Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Hak ettiğiniz unvana nasıl ulaşabilirsiniz?

ünvan değişikliği, terfi etmek, iş yaşamı

Yıllardır aynı pozisyonda mı çalışıyorsunuz? Artık terfi etme zamanınızın geldiğini mi düşünüyorsunuz? İş yükünüz artmasına rağmen unvanınızda bir değişiklik olmuyor mu? Sizce unvan artışı talebinizi patronunuzla konuşmalı mısınız? İşte istediğiniz unvana ulaşmanızda işinize yarayacak bazı tavsiyeler…

Hak Ettiğiniz Unvanı Nasıl İsteyebilirsiniz?

Unvanınız sahip olduğunuz her şey değildir ama sizin için bir önemi vardır. Size yeni bir rol önerildiğinde veya uzun zamandır aynı pozisyonda çalışıyorsanız hak ettiğiniz unvan hakkında nasıl düşünmelisiniz? Unvan için görüşmeye değip değmeyeceğine nasıl karar veriyorsunuz? Eğer zam bile alamayacağınızı  düşünüyorsanız unvanınızda bir değişiklik istemeli misiniz? Madalyonun öbür yüzüne bakacak olursak; patronunuz zam olmadan unvanınızda terfi önerirse nasıl karşılık vermelisiniz?

Uzmanlar ne diyor? 

Yeni bir pozisyonu kabul ederken veya yeni bir terfi için uğraşırken çoğu insan maaş anlaşmasına eğilim gösteriyor. Ama iş unvanınız da bu denklemin bir parçası olmalı diyor Getting (More of) What You Want kitabının yazarlarından ve Stanford Graduate School of Business profesörü olan Margaret Neale. Unvanın “hem dışarıdaki dünyaya hem de iş arkadaşlarınıza organizasyonda hangi seviyede olduğunuzu gösteren bir sinyal” olduğunu ve statünüzü ve bağlantılarınızı karşılayan ve işinizi daha iyi yapmanıza yardımcı olacak bir “haklar paketi” olarak görülmesi gerektiğini söylüyor. Ayrıca, unvanınızın günlük mutluluğunuza ve işyeri bağlılığınıza etkisi olabilir diyor London Business School Profesörü Dan Cable. “İş yerinde kendini anlatmanın bir yöntemi” olduğunu söylüyor. “Ne yaptığınızın ve  ne değer kattığınızın sembolik bir temsili”. İster yeni bir role göz dikin ister yeni bir unvana; bu konuda ilerlemek için bazı fikirlerimiz var.

İfade edin

Unvanınız için görüşmek ya da yeniden görüşmek bir parça  özdeğerlendirme gerektirir. Neden belirli bir unvan istiyorsunuz? Ve neden onu hak ettiğinizi düşünüyorsunuz? Bunlar, unvanı  talep etmeli misiniz diye üzerinde düşünmeniz gereken şeyler. Eğer şirketinizde bir süredir çalışıyorsanız “belki iş kapsamınız ve sorumluluklarınız artmış olabilir ama unvanınız aynıdır, ve hâlâ yaptığınız işin karşılığı olandan daha az maaş ödeniyordur” diyor Neale. Bu durumda muhtemelen patronunuzla tartışmak için haklı bir gerekçeniz vardır. Ya da muhtemel iş verenleriniz unvanınızı, kazandığınız para  için gösterge olarak  kullandığından dolayı siz yeni fırsatlar için diretiyor ve kendinizi daha iyi bir pozisyona yerleştirmek istiyorsunuzdur.

”Şirketlerin daha az sorabildikleri  ve insanların ücret geçmişlerini paylaşmaya daha az istekli oldukları bir zamanda, unvanınız gelecekteki çalışanların beklentilerinizi anlamasının bir yoludur.” diye açıklıyor. Ve eğer  size  başka bir şirkette başka bir pozisyon önerildiyse unvanınızı tartışmak işinizin sorumluluklarında ufak tefek düzeltmeler yaparak sevdiğiniz kısmı daha fazla yapmanın bir yolu olabilir. “Bunu, rolünüzü yeteneklerinize ve ilgilerinize göre özelleştirme fırsatı olarak düşünebilirsiniz.” diyor Cable.

Ödevinizi yapın 

İkinci adım organizasyondaki statünüzü, sorumluluklarınızı ve uzmanlık alanınızı tam olarak yansıtacak belirli bir unvan seçmeyi içeriyor. LinkedIn ve Glassdoor gibi kaynakları kullanarak diğer şirketlerdeki sizinle  eş düzeydeki çalışanların unvanlarına bakabilirsiniz.

Ek olarak, Cable sizi en değerli ve güçlü hissettirecek unvanı göz önüne alın diyor. “Neden verimli olduğunuzu düşünün” diyor. Mesela büyük bir danışmanlık şirketinde “kıdemli analist” olarak çalışıyorsunuz “ama aslında veri içeren görsel sunumları daha iyi yapıyorsunuz. Bu durumda, unvanınıza ‘müşteri ustası’nın eklenmesini isteyebilirsiniz, çünkü bu sizin parladığınız alan.”

Neale, “Aynı zamanda şirketiniz ve endüstriniz bağlamında neyin gerçekçi olduğuna dikkat etmelisiniz.” diyor, “Her organizasyonda bir hiyerarşi vardır. Ve unvanınızın bu hiyerarşide sizin bulunduğunuz seviye hakkında bilgi vermesi gerekir.” Eğer “avangart bir unvan” istemeyi planlıyorsanız, “unvanınızın daha  geleneksel bir karşılığı olmasına dikkat etmenizi” öneriyor. Mesela “Motivasyondan Sorumlu Başkan” unvanını istiyorsanız kartvizitiniz aynı zamanda  “İnsan Kaynakları Planlamasından Sorumlu Başkan Yardımcısı” olduğunuzu açıklayacaktır.

