Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Hayallerinize dikkat edin! gerçek olabilir

John Kennedy ve Alan B. Shepard çok yakın iki arkadaştılar. Çocukluktan itibaren ikisinin de zirveyi zorlayan hayalleri vardı. Kennedy ABD’ye başkan olmak istiyordu, Shepard ise uzaya giden ilk ABD’li astronot. Her biri gençlik yıllarını birgün bu amaçlarını gerçekleştirmek için gerekli çalışmaları yaparak geçirdiler. Ve sonuç tam hayal ettikleri gibi oldu. “Ben siyasete giriyorsam, en yükseğe çıkmak için… Birgün bu ülkeye cumhurbaşkanı olacağım” diyen bir genç vardı. Adı Nicolas Sarkozy’di. Sarkozy, şu anda Fransa Cumhurbaşkanı. Hayallerinize dikkat edin! Gerçek olabilirler.

Gençlerin üniversite için tercihlerde bulunduğu şu günlerde, kariyer planlamasının önemini ve bunun bir süreç olduğunu yansıtan bir yazı yazmanın yerinde olacağını düşündüm.

Bu nedenle yazının en sonunda söyleyeceğimizi en başta söyleyebiliriz. ‘Bir şeyi hayal ederseniz, ancak başarabilirsiniz…’

Daha 8 yaşında iken Oscar’ı hayal eden, gün gelip bunu kazanan bir sanatçı ile girelim mevzuya…
İlk kez 1996’da “Sense and Sensebility”deki rolüyle Oscar’a (yardımcı kadın oyuncu) aday gösterilen Kate Winslet iki yıl sonra da “Titanic”teki rolüyle “En iyi kadın oyuncu” ödülüne aday gösterilmişti. Ardından bugüne kadar biri yardımcı olmak üzere, 3 kez kadın oyuncu dalında aday gösterilen Winslet hiç ödül kazanamamıştı.
Ama yılmadı…

2009 yılı Oscar’ının en iddialı adaylarından ‘Slumdog Millionaire’ aday olduğu 10 daldan 8’inde ödül alarak geceye damgasını vururken, 5 dalda aday olan ‘The Reader’ sâdece Kate Winslet ile ödül alabildi. Kate Winslet “En iyi kadın oyuncu” Oscar’ını kazandı.

Şeytanın bacağını 6. adaylığında kıran Winslet ödülünü elini aldıktan sonra, kariyer planlaması ile uğraşanların not defterlerine yazmaları gereken çok çarpıcı ifadeler kullandı ve şunları söyledi: “Daha önce bu ânı 8 yaşında, elimde şampuan şişesiyle banyoda duş alırken hayal etmiştim. Şimdi ise elimdeki bir şampuan şişesi değil, bir Oscar….” dedi.

Bir gün Oscar’ı kazanacağına dair inancını da, 15 kez Oscar’a aday gösterilerek bir rekoru elinde bulunduran Meryl Streep’e dönerek, “Özür dilerim, ama artık sıra bende…” sözleri ile ifade etti.
8 yaşında bir çocuk, o günden sonra girdiği her duşta eline aldığı şampuan şişesini adeta bir Oscar Ödülü gibi kavrıyor ve birgün Oscar Ödülü’nü de aynı şekilde yukarıya kaldırmanın hayalini kuruyor. Gün geliyor bunu başarıyor… Alanında önemli başarılar bunlar…

22 Şubat gecesi Oscar ödül törenini canlı yayında izlerken, Kate Winslet’in, “Daha önce bu ânı 8 yaşında, elimde şampuan şişesiyle banyoda duş alırken hayal etmiştim” sözlerini duyar duymaz, Fransa Cumhurbaşkanı Sarkozy geldi aklıma…
O bile…

Avrupa ülkeleri arasında Türk kamuoyunda en çok tepki çeken devlet adamı kimdir diye sorsanız, herkesin cevabı büyük ihtimalle aynı olur; Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy…
Anne-babası Fransa’ya göçmen olarak gelen Nicolas Sarkozy, çok genç yaşta siyasete atılırken hedefini koydu: Birgün Fransa’ya Cumhurbaşkanı olmak…
Arkadaşlarına, “Ben siyasete giriyorsam, en yükseğe çıkmak için… Birgün bu ülkeye cumhurbaşkanı olacağım” diyordu.
Sarkozy, Jacques Chirac’ın 2002’de yeniden cumhurbaşkanı seçilmesinden bir yıl sonra katıldığı bir televizyon programında, “Her sabah tıraş olurken aynanın karşısında, -oğlum birgün bu ülkeye cumhurbaşkanı olacaksın…” diye kendi kendine bağırdığını ve hep zirveyi hedeflediğini itiraf etti. Gün geldi cumhurbaşkanı oldu.
O Sarkozy ki, Paris’in banliyölerinden birinde belediye başkanı iken 1984 yılında nikahını kıydığı geline göz koymuş, “Birgün bu kadınla evleneceğim” hesapları yapmıştı. Nikahını kıydığı manken gelin Cecilia Ciganer-Albeniz ile beş yıl yasak aşk yaşayan ve ilk evliliklerinden ikişer çocukları bulunan çift, daha sonra eşlerinden boşanıp 1996’da evlendiler. Sarkozy cumhurbaşkanı olduğunda eşi Cecilia idi.
Şoförüydü bakan olup karşısına çıktı
Hayattaki süpriz olaylar bu örneklerle sınırlı değil elbet..

Yıl 1965.
Birleşmiş Milletler (BM) Protokol Şefi Sinan Korle, bir gün bağımsızlığını yeni kazanan Afrika ülkelerinden birinin dışişleri bakanını karşılamak için Kennedy Havaalanı’na gider. Bakanı arabasına alır. Bakan, Korle’ye hiç yabancı gelmez ama nereden tanıdığını çıkaramaz. Dayanamaz sorar.
Bakan, “Bay Korle, New York’ta sık sık kiraladığınız otomobilin şoförünü hatırlıyor musunuz? İşte ben o şoförüm. Ülkem bağımsızlığa kavuştuktan sonra dışişleri bakanlığı için birisini aradıklarını duydum. Başvurdum ve bakan oldum. Bunda sizi otomobilimle götürüp getirirken bana Birleşmiş Milletler konuları ve dünya sorunlarıyla ilgili verdiğiniz bilgilerin çok yararı oldu, bu sorumluluğun üstesinden gelebileceğim yönünde cesaretimi artırdı” cevabını verir.

Hayat bazen böyle süpriz denk gelişlerle de insanların kaderine yön verirse de, şansı oluşturacak zeminleri hazırlamak gerektiği gerçeği de unutulmamalıdır. Şans ancak ona uygun hazırlığı olanlara güler…
Bir başka örnek daha vererek, konunun açılımını ve asıl söylemek istediklerimizi bir sonraki yazımıza bırakalım…

1980’lerin ortalarında İstanbul Şehremini Lisesi’nde okurken, “Bir gün gelecek, dünya sinemasına yön veren kişilerden biri olacağım” dediğinde, arkadaşları da, öğretmenleri de ona alaycı bir tebessümle bakıyorlardı. Belki de bu yüzden lâkabı “hayâlperest” olarak kalmıştı.

Yıl 2004…
Şehremini Lisesi’nin hayalperest lakaplı öğrencisi Göktuğ Sarıöz, Hollywood’un gözde şirketlerinden Miramax’ın bir numaralı kreatif yönetmeni ve Quentin Tarantino’nun son filmi Kill Bill’in tanıtım organizasyonunun teslim edildiği bir avuç sanatçıdan biri oldu. Hayalleri gerçek olmuştu.

Kennedy 20 Ocak 1961’de ABD Başkanı olarak yemin etti. Yakın arkadaşı Alan B. Shepard ise bu tarihten sadece 105 gün sonra, yani 5 Mayıs 1961’de Rus astronot Gagarin’den sonra uzaya giden ilk astronot oldu. İkisinin de hayalleri gerçek oldu. Başkan Kennedy yakın arkadaşı astronot Shepard’ı Beyaz Saray’da ağırladı ve ulusal kahraman ilan etti. İkisi de gerçeğe dönüşen hayallerinin doruklarındaydı.

John Kennedy ve Alan B. Shepard çok yakın iki arkadaştılar. Çocukluktan itibaren ikisinin de zirveyi zorlayan hayalleri vardı. Kennedy ABD’ye başkan olmak istiyordu, Shepard ise uzaya giden ilk ABD’li astronot. Her biri gençlik yıllarını birgün bu amaçlarını gerçekleştirmek için gerekli çalışmaları yaparak geçirdiler.

İdealler, hayallerin disipline edilmiş ve makul bir çerçeveye oturtulmuş halidir.

Başka bir örnek verelim.
Adı Melis…
Henüz 10 yaşında.
Daha 2-3 yaşında iken de yetişkin insanlar gibi konuşur, dinleyenler bilmiş tavırlarını gıpta ile izlerdi. Kendisini 7-8 yıldır görmemiştim…
Eşimin halasının torunu olan bu küçük hanımefendi ile yıllar sonra geçtiğimiz günlerde yeniden karşılaştığımızda kendisine, ‘en çok hangi yaşta olmayı merak ediyorsun’ diye sordum.

Ben sadece bir yaş söylemesini beklerken, “18, 23 ve 27 yaşlarımı çok merak ediyorum” dedi. “Hayrola, bu yaşların özelliği ne?” dedim.

‘Genç kız olmak nasıl birşey onu merak ediyorum. 18 yaşımı bu açıdan önemsiyorum’ dedi. ‘Ya diğerleri’ dedim. ‘22 yaşında üniversiteyi bitireceğim, çok gecikmeksizin 23 yaşında evlenmeyi düşünüyorum’ dedi. ‘Ya 27’ dedim. ’27 yaşında ilk çocuğumu doğurmayı düşünüyorum. Annelik nasıl bir duygudur, onu da merak ediyorum…’ dedi. Kendisini tebrik ettim.

Planlı yaşayanlara bayılırım. Şirketlerin bile geleceğe yönelik plan ve vizyonları varken, hayatı rastgele yaşayan, yarınlara dair tahayyülleri ve hedefleri olmayan insanlardan hazzetmem. İnsan ilişkileri sinerji oluşturan bir mahiyet arz ettiğinden, çevre seçimi erken yaşlardan itibaren çok önemlidir. İnsanın kimlerle arkadaş olduğu ile nereye varmak istediği arasında bağlantı vardır. Yukarıda yer verdiğimiz John Kennedy ile Alan B. Shepard örneği bu açıdan önemlidir.
Sözün özü, bir amacı olmalı insanın…
Herkesin bir yıldızı vardır…

Amerika Birleşik Devletleri’nde Alman kökenli ilk Senatör olan Amerikalı asker ve siyasetçilerden Carl Schutz, “İdeal denen şey yıldıza benzer. Onlara hiçbir zaman ulaşamayız ama, tıpkı denizcilere olduğu gibi, bize de yolumuzu gösteren odur” derken, Fransız rönesans yazarlarından Montaigne’de, “Amacı olmayan gemiye hiçbir rüzgardan fayda gelmez” der.

Biz rotamızı belirleyeceğiz ki, o yolculuk için ihtiyaç duyduğumuz gereksinimleri ve hangi rüzgarlardan istifade edeceğimizi ona göre şekillendireceğiz.

Tanıyanlar bilir, biraz aksiyimdir. Geçtiğimiz yıllarda işe aldığımız bir asistana, ‘bana hangi yılda master, doktora ve doçentliğini tamamlayacağını yıl yıl yazarak vereceksin, evleneceğin tarihi de sadece yıl değil ay olarak not düşeceksin. Planındaki ilk hedef tutmadığında işten atarım” dedim. Şu ana kadar hedeflerinde aksama olmadı. Zor şeyler değil bunlar. Yeterki bir amaç, ona uygun da bir çalışma temposu olsun.

Kimi zaman ulaşamamış olsak bile, hayallerimiz bize varmak istediğimiz yol konusunda ipucu verirler. Amerikalı yazar William Feather, “Bir şeyi başarmak için ona kesin karar vermekten başka başarıya ulaştırıcı bir yol bilmiyorum” der.

Nitekim vizyonu büyük insanların başarı potansiyellerinin de büyük olduğu görülmüştür. Hedef sahibi öğrencilerin hayatta daha başarılı oldukları tespit edilmiştir.

1953 yılında dünyaca ünlü Amerikan Yale Üniversitesi’nde yapılan bir araştırmada öğrencilere amaçlarını yazmaları istenmiştir. Bu öğrencilerden sadece % 3’ü amaçlarını net olarak yazabilirken, % 97’sinin net bir hedefinin olmadığı anlaşılmıştır.

Aradan 20 yıl geçtikten sonra, her biri yetişkin bir birey haline gelmiş olan aynı insanlar üzerinde yapılan araştırmada, 20 yıl önce hedeflerini yazabilen % 3’lük kesimin hayatlarında daha başarılı oldukları ve çoğunun hedeflerine ulaştıkları görülmüştür.

Harvard Üniversitesi tarafından 2000 yılında Amerikan gençliği üzerinde yapılan bir araştırmada, gençlerin sadece % 23’ünün hayatta bir amacının olduğunu söylediği, buna karşılık % 77’sinin ise hayatı ve boş ve anlamsız buldukları görülmüştür.

J. Ginder, “Her insan başarı için gerekli iç kaynaklara sahiptir” der. Önemli olan bu iç kaynakları harekete geçirecek bir motivasyon süreci yaratabilmek ve zorlukları yenme, gerekli girişimlerde bulunulduğunda başarıya ulaşmanın mümkün olduğu konusunda bir inanç taşımaktır. Kısacası sözlü ve filli dua birlikte yapılmalıdır.

“Geleceğin Meslekleri” kitabımın 2001 yılında okuyucularla buluşmasından sonra çok sayıda email almıştım. Bu emailler arasında beni en çok etkileyen, lise 1. sınıfı yeni bitirdiğini söyleyen Emrah Gültekin isimli öğrencinin mesajı olmuştu. Öğrenci mesajında; “Lise 1. sınıfı yeni bitirdiğini, önünde daha 2 yıl lise, belki hazırlığı dahil 5 yıllık bir üniversite, ardından da 1,5 – 2 yıl askerlik olmak üzere yaklaşık 9-10 sene olduğunu, bugün için popüler olan kimi mesleklerin 10 sene belki de önemini kaybedeceğini, bu yüzden hayata atılacağı 10 yıl sonrası için kendisine ne tür meslekler önerebileceğimi” soruyordu.
Emrah Gültekin’den aldığım bu mesajı birçok eğitimci ile paylaştığım gibi, Türkiye’nin yakından tanıdığı bir çok isme ve devlet erkanına gönderdim ve bu örneğin yeni neslin potansiyeli ve perspektifi konusuna iyi bir örnek olduğunu belirttim.
Gençlere geleceklerini planlamalarını öneriyorum.
Siz size düşeni yapın da, sizin dışınızdaki faktörlerin oluşturduğu güçlükleri karşılamak için bir direnciniz olsun.
Üniversite tercihlerinde son haftaya giriyoruz. Yeri geldikçe konuya devam edeceğiz. Herşey gönlünüzce olsun.

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Spor Dünyasından Resimli Şampiyon Sözleri

spor dünyası sözleri, şampiyonluk, şampiyon sözleri mümin sekman, şampiyon sözleri kitap, şampiyon sözleri, şampiyon

Şampiyon Sözleri Mümin Sekman tarafından yazıldı. Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesinin bulunduğu Şampiyon Sözleri kitabından sizler için en güzel ve motivasyon sağlayıcı sözleri seçtik.

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

ŞAMPİYON SÖZLERİ ARKA KAPAK YAZISI

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

SPOR DÜNYASINDA BAŞARILI OLMAK

Pes etmeyi bir kez öğrendin mi alışkanlığa dönüşür.

Vince Lombardi

Kan, ter ve saygı. İlk ikisini verir, sonuncuyu kazanırsın.

Dwayne Johnson

Yapmadığın atışları asla sayıya çeviremezsin.

Larry Bird

Zayıf olana herkes acır, “kıskanılmak” ise çabayla kazanılır.

Arnold Schwarzenegger

Olduğun yerden başla. Elindekini kullan. Yapabildiğini yap.

Arthur Ashe

Bir olimpiyat şampiyonu, size birebir başarı koçluğu yapsa ne kazanırdınız? 

Lazer gibi odak, çelikten bir irade ve ateşli motivasyon! 

Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesi bu kitapta. Şampiyonlar şöhret, servet, kudret, marifet, zafer ve hezimet üzerine hayat dersleri veriyor. Hayatın zorlu “unvan maçları”na çıkarken, mücadele gücünüzü artıracaklar. 

Bu kitap şampiyon sporcular kadar, işinin şampiyonu olanlar için. Hayatın olimpik mücadelesinde yarışan CEO’lar, TUS adayı doktorlar, genç girişimciler veya üniversite adayları “zorlu zamanlarda güçlendiren fikirler” bulacak.

“Yetenek yoksulun servetidir,” der John Wooden. Yeteneği şöhrete, şöhreti servete, serveti kudrete, kudreti de daha büyük başarıya çevirmenin sistemini keşfedeceksiniz. 

Şampiyonluk bir zihin durumudur. Kazanmak için oynamak bir dünya görüşüdür. İnsan kendi hayatının şampiyonu olabilir. İçinde ve işinde “şampiyon zihniyeti inşa etmek” isteyenlere en kapsamlı kaynak…

Kitapta Muhammed Ali’den Pele’ye, Tiger Woods’tan Michael Jordan’a, Katarina Witt’ten Bruce Lee’ye, Roger Federer’den Ronaldo’ya alanın en iyileri kişisel sırlarını ve profesyonel sistemlerini anlatıyor. Çoğu kazanma taktiği Türkçeye ilk kez çevrildi. Türkiye’nin “başarı yazarı” Mümin Sekman da efsanelerin başarı sistemini analiz etti.

Hayatı bir şampiyon gibi yaşamak isteyenler ve şampiyonluktan başka bir hayat düşünemeyenler için… Daha ileriye, daha yükseğe, daha güçlü ve daha hızlı!

Okumaya devam et

MAKALE

Evlat edinilen çocuklar ve güvenli bağlanma süreci

yakın ilişkiler, evlat edinme, evlat edinilen çocuklar, çocuk, bağlanma

Evlat edinilen çocuklar, diğer çocukların uğraşmak zorunda kalmayacağı deneyimler yaşıyorlar. Bu deneyimler, evlat edinilen çocuklarda kaygı veren davranışlara yol açabilir. Peki, bu durumu nasıl baş edebiliriz? İşte yanıtı…

Evlat Edinilen Çocuklarda Bağlanma

Bağlanma teorisini ortaya atan John Bowlby’e göre bir çocuğun birine bağlanması; korktuğu, yorgun ya da hasta olduğu durumlarda özel olarak o kişinin yakınında ve o kişiyle iletişim içinde olmak istemesi anlamına geliyor1. Çocukların bağlanma stilleri güvenli, güvensiz (kaygılı veya kaçınmacı) ve düzensiz-güvensiz olmak üzere üçe ayrılıyor1. Ebeveynlerine güvenli bağlanan çocuklar, hem etraflarındaki dünya üzerinde bir etkileri olduğuna dair kendilerine hem de kişilerarası ilişkilerinde ebeveynlerine güveniyorlar1. Bu sayede problem çözme yeteneklerine daha fazla güvenen çocuklar, daha özgür bir biçimde dünyayı keşfedebiliyorlar1. Buna karşılık güvensiz bağlanan çocuklar gelişimleri boyunca bu keşif süreçlerini güvenle gerçekleştiremedikleri için daha fazla sorun yaşayabiliyorlar. Özellikle düzensiz-güvensiz bağlanan çocuklarda davranış bozuklukları ve psikopatoloji görülme olasılığı daha yüksek oluyor1.

Yapılan araştırmalarda evlatlık çocuklarda daha sık güvensiz ve düzensiz-güvensiz bağlanma stilleri, ideal olmayan çocuk-ebeveyn ilişkileri, tepkisel bağlanma bozukluğu ve rastgele arkadaşlık davranışları olduğu görülüyor1, 3, 4, 5. Evlat edinilmiş çocukların arasında güvensiz-düzensiz bağlananların fazla olmasına aslında bu grupta yetimhanede yetişmiş çocukların sayısının daha çok olması sebep oluyor. Çünkü yetimhanelerden çıkmış evlatlık çocuklar, çok küçük yaşta biyolojik ebeveynlerinden ve yetimhanede karşılaştıkları bakıcılardan sürekli ve sık sık ayrılmak zorunda kalıyorlar1, 4. Temel ebeveyn bakımından yoksun kalmanın getirdiği stres, çocukların beyinlerinin stresle baş etmeyi sağlayan bölümünün diğer çocuklarınkine göre daha farklı çalışmasına ve strese uygun tepki verilmesini sağlayan kortizol hormonunun daha az salgılanmasına sebep oluyor8. Bu işlevsel farklılıklar, çocuklarda zihinsel hastalıklar görülmesine ya da strese yeterince uygun tepki veremedikleri için gençliklerinde daha riskli davranışlar sergilemelerine yol açabiliyor8.

Yetimhaneden çıkıp evlat edinilen çocuklarda yeni ebeveynlerle bağlanmanın oluşabilmesi ve çocukların işlevselliklerinde buna bağlı olumlu gelişmeler görülebilmesi için çocuk ile ebeveyn arasındaki ilişkinin çocuğun önceki bakıcılarıyla olan ilişkisinden farklı olarak stabil, tutarlı ve kaliteli olması gerekiyor. Yapılan bir araştırmada hayatlarının ilk yıllarını yetimhanede sık sık bakıcı değiştirerek geçirmiş çocukların -en uzunu dokuz ayda olmak üzere- %40’ının ilk 3 ay içinde yeni ebeveynlerine bağlandıkları görülüyor5. Ancak çocuklarda bu şekilde bağlanma davranışlarının gözlenmesi, bağlanma stillerinin kesin olarak güvenli olduğu anlamına gelmiyor. Romanya’daki yetimhanelerde yetiştikten sonra evlat edinilmiş çocuklarla yapılan bir araştırmada, Kanadalı çocuklar ve dört aylıktan önce evlat edinilmiş çocuklara kıyasla araştırılan grubun belirgin bir kısmının yeni ebeveynlerine daha güvensiz bağlandıkları ortaya çıkıyor6. Bu durum elbette çocukların evlat edinilmeden önce karşılaştıkları, bakıcılar tarafından ihmal edilmek gibi kötü deneyimlere oldukça bağlı.

Yetimhanedeki koşullardan ötürü güvensiz bağlanmaya yatkın olan bu çocukların yeni ebeveynleriyle güvenli bir bağ kurmaları zor görünüyor ancak imkansız değil. Bowlby’ye göre çocukların hayatlarındaki ilk beş yılda karşı karşıya kaldıkları ebeveynlik davranışlarının hassasiyetindeki değişimler, çocukların bağlanma stillerinde ve dünyaya bakış açılarında iyi yönde bir değişim sağlayabiliyor4. Yapılan araştırmalarda bir yaşından önce evlat edinilen çocukların biyolojik ebeveynleriyle yetişen çocuklarla aralarında bağlanma stilleri açısından kayda değer bir fark olmadığı görülüyor4, 6. Genel olarak, evlat edinilme yaşı ile bağlanma stilinin iyi yönde değişmesinin zorluk seviyesinin paralel gittiği düşünülüyor2. Bu duruma sebep olarak bir yaşından küçük çocukların yetimhanelerin kötü şartlarına uzun süre maruz kalmadan ve henüz bağlanma sistemleri gelişmekteyken yeni ebeveynleri tarafından bakım görmeye başlamaları görülüyor6. Ancak aynı paralellik düzensiz-güvensiz bağlanma stiliyle evlat edinilme yaşı arasında bulunmuyor, yaştan bağımsız olarak düzensiz-güvensiz bağlanma stili genellikle yoğun bir şekilde kötü muameleye maruz kalma sonucu oluştuğu için değişmesi de daha zor oluyor4.

Bu istisna göz ardı edildiğinde, evlatlık edinilen çocukların, biyolojik ebeveynleri tarafından yetiştirilen çocuklar gibi bağlanma stillerinin onları evlat edinen anneleriyle oldukça benzer olduğu görülüyor7. Yapılan uzun soluklu bir çalışma da erken ve orta çocukluk dönemlerinde annelerin çocuklarına gösterdiği hassas davranışların çocukların erken yetişkinliklerindeki bağlanma algıları üzerinde olumlu etkisi olduğunu ortaya koyuyor3. Bunun yanı sıra aslında ebeveynlerden en az birinin bile güvenli bir dünya görüşüne (state of mind) sahip olması, çocukların evlat edinilmeden önce yaşadığı travma ve mahrum kalmışlığa karşı koruma görevi görebiliyor7. Yani her ne kadar bağlanma stillerinin güvenliye dönmesi zor gibi görünse de geç evlat edinilen çocukların bile kurumların bakımı altından çıkıp sabit, korumacı ve ilgi gösteren bir aile tarafından bakım görmeleri sosyal ilişkilerinden bilişsel kapasitelerine ve zihinsel sağlıklarına kadar hayatlarının birçok alanındaki gelişimlerinde olumlu etkiler yaratıyor.

Yazan: Rengim Lal Kılavuz
Düzenleyen: Dr. Gizem Sürenkök
Kaynak: www.yakiniliskiler.com

Okumaya devam et

MAKALE

Müşteri memnuniyeti için öneriler

satın alma deneyimi, satın alma, pazarlama, müşteri, marka

Markalar müşterilerine iyi bir satın alma deneyimi yaşatmayı hedefler. Fakat maalesef bu konuda başarılı olan pek az şirket var. Peki, bu durum tam tersine nasıl çevrilir? İşte yanıtı…

İyi Müşteri Deneyimi Yaşatmak Neden Çok Zor?

İnsanın bir markayla ilişkisi sadece o ürünü kullandığı zaman yaşadıklarından ibaret değildir. Bilgi edinmek için internetten yaptığı araştırmalarla başlayan süreç; çağrı merkezi görevlileriyle konuşmalar, satın alma sırasında satıcıların tavırları ve satın alma yolculuğu sonunda yaşadıklarının toplamından oluşan bir marka deneyimidir.

Kısacası müşteri ve marka arasındaki ilişki bu “gerçeklik anlarında” yaşanan tüm adımları içerir.

Rekabetin gerisinde kalmamak için şirketlerin bu gerçeklik anlarının her birini incelemesi ve satın alma yolculuğunun her aşamasını müşteri için kolaylaştırması gerekir. Bunun için insanların motivasyonlarını, yapmak istediklerini anlayıp sonra da markayla ilişkiye girdiklerinde yaşadıkları zorlukları giderecek çözümler üretmesi lazımdır.

Bugün -maalesef- büyük şirketlerin birincil sorunu müşterilerin gerçekten ne istediklerini anlayamamalarıdır. Satın alma deneyimini iyileştirmek için bir araya gelen yöneticiler, çoğu zaman empati güçlerini kaybederler. Tüketicilerin de kendileri gibi insan olduğunu unuturlar. Çamaşır makinesi üreten bir şirket yöneticisi müşteri deneyimine odaklanmak yerine satış noktalarında yaşanan şirket sorunlarına odaklanır. Oysa her marka yöneticisi, günlük hayatta bir başka markanın tüketicisidir. Özel hayatında; o da yaptığı alışverişten şikâyet eden, aldığı ürünün fiyatından yakınan, gereğinde memnun kalmadığı ürünü iade eden olağan bir müşteridir. Fakat yönetici şapkasını giyip kurumsal bir kimliğe büründüğünde düşünceleri ve davranışları değişir. Müşterilerinin çamaşır yıkamakla ilgili gerçek sorunlarını çözmek yerine sosyal projeler üretmeye, toplumsal konulara duyarlılık kisvesi altında konu dışı alanlara kafa yormaya başlar. Tüketicinin bugünkü ihtiyaçlarını çözmek yerine ilgisiz konulara öncelik verir. Kendi kişisel hedeflerine veya kendi departmanının önceliklerine odaklanır.

Benzer şekilde müşteri deneyimini iyileştirmek için uluslararası danışmanlık şirketlerine büyük projeler yaptıran şirketler bile çoğu zaman kendi tüketicilerinin (müşterilerinin) ihtiyaçlarına yalın çözümler üretmek yerine mevcut sorunları daha da karmaşıklaştırırlar.

Oysa tüketiciler markaların vaat ettiklerini hakkıyla yerine getirmesini beklerler.

Dijitalleşmeyle, bugün pazarlama disiplini bir evrim geçiriyor. Satın alacağı ürünü internetten iyice araştıran, tüketici yorumlarını didik didik okuyan yeni nesil müşteriler markaların önüne farklı taleplerle gelmekte. Bütün şirketlerin bu talepleri iyi anlamaları, analiz etmeleri ve bunlara çözüm üretmeleri şart. Aksi takdirde bugünün insanına zorla iteleyerek ürün veya hizmet satmak mümkün değil.

Son yıllarda hayatımıza giren Inbound Pazarlama, modern insanın beklentilerine karşılık veren bir felsefeyi benimser. Yaklaşımı, dijital ortamda edindiği bilgi ile güçlenen modern müşterinin (tüketicinin) yapmak istediğini anlamak ve ona yol göstermektir. Inbound Marketing felsefesi eski usul yöntemler kullanarak, ısrarla bir ürün veya hizmeti zorla satmaya çalışan pazarlama anlayışının tam tersidir.

Inbound Marketing’in hedefi, markayı insanlara itelemek yerine onları markaya çekmek ve gönüllü bir şekilde markadan alışveriş yapmalarını sağlamaktır.

Inbound Pazarlama yöntemini uygulamak isteyen yöneticilere önerilerim şunlardır:

  • Markanın odağına insanı koy. Onun ne yapmak istediğini, amacını anla. Tüketicilerini veya müşterilerini “persona”lar ile tanımlayabilir, onları segmentlere ayırabilirsin ama unutma ki her biri senin benim gibi gerçek birer insandır. Dolayısıyla markanın müşterisinin önce insan sonra tüketici olduğu hatırla.
  • İnsanlar her gün kendilerine zorla bir şeyler satmaya çalışan yapışkan satıcılardan bıktı. Bu nedenle Web sitene ya da mağazana gelen insana hemen satış yapmaya çalışma. Onun ihtiyaçlarını anlayabilmek için sorman gereken bütün soruları sor. Ona bilgi vermekte cömert ol. Kendini bir satıcı gibi değil, o insana yardım etmek için görevlendirilmiş bir yetkili gibi gör.
  • Alışveriş yapan her insanı tedirgin eden birçok konu vardır. Yanlış ürüne veya hizmete para harcamak, verdiği karardan dönememek, satın aldıktan sonra markanın ilgisiz kalacağından endişe etmek… Bunlar insanların “acı noktalarıdır”. Her sektörde insanların markalardan alışveriş yaparken karşı karşıya kaldıkları sayısız acı noktası vardır. Kendi markan için bunların hepsini listele ve bunlara çözüm üret. Bugün Amazon, insanların bütün acı noktalarını çözdüğü için dünyada 1 numara olmuştur.
  • Eğer böyle davranırsan insanlar senin markana güven duyacak ve alışveriş yapmaya gönüllü olacaklardır. Markanı kendilerine zorla satış yapmaya çalışan diğer markalardan ayrı bir yere konumlayacaklardır.
  • Satın alma yaptıktan sonra senin markanla ilişkiye devam edecekler, kendi çevrelerine markanı tavsiye edeceklerdir.
  • Bütün bunları hayata geçirmek ve insanlara iyi bir alışveriş deneyimi yaşatmak için dijital teknolojileri hakkıyla kullan.

Dijital çağda istediği bilgiyi edinebilen, önünde sayısız seçenek olan, istediği markadan alışveriş yapabilen modern insana hitap edebilmek, onu markana çekebilmek, onun aklını ve gönlünü kazanabilmek, onun senin markandan can-ı gönülden alışveriş yapmasını sağlamak için gerekli dijital dönüşümü gerçekleştir.

Bu dijital dönüşümü gerçekleştirmeyen markaların bugünün dünyasında iyi bir alışverişçi deneyimi yaşatmaları ve ayakta kalmaları mümkün değil.

Yazar: Temel Aksoy
Kaynak: www.temelaksoy.com

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND