonra da markayla ilişkiye girdiklerinde yaşadıkları zorlukları giderecek çözümler üretmesi lazımdır.

Bugün -maalesef- büyük şirketlerin birincil sorunu müşterilerin gerçekten ne istediklerini anlayamamalarıdır. Satın alma deneyimini iyileştirmek için bir araya gelen yöneticiler, çoğu zaman empati güçlerini kaybederler. Tüketicilerin de kendileri gibi insan olduğunu unuturlar. Çamaşır makinesi üreten bir şirket yöneticisi müşteri deneyimine odaklanmak yerine satış noktalarında yaşanan şirket sorunlarına odaklanır. Oysa her marka yöneticisi, günlük hayatta bir başka markanın tüketicisidir. Özel hayatında; o da yaptığı alışverişten şikâyet eden, aldığı ürünün fiyatından yakınan, gereğinde memnun kalmadığı ürünü iade eden olağan bir müşteridir. Fakat yönetici şapkasını giyip kurumsal bir kimliğe büründüğünde düşünceleri ve davranışları değişir. Müşterilerinin çamaşır yıkamakla ilgili gerçek sorunlarını çözmek yerine sosyal projeler üretmeye, toplumsal konulara duyarlılık kisvesi altında konu dışı alanlara kafa yormaya başlar. Tüketicinin bugünkü ihtiyaçlarını çözmek yerine ilgisiz konulara öncelik verir. Kendi kişisel hedeflerine veya kendi departmanının önceliklerine odaklanır.

Benzer şekilde müşteri deneyimini iyileştirmek için uluslararası danışmanlık şirketlerine büyük projeler yaptıran şirketler bile çoğu zaman kendi tüketicilerinin (müşterilerinin) ihtiyaçlarına yalın çözümler üretmek yerine mevcut sorunları daha da karmaşıklaştırırlar.

Oysa tüketiciler markaların vaat ettiklerini hakkıyla yerine getirmesini beklerler.

Dijitalleşmeyle, bugün pazarlama disiplini bir evrim geçiriyor. Satın alacağı ürünü internetten iyice araştıran, tüketici yorumlarını didik didik okuyan yeni nesil müşteriler markaların önüne farklı taleplerle gelmekte. Bütün şirketlerin bu talepleri iyi anlamaları, analiz etmeleri ve bunlara çözüm üretmeleri şart. Aksi takdirde bugünün insanına zorla iteleyerek ürün veya hizmet satmak mümkün değil.

Son yıllarda hayatımıza giren Inbound Pazarlama, modern insanın beklentilerine karşılık veren bir felsefeyi benimser. Yaklaşımı, dijital ortamda edindiği bilgi ile güçlenen modern müşterinin (tüketicinin) yapmak istediğini anlamak ve ona yol göstermektir. Inbound Marketing felsefesi eski usul yöntemler kullanarak, ısrarla bir ürün veya hizmeti zorla satmaya çalışan pazarlama anlayışının tam tersidir.

Inbound Marketing’in hedefi, markayı insanlara itelemek yerine onları markaya çekmek ve gönüllü bir şekilde markadan alışveriş yapmalarını sağlamaktır.

Inbound Pazarlama yöntemini uygulamak isteyen yöneticilere önerilerim şunlardır:

  • Markanın odağına insanı koy. Onun ne yapmak istediğini, amacını anla. Tüketicilerini veya müşterilerini “persona”lar ile tanımlayabilir, onları segmentlere ayırabilirsin ama unutma ki her biri senin benim gibi gerçek birer insandır. Dolayısıyla markanın müşterisinin önce insan sonra tüketici olduğu hatırla.
  • İnsanlar her gün kendilerine zorla bir şeyler satmaya çalışan yapışkan satıcılardan bıktı. Bu nedenle Web sitene ya da mağazana gelen insana hemen satış yapmaya çalışma. Onun ihtiyaçlarını anlayabilmek için sorman gereken bütün soruları sor. Ona bilgi vermekte cömert ol. Kendini bir satıcı gibi değil, o insana yardım etmek için görevlendirilmiş bir yetkili gibi gör.
  • Alışveriş yapan her insanı tedirgin eden birçok konu vardır. Yanlış ürüne veya hizmete para harcamak, verdiği karardan dönememek, satın aldıktan sonra markanın ilgisiz kalacağından endişe etmek… Bunlar insanların “acı noktalarıdır”. Her sektörde insanların markalardan alışveriş yaparken karşı karşıya kaldıkları sayısız acı noktası vardır. Kendi markan için bunların hepsini listele ve bunlara çözüm üret. Bugün Amazon, insanların bütün acı noktalarını çözdüğü için dünyada 1 numara olmuştur.
  • Eğer böyle davranırsan insanlar senin markana güven duyacak ve alışveriş yapmaya gönüllü olacaklardır. Markanı kendilerine zorla satış yapmaya çalışan diğer markalardan ayrı bir yere konumlayacaklardır.
  • Satın alma yaptıktan sonra senin markanla ilişkiye devam edecekler, kendi çevrelerine markanı tavsiye edeceklerdir.
  • Bütün bunları hayata geçirmek ve insanlara iyi bir alışveriş deneyimi yaşatmak için dijital teknolojileri hakkıyla kullan.

Dijital çağda istediği bilgiyi edinebilen, önünde sayısız seçenek olan, istediği markadan alışveriş yapabilen modern insana hitap edebilmek, onu markana çekebilmek, onun aklını ve gönlünü kazanabilmek, onun senin markandan can-ı gönülden alışveriş yapmasını sağlamak için gerekli dijital dönüşümü gerçekleştir.

Bu dijital dönüşümü gerçekleştirmeyen markaların bugünün dünyasında iyi bir alışverişçi deneyimi yaşatmaları ve ayakta kalmaları mümkün değil.

Yazar: Temel Aksoy
Kaynak: www.temelaksoy.com

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND