Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Hayata hakim ve zamansız bir kadın: Betül Mardin.

Nilgün Güresin’in bu haftaki konuğu, hayata hakim; zamansız ve iz bırakmaya devam eden Betul Mardin.
Uluslararası Halkla İlişkiler Derneği IPRA’nın Dünya Başkanı, Halkla İlişkiler Mesleğinin Oscar’ı ’ATLAS’ Ödüllü, Türkiye’nin Halkla İlişkiler Duayeni BETUL MARDİN ile TEKSATIR için özel ropörtaj…

halkla ilişkiler'in türkiye'deki öncüleri, halkla ilişkiler, betül mardin başarı hikayesi, betül mardin

Neredeyse elli yıldır Halkla İlişkiler mesleğini icra etmekte olan, sektörün birçok uzmanının örnek aldığı, 1926 İstanbul doğumlu Betul Mardin’nin soy ağacı Mısır ve Mardin’e uzanır. İstanbul ve İskenderiye’de geçen çocukluk yılları… Mısır yönetiminin 1950’de ailenin tüm varlıklarına el koyması… Ailesinin üniversiteye gitmesini engellemesine rağmen, kendini aşmaya kararlı bir genç kadın… 2. dünya savaşına tanık olan gençlik yılları… Varlık içinde yokluk denebilecek, kendi yoksulluğuna tanık olduğu tiyatro yılları… Kendi ayakları üzerinde durmaya başladığı 60’lı yıllar ve mesleğe ilk adımlar… Tanıdıklar, dostlar, acılar, evlilikler, boşanmalar, kayıplar, torunlar…

Hayata, ülkeye ve insanlara dair binlerce anısı var Betul Mardin’in. 80. yaş gününü çocukları ve torunlarıyla kutlayan Mardin’e: ’Hayatınızı bir kaç cümleyle özetleyebilir misiniz?’ diye sorduğumuzda, aldığımız cevap: ’Başarılı, sağlıklı ve mutluyum. Cesaretimi hiçbir zaman kaybetmedim. Tüm gözyaşlarımı neşeye çevirdim; herkesi affettim. İşte yaşamımın sırrı da burada yatıyor.’ oldu. Topluma mal olmuş bir fenomen bence Betul Mardin… Ve işte kendi ağzından görüp, yaşadıkları…

Sayın Mardin, ne mutlu bana ki, benim de Halkla İlişkiler mesleğine girmemden siz sorumlusunuz… Siz ve babam, şimdiki adı İletişim Fakültesi olan Gazetecilik Enstitüsünde 70’li yıllarda ikiniz de ders veriyordunuz. İngiltere’den yeni dönmüştünüz ve evimizde adınız sık sık sitayişle anılırdı. Ailede benim de sizin yolunuzdan giderek, Halkla İlişkiler okumam önerilirdi. Gerçekten de öyle oldu ve sayenizde, 20. yüzyılın bu en gözde mesleğini seçtim.

Halkla İlişkiler (Public Relations) mesleğini Türkiye’ye getiren, kabul ettiren, bu mesleğe profesyonellik ve saygınlık kazandıran, birçok uluslararası platformda Türkiye’nin adını duyuran, kendini mesleğine adamış bir duayen, değerli bir başöğretmensiniz. Halkla İlişkiler Derneği’nin başlangıç yıllarında, benim Başkanımdınız. Meslek adına, 80’li yıllarda sizinle omuz omuza mücadele verdik.

Sayın Sadun Katipoğlu’nun Başkanlığını yaptığı Dünya Soroptimisler Kongresi’nin İstanbul için bir ilk olan organizasyonuna imzanızı attınız. 1995 yılında, (değerli piyanistimiz Sayın Mehveş Emeç özel bir konser verdiği) Cenevre’de yapılan özel bir törenle IPRA-Uluslararası Halkla İlişkiler Derneği’nin Dünya Başkanı seçildiniz. Türkiye’ye bu mesleğin Oscar’ı olan ATLAS ödülünü kazandırdınız…

Bu kadar yoğun bir gündem içersinde 2 çocuk sahibi oldunuz; torunlarınız var. Size birgün favori restoranlarınızdan Borsa’da veya Divan City’de, ertesi gün çok sevdiğiniz Londra’da, haftaya Alya torunun yaşadığı Dubai’de rastlamak mümkün. Üniversitede ders veriyorsunuz, gazetelere mesleki yazılar yazıyorsunuz, bir taraftan da televizyonlardasınız… Kısacası, iz bırakmaya devam ediyorsunuz. Bitip tükenmeyen enerjiniz gençleri arkasından sürüklüyor.
İş hayatınız tüm hızıyla devam ediyor; bir ekol olan değerli şirketiniz İmaj’ın genç ekibini yönetiyorsunuz. Festivaller, konferanslar, basın toplantıları günlerinizi dolduruyor. Büyük oteller ve tanınmış kuruluşlar müşterileriniz arasında. Sizde hayatlar tükenmiyor, birbirine ekleniyor. Ancak siz, ’hata yapa yapa öğrendim’ dediğiniz Halkla İlişkiler mesleği öncesi;
iş hayatına gazetecilikle başladınız. Ben de sohbetimizi şu soruyla açmak istiyorum:

TEKSATIR: Yıl 1955 ve siz bir edebiyat dergisinde kültür-sanat yazıları yazıyorsunuz, gazetecilik yapıyorsunuz. Gazetecilik günlerinize gidelim mi biraz? Gazeteciliğe nasıl başladınız?

BM: Benim gazeteciliğe başlamam tamamen koşulların zorlamasıyla oldu; ben gazeteci değildim. Eşim Akgün (Usta) Bey’in istememesine rağmen, maddi koşullar benim iş aramamı gerektirmişti. Bu aramayı aile içinde çözümleyebilmek için, sonradan kardeşim Arif’in eşi olan Latife, beni Tercüman gazetesinin sahiplerinden Semih Tanca’ya gönderdi. Benim o sıralarda bir edebiyat dergisinde Garcia Lorca’ya ait bir yazım çıkmıştı. Semih Tuğrul bunu duyunca Lorca’nın El Cordoba adlı şiirini ispanyolca okumaya başladı; ben de Melih Cevdet Anday’ın tercümesiyle ona cevap verdim. Şaşırdı ve ’yarın saat 2’de gel, işe başla’ dedi. İşte gazeteciliğim, Tercüman gazetesinde böyle başladı. Semih Tuğrul (sanatçı Serra Yılmaz’ın babası) bana ’Beyoğlu’ndan sen sorumlu olacaksın’ dedi ve kültür/sanat sayfasını yapmaya başladım. Karşımda dolu dolu ve kültürlü bir adam vardı; bu bir şanstı. Tiyatroya da zaten büyük ilgim vardı. Benim dünyamda tiyatro hep vardı sanırım…

TEKSATIR: Bab-ı Ali’de bir kolejli… Gazeteciliği sevdiniz mi?

BM: Evet sevdim! 1955-1957 yılları… Daha çok gençtim. Tercüman gazetesi o zamanlar Beşiktaş’taki Hayrettin iskelesindeydi. Bana ait bir sanat sayfasında A’dan Z’ye kadar her konudan sorumlu olmak, yaratıcılığımı kullanabilmek, ekonomik bakımdan kendi ayaklarımın üzerinde durabilmek, işini severek yapabilmek beni güçlendirdi. Büyük bir güven hissi verdi.
Biliyormusun, benim bütün çocukluğum, mücadele mecburiyeti içersinde geçmişti… İnsanın konuşamamak gibi bir zaafı varsa, onu başka biçimde aşmaya çalışır. 5 yaşına kadar konuşma güçlüğü çeken bir çocuktum. Bu nedenle iyi bir gözlemci ve dinleyici oldum. Gözlerimle konuşabilmeyi küçük yaşta öğrendim. Taş plakların eşliğinde, çok da iyi dans ederdim. Bu
zaafımı azimle yendim ve Arnavutköy Amerikan Kız Koleji’nden mezun oldum. Üstelik de kolej yıllarında ’Debate / Tartışma Kulübü’ Başkanı bile oldum. 2. Dünya savaşının yokluk yıllarıydı, Kolejde bile yemek çıkmazdı. Ekmeğin üzerine zeytinyağ ve sirke koyar yerdik. Ablam Leyla’yı o yıllarda tüberkülozdan kaybettik.

Neyse, Tercüman’a dönelim. Kadroda Melih Cevdet Anday, Haldun Taner de var. Gazetecilik deneyimi bir taraftan çevremi genişletmemi sağlarken, diğer taraftan da sağladığı ekonomik bağımsızlık hayatımı gözden geçirmeye zorladı ve kocamdan ayrıldım. Zaten haftanın 7 günü çalışıyordum ve evlilikle birlikte yürümüyordu.

Ancak Tercüman’da bir başka sorun daha vardı ki, o da ücretin yeterli olmamasıydı. Bu kadar yoğun çalışma karşılığında aldığım ücret çok azdı. Bunun üzerine, ABD Konsolosluğundaki Amerikan Haberler Merkezin’nden 3 misli ücretle iş teklifi gelince düşünmeyip kabul ettim.
Bana dediler ki: ’Sen, basınla ilişkiler yapacaksın’. Ama kimse ne olduğunu bilmiyor. Yurt dışından gelen haberlerden seçme yapıp Türk basınına dağıtıyorum. Haber Merkezinin (USIS)
başındaki Amerikalı biz Türklere ’natives’ derdi; ülkesindeki kızılderililere hitap eder gibi! Bu tabire çok sinirlenirdim. Bu arada olay çıkaran, taşkınlık yapan Amerika’lıları savunmak da bazen bize düşüyordu. Türkiye’nin aleyhine çalıştığımı hissetmeye başladım. O arada zaten Haldun Dormen ile evleniyordum, iyi bir neden oldu, bu işten ayrıldım.

TEKSATIR: Haldun Dormen’le tiyatroya olan büyük ilginiz vesilesiyle mi tanıştınız? Tiyatronun hayatınıza girmesi neler getirdi, neler götürdü? Tiyatro deneyimi Halkla İlişkiler uzmanı olarak meslek hayatınıza nasıl bir katkıda bulundu?

BM: Benim dünyamda tiyatro hep vardı; onun içinden Haldun çıktı. Ben piyes tercümeleri yapardım, tanışır, görüşürdük. 1959 yılında Haldun’la sözde ev kadını olarak evlendim, ama tiyatroda prodüksiyon, tercümeler, adaptasyon, dekor, her şeyi ben ayarlıyorum… Yani full-time çalışıyorum, sadece ismimi kullanmam yasak… Oyunculukta kabiliyetim olduğunu biliyorum ve sahneye çıkmak istiyorum, ama Haldun: ’Bir evde 2 oyuncu olmaz’ diyerek, izin vermiyor. Üstelik ben, Teşvikiye-Şişli hattında, Cumhuriyet’in kurulmasıyla birlikte Türkiye’nin yeni yüzünü fevkalade güzel anlatan ’Lüküs Hayat Opereti’nin yazıldığı evde doğmuşum… Bir koltukta Nazım Hikmet, Cemal Reşit piyanoda, Ekrem Reşit ise operetin librettosunu yazıyor… Sanat ve kültür ile içiçe geçen çocukluk ve gençlik yılları…

Ben, Haldun’un bana büyük bir haksızlık yaptığını düşünüyordum. Zaten o arada yine parasız kalmışız. İnanılmaz bir dönem, tiyatrodan para kazanmak diye bir gelenek yoktu… Örneğin, başladıktan sonra gişe rekorları kıran ’Şahane Züğürtler’i oynayacağız… Dekor ve kostüm için para yok… Annemin ve babamın kıyafetlerini, evdeki koltukları, onlardan habersiz gidip almıştık. Mardinzade’ler ve Dormenzade’ler yardım ediyordu, iş aramam gerekti…

Gazeteci Hakkı Devrim, Safa Kılıçoğlu’nun sahibi olduğu Yeni Sabah’da… Ben de orada 7 gün süren, haftalık yazı dizileri hazırlamaya başladım. İş iyi gidiyordu, ama o aralar bir-bir yakalanmakta olan Naziler hakkında özenle hazırladığım bir yazım çıkmayınca, tabii bunu kabullenemedim. Bırakın Naziler hakkında yazıyı ’Alman’ları eleştiren bir söz, hatta içinde
’A’ harfi geçen bir yazı bile olmaz!’ denince ayrıldım… Meğerse Safa beyin oğlu Alman Lisesindeymiş ve derslerle ilgili sorunlar yaşıyormuş…

Tiyatro deneyimine gelince… Bana, çevremdeki olaylara yaratıcı bir gözle bakabilmeyi öğretti. Özellikle sorumlu olduğum ’casting’ yani rol dağıtımı, insan sarraflığı tarafımı geliştirdi. İnsan ilişkilerinde taşları yerine oturtabilmeyi öğretti. Halkla İlişkilerde empati kavramını kullanmayı öğretti. Daha önce gerek duymadığım için derinine inmediğim, ama tiyatronun olmazsa olmaz konularından örneğin mitolojiye eğilerek; dünya kültürlerini merak edip, öğrenmeme neden oldu. Ancak ne yazık ki oyunculuk yapamamak bana hep hayatta birşeyleri ıskalamış olabileceğimi düşündürdü. Tiyatrodaki ’isimsizlik’ beni çok rahatsız etmeye devam ediyordu. Ömer’e hamileydim, bıraktım. 43 yaşında, ’isimsiz’ bir iki çocuk annesiydim… Ama şans yüzüme güldü…

Çalışmak istiyorum, enerji doluyum. Yakın dostlarımızdan Turgut Özakman TRT Radyosu Program Dairesi Başkanıydı. O da piyesler yazardı. Bir gün bana bir iş teklifiyle evimize geldi. TRT’de Gençlik ve Sağlık konularında Program Yapımcısı ve Uzmanı olmamı istedi. TRT’nin başında ise Adnan Öztrak vardı. Çok mutlu oldum ve hemen kabul edip Ankara’ya gittim…

TEKSATIR: TRT kadrolarında kimler vardı?

BM: Kimler yoktu ki… Batu İşman, Bilgesu Erenus, Turan Oflazoğlu, Tunç Yalman, Sevgi Soysal, Adalet Ağaoğlu, Güngör Dilmen, Ela Gültekin… Çok güçlü, kültürlü, bilgili bir kadro… Yoğun çalışıyoruz; ben İstanbul-Ankara devamlı yoldayım… Radyo benim hayatımı almaya başladı… Haldun 4-5 ay turnede, evlilik bir yük haline dönüştü ve koptuk…

Bu arada Türkiye’de siyah-beyaz televizyon başlayacak… Hazırlıklar, çalışmalar yapılıyor. Ben 2 dili iyi biliyorum… Babam da destek oldu ve BBC’nin açtığı bir imtihanı kazanarak, Londra’da 6 aylık televizyon yapımcılığı kursuna gönderildim. Üç ay sonra: ’Sen bu işi öğrendin, artık gidebilirsin.’ Dediler. 1968 yılında İstanbul’a geri döndüm. Radyo ve TV Programcılığı’nı biliyordum, tiyatroyu da biliyordum, ilk Halkla İlişkiler şirketimi kurdum. TRT’ye de program yapmaya başladım.

1968’in Haziran, Temmuz ve Ağustos ayları; iş hayatımın en önemli dönüm noktaları oldu. Bir gün Akbank’ın Genel Müdürü Ahmet Dallı aradı: ’Bankada Relations Public (o zamanlar mesleğin adı böyleydi) konusuna Hamit Belli bakıyor, git onunla konuş, bir işi varmış.’ dedi. Basınla, Müşterilerle ve Çalışanlarla İletişimi ve İlişkileri yürütecek birisini ararlarmış. Kabul ettim. Birdenbire iş yağmaya başladı: Selahattin Beyazıt, kurmakta olduğu plak şirketinin tanıtımı üstlenmemi istedi… Elmadağ’daki Kervansaray’ın sahibi İbrahim beyin sayesinde ’eğlence sektörüne’ adımımı attım, 13 tane lokantası vardı… Moran Lisesi’nin tanıtımı, Dormen tiyatrosunun basınla ilişkileri derken… Halkla İlişkiler mesleğine iyice girdim…

Serbest danışman olarak çalışıyorum, bu işi zaten yapan başka pek kimseler de yok. Ancak, yorgunluk sağlığımı etkiledi ve o sırada kalçam kırıldı. İngiltere’ye tedaviye gitmek zorunda kaldım. Dört yıllık bir ara verdim Türkiye’ye… 70’lerin başındayız; İngiltere’de Halkla İlişkiler profesyonel bir meslek olarak kendini kanıtlamış; Dernekleri bile var… Tedavim sürerken, birkaç kuruluşta çalışarak, deneyim sahibi oldum. 1974’de Türkiye’ye kesin dönüş yapıncaya kadar… Aynı yıl, Ayşegül Dora ile birlikte, Türkiye’nin ilk Halkla İlişkiler şirketi olan ’A&B’yi kurduk… A&B ismi, Ayşegül ve Betul’dan gelir. Bir süre sonra Ayşegül’ün ayrılmasıyla Alaattin Asna ile devam ettik ve şirketi 10 yıl beraberce götürdük.

Türkiye’de Halkla İlişkiler mesleğinin tanınması, kurumsallaşıp profesyonelleşmesi amaçlı Dernek çalışmalarımız da hızla devam ediyordu. Konferans ve paneller düzenledik. Ben aynı zamanda Uluslararası Halkla İlişkiler Dernekleri üyesi idim ve toplantılarına da katılıyordum.
Türkiye dışa açılmaya başlamıştı. Uluslararası kuruluşlar bir bir Türkiye’ye geliyorlar ve Kurumsal Halkla İlişkileri bilen uzmanlara ihtiyaçları vardı…

TEKSATIR: İstanbul Sheraton otelinin 30. yıl kutlamaları için, sanatçı Petula Clark’ı getirmiştiniz, hatırlıyorum. Olağanüstü bir davet organizasyonuydu…

BM: Hey gidi günler… O tarihlerde ben hâlâ Sheraton’un Halkla İlişkilerini yapıyorum… 1987’de Nilgün Pirinççioğlu, Canan Bengiserp ve Cemal Noyan bana geldiler ve beraber bir şirket kurmayı teklif ettiler… Önce ’İmaj’, sonra da ’Strateji’ kuruldu…

TEKSATIR: Hem iş ve hem özel hayatınızda sık sık inişler ve çıkışlar olmuş. Bir sürü badireler atlatmış ama mücadeleden hiç yılmamışsınız. Sizi yakından tanımayanlar bu zorlukları bilmezler ve hiçbir zaman sorun yaşamamış olduğunuzu düşünebilirler. Bu sorunların üstesinden nasıl gelebildiniz? Bu bir özgüven meselesi mi, kişilik mi?

BM: Ben çok büyük, kalabalık konaklarda yetiştim. Üstelik ailenin en küçüklerindendim.
Böyle ortamlarda kendinden büyüklerle mücadele etmeyi ve başa çıkabilmeyi öğreniyorsun. Kalabalıkların arasında bir başınasın. Büyük konaklarda her zaman büyüklerin ve büyük
çocukların sözü geçerdi. Böylece kendini ’korumaya’ alıyorsun. Bu egzersiz, benim hayat yolculuğumda çok işe yaradı…

Lise hayatım, Arnavutköy Amerikan Kız Kolejinde; önce gündüzlü, sonra yatılı olarak geçti. Babam Mısır’da İş Bankası müdürü olduğu için, beni yatılı verdiler. Yatılı öğrencilikte de küçük-büyük ayrımı vardır, aynı eski konaklardaki gibi. Ayrıca ben çocukluğumda konuşma güçlüğü çeken, hatta nerdeyse kekeme bir çocuktum. Mücadele etmekten, azimle bu durumu yenmekten başka seçeneğim yoktu. Kuşkusuz Kolej bana büyük bir özgüven aşıladı. Kolejin verdiği geniş altyapı ve genel kültürün, tüm hayatım boyunca yararını gördüm. Olaylara farklı bakarak, kendi hayat yolumu benim çizmemi sağladı. Kendime ait hayat düşlerim ise herhalde kişiliğimden kaynaklandı..

TEKSATIR: Bu bağlamda gençlere ne gibi tavsiyeleriniz olabilir?

BM: Çalışkanlık, çalışma isteği ve motivasyon şarttır. Olumlu düşünerek, özgüvenlerini artırmaya çalışmalılar. Sürekli ve her gün okumaları, kendilerini geliştirmeleri gerek, yoksa genel kültürde geri kalırlar. Dünyayı takip etmeliler, yaratıcı olmalı ve ustalaşmalılar. Mesleği bilmeyenler var! Özellikle Halkla İlişkiler mesleğinde başarılı olmak isteyenlere bir tavsiyem olacak: Mutlaka en az 300 kişilik bir insan ağı-network kursunlar ve bu çevre ilişkilerini sıcak ve canlı tutsunlar. Böyle bir network, Halkla İlişkilercinin en önemli destek gücüdür. Benim müşterim, her an, herhangi bir sorunu olduğunda yanında olduğumu ve bana ulaşabileceğini bilir. Ben de kime ulaşarak sorunu halledebileceğimi bilirim…

TEKSATIR: 1995’de IPRA (International Public Relations Association) Dünya Başkanı seçildiniz. Nazik davetiniz nedeniyle, Cenevre’de benim de bulunmaktan gurur duyduğum bir ortamda, özel bir törenle ülkemizi onurlandıran görevinizi devraldınız. 2005’de ise Halkla İlişkilerin Oscar’ı sayılan ’ATLAS’ ödülüne layık görüldünüz… Dolayısıyla, Halkla İlişkiler uzmanı olarak sadece Türkiye’de değil, bütün dünyada kendinizi kanıtlamış bir ustasınız. Geçtiğimiz haftalarda Cannes Film Festivalinde ’En İyi Yönetmen’ ödülünü alan Nuri Bilge Ceylan: ’Bu ödülü, tutkuyla sevdiğim, güzel ve yalnız ülkeme armağan ediyorum!’ dedi… Sayın Mardin, sizce, Türkiye’nin bu yalnızlık kaderi değişiyor mu? Bir Halkla İlişkiler uzmanı olarak bu konuda neler söyleyebilirsiniz?

BM: Elbette ve iyi yönde değişiyor… Biraz önce değinmiştim: İstanbul’daki Amerikan Haberler Merkezinde çalışırken, oradaki yönetici Türkler için aşağılayıcı ’natives’ terimini kullanırdı… Ben IPRA üyesiyken de böyle durumlarla karşılaştım; bizim gibi gelişmekte olan ülkelerden gelen üyelere farklı davranılıyordu. Bizlere devamlı ’dersler’ veriliyordu ve bu tarz davranışlara her zaman tavrımı koydum, hoşlanmadığımı hep belli ettim.. IPRA Dünya Başkanlığı da benim için böyle bir amaç da taşıyordu. Kimseden geri olmadığımızı, hatta ileri olabileceğimizi göstermek istedim. ATLAS ödülüne de aynı duygularla yaklaştım…

Evet, Türkiye’nin kaderi değişiyor… Nuri Bilge Ceylan da bunun iyi bir kanıtıdır. Hepimizi duygulandıran konuşmasını dinlerken, buna daha da çok inandım…

TEKSATIR: ’Avrupa Kültür Başkenti İstanbul 2010’ hakkında ne düşünüyorsunuz?

BM: Bugün dünyada İstanbul ve Dubai konuşuluyor… Her ikisi için de ’mucize kentler’ deniyor. Maalesef akla önce Dubai gelse de, 2008’de bizde kitap fuarı var, önemli bir fırsat. Yeni alışveriş merkezleri açılıyor, bunlar olumlu gelişmeler. İstanbul Türkiye’yi arkasına alıp götürebilir. 2010 Organizasyon Komitesinin çalışmalarına fiilen katılmıyoruz ancak İstanbul sükseli bir kent, ilgi çekiyor ve kültür başkenti olması birçok başka imkânı da beraberinde getirebilecektir…

TEKSATIR: Ünlü bir kişisiniz. Politikaya atılmanızı isteyenler, bekleyenler, israr edenler olmuştur. Niçin düşünmediniz?

BM: Ben ve dedelerim, yıllar önce politikaya girmemeye yemin ettik. Ben de bu yemini hiçbir zaman bozmadım. Müşteri seçerken de; sigara, silah ve siyasetçilerle çalışmam. Bunlar benim yasaklarım. Bugüne kadar hiç pişmanlık duymadığım ve değişmeyecek bir prensiptir bu. Akbank’la çalışırken Ahmet Dallı Bey, Turizm Bakanı olmamı isterdi… Cazip bir öneri olmasına rağmen, ona da ’siyaset benim işim değil’ demiştim. Siyaset benim işim değil…

***

Sevgili Betul Mardin, sizinle yapılan sohbete doyum olmaz… Konuşmalarınız sayfalara sığmaz… Siz kendi hayat yolunuzu kendiniz çizmiş, 80 yıla dopdolu, olağanüstü bir yaşam sığdırmışsınız… Görüp, yaşadıklarınızı TEKSATIR ile paylaştığınız için teşekkür ederiz…

Kaynak: www.turklider.org

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

İK bütçesi nasıl oluşturulur?

Manşet, insan kaynakları bütçesi, insan kaynakları, bütçe

İK bütçesi nedir? Nasıl hesaplanır? Bütçe oluşturulurken hangi adımları takip etmek gerekir? İşte yanıtı…

Personel maliyet bütçesi hazırlarken nelere dikkat edilmeli?

Dışarıdan bakıldığında insan kaynakları personeli sadece işe alım yapan ya da özel günlerde masanıza hediye bırakan kişiler gibi görülse de aslında çok daha önemli görevleri vardır. O görevlerden biri de personel maliyet bütçesi hazırlamaktır.

Personel maliyet bütçesi adından da anlaşılacağı üzere çalışanların bordro maliyetleri dahil tüm masraf kalemlerinin yer aldığı belgedir. Çalışanlarınızın masraflarını sıralamak kolay bir iş gibi görünebilir. Ancak bulunduğunuz sektör, çalışana önereceğiniz rol, şirketinizin konumu, çalışana ödemek istediğiniz ya da ödemekle yükümlü olduğunuz ek faydalar gibi pek çok değişkeni göz önünde bulundurmanız gerekir. Bu karmaşık süreci sizin için tamamlayacak bir insan kaynakları departmanınız varsa endişelenmenize gerek yok, ama bu planlamayı yapması gereken sizseniz o zaman bir işletme sahibi olarak üzerinizde zorlu bir görev daha var demektir. Bu noktada personel maliyet bütçesi hakkında dikkat etmeniz gerekenleri birlikte inceleyelim.

Personel Bütçesi Kalemlerinizi Belirleyin

Bordro maliyetleri: Bordro kalemi çalışanların brüt ücretini ve SGK’ya ödediğiniz primleri kapsar. Bütçenizde yer alacak bordro maliyeti bunlar ile sınırlı kalmaz. Maaş dışında çalışanlarınıza ödediğiniz:

• Mesailer,

• Ödenekler,

• Prim, ikramiye, yol ve yemek yardımı, kira ve yakacak yardımı, bayram paketi, erzak yardımı ve benzeri yan haklar,

• Şirket uygulamalarınızda yer alıyorsa çalışanlar için yaptıracağınız özel sigortalar da bordro maliyetinde göz önünde bulundurulması gereken kalemlerdir.

İzin süreleri: Bütçenizde çalışanların hak ettiği yıllık izin, ölüm izni, doğum izni gibi izin sürelerinin de maliyet kalemi olarak yer alması gerekir. 4857 sayılı İş Kanunu gereğince çalışanların hak ettiği yıllık izinlerin, bulunduğunuz cari yıl içinde kullanılması ve bir sonraki yıla devredilmemesi gerekir. Ancak uygulamaya geçtiğimizde durum farklılık gösterir. Çalışanların kullanmadığı izinler bir sonraki yıla devredilmekte ya da kullanılmayan izin günlerinin ücreti çalışana ödenmektedir. Siz de bu ücreti çalışanlarınıza ödüyorsanız bu tutara maliyetinizde bütçe kalemi olarak yer vermelisiniz.

Tazminat tutarları: Çalışanların işten ayrılması durumunda ödenecek kıdem ve ihbar tazminatlarının da çalışanların kıdemlerine göre hesaplanması ve bütçeye eklenmesi gerekir.

Eğitimler: Çalışanlarınızı göndereceğiniz seminer ya da eğitim programları varsa bunlar da bütçenizde iki farklı maliyet kalemi oluşturacaktır. İlki kişi ilgili günlerde iş yapamayacağı için doğan iş gücü kaybının bordro maliyetidir. Seminer ya da eğitimin ücretleri, konaklama, yemek ve ulaşım gibi maliyetlerin toplamı da ikinci maliyet kalemidir.

Donanımlar: Çalışanlara tahsis edilen cep telefonu, tablet, bilgisayar ya da araba gibi haklara da personel maliyet bütçenizde muhakkak yer verin.

Sabit ve değişken maliyetleri göz önünde bulundurun

Bütçenizi hazırlarken dikkat etmeniz gereken noktalardan biri de bazı maliyetlerinizin sabit, bazılarının ise değişken olmasıdır. Sabit maliyetleriniz, aylık düzenli olarak ödediğiniz ve tutarı değişmeyen kalemlerdir. Her ay ödediğiniz maaş, SGK primleri ve bunlardan doğan vergiler tutarı belli olan sabit maliyetlerdir. Çalışan sayınız değişmediği müddetçe de bu kalem değişiklik göstermez. Aylık cironuza göre satış ekibinize ödeyeceğiniz primler, iş günü sayısına göre ödenen yemek ücretleri de her ay farklılık gösterdiği için bütçenizde değişken maliyetler olarak yer alabilir.

Bütçenizi hazırlarken bu noktaları da ihmal etmeyin

• Geçici personel işe alıyorsanız, bu personelin maliyetini de bütçenize eklemeyi ihmal etmeyin.

• İşe alım ve mülakat sürecinizin de bir maliyeti var ise bunları da bütçenize dahil edin.

• Asgari ücret, AGİ ve vergi yüzdelerinde gerçekleşen olası değişiklikleri de bütçenizi hazırlarken göz önünde bulundurun.

• Şirketiniz için önemli bilgiler yer aldığından personel maliyet bütçenizi şifre ile koruyun ve sadece güvendiğiniz kişilere erişim izni verin.

• Hazırladığınız bütçenin tutarlılığını mutlaka ölçün. Gerçekte harcanan rakamlar ile bütçenizde öngördüğünüz rakamlar arasında dengeyi bulmak şirketinizde bütçeleme konusuna daha fazla önem verilmesini sağlayacak ve emekleriniz boşa gitmeyecektir.

Personel maliyet bütçesini nasıl hazırlayacaksınız?

Excel üzerinde departmanlara göre personel sayısı, norm kadro planlamanız ve personelinizin maliyetine detaylı olarak yer verip, formüller yardımı ile hesaplamalarınızı yapabilirsiniz. Ancak bu işe ayıracak vaktiniz ya da insan kaynakları bilginiz yoksa süreç sancılı bir hale gelebilir.

Bütçeniz olmadan ilerleseniz de gelecekte yapacağınız harcamaları planlayamazsınız. Bu nedenle personel maliyeti bütçesi hazırlama konusunda bir dış kaynaktan yardım almak sizin için faydalı olacaktır. @WRK İnsan Kaynakları, personel maliyet bütçesi hazırlama konusundaki deneyimleri ile şirketinize en uygun danışmanlık hizmetini sunacaktır.

Yazar: Evren Süer
Kaynak: www.medium.com

Okumaya devam et

MAKALE

Doğru adayı doğru işle buluşturmak

seçme ve yerleştirme, mülakat, Manşet, iş hayatı, insan kaynakları

Şirketleri rekabette bir adım önde tutan temel kaynaklardan birisi de yüksek performans sergileme potansiyeli olan insanlarla çalışma fırsatını yakalamaktır. Peki, seçme ve yerleştirme sürecini nasıl daha etkili hale getirebiliriz? İşte sizler için hazırlanmış 10 öneri…

10 maddede etkili seçme ve yerleştirme süreci

Doğru adayı doğru işle buluşturmak İK uzmanlarının öncelikli görevi. “Seçme ve yerleştirme sürecini nasıl daha etkili hale getirebilirim?” diye merak ediyorsanız, İK danışmanı ve eğitmen Tuğba Kaplan’ın size önerileri var…

Seçme–yerleştirme süreci sonunda anlaşılan ve işe başlayan her yeni çalışanın (çalıştığı pozisyonun gerektirdiği tüm teknik beceriye sahip olsa dahi) kuruma ve iş işleyişine alışması en az 3 ay sürer. Bu demektir ki anlaşılan ve işe başlayan yeni çalışanların kurumdan ayrılmaları durumunda pozisyon en iyi ihtimalle hemen doldurulsa da yeni adaydan verim almak için en az 3 ay beklemeniz gerekir. Bu nedenle seçme–yerleştirme sürecinin her aşamasında oldukça dikkatli ve titiz olmakta fayda var.

Etkili bir seçme – yerleştirme süreci için dikkat etmemiz gereken konular aşağıdaki gibi sıralanabilir:

  1. Adaylara ulaşmak amacıyla ilan açacaksanız, ilan içeriği oldukça önemlidir. Aranan özellikler bölümüne, o işi yapmak için gerekli olan minimum yetkinlikler yazılmalıdır. İlk etapta ne kadar çok adaya ulaşırsanız o kadar iyi olacağından buradaki “minimum” kısmı önemlidir.
  2. Gelen başvurular arasında yetkinlik beklentilerinizi ve ikamet, yaş vb. kriterlerinizi karşılayan tüm adaylarla ön görüşme yapmalısınız. Daha önceki dönemlerde ön görüşmeler sadece yüz yüze yapılırken, teknolojinin etkisiyle günümüzde dijital ortamlarda da yapılabilmektedir.
  3. Yüz yüze görüşeceğiniz adaylara mutlaka görüşme günü, saati, yeri gibi bilgileri önceden iletmelisiniz. Ayrıca görüşmeleri yapacağınız gün için kendi takviminizi de ayarlamalı, adayları bekletmemeli, çok önemli bir sorun olmadığı sürece görüşme saatlerini son anda değiştirmemelisiniz.
  4. Görüşme öncesinde görüşeceğiniz adayın özgeçmişini gözden geçirmeniz önemlidir. Böylece sizin için önemli olabilecek kısımları unutmamış ve atlamamış olursunuz.
  5. Görüşme esnasında adayın beden dilini gözlemlemenizde de fayda var. Fakat bunu “Burnunu kaşıdı, kesin yalan söylüyor” gibi direkt kesin yargılarla sonuçlandırmak sizi yanıltabilir.
  6. Sorularınızı doğru seçmeli ve yapılandırmalısınız. Pozisyonun gerektirdikleri ya da iş işleyişi ile ilgili olmayan sorular sormamalısınız. Ayrıca adayın cevap vermek istemeyebileceği ya da özel yaşamıyla ilgili sorular da sormamalısınız.
  7. Adayların da size sorular sorabileceğini unutmayın. Bu nedenle adaylar tarafından soru sorulduysa aktif bir şekilde dinleyin ve net cevaplar verin. Soru sormayan adaylara da görüşmenin sonlarına doğru soruları olup olmadığını sorabilirsiniz, böylece aklına takılan soruları sormaya çekinen adayların düşüncelerini de netleştirmiş olursunuz.
  8. Seçme – yerleştirme sürecinizdeki aşamaların arasında uzun zaman boşlukları var ise, adaylara ara bilgilendirmeler yapmalısınız. Unutmayın, sizin sürecinizin arayışla devam ettiği gibi, adayların arayış süreçleri de eş zamanlı olarak devam ediyor.
  9. Seçme–yerleştirme sürecinin tüm aşamalarında adaylara nazik davranmalısınız. Örneğin; “Ben stres mülakatı yapıyorum” cümlesine sığınarak adaylara kötü ve kaba davranılmamalıdır. Zaten stres mülakatı dediğimiz kavram da bu değildir.
  10. Sürecin sonucunda mutlaka tüm adaylara olumlu ya da olumsuz dönüş yapmalısınız. Sadece olumlu olan adaya dönüş yapmak etik olmamakla birlikte, diğer adayların netleşmesini de engeller ve imajınızı oldukça olumsuz yönde etkiler.

Son olarak; seçme–yerleştirme sürecinin önemi unutulmamalı, süreç bir bütün olarak sistemli bir şekilde yürütülmelidir.

Yazar: Tuğba Kaplan / İK danışmanı ve eğitmen
Kaynak: www.kariyer.net

Okumaya devam et

MAKALE

Flört şiddeti: İlişkin güvenli değilse ne yapabilirsin?

Manşet, ilişkide şiddet, ilişki, flört şiddeti, flört

Flört şiddeti, ilişkide bir tarafın diğer taraf uyguladığı kontrolcü, müdahaleci, kısıtlayıcı, zarar verici ve yaralayıcı davranışlardır. Peki, sizce bu davranışın sebepleri nelerdir? Böyle bir durumla karşılaştığımızda ne yapmamız gerekir? İşte yanıtı…

Flört şiddeti nedir?

Sevgilin kimlerle görüştüğünü denetliyor mu? Kıskançlığı sevgisinin dışavurumu gibi mi gösteriyor? Sosyal medya hesaplarını kontrol ediyor mu?

Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı, flörtün yeni yeni başladığı 13-23 yaş döneminde romantik ilişkilerde yaşanan şiddete dikkat çeken ve flört şiddetine dair ipuçları veren bir rehber yayınladı.

Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı’nın rehberinde flört şiddetine ilişkin şu bilgiler paylaşılıyor:

Flört şiddeti nedir?

Flört şiddeti, sevgilinin sana karşı fiziksel, cinsel, psikolojik, sosyal ve dijital şiddet içeren davranışlarda bulunmasıdır. Sevgilin, sana karşı şiddet göstererek senin üzerinde egemenlik kurmayı, seni kontrol etmeyi ve gücünü göstermeyi hedefler. Flört şiddeti, bitmiş ya da sürmekte olan heteroseksüel ya da homoseksüel ilişkilerde ortaya çıkabilir. 

Fiziksel flört şiddeti 

Fiziksel flört şiddeti, sevgilinin senin bedenine kasıtlı olarak zarar vermesidir. Sevgilinin sana vurması, tokat atması, yumruk atması, bir eşya fırlatması, bıçak ya da silah çekmesi, seni itmesi, tekmelemesi, ısırması, saçını çekmesi fiziksel şiddet örnekleridir. 

Cinsel flört şiddeti 

Cinsel flört şiddeti, sevgilinin seni cinsel birliktelik veya yakınlık yaşamak için zorlaması, cinsellik konusunda “hayır”ı kabul etmemesidir. Sevgilinin istemediğin halde seni öpmesi ve sana dokunması, sen alkol veya madde etkisi altındayken ya da bilincin yerinde değilken seninle cinsel birliktelik kurması, cinsel birliktelik sırasında, öncesinde veya sonrasında sana karşı küçümseyici ve kaba bir tutum sergilemesi, doğum kontrol yöntemlerini kullanmaması veya senin kullanmana izin vermemesi cinsel şiddet örnekleridir. 

Psikolojik flört şiddeti 

Psikolojik flört şiddeti, sevgilinin sende korku uyandıracak, senin kendine olan güvenini ve saygını zedeleyecek biçimde konuşması ve davranmasıdır. Sevgilinin sana isim takması, bağırması, iftira, hakaret veya küfür etmesi, ne yapman ve ne giymen gerektiğini söylemesi, seni başkalarının önünde küçük düşürmesi, tehdit etmesi, kötülemesi ve ismini karalaması, suçlaması, yıkıcı bir biçimde eleştirmesi, “koruma altına alma” bahanesiyle yönlendirmesi, sırlarını başkalarına söylemesi psikolojik şiddet örnekleridir. 

Sosyal flört şiddeti 

Sosyal flört şiddeti, sevgilinin senin sosyal ilişkilerini kısıtlaması, kontrol etmesi ve senin sosyal çevrenden soyutlanmana, yalnızlaşmana neden olacak şekilde davranmasıdır. Sevgilinin ailen veya arkadaşlarınla görüşmene izin vermemesi, kimlerle arkadaş olduğunu kontrol etmesi, “namusunu koruduğunu” söyleyerek erkek arkadaşlarınla konuşmanı yasaklaması, kıskançlık yaparak sosyal ilişkilerini kısıtlamaya çalışması ve kıskançlığı sevgisinin dışavurumu gibi göstermesi, arkadaşlarına zaman ayırdığında seni suçlaması, eleştirmesi veya sana küsmesi, sürekli başkalarıyla flört edip etmediğini araştırması, toplum, aile veya okul karşısında seni “utandırmak” ya da “rezil etmekle” tehdit etmesi sosyal şiddet örnekleridir.

Dijital flört şiddeti  

Dijital flört şiddeti, sevgilinin teknolojik araçları seni kontrol etmek için kullanması, bu araçlar aracılığıyla seni tehdit etmesidir. Sevgilinin sosyal medya hesaplarının şifrelerini istemesi ve kontrol etmesi, sosyal medyada kimlerle arkadaş olabileceğine karar vermesi, resim ya da video göndermek için seni zorlaması, telefonunu veya bilgisayarını karıştırması, sürekli mesaj atması ve hızlı bir yanıt beklemesi dijital şiddet örnekleridir. 

Israrlı takip (Stalking) 

Israrlı takip, ayrıldığın ya da halen birlikte olduğun sevgilinin seni sürekli izlemesi ve takip etmesidir. Takip davranışı, sende korku uyandırmayı, sana gözdağı vermeyi ve güvencesiz hissettirmeyi hedefler. Eski sevgilinin haber vermeden veya davet edilmeden evine  ya da okuluna gelmesi, gittiğin yerlerde karşına çıkması, sürekli hediye veya çiçek alması veya göndermesi, arkadaş çevrenle iletişim kurması ve seninle ilgili bilgi almaya çalışması, senin eşyalarına zarar vermesi ısrarlı takip davranışı örnekleridir. 

İlişkin güvenli değilse ne yapabilirsin?

Sevgilinden farklı fikirlere, isteklere, önceliklere sahip olabilirsin. Her ilişkide farklılıkların ortaya çıkması, anlaşmazlıkların olması doğaldır. Önemli olan bunları nasıl çözdüğünüzdür. Eğer bir farklılık ya da anlaşmazlık karşısında herhangi bir şiddet türüyle karşılaşıyorsan, güvenli ve eşit bir ilişki kurmak için şunları yapmayı deneyebilirsin: 

  • Şiddeti tanıman ve şiddet için kendini sorumlu görmemen çok önemli. Şiddetin sorumlusu sen değilsin!
  • Şiddeti normal bir davranış olarak kabul etmemen çok önemli. Aklından “bunu hak ettim”, “herkesin sevgilisi böyle davranıyor” gibi düşünceler geçebilir. Kendinden şüphe etme! Unutma, haklı şiddet yoktur!  
  • Sevgilinin, şiddeti bir problem olarak görüp görmediğini araştır. Sevgilin seninle güvenli ve eşit bir ilişki kurmak için çabalıyor mu? Şiddetsiz bir ilişki kurmak için işbirliği yapıyor mu? 
  • Güvenli ve eşit bir ilişki kurmak için kurallar koyarak sınırlarını koruyabilirsin. Kuralları koymak, hangi tür davranışları kabul etmeyeceğini söylemek ve bu kurallara uymadığında ondan uzaklaşmak ya da ayrılmak senin güvende olmanı sağlayacak bir adımdır. Bu sayede şiddetsiz, güvenli, eşit ilişkiler kurabilirsin. 
  • Herhangi bir şiddet türüyle karşı karşıya kalıyorsan, şiddet durmadan güvende olamazsın. Sevgilin şiddeti bir problem olarak görmüyorsa ve şiddeti durdurmak için herhangi bir adım atmıyorsa, ilişkiden uzaklaşmalısın. Onu değiştirmeye çalışma. Unutma, şiddeti durdurmak onun sorumluluğu. Eğer o şiddeti durdurmazsa, şiddet artarak devam edecektir. Kendini korumalı ve ilişkiden çıkmalısın.  
  • Sevgilinden ayrılmayı düşündüğünde “Bana çok iyi davrandığı oluyor”, “Her zaman böyle sinirli değil”, “Aslında beni çok seviyor” gibi düşüncelere kapılabilirsin. Yalnız kalmaktan korkuyor olabilirsin. Daha önce ayrılmayı deneyip onu affetmiş olabilirsin. Onun istediği gibi biri olmaya çabalıyor olabilirsin. Onunla ileride çok iyi bir ilişki kurabileceğini umut ediyor olabilirsin. Bu durumda şiddet döngüsüne girmişsin demektir. Şiddet döngüsünü tanımalısın. 
  • Yakın gördüğün, seni yargılamayacağını düşündüğün bir yetişkinden yardım isteyebilirsin. Yaşadıklarını paylaşmak ve konuşmak, seni güçlendirir. 
  • Unutma, şiddet varsa, sevgi yoktur.
Kaynak: www.t24.com.tr

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER10 ay önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND