Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Haydi çocuklar barış eğitimine!

Çocuklarımıza alfabeden önce barış içinde yaşamayı öğretmeliyiz! Çünkü kimlik çatışmalarının derinleşmesi toplumsal gerilimi tırmandırıyor. İşte uzmanından çocuklar için 10 adımda barış eğitimi…

kişisel gelişim

Çocuklarımıza alfabeden önce barış içinde yaşamayı öğretmeliyiz! Çünkü kimlik çatışmalarının derinleşmesi toplumsal gerilimi tırmandırıyor. İşte uzmanından çocuklar için 10 adımda barış eğitimi… 

Çocuklar için 10 adımda barış eğitimi

Boğaziçi Üniversitesi Barış Eğitimi Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdür Yardımcısı Nur Bekata Mardin, “Aslında her insanın birçok kimliği var. Cinsiyeti, ailesi, medeni durumu, doğduğu şehir, milleti, dini, okulu, işi, mesleği, spor takımı, hobisi, ırkı, köyü… Kişisel mutluluğumuz ve toplumda barışın sağlanması, bu kimliklerin hepsinin bilincinde olup birine takılmamakta yatıyor. Tek kimlik ötekileştirmeyi arttırıyor. Farklılıklara saygı ve empati eğitimi çok küçük yaşlarda başlamalı” dedi. Hürriyet’ten Gönül Koca‘nın haberine göre, “Veliler ve öğretmenlerin çocuk ve gençlerin sorularına sabırla, mantıklı cevaplar vermesi, her şeyi sorgulamaları için teşvik etmesi lazım” diyen Mardin, “Hiçbir zaman, ‘Sen çocuksun bilmezsin, böyle yapacaksın çünkü ben böyle istiyorum’ gibi onların öz güvenini kıracak ve olayları olduğu gibi kabullenmelerine yol açacak davranışlarda bulunmaması gerekiyor” ifadesini kullandı.

10 maddede Mardin’in analizi şöyle:

1- ÖNCE EMPATİ

Kendini başkasının yerine koyarak, onun neler hissedebileceğini, farklı bakış açılarını, inanç ve düşüncelerini anlamak için ‘Empati Kurma Becerisi’ni geliştirmek gerekiyor. Örneğin sınıfta kız öğrenciler erkek; erkekler de kız rolünü oynadıklarında, “laf atılmanın” ne tür bir his yaratabileceğini daha iyi algılayabilirler. Farklı insanların rolünü oynamak kısa sürede, onun ne hissedebileceğini anlamayı sağlayabilir.

2- ÖN YARGILARINI FARK ETMEK

Ön yargılar, anlaşmazlıkların önemli nedenlerinden biri. Herhangi bir anlaşmazlıkta öğrencilerin ön yargılarının bilincine varabilmesi içinde bir oyun oynanabilir. Bunun için sınıfta iki grup oluşturulur ve her iki taraftan da, “Kendini nasıl tarif ediyorsun, ‘ötekini’ nasıl algılıyorsun, onun seni nasıl tarif ettiğini düşünüyorsun?” gibi sorulara cevap vermesi istenebilir. Cevaplar karşılaştırılarak, tartışılır ve yanlış algılamalar düzeltilebilir.

3- TEK KİMLİK ‘ÖTEKİ’LEŞTİRİR

Aslında her insanın birçok kimliği var. Cinsiyeti, ailesi, medeni durumu, doğduğu şehir, milleti, dini, okulu, işi, mesleği, spor takımı, hobisi, ırkı, köyü… Kişisel mutluluğumuz ve toplumda barışın sağlanması, bu kimliklerin hepsinin bilincinde olup birine takılmamakta yatıyor. Tek kimlik ötekileştirmeyi arttırıyor. Farklılıklara saygı ve empati eğitimi çok küçük yaşlarda başlamalı. Çünkü, çocuklarda bile kendilerinden biraz farklı olanla alay etme, onu dışlama davranışı görülebiliyor. Bunun olmaması için çeşitli etkinlikler yapılabilir. Örneğin, sınıfta aynı yemekleri seven çocuklar bir grupta toplanarak, tek başına kalan olursa nasıl hissettiğini arkadaşlarına anlatması istenebilir. Aynı sınıfta bu sefer de doğdukları il bazında, daha sonra sevdikleri renklere göre gruplar oluşturulabilir. Böylece her defasında farklı arkadaşlarıyla bir araya gelebildiklerini görerek, çoklu kimlikleribağlamında nasıl farklı kişilerle benzeştiklerini anlamış olurlar. Ayrıca tek başına kalıp ötekileştirilmenin nasıl bir duygu olabileceği fikrini de düşünebilirler.

4- SAĞLIKLI KARAR VEREBİLMEK İÇİN ELEŞTİREL DÜŞÜNCE

Gençlerin sorgulayan bir kişiliğe sahip olması, yanlış seçimler yapmasına ve kolayca başkalarının etkisinde kalmasına engel olur. Veliler ve öğretmenlerin çocuk ve gençlerin sorularına sabırla, mantıklı cevaplar vermesi, her şeyi sorgulamaları için teşvik etmesi, hiçbir zaman, “Sen çocuksun bilmezsin, böyle yapacaksın çünkü ben böyle istiyorum” gibi onların öz güvenini kıracak ve olayları olduğu gibi kabullenmelerine yol açacak davranışlarda bulunmaması gerekiyor. 

Ayrıca, toplum üstünde çok etkili olan görsel ve yazılı medyadaki bilgilere de eleştirel bir bakış açısıyla yaklaşmak şart. Çünkü, medyada, filmlerde ve bilgisayar oyunlarında şiddet o kadar yaygın duruma geldi ki, gençler arasında ve toplumda bu tür olaylara alışkanlık arttı. Şiddet normalleşti ve kabul edilebilir bir hale dönüştü. 

Flimler ve dizilerde kahraman gibi görülen bazı kişiliklerin davranışlarının çevreyeverdiği zarar ve sonuçlarının ne olabileceği üstüne çocukları düşündürecek sorular sorulabilir. Gerçek kahramanların kim olması gerektiği tartışılabilir.

5- ÖĞÜT VERME, SADECE DİNLE!

Etkili ve aktif dinlemeyi bilmek arkadaşlıkta, okul ve iş hayatında başarı için çok önemli olduğu gibi sinirlenen kişinin öfkesini azaltıp tırmanan çatışmayı da yumuşatır. Ancak bunu öncelikle yetişkinlerin yapması gerekiyor. Örneğin, anne-babalar ve/veya öğretmenler konuşurken çocuğun yüzene bakmalı. Onun sözünü kesmeden, kendi tecrübesinden bahsetmeden, akıl vermeden öncelikle sadece dinlemeli. Ardından konuya ilgisini gösteren sorular sorulabilir. Çocuğun söylemediği satır aralarındaki duyguları ve endişeleri çıkararak hem onu anlamaya çalışabilir, hem de ona ayna tutmuş olur. Sonuçta öğüt vermeden, sorularla çocuğun kendi kendine çözüm yolunu bulması ve sorumluluk alarak karar vermesine yardımcı olmak gerekiyor.

6- CESUR OLAN AFFEDER

Bir Hindu atasözü şöyle diyor: “Cesuru arıyorsan affedebileni bul. Esas kahraman ise nefret görse de sevebilendir.” İnsan affetmeye önce kendinden başlamalı. Farkında olsak da olmasak da aslında insan birçok konuda kendisini suçluyor ve böyle hissettiği kişilere karşı mahcup olduğundan bu hisse sebep olanları suçlamaya başlıyor. Onun için kendini ve başkalarını affetmek büyük bir psikolojik yükü ortadan kaldırıyor. Zor olsa da affetmeyi başarmak çok önemli. Yine burada veli ve öğretmenlererol düşüyor. Etraflarında kızdıkları, kırıldıkları insanları sevmeseler dahi, küsüp kötü davranmayarak, yani bir nevi affederek gençlere kin beslememeleri için örnek olmalılar.

7- KONTROL EDİLMESİ GEREKEN BİR DUYGU: ÖFKE

Duygular, bedende duyulan fizik kıpırtılardır. Öfke de bir duygu olduğuna göre, canlılığın doğal parçası olan duyguların, yani öfkenin yanlışı ya da doğrusu olmaz. Doğal duygu olan öfkeyi bastırmak da doğru değil. Ancak, bizi yönetmesine izin vermemeliyiz. Bunun için ilk kural, karşıdakini suçlamamak ve saldırmamak. Anne, baba ve öğretmenler, çocuklara örnek olmalı. Bu bilincin kazandırılması için bazı eğitim çalışmaları da yapılabilir. Örneğin, “Bana böyle bağıramazsın, böyle konuşamazsın” yerine, “Benimle böyle konuştuğunda çok üzülüyorum, aslında beni üzmek istemediğini düşünüyorum” denildiğinde çocuk, bu davranışının ters etkisinin farkına varabilir. Doğrudan suçlanmadığı için daha olumlu reaksiyon verebilir.

8- ÖZÜR DİLEMEK OLGUNLUKTUR

Bir hata yapılmışsa kendi sorumluluğunu üstlenerek özür dilemek doğru bir davranış olarak gösteriliyor ve çatışma havasını yumuşattığı biliniyor. Anne, baba ve öğretmenler de yeri geldiğinde çocuklardan özür dilemekten çekinmemeli. Böylece hata yapmanın da insanlık hali, kabullenilecek bir şey olduğu ve yanlışın farkına varıp özür dilemenin bir zayıflık değil, olgunluk gerektirdiği bilinci geliştirilebilir.

9- ÇATIŞMA-ÇÖZÜM VE DÖNÜŞTÜRME

Çatışma; yaşamın doğal bir parçası ve doğru yönetildiğinde yapıcı, yaratıcı sonuçlar çıkabilir. Aslında çatışmalar temel ihtiyaçların tatminiyle ilgili. Fakat bunu yapma yollarının çelişmesi,kaynakların kısıtlılığı, paylaşım konusunda bireyler ve ülkeler arasında sorunlara sebep olabilir. Örneğin, sınıf çok pisleniyorsa öğretmen, “Bu ne biçim sınıf, ne kadar düşüncesizsiniz” gibi sözlerle öğrencileri suçlamak yerine, olayı ortak problem olarak ifade edebilir: “Çocuklar, sınıfımızın temiz olmasını isteriz değil mi? Bunu düzeltebilmek için ne önerirsiniz?” diyerek, problemi ortaklaştırabilir. Öneriler arasından beraber bir seçim yapıp sorumlulukları paylaştıraraksorun çözücü bir davranış sergileyebilir. Çatışmaları yaratıcı yöntemlerle dönüştürerek aşmaya yönelik sanat çalışmaları da yapılabilir.

10- ŞİDDETSİZ İLETİŞİM: SADECE GÖZLEM

İletişimde kullanılan dilin, sözcüklerin, yargılayıcı olmamasına dikkat edilmeli. Sadece gözlem içeren ifadeler kullanmak gerekiyor. Fakat gözlem ile yargı karıştırılmamalı. Örneğin bir öğretmen derse geç kalan bir öğrenciye, “Her zaman geç kalıyorsun” dediğinde gözlemin yanı sıra bir yargı ifadesi de kullanıyor. Fakat, “Bu hafta iki kere geç kaldın” dediğinde ise sadece gözlemini aktarmış oluyor. İletişimde kullanılan dilin, yargılayıcı ve haysiyet kırıcı olmaması anlaşmazlıklarda da sorunların çözümünü kolaylaştırıyor.

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

MAKALE

Spor Dünyasından Resimli Şampiyon Sözleri

spor dünyası sözleri, şampiyonluk, şampiyon sözleri mümin sekman, şampiyon sözleri kitap, şampiyon sözleri, şampiyon

Şampiyon Sözleri Mümin Sekman tarafından yazıldı. Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesinin bulunduğu Şampiyon Sözleri kitabından sizler için en güzel ve motivasyon sağlayıcı sözleri seçtik.

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

ŞAMPİYON SÖZLERİ ARKA KAPAK YAZISI

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

SPOR DÜNYASINDA BAŞARILI OLMAK

Pes etmeyi bir kez öğrendin mi alışkanlığa dönüşür.

Vince Lombardi

Kan, ter ve saygı. İlk ikisini verir, sonuncuyu kazanırsın.

Dwayne Johnson

Yapmadığın atışları asla sayıya çeviremezsin.

Larry Bird

Zayıf olana herkes acır, “kıskanılmak” ise çabayla kazanılır.

Arnold Schwarzenegger

Olduğun yerden başla. Elindekini kullan. Yapabildiğini yap.

Arthur Ashe

Bir olimpiyat şampiyonu, size birebir başarı koçluğu yapsa ne kazanırdınız? 

Lazer gibi odak, çelikten bir irade ve ateşli motivasyon! 

Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesi bu kitapta. Şampiyonlar şöhret, servet, kudret, marifet, zafer ve hezimet üzerine hayat dersleri veriyor. Hayatın zorlu “unvan maçları”na çıkarken, mücadele gücünüzü artıracaklar. 

Bu kitap şampiyon sporcular kadar, işinin şampiyonu olanlar için. Hayatın olimpik mücadelesinde yarışan CEO’lar, TUS adayı doktorlar, genç girişimciler veya üniversite adayları “zorlu zamanlarda güçlendiren fikirler” bulacak.

“Yetenek yoksulun servetidir,” der John Wooden. Yeteneği şöhrete, şöhreti servete, serveti kudrete, kudreti de daha büyük başarıya çevirmenin sistemini keşfedeceksiniz. 

Şampiyonluk bir zihin durumudur. Kazanmak için oynamak bir dünya görüşüdür. İnsan kendi hayatının şampiyonu olabilir. İçinde ve işinde “şampiyon zihniyeti inşa etmek” isteyenlere en kapsamlı kaynak…

Kitapta Muhammed Ali’den Pele’ye, Tiger Woods’tan Michael Jordan’a, Katarina Witt’ten Bruce Lee’ye, Roger Federer’den Ronaldo’ya alanın en iyileri kişisel sırlarını ve profesyonel sistemlerini anlatıyor. Çoğu kazanma taktiği Türkçeye ilk kez çevrildi. Türkiye’nin “başarı yazarı” Mümin Sekman da efsanelerin başarı sistemini analiz etti.

Hayatı bir şampiyon gibi yaşamak isteyenler ve şampiyonluktan başka bir hayat düşünemeyenler için… Daha ileriye, daha yükseğe, daha güçlü ve daha hızlı!

Okumaya devam et

MAKALE

Evlat edinilen çocuklar ve güvenli bağlanma süreci

yakın ilişkiler, evlat edinme, evlat edinilen çocuklar, çocuk, bağlanma

Evlat edinilen çocuklar, diğer çocukların uğraşmak zorunda kalmayacağı deneyimler yaşıyorlar. Bu deneyimler, evlat edinilen çocuklarda kaygı veren davranışlara yol açabilir. Peki, bu durumu nasıl baş edebiliriz? İşte yanıtı…

Evlat Edinilen Çocuklarda Bağlanma

Bağlanma teorisini ortaya atan John Bowlby’e göre bir çocuğun birine bağlanması; korktuğu, yorgun ya da hasta olduğu durumlarda özel olarak o kişinin yakınında ve o kişiyle iletişim içinde olmak istemesi anlamına geliyor1. Çocukların bağlanma stilleri güvenli, güvensiz (kaygılı veya kaçınmacı) ve düzensiz-güvensiz olmak üzere üçe ayrılıyor1. Ebeveynlerine güvenli bağlanan çocuklar, hem etraflarındaki dünya üzerinde bir etkileri olduğuna dair kendilerine hem de kişilerarası ilişkilerinde ebeveynlerine güveniyorlar1. Bu sayede problem çözme yeteneklerine daha fazla güvenen çocuklar, daha özgür bir biçimde dünyayı keşfedebiliyorlar1. Buna karşılık güvensiz bağlanan çocuklar gelişimleri boyunca bu keşif süreçlerini güvenle gerçekleştiremedikleri için daha fazla sorun yaşayabiliyorlar. Özellikle düzensiz-güvensiz bağlanan çocuklarda davranış bozuklukları ve psikopatoloji görülme olasılığı daha yüksek oluyor1.

Yapılan araştırmalarda evlatlık çocuklarda daha sık güvensiz ve düzensiz-güvensiz bağlanma stilleri, ideal olmayan çocuk-ebeveyn ilişkileri, tepkisel bağlanma bozukluğu ve rastgele arkadaşlık davranışları olduğu görülüyor1, 3, 4, 5. Evlat edinilmiş çocukların arasında güvensiz-düzensiz bağlananların fazla olmasına aslında bu grupta yetimhanede yetişmiş çocukların sayısının daha çok olması sebep oluyor. Çünkü yetimhanelerden çıkmış evlatlık çocuklar, çok küçük yaşta biyolojik ebeveynlerinden ve yetimhanede karşılaştıkları bakıcılardan sürekli ve sık sık ayrılmak zorunda kalıyorlar1, 4. Temel ebeveyn bakımından yoksun kalmanın getirdiği stres, çocukların beyinlerinin stresle baş etmeyi sağlayan bölümünün diğer çocuklarınkine göre daha farklı çalışmasına ve strese uygun tepki verilmesini sağlayan kortizol hormonunun daha az salgılanmasına sebep oluyor8. Bu işlevsel farklılıklar, çocuklarda zihinsel hastalıklar görülmesine ya da strese yeterince uygun tepki veremedikleri için gençliklerinde daha riskli davranışlar sergilemelerine yol açabiliyor8.

Yetimhaneden çıkıp evlat edinilen çocuklarda yeni ebeveynlerle bağlanmanın oluşabilmesi ve çocukların işlevselliklerinde buna bağlı olumlu gelişmeler görülebilmesi için çocuk ile ebeveyn arasındaki ilişkinin çocuğun önceki bakıcılarıyla olan ilişkisinden farklı olarak stabil, tutarlı ve kaliteli olması gerekiyor. Yapılan bir araştırmada hayatlarının ilk yıllarını yetimhanede sık sık bakıcı değiştirerek geçirmiş çocukların -en uzunu dokuz ayda olmak üzere- %40’ının ilk 3 ay içinde yeni ebeveynlerine bağlandıkları görülüyor5. Ancak çocuklarda bu şekilde bağlanma davranışlarının gözlenmesi, bağlanma stillerinin kesin olarak güvenli olduğu anlamına gelmiyor. Romanya’daki yetimhanelerde yetiştikten sonra evlat edinilmiş çocuklarla yapılan bir araştırmada, Kanadalı çocuklar ve dört aylıktan önce evlat edinilmiş çocuklara kıyasla araştırılan grubun belirgin bir kısmının yeni ebeveynlerine daha güvensiz bağlandıkları ortaya çıkıyor6. Bu durum elbette çocukların evlat edinilmeden önce karşılaştıkları, bakıcılar tarafından ihmal edilmek gibi kötü deneyimlere oldukça bağlı.

Yetimhanedeki koşullardan ötürü güvensiz bağlanmaya yatkın olan bu çocukların yeni ebeveynleriyle güvenli bir bağ kurmaları zor görünüyor ancak imkansız değil. Bowlby’ye göre çocukların hayatlarındaki ilk beş yılda karşı karşıya kaldıkları ebeveynlik davranışlarının hassasiyetindeki değişimler, çocukların bağlanma stillerinde ve dünyaya bakış açılarında iyi yönde bir değişim sağlayabiliyor4. Yapılan araştırmalarda bir yaşından önce evlat edinilen çocukların biyolojik ebeveynleriyle yetişen çocuklarla aralarında bağlanma stilleri açısından kayda değer bir fark olmadığı görülüyor4, 6. Genel olarak, evlat edinilme yaşı ile bağlanma stilinin iyi yönde değişmesinin zorluk seviyesinin paralel gittiği düşünülüyor2. Bu duruma sebep olarak bir yaşından küçük çocukların yetimhanelerin kötü şartlarına uzun süre maruz kalmadan ve henüz bağlanma sistemleri gelişmekteyken yeni ebeveynleri tarafından bakım görmeye başlamaları görülüyor6. Ancak aynı paralellik düzensiz-güvensiz bağlanma stiliyle evlat edinilme yaşı arasında bulunmuyor, yaştan bağımsız olarak düzensiz-güvensiz bağlanma stili genellikle yoğun bir şekilde kötü muameleye maruz kalma sonucu oluştuğu için değişmesi de daha zor oluyor4.

Bu istisna göz ardı edildiğinde, evlatlık edinilen çocukların, biyolojik ebeveynleri tarafından yetiştirilen çocuklar gibi bağlanma stillerinin onları evlat edinen anneleriyle oldukça benzer olduğu görülüyor7. Yapılan uzun soluklu bir çalışma da erken ve orta çocukluk dönemlerinde annelerin çocuklarına gösterdiği hassas davranışların çocukların erken yetişkinliklerindeki bağlanma algıları üzerinde olumlu etkisi olduğunu ortaya koyuyor3. Bunun yanı sıra aslında ebeveynlerden en az birinin bile güvenli bir dünya görüşüne (state of mind) sahip olması, çocukların evlat edinilmeden önce yaşadığı travma ve mahrum kalmışlığa karşı koruma görevi görebiliyor7. Yani her ne kadar bağlanma stillerinin güvenliye dönmesi zor gibi görünse de geç evlat edinilen çocukların bile kurumların bakımı altından çıkıp sabit, korumacı ve ilgi gösteren bir aile tarafından bakım görmeleri sosyal ilişkilerinden bilişsel kapasitelerine ve zihinsel sağlıklarına kadar hayatlarının birçok alanındaki gelişimlerinde olumlu etkiler yaratıyor.

Yazan: Rengim Lal Kılavuz
Düzenleyen: Dr. Gizem Sürenkök
Kaynak: www.yakiniliskiler.com

Okumaya devam et

MAKALE

Müşteri memnuniyeti için öneriler

satın alma deneyimi, satın alma, pazarlama, müşteri, marka

Markalar müşterilerine iyi bir satın alma deneyimi yaşatmayı hedefler. Fakat maalesef bu konuda başarılı olan pek az şirket var. Peki, bu durum tam tersine nasıl çevrilir? İşte yanıtı…

İyi Müşteri Deneyimi Yaşatmak Neden Çok Zor?

İnsanın bir markayla ilişkisi sadece o ürünü kullandığı zaman yaşadıklarından ibaret değildir. Bilgi edinmek için internetten yaptığı araştırmalarla başlayan süreç; çağrı merkezi görevlileriyle konuşmalar, satın alma sırasında satıcıların tavırları ve satın alma yolculuğu sonunda yaşadıklarının toplamından oluşan bir marka deneyimidir.

Kısacası müşteri ve marka arasındaki ilişki bu “gerçeklik anlarında” yaşanan tüm adımları içerir.

Rekabetin gerisinde kalmamak için şirketlerin bu gerçeklik anlarının her birini incelemesi ve satın alma yolculuğunun her aşamasını müşteri için kolaylaştırması gerekir. Bunun için insanların motivasyonlarını, yapmak istediklerini anlayıp sonra da markayla ilişkiye girdiklerinde yaşadıkları zorlukları giderecek çözümler üretmesi lazımdır.

Bugün -maalesef- büyük şirketlerin birincil sorunu müşterilerin gerçekten ne istediklerini anlayamamalarıdır. Satın alma deneyimini iyileştirmek için bir araya gelen yöneticiler, çoğu zaman empati güçlerini kaybederler. Tüketicilerin de kendileri gibi insan olduğunu unuturlar. Çamaşır makinesi üreten bir şirket yöneticisi müşteri deneyimine odaklanmak yerine satış noktalarında yaşanan şirket sorunlarına odaklanır. Oysa her marka yöneticisi, günlük hayatta bir başka markanın tüketicisidir. Özel hayatında; o da yaptığı alışverişten şikâyet eden, aldığı ürünün fiyatından yakınan, gereğinde memnun kalmadığı ürünü iade eden olağan bir müşteridir. Fakat yönetici şapkasını giyip kurumsal bir kimliğe büründüğünde düşünceleri ve davranışları değişir. Müşterilerinin çamaşır yıkamakla ilgili gerçek sorunlarını çözmek yerine sosyal projeler üretmeye, toplumsal konulara duyarlılık kisvesi altında konu dışı alanlara kafa yormaya başlar. Tüketicinin bugünkü ihtiyaçlarını çözmek yerine ilgisiz konulara öncelik verir. Kendi kişisel hedeflerine veya kendi departmanının önceliklerine odaklanır.

Benzer şekilde müşteri deneyimini iyileştirmek için uluslararası danışmanlık şirketlerine büyük projeler yaptıran şirketler bile çoğu zaman kendi tüketicilerinin (müşterilerinin) ihtiyaçlarına yalın çözümler üretmek yerine mevcut sorunları daha da karmaşıklaştırırlar.

Oysa tüketiciler markaların vaat ettiklerini hakkıyla yerine getirmesini beklerler.

Dijitalleşmeyle, bugün pazarlama disiplini bir evrim geçiriyor. Satın alacağı ürünü internetten iyice araştıran, tüketici yorumlarını didik didik okuyan yeni nesil müşteriler markaların önüne farklı taleplerle gelmekte. Bütün şirketlerin bu talepleri iyi anlamaları, analiz etmeleri ve bunlara çözüm üretmeleri şart. Aksi takdirde bugünün insanına zorla iteleyerek ürün veya hizmet satmak mümkün değil.

Son yıllarda hayatımıza giren Inbound Pazarlama, modern insanın beklentilerine karşılık veren bir felsefeyi benimser. Yaklaşımı, dijital ortamda edindiği bilgi ile güçlenen modern müşterinin (tüketicinin) yapmak istediğini anlamak ve ona yol göstermektir. Inbound Marketing felsefesi eski usul yöntemler kullanarak, ısrarla bir ürün veya hizmeti zorla satmaya çalışan pazarlama anlayışının tam tersidir.

Inbound Marketing’in hedefi, markayı insanlara itelemek yerine onları markaya çekmek ve gönüllü bir şekilde markadan alışveriş yapmalarını sağlamaktır.

Inbound Pazarlama yöntemini uygulamak isteyen yöneticilere önerilerim şunlardır:

  • Markanın odağına insanı koy. Onun ne yapmak istediğini, amacını anla. Tüketicilerini veya müşterilerini “persona”lar ile tanımlayabilir, onları segmentlere ayırabilirsin ama unutma ki her biri senin benim gibi gerçek birer insandır. Dolayısıyla markanın müşterisinin önce insan sonra tüketici olduğu hatırla.
  • İnsanlar her gün kendilerine zorla bir şeyler satmaya çalışan yapışkan satıcılardan bıktı. Bu nedenle Web sitene ya da mağazana gelen insana hemen satış yapmaya çalışma. Onun ihtiyaçlarını anlayabilmek için sorman gereken bütün soruları sor. Ona bilgi vermekte cömert ol. Kendini bir satıcı gibi değil, o insana yardım etmek için görevlendirilmiş bir yetkili gibi gör.
  • Alışveriş yapan her insanı tedirgin eden birçok konu vardır. Yanlış ürüne veya hizmete para harcamak, verdiği karardan dönememek, satın aldıktan sonra markanın ilgisiz kalacağından endişe etmek… Bunlar insanların “acı noktalarıdır”. Her sektörde insanların markalardan alışveriş yaparken karşı karşıya kaldıkları sayısız acı noktası vardır. Kendi markan için bunların hepsini listele ve bunlara çözüm üret. Bugün Amazon, insanların bütün acı noktalarını çözdüğü için dünyada 1 numara olmuştur.
  • Eğer böyle davranırsan insanlar senin markana güven duyacak ve alışveriş yapmaya gönüllü olacaklardır. Markanı kendilerine zorla satış yapmaya çalışan diğer markalardan ayrı bir yere konumlayacaklardır.
  • Satın alma yaptıktan sonra senin markanla ilişkiye devam edecekler, kendi çevrelerine markanı tavsiye edeceklerdir.
  • Bütün bunları hayata geçirmek ve insanlara iyi bir alışveriş deneyimi yaşatmak için dijital teknolojileri hakkıyla kullan.

Dijital çağda istediği bilgiyi edinebilen, önünde sayısız seçenek olan, istediği markadan alışveriş yapabilen modern insana hitap edebilmek, onu markana çekebilmek, onun aklını ve gönlünü kazanabilmek, onun senin markandan can-ı gönülden alışveriş yapmasını sağlamak için gerekli dijital dönüşümü gerçekleştir.

Bu dijital dönüşümü gerçekleştirmeyen markaların bugünün dünyasında iyi bir alışverişçi deneyimi yaşatmaları ve ayakta kalmaları mümkün değil.

Yazar: Temel Aksoy
Kaynak: www.temelaksoy.com

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND