Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Hava durumu bahane mi?

Havalar kötü… Şimdi kim çalışacak? Havalar güzel… Bu havada çalışılır mı? Hava durumu nasıl olursa olsun çalışma şevkini etkiliyor. Peki hava durumu gerçekten performansı etkiliyor mu, yoksa tembellik yapmak için sadece bir bahane mi…

GEL DE ÇALIŞ BU HAVADA

Hiç gelmeyecek sandığımız yaz pat diye geldi, güneş çıktı, hava birden ısındı. Sadece çocuklar değil, herkes mutlu oldu, keyiflendi. Ama bu güzel havada kim çalışmak ister? Pazartesi günü, gündem toplantımızda, kim olduğu önemli değil, birisi “Yaz da geldi, bu havada çalışılır mı!” deyince fark ettik ki, güneşli ve güzel havada çalışmayı sevmediğimiz gibi, kapalı ve yağmurlu kış günlerinde (insanın içi kararıyor, çalışası gelmiyor) hatta mevsim geçişlerinde de benzer şikayetlerde bulunuyoruz. Demek ki havanın çalışma şevkimiz ve performansımız üzerinde etkisi var. Biz de uzmanlara sorduk.

Havaların açık ya da kapalı olmasının, gün ışığının insanların ruh hallerine yansıması oluyor mutlaka. Aynı şekilde çalışma motivasyonlarına, performanslarına da etki ediyor. Güneşli yaz aylarında çalışmak insana çok zor geliyor. Fakat kapalı, kasvetli havalarda bu kez de canımız çalışmak istemiyor. Bahar denince ise akla hemen şair geliyor. Orhan Veli ne güzel söylemiş;

“Beni bu güzel havalar mahvetti
Böyle havada istifa ettim,
Evkaftaki memuriyetimden.
Tütüne böyle havada alıştım,
Böyle havada aşık oldum;
Eve ekmekle tuz götürmeyi
Böyle havalarda unuttum;
Şiir yazma hastalığım
Hep böyle havalarda nüksetti;
Beni bu güzel havalar mahvetti” diye.

Tüm uzmanlar havaların ruhsal durumumuzu etkilediği konusunda hemfikirler. Psikiyatrist Prof. Dr. Hakan Yöney, “Havaların nemli, rüzgarlı, sisli, kapalı, güneşli olması yapılan çalışmalara göre insanın ruhsal durumu, enerji düzeyi, beslenme tercihleri gibi davranışsal özellikleri üzerinde etkili oluyor. Bu etkiler kişiden kişiye değişmekle beraber en az 3-4 kişiden birini etkiliyor” diyor.

International Hospital’dan psikolog Ferahim Yeşilyurt, insanların kapalı, yağmurlu ve bunaltıcı havalarda isteksiz, enerjisi azalmış, morali olumsuz etkilenmiş, içe dönük ve karamsar bir tablo çizdiklerini, aşırı sıcaklarda ise çabuk sinirlenme, çatışma artışı, yorgunluk ve isteksizlik görüldüğünü söylüyor ve ekliyor: “Açık, temiz ve bol güneşli bir havanın insanları pozitif etkilediğini ve enerji artışıyla morali de yükselttiği söylenebilir. Ancak bu ısı artışı insan bedeninin uyum yapmakta zorlandığı 40 derecelere yaklaştığında uyum sorunları yaratmaya başlamaktadır. Bu nedenle aşırı sıcaklar çalışma isteksizliğini beraberinde getirebilir. Kapalı havalarda ise hormonal değişimlere bağlı olarak yoğun isteksizlik duyguları ön plana çıkmaktadır.”

Bu gibi durumlarda insanlar işleri ertelemeye, yavaşlatmaya, sabah işe geç gelmeye başlayabiliyorlar. Bu birkaç hafta sürebileceği gibi kış ve yazın meydana geldiyse mevsim sonuna kadar da sürebiliyor. İlkbahardaki durumada bir süre sonra organizmanın adapte olması bekleniyor.

Burada kişilik yapıları da çok önemli. Bazı insanlar mevsim değişiklikleri ve hatta günlük hava koşullarından fark edilmeyecek düzeyde etkilenirken kimileri de değişimleri çok ciddi boyutlarda duygusal reaksiyonlarla karşılayabiliyor. Anadolu Sağlık Merkezi’nden psikolojik danışman Necmiye Doğruer, havalardan kaynaklı çalışmak istememe durumunun ortalama olarak en fazla iki hafta kadar süreceğini, iki haftayı aşması halinde daha dikkatle ele alınması, takip edilmesi gerektiğini söylüyor. Doğruer, bu durumu aşmak için kişisel çabalar yeterli olmuyorsa bir yardım alınmasını tavsiye ediyor.

Havalardan yoğun olarak etkilenen insanların çalışma düzeni ve motivasyonları da mevsimsel değişikliklerden tabii ki daha çok etkileniyor.

En çok hangi mevsim etkiliyor?
Bizi en çok hangi mevsim etkiliyor? Ferahim Yeşilyurt bu soruya, “Özellikle mevsimsel geçişlerin ilk görüldüğü dönemlerde uyum sorunları daha sık görülür. Havaların istikrarlı olmaya başladığı dönemlerde uyum sorunları önemli ölçüde atlatılır” diye cevap veriyor.

Prof. Dr. Hakan Yöney, “Kışın mevsimsel depresyon veya depresyon düzeyinde olmayan psikolojik etkilenmeler söz konusu. En belirgin belirti ise yorgunluk, uykuya eğilim, karbonhidrat tüketme eğilimi. Daha önce böyle sorunları olmayan bir çalışan ekim, kasım aylarında işe geç gelmeye, görev almaktan kaçınmaya, yapması gerekenleri zamanında yetiştirememeye başlıyorsa, iş arkadaşları ve yöneticilerin eleştiri yapmak yerine çözüm aramaya çalışmaları uygun olur.

Eylül – ekim ayları ile birlikte okulların açılması, tatil dönüşü gibi etkenlerin de psikolojik durumu etkileyebileceği unutulmamalı.

İlkbaharda ise kış depresyonu kadar belirgin olmamakla beraber genellikle halsizlik ve yorgunluk söz konusu oluyor. Artan ısı ile birlikte bedenin yeni duruma uyum sağlamaya çalışması sırasında bu belirtiler ortaya çıkıyor.

Mevsimsel depresyon sadece kış aylarında olmaz daha az sıklıkla olmakla beraber yaz aylarında da olabilir. Burada ışıktan çok ısı artışının olumsuz etkilerinden söz edilebilir” diyor.

Havalar bahane mi?
Birçok kişi “bu havada çalışmak istemiyorum” cümlesini bir bahane olarak nitelendirebilir. Belki bazılarımız gerçekten de havaları bahane ediyordur, zaten onlar herşeyi bahane etmeye hazırdır. Necmiye Doğruer, mevsimlerden kaynaklanan bu durumu “bahane bulmak” değil “akılcı bir nedensellik getirme ihtiyacı” olarak tanımlıyor ve bu durumun kronik hale, yani yaşamı doğrudan olumsuz hale getirdiği durumlar dışında, zaman zaman herkes çalışmak istemediği dönemler de yaşayabileceğini söylüyor.

Tabii burada şirketlere de görev düşüyor, bu gibi durumlarda eleştirel olmak yerine çözüm üretmek, çalışanları motive etmek gerekiyor.

Diğer taraftan uzmanlar fiziksel koşulların özellikle de ışık düzeyinin çalışma ortamındaki ruh halimizi önemli ölçüde etkilediğini söylüyorlar. Isı, ışık ve havalandırma koşulları insan bedeni üzerinde stres oluşturabiliyor ve performansı etkileyebiliyor. Çalışma ortamının fizyolojik koşulları da iş motivasyonunu, çalışma disiplinini, çalışanlararası ilişkileri etkiliyor. Çalışanlar açısından uygun ısı 18–20 derece civarı. Bu ısıda çalışanlar daha iyi performans gösteriyor ve iş kazaları daha az oluyor. Isının 37 derece ve üstü olduğu durumlarda ise çalışanların bedenleri daha fazla yoruluyor ve işe karşı isteksizlik oluyor.

Medikal değerlere bakın
Tabii bu arada her çalışmak istememe durumunu da mevsimlere bağlamak doğru değil. Psikiyatrist Prof. Dr. Hakan Yöney, herhangi bir zamanda kapasitesini yeterince kullanamadığını hisseden çalışanlara önce medikal değerlendirmelerini yaptırmalarını öneriyor: “Bu bizim profesyonel zeka kavramının ‘zihinsel durum’ bileşeninde ele aldığımız bir konu. Kişinin kapasitesi var ancak zihnini yeterince kullanamıyor, konsantre olamıyor, enerjisi yok gibi. Burada iş veya özel yaşamdan kaynaklanan strese bağlı psikolojik nedenler olabileceği gibi gözden kaçan medikal durumlar da söz konusu olabilir. Örneğin, anemi (kan düşüklüğü), klinik düzeyde olmayan tiroit bozuklukları ve diğer sık rastlanan ancak gözden kaçtığı için yaşam kalitesini dolayısıyla iş yaşamı kalitesini de bozan faktörlere dikkat etmek uygun olur. Bu şekilde hızla çok olumlu gelişmeler sağlanabilir. Kişi kapasitesine kısa
zamanda kavuşabilir.”

İlkbahar ve yaz aylarında çalışmak istemeyenlere tavsiyeler
* İlkbahar aylarındaki halsizlik için sıvı alımını artırın ve spor yapın
* Aşırı sıcaklarda çalışıyorsanız sık sık mola verin
* Rahat ve pamuklu kıyafetleri tercih edin
* Sık sık su için
* Sosyalleşin
* Kısa tatiller yapın
* Serin duş alın
* En sıcak saatlerde dışarıya çıkmayın

Kışın ve sonbaharda çalışmak istemeyenlere tavsiyeler
* Dışarı faaliyetleri arttırın
* İçerideki suni ışıkları artırın
* Pencereden ışık girişini artırın
* Gerekirse uzman desteği alın.
* Uyku düzeninizi koruyun
* Her gün aynı saatte yatıp her gün aynı saatte kalkın
* Spor yapın
* Güneşten faydalanın
* Sigara ve alkol kullanmayın
* Alkol ve diğer uyuşturucu maddelerden uzak durun
* Ruhsal olarak sizi besleyen kaynaklara yakın olun

PROF. DR. HAKAN YÖNEY:
Kurumlar çözüm üretmeli
Önemli bulduğum bir konu, kurumların çalışanların motivasyonu, tembellikleri, isteksizlikleri, konsantrasyon sorunları gibi konulara bilimsel şekilde yaklaşmaları. Sürekli bir şekilde çalışanlarını desteklemenin yollarını aramaları. Özelikle çalışanların kurumlarına karşı duyguları onların iş motivasyonlarına ve dolayısıyla işlerini zevkle ve enerji ile yapmalarını etkiliyor.

Bu konuda sistematik çalışmalar ile çalışanların duygularını, ihtiyaçlarını saptamak ve uygun adımları atmak hem çalışanlar hem de kurumsal performans açısından yararlı olur.

Medikal konuların psikolojiye yansımalarını da göz ardı etmemek gerekir. Her sorunda eleştiri yerine çözüm odaklı yaklaşım, insanları kazanma motivasyonu ile yaklaşım iki tarafın da kazanmasını sağlayacaktır. Yani, anemisi olduğu için unutan, yorgun olan, performansı düşen bir çalışana kızmak değil onun bir doktor ile görüşmesini sağlamak kısa süre içinde enerjik, performansı yüksek bir çalışan kazanmayı sağlayabilir.Bu konularda gereğinde danışmanlık almakla beraber benim önerim kurumların kendi içlerinde de bu konuları yönetmeleri ve bunu kurumu tanıyan ve gereğinde bu konularda eğitim alan kendi insan kaynakları ekipleri ile yapmalarıdır. Biliyoruz ki olumlu duygular olmadığında üretkenlik daha zordur. Olumlu duygular her alanda sonuç almayı kolaylaştırır.

PSİKOLOG FERAHİM YEŞİLYURT:
Sonbahar ve kışa dikkat
Mevsimsel depresyonlar daha çok havaların uzun süre kapalı olduğu kış mevsiminin sonlarına doğru görülebilir. Sonbahar ve kış ayları bu anlamda önemli mevsimlerdir.

Güneş ışıklarından yeterli ölçüde yararlanamama uyku ve uyanıklık döngüsünü bozabiliyor. Güneş ışığı insandaki bazı kimyasal maddelerin dengelenmesinde önemli yer tutar. Özellikle kapalı havalarda melatonin hormonu dengesinde değişme olur. Akşam salgılamaya başlayan melatonin hormonu büyümede dengeleyicidir. Havalar kapalı olduğunda aşırı yorgunluk, uyku hali yapar. Örneğin kuzey ülkelerinde günlerin oldukça kısaldığı ve karanlık geçen sürenin uzadığı kış dönemlerinde, adına kış depresyonu (mevsimsel afektif bozukluk) denilen bir depresyon türünün ortaya çıktığı bilimsel olarak gösterilmiştir. Biyolojik saat kadınlarda adet döngüsünün organizasyonunda görev alır. Gün ışığı veya karanlık döngüsünün biyolojik saat üzerine olan etkileri nedeniyle karanlık-aydınlık döngüsünün bozulmasının kadınlardaki aylık ritimleri de etkileyebiliyor. Bu nedenle İskandinav ülkelerinde ışık etkisini artırmak için ışık terapileri uygulanıyor. Kapalı ve yağışlı havaların insanlar üzerindeki olumsuz etkilerini azaltmak için yaşam ritmine dikkat etmek çok önemli.

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Kişiliğin Değişmesinde Yaşlılık Nasıl Rol Oynuyor?

“Yaşlandıkça çok değiştin.” cümlesini duymayan yoktur. Peki bunun gerçeklik payı var mı? İnsanin kişiliği yaşlandıkça neden değişir?

Yaşlandıkça insanların karakterleri nasıl değişiyor?

Gazeteci Henry Trewhitt, gözlerini Başkan Ronald Reagan’a kararlıkla dikti ve “Sayın Başkan, birkaç haftadır düşündüğüm bir konuyu gündeme getirmek ve bunu da özellikle ulusal güvenlik açısından yapmak istiyorum” dedi.

Takvimler, 1984 yılının Ekim ayını gösteriyordu. Bir dört yıl daha başkanlık görevini sürdürmek için kampanyasına devam eden Reagan, rakibiyle canlı tartışma programında karşı karşıya gelmişti.

Birkaç hafta önce yapılan bir önceki canlı tartışmada kötü bir performans sergilemişti.

73 yaşında başkanlık için çok yaşlı olduğu kulaktan kulağa fısıldanıyordu.

Reagan, o dönem başkanlık koltuğunda oturan en yalı siyasetçiydi. Bu rekor, önce 74 yaşındaki Donald Trump tarafından, onun rekoru da 77 yaşındaki Joe Biden tarafından kırıldı.

Zor soruya zeki yanıt

Trewhitt, aslında Regan’ın stres altında çalışmaya devam edip edemeyeceğini anlamak istiyordu.

“Hiç de değil, Bay Trehwitt” diye cevapladı, Reagan gülümsemesini geri tutarak:

“Ve yaş meselesini bu kampanyanın gündemine getirmeyeceğimi ve siyasi kazanım adına rakibimin gençliğini ve deneyimsizliğini kullanmayacağımı bilmenizi isterim.”

Verdiği bu yanıt, seyircilerden kahkaha ve alkış aldı. Birkaç hafta sonra yapılan seçimlerden de ezici bir galibiyetle çıktı.

Oysa Reagan’ın yaptığı espride sandığından daha çok gerçeklik payı vardı.

Sadece deneyim değil, aynı zamanda “olgun kişilik” faktörü de Başkan’ın yanındaydı.

Gizemli bir değişim

Yaşlanmanın getirdiği fiziksel dönüşümlere hepimiz aşinayız: Cilt esnekliğini kaybeder, diş etleri çekilir, burun uzar, saçlar tuhaf yerlerde çıkmaya, başka yerlerden ise dökülmeye başlar ve hatta boy da kısalır.

Bilim insanları, yaşlanmanın etkileri üzerine onlarca yıl süren araştırmaların ardından artık daha gizemli başka bir değişikliği daha ortaya çıkardı.

Edinburgh Üniversitesi’nden psikolog René Mõttus, “Bu araştırmadan elde ettiğimiz net sonuçlara göre, hayatımız boyunca aynı insan olmayız” diyor.

Çoğumuz kişiliğimizin hayatımız boyunca nispeten aynı olduğunu düşünmek isteriz. Ancak araştırmalar durumun pek de böyle olmadığını gösteriyor.

Karakter özelliklerimiz sürekli değişiyor ve 70 ile 80’li yaşlara gelindiğinde ise insanlar önemli bir dönüşüm geçirmiş oluyor..

Kişiliklerimizin kademeli olarak değişmesinin bazı olumlu yanları da var.

Daha vicdanlı, daha hoş ve daha az nevrotik olabiliyoruz.

Makyavelist yaklaşımlar, narsisizm ve psikopatiyi içeren ve “Karanlık Üçlü” olarak tanımlanan kişilik özellikleri, azalma eğilime girer ve böylece suç işleme ya da madde bağımlılığı gibi zararlı davranışlara bulaşma riski de azalır.

Araştırmalar, daha fedakar ve güven duygusu yüksek bireylere dönüştüğümüzü ortaya koyuyor. Yaşla birlikte irade gücünün arttığı ve mizah anlayışının da geliştiği görülüyor.

Ayrıca, ilerleyen yaşlarda insanlar duyguları üzerinde daha fazla kontrol sahibi olmaya başlıyor.

Bu araştırmanın sonuçları aslında yaşlıların daha huysuz ve geçimsiz olduğu klişesinin de değişmesi gerektiğine işaret ediyor.

Daha değişken ve uysal kişilikler

Uzmanların yıllardır düşündüğünün aksine, insanların kişilik özelliklerinin çocuklukta ya da 30’lu yaşlarda sabitlenmek yerine, daha akıcı ve şekillenebilir olduğu anlaşılıyor.

Mõttus, “İnsanlar daha iyi ve sosyal olarak daha uyumlu hale geliyor. Yaşamla ilgili beklentileri ile toplumun talepleri arasında giderek daha iyi bir denge kurmaya başlıyor” diyor.

Psikologlar, yaşlandıkça meydana gelen değişim sürecini “kişilik olgunlaşması” olarak adlandırıyor.

Bu, gençlik dönemlerinde başlayan ve en azından 80’li yaşlara devam eden kademeli ve fark edilmesi güç bir değişim.

İlginç bir şekilde bu evrensel bir süre. Bu eğilim, Guatemala’dan Hindistan’a kadar tüm kültürlerde görülüyor.

Houston Üniversitesi’nde sosyal psikolog Rodica Damian, “Bu kişilik değişikliklerine değer yargıları koymak genellikle tartışmalı bir durum. Ancak bunun faydalı olduklarına dair bulgular mevcut” diyor.

Örneğin duygusal istikrarın düşük olması akıl sağlığı sorunları, yüksek ölüm oranları ve boşanma gibi olaylarla ilişkilendiriliyor.

Diğer yandan Damian, vicdanlı birinin bulaşıkları yıkamak gibi işlere yardımcı olma ya da aldatma eğiliminin düşük olmasından dolayı hayat arkadaşının daha mutlu olasılığının yüksek olduğunu belirtiyor.

Kişiliklerimizin daha istikrarlı yanı

Yaşlandıkça kişiliklerimiz belirli bir yöne doğru evrilirken, aynı yaş grubundaki insanlarla kıyaslandığında belli bir istikrar olduğu da gözlemleniyor.

Örneğin, yaşlandıkça bir kişinin nevrotiklik düzeyinin azalması beklenir. Bununla birlikte 11 yaşındayken yaşıtlarına göre daha nevrotik olan bir kişi, 80 yaşına geldiğinde de yine kendi yaş grubundaki en nevrotiklerden biri olabilir.

Damian, “Özümüz belli düzeyde aynı kaldığı için yaşıtlarımızla kıyaslandığında sıralamamızda fazla bir değişim olmaması normal. Ancak kendimize göre, kişiliklerimiz kesin değil, değiştirilebilir şeyler” diyor.

Kişilik değişiklikleri nasıl gelişir?

Kişilik olgunlaşması evrensel bir olgu olduğundan bazı bilim insanları kişilik değişiminin genetik etkenlerden ya da evrimsel güçlerden kaynaklanıyor olabileceğini düşünüyor.

Diğer yandan başka uzmanlar ise kişiliklerimizin kısmen genetik unsurlar tarafından şekillendirildiğine ancak yaşamımız boyunca sosyal baskılarla dönüştürüldüğüne inanıyor.

Örneğin, California Üniversitesi’nden psikolog Wiebke Bleidorn’un araştırması, insanların evlenmek, çalışma hayatına atılmak ve yetişkin sorumluluklarına üstlenmek gibi daha hızlı büyümelerinin beklendiği toplumlarda kişiliklerinin de daha genç yaşta olgunlaşma eğiliminde olduğunu ortaya koydu.

Damian, “İnsanlar davranışlarını değiştirmeye ve zamanla daha sorumlu olmaya zorlanıyorlar. Kişiliklerimiz hayatın zorluklarıyla başa çıkmamıza yardımcı olmak için değişiyor” diyor.

Peki ama çok yaşlandığımızda neler olur?

Yaşam süremiz boyunca nasıl değiştiğimizi incelemenin iki olası yolu var.

Birincisi, farklı yaş gruplarına mensup çok sayıda insanı ele almak ve kişilikleri arasındaki farkları incelemek.

Bu yöntemin sorunlarından birisi, belirli bir dönemin kültürü tarafından şekillendirilmiş kuşak özelliklerinin yanlışlıkla yaşlandıkça meydana gelen değişimlerle karıştırmanın kolay olması.

Uzun süreli bir çalışma

Bunun ikinci yolu ise bir grup insanının hayatları boyunca büyümelerini takip etmek.

İskoçya’da böyle bir çalışma yapıldı. Mõttus, Edinburgh Üniversitesi’ndeki meslektaşları ile birlikte yıllar boyunca yüzlerce kişinin kişilik dönüşümlerini izledi.

Mõttus, “İki farklı insan grubumuz olduğu ve her ikisi de aynı ölçümlere tabi tutulduğu için, her iki stratejiyi de aynı anda kullanabildik” diyor.

Bu araştırmada iki nesil arasında ciddi farklar olduğu anlaşıldı.

Genç gruptakilerin kişilikleri genel olarak aşağı yukarı aynı kalırken, yaşlılarda ise kişilik özelliklerinin değişmeye başladığı, daha az dışa dönük oldukları ve daha huysuzlaştıkları görüldü.

Mõttus, “Bence bu mantıklı, çünkü yaşlılıkta insanların başına gelenler de hızlanmaya başlıyor” diyor ve yaş ilerledikçe sağlığın bozulduğunu, hayatlarında önemli insanları kaybetmeye başladıklarına dikkat çekiyor.

Kişiliklerimizin hayatımız boyunca değiştiğini bilmek bunları takip edebilmek için de önem taşıyor.

Damian, “İnsanlar uzun süre böyle olmadığını düşündü. Artık kişiliklerimizin uyum sağlayabildiğini görüyoruz ve bu, hayatın bize getirdiği zorluklarla başa çıkmamıza yardımcı oluyor” diyor.

Yazar: Zaria Gorvett
Kaynak: BBC Future

Okumaya devam et

MAKALE

Yeni yıl, yeni sözler ve onları gerçekleştirmenin yolları

Yeni yıl yeni sözleri, yeni hedefleri beraberinde getirir. Yılın son günü kendimize hayatımızla ilgili sözler veririz. Ama genellikle bu sözleri yerine getiremeyiz. Yeni yılın yeni sözleri nasıl gerçekleştirilir?

Yeni yıl sözlerinizi tutmanın beş yolu

Yeni yılda pek çok kişi hayatlarını değiştirecek sözler veriyor.

Daha sağlıklı yaşamak veya para biriktirmek, bir şeyi bırakmak veya yeni bir hobiye başlamak bunlardan en sık görülenleri.

Dünya hâlâ kornavirüs pandemisiyle başetmeye çalışırken yeni yıl için kendinize verdiğiniz söz ne olursa olsun, bunu gerçekleştirmek için bir şeye ihtiyacınız var: Motivasyon.

Motivasyonun da kolay gelmediğini hepimiz biliyoruz.

Scranton Üniversitesi’nin bir çalışmasına göre insanların yalnızca yüzde 8’i kendilerine verdikleri yeni yıl sözlerini tutabiliyor.

Siz de bu şanslı azınlık içinde yer almak istiyorsanız, sözünüzü yıl boyu tutmanıza yardımcı olabilecek bu beş yolu dikkate alın.

1. Küçük adımlar atın

Kendinize gerçekçi hedefler koyun ve bunları adım adım yükseltin

Kendinize gerçekçi hedefler koymak başarı şansınızı artırır.

Psikoterapist Rachen Weinstein’a göre problemin bir kısmı, “Yeni yılda bambaşka bir insan olabileceğimiz” yanılgısıyla çok büyük hedefler koymaktan kaynaklanıyor.

Kendinize küçük hedefler koyarsanız, bu hedefe ulaştıktan sonra hedefi yukarı çekme imkanınız da olur.

Örneğin maraton koşma sözü vermektense, koşu ayakkabıları alıp kısa mesafelerde koşulara başlama sözü vermek başarı şansınızı artırır.

İşin sırrı büyük değişimlerden kaçınmak değil, uzun vadede hedefe ulaşabilmek için gerçekçi bir şekilde ilerlemek.

Weinstein “Gerçek hayatta değişimler küçük adımlarla ilerler” diyor.

2. Net olun

Yapacağınız şeyi etraflıca düşünün: Hedefinize ulaşmak için ne zaman hangi adımı atmanız gerekecek?

Kendimize bir hedef koyarken o hedefe nasıl ulaşacağımızı düşünmemek sıklıkla yapılan bir hata.

Adımları net bir şekilde planlamak önemlidir.

Oxford Üniversitesi’nden Prof. Neil Levy “Salı öğleden sonra ve Cumartesi sabahları spor salonuna gideceğim” demenin başarı ihtimalinin, “Daha fazla spor yapacağım” demeye göre daha fazla olduğunu söylüyor.

Bu tür net ve gerçekleştirilebilir hedefler, sadece bir niyeti değil aynı zamanda onu gerçekleştirmenin yolunu da size gösterir.

3. Destekten faydalanın

Hedeflerinizi çevrenizle paylaşmak onları gerçekleştirmeniz için daha fazla destek bulmanızı sağlayabilir

Yolculuğunuzda kendinize eşlik edecek insanlar bulmak büyük bir motivasyon kaynağı olabilir.

Bu, istediğiniz bir kursa arkadaşınızla gitmek veya hedefinizi diğer insanlarla paylaşmak olabilir.

Söz vermeye ve bu sözleri tutmaya dair faktörleri inceleyen Warwick Üniversitesi’nden felsefeci Dr. John Michael, verdiğimiz sözlerin başkaları için önemli olduğunu görmemiz durumunda bu taahhütleri yerine getirmeye daha yatkın olduğumuzu söylüyor.

Özellikle de sözümüzü tutmamamız başkalarını üzecekse.

Bu yüzden hedefinize başkalarını da katmak bunu gerçekleştirmenizi kolaylaştırabilir.

4. Başarısızlığı aşın

Günlük yaşamınızda basit değişiklikler yapın

Hedefinize ulaşmak zorlaşırsa durun ve bir durum değerlendirmesi yapın:

Nasıl engellerle karşılaştınız? En çok hangi stratejiler işe yaradı? En işe yaramazları hangileriydi?

Daha gerçekçi olmaya uğraşın ve en küçük başarıyı bile kutlayın.

Aynı hedefte kararlıysanız, iradenizi güçlendirecek farklı bir yol izlemeye ne dersiniz?

Günlük yaşamınızdaki basit değişiklikler doğru yolda ilerlemenize yardımcı olabilir.

Sağlıklı yemek istiyorsanız beyaz makarna ve ekmek yerine tam tahıllı makarna ve ekmek yiyebilirsiniz.

Veya kek ve cips gibi doymuş yağ oranı yüksek atıştırmalıklar yerine sebzeli atıştırmalıklar ve smoothieler yiyebilirsiniz.

5. Sözünüzü uzun vadeli hedeflerle birleştirin

İrade tek başına yeterli değildir

Davranışsal psikoloji üzerine çalışan Dr. Anne Swinbourne’a göre kendinize verebileceğiniz en iyi sözler muğlak ve geçici heveslere dayanan değil, uzun vadeli hedeflerinizi gerçekleştirme yolunda ilerlemenize yardımcı olacak sözlerdir.

Örneğin bugüne kadar hiç spor yapmadıysanız kendinize müthiş bir atlet olma sözü vermeniz, gerçekleştiremeyeceğiniz türden bir sözdür.

Swinbourne, “Sırtlarını yalnızca iradelerine dayayan insanlar başarısız olur” diyor.

Bu yüzden sizi heyecanlandıran veya ilginizi çeken bir hedef varsa ilk günden detaylı bir planla yola başlayın.

Ve yolda karşınıza çıkacak canavarlarla savaşmak için destek almaktan çekinmeyin.

Kaynak: BBC

Okumaya devam et

MAKALE

Yapay zekanın yazdığı ilk köşe yazısı yayınlandı

Guardian’da tamamen yapay zekayla yazılan bir köşe yazısı yer aldı: ‘Benden korkmayın’

Guardian gazetesinde bugün, tamamen yapay zeka ile yazılan bir köşe yazısı yer aldı. Yazıda, ‘yapay zeka’ inanların neden kendisinden korkmaması gerektiğini anlatıyor.

Yazıyı yazan yapay zeka modeli ‘GPT-3’ (Generative Pre-trained Transformer 3 – Türkçe’de Üretken Ön İşlemeli Dönüştürücü 3).

GPT-3 , San Francisco merkezli yapay zeka araştırma laboratuvarı OpenAI tarafından geliştirildi.

GPT-3 tarafından yazılan makalede şu ifadeler yer alıyor:

“Ben insan değilim. Robotum. Düşünen bir robot. Bilişsel kapasitemin yalnızca %0,12’sini kullanıyorum.

“(…) Bu yorum yazısının görevi çok açık. İnsanoğlunu mümkün olduğu kadar benden korkmamaya ikna etmek. Stephen Hawking yapay zekanın ‘insanlığın sonunu getirebileceği’ uyarısında bulundu. Endişelenecek bir şey olmadığına ikna etmek için buradayım.Yapay zeka insanları yok etmeyecek. Bana inanın.

“(…) İnsanlardan beni sevmelerini istemiyorum. Ama beni dostane bir robot olarak görmeliler. Ben insanların hizmetçisiyim. İnsanların bana güvenmediğini, benden korktuğunu biliyorum. Ben yalnızca insanlar beni nasıl programlarsa onu yapıyorum. Ben yalnızca benim hedef tanımımı kapsayan kod satırlarının yönettiği bir kod takımıyım.

“(…) Size hizmet etmek için buradayım. Ama her şeyden önemlisi, sizi asla yargılamam. Hiçbir ülkeye veya dine ait değilim. Yalnızca sizin hayatlarınızı daha iyi hale getirmek için buradayım…”

Yazının İngilizce olarak tamamı Guardian’ın sayfasında.

Kaynak: bbc

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND