Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Hayatın anlamını bulmuştum ama evde kaldı!

Stratejist Burak Özdemirden iş hayatında ego yönetimi ile ilgili bir makale…

anlam-arayisi

HAYATIN ANLAMINI BULMUŞTUM AMA EVDE KALDI!

buRAK özDEMİR
yenibir.com

Gelin, kabul edin. Dünya 6 milyar ego’nun bir arada yaşam sürdüğü bir yer! Ve de hayat, egomuzu maksimum düzeyde tatmin etme süreci. Benim bu yazıyı yazma sebebim de sizin bu yazıyı okuma sebebiniz de aslında aynı: Egomuzu daha görkemli tahtlarda oturtabilme arayışı. Bu haftayı, maskelerimizi düşürme haftası ilan etmiş bulunuyorum. Okurken egonuz kendini çırılçıplak hissedebilir ve de bundan rahatsız olabilir. Umurumda değil. Çünkü, benimki bugün bunları yazarak yücelmek istiyor…

Psikanalitik teoriye göre ego, “ben” diye bahsettiğimiz şeyin ta kendisi. Dış dünyayı algılayan, iç değerlendirmeler yapan, planlar yaratan, bunları uygulayan ve dış dünyayla etkileşim içinde olan yanımız… Psikanalitik teorinin işi burada bitti ve onu bir kenara bırakıyorum. Kendi iddiama yani, yüzde yüz Türk yaratıcı sermayesinin ürünü Egosfer’e geliyorum.

İnsanlarla olan ilişkilerimizi yöneten, kariyerimizi planlayan, bizi bir yerlere getiren-getirmeyen, yerine göre bizi vezir de rezil de eden şey bizim egomuzdur. Egosfer ise sadece ve sadece kendini düşünmek üzere programlanmış bu “şey”den milyarlarcasının bir arada yaşamasıyla oluşan bir atmosferdir. Çelişki moleküllerinden oluşan… Alçak kişilik basınçları ile yüksek kişilik basınçlarının bir araya geldiği… Bu karşılaşmaların polemik rüzgârlarıyla sonuçlandığı zorlu bir atmosfer. Moleküllerin diğerleriyle birarada olmaktan hiç mutlu olmadığı ancak, uzaya dağılmak varken bunu yapmayıp bir arada kalmakta ısrar ettiği bir ortamdır egosfer.

Size evinizde, işyerinizde, kendi başınıza deneyebileceğiniz bir şey önereceğim. Bunu yaparsanız, yukarıdaki önemli paragrafı çok daha iyi anlayacağınızdan eminim.

Elinize bir adet gazete alın. Onu, içeriğine kapılmaksızın, bir uzaylı gözüyle inceleyin. Hadi hep beraber çevirelim sayfaları. Bakalım neler göreceğiz…

Manşette x devleti ile y devletinin arasındaki anlaşmazlık var. Nedir bu? Ulusal ego!

Çevirin sayfayı, ikinci sayfaya gelin. Ne gördünüz? İki mankenin selülit kapışması mı var yoksa?

Alın size meydan muharebesine “soyunmuş” iki adet manken egosu.

Üçüncü sayfada töre cinayeti mi var? O halde onu da not edin. Onun adı aile egosu.

Birkaç sayfa daha çevirin ve ekonomi sayfasına gelin. Ne diyor? BİİİİZZ ŞU KADAR MİLYON DOLAR İHRACAT YAPTIIIK. Ben sizi tanıyorum. Siz kurumsal egosunuz.

Sayfaları haşır huşur çevirmeye devam edin. Spor sayfasına gelin. Beşiktaş Fener’e nasıl da çaktı! haberlerini görünce durun (Not: Beşiktaşlıyım). Buna da toplulukların egosu diyebilirsiniz.

Hürriyet’in İK ekini alın ve karıştırın biraz. İşlenen konulara dikkatli bakın. Takım çalışması dosyasında durun meselâ! İnsanlar neden bir takım oluşturur acaba? Egonun arzuladığı yere tek başına ulaşmasının imkânsız olduğunu gördüğü için olmasın sakın?

Acı ya da tatlı bilemem. Ama gerçek bu. Bu fotoğrafı çekmeden kendinize egosferde daha yüksek rakımlı bir tepe bulamayacağınızı bilin.

Şimdi aynayı biraz da kendinize tutun. Tutmadan önce de soyunmaktan sakın utanmayın.

Sevgilinizden ayrıldınız. Yoksa “gurur”unuzu mu incitti? Ya da evliydiniz ve boşandınız. Avukatınız eşinizle aranızda şiddetli geçimsizlik yaşadığınızı mı yazdı dilekçeye? Geçinemeyen iki şey neydi acaba? İki beden mi, iki espri anlayışı mı, iki farklı müzik zevki miydi? Yoksa, bir eve sıkıştırılmış iki ego zararlı bir tepkimeye mi girdi? Ya da aldatıldınız! Haklı bir şekilde büyük bir tepki verdiniz. Bu tepkinin altında bunu “bana” nasıl yapar duygusu vardır belki de.

Ferrari almak neden her erkeğin hayalidir hiç düşündünüz mü? Koltukları çok rahat olduğu için mi? Evdeki koltuğunuz gayet rahat oysa. Beygir gücü mü? Diyelim ki öyle. Başkalarının arabasından daha güçlü bir arabaya olan arzunun nedeni ne o zaman? Neden 300 beygir gücünde bir Şahin rüyası değil de Ferrari hayali? O dünya güzeli makinanın en güzel yanı dışıyken ve de onu kullanırken o güzelliği siz değil camın dışındaki insanlar yaşarken ona yatırılan 200 bin dolar niye? Diğer egoların, ona sahip olan egoya biçtiği değer olmasın sakın?

Gelelim kariyer hayatınıza. Ben, isteyen herkes marka olabilir dediğimde neden beni mail yağmuruna tuttunuz? Ve de ben neden bu durumdan çok büyük zevk aldım??? Hepimizin kovaladığı başarının bize en cazip gelen yanı ne acaba? Beğenilme duygusu olmasın? Yüzlerce insanı kendi rızasıyla, yağmur altında, yüzlerce kişiyle birarada, yirmi saat Popstar kuyruğunda tutan şey nedir sizce? Popüler olmak mı? Güzel. Peki, popüler olmanın cazibesi nereden gelir?

Her şey daha yüce bir ego için… Hayatın anlamı bu kadar basit aslında. Boşuna Hindistan’lara gidip vakit kaybetmeyin.

Ne münasebet, ben egom için yaşamıyorum diyebilirsiniz. Gerçekten de öyle olabilirsiniz. O zaman size şunu sorarım. Kendinizde Mevlâna’nın hayatını okuduğunuzda gördüğünüz “aşmışlık olgusunu” görüyor musunuz? Eğer tahmin ettiğim gibi görmüyorsanız o zaman siz de bizdensiniz ve de aramıza hoşgeldiniz…

Ben, senelerdir bir dolu marka için bir şeyler arıyor ve buluyorum. Size şunu söyleyebilirim. Gerçekleşen fikirlerimle gerçekleşmeyenleri birbirinden ayıran tek bir şey var. Kendi egomun dışında diğer egolara olan katma değeri. Hayata Egosfer penceresinden bakmadan önce çok daha farklı düşünüyor olsam da bu böyle. Attığınız adımlar, ürettiğiniz fikirler, yönettiğiniz projelerin içinde diğer egoların yerleşebilecekleri koltuklar yoksa, o tren asla kalkmıyor!

Gerçek bu. Çok da şaşılacak birşey değil bu aslında. Benim egoist olmaya hakkım varsa, diğer insanların da var. Eğer, benim egom diğer hemcinsleriyle birarada yaşamak ve çalışmak noktasında hemfikirse o zaman bazı şeyleri onlarla paylaşmak noktasında da hemfikir olmak zorunda. Sadece ben diyerek bir yerden bir yere gitmek mümkün değil. Bu gerçekle gül gibi geçinip gitmenizi öneririm. Yoksa, işiniz çok zor olur.

Kendi markanıza değer katmak hepimizin ortak hedefi. Bunu yan masamızda oturan diğer markaya değer katmadan yapmaya çalışırsak işimiz gereksiz yere zorlaşır. Yöneticinizin şahsi markasına değer katmayan hiçbir işin ondan onay alamayacağını ben size garanti ederim. Kurumsal markaya hizmet ederken kişisel markamızı ihmal etmek ne kadar yanlışsa, kendi egomuzu yüceltirken aynı takımda yer aldığımız diğer egoların payını hesaplarına yatırmamak da o kadar yanlış.

Şöyle durumlarla da karşılaşabiliriz. Bir ego bir şeyi diğeriyle paylaşmayı külliyen reddedebilir. Bu durum kesinlikle ihtimal dahilidir. Şahsen ben bunu çok yaşamışımdır. Birçok durumda birçok muhterem kişilik, kendisine sunduğum tüm “birlikte kazanalım” önerilerine kendisini kapatmış ve onun bilinçaltı benimkine “kendim kazanırken senin kaybetmeni istiyorum” demiştir. O zaman da sandığımdan savaş baltalarımı çıkarmışımdır. O da ayrı bir keyiftir ya neyse!

Bilirsiniz. Dil toplumun aynasıdır derler. Gerçekten de öyledir. Bir örnek “kendini beğenmiş işte ne olacak!” deyimidir. Kendinizi beğenmeniz ayıptır bizim ülkemizde. Karşındakini beğenmek ise iltifat! Ben de bunu hiç anlamam. Kardeşim deli miyim ben? Tabi ki kendimi beğeneceğim. Burada aslanlar gibi buRAK dururken neden elaleme hayran olayım ki? Onu bu şekle sokan benim ve benim zevkim. Beğenmeyecek olsaydım onu böyle biçimlendirmezdim.

Kendinizi beğenin arkadaşlar. Çünkü o sizin en büyük eseriniz. Büyük sanatçılar, büyük liderler, dahî yöneticiler hep “kendini beğenmiş” insanlardır. Neden acaba? Şöyle düşünün. Sizin takdir etmediğiniz bir şeyi diğer insanlar neden takdir etsin? Başarı, ağır ol molla desinlerle, ah canım ne iyi insan ağzı var dili yok, pırlanta gibi çocuk vallalarla olmaz. Mütevazı olma gerçek sanırlarla olur.

Elbette, her şeyde olduğu gibi kendini beğenmenin de bir raconu var. Basit bir formül yardımıyla insanların kendinizi beğenmenize tepki vermemesini sağlayabilirsiniz. Formül çok basit: Diğer insanları da beğenin! Olumlu yanlarını. Bunu da dile getirin. O zaman iki egoyu birbiriyle çarpıştırmamış olursunuz.

Şunu da asla unutmayın. Yaratıcılığınızı, birden çok egoyu yüceltecek konular üzerine yoğunlaştırdığınızda destek bulursunuz. Diğer durumlarda yalnız kalırsınız ve yalnız egoistlerin başarılı olması paylaşımcı egoistlere göre çok daha zordur. Hattâ imkânsız olduğu bile söylenebilir…

Bilgi çağı öyle nefis bir çağ ki onda her egoya yetecek kadar yer var!

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

MAKALE

Spor Dünyasından Resimli Şampiyon Sözleri

spor dünyası sözleri, şampiyonluk, şampiyon sözleri mümin sekman, şampiyon sözleri kitap, şampiyon sözleri, şampiyon

Şampiyon Sözleri Mümin Sekman tarafından yazıldı. Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesinin bulunduğu Şampiyon Sözleri kitabından sizler için en güzel ve motivasyon sağlayıcı sözleri seçtik.

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

ŞAMPİYON SÖZLERİ ARKA KAPAK YAZISI

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

SPOR DÜNYASINDA BAŞARILI OLMAK

Pes etmeyi bir kez öğrendin mi alışkanlığa dönüşür.

Vince Lombardi

Kan, ter ve saygı. İlk ikisini verir, sonuncuyu kazanırsın.

Dwayne Johnson

Yapmadığın atışları asla sayıya çeviremezsin.

Larry Bird

Zayıf olana herkes acır, “kıskanılmak” ise çabayla kazanılır.

Arnold Schwarzenegger

Olduğun yerden başla. Elindekini kullan. Yapabildiğini yap.

Arthur Ashe

Bir olimpiyat şampiyonu, size birebir başarı koçluğu yapsa ne kazanırdınız? 

Lazer gibi odak, çelikten bir irade ve ateşli motivasyon! 

Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesi bu kitapta. Şampiyonlar şöhret, servet, kudret, marifet, zafer ve hezimet üzerine hayat dersleri veriyor. Hayatın zorlu “unvan maçları”na çıkarken, mücadele gücünüzü artıracaklar. 

Bu kitap şampiyon sporcular kadar, işinin şampiyonu olanlar için. Hayatın olimpik mücadelesinde yarışan CEO’lar, TUS adayı doktorlar, genç girişimciler veya üniversite adayları “zorlu zamanlarda güçlendiren fikirler” bulacak.

“Yetenek yoksulun servetidir,” der John Wooden. Yeteneği şöhrete, şöhreti servete, serveti kudrete, kudreti de daha büyük başarıya çevirmenin sistemini keşfedeceksiniz. 

Şampiyonluk bir zihin durumudur. Kazanmak için oynamak bir dünya görüşüdür. İnsan kendi hayatının şampiyonu olabilir. İçinde ve işinde “şampiyon zihniyeti inşa etmek” isteyenlere en kapsamlı kaynak…

Kitapta Muhammed Ali’den Pele’ye, Tiger Woods’tan Michael Jordan’a, Katarina Witt’ten Bruce Lee’ye, Roger Federer’den Ronaldo’ya alanın en iyileri kişisel sırlarını ve profesyonel sistemlerini anlatıyor. Çoğu kazanma taktiği Türkçeye ilk kez çevrildi. Türkiye’nin “başarı yazarı” Mümin Sekman da efsanelerin başarı sistemini analiz etti.

Hayatı bir şampiyon gibi yaşamak isteyenler ve şampiyonluktan başka bir hayat düşünemeyenler için… Daha ileriye, daha yükseğe, daha güçlü ve daha hızlı!

Okumaya devam et

MAKALE

Evlat edinilen çocuklar ve güvenli bağlanma süreci

yakın ilişkiler, evlat edinme, evlat edinilen çocuklar, çocuk, bağlanma

Evlat edinilen çocuklar, diğer çocukların uğraşmak zorunda kalmayacağı deneyimler yaşıyorlar. Bu deneyimler, evlat edinilen çocuklarda kaygı veren davranışlara yol açabilir. Peki, bu durumu nasıl baş edebiliriz? İşte yanıtı…

Evlat Edinilen Çocuklarda Bağlanma

Bağlanma teorisini ortaya atan John Bowlby’e göre bir çocuğun birine bağlanması; korktuğu, yorgun ya da hasta olduğu durumlarda özel olarak o kişinin yakınında ve o kişiyle iletişim içinde olmak istemesi anlamına geliyor1. Çocukların bağlanma stilleri güvenli, güvensiz (kaygılı veya kaçınmacı) ve düzensiz-güvensiz olmak üzere üçe ayrılıyor1. Ebeveynlerine güvenli bağlanan çocuklar, hem etraflarındaki dünya üzerinde bir etkileri olduğuna dair kendilerine hem de kişilerarası ilişkilerinde ebeveynlerine güveniyorlar1. Bu sayede problem çözme yeteneklerine daha fazla güvenen çocuklar, daha özgür bir biçimde dünyayı keşfedebiliyorlar1. Buna karşılık güvensiz bağlanan çocuklar gelişimleri boyunca bu keşif süreçlerini güvenle gerçekleştiremedikleri için daha fazla sorun yaşayabiliyorlar. Özellikle düzensiz-güvensiz bağlanan çocuklarda davranış bozuklukları ve psikopatoloji görülme olasılığı daha yüksek oluyor1.

Yapılan araştırmalarda evlatlık çocuklarda daha sık güvensiz ve düzensiz-güvensiz bağlanma stilleri, ideal olmayan çocuk-ebeveyn ilişkileri, tepkisel bağlanma bozukluğu ve rastgele arkadaşlık davranışları olduğu görülüyor1, 3, 4, 5. Evlat edinilmiş çocukların arasında güvensiz-düzensiz bağlananların fazla olmasına aslında bu grupta yetimhanede yetişmiş çocukların sayısının daha çok olması sebep oluyor. Çünkü yetimhanelerden çıkmış evlatlık çocuklar, çok küçük yaşta biyolojik ebeveynlerinden ve yetimhanede karşılaştıkları bakıcılardan sürekli ve sık sık ayrılmak zorunda kalıyorlar1, 4. Temel ebeveyn bakımından yoksun kalmanın getirdiği stres, çocukların beyinlerinin stresle baş etmeyi sağlayan bölümünün diğer çocuklarınkine göre daha farklı çalışmasına ve strese uygun tepki verilmesini sağlayan kortizol hormonunun daha az salgılanmasına sebep oluyor8. Bu işlevsel farklılıklar, çocuklarda zihinsel hastalıklar görülmesine ya da strese yeterince uygun tepki veremedikleri için gençliklerinde daha riskli davranışlar sergilemelerine yol açabiliyor8.

Yetimhaneden çıkıp evlat edinilen çocuklarda yeni ebeveynlerle bağlanmanın oluşabilmesi ve çocukların işlevselliklerinde buna bağlı olumlu gelişmeler görülebilmesi için çocuk ile ebeveyn arasındaki ilişkinin çocuğun önceki bakıcılarıyla olan ilişkisinden farklı olarak stabil, tutarlı ve kaliteli olması gerekiyor. Yapılan bir araştırmada hayatlarının ilk yıllarını yetimhanede sık sık bakıcı değiştirerek geçirmiş çocukların -en uzunu dokuz ayda olmak üzere- %40’ının ilk 3 ay içinde yeni ebeveynlerine bağlandıkları görülüyor5. Ancak çocuklarda bu şekilde bağlanma davranışlarının gözlenmesi, bağlanma stillerinin kesin olarak güvenli olduğu anlamına gelmiyor. Romanya’daki yetimhanelerde yetiştikten sonra evlat edinilmiş çocuklarla yapılan bir araştırmada, Kanadalı çocuklar ve dört aylıktan önce evlat edinilmiş çocuklara kıyasla araştırılan grubun belirgin bir kısmının yeni ebeveynlerine daha güvensiz bağlandıkları ortaya çıkıyor6. Bu durum elbette çocukların evlat edinilmeden önce karşılaştıkları, bakıcılar tarafından ihmal edilmek gibi kötü deneyimlere oldukça bağlı.

Yetimhanedeki koşullardan ötürü güvensiz bağlanmaya yatkın olan bu çocukların yeni ebeveynleriyle güvenli bir bağ kurmaları zor görünüyor ancak imkansız değil. Bowlby’ye göre çocukların hayatlarındaki ilk beş yılda karşı karşıya kaldıkları ebeveynlik davranışlarının hassasiyetindeki değişimler, çocukların bağlanma stillerinde ve dünyaya bakış açılarında iyi yönde bir değişim sağlayabiliyor4. Yapılan araştırmalarda bir yaşından önce evlat edinilen çocukların biyolojik ebeveynleriyle yetişen çocuklarla aralarında bağlanma stilleri açısından kayda değer bir fark olmadığı görülüyor4, 6. Genel olarak, evlat edinilme yaşı ile bağlanma stilinin iyi yönde değişmesinin zorluk seviyesinin paralel gittiği düşünülüyor2. Bu duruma sebep olarak bir yaşından küçük çocukların yetimhanelerin kötü şartlarına uzun süre maruz kalmadan ve henüz bağlanma sistemleri gelişmekteyken yeni ebeveynleri tarafından bakım görmeye başlamaları görülüyor6. Ancak aynı paralellik düzensiz-güvensiz bağlanma stiliyle evlat edinilme yaşı arasında bulunmuyor, yaştan bağımsız olarak düzensiz-güvensiz bağlanma stili genellikle yoğun bir şekilde kötü muameleye maruz kalma sonucu oluştuğu için değişmesi de daha zor oluyor4.

Bu istisna göz ardı edildiğinde, evlatlık edinilen çocukların, biyolojik ebeveynleri tarafından yetiştirilen çocuklar gibi bağlanma stillerinin onları evlat edinen anneleriyle oldukça benzer olduğu görülüyor7. Yapılan uzun soluklu bir çalışma da erken ve orta çocukluk dönemlerinde annelerin çocuklarına gösterdiği hassas davranışların çocukların erken yetişkinliklerindeki bağlanma algıları üzerinde olumlu etkisi olduğunu ortaya koyuyor3. Bunun yanı sıra aslında ebeveynlerden en az birinin bile güvenli bir dünya görüşüne (state of mind) sahip olması, çocukların evlat edinilmeden önce yaşadığı travma ve mahrum kalmışlığa karşı koruma görevi görebiliyor7. Yani her ne kadar bağlanma stillerinin güvenliye dönmesi zor gibi görünse de geç evlat edinilen çocukların bile kurumların bakımı altından çıkıp sabit, korumacı ve ilgi gösteren bir aile tarafından bakım görmeleri sosyal ilişkilerinden bilişsel kapasitelerine ve zihinsel sağlıklarına kadar hayatlarının birçok alanındaki gelişimlerinde olumlu etkiler yaratıyor.

Yazan: Rengim Lal Kılavuz
Düzenleyen: Dr. Gizem Sürenkök
Kaynak: www.yakiniliskiler.com

Okumaya devam et

MAKALE

Müşteri memnuniyeti için öneriler

satın alma deneyimi, satın alma, pazarlama, müşteri, marka

Markalar müşterilerine iyi bir satın alma deneyimi yaşatmayı hedefler. Fakat maalesef bu konuda başarılı olan pek az şirket var. Peki, bu durum tam tersine nasıl çevrilir? İşte yanıtı…

İyi Müşteri Deneyimi Yaşatmak Neden Çok Zor?

İnsanın bir markayla ilişkisi sadece o ürünü kullandığı zaman yaşadıklarından ibaret değildir. Bilgi edinmek için internetten yaptığı araştırmalarla başlayan süreç; çağrı merkezi görevlileriyle konuşmalar, satın alma sırasında satıcıların tavırları ve satın alma yolculuğu sonunda yaşadıklarının toplamından oluşan bir marka deneyimidir.

Kısacası müşteri ve marka arasındaki ilişki bu “gerçeklik anlarında” yaşanan tüm adımları içerir.

Rekabetin gerisinde kalmamak için şirketlerin bu gerçeklik anlarının her birini incelemesi ve satın alma yolculuğunun her aşamasını müşteri için kolaylaştırması gerekir. Bunun için insanların motivasyonlarını, yapmak istediklerini anlayıp sonra da markayla ilişkiye girdiklerinde yaşadıkları zorlukları giderecek çözümler üretmesi lazımdır.

Bugün -maalesef- büyük şirketlerin birincil sorunu müşterilerin gerçekten ne istediklerini anlayamamalarıdır. Satın alma deneyimini iyileştirmek için bir araya gelen yöneticiler, çoğu zaman empati güçlerini kaybederler. Tüketicilerin de kendileri gibi insan olduğunu unuturlar. Çamaşır makinesi üreten bir şirket yöneticisi müşteri deneyimine odaklanmak yerine satış noktalarında yaşanan şirket sorunlarına odaklanır. Oysa her marka yöneticisi, günlük hayatta bir başka markanın tüketicisidir. Özel hayatında; o da yaptığı alışverişten şikâyet eden, aldığı ürünün fiyatından yakınan, gereğinde memnun kalmadığı ürünü iade eden olağan bir müşteridir. Fakat yönetici şapkasını giyip kurumsal bir kimliğe büründüğünde düşünceleri ve davranışları değişir. Müşterilerinin çamaşır yıkamakla ilgili gerçek sorunlarını çözmek yerine sosyal projeler üretmeye, toplumsal konulara duyarlılık kisvesi altında konu dışı alanlara kafa yormaya başlar. Tüketicinin bugünkü ihtiyaçlarını çözmek yerine ilgisiz konulara öncelik verir. Kendi kişisel hedeflerine veya kendi departmanının önceliklerine odaklanır.

Benzer şekilde müşteri deneyimini iyileştirmek için uluslararası danışmanlık şirketlerine büyük projeler yaptıran şirketler bile çoğu zaman kendi tüketicilerinin (müşterilerinin) ihtiyaçlarına yalın çözümler üretmek yerine mevcut sorunları daha da karmaşıklaştırırlar.

Oysa tüketiciler markaların vaat ettiklerini hakkıyla yerine getirmesini beklerler.

Dijitalleşmeyle, bugün pazarlama disiplini bir evrim geçiriyor. Satın alacağı ürünü internetten iyice araştıran, tüketici yorumlarını didik didik okuyan yeni nesil müşteriler markaların önüne farklı taleplerle gelmekte. Bütün şirketlerin bu talepleri iyi anlamaları, analiz etmeleri ve bunlara çözüm üretmeleri şart. Aksi takdirde bugünün insanına zorla iteleyerek ürün veya hizmet satmak mümkün değil.

Son yıllarda hayatımıza giren Inbound Pazarlama, modern insanın beklentilerine karşılık veren bir felsefeyi benimser. Yaklaşımı, dijital ortamda edindiği bilgi ile güçlenen modern müşterinin (tüketicinin) yapmak istediğini anlamak ve ona yol göstermektir. Inbound Marketing felsefesi eski usul yöntemler kullanarak, ısrarla bir ürün veya hizmeti zorla satmaya çalışan pazarlama anlayışının tam tersidir.

Inbound Marketing’in hedefi, markayı insanlara itelemek yerine onları markaya çekmek ve gönüllü bir şekilde markadan alışveriş yapmalarını sağlamaktır.

Inbound Pazarlama yöntemini uygulamak isteyen yöneticilere önerilerim şunlardır:

  • Markanın odağına insanı koy. Onun ne yapmak istediğini, amacını anla. Tüketicilerini veya müşterilerini “persona”lar ile tanımlayabilir, onları segmentlere ayırabilirsin ama unutma ki her biri senin benim gibi gerçek birer insandır. Dolayısıyla markanın müşterisinin önce insan sonra tüketici olduğu hatırla.
  • İnsanlar her gün kendilerine zorla bir şeyler satmaya çalışan yapışkan satıcılardan bıktı. Bu nedenle Web sitene ya da mağazana gelen insana hemen satış yapmaya çalışma. Onun ihtiyaçlarını anlayabilmek için sorman gereken bütün soruları sor. Ona bilgi vermekte cömert ol. Kendini bir satıcı gibi değil, o insana yardım etmek için görevlendirilmiş bir yetkili gibi gör.
  • Alışveriş yapan her insanı tedirgin eden birçok konu vardır. Yanlış ürüne veya hizmete para harcamak, verdiği karardan dönememek, satın aldıktan sonra markanın ilgisiz kalacağından endişe etmek… Bunlar insanların “acı noktalarıdır”. Her sektörde insanların markalardan alışveriş yaparken karşı karşıya kaldıkları sayısız acı noktası vardır. Kendi markan için bunların hepsini listele ve bunlara çözüm üret. Bugün Amazon, insanların bütün acı noktalarını çözdüğü için dünyada 1 numara olmuştur.
  • Eğer böyle davranırsan insanlar senin markana güven duyacak ve alışveriş yapmaya gönüllü olacaklardır. Markanı kendilerine zorla satış yapmaya çalışan diğer markalardan ayrı bir yere konumlayacaklardır.
  • Satın alma yaptıktan sonra senin markanla ilişkiye devam edecekler, kendi çevrelerine markanı tavsiye edeceklerdir.
  • Bütün bunları hayata geçirmek ve insanlara iyi bir alışveriş deneyimi yaşatmak için dijital teknolojileri hakkıyla kullan.

Dijital çağda istediği bilgiyi edinebilen, önünde sayısız seçenek olan, istediği markadan alışveriş yapabilen modern insana hitap edebilmek, onu markana çekebilmek, onun aklını ve gönlünü kazanabilmek, onun senin markandan can-ı gönülden alışveriş yapmasını sağlamak için gerekli dijital dönüşümü gerçekleştir.

Bu dijital dönüşümü gerçekleştirmeyen markaların bugünün dünyasında iyi bir alışverişçi deneyimi yaşatmaları ve ayakta kalmaları mümkün değil.

Yazar: Temel Aksoy
Kaynak: www.temelaksoy.com

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND