Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Hayata karşı cesur olun

Hayat sizi korkutmasın! Bir konuda karar vermeniz gerektiğinde endişeler yerine cesur düşüncelerin peşinden gidin. Bu ister ev almak olsun, ister yeni bir kariyere başlamak olsun… İşte alternatif senaryolara göre cesur karar alma yöntemleri…

kişisel gelişim

HAYAT SENİ KORKUTMASIN

Evet, hayat karşına yüzlerce ürkütücü senaryo çıkarabilir. Fakat biraz bilgiyle, güvenli ve zarif bir şekilde hepsinin üstesinden gelebilirsin.

Meşhur Hollywood hikâyesidir: 1955 yılında Clark Gable’ın evinde verilen bir partide, Marilyn Monroe bir köşede öylece durmuş, bir adama bakıyordu. Kim olduğu hakkında hiçbir fikri yoktu ve onunla konuşabilmeyi her şeyden çok istiyordu. Ama hiçbir şey yapmadan öylece durdu, ona kısa bir bakış attı ve martinisiyle ilgilenmeye devam etti. Derken Frank Sinatra ona yaklaştı, nasıl gittiğini sorduktan sonra sigarasından bir nefes aldı. Dumanı üflerken “Norma bebeğim, bir kez olsun aktris gibi davran. Biraz dans et. Sonra ona git ve bir şeyler söyle. Tanrı aşkına, o sadece adamın biri!” Marilyn, usulca şöyle cevap verdi: “Peki ama ne diyebilirim?” Sonuçta hiçbir şey yapmadı.

Marilyn Monroe bile bir adama yaklaşmaktan tedirgin olabiliyor. Tamam, belki yukarıdaki anekdot tam anlamıyla “doğru” olmayabilir. Hiçbir şekilde mantıklı da gelmeyebilir. Ama şimdi hikâyede kusur aramayalım, özü son derece inanılır: Kadınlar sadece sarsıcı ve beklenmedik olaylarda değil, potansiyel heyecan ve küçük düşme korkusuna bağlı olarak sıradan durumlarda da fazla heyecanlı olabiliyor.

İşin sırrı: Korkularının seni alıkoymasına izin vermemelisin. Bu, yüzleşmen gereken bir arkadaşın da olabilir, tıka basa doldurduğun gardırobun da. Her durumda korkularından kurtulmak için bir çıkış yolu var.

Birini işten çıkarmak zorundasın.
Yavru bir köpeğin bile eritemeyeceği taştan bir kalbe sahip olmadığın sürece, birisine işine son verildiğini söylemek hoşuna gitmez. Fakat hedefin bunu zevkli hâle getirmek olmamalı, sadece daha az kötü olması yeterli. İşten çıkaracağın kişinin yaklaşık bir metre uzağına oturarak başla. Onunla aynı göz hizasında, ayaklarını yere basarak otur. Topukların ve dizlerin bitişik, avuç içlerin bilgisayarının üzerine dönük olsun. Toronto Üniversitesi Princess Margaret Hastanesi’nde Medikal Onkoloji Uzmanı, How to Break Bad News: A Guide for Health Care Professionals kitabının yazarı Robert Buckman, bu şekilde oturmanın seni en azından sakin ve güvenli göstereceğini, bunun da heyecanını azaltabileceğini söylüyor. Kullanacağın kelimelere gelince; ona performansı hakkında ne düşündüğünü sor. Eğer çok iyi denemeyeceğini kabul ederse hemen sonraki cümleye geçebilirsin: “Biz de aynı şekilde düşünüyoruz.” Eğer kendini ofisin bir parçası gibi gördüğünü söylerse sonraki cümleye köprüyü dikkatli kurmalısın: “Ne yazık ki bu sorunları çözmüyor.” Eğer ağlayacak olursa “Bunun üzücü olduğunu anlıyorum” diyebilirsin. Onun duygularını onaylaman, sana karşı duyacağı kırgınlık ve öfkeyi azaltacaktır.

Bir partiye gidiyorsun ve eski sevgilinin de orada olacağını öğrendin.
İhtiyacın olan iki şey var. Bir: Rahat bir kıyafet. Beş dakikadan daha az sürede hazırlanmanı sağlayacak bir şey. Böyle gecelerde belirsizliğe izin vermemelisin. İki: Rahat bir arkadaş. Sen ne kadar erken ya da geç ayrılmak istersen iste, sana uyacak biri. Sohbet ederken cümlelerinin arasına senin başarılarını serpiştirecek, kötü isteklerini etkisiz hâle getirecek ve en önemlisi insanları (özellikle çekici erkekleri, mümkünse Bay Yanlış’tan daha uzun boylu olanları) sana çekecek biri. I Used to Miss Him… But My Aim Is Improving kitabının yazarı New Yorklu Alison James, eski sevgilinden kaçmaya çalışmamanı, onu arıyormuş gibi de görünmemeni tavsiye ediyor. Yüz yüze gelirseniz sohbeti kısa ve yüzeysel tut, arkadaşça bir tonda konuş. James, “Ondan daha fazla meşgul görünmeli ve sürekli onu düşünüyor olsan bile eğlenmene bakmalısın. Bu şekilde ondan daha üst seviyede olursun” diyor. Ayrıca partiye gitmeden önce işlerin neden yürümediğini bir kâğıda listele ve katlayıp cüzdanına koy. Arkadaşın ortalıkta olmadığında, lavaboya gidip kendi içindeki çatışmalarla baş başa kaldığında oku-yacak bir şeyin olur.

Kendin için çalışmak istiyorsun…
Kendi programını kendin yapabilmek ve istemediğin zaman eşofmanlarını çıkarmak zorunda kalmamak düşüncesi çekicidir. Başarısız olma ve sürünerek patrona geri dönmek zorunda kalma korkusu ise pek o kadar çekici değil. İşini bırakmadan önce, sevdiğin alanda ek iş olarak çalışmayı deneyebilirsin. Böylece gerekli bağlantıları kurar, bu işin ayakta durabilmesi için ne kadar zaman gerektiği hakkında bir fikir edinirsin. New York’taki YC Media’nın kurucu ortağı, The Girl’s Guide to Starting Your Own Business kitabının yazarlarından Kim Yorio, “Aylık temel masraflarını da hesaba katarak, bu iş sana kâr getirmeye başlayana kadar geçimini sağlayacak birikimin olduğundan emin olmalısın” diyor. İş planını yazılı hâle getir. İnternetten indirilebilir form örnekleri bulabilirsin. Emekli olmuş yöneticilerin tavsiyelerinden de yararlan (kitapçılarda pek çok kitap bulunuyor). Nihayet işini kurmaya karar verdiğinde harcayacağın para düşündüğünden daha fazla olabilir: Web sitesi, telefonlar, kartvizitler… Yalnız kalma korkusuna karşı koymak için haftada üç randevu planla. Bu sadece spor hocanla bir seans da olabilir, arkadaşınla öğle yemeği yemek de. Sonuçta evden çıkmanı sağlayacak ve sana müşteri bulma fırsatı verecektir.

Bir arkadaşınla yüzleşmen gerekiyor.
 Belki arabanı bir enkaz hâline getirmedi veya erkek arkadaşınla yatmadı ama ihtiyaç duyduğun anda yanında değildi. Bu da seni rahatsız etti. Ona bir şey söylemeden önce, fazla duygusal davranmadığından ya da onun kendi sorunlarıyla meşgul olmadığından emin olmak için bir hafta bekle. The Friendship Crisis kitabının yazarı Marla Paul, “Yaşadığın sorunun en önemli şey olduğunu düşünüyorken, bir başkası açısından dünyanın merkezi sen olmayabilirsin” diyor. Eğer onunla konuşmayı planlıyorsan, söze “Belki fazla hassasımdır” ya da “Belki de sorun bendedir” diyerek başla. Ve sözlerini onun bu konuda ne düşündüğünü sorarak bitir. Böylece arkadaşlığınıza zarar verebilecek saldırgan bir tavır almaktan ziyade, duygularınla ilgili konuşma fırsatı bulursun.

Onun ailesiyle beş günlük bir geziye çıkıyorsun.
Annesi ve babası çok hoş insanlar olabilir (mucize eseri) fakat zaten kendini grubun dışında hissetmene gerek yok, özellikle ilişkinin başlarındaysanız. En kötü ihtimalle rüyalarının erkeği ailesinin yanında dokuz yaşında bir oğlan çocuğuna dönüşebilir. Böyle bir durumdan kurtulmanın anahtarı, davranış değişikliğidir: Bu senaryoda sen başrolde değilsin, tamamen yardımcı oyuncusun. Kaliforniya’daki Couples Institute yöneticisi Psikiyatrist Ellyn Bader, “Bunu bilmek, ailesinin yanında onu kendi hâline bırakmanı kolaylaştırır. Böylece onu zor durumda bırakmış olmazsın” diyor. Gezi süresince baş başa kalabileceğiniz zamanlar yaratmalısın; günde 10 dakikalık yürüyüşler ya da bir akşam baş başa yemeğe çıkmak gibi. Bütün bu aile saadetinin ortasında, tanıdığın ve âşık olduğun adamın yeniden ortaya çıkması için bu özel zamanlara ihtiyacın var.

Yalnız seyahat etme fikri hoşuna gidiyor. Ama güvenlik (ve yalnızlık!) hakkında endişelerin var.
Küçük seyahatlerle başla. Hindistan gezisi bekleyebilir. Yakın yerlere hafta sonu kaçamağı yapmak sana tecrübe kazandıracaktır. Yurt dışına çıktığında, hangi ülkeye gidersen git büyük şehirlerden ayrılma. Hem yapacak çok şey vardır, hem de büyük şehirler yalnız insanlar için idealdir. Şehir merkezinde kal ve aşırı dikkat çekmemek için bulunduğun yere uygun giysiler giy. Daracık taytlar ve parlayan mücevherlerden uzak dur. Cep telefonuna yakındaki taksi duraklarının numaralarını kaydet ve cep telefonunu asla yanından ayırma. Böylece gece geç saatte araca ihtiyaç duyarsan sorun yaşamazsın. (Ve tabii yaşadıklarını her an arkadaşlarınla paylaşabilirsin.) Yalnızlık meselesine gelince… Gece dışarı çıktığında, pek çok çift arasında yalnız olmak en kötüsüdür. Günün en büyük yemeği olarak öğle yemeğini seçersen bu etkiyi azaltabilirsin. Eğer hâlâ yalnız hissediyorsan şöyle düşün: Ağrıyan ayaklarından şikâyet eden birini dinlemek zorunda değilsin. Seyahat programında son dakika değişiklikleri hakkında kimseyle tartışmıyorsun. Gece geç ya da erken yatmak gibi bir mesele yok. Bütün bunlar bir çeşit diktatörlüktür ve sen birisine iyilik olsun diye tatile çıkmadın, öyle değil mi?

Görünüşünü değiştirmek istiyorsun.
Fakat altı hafta boyunca aynalardan kaçmak istemiyorsun. Aslında en etkilisi, yeni bir saç kesimi denemektir. Belki her zaman gittiğin kuaföre alışmışsındır fakat o hâlâ eski teknikler kullanıyor olabilir. Yüksek sesle müzik çalan, personelin tuhaf saç kesimleri ve çılgın kıyafetler içinde dolaştığı bir salona git. Brenda’s Wardrobe Companion: A Guide to Getting Dressed From the Inside Out kitabının yazarı, Kaliforniyalı Stil ve Gardırop Danışmanı Brenda Kinsel, “Mantığa aykırı görünüyor olabilir fakat bu insanlar yaratıcıdır ve yenilikleri daima takip eder” diyor. Salona iyi giyinerek git, böylece çalışanlar seninle ilgili en iyi izlenimi edinmiş olur. Yanında en hoşuna giden ve en nefret ettiğin saç modellerinin olduğu fotoğraflar götür. Kuaförüne ne kadar bakım masrafı yapabileceğini ve ne sıklıkta kesime ihtiyaç duyduğunu da söyle. “Saçımı en az 10 hafta kullanabilmek istiyorum”, kuaför için son derece değerli bir bilgidir.

Gardırobunu temizlemek zorundasın. Motivasyon için bekleme. Asla gelmez.
Bu işe kesintisiz dört-altı saat ayır ve yap. İlk adım olarak dolaptaki her şeyi dışarı çıkart. Pensilvanyalı Crystal Sabalaske, “Hazırlıklı olmalısın; ilk başta çok kötü görünecek, sanki dolabın infilak etmiş gibi” diyor. İkinci adımda bütün giysilerini kategorilere ayır: Pantolonlar, etekler, kazaklar gibi… Şimdi onlara acımasızca değer biçmen gerekiyor: Sana yakışıyor mu? Son bir yıl içinde hiç giydin mi? Rahat bir giysi mi? Yenisini almak sana kaça patlar? Eğer bu sorulara sırasıyla “hayır, hayır, kesinlikle hayır, pek fazla değil” yanıtlarını verdiy-sen, söz konusu giysi daha fazla seninle birlikte olmasın. Ayıklama biter bitmez, geri kalan giysileri hemen dolaba yerleştir. Bunu yaparken en fazla giydiklerini ön plana, dolabın merkezine koymalısın. Böylece giymek istediğinde hızlıca çekip alabilirsin. Ve eğer henüz almadıysan, dolap kapısının içine asmak için şeffaf cepleri olan bir ayakkabı düzenleyicisi almalısın. Bu sadece ayakkabı değil, şapka, eldiven, çorap, el çantası, şort ve tişört için de ideal bir depola-ma çözümüdür.

Yeni bir şehre taşınıyorsun.
Ve kimseyi tanımıyorsun. Ve kimseyi tanımayacaksın. Ve hep yalnız kalacaksın –sonsuza dek. Ya da belki öyle olmayacak. Yapacağın ilk şey, taşınmadan önce şu anki şehrinden bir arkadaşının duygusal koruyucun olmasını istemek olmalı. Gece gündüz arayabileceğin, seni iyi tanıyan, seni merak eden, iyimserliği ve sabrı sınırsız biri… San Franciscolu Psikiyatrist Carol Solomon, “Herkes yalnız hisseder. Arayabileceğin biri varsa, yalnızlık duygusuna daha az kapılırsın” diyor. Taşınır taşınmaz arkadaşlık kurmaya değil, çevre edinmeye bak. Böylece hayal kırıklığına uğrama ihtimalin azalır. İş arkadaşlarına insanlarla nasıl görüştüğünü sorabilirsin. Planını buna ihtiyaç duyduğunu belli etmeden yap. Ve insanlarla tanışmaya başladığında, onları çok çabuk hayatından çıkarma. Eski arkadaşlarınla kıyaslanamaz bile olsalar, en azından başlangıçta, ileride senin için önemli olabilirler. Bunun kim olacağını şu an bilmesen de…

Bir ev almayı düşünüyorsun.
Ve bu hummalı faaliyete nereden başlayacağına dair en ufak bir fikrin yok. Öncelikle bütçeni belirleyerek işe başla. Şu anki borçlanma durumunu hesapla. Bunu yapmak için aylık kazancını aylık ödemelerine böl (arabanın borcu, okul taksitlerin, kredi kartların gibi). Diyelim ki 5.000 Lira kazanıyorsun ve ödemelerinin toplamı 500 Lira ediyor. Borçlanma durumun yüzde 10 demektir. Şimdi de şu anki ödemelerinin üzerine kaç daha koyabileceğini belirle. Borçlanma durumun en fazla yüzde 40 olmalı (verdiğimiz örnekte 1.550 Lira). CitiMortgage Retail Lending’in Operasyon Yöneticisi Amy Kleeschulte, “Bu seni çok zorlayacak bir rakam değildir ama ev için aylık ödeyebileceğin en yüksek rakamdır” diye açıklıyor. İkinci adımda, birikim hesabına göz at ve peşinat için ne kadar çekebileceğine karar ver. Genelde bu rakam toplam bedelin yüzde 20’si kadardır. Bunu belirledikten sonra kredi çekebileceğin bir banka bulmalısın. Muhtemelen şu anki bankan da bu servisi sağlıyordur fakat hiçbir zaman tek bir “en iyisi” yoktur. Sonuçta konu kredi almaktır ve bankalar bu konuda ciddi rekabet eder. İyice araştırıp seçimini yaptıktan sonra bir uzman, mortgage konusunda sana yardım edecek ve ödeyebileceğin bir kredi için sana onay verecektir.

Lisenin mezunlar toplantısı yaklaştı ve gitmeye değer mi emin değilsin.
Huzursuzluğunu yenmeye çalışarak hiç vaktini harcama. Bu paketin bir parçasıdır ve emin ol sadece sen değil herkes bunu hisseder. Eski arkadaşlarla karşılaşmak tedirginlik verse de unutma ki hiç kimse hayata tam güçle başlayamaz. Madalyonun diğer yüzüne bakarsan, seninle ilgili iyi bir şeyler mutlaka vardır: Belki işin, belki harika eşin, belki de yarışlardaki derecelerin. Onların aksine hâlâ incecik olabilirsin ya da belki biraz kilo aldın ama sigarayı da bıraktın… Missourili Klinik Psikiyatrist ve Painfully Shy kitabının yazarlarından Greg Markway, bu tür başarılarını ön plana çıkarmanın, mutlu biri olduğun izlenimi uyandıracağını söylüyor. Böylece kontrol sende olur ve başkalarının da rahat hissetmesi için çabalarsın. Unuttuysan hatırlatalım; herkes benzer şeyler hisseder. Eski sınıf arkadaşınla karşılaştığında “Nerede yaşıyorsun?” iyi bir açılış sorusu olabilir. Hemen işini sormaktan (ya da söylemekten) iyidir. Sohbete “Sen de benim kadar gergin misin?” diyerek giriş yapmak da tansiyonu düşürecektir.

Bir araba alman gerekiyor.
Yapacağın ilk şey, endişelenmeye son vermek olmalı. Vergileri unut. Umursama. Hatta bakma bile. Asıl mesele o değil. Bilmen gereken şey, istediğin arabanın gerçek pazar değeridir. Yani yaşadığın yerde insanların o araba için ne kadar ödediği… Araba satın almakla ilgili bir bilgi sitesi olan Edmunds.com’un İçerik Editörü Joanne Helperin, bu fiyatı iyi bilmeni ve aklından hiç çıkarmamanı tavsiye ediyor. İkinci adımda, pazarlık etmek konusundaki endişeni bir yana bırakmalısın: Bayilerden tamamen kaçmak zorunda değilsin. Test sürüşlerine gidebilir, geri kalan her şeyi internetten halledebilirsin. Bugün hemen her bayi “internet” veya “filo” departmanlarına sahip. (İsimleri farklı olsa da aynı işi yapıyorlar.)

 

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

MAKALE

Başarılı bir kariyer için 50 evrensel öneri

Manşet, julıe bort, iş yerinde başarılı olmanın yolları, iş yaşamı, başarı

İş hayatında takip edilen stratejiler, uzun vadede iyi yerlere gelmek adına büyük önem taşıyor. Bu nedenle iş hayatında başarılı olmanız ve kariyerinizin zirvesinde yer almanız için 50 evrensel önerimiz var. Business Insider’da yayımlanan Julie Bort’un bilgilendirici makalesinden alıntılar sizlerle…

İş hayatında başarılı olmak için 50 evrensel tavsiye

Julie Bort, insanı her tür iş yaşamında daha başarılı yapacak 50 evrensel tavsiyeyi sıralıyor.

Aristoteles’e göre eleştiriden kurtulmanın sadece bir yolu vardır: “Hiçbir şey yapma, hiçbir şey söyleme ve hiçbir şey olma.”

İnsanı iş yaşamında korkuya sürükleyen üç korku kategorisi vardır:

1. Başarısızlık korkusu

2. Yetersizlik korkusu

3. Başkalarını hayal kırıklığına uğratma korkusu.

Geçenlerde Business Insider’da rastladığım bir makale ilgimi çekti. Makalenin yazarı Julie Bort; küçüğünden büyüğüne iş hayatının değişik safhalarında binlerce çalışan ve işadamıyla söyleşi yapmış, eski bir gazeteci. Diyor ki, “iş hayatında başarıyla ilgili iyi tavsiyeler evrenseldir.”

Julie Bort, insanı her tür iş yaşamında daha başarılı yapacak 50 evrensel tavsiyeyi şöyle sıralıyor:

1. “İşiniz için tutkunuz olsun. İşiniz sizin için anlamlıysa, iş hayatınız eğlenceye dönüşür.

2. İşin kendisiyle ilgili tutkunuz yoksa, onu yapma gerekçenizle ilgili tutkunuz olsun. Belki işinizi şirketinizi/kariyerinizi sevmiyorsunuzdur, ama kazandığınız para ve işinizin size sağladığı menfaatler aileniz için ihtiyaçtır. Ailenizi düşünerek doğru olanı yapmakla ilgili tutkunuz olsun.

3. Bazı şeylerin değişmesi gerekiyorsa, değişime liderlik yapan siz olun. İşinizi sevmiyor, ama kopamıyorsanız, ondan kurtulmanıza imkan verecek yetenekler geliştirin. Ofisinizde sorun varsa, sorunu çözen siz olun.

4. Küçükten başlayın ve orası temeliniz olsun.

5. Önce apaçık olanı yapın, daha sonra zora geçin. (Aksi takdirde yaptığınız şey, herkesin koparabileceği meyve peşinde olduğunuz kanaati uyandırır.)

6. Bozuk değilse tamir etmeyin, iyileştirin.

7. Öğrenilmesi zor olan şey, ne zaman devam edileceğini ve ne zaman bırakılacağını bilmektir. Bunu size kimse söylemez. Bir noktada karar vermek zorunda kalacak olan sizsiniz.

8. Akılsızlığın tanımı, aynı şeyi yapıp farklı sonuç beklemektir. Sonuç iyi değilse, bir şeylerin değişmesi gerekiyor demektir.

9. Kimse tek başına başaramaz.

10. Yardım isteyin. İsterken spesifik olun. Yardım geldiğinde zarif ve minnettar olun.

11. Etrafınızda pozitif insanlar olsun, pozif sonuçlar alırsınız.

12. Çeşitliliği kucaklayın. Kendi zayıflıklarınız telafi etmenin en iyi yolu, farklı yetenekleri olan takım arkadaşları oluşturmaktır.

13. İnsanların hayat tecrübeleri farklıdır. İki insan aynı toplantıya katılır ve farklı izlenimlerle ayrılır. Bunun için münakaşa etmeyin. Durumdan istifade edin.

14. Bir insana saygı ve nezaket dairesinde davranmak için onu sevmek zorunda değilsiniz.

15. Kimseye her konuda yapılması gerekeni söylemeyin ve kimsenin size her konuda yapılması gerekeni söylemesine izin vermeyin.

16. Ne kadar çok yaparsanız yapın ya da ne kadar başarılı olursanız olun, her zaman sizden daha fazlasına sahip olanlar çıkacaktır.

17. Daha azına sahip olanlar da.

18. İşte ne kadar sivrilirseniz sivrilin, kimseden daha fazla değerli olamazsınız. Kimse sizden daha fazla değerli olamaz.

19. Zamanını daha çok yeteneklerini kullanmaya ve iyi olduğu şeyleri yapmaya harcayanın mutlu olma şansı artar.

20. Zayıf yönlerini geliştirmeye harcayanınsa hayal kırıklığına uğrama şansı artar.

21. Pratik, yeni bir yetenek geliştirmenin en iyi yoludur. Yeni bir şey öğrenirken kendinizle ilgili sabırlı olun.

22. Zinde olmanın en iyi yolu yeni şeyler öğrenmektir.

23. Yeni şeyler öğrenmek demek bir işin acemesi olmak demektir. Bu da hata yapmak anlamına gelir.

24. Başlangıç hatalarında kendinize ne kadar müsamahalı olursanız yeni şeyleri o kadar çabuk öğrenirsiniz.

25. Projenizin ya da şirketiniz ilk aşamasında hiçbir zaman ihtiyaç duyduğunuz tüm kaynaklara (zaman, para, insan vs.) sahip olamazsınız. Kimse istediği kaynakların tamamına sahip olamaz.

26. Kaynak eksikliği mazeret değil, kılık değiştirmiş bir lütuftur. Yaratıcı olun.

27. Yaratıcılık ve yenilik, hergün yaptığınız şeyleri yeni yöntemler deneyerek öğrenilebilen yeteneklerdir.

28. Hesaplanabilir riskler alın.

29. Şirketinizin, kariyerinizin veya projenizin başlangıç aşamalarında bir sürü şeye “evet” demek zorunda kalırsınız. Daha sonraki aşamalarındaysa “hayır” demek zorunda kalırsınız.

30. Negatif “geridönüş” (feedback) bir ihtiyaçtır. Otomotik olarak reddetmeyin. Gerçeğin meyvelerini toplamak için olumsuz geridönüşü dikkat alın. Meyveleri topladıktan sonra kalanına itibar etmeyin.

31. Eleştiriken iş hakkında konuşun, kişi hakkında değil.

32. Büyük düşünün. Büyük hayal edin. (Alternatifi küçük düşünmek ve küçük hayal etmektir.)

33. Hayalinize nihai bir yol haritası muamelesi yapın. Ona hemen ulaşmak zorunda değilsiniz, ama ulaşmanın tek yolu ona adım adım yaklaşmaktır.

34.  Büyük düşünürseniz “evet”ten çok “hayır” duyarsınız. Kararı verecek olan onlar değil, sizsiniz.

35. Önemli olan basit bir şeyi yaratmanın ne kadar zaman alacağı değil, ortaya çıktığında onun ne kadar değerli ve faydalı olacağıdır.

36. Başarı için sadece bir sır varsa o da şudur: Planlarınızı diğer insanlarla paylaşın ve gelişmeler hakkında onlarla iletişim içinde olun.

37. Network’unuzu geliştirin. Yeni insanlarla tanışmak ve onlarla görüşmek için çaba sarfedin.

38. Şirketinizde hangi teknolojiyi yaratırsanız yaratın, yarattığınız şey bir ürün için değil, insanlar ve iyileştirmeye çalıştığınız hayatlar içindir.

39. Ne kadar başarılı olursanız olun, yine de başarısız olabilir ve büyük başarısızlıklar yaşayabilirsiniz.

40. Başarısızlık kötü bir şey değildir. Sürecin bir parçasıdır.

41. İşler her zaman kötüye gidebilir. Bunun sizi yıpratmaması için yapılması gereken tek şey hazırlıklı olmaktır.

42. Saygılı, ama kararlılıkla insanlara “hayır” demeyi öğrenin.

43. Mümkün olduğunca “evet” demeye çalışın.

44. Sık sık “evet” diyebilmek için, işin kapsamı ve sınırları sizin “evet”inize bağlı olsun.

45. Karşınızdaki insan ne kadar zengin, ünlü ve başarılı olursa olsun; onun da sizin gibi hayalleri, rüyaları ve korkuları olan bir insan olduğunu unutmayın.

46. İstediğinizi almak, mutlu olacağınız anlamına gelmez. Mutluluk, sahip olunanla tatmin olma sanatıdır.

47. Zor karakterlerle çalışmak her işin bir parçasıdır. Saygılı olur, işinizi iyi yaparsanız, onda dokuz o insanı aşarsınız.

48. Onda birinde de kendinizi kurban olarak görmeyin. Onun yerine yeni bir iş bulmak için gerekeni yapın.

49. Bir konuda kendinizi göstermeniz gerektiğinde, projenizi destekleyecek ve size sahip çıkacak bir yönetici bulun.

50. Ne istediğinize odaklanın, ne istemediğinize değil.”

İyi pazarlar diliyorum.

Yazar: Vedat Özdan
Kaynak: www.t24.com.tr

Okumaya devam et

MAKALE

Duygusal zeka ve iş hayatı

verimlilik, performans, Manşet, iş hayatı, duygusal zeka

İş hayatında başarılı olmanızın duygusal zekanızla önemli ölçüde ilişkili olduğunu biliyor muydunuz? İşte duygusal zeka ve iş hayatı arasındaki ilişkiyi bilimsel verilerle açıklayan bilgilendirici bir makale…

İş hayatında başarılı olmak için neye ihtiyaç vardır?

Yazının ilerleyen bölümlerinde bu konuyu aydınlatmak için duygusal zeka konusunda dünya çapında yaygın olarak kullanılan bir ölçek ile hazırlanmış bir araştırmanın kısa özeti bulunmaktadır. Söz konusu ölçek İsrailli Psikolog Dr. Reuven Bar-On tarafından geliştirilmiştir. Bar-On Duygusal Zeka (EQ) terimini ilk kez 1985’de kullanmıştır. Sosyal ve duygusal zekayı homojenleştirerek 133 sorudan oluşan “EQ-i (Emotional Quotient Inventory)” ölçeğini hazırlamıştır. Bar-On’a göre Duygusal Zeka “Bir kişinin çevresel baskılar ve isteklerle başarılı bir şekilde mücadele edebilme kapasitesine etki eden duygusal, kişisel ve sosyal nitelikteki bilgi ve yetenekler topluluğudur.”

Bar-On’un duygusal ve sosyal zeka modeli aşağıdaki beş ana bölümde 15 bileşene bölünerek verilmiştir. (Stein, Book, 2000)

Yazının ilerleyen bölümlerinde bu konuyu aydınlatmak için duygusal zeka konusunda dünya çapında yaygın olarak kullanılan bir ölçek ile hazırlanmış bir araştırmanın kısa özeti bulunmaktadır. Söz konusu ölçek İsrailli Psikolog Dr. Reuven Bar-On tarafından geliştirilmiştir. Bar-On Duygusal Zeka (EQ) terimini ilk kez 1985’de kullanmıştır. Sosyal ve duygusal zekayı homojenleştirerek 133 sorudan oluşan “EQ-i (Emotional Quotient Inventory)” ölçeğini hazırlamıştır. Bar-On’a göre Duygusal Zeka “Bir kişinin çevresel baskılar ve isteklerle başarılı bir şekilde mücadele edebilme kapasitesine etki eden duygusal, kişisel ve sosyal nitelikteki bilgi ve yetenekler topluluğudur.” Bar-On’un duygusal ve sosyal zeka modeli aşağıdaki beş ana bölümde 15 bileşene bölünerek verilmiştir. (Stein, Book, 2000)

1. Kişinin iç kapasitesi: Bu kapasite iç irademizi tanımlar. Kendimizi nasıl iyi tanıdığımızı, kendimizi nasıl iyi hissettiğimizi, duygularımızla aramızın nasıl olduğunu tanımlar, hayatta yaptıklarımızdan hangilerinin bize kendimizi iyi hissettirdiğini anlamamıza da yardımcı olur.

• Farkındalık: Kişinin kendinin farkında olması, kendini anlaması, kabul etmesi ve kendine saygı duyması.

• Duygusal Bilinç: İnsanın kendi duygularını bilmesi, tanıması ve birbirinden ayırt edebilme yeteneği.

• Dışavurum: Duyguları, düşünceleri ve inançları kırıcı olmayan bir yolla ifade edebilmek.

• Bağımsızlık: Düşüncede ve eylemde kişinin kendini yönetme ve kontrol etme yeteneği ve duygusal bağımsızlıktan uzak kalmak.

• Kendini gerçekleştirme: Birinin potansiyel yeteneklerini gerçekleştirebilmesi.

2. Kişiler arası yetiler: Bu yeti, başkalarını nasıl anladığımızı, onlarla nasıl ilişkide bulunduğumuzu tanımlıyor.

• Empati: Başkalarının duygularının farkında olmak, anlamak ve takdir etmek yetisi. İnsanların neyi neden yaptığına hassas olmak.

• Sosyal sorumluluk: Sosyal olarak sorumlulukla davranmak ve sosyal grup içinde yapıcı ve işbirlikçi olmak.

• Kişiler arası ilişkiler: Duygusal yakınlık, samimiyet ve etkilenme ile karakterize olan karşılıklı tatminkar ilişkileri kurma ve devam ettirme yetisi.

3. Uyum Sağlama: Bu kapasite sorunsal durumlarla ilişkide esnek olmayı, çevresel isteklerle ve başarıyla baş edebilmeyi tanımlar.

• Gerçeklik testi: Duygusal olarak yaşanmış olanla, subjektif olarak varolan arasındaki farkı anlama yetisi.

• Esneklik: Birinin duygularını düşüncelerini ve inançlarını değişen durumlara ve şartlara göre ayarlayabilme yetisi.

• Problem çözme: Sorunları belirleme, tanıma-tanımlama ve etkili çözümler bulma yetisi.

4. Stres Yönetimi:

• Strese Dayanıklılık: Stresle aktif ve pozitif olarak baş edebilme.

• Tepkilerini Kontrol: Birinin duygularını düzenleme yetisi ve bir baskıya karşı koyabilme ve/veya erteleyebilme yetisi.

5. Genel Ruh durumu: Bu bölge, kişinin hayattan zevk alabilmesini tanımlar ve hayattan memnun olma ile alakalıdır.

• İyimserlik: Hayata parlak tarafından bakabilme ve zor durumlarda bile pozitif tavrı koyabilme yetisi.

• Mutluluk: Kendi ile ve başkalarıyla mutlu olabilmek, hayattan tat ve zevk almak ve eğlenmek.

Bu kısa açıklamadan sonra dönelim başlangıçtaki soruya. Yukarıdaki soruyu kolaylıkla cevaplayabilmenin mümkün olmadığı açıkça ortadadır. İş performansını ölçmek amacıyla duygusal zeka (EQ) ile zihinsel zekayı (IQ) karşılaştıran ilk çalışma büyük bir Asya bankasında yapıldı. Bu çalışmanın sonuçları, işyerindeki başarıyı tahmin etmede EQ’nun, IQ’dan daha önemli olduğunu bilimsel olarak göstermiştir. Araştırmayı yapan Multı-Health Systems Inc. (MHS)’den Dr. Steven Stein, şöyle belirtmektedir:

”Deneyimimizden ortaya çıkan somut delil göstermiştir ki: Duygusal zeka iş performansıyla önemli ölçüde ve yüksek düzeyde ilişkilidir; ancak zihinsel zeka, işyerindeki performans ile önemsiz ve çok düşük düzeyde bir ilişki göstermektedir.”

Konuyla ilgili Filipinler’deki Manila Üniversitesi’nden Joseph Hee-Woo Jae’nin çalışması 100 tane üniversite mezunu banka çalışanını kapsamıştır (%56 kadın, %44 erkek). Hepsi dünyanın ilk bilimsel duygusal zeka çalışması olan BarOn EQ-I uygulamasına kayıt olmuşlardır. Her bir çalışan ayrıca gözetim yapan görevli ile birlikte bağımsız performans incelemesine girmişlerdir. Çalışma sonucunda gerçek iş performansının EQ değerlendirmesi ile, IQ değerlendirmesine göre daha sıkı ilişki içinde bulunduğunu ortaya çıkarmıştır. Aslında IQ değerlendirmesi, iş gelişimi ölçümünde %1’den az hesaplanarak, ölçümle ilgisiz çıkmıştır. Önceki tahminler iş başarısında IQ’yu %20’ye dek ilintili hesaplarken, çoğu araştırma bulguları %6’ya yakın bulmuştur. Ancak EQ sonuçlarının iş performansında etkileyici bir oranda, %27 oranında ilintili olduğunu ortaya çıkarmıştır. Dr. Stein, “Bu önemli bulgu pek çok insanların uzun yıllardır farkında olduğu, ancak bilimsel delillerle desteklenemeyen bir gerçeği ortaya çıkarmıştır.” dedi.

Dr. Reuven Bar-On bu sonucu şöyle karşılamıştır: “Bu, duygusal zekanın önemli olduğunu bilimsel olarak göstermiştir. Önemli olmasa bile, en azından işyerindeki başarının tahmin edilmesinde zihinsel zekadan daha önemlidir.” “Bu, gerçek zeki insanın yalnızca zihinsel olarak zeki değil; aynı zamanda duygusal olarak da zeki olduğu anlamına gelmektedir.”

Klinik Psikolog Steven J.Stein ve Psikiyatrist Howard E. Book tarafından yapılan geniş kapsamlı bir çalışma gösterdi ki; Duygusal Zeka, iş başarısının %15 ile %45’ ini açıklayabilmektedir. Bu çalışma esnasında, çeşitli işlerde çalışan 4888 kişi teste tabi tutuldu. Çalışmaya katılanlardan, işlerinde ne kadar başarılı olduklarını kendilerinin belirtmeleri istendi.

Bu bilgilerin tamamı Multi-Health System Inc. (MHS) tarafından Kuzey Amerika’daki insanlardan toplandı. Hepsinden EQ-i testini tamamlamaları ve işlerinde ne kadar başarılı olduklarını hissettiklerini değerlendirmeleri istendi. Bazı gruplar diğerlerinden daha küçüktü. Sadece istatistiksel önemi bulunmuş bilgiler kaydedildi. Her bir iş grubunda, yüksek performans gösterenler ile düşük performans gösterenleri ayırt edebilmek için, önem sırasına göre ilk beş faktör dikkate alındı.

Bazı gruplar ilk başta bir anlam ifade etmeyebilir. Örneğin, mühendislerden “gerçeklik testi” bileşeninden daha yüksek performans bekleyebilirsiniz. Bununla birlikte, sonunda tüm mühendisler “gerçeklik testi”nde nispeten yüksek puan aldılar ki bu da onların performanslarını birilerinkinden farklı kılmıyor. Bilakis yüksek performansı düşükten ayıran, aşağıda görüldüğü gibi diğer vasıflardır.

Stein ve Book bunları bir kek için tarifler olarak düşünülebileceğini söylüyerek, şöyle devam ediyorlar: “Biz en lezzetli kek için tarifler üretmeye çalışıyoruz. Yetkinlik analizimizde, bakılması gereken her bir faktörün ölçüsünü gösteren bir formül yarattık. Lojistik gerileme adlı süreci kullanarak pek çok iş grubu için EQ (duygusal zeka) faktörlerinin ideal bileşimini tanımladık. Bunlar, çalışanlar, insanlar ve işleri arasında en tatmin edici uyumu bulmayı isteyen işverenler için büyük kârlar sağladı. İşlerinde tatmin olan kişilerin, duygusal yetileri o iş için formüle uyan kişiler olma eğilimi gösterdikleri ortaya çıkmıştır.”

Bu ölçek 30 ayrı iş alanında çalışan toplam 4888 kişiye uygulanmıştır. Aşağıda araştırmaya katılan bütün kişilerin ve 3 iş alanına ait sonuçlar yer almaktadır. Burada her bir meslek için en önemli 5 faktör listelenmiştir. Parantez içindeki sayılar her bir grup için örneklem sayısını göstermektedir.

Genel İş Başarısı:

1- Kendini gerçekleştirme

2- Mutluluk

3- İyimserlik

4- Kendine saygı(öz saygı)

5- Kendine güven

Muhasebeciler:

1- Problem Çözme

2- Sosyal İlişkiler

3- Mutluluk

4- Kendine saygı(öz saygı)

5- Duygusal Farkındalık

Genel Satış Elemanları:

1- Kendini Gerçekleştirme

2- Dışavurum

3- Mutluluk

4- İyimserlik

5- Kendine saygı(öz saygı)

İK Yöneticileri:

1- Mutluluk

2- Kendini Gerçekleştirme

3- İyimserlik

4- Dışavurum

5- Stresle Başa Çıkma

Duygusal Zeka ile ilgili çalışmalar, ülkemizde çok azdır. Konuyla illgili Türkçe bir web sayfasına www.duygusalzeka.net adresinden ulaşılabilir. Ayrıca “Duygusal Zeka” konulu bir mail grubuna ise http://groups.yahoo.com/duygusalzeka adresinden katılabilirsiniz.

Konu ile ilgili paylaşımları gelecek haftalarda bu sayfalarda bulacaksınız. Görüş ve önerilerinizi, deneyim ve yaşadıklarınızı lütfen bizimle paylaşın.

Yazar: Eray Beceren
Kaynak: www.duygusalzeka.net

Okumaya devam et

MAKALE

İş hayatında dış görünüşün önemi

Manşet, iş hayatı, insan kaynakları, dış görünüş, araştırma

Hayatımızın belki de her alanında olduğu gibi, dış görünüşümüze gösterdiğimiz önemin kariyerimize de ciddi derecede etki ettiğini biliyor muydunuz? İşte konuyla ilgili yapılan bir araştırma ve araştırmanın tüm detayları…

Dış görünüş iş hayatında ne kadar etkili?

İstanbul Bilgi Üniversitesi, Milliyet İK ve İnsankaynaklari.com’un son araştırmasına katılan 62 bini aşkın kişinin yüzde 56’sı iş hayatında dış görünüşün en önemli unsur olduğuna inanıyor.

Kızım daha altı aylık bile değildi; yakın dostumuz olan bir çift ev ziyaretine gelmişti. Başıma geleceği az da olsa hissediyordum ama belki bizim kız uyanmaz da bu karşılaşma gecikir diye umut ediyordum. Fakat maalesef uyandı ve doğal olarak misafirler odasına gidip onu görmek istedi. Önden adam girdi, her şey o noktaya kadar iyiydi; sonra arkasından kadın. Ve işte bizimki o noktada bastı yaygarayı. Susturmamız, abartmıyorum, bir on dakikamızı aldı. Merak ettiniz değil mi?
Acı ama gerçek, söylemesi de toplumca pek münasip değil ama, madem konumuz bu, amaç da bilime hizmet, söyleyeyim: Maalesef kadın oldukça çirkindi. En nazik bir dille: Oldukça esmer, oldukça şişman ve oldukça orantısız bir suratı vardı, bir de üstüne bakımsızdı. “Çirkinlik sübjektiftir, sana göre çirkin olan bana göre güzel olabilir” diye atılmayın hemen. Öyle olmadığı Judith H. Langlois ve Lori A. Roggman adlı iki psikolog tarafından yakın geçmişte bilimsel olarak kanıtlandı. En ‘güzel’ insanlar tahmin edildiği gibi sadece masallarda tasvir edilen ve ender rastlanan güzelliklere sahip olan kişiler değil; aslında tüm insanların suratlarının ‘matematiksel’ bir ortalamasına sahip olan, yani kelimenin tam anlamıyla ‘ortalama’ bir güzellikte olanlarmış meğer!

GÜZELE BAKMAK SEVAPTIR

‘Güzellik algısı’ bir çocuğun daha ilk aylarında gelişiyor ve kısmen doğuştan gelen bazı etkilerle şekilleniyor. Bir yetişkin ile bir bebeğin görmek istediği surat tercihinin aynı olduğu zaten çoktan belirlenmiş çalışmalarda. Aşk ilişkilerinde de, meseleye hangi teorik duruştan bakarsan bak (davranışçı, bilişsel, sosyo-biyolojik, psikodinamik, vb.) sevilenin ‘fiziksel çekiciliği’ insanların söylemekten imtina etmelerine rağmen, genel inanışın tersine çok ama çok önemli. Ünlü Alman Filozof Schopenhauer, ‘Aşkın Metafiziği’ kitabında, aşkın amacının insanın gelecekteki varlığını sürdürme isteği olduğunu öne sürer. Yani üreme ve bir sonraki kuşağı yaratma isteğidir aslında aşk diye bildiğimiz şey. Âşık olacağımız kişiyi seçimimizde de, yaşam irademiz bizi, ‘güzel’ ve ‘zeki’ çocuklar dünyaya getirme şansımızı yükseltebilecek kişilere âşık olmaya doğru iter ona göre.
Peki, bebeklikten itibaren ‘güzel’e eğilim gösteren bizler, iş hayatında, eleman seçimlerinde acaba buna ne kadar önem veriyoruz?
Aslında ifade edilen genel inanış, bir adayın bir işe uygunluğunun sahip olduğu nitelikleriyle ölçülmesi gerektiği. Fakat genel temayül, kuvvetli bilinçaltı etkilerle, görüşme anındaki kıyafetin ve genel bakımın yanı sıra, adayın fiziksel özellikleriyle (boy, kilo, vb) bir bütün olan ‘dış görünüş’ün de bu işte çok etkili olduğu. Özellikle de ‘satış’ alanında çalışacak kişilerde ve iletişimle ilgili sektörlerde (reklam, halkla ilişkiler gibi) ‘fiziksel görünüm’ şartları neredeyse dillendirilmeyen ve yazılmamış bir kod. Bu durum konuya yönelik net bir hukuki yaptırımı olmayan Amerika’da artık sınırları zorlar durumda. Buluttan nem kapan Amerikalılar her türlü olası ayırımcılık ima eden davranışı mahkemeye sevk etmeye devam ediyor. Mesela 2005’te ünlü Abercrombie&Fitch şirketi, işe alımlarda ırk ve yaş ayırımcılığı uygulamaktan dava edildi. Firmanın marka imajına uygun kişileri yani genç, çekici, beyaz, erkek ve havalı kişileri işe aldığı iddia ediliyordu.
Araştırmalar da bu eğilimi doğrular nitelikte. Mesela 2003’te Sosyal Davranış ve Kişilik dergisinde yayınlanan Shannon ve Stark’a ait makale. ‘Personel seçiminde fiziksel görünüş’ meselesini iki boyut özelinde inceleyen akademisyenler, sakallı olmanın ve çekiciliğin işe alımlardaki etkisini tartışmış. Sonuçlar sakallı olmanın genel değerlendirmede değil ama son kertede yönetim pozisyonlarına işe alımda olumsuz etkisi olduğunu gösteriyor.
Solnick ve Schweitzer’in 2002’de Organizasyonel Davranış ve İnsan Karar Verme Süreçleri dergisinde çıkan ‘güzellik’ ve ‘pazarlık’ ilişkisi üzerine çalışmaları da ilginç. Satış ve pazarlama açısından çok önemli olan bulgular, ‘güzel’ kişilere daha güzel (daha avantajlı) teklifler yapıldığını gösteriyor.
Bu hafta İnsankaynaklari.com’la yaptığımız küçük anketimizde de, Türkiye’de yüzde 56’nın iş yaşamında dış görünüşün en önemli unsur olduğuna inandıklarını belirledik. “Önemli ama en önemli değil” diyen kesim ise yüzde 35. Yani gerçeklerin farkındayız gibi.

BOYUN UZUNSA ÜZÜLME!

Malcolm Gladwell, ‘Blink’ adlı meşhur kitabında, hepimizin bilinçaltında, özellikle ‘lider’ kişiliklerin belirli bazı fiziksel özelliklere sahip olması gerektiğini düşündüğümüzü söylüyor. Bu önermesini de, Fortune 500 listesindeki firmaların yarısıyla görüşerek ilginç bir şekilde doğrulatıyor. Görüştüğü şirketlerin neredeyse hepsinin en tepesindeki ismin (CEO) boyunun, ortalama bir Amerikan erkeğinin boyundan daha uzun olduğunu belirliyor. Ve meselenin hiç tartışılmamasının, durumu cinsiyet ve ırk ayrımından bile daha vahim hale getirdiğini söylüyor Gladwell. Haksız da değil aslında.
Bir ‘kısa boylular’ birliği kurulmadıkça pek yol alınamayacak gibi. O zamana kadar, ortalama Türk insanına göre (erkekler için 1,73cm, kadınlar için 1,62cm) boyu daha uzun olanlar (yaşasın ben!), neden olduğunu bilmeden iş hayatı basamaklarını biraz daha çabuk çıkacaklar sanırım!about:blank

Dış görünüşün iş yaşamında önemli olduğuna inanıyor musunuz?

Evet, en önemli unsurlardan biri
55,93%
35 bin 39 oy
Hayır, hiç önemi yok
3,85%
2 bin 414 oy
Evet ama en önemli unsur değil
34,75%
21 bin 771 oy
Hayır ama yükselmek için yardımı oluyor
4,41%
2 bin 761 oy
Fikrim yok
1,05%
660 oy
Toplam: 62 bin 645

Yazar: Umut Sarp
Kaynak: www.milliyet.com.tr

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND