Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Hayat amacınızı bulmak için geç değil

yaratıcılık, kariyer, hayat amacını bulmak, başarı

Kol gücüyle yapılan işlerin yerini robotlara bırakacağı bir gelecekte, bilgiye sahip olmanın önemli bir avantaj yaratacağı varsayımı doğru olabilir. Ancak küresel iletişimin yolu bilgili çalışanla daha kolay kesişince tek başına bilgi yetersizdir… Peki o zaman ne yapmalı?

Yaratıcılığınızı ve hayat amacınızı bulmak için geç değil

Kol gücüyle yapılan işlerin yerini robotlara bırakacağı bir gelecekte, bilgiye sahip olmanın önemli bir avantaj yaratacağı varsayımı doğru olabilir. Ancak küresel iletişimin yolu bilgili çalışanla daha kolay keşisince tek başına bilgi yetersizdir.

“Tıp, kanun, ticaret, mühendislik – bunlar değerli uğraşlardır ve yaşamak için gereklidir, ancak şiir, ahenk, gizem, aşk – bunlar yaşama amacımızdır.”
Bu sözler Ölü Ozanlar Derneği’nin efsanevi öğretmeni John Keating’e aittir. Keating, öğrencilerine sanatla ilgilenmenin, çok yönlü olmanın önemini anlatır. Kişi sanatla içiçe olduğunda kendisi ve çevresi için üretir, yeniler ve yenilenir, ruhunu zenginleştirir.Kol gücüyle yapılan işlerin yerini robotlara bırakacağı bir gelecekte, bilgiye sahip olmanın önemli bir avantaj yaratacağı varsayımı doğru olabilir. Ancak küresel iletişimin yolu bilgili çalışanla daha kolay keşisince tek başına bilgi yetersizdir. Bilgiyi değerli kılan oyunu değiştiren, doğrusal olmayan belki de sanatsal bir dokunuştur. Bu anlamda, bugün Değişim Yelpazesi’nde genç bir müzisyene geleceğe ve kariyere ilişkin sorular sorduk. Bu haftaki konuğumuz Arp sanatçısı Zeynep Öykü.
 

► Hepimizin hayatı boş, yaşamayı anlamsız hissettiğimiz anlar olmuştur. Bu yavan hissi sanatla uğraşmak nasıl kırıyor sizce?

 
Özgür ve kendi kendine düşünebilen bir birey olarak yetiştirildim ancak anaokuluna başlar başlamaz dünyanın bu tür bireyleri istemediğini acı acı anladım. Eğitim sistemimiz yaşama sevinci, yaratıcılık ve özgür iradeyi yok etmek üzerine kurulu. Bir yandan topluma faydalı bireyler yetiştirmeyi hedeflerken, farklı düşüncenin ve yaratıcılığın toplumun asıl ihtiyacı olan şey olduğu unutulmakta. Bu yaklaşım bizleri sanattan kopuk hayatlara iter ve bizler iş adamları, mühendisler oluruz. Çok faydalı, çok gerekli işler yaparız elbet. Ama her zaman bir boşluk, bir eksiklik hissi duyarız. Bu hissi yakından tanımayanınız var mıdır?

 

Sanat, yaratmak; kendimizden büyük bir amaca hizmet etmemizi sağlar. Belki sadece büyük bir aşkta bulacağımız heyecanı verir bize. Bu hissin aşktan farklı olan yanı her an, hayatın her evresinde, başka hiçbir kimse veya araca ihtiyaç olmadan herkesin ulaşabileceği bir şey olması. Ben bugün bir arpistim, ancak arpı ilk gördüğümde müzisyen olmak aklımın ucundan geçmiyordu. Sadece o arpı alıp çalmam gerekiyordu, çalmak zorundaydım. Acıkmaktan pek farklı değildi bu aslında. Vücudumuz, vücudumuzla ne yapmamız gerektiğini bize söylüyor. Ruhumuz da ruhumuzla ne yapmamız gerektiğini söylüyor, ona biraz olsun kulak verirsek. Hepimiz sadece günü yaşamanın ötesinde, hayatın daha yüksek bir amacı olması gerektiğini biliyoruz aslında ve bir şekilde hepimiz bunu arıyoruz.

MÜZİK ZAMAN ÜZERİNE KURULU BİR SANATTIR

► Sanatçı ruhunu beslemenin kişinin profesyonel yaşamına ne gibi katkıları oluyor? Öğrencilerinizin deneyimlerinden örnek verebilir misiniz?

Sanat, ruhumuza iyi geldiği gibi zekayı büyük oranda geliştiriyor. Beyin, birçok farklı fonksiyona aynı anda odaklanmak zorunda kalıyor. 40’larına gelmiş yetişkin öğrencilerimin en zorlandığı kısım da budur işte. Alışkanlıklarının dışına çıkarak, yeni öğrendikleri bir müzik aletini çalmak için zihin ve bedenlerini koordine eder, zamanla yarışarak doğru sesi çıkarmaya uğraşırlar. Tam bir multitasking testini geçmek için mücadele ederler. Öğrencilerimin zaman içerisinde multitasking yetilerinde büyük ilerlemeler görüyorum. Az bildiğimiz iki enstrüman, arp ve büyük kilise orgu en zor iki enstrümandır bu açıdan. Çünkü tüm uzuvlar sonuna kadar kullanılıyor. Bateri ve piyano gibi enstrümanlarda da ayaklar kullanılıyor ancak basit hareketler oluyor, iki ayağın eller kadar incelikli bir sürü farklı kombinasyona girdiği durumlar yok. Bu durumda bedenimizin tamamını son noktasına kadar kullanıyoruz. Fiziksel olarak zorlayıcı, hem vücut hem beyin jimnastiği aslında.

► Arp çalmak tam bir zihin -beden senkronizasyonu…

Zihnimizi de gerçekten zorluyoruz. Aynı anda hem nota okumanız (ki farklı anahtarlara sahip iki dizek birden okuyorsunuz), pedallardan dolayı her zaman birkaç ölçü önden okuyarak gitmeniz, tellere ve pedallara bakmamanız, tüm parmak ve ayak kaslarınızı incelikle kontrol etmeniz, müziği armonik açıdan analiz ederek ona göre davranmanız, karşıya doğru duyguyu vermeniz, tüm bunları yaparken de yüz kaslarınızda zorlanma ifadesi göstermemeyi de kafanızın bir kenarında bulundurmanız gerek.

► Analitik düşünceyi geliştirmek ve müzik arasında hep bir bağlantı kurulur. Bir arpist olarak siz nasıl bir paralellik görüyorsunuz?

Arp gibi bir enstrümanı çalabilen bir kişi önüne gelen karmaşık işleri çözmede bir adım öndedir. Arp çalmak uygulamada, çok büyük verileri analiz ederken başka işleri de unutmamayı gerektirir. Çünkü bunu yapabilmek zorundasınız, ve zorunluluk yapabilirliğinizin sınırlarını genişletir. Aynı profesyonel hayatta uğraştığınız iş gibi… Bir sayfa dolusu karmaşık veriye baktığınızda büyük resmi, bağlantıları bir anda görmek mesela, iş dünyasında ne kadar büyük bir yetenektir. Arp çalan kişi bunu yapabilmek zorundadır. Özellikle piyano ve arp gibi iki elle çalınan enstrümanlarda notaları tek tek okumaya kalkarsanız bir sayfayı okumanız çok uzun sürecektir, böyle bir vaktiniz hiçbir zaman yoktur. Böylece ister istemez karmaşık veriyi tek bir parça olarak görme yetisi oluşuyor. Bu yetileri edinmeden tutunamıyoruz, farkında olmadan beynimiz bize bu yetileri veriyor zamanla, zorlaya zorlaya. Müzik zaman üzerine kurulu bir sanattır ve her zaman bir adım önde olmak zorundasınızdır. Her an bir sonraki ölçüyü düşünmeden müzik yapmak mümkün değildir. Böylece zaman yönetimi otomatik bir şekilde yaşamınızın önemli bir parçası olur. Bunun da ötesinde, müzik size her zaman önden gitme yetisini kazandırır.

ÇOK KÜÇÜK VAKİTLERDE ÇOK İŞ YAPABİLMEK

► 40’larında arp öğrenmek için sizden özel ders alan öğrencilerinizden bahsettiniz. Neden arp öğrenmek istiyorlar?

7’den 70’e değil ama 6’dan 60’a öğrencilerim oldu, hepsi arpın sesine aşık olup geliyorlar. Kimi farklılaşmak için seçiyor arpı. Çocukların kişilikleri ne kadar farklı olursa olsun hepsinin kendine güveni tam. Yetişkinlerde ise tam tersi bir durum söz konusu. Yetişkin öğrencilerimin yapabilirliği çok büyük olduğu halde sanat alanında kendine güvenleri sıfır oluyor. Yetişkin öğrencilerimin hepsinin bir mesleği var. Gece gündüz çalışıp kalan çok az vaktine rağmen, çok güzel arp çalan doktor öğrencim mesela, veya tıp okurken çok iyi derecede arp ve piyano çalan öğrencim, aile yetiştireni, öğretmeni, iş insanı, heykel, tiyatro gibi farklı sanat dalları ile uğraşanı. Bir nevi ikili hayat yaşıyorlar, günlük hayattaki görevlerini yerine getirirken, ruhlarının onlara verdiği görevi de yerine getiriyorlar.

► Sizin arpist olarak zaman yönetimi açısından deneyiminiz nasıl oldu?

Ben de çift hayat yaşadım aslında ve bunları öğrenmek zorunda kaldım. Ben ses mühendisiyim, bir müzisyen olarak tam bağımsız olabilmek için arp bölümünü bırakarak bu dalda mezun oldum. Resme, şiire de ilgim oldu hep, yazılıma, ses mühendisliğine de. Başka işler ile birlikte götürdüm hep müziği ve çok daha küçük vakitlerle çalışarak bir konservatuar öğrencisi ile aynı seviyede ilerlemek zorunda kaldım. Çok küçük vakitlerde çok iş yapabilmek, tüm konuyu ele almak yerine gerçekten bizi yavaşlatan tek noktayı analiz edip bulabilmek ve o tek nokta üzerine yoğunlaşarak bütünü iyileştirmek. Bunlar arp çalışması sırasında öğrendiğim yetenekler. Elinizde sadece 3 dakikanız bile olsa o 3 dakikayı verimli kullanıp tek bir sorunu çözebilirsiniz. Bu şekilde tüm küçük vakitlerinizi iyi değerlendirirseniz aslında hayatınızı durdurmadan, hiç bir işinizi aksatmadan kendinize, kendi gelişiminize katkı sağlayabilirsiniz.

Daha az şey yaparak daha çok şeye ulaşın

► Sanat eğitmindeki amacınızı nasıl açıklayabilirsiniz?

Arpın doğasından biraz da; bana gelen çocukların da, yetişkinlerin de ortak yönü, hayata kendine özgü, faklı bir bakış açısı olan insanlar olmaları. Çoğu arptan önce müzikle hiç ilgilenmemiş. Çocuklarda zaten var olan güven ve yaratıcılığı beslemek kolay. Yetişkinlerde ise bu duygular yıllar boyu ezilmiş oluyor. Hayatta ne kadar başarılı insanlar da olsalar sanata gelince başarsız olacaklarını düşünüyorlar baştan beri. Belki çok büyük yaratıcı güce sahip kimseler. Sanat yoluyla bu özgür kimliklerini tekrar kazanmalarını, kendilerini tanımalarını istiyorum. Sizlere bir ömür boyu aileleriniz tarafından, iş arkadaşlarınız tarafından, öğretmenleriniz tarafından, insanlık tarafından yaratma kabiliyetinin yetenek ve ilhama sahip olan elit bir kesime ait olduğu öğretildi, yaşamın belki de en büyük zevkinden mahrum bırakıldınız. Bu düşünce, okuryazarlığın sadece belli bir elit kesime ait olduğu düşüncesi kadar absürt. Bir şeyler için artık çok geç olduğu düşüncesi de.

Kaynak: www.dunya.com

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

MAKALE

Robotlarla mülakata girmeye hazır mısınız?

yapay zeka ve insan kaynakları, yapay zeka, işe alımda yapay zeka, aı

Yapay zeka artık şirketlerin işe alım süreçlerinde de rol almaya başladı. İnsan kaynakları departmanının yeni çalışanı yapay zeka başvurularınızı değerlendirmek üzere sizleri bekliyor. Peki ya siz robotlarla mülakata girmeye hazır mısınız?

Yapay zeka işe alımı nasıl etkileyecek?

Her alanda yapay zeka kavramı tartışılırken elbette işe alım süreçleri içinde en çok konuşulan konuların arasında bu kavramın etkileri var. Peki yapay zeka işe alım için neden önemli? Gelecekte neleri değiştirecek?

Yapay zeka kavramı artık her yerde ve neredeyse her alanda karşımıza çıkıyor. Yapay zeka teknolojisi her geçen gün gelişiyor ve yeni kullanım alanları buluyor. Bilim insanları ve mühendisler insanların hastalıklarına tanı koyabilen yapay zeka doktorlar geliştiriyor. Facebook terörle ilgili olabileceğini düşündüğü içerikleri yapay zeka sayesinde tespit ediyor. Yapay zeka en karmaşık zeka oyunlarını mükemmel şekilde oynayabilmeyi kendi kendine öğrenebiliyor. Hatta resim ve müzik bile yapabiliyor.

İşe alımda yapay zeka çok uzak değil

Yapay zekanın işe alımlarda aktif olarak kullanılmaya başlanması da artık çok uzakta değil. Yapay zeka tabanlı pek çok yazılım bugün bile dev firmalarda işe yapılırken kullanılıyor. Örneğin Avrupa’da büyük bir iletişim merkezi, yedi farklı dilin akıcılığının test edilmesi gereken bir işe alım sürecinde dil uzmanları kullanmak yerine yapay zeka algoritmalarını kullandı. Her aday ile AI uygulaması kullanılarak bir telefon görüşmesi yapıldı. Konuşma sırasında adayların dil akıcılığı ve iletişim becerileri yapay zeka tarafından değerlendirildi. Sonuçlar son derece verimliydi

Hızlı ve isabetli

Firmaların işe alım yaparken beklentileri hemen hemen aynı. Bütün firmalar uzmanları sayesinde açık olan pozisyonlara yetenek, tecrübe ve karakter özellikleri bakımından en uygun adayları yerleştirmek istiyor. Ancak sorun şu ki uzmanlar ne kadar tecrübeli ve yetenekli olurlarsa olsunlar hiçbir zaman mükemmel değiller. Çok fazla veriyi akıllarında tutmak ve bunları kısa sürede işleyerek adayın uygunluğunu değerlendirmek insan işe alımcılar için gerçekten çok zor. Bu da verimsiz sonuçlara neden olabiliyor.

Önyargısı yok

Öte yandan yapay zeka insanların sahip olduğu dezavantajlara sahip değil. Milyonlarca kişilik bir veri bankasına erişimleri olabilir. Bu veriyi kullanarak gelecek vadetmeyen adayları anında eleyebilir ve milyonlarca kişi içinden işe en uygun adayı saniyeler içinde belirleyebilir.

Üstelik hepsi bu da değil. Doğru kriterlerle programlanmış bir yapay zeka insan işe alım uzmanının sahip olduğu önyargılara da sahip olmayacağından birini işe alırken ona sıfır önyargı ile yaklaşabilir. Elbette bu durum suistimale de açık. Eğer yapay zeka belirli bir gruba karşı negatif yaklaşacak şekilde programlanırsa işler değişir. Söz konusu gruptan kimseler daha eleme sürecinin en başında değerlendirme dışı tutulabilir ve yeni tür bir ayrımcılığa maruz kalabilir. Bu nedenle işe alım yazılımlarının suistimal edilmeyecek şekilde kullanılmamalarına ilişkin etik kurallar koyulması da gerekebilir.

Dil ve kültür bariyerlerinden etkilenmiyor

Günümüzde global şirketler pek çok farklı ülke ve kültürden çalışanı bünyesinde barındırıyor. Global şirketlerde işe alım süreçleri bu yüzden çok daha karmaşık hale gelebiliyor. İnsan kaynakları uzmanları da bu karmaşadan ciddi şekilde etkilenebiliyor. Diller farklı kültürler farklı algılar farklı olunca hangi insanın doğru aday olduğunu bulabilecek gerçek bir çıkmaza dönüşüyor. Yapay zeka ise dil, kültür ve algı açmazlarından muaf. Üstelik yeni geliştirilen işe alım yazılımları yani yapay zekalar pek çok farklı dilde üstelik telefonda bile iş görüşmesi yapabiliyor ve son derece isabetli yerleştirmeler yapabiliyor.

Peki AI insan işe alım uzmanlarını tamamen devre dışı mı bırakacak?

Bu sorunun yanıtı elbette hayır. İşe alım kriterleri belirleyecek olanlar, insanlarda neler aradıklarını bildirenler yine insan uzmanlar olacak.

Kaynak: www.kariyer.net

Okumaya devam et

MAKALE

Tarihin ilk hackerıyla tanışmak ister misiniz?

mıt, bilgisayar şifresi kıran ilk hacker, allan scherr

Bilgisayar çağı boyunca birçok şifreleme yöntemi geliştirildi ve kırıldı. Peki bu şifreler hayatımıza ne zaman girdi? İşte bir bilgisayarın şifresini kıran ilk insan Allan Scherr ve hikayesi…

Allan Scherr: Bilgisayar şifresi kıran ilk hacker

1962 yılında ABD’nin en prestijli üniversitelerinden Massachusetts Teknoloji Enstitüsü’ndeki (MIT) bilim insanları bilgisayarların güvenliği için yeni bir sistem geliştirdi: Şifre.

Zaman paylaşımlı işletim sistemini (CTSS) kullanan MIT’li araştırmacılar, o dönem bilgisayarları paylaşmak zorundaydı ve kullanım süreleri kısıtlıydı.

Farklı kullanıcıların dünyanın farklı yerlerinden ve bir telefon ağı aracılığıyla girdiği sistemi sömürenler de yok değildi.

Nihayetinde her çalışana sisteme erişmesi için kişisel bir şifre verilmesine karar verildi.

Günümüzde bilgisayar ve internet teknolojileri için güvenlik olmazsa olmaz. 1960’lı yıllarda ise şifre kavramı bilgisayar dünyası için çok yeniydi.

Tüm şifrelere giden dosya

Bilgisayar bilimci Fernando Corbató’nun geliştirdiği bu sistemle bilgisayara girenler, kendilerine ayrılan süre bittiğinde sisteme yeniden giriş yapamıyordu.

Ancak her güvenlik sistemi gibi bunu da istismar edecek biri çıktı: MIT’de yüksek lisans eğitimini sürdüren genç bilgisayar bilimci Allan Scherr.

Scherr, yüksek lisans tezi için bu sistemin performansını ölçmeliydi. Ancak toplamda sadece 10 saati vardı:

“Bu sistemdeki farklı değişkenleri ölçebilmem için özel erişim iznim vardı. Yaklaşık 30 simulasyon hazırlamalıydım ama bana ayrılan süre çok azdı. Daha çok süre istedim ve reddettiler. Ben de bana ayrılan süreyi sıfıra indirmenin yolunu buldum.”

Scherr önce tüm şifrelerin toplandığı ‘Gizli kullanıcı şifreleri’ isimli dosyayı buldu. Dosya isminde ‘gizli’ kelimesi özellikle tersten yazılmıştı.

Kimsenin haberi bile olmadan bu dosyayı yazdırmanın bir yolunu bulan Scherr, sistemde kullanılan tüm kişisel şifrelerin bir kopyasına sahip oldu.

“Artık sisteme istediğim zaman ve sürede girebiliyordum” diyen Scherr, arkasını kollaması için bir de suç arkadaşı buldu.

Programın finansal yöneticisine sus payı olarak şifrelerin listesini el altından vermeyi teklif etti, o da kabul etti.

Scherr patronlarından bazılarının sistemlerini hacklemekle kalmayıp, arkasında onlarla dalga geçen mesajlar bırakıyordu.

‘Kafamı bir sürü şifreyle doldurmaktan hoşlanmıyorum’

1960’lu yıllardan sonra şifre kullanımı günlük hayatın bir parçası olmaya başladı.

Hava limanlarında da yolcu bilgilerine erişim için şifreler kullanılmaya başlandı. 1970’li yıllarda artık banka müşterileri hesap bilgilerine bu sistemle ulaşıyordu.

1980’lere gelindiğinde şifre gerektiren paylaşımlı bilgisayarların kullanımı yaygınlaştı.

Şifre, ekmek ve su gibi en temel ihtiyaçlarımızdan biri haline geldi.

Scherr’e göre, bir gün uyanıp da kendi yaşamımıza erişimimizin engellendiğini öğreneceğimiz yakın:

“Bence şimdiden bunu yaşıyoruz. Telefona pin kodunu birkaç kez yanlış giriyoruz, telefon devre dışı kalıyor.”

MIT’yi bitirdikten sonra 30 yıla yakın IBM teknoloji şirketinde çalışan Scherr, IBM’in yazılım sistemi ve uygulama ve mini bilgisayarlarla iletişim ağını geliştiren kişiydi.

Peki bilgisayar endüstrisinin ilk hackerlarından Scherr, başkalarının onun şifresini kırmasını nasıl engelliyor?

‘Kırılamaz şifre’nin formülü ne olabilir?

Sherr’in yanıtı şaşırtıcı:

“Kafamı bir sürü şifreyle doldurmaktan hoşlanmıyorum.

“Ezberlediğim uzun ve karmaşık tek bir şifre var, tüm şifrelerimi yöneten bir uygulamaya girmemi sağlıyor.”

Kaynak: www.bbc.com

Okumaya devam et

MAKALE

Mutlu olma korkusu: Çerofobi nedir?

mutluluk korkusu, Manşet, çerofobi nedir, çerofobi belirtileri

Mutlu olmayı hak etmediğinizi mi düşünüyorsunuz? Eğer mutlu olursanız bunun olumsuz sonuçlar doğuracağına mı inanıyorsunuz? O zaman siz de mutluluk fobisine sahip olabilirsiniz. İşte çerofobi olarak da bilinen mutluluk korkusu hakkında her şey…

Mutluluktan korkmanın diğer adı: Çerofobi

Çerofobi, hakkında pek konuşulmasa da oldukça yaygın olduğu düşünülen bir sorun. Mutluluk korkusu diye bilinen bu kaygı türü, insan hayatını çekilmez bir hale getirebiliyor. Tedaviye başlamak için, önce geçmişinizi eşelemeniz gerekiyor.

Bir şeyin gerçek olamayacak derecede iyi göründüğünü hissettiğinizde, yani son zamanlarda sizin yararınıza birçok şey yaşandığını fark ettiğinizde, bu durum şüpheli mi görünüyor?

Kimi insanlar bu duyguyu aşamaz ve iyi şans, zihinlerinde bir uğursuzluğa dönüşür.

Akıldışı bir nefret duygusuna sahip olan insanlar, “Çerofobi” adı verilen bir olgudan mustariptir. Bu terim “keyifliyim/neşeliyim” anlamına gelen “chairo” kelimesinden türemiştir. Temel anlamda, (bu kişilerin) eğlenceli bir şeye katılmaya korkması anlamına gelir.

Korkutucu olan şey aktiviteler değil; şayet (eğlenceye) katılırsanız, mutlu ve kaygısız durumdayken korkunç bir şey olacağı korkusudur.

Çerofobi yaygın biçimde kullanılmıyor ya da iyi tanımlanmamış bir terim ve ruh sağlığı durumlarının teşhisinde temel kaynak olan (ABD’de kullanılan) ‘Zihinsel Bozukluklar Tanısal ve Sayısal Kılavuzu’nun  (DSM-5) son baskısında mevcut değil.

Ancak Healthline adlı siteye göre, kimi tıp uzmanları Çerofobi’yi bir kaygı biçimi olarak sınıflandırıyor.

BELİRTİLERİ NELERDİR?

Büyük ihtimalle çerofobisi olan biri her an için üzüntü yaşamıyor, yalnızca mutluluk yaşatabilecek olaylardan ve etkinliklerden kaçınıyor.

Healthline’ın aktardığına göre, bozukluğun kimi işaretleri şunlar:

– Bir sosyal buluşmaya davet edildiğinde endişe hissi.

– Kötü bir şeyin gerçekleşeceği korkusundan dolayı olumlu yaşamsal değişimler sağlayabilecek fırsatları görmezden gelme.

– “Eğlenceli” etkinliklere katılmayı reddetmek.

– Mutluluğu düşünmenin kişiyi kötü veya fena birisi yapacağı düşüncesi

– Mutluluğu düşünmenin kötü bir olayın gerçekleşeceği anlamına geldiğine inanmak

– Mutluluğu göstermenin, sizin ya da aileniz veya arkadaşlarınız için kötü olduğuna inanmak.

– Mutlu olmaya çabalamanın zaman ve enerji kaybı olduğunu düşünmek.

Psikiyatrist Carrie Barron, ‘Psychology Today’ adlı sitede yayınlanan bir blog yazısında, “zevk alma korkusu” biçiminde tanımlanan “Hedonofobi” ya da Çerofobi yaşayan insanlarla ilgili olası sebepleri ele alıyor.

“Bugünlerde, mutluluk arayışını konu alan birçok konuşma var,” diye yazmış.

“Bir insanın bu pozitif duygudan korkması olağandışı görünebilir. Şayet çocukluk dönemine dayanan bir mutluluk/ceza ilişkisinden kaynaklanıyorsa, düşündüğümüzden çok daha yaygın olabilir.”

SEBEBİ OLUMSUZ DENEYİMLER OLABİLİR

Örneğin, sevdiğiniz bir insanla veya belirli bir olayla ilişkilendirdiğiniz olumsuz bir deneyim ile çatışma yaşama korkusundan kaynaklanıyor olabilir. Mutluluk verici bir olayın hemen ardından kötü şeyler yaşamışsanız, buna karşı bir direnç geliştirebilirsiniz.

Barron, “Eğer zevk almaktan hoşlanmıyorsanız, bunun sebebi yol üzerinde bir yerde öfke, ceza, aşağılama ya da hırsızlığın -zevki siz hak etseniz de onlar ele geçirmiş ve- sevincinizi öldürmüş olması mümkün,” diye ekliyor. “Artık bunu hissetmekten korkuyorsunuz; zira, ardından bir hayal kırıklığı geliyor.”

Metro haber sitesinin gerçekleştirdiği bir söyleşide, blog yazarı Stephanie Yeboah, kendi deneyiminden çerofobi ile yaşamanın neye benzediğini anlatıyor:

“Bu, mutluluğun uzun sürmeyeceğini hissetmeniz nedeniyle tam anlamıyla bir ümitsizlik hissi yaşatıyor; bu ise, bir şeye dâhil olmaktan veya aktif biçimde bir şeyler yapmaktan kaygı duymanıza neden oluyor.

“Mutluluk korkusu, bir kişinin aralıksız olarak mutsuzluk içinde yaşadığı anlamına gelmiyor. Benim durumumda, çerofobi, travmatik olaylar nedeniyle daha da kötüleşti ve tetiklendi. Kazanılan bir kampanyayı kutlamak, zor bir görevi tamamlamak ya da bir müşteriyi kazanmak gibi şeyler bile huzursuz hissettiriyor.

Yeboah’ın çok da faydalı olmadığını ifade ettiği çerofobi tedavisi, kimi durumlarda depresyon sorununu tedavi etmekle karıştırılabiliyor.

“Çerofobi hakkında çok fazla kaynak olmadığı için yapabileceğim pek bir şey yok, bu yüzden sadece onunla yaşamaya devam ediyorum ve mümkün olduğu kadar onu düşünmekten kaçınıyorum.”

GEÇMİŞLE HESAPLAŞMAK GEREKİYOR

Barron, geçmişinizi eşelemenin başlangıç için iyi bir yer olduğunu, bu sayede olumsuz sonuçlardan korkmaksızın, keyfince zaman geçirmeye, eğlenmeye ve mutluluğa karşı tolerans göstermeyi deneyebileceğinizi söylüyor.

Bilhassa, iç-görü odaklı psikoterapi ve bilişsel davranışçı terapiler gibi tedavilerin, insanların sebepleri idrak etmede, ayrıca zevk ve acı arasında kurdukları olumsuz bağlantıları çözme noktasında yararlı olduğunu söylüyor.

Çerofobi ile uğraşmak, her şeyden öte, düşünme biçiminizi değiştiriyor. Şayet aynı sorunu yaşadığınızı düşünüyorsanız, büyük ihtimalle, geçmişte yaşanan bir çatışma ya da travma sebebiyle ortaya çıkan bir savunma mekanizmasıdır.

Sorunlarınız üzerinde çalışmak zaman alır; fakat tedavi ile bunu geçmişte bırakacak, mutluluğun tadını çıkaracak ve işte o anda yaşamaya başlayabileceksiniz.

Yazar: Lindsay Dodgson
Çeviren: Tarkan Tufan
Kaynak: www.gazeteduvar.com

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

TREND