Bütüncül düşünün 

Bir sonraki adım, öncelik sırasına karar vermenizdir. Maaşınızla ve bonusla; mesleki sorumluluklar, tatil zamanları ve çalışma takvimi karşılaştırıldığında, kazanç paketinizi tartışırken dilediğiniz unvanı ne kadar vurgulamalısınız? “Ben şiddetle tek bir alana yoğunlaşan müzakereleri tavsiye ediyorum.” diyor Neale, “Unvanınız birden çok alana yoğunlaşan bir müzakerenin bir parçası olarak tartışılmalı. İşinizi daha iyi yapmak için gerekli bütün kaynakları düşünün.”  İster iş değiştirin ister aynı organizasyonda yıllardır çalışıyor olun, kendinize şunu sorun:  Hangileri daha önemli olacak? Eğer unvan onlardan biriyse, devam edin.

Önce dinleyin… 

Şimdiki veya gelecekteki yöneticinizle görüşmeye hazırlanmak için yapabileceğiniz en önemli şey dinlemek. “İş görüşmeleri sırasında, insanlar organizasyonun karşılaştığı zorlukları anlatırken duyarlı olmalısınız”  diyor Neale, “Ve eğer çoktan şirket içine girmişseniz, karşılaştıkları zorlukları biliyor olmalısınız.” Üstünüzün en çok neyi önemsediğini ve onları en çok neyin endişelendirdiğini anlamaya çalışın, böylece kendi durumunuzu buna göre değerlendirebilirsiniz. “İnsanlar en çok kendi sözlerinden ve bakış açılarından etkilenir” diyor Neale, “Kendi istediklerine, yöneticinin ne istediğini duyamayacak kadar çok odaklanma.”

…Sonra strateji oluşturun 

Konuşmanızı hazırlarken kendinize tek bir soru sorun: Bu insana evet dedirtecek nedir? “Düşünün,  benim terfim patronumun hangi problemlerini çözecek?” diyor Neale. Eğer bilmiyorsanız, bu konuşma için hazır değilsinizdir. “Bir gerekçenizin olması yardımcı olur” diye de ekliyor. Muhtemelen büyük bir anlaşma imzaladınız, önemli bir proje yürüttünüz veya size başka bir iş önerildi ama siz kendi şirketinizde kalmak istiyorsunuz. Ayrıca belirtmelisiniz ki yeni bir unvan, itibar ve güvenilirliğinizi artırarak, daha verimli ve etkili olmanıza yardımcı olacaktır. Cable, bazı unvanların -özellikle de kişiselleştirilmiş olanların- “müşterilerle ve meslektaşlarınızla iyi ilişkiler inşa etmenize yardımcı olacağını” belirtiyor. Unvanların “İnsanlara, sizin kendi kişisel ve özgün yollarınızla neler yaptığınızı sorabilmeleri için bir kapı açtığını” söylüyor, “Bu, gerçek ve samimi ilişkiler inşa ederken gerçekten değerli olabiliyor.”

Yöneticinizle konuşun 

Yöneticinize konuyu açmanın zamanı geldiğinde, Cable konuşmaya “öğrenme moduyla” gelmenizi tavsiye ediyor. Adaylar için “bu bir işe neler katabileceğinizi konuşmak” ve işe alan yöneticinin rollerde başarıyı nasıl tanımladığını daha fazla öğrenmek için bir şans. ”’Unvanınız olan ‘Analist’ oldukça kapsamlı ki bu anlaşılır. Bu unvanı tekrar adlandırabilecek olsanız, bu rolü daha iyi ne yansıtabilirdi?’ diyebilirsiniz.”  Bu soru, “genelde çok iyi, çok gerçekçi bir konuşmaya yönlendirir” diyor. Eğer halihazırda şirketteyseniz ve yeni bir unvan istiyorsanız, Cable patronunuza “unvanların, çalışanların moralini yükselttiğine ve enerjilerini artırdığına işaret eden araştırmayı” göstermenizi öneriyor. “Bazı patronlar katıdır ve ‘cesedimi çiğnemeden olmaz’ cevabını verebilirler. Ama diğerleri meseleye vaktinde ele alınan, ilginç bir konu olarak bakabilir ve çalışanlarının kendilerini ifade etmesine izin vermenin  bir yolu olarak görebilirler. Ne yaparsanız yapın sürekli talep eden “prima donna” olmayın. Güçlü yanlarınızla birlikte alçak gönüllülüğünüzü de yansıtın.

Neale “yöneticinize sağladığınız çözümleri” ve “şirketi ileriye taşımak için kullandığınız yetenek ve becerileri” vurgulamanızı öneriyor.

Minnettar olun (bir noktaya kadar) 

Eğer yöneticiniz arzuladığınız unvanı (ya da benzer bir unvanı) kabul ederse ilk cevabınız “teşekkür ederim” olmalıdır. Eğer unvanınız yanında başka yan haklar sağlanmadığından hayal kırıklığına uğradıysanız, bunun bir oldu-ve-bitti anlaşması olmadığını unutmayın, “bu devam eden bir müzakere süreci” diyor Neale. Bu yüzden fırsatı kullanıp olabildiğince kibar bir şekilde, minnet duyduğunuzun ama yeterli olmadığının ve geri döneceğinizin işaretini verin. Eğer tamamen reddedildiyseniz-maaşınızda, unvanınızda veya herhangi bir ikramiyenizde bir değişiklik olmadıysa, patronunuzdan hangi “kriterlerle” yargılandığınız hakkında daha detaylı bilgi isteyin ve “bu kriterlere ulaştığınızı” her ikinizin de nasıl bileceğini sorun. Öncelikli olarak soru şu olmalı: “İlerlemek için ne yapılmalı?”

Hatırlamanız gereken prensipler  

Yap: 
  • Bireysel koşullarınız hakkında düşünün ve yeni bir unvan isteme sebeplerinizi gözden geçirin. Yeni bir unvan, işinizi daha iyi yapmanıza nasıl yardımcı olacak?
  • Sosyal bağlantılarınızı ve diğer online kaynakları; yeteneklerinizi, uzmanlığınızı ve statünüzü yansıtacak unvanları tanımlamak için sonuna kadar kullanın.
  • Yöneticinizin motivasyonları ve zorlukları üstüne kafa yorun. İsteğinizi dile getirmeden önce kendinize sorun: Neden şimdiki veya gelecekteki patronum evet desin?
Yapma:
  • Kişiselleştirilmiş bir unvan isteyerek aşırıya kaçmak. Eğer böyle bir tane istiyorsanız ve işvereniniz de kabul ettiyse, geleneksel bir eşdeğeri olduğundan emin olun.
  • Unvanınız hakkında dar görüşlü olmak. Maaşınız, iş tanımınız ve yan haklar da dahil olmak üzere her şey masada olmalı.
  • İstediğinizi o anda elde edemeyince cesaretinizi yitirmek. Yeni bir unvan istemek, devam eden bir müzakere sürecidir.
Vaka çalışması 1: Durum tespiti yapın ve unvan değişikliğini yöneticinizin öncelikleriyle uyumlu hale getirin. 

Şayet bir maaş artışı derdinde değilseniz bile, unvan istemenin “kariyerinize ve gelecek iş fırsatlarınıza faydası olur” diyor, Florida merkezli bir hukuki pazarlama ajansı olan PaperStreet’in içerik direktörü Sally Kane. Deneyimlerinden yola çıkarak konuşuyor.

Kariyerinin başlarındayken, henüz avukatlık belgesini almamış hukukçuları hedef alan ulusal bir ticaret dergisinde yönetici editör olarak işe alınmış. İşinin sorumlulukları, derginin yazı işlerinin yönetimini, bağımsız ve stajyer yazarlardan oluşan küçük bir grubu denetlemeyi ve tedarikçilerle birlikte özel projelerde çalışmayı da kapsıyordu.

İşyerinde geçirdiği 6 aydan sonra, Sally unvanının makamını tam olarak tanımlamadığını düşünmeye başladı. “Yeni bir unvanın tedarikçilerin ve diğer yazarların güvenilirliğini kazanmak için bana yardımcı olabileceğini düşündüm.” diyor.

Ayrıca farklı bir unvanın özgeçmişinde daha iyi görüneceğini fark etmiş. “Pozisyonumu atlama tahtası olarak gördüm. Sonsuza kadar orada olmayacağımı biliyordum.” diyor.

Böylece LinkedIn ve Glassdoor ile başlayarak küçük bir çalışma yaptı. “Verilere dayalı olmak istedim ve benim durumumu destekleyecek somut bilgiler topladım.” diye açıklıyor. “Ne yaptığımla çok daha iyi uyum sağlayan unvanlar var mı diye baktım. Aynı zamanda benzer düzeyde ve dağıtımdaki akran yayınları, editoryal yapıları neye benziyor diye kontrol ettim.”

Yöneticisinden -derginin sahibi ve yayımcısından- kendisini genel yayın yönetmeni olarak terfi ettirmesini istemeye karar verdi. O noktada yalnızca yeni bir unvanla mutlu olacaktı, zam istemedi.

İsteğini dile getirmeden önce, unvan değişikliğinin yöneticisinin, hedeflerine ulaşmasına nasıl yardımcı olacağına dair bir strateji oluşturdu. Yöneticisi, markasını oluşturmak ve dergiyi bu endüstride daha görünür yapmak konusunda çok istekliydi.

Sonra “konuşma sırasında unvanımın değişmesinin, dergiyi konumlandırmada bana nasıl yardımcı olacağını anlattım: Konferanslarda çok daha fazla söz alabilecek ve tedarikçilerin gözünde daha önemli olacaktım.”

Yöneticisi ona hak verdi ve unvanını anında değiştirdi. Altı ay sonra, yıllık değerlendirmeler sırasında maaşına, orantılı bir zam aldı.

Vaka çalışması 2: Maaşınız, ikramiyeleriniz, sorumluluklarınız ve unvanınızı içeren “haklar paketinizin” sürmekte olan bir müzakere olduğunu unutmayın. 

Rhonda Rees üniversiteden mezun olduktan sonra, Los Angeles bölgesinde küçük bir halkla ilişkiler şirketinde giriş düzeyinde bir işe başladı. “Unvanım halkla ilişkiler asistanıydı.” diye anımsıyor. “Henüz tecrübesizdim ve giriş düzeyinde bir iş olduğu için kimsenin benden gerçek bir beklentisi yoktu.”

Rhonda halkla ilişkilerle alakalı her şeyi öğrenmeye kararlıydı. Yöneticisini -biz ona George diyoruz- “mentoru” olarak gördü. George, Rhonda’daki potansiteli görmüştü ve ona her geçen gün daha fazla iş ve sorumluluk veriyordu. “Birden kucağıma bir sürü iş yığılmıştı.” diyor.

Fakat buna gücenmiş değildi, aksine kendisini kanıtlamak istiyordu. ”Şirkete para kazandırmakta iyiydim çünkü satış yapmak için rastgele arama yapmayı seviyordum.” diyor, ”Şirkete çok kazanç sağlayan müşterileri getirmeye başlamam  da çok uzun sürmedi.”

George, Rhonda’nın performansından memnundu ve bunu ona da söyledi. ”Bana komisyon vermek onun fikriydi” diyor Rhonda.”Maaşıma ek olarak yüzde 10 komisyon aldım, ve ben bununla tatmin olmuştum. Sadece, ne yapıyorsam onu yapmaya devam ettim.”

Diğer çalışanlar başka işlere devam ettiği sürece George da golf parkurunda daha fazla vakit harcıyordu. Rhonda’nın iş yükü daha fazla arttı. Fakat hâlâ halkla ilişkiler asistanıydı, bu da demek oluyordu ki müşterilerin onu ciddiye almaları için daha da fazla çalışması gerekiyordu.

Sonunda, içinde bulunduğu rolle bağdaşan bir unvana ihtiyacı olduğunu fark etti. “İlk başlarda müşteri temsilciliği yaptığımı zannediyordum. Fakat birdenbire yaptığım işin müşteri yöneticiliği olduğunu fark ettim.” diyor, “George’un gayri resmi olarak bunun farkında olduğunu düşünüyordum fakat ben hâlâ hak ettiğim unvanı almamıştım.”

Rhonda, George’la konuşmaya karar verdi.” Ofisine gittim ve yapıyor olduğum her şeyi açıkladım ve iş dünyasında oldukça önemli biri haline geldiğimi söyledim. Maaş artışı ve müşteri yöneticiliği istedim.” diyor.

“Aslında beni oldukça şaşırtan bir hamle yaptı ve genel başkan yardımcısı unvanını verdi. Hâlen eskisiyle aynı işleri yapıyordum fakat yeni bir unvan ve ufak bir zamla.”

Rhonda, George’a teşekkürlerini sundu. Rhonda bundan bir süre “hoşnut” oldu fakat kısa zamanda kariyerinde daha fazlasını istediğine karar verdi. “Bu deneyim bana kendi işimi kurmak için cesaret verdi, ben de kurdum. Bu işi devam ettirebileceğimi biliyordum.” diyor, “Şimdi patron benim ve kendime ‘genel müdür’ diyorum.”

Kaynak: http://www.hbrturkiye.com

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

MAKALE

Kahveyi ne kadar tanıyorsunuz?

Manşet, kahvenin faydaları, kahve içmek, kahve çeşitleri, kahve

Günde kaç bardak kahve içmek idealdir? Aç karnına tüketmenin zararı var mıdır? Kahvenin faydaları nelerdir? İşte tüm bu sorulara yanıt olabilecek nitelikteki makalenin tamamı…

Kahve içerken dikkat edilmesi gerekenler ve püf noktalar

Sohbetlerin vazgeçilmezi kahve; gün içinde enerji veriyor, uykuyu açıyor ve kişiyi zinde tutuyor. Tüm bunların yanında birçok hastalıktan korunmada da yardımcı oluyor. Ancak kahvenin kaliteli malzeme ile uygun koşullarda hazırlanıp, belirli miktarlarda tüketilmesi gerekiyor.

Kahve hakkında en çok merak edilenler… Memorial Bahçelievler Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Dyt. Aslıhan Altuntaş, kahvenin doğru tüketimi için önemli önerilerde bulundu.

Hazır kahvelerden uzak durun

Sağlıklı bir kahveden bahsetmek için öncelikle kahvenin çeşitlerine değinmek gerekmektedir. İlk olarak marketlerde satılan granül kahve adı verilen işlenmiş hazır ürünlerin tercih edilmesi önerilmemektedir.

Kahvesel özelliğini yitirmiş, işlenmiş, endüstriyel granül kahvelerin dışında, öğütülmüş kahve olarak adlandırılan diğer tüm kahve türleri damak zevkine göre seçilebilir.

Türk kahvesi, espresso, americano, filtre kahve gibi daha birçok çeşidi bulunan öğütülmüş kahvelerin aromaları geldikleri bölgeye göre değişirken, sertlik dereceleri kavurma ve pişirme yöntemlerine göre değişmektedir.

Örneğin Asya bölgesinden gelen kahveler daha acımsı bir tat vermektedir. Orta ve Güney Amerika kahveleri en çok bilinen ve bizim aslında en çok tükettiğimiz türlerdir. Afrika bölgesinden gelenler ise daha vanilyalı, meyveli tatlarda hafif kahvelerdir.

Aromalı kahveler alınan kalori miktarını artırıyor

Kahvenin sağlıklı tüketilmesinin temel noktası, kahveyi sade bir şekilde tüketmektir. Eğer sütlü tercih edilecekse bu oran kişinin günlük tüketmesi gereken süt miktarına göre belirlenmelidir. Ancak çok az tatlandıracak kadar eklenen sütler hesaba katılmayabilir.

Bunun yanında karamel, fındık, çikolata gibi aromaların tümü kahvenin kalorisini artırmaktadır. Sürekli olmamak şartıyla aromalı kahveler tüketilebilir ancak yüksek kalori oranlarıyla günlük tüketim hakkından kaybedilerek öğünlerde kısıtlamaya gidilmesi gerekliliği unutulmalıdır.

Çok kavrulan kahve besin değerini yitiriyor

Meyve ve sebzelerde bulunan flavonoidler yararlı biyokimyasal ve antioksidan etkiye sahip aromatik pigment bileşikleridir. Isı işlemiyle bütün besin maddelerindeki flavonoidler belli bir miktar değişime uğramaktadır. Kahveler ısı işlemiyle bu değişime uğradığı için lezzetinde bazı değişiklikler yaşanır. Bu nedenle çok koyu kavrulmuş kahveler yerine daha az kavrulmuş ve orta kavrulmuş kahveler tercih edilmelidir.

Böylece hem flavonoidlerden daha çok yararlanılır hem de lezzet kaybı yaşanmaz. Az kavrulmuş kahveler biraz daha ekşimsi tada sahiptir. Orta kavrulmuş kahveler ise biraz daha yumuşak içime sahiptir. Lezzeti hangi kahvenin çeşidinin tüketildiğine göre de değişmektedir. Ancak hangi kahve türü olursa olsun hem sağlık hem de lezzet açısından çok kavrulmuş kahvelerden ziyade az ya da orta kavrulmuş kahveleri tercih etmek daha faydalı olacaktır.

Günde 2 bardak ideal

Her şeyde olduğu gibi kahvede de bir dengeye göre gitmek gerekir. Ancak günlük kahve tüketim miktarı içilen kahvenin sertlik derecesine göre değişmektedir. Örneğin espressonun kafein miktarı filtre kahveye göre daha fazladır. Kahve türünün sertliği kavurma şekline göre de değişir. Bu nedenle daha orta sertlikte 3. ve 4. seviye kahveler önerilmektedir.

İçerisine koyulan kahve miktarı da önemlidir. Ortalama 2 tatlı kaşığı kadar kahve ile yapılan 300-400 ml’lik bir kupadan günde 2 tane içmek tavsiye edilen tüketim miktarıdır.

Aç karnına kahve tüketmeyin!

Ev için satın alınan kahveler tüketim miktarına göre en fazla 1-2 ay içerisine bitirilecek şekilde satın alınmalıdır. Kahveyi uzun süreler bekletmek hem lezzet açısından hem de içeriğindeki flavonoidler açısından uygun değildir.

1-2 ayda bitecek kadar kahveyi evlerde stoklamak en doğrusudur. Bunun yanında aç karınla, öğün yerine kahve tüketimi kesinlikle önerilmemektedir. Kahve mide asidinin yükselmesine sebep olarak gastrit ve reflü riskini artırmaktadır.

Doğru tüketildiğinde diyabetten kansere kadar birçok hastalığa kalkan oluyor

Tüm bu koşullara uygun tüketilen sağlıklı bir kahve alışkanlığının vücuda birçok faydası bulunmaktadır.

En önemli ve en çok konuşulan özelliği metabolizmayı hızlandırmasıdır.

Spor öncelerinde tüketimi önerilmektedir. Antrenmandan ve yoğun bir egzersizden sonra tüketilen kahve kaslardaki ağrıların ve yorgunluğun atılmasında yardımcı olur.

Gün içerisinde zinde kalmayı sağlar.

Günde ortalama 2 fincan tüketildiğinde tip 2 diyabetten korunma sağlamaktadır.

İçeriğindeki kafeinden dolayı bilişsel performansı artırmaktadır.

Özellikle erkeklerde daha sık görülen safra kesesi taşı oluşumlarını azalttığı bilinmektedir.

Oksidatif strese bağlı ritim hasarının oluşumunu önlemekte ve koruyuculuk sağlamaktadır.

Erkeklerde gut oluşumu riskini azalttığı bilinir.

Depresyonu ve depresyon riskini azalttığı da çalışmalarla ortaya konmuştur.

Bilişsel performansı artırmasıyla Alzheimer ve Parkinson hastalıklarının riskini azaltmaktadır.

İçeriğindeki kafeik asit ve klorojenik asit gibi bazı antioksidan maddeler sayesinde vücudu tüm hastalıklara karşı savunduğu gibi DNA bütünlüğünü koruduğu için bazı kanser türlerinin tedavisinde de tüketimi önerilmektedir.

Kaynak: www.indigodergisi.com

Okumaya devam et

MAKALE

Dopamin orucuna var mısınız?

SİLİKON VADİSİ, Manşet, DOPAMİN ORUCU, DİJİTAL İÇERİK TÜKETİMİ, DİJİTAL İÇERİK

ABD’de yapılan araştırmalar sonucunda dijital içerik tüketimi gün geçtikçe artıyor. Buna karşı son dönemlerde popüler olan dopamin orucu da oldukça ilgi çekiyor. Peki, Silikon Vadisi’nin yeni trendi dopamin orucu nedir?

Dopamin orucu: Silikon Vadisi’nin yeni trendi

ABD’de yapılan araştırmalar insanların her zamankinden çok daha fazla dijital içerik tükettiğini gösteriyor. Bu içerik tüketimi, beynin ödül algısını oluşturan bölümünü harekete geçererek alışkanlık ve hatta bağımlılık yaratıyor. Buna karşı son dönemde Silikon Vadisi’nde kullanılan yöntem ise “dopamin orucu” olarak adlandırılıyor.

ABD’de yapılan araştırmalar insanların her zamankinden çok daha fazla dijital içerik tükettiğini gösteriyor. Bu içerik tüketimi, beynin ödül algısını oluşturan bölümünü harekete geçirerek alışkanlık ve hatta bağımlılık yaratıyor.

Son dönemlerde özellikle teknolojinin dünyadaki merkezi Silikon Vadisi’nde, yeme alışkanlığı olarak popülerleşen aralıklı oruç (intermittent fasting) yöntemini teknolojiye uyarlayanların sayısı artıyor.

Business Insider sitesindeki bir haberde, ABD’nin California eyaletinin San Francisco şehrinde yer alan Silikon Vadisi’nde çalışan çok sayıda üst düzey yöneticinin son dönemde “dopamin orucuna” başladığı belirtildi.

Dopamin, beynin salgıladığı özel işlevli bir hormon. Beynin, öğrenme ve yeniliklere verdiği tepkiyi de kontrol ediyor.

San Francisco’da yaşayan psikiyatrist Dr. Cameron Sepah ise “dopamin orucu” terimini ortaya atan uzman.

Sepah’a göre dikkatin bağımlılık yarattığı bir ekonomide yaşıyoruz.

Twitter yerine kitap

Amerikalılar günde ortalama olarak 11 saatini medya iletişim araçlarını kullanarak geçiriyor.

CEO’larla ve yatırımcılarla çalışan Sepah, teknolojinin de yemeğin de ofis yaşamında bağımlılık yaratan unsurlar olduğunu vurguluyor.

Sepah, yeme alışkanlıklarını temel alan aralıklı orucu örnek göstererek teknolojiden sürekli olarak uzak durmanın mümkün olmadığını ancak belli bir süre için bunun gerçekleştirilebileceğini belirtiyor.

Instagram’da dolanmak ya da Reddit’teki yazıları okumak beynin dikkat süresini düşürdüğü gibi duygularımızı kontrol altına almayı da zorlaştırıyor.

Sürekli uyarıcılara maruz kalmak zamanla dopamine duyulan hassaslığı azaltıyor; Sepah bunu “dopamin hacking” olarak tanımlıyor.

O yüzden Sepah’a göre geceleri bilgisayarı kapatmak, haftasonları boş zaman geçirmek ve tatile çıkmak bununla başa çıkmak için iyi yöntemler.

Sepah, Twitter’da vakit geçirmek yerine bir kitap okumanın bile faydalı olacağı görüşünde.

Kaynak: www.t24.com.tr

Okumaya devam et

MAKALE

İnsanlar nasıl ikna edilir?

temel aksoy, öykü, Manşet, liderlik öyküleri, insanları ikna etme, ikna nedir, ikna etmek, ikna etme ile ilgili örnekler

Temel Aksoy, ‘’ İkna etmek için öykülerden daha etkili bir yol yok. ’’ diyor. Peki, herkes öykü anlatmayı öğrenebilir mi? Bu bir yetenek işi değil midir? Bu yetenek sahne sanatçılarının sahip olduğu, sıradan insanların isteseler de yapmayacakları bir iş değil midir? İşte tüm bu soruların yanıtı…

Siz de İkna Etmek İster misiniz?

Mutlaka başınıza gelmiştir. Çok iyi bildiğiniz bir konuda bir arkadaşınıza fikrinizi anlatıyorsunuz, söyledikleriniz onun aklına yatacak çünkü anlattığınızın doğruluğundan eminsiniz. Fakat şaşırarak görüyorsunuz ki beklediğiniz olmuyor. Arkadaşınız fikrinizi kabul etmiyor. Bu sefer siz görüşünüzü farklı açılardan, farklı örnekler vererek bir daha bir daha anlatıyorsunuz ama nafile  siz ikna etmeye çalıştıkça arkadaşınız sizden uzaklaşıyor ve kendi fikrine daha fazla tutunuyor. Sizin için aşikâr olan bu konuyu bir türlü anlamıyor. Hayal kırıklığı yaşıyor, sinirleniyorsunuz. Nasıl oluyor da kendinizi anlatmakta bu kadar zorluk çekiyorsunuz?

Bu durum size tanıdık geliyor mu? Eğer cevabınız evetse bilin ki yalnız değilsiniz. Hemen her gün, herkes bu sorunu yaşıyor.

Peki, bir konuda fikrinizi anlattığınızda; karşınızdakinin sizi kolayca anlamasını, ikna olmasını hatta verdiğiniz bu fikri kendisi bulmuş gibi sahiplenmesini ister miydiniz? Böyle bir güce sahip olsaydınız hayat daha kolay olur muydu?

Böyle bir güce sahip olmanın bir yolu var. Belki de sadece tek bir yolu var: Öykü anlatmak.

İkna etmek için öykülerden daha etkili bir yol yok. Bu, özel ilişkilerimizde de, iş hayatımızda da, siyasette de geçerli.  Birisini ikna etmek istiyorsanız onu mantıkla ikna etmek çok zor, çok uzun ve çoğu zaman başarısızlıkla sonuçlanan bir yol. (Liderlik Dili, Öykü Dilidir.)

Peki, herkes öykü anlatmayı öğrenebilir mi? Bu bir yetenek işi değil midir? Bu yetenek sahne sanatçılarının sahip olduğu, sıradan insanların isteseler de yapmayacakları bir iş değil midir?

Herkes ama herkes öykü anlatabilir. Konuşabilen herkes öykü anlatma becerisini geliştirebilir. Öykü anlatmanın bazı kuralları var, bunları öğrendikten ve yeterince emek verdikten sonra herkesin kendi fikrini anlatabilme ve karşısındakini ikna etme gücü artar.

Öykü anlatarak ikna etmek, özel ilişkilerimizde kullanabileceğimiz bir yol olduğu kadar bir şirketi yöneten liderin de vazgeçilmez silahıdır. Öykü anlatmasını bilen lider, çalışanlarına kendi düşüncelerini kolaylıkla aktarabilir. Onların zihinlerindeki direnci kırarak, şirket vizyonu doğrultusunda güç birliği yapmalarını sağlayabilir.

1.Öykü anlatmak sadece hoşça vakit geçirmek için yapılan bir uğraş değildir. Liderlerin hayallerini amaçlara, amaçlarını sonuçlara dönüştürmek için kullandıkları bir yöntemdir.

IBM’nin eski CEO’su, Louis Gerstner, yaptığı işi”‘fillere dans etmeyi öğretmek” olarak tarif etmişti. Gerstner IBM’de, gerçekten çok önemli bir dönüşümü gerçekleştirmiş bir liderdi. Ama aynı zamanda verdiği mesajlarla tüm iş dünyasını etkilemiş iyi bir öykü anlatıcısıydı. En ciddi konuları bile her zaman sade ve neşeli bir dille ama aynı zamanda heyecanla anlatırdı.

Steve Jobs da sadece çok tutkulu bir lider değil, aynı zamanda doğal bir öykü anlatıcısıdır. Apple’ın başarısının arkasında, Jobs’un bütün çalışanlara verdiği ilham vardır, sistemin tamamına farklı düşünmeyi (Think Different) öykülerle anlatmıştır.

2.Öykü anlatmak gerçeklikten kopmak, “hikâye uydurmak” değildir. Öykü, her şeyden önce gerçek olmalıdır. Aslında her liderin, her şirketin ve her insanın mutlaka bir öyküsü vardır.

Bir şirketin duvarlarının arasında sayısız öykü dolaşır. O şirkette oluşmuş öyküler; iyi anlatıldığında, kurum değerlerini en iyi ifade eden ve aynı zamanda kurumsal iklimi yaratan unsurlardır. Şirketin felsefesini en iyi anlatan, o şirkette yaşanmış öykülerdir.

3. Öykü anlatmak ancak ve ancak içten olunarak yapılacak bir şeydir. Öykü anlatanın kendini olduğu gibi ortaya koyması; korkularını, endişelerini, zayıflıklarını dinleyenlerle paylaşması yani gönlünü açması gerekir. Hepimiz bize kalbini açana kalbimizi açarız. Öykü anlatmanın en önemli gücü de burada saklıdır. Öyküler bizi birbirimize bağlar. Biz ancak duygusal bir motivasyon bulduğumuz zaman ilham alır, harekete geçeriz.

Öykü anlatanın ses tonu ve vücut dili, anlattığı içerikle bir bütünlük içinde olmalıdır. Hiç kimse başkasını oynayarak insanları etkileme gücüne sahip değildir.

Öykü anlatmak, anlatacağınız konunun “çok önemli” olduğunu vurgulamakla yapılmaz. Aksine böyle yapmak öykünün inandırıcılığını ve değerini yok eder. Ama anlattığınızı önemseyerek, coşkuyla, tutkulu anlatmak   vermek istediğiniz mesajın önemini dinleyicilere geçirir.

4. Öykü anlatmak dinleyenle gizli bir kontrattır. Anlattığınız şey karşılığında dinleyen, kendi değerli zamanını verir. Anlattığınız öyküde dinleyeni aptal yerine koymayan onun gerçekten ihtiyaç duyduğu bilgiyi sağlayan bir içerik olması gerekir.

Dinleyicinin bilmek istedikleri vardır. Bu ihtiyaçlarla hitap eden bir içerik ve bu içeriğe uygun bir biçim, anlatanla dinleyeni aynı dalga boyuna getirir. Aynı dalga boyunda olmak, üstten bakmamak demektir. Öykü anlatıldığı andan itibaren anlatanın değil herkesin paylaştığı bir öyküdür. Sahibi hem anlatandır hem dinleyen.

5. Farklı amaçlar için farklı öykü türleri kullanılmalıdır. Örneğin bir değişimi başlatacak öykünün tonu ve teması, kurumsal değerleri paylaşmak için anlatılacak öyküden farklıdır. Hatta aynı öykü bile değişen ortamlarda tıpatıp aynı şekilde anlatılmaz çünkü her öykünün anlatıldığı ortam yani bağlam farklıdır. Ortama göre öyküyü uyarlamak gerekir.

6. Liderlerin de herkes gibi bir yaşam öyküsü vardır. Bir kişiyle veya bir toplulukla ilk bağı kurmak için, herkes gibi liderin de önce kendi öyküsünü anlatması gerekir. Bu dinleyenle bağ kurmak için bir ön koşuldur.

Bunun dışındaki bütün durumlarda, anlatanın kendini değil öyküyü ön plana çıkarması gerekir. İyi bir öykü anlatıcısı, öykünün anlamını ortaya çıkarmak için anlatır.  Değişim öyküleri bunlara en iyi örnektir: Martin Luther King insanları, “kurduğu düş” ile harekete geçirmiştir, kendini anlatarak değil. Son seçimlerde Obama da, Amerikan halkına aynı yöntemle seslenmiş, başarılı olmuştur.

7. Ancak şunu da unutmamalıyız ki, öyküyü coşkuyla, tutkuyla ve samimi bir şekilde anlatmak aslında iyi hazırlanmış olmakla mümkündür. Ancak çok prova yapmış bir anlatıcı, ses tonunu ve vücut dilini doğal kullanma becerisine kavuşabilir. İyi öykü anlatmak için emek vermek gerekir. Ne kadar çok öykü anlatırsanız diliniz  o kadar çözülür. Zaman içinde tarzınız oturur ve doğallığınız artar. Performansınız sizi bile şaşırtabilir.

8. Öykü anlatmadaki amacımız duygusal bağ kurmak ve insanlarla yakınlaşmaktır. Öykü anlatırken gizliden gizliye tehdit etmek, ya da “haddini bildirmek” öykünün doğasına terstir. Bu sebeple anlatacağınız öyküler, korku kültürü yaratmayan öyküler olmalıdır.

Öyküler yoluyla insanları suçlu hissettirmek ve olumsuz bir havayla öyküyü sonlandırmak da yakışık almaz. Bu sebeple öykü, nasıl olursa olsun mutlu sonla bitmelidir. Yaşanan tüm olumsuzluklar, öykünün sonunda bir iyiliği getirmelidir. Aksi takdirde öykünün olumlu etkisi ve harekete geçirici gücü zayıflar. Pandora’nın kutusunda bile dünyaya bütün kötülükler yayıldıktan sonra kutunun içinde umudun kaldığını unutmamak gerekir.

9. Öykülerin tümünde ortak olan bir yapı vardır. Joseph Campbell buna “Kahramanın yolculuğu” der. Her öykü, bir kahramanın başından geçen olaylar etrafında kurulur. Bu akışa göre kahramanın dengesi, her şey yolunda giderken, hiç beklemediği bir anda bozulur. Bu kahramana yapılmış bir “çağrıdır”. Kahraman bir serüvene çıkmak zorunda kalır çünkü içindeki ve dışındaki güçler bir çatışma içindedir.

Bu yolculuk sırasında kahramanımız zorluklarla karşılaşır, çelişkilere düşer, savaşır… Bu yolda karşısına çelme takanlar da çıkar, kutsal armağanlar veren akıl hocaları da. En sonunda “eve dönüş” başlar. Kahraman girdiği çatışmadan olgunlaşarak döner. Kahraman geçirdiği dönüşümle, gerek içsel gerekse sosyal olarak yeni bir insan olur.

Kahramanın Yolculuğu bütün romanların ve bütün sinema filmlerinin temel yapısını oluşturur hatta hepimiz kendi hayatımızla ilgili öyküleri anlatırken farkında olmadan bu yolu izleriz.

Pretty Woman filminde kahramanın (Richard Gere) karşısına hiç beklemediği bir anda bir sokak kadını (Julia Roberts) çıkar. Bu kadının – kendisinden beklenmeyen- şahsiyeti ve güzelliği, kahramanın ezberini bozar ve yolculuk başlar. Kahraman, serüvenin sonunda olgunlaşır ve bambaşka bir insan olur.

İş hayatında öykü anlatmak, yukarıda kısaca değindiğim klasik öykü kalıbının dışında da olabilir. Bu öykü anlatma biçimine Stephen Denning, “minimalist” öykü kalıbı ismini veriyor. Ben Denning’in kitaplarını okudum ve ikna oldum. Gerçekten de iş hayatında insanlara ilham vermek ve değişimi başlatmak için minimalist öyküler yararlı olabiliyor. Zaten iş hayatı için, çoğu kez ihtiyaç duyulan ve kullanılabilecek öyküler tam anlamıyla klasik öykü kalıbına uymuyor. Ama şaşırtıcı bir şekilde bu öyküler de insanları ikna etmeye, ateşlemeye yetiyor. Başkalarının yaşadığı ve size ilham verecek gerçek öyküler, iş hayatında çok faydalı olabiliyor.

10. Siz de yapabilirsiniz

Daha iyi bir gelecek için, mevcut davranış kalıplarını ve alışkanlıkları değiştirmek gerekiyor. Bunun için önce fikirleri değiştirmek lazım. Siz de ister bir şirketi yöneten bir lider olun, ister kendi fikrinizi anlatmak isteyen sıradan bir insan; umudu ve değişimi dile getirdiğinizde, iyi anlaşılmak ve dinleyen üzerinde kalıcı etki yaratmak istiyorsanız  fikrinizi öykü(ler) kullanarak anlatın.  Severek ve hissederek anlatılan yani iyi anlatılan bir öyküden daha etkili bir ikna aracı yoktur.

Öykü anlatmayı kimseden öğrenmenize gerek yok. Zaten biliyorsunuz. Siz de herkes gibi öykülerle büyüdünüz. Bence, hemen şimdi öykü anlatmaya başlayabilirsiniz. Yapmanız gereken anlatmak istediğiniz fikre uygun, yaşanmış ve gerçek bir olay (öykü) bulmak.  Bunu en iyi en güzel şekilde anlatmak için plan yapmak. Sonra defalarca prova yapmak ve  öyküyü içselleştirmek yani anlatım doğallığına erişmek.  Artık repertuarınızdaki bu öyküyü her seferinde daha iyi anlattığınızı görecek ve  giderek bu işin ustası olacaksınız.

İyi bir öykü, iyi anlatıldığında sizi şaşırtacak kadar güçlüdür. Öyküyü anlattığınızda önce bırakın öykü dinleyende istediğiniz etkiyi gerçekleştirsin sonra siz gerekli kanıtları ve açıklamaları sunarak, görüşünüzü daha da sağlamlaştırabilirsiniz. Çünkü artık sıra mantığa gelmiştir.

Yazar: Temel Aksoy
Kaynak:  www.temelaksoy.com

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 ay önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç
EĞİTMENLER7 ay önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER8 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER8 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı
EĞİTMENLER8 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER9 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER9 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER9 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND