Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Havadan kaygı kaptık!

Mevsimlerin, hava durumunun insanları ruh halini olumlu ya da olumsuz şekilde etkilediği bir gerçek. Temmuz ayına girmemize rağmen yaz mevsiminin tam olarak yüzünü göstermemesi, hem kaygı ve yorgunluk düzeyini arttırıyor hem de pek çok hastalığa neden oluyor…

Mevsimlerin, hava durumunun insanları ruh halini olumlu ya da olumsuz şekilde etkilediği bir gerçek. Temmuz ayına girmemize rağmen yaz mevsiminin tam olarak yüzünü göstermemesi, hem kaygı ve yorgunluk düzeyini arttırıyor hem de pek çok hastalığa neden oluyor…

Havadan nem kaptık

Temmuz ayına girmemize rağmen yaz mevsiminin tam olarak yüzünü göstermemesi, havaların bir açıp bir kapaması adaptasyon sürecimizi zorlaştırıyor. Havadaki bu değişimler hem kaygı ve yorgunluk düzeyini arttırıyor hem de pek çok hastalığa neden oluyor.

Mevsimlerin, hava durumunun insanları ruh halini olumlu ya da olumsuz şekilde etkilediği bir gerçek. Özellikle kış mevsiminde güneş ışığının azalması, puslu, yağmurlu ve kapalı havalar insanları olumsuz etkiliyor. Bu yıl bir türlü gelemeyen yaz, havaların bir açıp bir kapaması, yağmur ve rüzgar, adaptasyon sürecini etkiliyor ve bu da yorgunluğa sebep oluyor. Avita Çalışan Destek Hizmetleri’nden uzman klinik psikolog Melis Kısmet, havalardaki bu dengesizliğin başımızı döndürdüğünü söylüyor: “Baş dönmesi soğuğu sevmemekten ziyade doğayı anlamlandırmaya çalışırken oluşuyor. Serini, soğuğu seven bile haziran ayının gel gitiyle baş dönmesine yakalanıyor. Stabiliteyi seviyoruz ve havadaki bu dalgalanma bize bir şeyler değişiyor mesajı veriyor sanki. Derken kaygı geliyor, dünyamız, atmosferimiz, çevremiz, geleceğimiz için endişeleniyoruz. Mevsim kayması konseptini hayatımıza aldık, ona alışmaya çalışıyoruz. Havanın bu kafa karışıklığı bizi kaygılandırıyor. Belki insanlar bu süreçte havanın değişkenliği nedeniyle belli semptomlar geliştirmiyorlar ama artan bilinçli ya da bilinçdışı endişeyle beraber genel kaygı belirtilerinde bir artış gözlemleyebiliriz.”

Kapalı havada çalışmak daha verimli

Endüstri ve örgüt psikoloğu Sibel Karamaraş ise dengesiz havaların çalışanlarda uykusuzluk, yorgunluk hissi ve enerji düşüşüne bağlı konsantrasyon sorunları oluşturabildiğine dikkat çekiyor: “Tüm bunlar da bir zaman sonra performansı ve tabii ki motivasyonu olumsuz etkileyebilir. Fakat iş yaşamına bakacak olursak, gerek sahada gerek laboratuvarda yapılan bazı araştırmalar güneşli günlerde çalışanların, kapalı, yağmurlu günlere oranla daha az verimli çalıştıklarını gösteriyor. Bunun sebebi dışarıda yapılabilecek aktivitelerin ve alternatiflerin daha az olması. Daha az olasılık daha az uyarı demek. Böyle olunca insanlar işlerine daha iyi odaklanabiliyor. Yine de açık ve güneşli havaların insan psikolojisi üzerindeki pozitif etkisi tabii ki yadsınamaz.”
Tabii havalardaki bu ani değişimler hastalıklara da davetiye çıkarıyor. Aynı günde birkaç mevsimi yaşadığımız bu günlerde, daha ince giyiniyoruz, pencere açık uyuyoruz, yaz yağmurunda ıslanmaktan korkmuyoruz, daha soğuk yiyecek ve içecek tüketiyoruz. Bu da hastalıkları beraberinde getiriyor. Bu durum kas tutulmaları, sırt ve bel ağrısı, boğaz ağrısı, baş ağrısı gibi birçok şikayetin artmasına neden oluyor. 

Medical Park Bahçelievler Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Yard. Doç. Dr. Engin Türkmen, yaşlılar, gebeler, çocuklar ve kronik hastalığı olanların ısı kontrol merkezlerinin daha çok zorlandığına dikkat çekiyor: “Bu kişiler ısı değişimine karşı daha hassaslar. Bu havalarda beslenmelerine ve giyimlerine özen göstermeliler. Sıcak ve soğuk havaya karşı kolay giyinip çıkarabilecekleri kıyafetleri tercih etmeliler. Kalp, tansiyon ve böbrek hastaların beslenmelerine daha çok dikkat etmeleri gerekiyor. Yeterli miktarda sıvı alımı ve ilaçlarını daha da düzenli almaları gerekiyor. Kronik hastaların daha sık kontrolden geçmesi gerekir. 6 ayda bir gidiyorsa yaz başı ve yaz sonunda hekime gidip kan kontrollerini, üre ve keraitini testlerini yaptırmalılar.”

Adaptasyon için doğru beslenme 

Havalar henüz yağmurun vücudumuza verdiği zararı engelleyecek kadar sıcak olmadığından yağmurda ıslanıp ardından rüzgar çarpması vücut ısısının düşmesine neden oluyor. Bağışıklık sistemi düşüyor ve enfeksiyona açık bir hale geliyor. Nezle virüsleri bu havaları seviyor. Vücut ısısı düşük, bağışıklık sistemi zayıfsa ve yeterli savunma mekanizması devreye giremiyorsa, solunum yolu enfeksiyonları, sinüzit, bronşit, zatürre ve ishal gibi şikayetler sık yaşanıyor.

Bu hastalıklardan korunmanın yolunun da adaptasyonu daha iyi sağlamaya yönelik çalışmalar yapmak olduğunu söyleyen Yrd. Doç. Dr. Türkmen, kahvaltı yapmanın önemine dikkat çekiyor: “Enerjiye ihtiyacımız var ise ilk olarak güçlü bir kahvaltı yapacağız ve bu kahvaltının içerisinde bal, peynir, zeytin, karbonhidrat olacak. Tüm bunlar günlük aktiviteler için gerekli ısıyı, enerjiyi almak ile birlikte vücudumuzun ısı kontrol merkezinin rahat çalışabilmesi için gerekli. Bunun yanında bol sıvı almamız lazım. Günde en az 2 litre sıvı tüketmemiz lazım. Bir buçuk, iki litre su olabilir. Maden suyu olabilir. Tuzlu ayran olabilir. Havalar sıcaksa terle birlikte sodyum potasyum kaybı olduğu için muhakkak maden suyu ve tuzlu ayran öneriyoruz. Bunu aldığınız zaman hem sıvıyı alıyorsunuz hem de elektrolitleri alıyorsunuz. Dolayısıyla kramplardan kurtulmuş olursunuz; eğer terleme ile birlikte sodyum potasyum, magnezyum kaybı olursa bu sefer bacak krampları olur. Sonrasında yorgunluklar olur. Bu nedenle kahvaltımıza dikkat etmeliyiz. Yeterince sıvı almalıyız. Ayrıca meteorolojibilgilerini iyi dinleyip ona göre giyinmeliyiz, şemsiyemizi yanımızda bulundurmalıyız.” 

Açık havada yürüyüş yapın

Acıbadem Fulya Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Hacer Baltaoğlu, ani ısı değişikliklerine karşı şu önerilerde bulunuyor: 

– Ani ısı değişikliklerine karşı daha dayanıklı olmak için her gün açık havada 30-60 dakika süreyle yürüyüş yapılmalı. 
– Mümkünse her gün duş alarak, masaj gibi şeylerle dolaşım hızlandırabilir. 
– Uykuya dikkat edilmeli, en az 6-8 saat uyunmalı. 
– Bağışıklık sistemini güçlendirmek için bol miktarda taze sebze ve meyve yiyerek vitamin alınmalı. Günde 2 litreden az olmamak kaydıyla su içilmeli: Çok terlediğiniz anlarda mineralli su, tuzlu ayran, cacık ve yoğurt tüketilmeli. 
– Enfeksiyonlardan korunmak için elleri çok sık yıkamalı, öpüşmekten ve tokalaşmaktan kaçınılmalı. 

Hava durumundaki ani değişikliklere bağlı gelişen rahatsızlıklar ofis çalışanlarını da aynı şekilde etkiliyor, çalışanların hastalanması iş gücü ve verimi düşürüyor. Dr. Hacer Baltaoğlu, ek olarak yüksek sıcaklık ve nemden dolayı oluşan ısı stresi, fiziksel aktivite ve konsantrasyon yeteneğinde azalmaya yol açarak bireylerin daha fazla hata yapmalarına neden olduğunu söylüyor: “Özellikle temmuz-ağustos ve eylül aylarında çok daha fazla görülen akut bağırsak enfeksiyonları, yumurta, tavuk ve et kaynaklı besin zehirlemeleri ofis çalışanları arasında ortak kullanılan tuvaletler, kırtasiye malzemeleri gibi materyaller, toplu yemekler bulaşmaya yol açarak çalışanların büyük bir kısmını etkiliyor. Yine iyi klimatize edilmeyen ve havalandırılamayan ofislerde solunum yolu hastalıkları çalışanları doğrudan etkileyerek iş gücü ve verimini düşürüyor. Klimaya doğrudan maruz kalınması sonucu boyun ve sırt tutulması, baş ağrısı, yüz felci gelişebiliyor. Ayrıca halsizlik, yorgunluk, migren atağı, astım krizi, kronik tıkayıcı akciğer hastalığı olanlarda akut alevlenme, boğaz, kulak ve sinüs enfeksiyonları, hatta doğrudan klimalardan yayılan bir bakteriyle  gelişen Lejyoner hastalığı yani zatürre klimaların yanlış kullanımı nedeniyle oluşan hastalıklar arasında yer alıyor.”

11.00-16.00 arası dışarı çıkmayın

Önümüzdeki günlerde havaların çok sıcak olması bekleniyor. Uzmanlar çok sıcaklarda gerekmedikçe dışarıya çıkılmaması konusunda uyarıyor:
– Sıcak hava dalgasında özellikle yaşlılar ve kronik hastalıkları olanlarda ölüm oranları artıyor. Güneş çarpması da ölüme neden olabiliyor. Cilt kanserleri ve güneşe bağlı yanıklar artıyor. 
– Bol sıvı tüketin ve sık duş alarak serinlemeye çalışın.
– Zararlı güneş ışınlarına maruz kalmamak için 11:00’den önce veya 16:00 dan sonra yürüyüşü tercih edin. 
– Hava sıcaklığına uygun giyinin: Çok sıcaklarda açık renk, hafif, terletmeyen pamuklu ya da keten giysiler, geniş kenarlı şapkalar ya da şemsiye kullanın.

Sıcaklıklar artacak

Bu yaz diğer yıllardan biraz farklı geçiyor. Havalar bir açıyor, bir kapıyor, temmuz ayına girmemize rağmen sıcaklıklar mevsim normallerinin altında seyrediyor. Meteroloji mühendisi Hüseyin Öztel’e hava durumunu sorduk. Öztel, “İstanbul için Haziran ayında hava sıcaklığının mevsim ortalamaları 26 derece civarında. Bu yıl ise İstanbul 25 derecenin üzerine sadece birkaç gün çıktı. Çoğunlukla 24-23 dereceydi, hatta bazı poyrazlı günler gün içi sıcaklıkları 19 dereceye kadar indi. Doğal bir klima gibi çalışan poyraz rüzgarı hâlâ hakim rüzgar olarak bölgede esiyor” diyor.

Temmuz’un ilk haftası yine serin hava girişi olacağını söyleyen Öztel, sıcaklıkların artacağını ama aşırı sıcak bir temmuz beklemediklerini, Ağustos ayının ise bugünlere göre 5-8 derece sıcak olmasını beklediklerini söylüyor.

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

MAKALE

Kişiliğin Değişmesinde Yaşlılık Nasıl Rol Oynuyor?

“Yaşlandıkça çok değiştin.” cümlesini duymayan yoktur. Peki bunun gerçeklik payı var mı? İnsanin kişiliği yaşlandıkça neden değişir?

Yaşlandıkça insanların karakterleri nasıl değişiyor?

Gazeteci Henry Trewhitt, gözlerini Başkan Ronald Reagan’a kararlıkla dikti ve “Sayın Başkan, birkaç haftadır düşündüğüm bir konuyu gündeme getirmek ve bunu da özellikle ulusal güvenlik açısından yapmak istiyorum” dedi.

Takvimler, 1984 yılının Ekim ayını gösteriyordu. Bir dört yıl daha başkanlık görevini sürdürmek için kampanyasına devam eden Reagan, rakibiyle canlı tartışma programında karşı karşıya gelmişti.

Birkaç hafta önce yapılan bir önceki canlı tartışmada kötü bir performans sergilemişti.

73 yaşında başkanlık için çok yaşlı olduğu kulaktan kulağa fısıldanıyordu.

Reagan, o dönem başkanlık koltuğunda oturan en yalı siyasetçiydi. Bu rekor, önce 74 yaşındaki Donald Trump tarafından, onun rekoru da 77 yaşındaki Joe Biden tarafından kırıldı.

Zor soruya zeki yanıt

Trewhitt, aslında Regan’ın stres altında çalışmaya devam edip edemeyeceğini anlamak istiyordu.

“Hiç de değil, Bay Trehwitt” diye cevapladı, Reagan gülümsemesini geri tutarak:

“Ve yaş meselesini bu kampanyanın gündemine getirmeyeceğimi ve siyasi kazanım adına rakibimin gençliğini ve deneyimsizliğini kullanmayacağımı bilmenizi isterim.”

Verdiği bu yanıt, seyircilerden kahkaha ve alkış aldı. Birkaç hafta sonra yapılan seçimlerden de ezici bir galibiyetle çıktı.

Oysa Reagan’ın yaptığı espride sandığından daha çok gerçeklik payı vardı.

Sadece deneyim değil, aynı zamanda “olgun kişilik” faktörü de Başkan’ın yanındaydı.

Gizemli bir değişim

Yaşlanmanın getirdiği fiziksel dönüşümlere hepimiz aşinayız: Cilt esnekliğini kaybeder, diş etleri çekilir, burun uzar, saçlar tuhaf yerlerde çıkmaya, başka yerlerden ise dökülmeye başlar ve hatta boy da kısalır.

Bilim insanları, yaşlanmanın etkileri üzerine onlarca yıl süren araştırmaların ardından artık daha gizemli başka bir değişikliği daha ortaya çıkardı.

Edinburgh Üniversitesi’nden psikolog René Mõttus, “Bu araştırmadan elde ettiğimiz net sonuçlara göre, hayatımız boyunca aynı insan olmayız” diyor.

Çoğumuz kişiliğimizin hayatımız boyunca nispeten aynı olduğunu düşünmek isteriz. Ancak araştırmalar durumun pek de böyle olmadığını gösteriyor.

Karakter özelliklerimiz sürekli değişiyor ve 70 ile 80’li yaşlara gelindiğinde ise insanlar önemli bir dönüşüm geçirmiş oluyor..

Kişiliklerimizin kademeli olarak değişmesinin bazı olumlu yanları da var.

Daha vicdanlı, daha hoş ve daha az nevrotik olabiliyoruz.

Makyavelist yaklaşımlar, narsisizm ve psikopatiyi içeren ve “Karanlık Üçlü” olarak tanımlanan kişilik özellikleri, azalma eğilime girer ve böylece suç işleme ya da madde bağımlılığı gibi zararlı davranışlara bulaşma riski de azalır.

Araştırmalar, daha fedakar ve güven duygusu yüksek bireylere dönüştüğümüzü ortaya koyuyor. Yaşla birlikte irade gücünün arttığı ve mizah anlayışının da geliştiği görülüyor.

Ayrıca, ilerleyen yaşlarda insanlar duyguları üzerinde daha fazla kontrol sahibi olmaya başlıyor.

Bu araştırmanın sonuçları aslında yaşlıların daha huysuz ve geçimsiz olduğu klişesinin de değişmesi gerektiğine işaret ediyor.

Daha değişken ve uysal kişilikler

Uzmanların yıllardır düşündüğünün aksine, insanların kişilik özelliklerinin çocuklukta ya da 30’lu yaşlarda sabitlenmek yerine, daha akıcı ve şekillenebilir olduğu anlaşılıyor.

Mõttus, “İnsanlar daha iyi ve sosyal olarak daha uyumlu hale geliyor. Yaşamla ilgili beklentileri ile toplumun talepleri arasında giderek daha iyi bir denge kurmaya başlıyor” diyor.

Psikologlar, yaşlandıkça meydana gelen değişim sürecini “kişilik olgunlaşması” olarak adlandırıyor.

Bu, gençlik dönemlerinde başlayan ve en azından 80’li yaşlara devam eden kademeli ve fark edilmesi güç bir değişim.

İlginç bir şekilde bu evrensel bir süre. Bu eğilim, Guatemala’dan Hindistan’a kadar tüm kültürlerde görülüyor.

Houston Üniversitesi’nde sosyal psikolog Rodica Damian, “Bu kişilik değişikliklerine değer yargıları koymak genellikle tartışmalı bir durum. Ancak bunun faydalı olduklarına dair bulgular mevcut” diyor.

Örneğin duygusal istikrarın düşük olması akıl sağlığı sorunları, yüksek ölüm oranları ve boşanma gibi olaylarla ilişkilendiriliyor.

Diğer yandan Damian, vicdanlı birinin bulaşıkları yıkamak gibi işlere yardımcı olma ya da aldatma eğiliminin düşük olmasından dolayı hayat arkadaşının daha mutlu olasılığının yüksek olduğunu belirtiyor.

Kişiliklerimizin daha istikrarlı yanı

Yaşlandıkça kişiliklerimiz belirli bir yöne doğru evrilirken, aynı yaş grubundaki insanlarla kıyaslandığında belli bir istikrar olduğu da gözlemleniyor.

Örneğin, yaşlandıkça bir kişinin nevrotiklik düzeyinin azalması beklenir. Bununla birlikte 11 yaşındayken yaşıtlarına göre daha nevrotik olan bir kişi, 80 yaşına geldiğinde de yine kendi yaş grubundaki en nevrotiklerden biri olabilir.

Damian, “Özümüz belli düzeyde aynı kaldığı için yaşıtlarımızla kıyaslandığında sıralamamızda fazla bir değişim olmaması normal. Ancak kendimize göre, kişiliklerimiz kesin değil, değiştirilebilir şeyler” diyor.

Kişilik değişiklikleri nasıl gelişir?

Kişilik olgunlaşması evrensel bir olgu olduğundan bazı bilim insanları kişilik değişiminin genetik etkenlerden ya da evrimsel güçlerden kaynaklanıyor olabileceğini düşünüyor.

Diğer yandan başka uzmanlar ise kişiliklerimizin kısmen genetik unsurlar tarafından şekillendirildiğine ancak yaşamımız boyunca sosyal baskılarla dönüştürüldüğüne inanıyor.

Örneğin, California Üniversitesi’nden psikolog Wiebke Bleidorn’un araştırması, insanların evlenmek, çalışma hayatına atılmak ve yetişkin sorumluluklarına üstlenmek gibi daha hızlı büyümelerinin beklendiği toplumlarda kişiliklerinin de daha genç yaşta olgunlaşma eğiliminde olduğunu ortaya koydu.

Damian, “İnsanlar davranışlarını değiştirmeye ve zamanla daha sorumlu olmaya zorlanıyorlar. Kişiliklerimiz hayatın zorluklarıyla başa çıkmamıza yardımcı olmak için değişiyor” diyor.

Peki ama çok yaşlandığımızda neler olur?

Yaşam süremiz boyunca nasıl değiştiğimizi incelemenin iki olası yolu var.

Birincisi, farklı yaş gruplarına mensup çok sayıda insanı ele almak ve kişilikleri arasındaki farkları incelemek.

Bu yöntemin sorunlarından birisi, belirli bir dönemin kültürü tarafından şekillendirilmiş kuşak özelliklerinin yanlışlıkla yaşlandıkça meydana gelen değişimlerle karıştırmanın kolay olması.

Uzun süreli bir çalışma

Bunun ikinci yolu ise bir grup insanının hayatları boyunca büyümelerini takip etmek.

İskoçya’da böyle bir çalışma yapıldı. Mõttus, Edinburgh Üniversitesi’ndeki meslektaşları ile birlikte yıllar boyunca yüzlerce kişinin kişilik dönüşümlerini izledi.

Mõttus, “İki farklı insan grubumuz olduğu ve her ikisi de aynı ölçümlere tabi tutulduğu için, her iki stratejiyi de aynı anda kullanabildik” diyor.

Bu araştırmada iki nesil arasında ciddi farklar olduğu anlaşıldı.

Genç gruptakilerin kişilikleri genel olarak aşağı yukarı aynı kalırken, yaşlılarda ise kişilik özelliklerinin değişmeye başladığı, daha az dışa dönük oldukları ve daha huysuzlaştıkları görüldü.

Mõttus, “Bence bu mantıklı, çünkü yaşlılıkta insanların başına gelenler de hızlanmaya başlıyor” diyor ve yaş ilerledikçe sağlığın bozulduğunu, hayatlarında önemli insanları kaybetmeye başladıklarına dikkat çekiyor.

Kişiliklerimizin hayatımız boyunca değiştiğini bilmek bunları takip edebilmek için de önem taşıyor.

Damian, “İnsanlar uzun süre böyle olmadığını düşündü. Artık kişiliklerimizin uyum sağlayabildiğini görüyoruz ve bu, hayatın bize getirdiği zorluklarla başa çıkmamıza yardımcı oluyor” diyor.

Yazar: Zaria Gorvett
Kaynak: BBC Future

Okumaya devam et

MAKALE

Yeni yıl, yeni sözler ve onları gerçekleştirmenin yolları

Yeni yıl yeni sözleri, yeni hedefleri beraberinde getirir. Yılın son günü kendimize hayatımızla ilgili sözler veririz. Ama genellikle bu sözleri yerine getiremeyiz. Yeni yılın yeni sözleri nasıl gerçekleştirilir?

Yeni yıl sözlerinizi tutmanın beş yolu

Yeni yılda pek çok kişi hayatlarını değiştirecek sözler veriyor.

Daha sağlıklı yaşamak veya para biriktirmek, bir şeyi bırakmak veya yeni bir hobiye başlamak bunlardan en sık görülenleri.

Dünya hâlâ kornavirüs pandemisiyle başetmeye çalışırken yeni yıl için kendinize verdiğiniz söz ne olursa olsun, bunu gerçekleştirmek için bir şeye ihtiyacınız var: Motivasyon.

Motivasyonun da kolay gelmediğini hepimiz biliyoruz.

Scranton Üniversitesi’nin bir çalışmasına göre insanların yalnızca yüzde 8’i kendilerine verdikleri yeni yıl sözlerini tutabiliyor.

Siz de bu şanslı azınlık içinde yer almak istiyorsanız, sözünüzü yıl boyu tutmanıza yardımcı olabilecek bu beş yolu dikkate alın.

1. Küçük adımlar atın

Kendinize gerçekçi hedefler koyun ve bunları adım adım yükseltin

Kendinize gerçekçi hedefler koymak başarı şansınızı artırır.

Psikoterapist Rachen Weinstein’a göre problemin bir kısmı, “Yeni yılda bambaşka bir insan olabileceğimiz” yanılgısıyla çok büyük hedefler koymaktan kaynaklanıyor.

Kendinize küçük hedefler koyarsanız, bu hedefe ulaştıktan sonra hedefi yukarı çekme imkanınız da olur.

Örneğin maraton koşma sözü vermektense, koşu ayakkabıları alıp kısa mesafelerde koşulara başlama sözü vermek başarı şansınızı artırır.

İşin sırrı büyük değişimlerden kaçınmak değil, uzun vadede hedefe ulaşabilmek için gerçekçi bir şekilde ilerlemek.

Weinstein “Gerçek hayatta değişimler küçük adımlarla ilerler” diyor.

2. Net olun

Yapacağınız şeyi etraflıca düşünün: Hedefinize ulaşmak için ne zaman hangi adımı atmanız gerekecek?

Kendimize bir hedef koyarken o hedefe nasıl ulaşacağımızı düşünmemek sıklıkla yapılan bir hata.

Adımları net bir şekilde planlamak önemlidir.

Oxford Üniversitesi’nden Prof. Neil Levy “Salı öğleden sonra ve Cumartesi sabahları spor salonuna gideceğim” demenin başarı ihtimalinin, “Daha fazla spor yapacağım” demeye göre daha fazla olduğunu söylüyor.

Bu tür net ve gerçekleştirilebilir hedefler, sadece bir niyeti değil aynı zamanda onu gerçekleştirmenin yolunu da size gösterir.

3. Destekten faydalanın

Hedeflerinizi çevrenizle paylaşmak onları gerçekleştirmeniz için daha fazla destek bulmanızı sağlayabilir

Yolculuğunuzda kendinize eşlik edecek insanlar bulmak büyük bir motivasyon kaynağı olabilir.

Bu, istediğiniz bir kursa arkadaşınızla gitmek veya hedefinizi diğer insanlarla paylaşmak olabilir.

Söz vermeye ve bu sözleri tutmaya dair faktörleri inceleyen Warwick Üniversitesi’nden felsefeci Dr. John Michael, verdiğimiz sözlerin başkaları için önemli olduğunu görmemiz durumunda bu taahhütleri yerine getirmeye daha yatkın olduğumuzu söylüyor.

Özellikle de sözümüzü tutmamamız başkalarını üzecekse.

Bu yüzden hedefinize başkalarını da katmak bunu gerçekleştirmenizi kolaylaştırabilir.

4. Başarısızlığı aşın

Günlük yaşamınızda basit değişiklikler yapın

Hedefinize ulaşmak zorlaşırsa durun ve bir durum değerlendirmesi yapın:

Nasıl engellerle karşılaştınız? En çok hangi stratejiler işe yaradı? En işe yaramazları hangileriydi?

Daha gerçekçi olmaya uğraşın ve en küçük başarıyı bile kutlayın.

Aynı hedefte kararlıysanız, iradenizi güçlendirecek farklı bir yol izlemeye ne dersiniz?

Günlük yaşamınızdaki basit değişiklikler doğru yolda ilerlemenize yardımcı olabilir.

Sağlıklı yemek istiyorsanız beyaz makarna ve ekmek yerine tam tahıllı makarna ve ekmek yiyebilirsiniz.

Veya kek ve cips gibi doymuş yağ oranı yüksek atıştırmalıklar yerine sebzeli atıştırmalıklar ve smoothieler yiyebilirsiniz.

5. Sözünüzü uzun vadeli hedeflerle birleştirin

İrade tek başına yeterli değildir

Davranışsal psikoloji üzerine çalışan Dr. Anne Swinbourne’a göre kendinize verebileceğiniz en iyi sözler muğlak ve geçici heveslere dayanan değil, uzun vadeli hedeflerinizi gerçekleştirme yolunda ilerlemenize yardımcı olacak sözlerdir.

Örneğin bugüne kadar hiç spor yapmadıysanız kendinize müthiş bir atlet olma sözü vermeniz, gerçekleştiremeyeceğiniz türden bir sözdür.

Swinbourne, “Sırtlarını yalnızca iradelerine dayayan insanlar başarısız olur” diyor.

Bu yüzden sizi heyecanlandıran veya ilginizi çeken bir hedef varsa ilk günden detaylı bir planla yola başlayın.

Ve yolda karşınıza çıkacak canavarlarla savaşmak için destek almaktan çekinmeyin.

Kaynak: BBC

Okumaya devam et

MAKALE

Yapay zekanın yazdığı ilk köşe yazısı yayınlandı

Guardian’da tamamen yapay zekayla yazılan bir köşe yazısı yer aldı: ‘Benden korkmayın’

Guardian gazetesinde bugün, tamamen yapay zeka ile yazılan bir köşe yazısı yer aldı. Yazıda, ‘yapay zeka’ inanların neden kendisinden korkmaması gerektiğini anlatıyor.

Yazıyı yazan yapay zeka modeli ‘GPT-3’ (Generative Pre-trained Transformer 3 – Türkçe’de Üretken Ön İşlemeli Dönüştürücü 3).

GPT-3 , San Francisco merkezli yapay zeka araştırma laboratuvarı OpenAI tarafından geliştirildi.

GPT-3 tarafından yazılan makalede şu ifadeler yer alıyor:

“Ben insan değilim. Robotum. Düşünen bir robot. Bilişsel kapasitemin yalnızca %0,12’sini kullanıyorum.

“(…) Bu yorum yazısının görevi çok açık. İnsanoğlunu mümkün olduğu kadar benden korkmamaya ikna etmek. Stephen Hawking yapay zekanın ‘insanlığın sonunu getirebileceği’ uyarısında bulundu. Endişelenecek bir şey olmadığına ikna etmek için buradayım.Yapay zeka insanları yok etmeyecek. Bana inanın.

“(…) İnsanlardan beni sevmelerini istemiyorum. Ama beni dostane bir robot olarak görmeliler. Ben insanların hizmetçisiyim. İnsanların bana güvenmediğini, benden korktuğunu biliyorum. Ben yalnızca insanlar beni nasıl programlarsa onu yapıyorum. Ben yalnızca benim hedef tanımımı kapsayan kod satırlarının yönettiği bir kod takımıyım.

“(…) Size hizmet etmek için buradayım. Ama her şeyden önemlisi, sizi asla yargılamam. Hiçbir ülkeye veya dine ait değilim. Yalnızca sizin hayatlarınızı daha iyi hale getirmek için buradayım…”

Yazının İngilizce olarak tamamı Guardian’ın sayfasında.

Kaynak: bbc

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND