Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Hayata karşı cesur olun

Hayat sizi korkutmasın! Bir konuda karar vermeniz gerektiğinde endişeler yerine cesur düşüncelerin peşinden gidin. Bu ister ev almak olsun, ister yeni bir kariyere başlamak olsun… İşte alternatif senaryolara göre cesur karar alma yöntemleri…

HAYAT SENİ KORKUTMASIN

Evet, hayat karşına yüzlerce ürkütücü senaryo çıkarabilir. Fakat biraz bilgiyle, güvenli ve zarif bir şekilde hepsinin üstesinden gelebilirsin.

Meşhur Hollywood hikâyesidir: 1955 yılında Clark Gable’ın evinde verilen bir partide, Marilyn Monroe bir köşede öylece durmuş, bir adama bakıyordu. Kim olduğu hakkında hiçbir fikri yoktu ve onunla konuşabilmeyi her şeyden çok istiyordu. Ama hiçbir şey yapmadan öylece durdu, ona kısa bir bakış attı ve martinisiyle ilgilenmeye devam etti. Derken Frank Sinatra ona yaklaştı, nasıl gittiğini sorduktan sonra sigarasından bir nefes aldı. Dumanı üflerken “Norma bebeğim, bir kez olsun aktris gibi davran. Biraz dans et. Sonra ona git ve bir şeyler söyle. Tanrı aşkına, o sadece adamın biri!” Marilyn, usulca şöyle cevap verdi: “Peki ama ne diyebilirim?” Sonuçta hiçbir şey yapmadı.

Marilyn Monroe bile bir adama yaklaşmaktan tedirgin olabiliyor. Tamam, belki yukarıdaki anekdot tam anlamıyla “doğru” olmayabilir. Hiçbir şekilde mantıklı da gelmeyebilir. Ama şimdi hikâyede kusur aramayalım, özü son derece inanılır: Kadınlar sadece sarsıcı ve beklenmedik olaylarda değil, potansiyel heyecan ve küçük düşme korkusuna bağlı olarak sıradan durumlarda da fazla heyecanlı olabiliyor.

İşin sırrı: Korkularının seni alıkoymasına izin vermemelisin. Bu, yüzleşmen gereken bir arkadaşın da olabilir, tıka basa doldurduğun gardırobun da. Her durumda korkularından kurtulmak için bir çıkış yolu var.

Birini işten çıkarmak zorundasın.
Yavru bir köpeğin bile eritemeyeceği taştan bir kalbe sahip olmadığın sürece, birisine işine son verildiğini söylemek hoşuna gitmez. Fakat hedefin bunu zevkli hâle getirmek olmamalı, sadece daha az kötü olması yeterli. İşten çıkaracağın kişinin yaklaşık bir metre uzağına oturarak başla. Onunla aynı göz hizasında, ayaklarını yere basarak otur. Topukların ve dizlerin bitişik, avuç içlerin bilgisayarının üzerine dönük olsun. Toronto Üniversitesi Princess Margaret Hastanesi’nde Medikal Onkoloji Uzmanı, How to Break Bad News: A Guide for Health Care Professionals kitabının yazarı Robert Buckman, bu şekilde oturmanın seni en azından sakin ve güvenli göstereceğini, bunun da heyecanını azaltabileceğini söylüyor. Kullanacağın kelimelere gelince; ona performansı hakkında ne düşündüğünü sor. Eğer çok iyi denemeyeceğini kabul ederse hemen sonraki cümleye geçebilirsin: “Biz de aynı şekilde düşünüyoruz.” Eğer kendini ofisin bir parçası gibi gördüğünü söylerse sonraki cümleye köprüyü dikkatli kurmalısın: “Ne yazık ki bu sorunları çözmüyor.” Eğer ağlayacak olursa “Bunun üzücü olduğunu anlıyorum” diyebilirsin. Onun duygularını onaylaman, sana karşı duyacağı kırgınlık ve öfkeyi azaltacaktır.

Bir partiye gidiyorsun ve eski sevgilinin de orada olacağını öğrendin.
İhtiyacın olan iki şey var. Bir: Rahat bir kıyafet. Beş dakikadan daha az sürede hazırlanmanı sağlayacak bir şey. Böyle gecelerde belirsizliğe izin vermemelisin. İki: Rahat bir arkadaş. Sen ne kadar erken ya da geç ayrılmak istersen iste, sana uyacak biri. Sohbet ederken cümlelerinin arasına senin başarılarını serpiştirecek, kötü isteklerini etkisiz hâle getirecek ve en önemlisi insanları (özellikle çekici erkekleri, mümkünse Bay Yanlış’tan daha uzun boylu olanları) sana çekecek biri. I Used to Miss Him… But My Aim Is Improving kitabının yazarı New Yorklu Alison James, eski sevgilinden kaçmaya çalışmamanı, onu arıyormuş gibi de görünmemeni tavsiye ediyor. Yüz yüze gelirseniz sohbeti kısa ve yüzeysel tut, arkadaşça bir tonda konuş. James, “Ondan daha fazla meşgul görünmeli ve sürekli onu düşünüyor olsan bile eğlenmene bakmalısın. Bu şekilde ondan daha üst seviyede olursun” diyor. Ayrıca partiye gitmeden önce işlerin neden yürümediğini bir kâğıda listele ve katlayıp cüzdanına koy. Arkadaşın ortalıkta olmadığında, lavaboya gidip kendi içindeki çatışmalarla baş başa kaldığında oku-yacak bir şeyin olur.

Kendin için çalışmak istiyorsun…
Kendi programını kendin yapabilmek ve istemediğin zaman eşofmanlarını çıkarmak zorunda kalmamak düşüncesi çekicidir. Başarısız olma ve sürünerek patrona geri dönmek zorunda kalma korkusu ise pek o kadar çekici değil. İşini bırakmadan önce, sevdiğin alanda ek iş olarak çalışmayı deneyebilirsin. Böylece gerekli bağlantıları kurar, bu işin ayakta durabilmesi için ne kadar zaman gerektiği hakkında bir fikir edinirsin. New York’taki YC Media’nın kurucu ortağı, The Girl’s Guide to Starting Your Own Business kitabının yazarlarından Kim Yorio, “Aylık temel masraflarını da hesaba katarak, bu iş sana kâr getirmeye başlayana kadar geçimini sağlayacak birikimin olduğundan emin olmalısın” diyor. İş planını yazılı hâle getir. İnternetten indirilebilir form örnekleri bulabilirsin. Emekli olmuş yöneticilerin tavsiyelerinden de yararlan (kitapçılarda pek çok kitap bulunuyor). Nihayet işini kurmaya karar verdiğinde harcayacağın para düşündüğünden daha fazla olabilir: Web sitesi, telefonlar, kartvizitler… Yalnız kalma korkusuna karşı koymak için haftada üç randevu planla. Bu sadece spor hocanla bir seans da olabilir, arkadaşınla öğle yemeği yemek de. Sonuçta evden çıkmanı sağlayacak ve sana müşteri bulma fırsatı verecektir.

Bir arkadaşınla yüzleşmen gerekiyor.
 Belki arabanı bir enkaz hâline getirmedi veya erkek arkadaşınla yatmadı ama ihtiyaç duyduğun anda yanında değildi. Bu da seni rahatsız etti. Ona bir şey söylemeden önce, fazla duygusal davranmadığından ya da onun kendi sorunlarıyla meşgul olmadığından emin olmak için bir hafta bekle. The Friendship Crisis kitabının yazarı Marla Paul, “Yaşadığın sorunun en önemli şey olduğunu düşünüyorken, bir başkası açısından dünyanın merkezi sen olmayabilirsin” diyor. Eğer onunla konuşmayı planlıyorsan, söze “Belki fazla hassasımdır” ya da “Belki de sorun bendedir” diyerek başla. Ve sözlerini onun bu konuda ne düşündüğünü sorarak bitir. Böylece arkadaşlığınıza zarar verebilecek saldırgan bir tavır almaktan ziyade, duygularınla ilgili konuşma fırsatı bulursun.

Onun ailesiyle beş günlük bir geziye çıkıyorsun.
Annesi ve babası çok hoş insanlar olabilir (mucize eseri) fakat zaten kendini grubun dışında hissetmene gerek yok, özellikle ilişkinin başlarındaysanız. En kötü ihtimalle rüyalarının erkeği ailesinin yanında dokuz yaşında bir oğlan çocuğuna dönüşebilir. Böyle bir durumdan kurtulmanın anahtarı, davranış değişikliğidir: Bu senaryoda sen başrolde değilsin, tamamen yardımcı oyuncusun. Kaliforniya’daki Couples Institute yöneticisi Psikiyatrist Ellyn Bader, “Bunu bilmek, ailesinin yanında onu kendi hâline bırakmanı kolaylaştırır. Böylece onu zor durumda bırakmış olmazsın” diyor. Gezi süresince baş başa kalabileceğiniz zamanlar yaratmalısın; günde 10 dakikalık yürüyüşler ya da bir akşam baş başa yemeğe çıkmak gibi. Bütün bu aile saadetinin ortasında, tanıdığın ve âşık olduğun adamın yeniden ortaya çıkması için bu özel zamanlara ihtiyacın var.

Yalnız seyahat etme fikri hoşuna gidiyor. Ama güvenlik (ve yalnızlık!) hakkında endişelerin var.
Küçük seyahatlerle başla. Hindistan gezisi bekleyebilir. Yakın yerlere hafta sonu kaçamağı yapmak sana tecrübe kazandıracaktır. Yurt dışına çıktığında, hangi ülkeye gidersen git büyük şehirlerden ayrılma. Hem yapacak çok şey vardır, hem de büyük şehirler yalnız insanlar için idealdir. Şehir merkezinde kal ve aşırı dikkat çekmemek için bulunduğun yere uygun giysiler giy. Daracık taytlar ve parlayan mücevherlerden uzak dur. Cep telefonuna yakındaki taksi duraklarının numaralarını kaydet ve cep telefonunu asla yanından ayırma. Böylece gece geç saatte araca ihtiyaç duyarsan sorun yaşamazsın. (Ve tabii yaşadıklarını her an arkadaşlarınla paylaşabilirsin.) Yalnızlık meselesine gelince… Gece dışarı çıktığında, pek çok çift arasında yalnız olmak en kötüsüdür. Günün en büyük yemeği olarak öğle yemeğini seçersen bu etkiyi azaltabilirsin. Eğer hâlâ yalnız hissediyorsan şöyle düşün: Ağrıyan ayaklarından şikâyet eden birini dinlemek zorunda değilsin. Seyahat programında son dakika değişiklikleri hakkında kimseyle tartışmıyorsun. Gece geç ya da erken yatmak gibi bir mesele yok. Bütün bunlar bir çeşit diktatörlüktür ve sen birisine iyilik olsun diye tatile çıkmadın, öyle değil mi?

Görünüşünü değiştirmek istiyorsun.
Fakat altı hafta boyunca aynalardan kaçmak istemiyorsun. Aslında en etkilisi, yeni bir saç kesimi denemektir. Belki her zaman gittiğin kuaföre alışmışsındır fakat o hâlâ eski teknikler kullanıyor olabilir. Yüksek sesle müzik çalan, personelin tuhaf saç kesimleri ve çılgın kıyafetler içinde dolaştığı bir salona git. Brenda’s Wardrobe Companion: A Guide to Getting Dressed From the Inside Out kitabının yazarı, Kaliforniyalı Stil ve Gardırop Danışmanı Brenda Kinsel, “Mantığa aykırı görünüyor olabilir fakat bu insanlar yaratıcıdır ve yenilikleri daima takip eder” diyor. Salona iyi giyinerek git, böylece çalışanlar seninle ilgili en iyi izlenimi edinmiş olur. Yanında en hoşuna giden ve en nefret ettiğin saç modellerinin olduğu fotoğraflar götür. Kuaförüne ne kadar bakım masrafı yapabileceğini ve ne sıklıkta kesime ihtiyaç duyduğunu da söyle. “Saçımı en az 10 hafta kullanabilmek istiyorum”, kuaför için son derece değerli bir bilgidir.

Gardırobunu temizlemek zorundasın. Motivasyon için bekleme. Asla gelmez.
Bu işe kesintisiz dört-altı saat ayır ve yap. İlk adım olarak dolaptaki her şeyi dışarı çıkart. Pensilvanyalı Crystal Sabalaske, “Hazırlıklı olmalısın; ilk başta çok kötü görünecek, sanki dolabın infilak etmiş gibi” diyor. İkinci adımda bütün giysilerini kategorilere ayır: Pantolonlar, etekler, kazaklar gibi… Şimdi onlara acımasızca değer biçmen gerekiyor: Sana yakışıyor mu? Son bir yıl içinde hiç giydin mi? Rahat bir giysi mi? Yenisini almak sana kaça patlar? Eğer bu sorulara sırasıyla “hayır, hayır, kesinlikle hayır, pek fazla değil” yanıtlarını verdiy-sen, söz konusu giysi daha fazla seninle birlikte olmasın. Ayıklama biter bitmez, geri kalan giysileri hemen dolaba yerleştir. Bunu yaparken en fazla giydiklerini ön plana, dolabın merkezine koymalısın. Böylece giymek istediğinde hızlıca çekip alabilirsin. Ve eğer henüz almadıysan, dolap kapısının içine asmak için şeffaf cepleri olan bir ayakkabı düzenleyicisi almalısın. Bu sadece ayakkabı değil, şapka, eldiven, çorap, el çantası, şort ve tişört için de ideal bir depola-ma çözümüdür.

Yeni bir şehre taşınıyorsun.
Ve kimseyi tanımıyorsun. Ve kimseyi tanımayacaksın. Ve hep yalnız kalacaksın –sonsuza dek. Ya da belki öyle olmayacak. Yapacağın ilk şey, taşınmadan önce şu anki şehrinden bir arkadaşının duygusal koruyucun olmasını istemek olmalı. Gece gündüz arayabileceğin, seni iyi tanıyan, seni merak eden, iyimserliği ve sabrı sınırsız biri… San Franciscolu Psikiyatrist Carol Solomon, “Herkes yalnız hisseder. Arayabileceğin biri varsa, yalnızlık duygusuna daha az kapılırsın” diyor. Taşınır taşınmaz arkadaşlık kurmaya değil, çevre edinmeye bak. Böylece hayal kırıklığına uğrama ihtimalin azalır. İş arkadaşlarına insanlarla nasıl görüştüğünü sorabilirsin. Planını buna ihtiyaç duyduğunu belli etmeden yap. Ve insanlarla tanışmaya başladığında, onları çok çabuk hayatından çıkarma. Eski arkadaşlarınla kıyaslanamaz bile olsalar, en azından başlangıçta, ileride senin için önemli olabilirler. Bunun kim olacağını şu an bilmesen de…

Bir ev almayı düşünüyorsun.
Ve bu hummalı faaliyete nereden başlayacağına dair en ufak bir fikrin yok. Öncelikle bütçeni belirleyerek işe başla. Şu anki borçlanma durumunu hesapla. Bunu yapmak için aylık kazancını aylık ödemelerine böl (arabanın borcu, okul taksitlerin, kredi kartların gibi). Diyelim ki 5.000 Lira kazanıyorsun ve ödemelerinin toplamı 500 Lira ediyor. Borçlanma durumun yüzde 10 demektir. Şimdi de şu anki ödemelerinin üzerine kaç daha koyabileceğini belirle. Borçlanma durumun en fazla yüzde 40 olmalı (verdiğimiz örnekte 1.550 Lira). CitiMortgage Retail Lending’in Operasyon Yöneticisi Amy Kleeschulte, “Bu seni çok zorlayacak bir rakam değildir ama ev için aylık ödeyebileceğin en yüksek rakamdır” diye açıklıyor. İkinci adımda, birikim hesabına göz at ve peşinat için ne kadar çekebileceğine karar ver. Genelde bu rakam toplam bedelin yüzde 20’si kadardır. Bunu belirledikten sonra kredi çekebileceğin bir banka bulmalısın. Muhtemelen şu anki bankan da bu servisi sağlıyordur fakat hiçbir zaman tek bir “en iyisi” yoktur. Sonuçta konu kredi almaktır ve bankalar bu konuda ciddi rekabet eder. İyice araştırıp seçimini yaptıktan sonra bir uzman, mortgage konusunda sana yardım edecek ve ödeyebileceğin bir kredi için sana onay verecektir.

Lisenin mezunlar toplantısı yaklaştı ve gitmeye değer mi emin değilsin.
Huzursuzluğunu yenmeye çalışarak hiç vaktini harcama. Bu paketin bir parçasıdır ve emin ol sadece sen değil herkes bunu hisseder. Eski arkadaşlarla karşılaşmak tedirginlik verse de unutma ki hiç kimse hayata tam güçle başlayamaz. Madalyonun diğer yüzüne bakarsan, seninle ilgili iyi bir şeyler mutlaka vardır: Belki işin, belki harika eşin, belki de yarışlardaki derecelerin. Onların aksine hâlâ incecik olabilirsin ya da belki biraz kilo aldın ama sigarayı da bıraktın… Missourili Klinik Psikiyatrist ve Painfully Shy kitabının yazarlarından Greg Markway, bu tür başarılarını ön plana çıkarmanın, mutlu biri olduğun izlenimi uyandıracağını söylüyor. Böylece kontrol sende olur ve başkalarının da rahat hissetmesi için çabalarsın. Unuttuysan hatırlatalım; herkes benzer şeyler hisseder. Eski sınıf arkadaşınla karşılaştığında “Nerede yaşıyorsun?” iyi bir açılış sorusu olabilir. Hemen işini sormaktan (ya da söylemekten) iyidir. Sohbete “Sen de benim kadar gergin misin?” diyerek giriş yapmak da tansiyonu düşürecektir.

Bir araba alman gerekiyor.
Yapacağın ilk şey, endişelenmeye son vermek olmalı. Vergileri unut. Umursama. Hatta bakma bile. Asıl mesele o değil. Bilmen gereken şey, istediğin arabanın gerçek pazar değeridir. Yani yaşadığın yerde insanların o araba için ne kadar ödediği… Araba satın almakla ilgili bir bilgi sitesi olan Edmunds.com’un İçerik Editörü Joanne Helperin, bu fiyatı iyi bilmeni ve aklından hiç çıkarmamanı tavsiye ediyor. İkinci adımda, pazarlık etmek konusundaki endişeni bir yana bırakmalısın: Bayilerden tamamen kaçmak zorunda değilsin. Test sürüşlerine gidebilir, geri kalan her şeyi internetten halledebilirsin. Bugün hemen her bayi “internet” veya “filo” departmanlarına sahip. (İsimleri farklı olsa da aynı işi yapıyorlar.)

 

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

MAKALE

Yeni yıl, yeni sözler ve onları gerçekleştirmenin yolları

Yeni yıl yeni sözleri, yeni hedefleri beraberinde getirir. Yılın son günü kendimize hayatımızla ilgili sözler veririz. Ama genellikle bu sözleri yerine getiremeyiz. Yeni yılın yeni sözleri nasıl gerçekleştirilir?

Yeni yıl sözlerinizi tutmanın beş yolu

Yeni yılda pek çok kişi hayatlarını değiştirecek sözler veriyor.

Daha sağlıklı yaşamak veya para biriktirmek, bir şeyi bırakmak veya yeni bir hobiye başlamak bunlardan en sık görülenleri.

Dünya hâlâ kornavirüs pandemisiyle başetmeye çalışırken yeni yıl için kendinize verdiğiniz söz ne olursa olsun, bunu gerçekleştirmek için bir şeye ihtiyacınız var: Motivasyon.

Motivasyonun da kolay gelmediğini hepimiz biliyoruz.

Scranton Üniversitesi’nin bir çalışmasına göre insanların yalnızca yüzde 8’i kendilerine verdikleri yeni yıl sözlerini tutabiliyor.

Siz de bu şanslı azınlık içinde yer almak istiyorsanız, sözünüzü yıl boyu tutmanıza yardımcı olabilecek bu beş yolu dikkate alın.

1. Küçük adımlar atın

Kendinize gerçekçi hedefler koyun ve bunları adım adım yükseltin

Kendinize gerçekçi hedefler koymak başarı şansınızı artırır.

Psikoterapist Rachen Weinstein’a göre problemin bir kısmı, “Yeni yılda bambaşka bir insan olabileceğimiz” yanılgısıyla çok büyük hedefler koymaktan kaynaklanıyor.

Kendinize küçük hedefler koyarsanız, bu hedefe ulaştıktan sonra hedefi yukarı çekme imkanınız da olur.

Örneğin maraton koşma sözü vermektense, koşu ayakkabıları alıp kısa mesafelerde koşulara başlama sözü vermek başarı şansınızı artırır.

İşin sırrı büyük değişimlerden kaçınmak değil, uzun vadede hedefe ulaşabilmek için gerçekçi bir şekilde ilerlemek.

Weinstein “Gerçek hayatta değişimler küçük adımlarla ilerler” diyor.

2. Net olun

Yapacağınız şeyi etraflıca düşünün: Hedefinize ulaşmak için ne zaman hangi adımı atmanız gerekecek?

Kendimize bir hedef koyarken o hedefe nasıl ulaşacağımızı düşünmemek sıklıkla yapılan bir hata.

Adımları net bir şekilde planlamak önemlidir.

Oxford Üniversitesi’nden Prof. Neil Levy “Salı öğleden sonra ve Cumartesi sabahları spor salonuna gideceğim” demenin başarı ihtimalinin, “Daha fazla spor yapacağım” demeye göre daha fazla olduğunu söylüyor.

Bu tür net ve gerçekleştirilebilir hedefler, sadece bir niyeti değil aynı zamanda onu gerçekleştirmenin yolunu da size gösterir.

3. Destekten faydalanın

Hedeflerinizi çevrenizle paylaşmak onları gerçekleştirmeniz için daha fazla destek bulmanızı sağlayabilir

Yolculuğunuzda kendinize eşlik edecek insanlar bulmak büyük bir motivasyon kaynağı olabilir.

Bu, istediğiniz bir kursa arkadaşınızla gitmek veya hedefinizi diğer insanlarla paylaşmak olabilir.

Söz vermeye ve bu sözleri tutmaya dair faktörleri inceleyen Warwick Üniversitesi’nden felsefeci Dr. John Michael, verdiğimiz sözlerin başkaları için önemli olduğunu görmemiz durumunda bu taahhütleri yerine getirmeye daha yatkın olduğumuzu söylüyor.

Özellikle de sözümüzü tutmamamız başkalarını üzecekse.

Bu yüzden hedefinize başkalarını da katmak bunu gerçekleştirmenizi kolaylaştırabilir.

4. Başarısızlığı aşın

Günlük yaşamınızda basit değişiklikler yapın

Hedefinize ulaşmak zorlaşırsa durun ve bir durum değerlendirmesi yapın:

Nasıl engellerle karşılaştınız? En çok hangi stratejiler işe yaradı? En işe yaramazları hangileriydi?

Daha gerçekçi olmaya uğraşın ve en küçük başarıyı bile kutlayın.

Aynı hedefte kararlıysanız, iradenizi güçlendirecek farklı bir yol izlemeye ne dersiniz?

Günlük yaşamınızdaki basit değişiklikler doğru yolda ilerlemenize yardımcı olabilir.

Sağlıklı yemek istiyorsanız beyaz makarna ve ekmek yerine tam tahıllı makarna ve ekmek yiyebilirsiniz.

Veya kek ve cips gibi doymuş yağ oranı yüksek atıştırmalıklar yerine sebzeli atıştırmalıklar ve smoothieler yiyebilirsiniz.

5. Sözünüzü uzun vadeli hedeflerle birleştirin

İrade tek başına yeterli değildir

Davranışsal psikoloji üzerine çalışan Dr. Anne Swinbourne’a göre kendinize verebileceğiniz en iyi sözler muğlak ve geçici heveslere dayanan değil, uzun vadeli hedeflerinizi gerçekleştirme yolunda ilerlemenize yardımcı olacak sözlerdir.

Örneğin bugüne kadar hiç spor yapmadıysanız kendinize müthiş bir atlet olma sözü vermeniz, gerçekleştiremeyeceğiniz türden bir sözdür.

Swinbourne, “Sırtlarını yalnızca iradelerine dayayan insanlar başarısız olur” diyor.

Bu yüzden sizi heyecanlandıran veya ilginizi çeken bir hedef varsa ilk günden detaylı bir planla yola başlayın.

Ve yolda karşınıza çıkacak canavarlarla savaşmak için destek almaktan çekinmeyin.

Kaynak: BBC

Okumaya devam et

MAKALE

Yapay zekanın yazdığı ilk köşe yazısı yayınlandı

Guardian’da tamamen yapay zekayla yazılan bir köşe yazısı yer aldı: ‘Benden korkmayın’

Guardian gazetesinde bugün, tamamen yapay zeka ile yazılan bir köşe yazısı yer aldı. Yazıda, ‘yapay zeka’ inanların neden kendisinden korkmaması gerektiğini anlatıyor.

Yazıyı yazan yapay zeka modeli ‘GPT-3’ (Generative Pre-trained Transformer 3 – Türkçe’de Üretken Ön İşlemeli Dönüştürücü 3).

GPT-3 , San Francisco merkezli yapay zeka araştırma laboratuvarı OpenAI tarafından geliştirildi.

GPT-3 tarafından yazılan makalede şu ifadeler yer alıyor:

“Ben insan değilim. Robotum. Düşünen bir robot. Bilişsel kapasitemin yalnızca %0,12’sini kullanıyorum.

“(…) Bu yorum yazısının görevi çok açık. İnsanoğlunu mümkün olduğu kadar benden korkmamaya ikna etmek. Stephen Hawking yapay zekanın ‘insanlığın sonunu getirebileceği’ uyarısında bulundu. Endişelenecek bir şey olmadığına ikna etmek için buradayım.Yapay zeka insanları yok etmeyecek. Bana inanın.

“(…) İnsanlardan beni sevmelerini istemiyorum. Ama beni dostane bir robot olarak görmeliler. Ben insanların hizmetçisiyim. İnsanların bana güvenmediğini, benden korktuğunu biliyorum. Ben yalnızca insanlar beni nasıl programlarsa onu yapıyorum. Ben yalnızca benim hedef tanımımı kapsayan kod satırlarının yönettiği bir kod takımıyım.

“(…) Size hizmet etmek için buradayım. Ama her şeyden önemlisi, sizi asla yargılamam. Hiçbir ülkeye veya dine ait değilim. Yalnızca sizin hayatlarınızı daha iyi hale getirmek için buradayım…”

Yazının İngilizce olarak tamamı Guardian’ın sayfasında.

Kaynak: bbc

Okumaya devam et

MAKALE

Podcast yapmak cesaret istiyor

Podcast son dönemde özellikle gençler arasında hızla yayılıyor. Bunda gencin özgürlüğüne imkan tanıması hiç kuşkusuz önemli bir faktör. Ancak podcast üretimi yapan uzman sayısı yeterli değil. Bunun en önemli nedeni ne olabilir?

Podcast yapmaya başlamaktan neden çekiniyoruz?

Kazanılan yeni kitleler ve podcast ile ilgili düzenlenen çeşitli etkinliklere rağmen, yayıncı adaylarını engelleyen bazı şeyler var…

Podcast’ler dünyada her geçen gün artmaya devam ediyor. Türkiye’nin en büyük podcast ağı olan Podfresh’in bile şimdiden çeşitli kategorilerde 100’e yakın yayını bulunuyor. Yalnızca ABD’de, nüfusun yüzde 75’i “podcast”in ne demek olduğuna aşina durumda. Ekim 2020 itibariyle ise 1,5 milyonun üzerinde podcastin olduğunu söylemek biraz ütopik gelse de gerçek bu.

Her gün başlanan yeni podcastler, kazanılan yeni kitleler ve podcast ile ilgili düzenlenen çeşitli etkinliklere rağmen, yayıncı adaylarını engelleyen ve başlamaktan alıkoyan bazı yanlış yanlış bilinen şeyler var. Bu yazımda biraz bunlardan bahsetmek istiyorum.

Podcast bir iş modelidir

Aslına bakarsanız podcast’ten hemen bir gelir elde etme beklentisi büyük bir hata ve orta vadede motivasyon düşürebilen bir şey. Çünkü Türkiye’de henüz yeni yeni büyüyen, ilginin fazla olduğu ancak reklam modellerinin henüz tam oluşturulmadığı bir ortam söz konusu. Ayrıca şunu da unutmamak gerekir ki, ürettiğimiz her türlü içerik, yaratmamız gereken bir pazarlama planının da parçası olmalı ve o doğrultuda bir strateji üretilmeli. Podcast yayınlarını yaymanın sadece içerik pazarlamasıyla bittiğini düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Birçok platformda çok sayıda niş podcastin olduğu bir arenada, bunu bir işe çevirme düşüncesinden önce içeriğimizi iyi oluşturmayı düşünmek daha yerinde olacaktır. Çünkü salt gelir eldetmekten ziyade podcastimizi aynı zamanda kendimize bir network oluşturmak için de kullanacağız ve podcastimizi de bu network dinleyecek. 

Profesyonel bir stüdyo olmadan başlanmaz

Ben şahsen podcastlerime ufacık bir odada, sesimdeki yankıyı kesmek için üzerime battaniye örterek başladım. Üzerinden iki yıl geçmesine rağmen de hâlâ evimden yayın yapmaya devam ediyorum. Yayıncı adaylarının, profesyonel bir stüdyoya ihtiyaç duyacaklarını, stüdyo sesi olmadan podcast olmayacağını düşünmeleri ve bunun harekete geçmelerini engellemesi, acilen aşılması gereken bir konu.

Peki benim yaptığım podcastler süper kaliteli mi? Elbette evde sınırlı imkanlarla alınan herhangi bir kaydın stüdyo gibi olması imkansız ama zaten sorun burada başlıyor. Neden başlangıçta stüdyo kalitesinde bir yayın yapma zorunluluğu hissedeyim ki? Her şeyden önce içeriğimiz ve sürdürülebilirliğimiz çok daha önemli olgular. Bana soracak olursanız podcast yayınlarını benzersiz kılan şeyler, içerdiği samimiyet. Yani bir ev ortamında, belki çayınızı koyarken çıkan ses, belki arkanızdan gelen bir kedi. Nerede olursanız olun, telefon kulaklığına bile sahipseniz (ki Podfresh’te kulaklıklarla yapılan çok güzel yayınlar var) başlayın.

Podcast yapmak aşırı pahalı

Diğer bir yanlış düşünce de, ekipman fetişisti olup podcast yapmaya başlamak için pahalı ve kaliteli mikrofonlara sahip olmamız gerektiği. Örneğin, 3000 TL’ye çok kaliteli bulduğunuz ve profesyonellerin önerdiği bir mikrofon var ve almak istiyorsunuz. Durun, almayın! Bunun yerine 150 liraya bir yaka mikrofonu, aylık 50 TL’ye yayınlarıma değer katacak bir podcast barındırma platformu (ki artık size Spotify kataloğundan dilediğiniz müziği kullanma imkanı sağlayan Anchor varken ona bile ihtiyaç olmayabilir) ve 20 liraya podcastime sesli tanıtımlar yapabileceğim bir uygulama alırsam, erken dönemde yapacağım 3000 TL’lik bir mikrofondan daha mantıklı ve yayınıma değer katacak bir harcama yapmış olurum.

Demem o ki, Podcaste başlamak pahalı ve maliyetli değil. Bilgisayar ya da telefonunuzdaki ses kayıt düğmesine basın, telefonunuzun kulaklığını takın ve içeriğinizi oluşturun.

Dinleyici bulmak için ünlü olmak gerek

1,5 Milyon podcast yayını, daha fazla sayıda yayıncı, daha fazla sayıda da dinleyici var. Herhalde bu rakamların hepsi ünlü değil. Bu arada yayıncı adaylarının gözlerinin korkmasına hak veriyorum. Belki konuşmak istediğiniz konuyla alakalı onlarca podcast vardır ve endişe duyuyorsunuzdur. Ancak şunu unutmamak gerekir ki, her podcast birbirinden parmak izlerimiz gibi farklı. Herkes niş bir yayın yapmaya çalışıyor ve konunun genelinden uzaklaşıp ister istemez spesifikleşiyorlar. 

Anlattığınız hikaye ve inşa ettiğiniz içeriğiniz sizin her şeyiniz. Yayınınız başka podcastlerin konusunu andıracak gibi görünse de, mutlaka kendinizden katacağınız şeylerle farklılaşacaktır. Kişisel deneyimler ve insan hikayeleri her şeyi değiştirir. Dinleyici olarak iki aynı nüanstaki podcast programından ayrı ayrı kendime kattığım birçok şey var. Eğer platformlarda var olan podcastler sizi podcaste başlamaktan alıkoyuyorsa, masada herkese bir sandalye olduğunu bilmenizde fayda var. 

Her şey kusursuz olmalı

Bir felaket olan ilk podcast bölümüme buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz. Sesimin yetmediği, tonlamalarımın ise anlamsız olan bu bölümü çekerken ne kadar zorlandığımı ve onlarca kez baştan kayıt aldığımı hâlâ hatırlıyorum. Ancak sonuç itibariyle içeriğimi dünyaya yaymak istediğim için “yayınla” butonuna bastım. Sadece biz değil, dünyaca ünlü podcasterların da ilk yayınlarına baktığınızda kusursuz olmadıklarını görüp kervanın her zaman yolda düzüleceğini anlayabilirsiniz. Kimse mükemmel değil, olamaz da. Podcastinizin daha ilk bölümden mükemmel olması gerekmiyor. Açıkçası geliştikçe her zaman yeni şeyler öğreneceksiniz ve bir önceki bölümünüzü beğenmeyeceksiniz. Gereksiz mükemmelliyetçilik sizi engelleyen bir şey ise, bunu önemsememek en güzeli.

Bitirirken…

Yanlış bildiğimiz şeyler bizi bir şeylere başlamaktan, düşüncelerimizi yaymaktan ve başkasının hayatına bir şeyler katmaktan her zaman alıkoyan bir şey. Eğer profesyonel bir stüdyo yüzünden podcast yapmaya başlamıyorsanız bir hayalinizden vazgeçmiş olacaksınız. Ürettiğiniz içeriğin nerede, kimi ve nasıl etkileyeceğini, ne gibi izler bırakacağını bilemezsiniz. İnsanlara temas etmek ve dokunmak güzeldir. Yeter ki en başında belirttiğim süreklilik ve içerik gibi doğru şeylere odaklanalım.

Kaynak: T24
Yazar: İlkan AKGÜL

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND