Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Hayat okulunda nasıl başarılı olunur?

Pek çok ebeveyn çocuklarının okul başarısına odaklanıyor. Ancak hayat okulunda başarı için akademik başarıdan fazlası gerekiyor. Dr. Bahar Eriş, hayat okulunda başarılı olacak bireyler yetiştirmenin sırrını yazdı…

kişisel gelişim, hayat okulunda başarı, dr.bahar eriş

Pek çok ebeveyn çocuklarının okul başarısına odaklanıyor. Ancak hayat okulunda başarı için akademik başarıdan fazlası gerekiyor. Dr. Bahar Eriş, hayat okulunda başarılı olacak bireyler yetiştirmenin sırrını yazdı…

AKADEMİK BAŞARIDAN DAHA ÖNEMLİ BECERİ NEDİR? 

 “Hatırlıyorum… Henüz emekleme aşamasında bir bebek bir barakanın kapısını açmaya çalışıyordu. Başaramadı. Kapı büyük ve ağırdı; bebek itekleyip duruyordu. Amerikalılar olsa kalkıp kapıyı onun yerine açardı. Blackfoot Yerlileri bebek kapıyla mücadele ederken yarım saat oturarak beklediler, ta ki kapıyı kendisi açana kadar. Oflayıp poflamış, ter içinde kalmıştı; ama sonra kendi kendine başardığı bu iş için herkes ona övgüde bulundu.”1

Maslow piramidinin fikir babası, ABD’li psikolog Abraham Maslow, 1938 yılında Amerika’da Blackfoot Yerlileri ile yaptığı antropolojik çalışmalardan bir gözlemini böyle aktarmış, çalışmalarının sonucunda, Blackfoot yerlilerinin çocuklarına Amerikalılardan daha çok saygı duyduğuna karar vermişti. Gözlemlerinde, neredeyse tüm kabilede, daha önce sadece Amerika’nın çok küçük bir yüzdesinde gözlemlediği bir duygusal güven gözlemlemiş, bunu da çocukluktan itibaren çocuğa sorumluluk verilmesine bağlamıştı. Çocukların iyilik ve gücü doğuştan itibaren içlerinde taşıdığına inanan Yerliler, bu tür zorlu ama sevgi dolu bir yetiştirilme tarzı ile bu erdemleri daha da güçlendiriyorlardı.

Düşünün, benzer bir senaryoda ne kadar dayanabilirsiniz? Ben kendi deneyimimden çok fazla dayanamadığımı biliyorum. Bir gün İstiklal Caddesi’nde yürürken, babasıyla birlikte yürüyen yabancı bir kız çocuğunun yere düştüğünü görmüş, babası yanında olmasına rağmen koşarak yanına gidip yerden kalkmasına yardım etmeye çalışmıştım. Sonra yaptığımın farkına varıp özür dilemiştim. Yabancı adam bana gülümseyerek sorun değil der gibi bakmıştı, ama aslında onun da istediği çocuğun kendi kendine ayağa kalkabilmesiydi. Tamamen iyi niyetle yardım etmeye çalışmış, ama çocuğu önemli bir öğrenme ve gelişim fırsatından yoksun bırakmıştım. Yani aslında ona yardım ederken hiç de yardım etmemiştim.

Benzer şekilde, çok insani güdülerle, çocuklara çabalamalarına yeterince zaman tanımadan onların yerine bir şeyleri yapmaya, cevaplamaya, onlara yardım etmeye eğilim gösteriyoruz, ama bu ne kadar faydalı?

Yapılan yeni bir araştırmaya göre2, verilen bir görev üzerinde sebatla çalışmayı öğrenen küçük çocukların üniversiteden mezun olma şansı diğerlerine göre %50 daha fazla. Okul öncesi çağda 430 öğrenciyle yapılan araştırma, okuma ve matematik alanlarındaki başarının üniversiteden mezun olmada, sebat gibi sosyal becerilere göre daha az belirleyici olduğunu ortaya koymuş.

Özellikle çocukların dikkatin çabucak dağılabileceği ortamlar ve gereçlerin tam ortasında yaşadığı bu çağda, bu özelliği erken yaşta kazandırmak belki de geleceğe yapılabilecek en büyük yatırım. Hatta en erken yaştan buna başlamak okuldaki başarı açısından da çok büyük önem taşıyabilir. Sorumluluğun, sebat etmenin  okul öncesinde öğretilmediği çocuk okula başladığında birden dikkat etmesi, sabretmesi, başladığı ödevi bitirmesi, sorumluluk alması gibi beklentiler ile karşı karşıya kaldığında haklı olarak sudan çıkmış balığa dönebilir. Sonra sanki bu onun sorunuymuş veya bir bozuklukmuş gibi bir yük altında bırakılabilir, olay ilaçlara kadar varabilir.

Sebatı geliştirmek için çocuğa istediği her şeyi hazır sunmamak iyi bir fikir. İstediği her şeyi kolayca elde edemesin. Örneğin Ipad almak istiyorsa, parayı kendisi kazansın ve biriktirsin. Yeğenim bunun için çok uzun bir süre para biriktirdi ve sonunda istediğine kavuştu. Sebat etmeyi ve paranın kolay kazanılmadığını öğrenmiş oldu. İstediğine kavuştuğu an yaşadığı haz da cabası.

Çocuklar bir şeyi çok istediklerinde ne olursa olsun koyduğunuz sınırlardan vazgeçmeyin. “Çok istediğini biliyorum, evet, çok da eğlenceli bir oyuncak. Sana hayır dediğim için bana kızgın olduğunu da biliyorum. Ama özür dilerim, bunun için parayı kendin biriktirmen gerekiyor, belki doğum gününe kadar biriktirebilirsin” tarzında, onu anlayan ama sınırlardan ödün vermeyen konuşmalar faydalı olabilir. Bunun bir diğer sonucu olarak, çocuk çektiği acının sonsuz olmadığını ve bir noktada üzüntüsünün sona ereceği deneyimini de erken yaşta edinmiş olur.

Çocuklar bir hedefe ulaşmak zorlaştığında vazgeçebilirler. Burada gerçekçi olmalarını teşvik etmek gerekir. Örneğin piyano çalmayı öğrenmek istiyorlarsa bunun kolay olmadığını, çaba gerektirdiğini vurgulayabilir, benzer yollardan geçen ünlü piyanistlerin hayat hikayelerini birlikte okuyarak destek verebilirsiniz. Aynı şekilde, Nobel Ödülü’nü kazananların ortak noktası, onları tanıyan kişilerin ne kadar sebatkar olduklarını anlatmasıdır. Yıllarca bir deney üzerinde uğraşırlar,  bir yere varamayınca ertesi gün hatalarından neler öğrendiklerine bakıp zaman kaybetmeden her şeye baştan başlarlar. Diğer taraftan, dahi derecesinde zeki insanların kolay vazgeçtikleri için yok olup gittiğine dair örnekler de o kadar çok ki.

Büyük lokmayı küçük parçalara bölmek de fayda sağlayabilir. Birlikte hedefe doğru küçük adımları belirlemek, adımlar tamamlandığında bunu kutlayıp bir sonraki adıma geçmek, bir zaman çizelgesi hazırlamak ve bunun takibini yapmak fayda sağlayan yöntemler olabilir. Bu hedefleri çocuk için değil, çocukla birlikte belirlemek de çocuğun hedefleri sahiplenmesini sağlayacaktır.

Sebat konusunda rol model olmak da önemli. Her Pazartesi diyete başlayıp her Salı diyeti bozan bir anne, çocuğundan bir plan yapıp ona sonuna kadar uymasını beklerken nasıl bir model teşkil ettiğini de hesap etmeli. Kendimiz ne kadar sebat edebiliyoruz?

Çabaya övgüde bulunmak bir diğer çok önemli nokta. Çocuğunuz yanlış sonuca da varsa, hatalar da yapsa, ortaya koyduğu çabadan ötürü takdir edin. Hatta sizinle sebat ederek sonuna kadar tartıştığı için bile bu çabasını takdir edin.

Sebat duygusal zekanın temel bileşenlerinden biri kabul edilen, insana hayat boyu fayda sağlayan bir karakter özelliği.  İyi olan, bunun öğretilebilmesi. Blackfoot yerlileri gibi sebatı bebeklikten itibaren öğretmeye başlamak belki de en sağlıklısı. Bırakın, düştüklerinde kendileri kalkmaya çabalasınlar. Bırakın o ağır kapıları kendileri açmaya çabalasınlar. Siz  o süreçte yanlarında durun, yol gösterin, motive edin, destek olun ve başardıklarında birlikte kutlayıp bir sonraki adıma devam edin.

Hatta bir dahaki sefere saat tutun. Bebeğiniz kapıyı açmaya çalışırken, çocuğunuz kendi başına bir problemi çözmeye çalışırken, yere düştüğünde kalkmaya uğraşırken bakalım kaç dakika sabredebiliyorsunuz?

1 Brentro, K.B.; Brokenleg, B; Bockern, V.B. (2014). Risk Altındaki Gençliği Yeniden Kazanmak, Solution Tree Press, LEAD Turkey.

2 Megan M. McClelland, Alan C. Acock, Andrea Piccinin, Sally Ann Rhea, Michael C. Stallings. Relations between preschool attention span-persistence and age 25 educational outcomes. Early Childhood Research Quarterly, 2012; DOI: 10.1016/j.ecresq.2012.07.008

Dr. Bahar Eriş

Yazar: Dr. Bahar Eriş
Kaynak: www.egitimpedia.com

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

MAKALE

Uzaktan eğitim deneyimi

uzaktan eğitim, okul hayatı, öğrenme becerisi, Manşet

Uzaktan eğitimin faydaları nelerdir? Uzaktan eğitimden neler öğrenebiliriz ve okullar açıldığında sınıflarımıza neleri taşıyabiliriz? Daha fazla ve daha kolay öğrenim sağlıyor olabilir miyiz? İşte bir öğrencinin gözünden uzaktan eğitim deneyimi…

Bir Öğrenci Anlatıyor: Neden Uzaktan Eğitimde Daha İyi Öğreniyorum?

Sıra beklemeden konuşmak. Sınıf malzemelerine zarar vermek. Öğretmenlere saygısızlık yapmak. Sınav esnasında cevapları ağzından kaçırmak. Birbirini iten, tekmelemeyen, vuran ve hatta yerlerde yuvarlayan çocuklar. Bunlar okulumda her gün olan şeyler. 

Şaka yaptığımı düşünebilirsiniz, ama gerçekten şaka yapmıyorum. 

Akranlarımın davranışlarına göre ikinci ya da dördüncü sınıfta olduğumu düşünebilirsiniz. Ama aslında New York’ta liseye geçmek üzereyim ve ortaokul hayatım boyunca bu tür sorunlar hemen her derste defalarca yaşandı.

Bu yüzden, koronavirüs pandemisi sebebiyle New York eyaletinde başlatılan uzaktan eğitimi kesinlikle destekliyorum. Okullarımız bu deneyimi sınıftaki öğretmenleri daha iyi nasıl destekleyeceğini anlamak için kullanırsa, geri döndüğümüzde öğrenciler daha etkili bir şekilde öğrenme şansına sahip olurlar.

Nedenini açıklayayım.

23 Mart’tan bu yana uzaktan eğitim alıyorum ve normal sınıf derslerinden daha fazla ve daha kolay öğrendiğimi fark ediyorum. Dikkatimi dağıtan öğrenciler ve bu öğrencileri idare etmekte zorlanan öğretmenler olmadan kesintisiz bir şekilde kendi hızımda çalışabiliyorum. 

Kendilerini kontrol edemeyen veya kontrol etmek istemeyen öğrenciler nitelikli sınıf zamanından çalarlar ve genellikle sınıf arkadaşlarının testlere ve değerlendirmelere hazırlanmasını engellerler. Üzerinden geçemediğimiz ya da yeterince odaklanamadığımız için, hiç hakim olmadığımız konuları içeren testlere girdiğim zamanlar oldu.

Bir ortaokul öğretmeninin işi hiç kolay değil. 26 ergeni gözetmenin çok daha ötesinde bir iş bu. Ortaokul hayatımda, sınıflarına hakimiyeti güçlü olan, kuralları tutarlı bir şekilde uygulayan, öğrencilere adil davranan ve saygılarını kazanan sadece birkaç öğretmenle karşılaştım.

İşbirliğine dayalı öğrenmeye büyük önem veren bir okula gidiyorum. Yaptığımız çalışmaların yaklaşık yüzde 80’i, öğretmen tarafından belirlenmiş 3 ila 5 öğrenciden oluşan gruplar halinde yapılıyor. Bu durum, çalışmalarını tamamlamak isteyen öğrencileri, olumsuz davranışlar sergileyen akranlarını disipline etmek ve isteksiz öğrencileri katkıda bulunmaya ikna etmek zorunda bırakıyor.

Uzaktan eğitim, çalışmalarım üzerinde daha fazla kontrol sahibi olmamı sağlıyor. Daha fazla çaba ve çalışma gerektiren konulara daha fazla zaman ayırabiliyorum. Yanıtları zaten bilinen soruların üzerinden geçildiği bir dersi sonuna kadar oturup izlemem gerekmiyor. Hala diğer öğrencilerle işbirliği yapabiliyorum ama çok daha etkili bir şekilde. Çalışmaya farklı bakış açıları getiren ve daha güçlü olmasını sağlayan arkadaşlarla online görüşmeler yapmaktan gerçekten keyif alıyorum; birbirimize meydan okuyoruz ve bu daha zengin bir öğrenme deneyimi sağlıyor. 

Ayrıca, öğretmenlerimin şahsen verdikleri dersler yerine Google Classroom’da yayınladığı kayıtlı dersleri tercih ettiğimi de fark ettim. Bu yıl matematikle ilgili sorunlar yaşadım. Öğretmen, dersin en az üçte birini düzeni sağlamak için harcadığı için soruları cevaplamaya sabrı kalmıyordu. Çoğu zaman, okuldan önce onunla görüşmek için randevu aldığımda, kapısında soruları için sıraya girmiş olan bir yığın öğrenci olurdu. 20 dakika süremiz olduğu için hepimize yardımcı olamazdı. Diğer zamanlarda ise onu göremezdik.

Uzaktan eğitim ile boşa harcanan zamanın tamamı ortadan kalkıyor. Gerektiğinde öğretmenin kaydını durduruyorum, başlatıyorum, hatta ihtiyacım olursa geri alıyorum. Bu sayede dersi derste anlayabiliyorum. Kafam karışırsa, öğretmenimin haftalık çevrimiçi görüşme saatlerine (60-90 dakika uzunluğunda) katılıyorum; hiçbir zaman iki ya da üçten fazla öğrenci olmuyor. 

Uzaktan eğitimde, sınıfta olduğundan çok daha iyi öğrenmem eğitim sistemimizde bir sorun olduğunu gösteriyor. İki hafta önce okulum, Google Meet’te canlı video dersi denemeye başladı. Sınıfta öğrencileri idare etmekte zorlanan aynı öğretmenler, ne yazık ki çevrimiçi derslerde de idare etmek zorlanıyorlar. 

Uzaktan eğitimden neler öğrenebiliriz ve okullar açıldığında sınıflarımıza neleri taşıyabiliriz? Birkaç önerim var. Birincisi, öğretmenler dersten sonra tüm öğrencilere kaydedilmiş dersleri video olarak göndermeliler (e-posta veya Google Classroom gibi çevrimiçi platformlar aracılığıyla). İkincisi, öğretmenler öğrencilere birebir veya küçük grup görüşmeleri için online haftalık çalışma saatleri sunmalılar. Üçüncü olarak, sınıf yönetimi konusunda son derece yetenekli olan öğretmenler, diğer öğretmenlere bu konuda ücret karşılığı eğitim vermeliler.

İlk iki öneri uzaktan eğitim döneminde zaten başladı ve şimdiden büyük bir başarı elde etti. Umarım okula döndüğümüzde de devam ederler ve okullar bu fırsatı tüm öğrencilerinin öğrenme deneyimlerini geliştirmek için kullanır.

Çeviri: Özlem Öztürk
Kaynak: www.egitimpedia.com

Okumaya devam et

MAKALE

Bebeklerin göz renkleri neden değişir?

Manşet, göz rengi, genetik, bilim, bebeklerin göz rengi neden değişir

Bebeklerin göz renginin doğumdan sonraki ilk 6-9 ay içinde değiştiğini ve 9-12. ayda tamamen sabitlendiğini biliyor muydunuz? Peki, bunun nedeni ne olabilir? İşte yanıtı…

Bebeklerin Gözlerinin Rengi Neden Zamanla Değişir?

Bebeklerin gözleri yeni doğduklarında genellikle gri-mavi renktedir. Ancak zamanla -genellikle bir yaşına kadar- göz renkleri değişir. Saç rengi de genellikle bebekler büyüdükçe koyulaşır.

Bir insanın gözünün rengi derken aslında gözbebeği etrafındaki iris yapısının renginden bahsederiz. İris, göz bebeğinin büyüklüğünü ve göze giren ışık miktarını kontrol eden yapıdır. Birçok farklı göz rengi olmasına rağmen irisin renginden sorumlu tek bir pigment türü vardır ve iris yapısının rengi saça ve deriye de rengini veren melanin pigmentinden kaynaklanır. Melanin, melanosit adı verilen hücreler tarafından üretilir. Bir insanın gözünün ne renk olduğu melanin pigmentinin miktarına ve niteliğine bağlıdır.

Göz rengi genetik bir özelliktir. Göze rengini veren pigmentlerin miktarı ve niteliği genlerdeki bilgilere göre sentezlenir. Genetik bir özellik olmasına rağmen göz renginin çocukluğun ilk dönemlerinde nasıl değişebildiği sorusu akla gelebilir. Bebekler doğduklarında sahip oldukları melanin miktarı çok az olduğu için gözleri genellikle gri-mavi renktedir. Bebekler doğduktan sonra ışık, melanosit hücrelerindeki melanin üretimini tetikler. Ancak melanin üretimi deri ve saçlarda olduğu gibi sürekli değildir. Genel olarak bir yıl içinde genetik olarak belirlenen melanin miktarına ulaşılır.

Yazar: Çağrı Mert Bakırcı
Kaynak: www.evrimagaci.org

Okumaya devam et

MAKALE

Evrensel gelir modeli işe yarıyor mu?

sosyoloji, Manşet, finlandiya, finans, evrensel gelir modeli, evrensel gelir deneyi

Finlandiya‘nın evrensel gelir deneyi 2017 yılında yapıldı. Deneyin temel amacı, temel gelirin hedef nüfusun istihdam, gelir ve sosyal güvenlik kullanımı üzerindeki etkileri hakkında bilgi sağlamaktı. Peki, işe yaradı mı dersiniz? İşte yanıtı…

Finlandiya’nın Evrensel Gelir Deneyi, İnsanları Daha Mutlu Yaptı

Finlandiya’nın binlerce insana koşulsuz şartsız para verdiği 2017 Temel Gelir deneyi, sonraki yıllarda sosyologların, psikologların, politikacıların ve iktisatçıların üzerinde çalışacağı önemli konulardan biri olacak.

Deneyin 2018 yılında sonlandırılmasının ardından yapılan birçok çalışmada, hemen hemen tutarlı sonuçlara varıldı. İnsanlar daha mutlu olmaya ve kendilerine daha çok güvenmeye eğilim gösteriyordu fakat iş arama konusunda her zaman istekli olmayabiliyorlardı.

Finlandiya Sağlık ve Sosyal İşler Bakanlığı’nın yayınlandığı bu son rapor, pek farklı iddialar sunmuyor. Fakat raporda varılan kanılar, dünyanın istihdam yoksulluğu çektiği bu zamanda, ekonomik güvenlik ağlarının faydalarını yeniden düşünmek gerektiğini hatırlatıyor.

Kısaca tekrarlamak gerekirse Finlandiya hükümeti, 2017 yılının başında rastgele seçilen 2.000 vatandaşa aylık 560 Euro vergisiz gelir garantisi sunan bir deneye başlamıştı. Eğer bu vatandaşlar iş bulursa, fazladan sağlanan bu gelir yine devam edecekti. Bu yüzden her şey kötüye gitse bile, en azından zorunlu faturaların ve masrafların bir kısmı hâlâ karşılanacaktı.

Garantili evrensel temel gelir kavramı (UBI), yeni bir şey değil. Fakat insanların servet ve mutluluğunda meydana gelen büyük sosyal bölünmelerin yıl sonunda kötü izlenimler sunması, son yıllarda dikkatleri bu kavramın üzerine çekti.

Uygulamayı savunanlar, taban seviyesinde yoksulluk korkusu olmadığında; insanların iş konusunda daha büyük riskler alacağını, daha düşük maaşlı işleri kabul edeceğini ve hatta daha girişimci olacaklarını öne sürüyor. Diğer taraftan ise muhalifler, uygulamanın iş bulmaya yönelik isteği hepten kaybettireceğini düşünüyor.

Finlandiya’nın deneyi, başladıktan sonra iki yıldan kısa bir süre içerisinde sona erdi. Deneyin etkilerine yönelik yapılan değerlendirmeler ise yavaş yavaş gelmeye devam ediyor.

Helsinki Üniversitesi’ndeki araştırmacıların yürüttüğü bu son araştırma, deneyde çeşitli açılardan toplanan bilgi birikiminin incelendiği birkaç alt projeyi kapsıyor; bunlar arasında refah, istihdam ve medyadaki haberlere yönelik etkiler de bulunuyor.

Genel mutluluk bağlamında, projede bireysel bildirime dayalı incelemelerden birinin sonuçları; eğer hepimizin ihtiyaç zamanlarında bel bağlayabileceği bir çeşit evrensel temel geliri olsaydı, ortalama refah algımızın iyileşeceğini söyleyen genel görüşü pekiştiriyor.

Geçirdiğimiz bunalımlar azalırdı ve algısal işlevlerimiz iyileştiğinden, muhtemelen daha berrak şekilde bile düşünebilirdik. Topluma ve sosyal düzenlere olan güven artardı ve geleceğimizi daha parlak görürdük.

Uygulamanın, çalışma isteğimizi baltalayıp baltalamayacağı veya sıradaki büyük mucit olma konusunda bize ilham verip vermeyeceği bakımından ise; sonuçlar her zamanki gibi karmaşık. Uygulamada olanlar, kontrol grubundakilere kıyasla; iki yılda ortalama altı gün fazla çalışmış. Söz konusu etki, deneyin ikinci yılında en belirgin şekilde görülmüş.

İş bulma konusunda risk almaya teşvik açısından dev bir etki görülmemiş. Fakat bu tür çalışmalarda her zaman olduğu gibi manşet istatistikleri, bir takım çetrefilli şeyleri gizleyebilir. Bu şeyler ise, sönük bir sonucun nasıl başarıya dönüştürüleceğini; ya da en azından başarısızlıktan nasıl kaçınılacağını gösterebilir.

Helsinki Üniversitesi’nde çalışan sosyal bilimci Helena Blomberg-Kroll, The Guardian gazetesine şöyle konuşuyor: “Bazı insanlar, eğitim gördükleri alanda halen hiçbir iş olmadığından; temel gelirin kendi üretkenlikleri üzerinde hiçbir etkisinin olmadığını söyledi”

“Fakat diğerleri, temel gelir sayesinde; normalde kaçınacakları düşük maaşlı işlere girmeye hazır olduklarını söyledi.”

Pek çok insan, bu gelirin kendilerine bir tür özerklik düşüncesi sağladığını; saat dokuz-beş arası işe gömülmeleri gerekmeden önce, keyfini çıkarabilecekleri anlamlı faaliyetlere dönmelerine olanak sağladığını aktardı.

Sonuçta toplum için yapılan bütün ‘işler’, istihdam istatistiklerine kaydedilmiyor. Gelecekte yapılacak çalışmalarda bu ölçümün analiz edilmesi daha da önem taşıyabilir.

Evrensel gelirin bu detaylarının daha iyi incelenmesi için daha fazla araştırma gerekiyor; özellikle de dünya, yıkıcı bir salgının ortasında yeni sosyal yapılar ve istihdam yapıları bulmakta zorlanırken.

Bazıları, Finlandiya deneyinin başından beri kusurlu olduğunu; çünkü çok düşük ücretle çok az kişiye dayalı olduğunu söylemişti. Bu son araştırma bile, 2018’de meydana gelen işsizlik avantajlarının koşullarında potansiyel yönden şaşırtıcı bir değişim olduğunu saptıyor.

“Bu sebeple, deneyin ikinci yılında görülen olumlu istihdam etkisi; temel gelir deneyi ile işsizlik avantajı yasasında yapılan iyileştirmelerin ortak bir etkisi niteliği taşıyordu” diye yazıyor araştırmacılar.

Uygulamanın destekçileri, uygulama lehine desteğin yönünü değiştirecek güzel bir rapor bekliyorsa; bu rapor o değil.

Bununla beraber, elde edilen bulgularda hafif umut ışıkları mevcut; Finlerin uygulamaya yönelik tutumlarını ölçen bir ankette, katılımcıların hemen hemen yarısı uygulamayı desteklemiş. Kişisel hikayenin basında daha çok yer bulması, bu görüşlerin zamanla değişmesini teşvik edebilir.

Evrensel temel gelir uygulaması, muhtemelen önümüzdeki karanlık zamanlarda aradığımız kurtarıcı olmayacak. Fakat araştırmaların şimdiye kadarki toplamına bakılırsa; uygulamayı benimseyen ülkeler pişman olmayacaklar.

Rapor, Finlandiya Sağlık ve Sosyal İşler Bakanlığı tarafından yayınlandı.

Kaynak: www.popsci.com.tr

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER9 ay önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND