Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Hak ettiğiniz unvana nasıl ulaşabilirsiniz?

Yıllardır aynı pozisyonda mı çalışıyorsunuz? Artık terfi etme zamanınızın geldiğini mi düşünüyorsunuz? İş yükünüz artmasına rağmen unvanınızda bir değişiklik olmuyor mu? Sizce unvan artışı talebinizi patronunuzla konuşmalı mısınız? İşte istediğiniz unvana ulaşmanızda işinize yarayacak bazı tavsiyeler…

Hak Ettiğiniz Unvanı Nasıl İsteyebilirsiniz?

Unvanınız sahip olduğunuz her şey değildir ama sizin için bir önemi vardır. Size yeni bir rol önerildiğinde veya uzun zamandır aynı pozisyonda çalışıyorsanız hak ettiğiniz unvan hakkında nasıl düşünmelisiniz? Unvan için görüşmeye değip değmeyeceğine nasıl karar veriyorsunuz? Eğer zam bile alamayacağınızı  düşünüyorsanız unvanınızda bir değişiklik istemeli misiniz? Madalyonun öbür yüzüne bakacak olursak; patronunuz zam olmadan unvanınızda terfi önerirse nasıl karşılık vermelisiniz?

Uzmanlar ne diyor? Yeni bir pozisyonu kabul ederken veya yeni bir terfi için uğraşırken çoğu insan maaş anlaşmasına eğilim gösteriyor. Ama iş unvanınız da bu denklemin bir parçası olmalı diyor Getting (More of) What You Want kitabının yazarlarından ve Stanford Graduate School of Business profesörü olan Margaret Neale. Unvanın “hem dışarıdaki dünyaya hem de iş arkadaşlarınıza organizasyonda hangi seviyede olduğunuzu gösteren bir sinyal” olduğunu ve statünüzü ve bağlantılarınızı karşılayan ve işinizi daha iyi yapmanıza yardımcı olacak bir “haklar paketi” olarak görülmesi gerektiğini söylüyor. Ayrıca, unvanınızın günlük mutluluğunuza ve işyeri bağlılığınıza etkisi olabilir diyor London Business School Profesörü Dan Cable. “İş yerinde kendini anlatmanın bir yöntemi” olduğunu söylüyor. “Ne yaptığınızın ve  ne değer kattığınızın sembolik bir temsili”. İster yeni bir role göz dikin ister yeni bir unvana; bu konuda ilerlemek için bazı fikirlerimiz var.

İfade edin. Unvanınız için görüşmek ya da yeniden görüşmek bir parça  özdeğerlendirme gerektirir. Neden belirli bir unvan istiyorsunuz? Ve neden onu hak ettiğinizi düşünüyorsunuz? Bunlar, unvanı  talep etmeli misiniz diye üzerinde düşünmeniz gereken şeyler. Eğer şirketinizde bir süredir çalışıyorsanız “belki iş kapsamınız ve sorumluluklarınız artmış olabilir ama unvanınız aynıdır, ve hâlâ yaptığınız işin karşılığı olandan daha az maaş ödeniyordur” diyor Neale. Bu durumda muhtemelen patronunuzla tartışmak için haklı bir gerekçeniz vardır. Ya da muhtemel iş verenleriniz unvanınızı, kazandığınız para  için gösterge olarak  kullandığından dolayı siz yeni fırsatlar için diretiyor ve kendinizi daha iyi bir pozisyona yerleştirmek istiyorsunuzdur.

”Şirketlerin daha az sorabildikleri  ve insanların ücret geçmişlerini paylaşmaya daha az istekli oldukları bir zamanda, unvanınız gelecekteki çalışanların beklentilerinizi anlamasının bir yoludur.” diye açıklıyor. Ve eğer  size  başka bir şirkette başka bir pozisyon önerildiyse unvanınızı tartışmak işinizin sorumluluklarında ufak tefek düzeltmeler yaparak sevdiğiniz kısmı daha fazla yapmanın bir yolu olabilir. “Bunu, rolünüzü yeteneklerinize ve ilgilerinize göre özelleştirme fırsatı olarak düşünebilirsiniz.” diyor Cable.

Ödevinizi yapın. İkinci adım organizasyondaki statünüzü, sorumluluklarınızı ve uzmanlık alanınızı tam olarak yansıtacak belirli bir unvan seçmeyi içeriyor. LinkedIn ve Glassdoor gibi kaynakları kullanarak diğer şirketlerdeki sizinle  eş düzeydeki çalışanların unvanlarına bakabilirsiniz.

Ek olarak, Cable sizi en değerli ve güçlü hissettirecek unvanı göz önüne alın diyor. “Neden verimli olduğunuzu düşünün” diyor. Mesela büyük bir danışmanlık şirketinde “kıdemli analist” olarak çalışıyorsunuz “ama aslında veri içeren görsel sunumları daha iyi yapıyorsunuz. Bu durumda, unvanınıza ‘müşteri ustası’nın eklenmesini isteyebilirsiniz, çünkü bu sizin parladığınız alan.”

Neale, “Aynı zamanda şirketiniz ve endüstriniz bağlamında neyin gerçekçi olduğuna dikkat etmelisiniz.” diyor, “Her organizasyonda bir hiyerarşi vardır. Ve unvanınızın bu hiyerarşide sizin bulunduğunuz seviye hakkında bilgi vermesi gerekir.” Eğer “avangart bir unvan” istemeyi planlıyorsanız, “unvanınızın daha  geleneksel bir karşılığı olmasına dikkat etmenizi” öneriyor. Mesela “Motivasyondan Sorumlu Başkan” unvanını istiyorsanız kartvizitiniz aynı zamanda  “İnsan Kaynakları Planlamasından Sorumlu Başkan Yardımcısı” olduğunuzu açıklayacaktır.

Bütüncül düşünün. Bir sonraki adım, öncelik sırasına karar vermenizdir. Maaşınızla ve bonusla; mesleki sorumluluklar, tatil zamanları ve çalışma takvimi karşılaştırıldığında, kazanç paketinizi tartışırken dilediğiniz unvanı ne kadar vurgulamalısınız? “Ben şiddetle tek bir alana yoğunlaşan müzakereleri tavsiye ediyorum.” diyor Neale, “Unvanınız birden çok alana yoğunlaşan bir müzakerenin bir parçası olarak tartışılmalı. İşinizi daha iyi yapmak için gerekli bütün kaynakları düşünün.”  İster iş değiştirin ister aynı organizasyonda yıllardır çalışıyor olun, kendinize şunu sorun:  Hangileri daha önemli olacak? Eğer unvan onlardan biriyse, devam edin.

Önce dinleyin… Şimdiki veya gelecekteki yöneticinizle görüşmeye hazırlanmak için yapabileceğiniz en önemli şey dinlemek. “İş görüşmeleri sırasında, insanlar organizasyonun karşılaştığı zorlukları anlatırken duyarlı olmalısınız”  diyor Neale, “Ve eğer çoktan şirket içine girmişseniz, karşılaştıkları zorlukları biliyor olmalısınız.” Üstünüzün en çok neyi önemsediğini ve onları en çok neyin endişelendirdiğini anlamaya çalışın, böylece kendi durumunuzu buna göre değerlendirebilirsiniz. “İnsanlar en çok kendi sözlerinden ve bakış açılarından etkilenir” diyor Neale, “Kendi istediklerine, yöneticinin ne istediğini duyamayacak kadar çok odaklanma.”

…Sonra strateji oluşturun. Konuşmanızı hazırlarken kendinize tek bir soru sorun: Bu insana evet dedirtecek nedir? “Düşünün,  benim terfim patronumun hangi problemlerini çözecek?” diyor Neale. Eğer bilmiyorsanız, bu konuşma için hazır değilsinizdir. “Bir gerekçenizin olması yardımcı olur” diye de ekliyor. Muhtemelen büyük bir anlaşma imzaladınız, önemli bir proje yürüttünüz veya size başka bir iş önerildi ama siz kendi şirketinizde kalmak istiyorsunuz. Ayrıca belirtmelisiniz ki yeni bir unvan, itibar ve güvenilirliğinizi artırarak, daha verimli ve etkili olmanıza yardımcı olacaktır. Cable, bazı unvanların -özellikle de kişiselleştirilmiş olanların- “müşterilerle ve meslektaşlarınızla iyi ilişkiler inşa etmenize yardımcı olacağını” belirtiyor. Unvanların “İnsanlara, sizin kendi kişisel ve özgün yollarınızla neler yaptığınızı sorabilmeleri için bir kapı açtığını” söylüyor, “Bu, gerçek ve samimi ilişkiler inşa ederken gerçekten değerli olabiliyor.”

Yöneticinizle konuşun. Yöneticinize konuyu açmanın zamanı geldiğinde, Cable konuşmaya “öğrenme moduyla” gelmenizi tavsiye ediyor. Adaylar için “bu bir işe neler katabileceğinizi konuşmak” ve işe alan yöneticinin rollerde başarıyı nasıl tanımladığını daha fazla öğrenmek için bir şans. ”’Unvanınız olan ‘Analist’ oldukça kapsamlı ki bu anlaşılır. Bu unvanı tekrar adlandırabilecek olsanız, bu rolü daha iyi ne yansıtabilirdi?’ diyebilirsiniz.”  Bu soru, “genelde çok iyi, çok gerçekçi bir konuşmaya yönlendirir” diyor. Eğer halihazırda şirketteyseniz ve yeni bir unvan istiyorsanız, Cable patronunuza “unvanların, çalışanların moralini yükselttiğine ve enerjilerini artırdığına işaret eden araştırmayı” göstermenizi öneriyor. “Bazı patronlar katıdır ve ‘cesedimi çiğnemeden olmaz’ cevabını verebilirler. Ama diğerleri meseleye vaktinde ele alınan, ilginç bir konu olarak bakabilir ve çalışanlarının kendilerini ifade etmesine izin vermenin  bir yolu olarak görebilirler. Ne yaparsanız yapın sürekli talep eden “prima donna” olmayın. Güçlü yanlarınızla birlikte alçak gönüllülüğünüzü de yansıtın.

Neale “yöneticinize sağladığınız çözümleri” ve “şirketi ileriye taşımak için kullandığınız yetenek ve becerileri” vurgulamanızı öneriyor.

Minnettar olun (bir noktaya kadar). Eğer yöneticiniz arzuladığınız unvanı (ya da benzer bir unvanı) kabul ederse ilk cevabınız “teşekkür ederim” olmalıdır. Eğer unvanınız yanında başka yan haklar sağlanmadığından hayal kırıklığına uğradıysanız, bunun bir oldu-ve-bitti anlaşması olmadığını unutmayın, “bu devam eden bir müzakere süreci” diyor Neale. Bu yüzden fırsatı kullanıp olabildiğince kibar bir şekilde, minnet duyduğunuzun ama yeterli olmadığının ve geri döneceğinizin işaretini verin. Eğer tamamen reddedildiyseniz-maaşınızda, unvanınızda veya herhangi bir ikramiyenizde bir değişiklik olmadıysa, patronunuzdan hangi “kriterlerle” yargılandığınız hakkında daha detaylı bilgi isteyin ve “bu kriterlere ulaştığınızı” her ikinizin de nasıl bileceğini sorun. Öncelikli olarak soru şu olmalı: “İlerlemek için ne yapılmalı?”

Hatırlamanız gereken prensipler  

Yap: 

  • Bireysel koşullarınız hakkında düşünün ve yeni bir unvan isteme sebeplerinizi gözden geçirin. Yeni bir unvan, işinizi daha iyi yapmanıza nasıl yardımcı olacak?
  • Sosyal bağlantılarınızı ve diğer online kaynakları; yeteneklerinizi, uzmanlığınızı ve statünüzü yansıtacak unvanları tanımlamak için sonuna kadar kullanın.
  • Yöneticinizin motivasyonları ve zorlukları üstüne kafa yorun. İsteğinizi dile getirmeden önce kendinize sorun: Neden şimdiki veya gelecekteki patronum evet desin?

Yapma:

  • Kişiselleştirilmiş bir unvan isteyerek aşırıya kaçmak. Eğer böyle bir tane istiyorsanız ve işvereniniz de kabul ettiyse, geleneksel bir eşdeğeri olduğundan emin olun.
  • Unvanınız hakkında dar görüşlü olmak. Maaşınız, iş tanımınız ve yan haklar da dahil olmak üzere her şey masada olmalı.
  • İstediğinizi o anda elde edemeyince cesaretinizi yitirmek. Yeni bir unvan istemek, devam eden bir müzakere sürecidir.

Vaka çalışması 1: Durum tespiti yapın ve unvan değişikliğini yöneticinizin öncelikleriyle uyumlu hale getirin. 

Şayet bir maaş artışı derdinde değilseniz bile, unvan istemenin “kariyerinize ve gelecek iş fırsatlarınıza faydası olur” diyor, Florida merkezli bir hukuki pazarlama ajansı olan PaperStreet’in içerik direktörü Sally Kane. Deneyimlerinden yola çıkarak konuşuyor.

Kariyerinin başlarındayken, henüz avukatlık belgesini almamış hukukçuları hedef alan ulusal bir ticaret dergisinde yönetici editör olarak işe alınmış. İşinin sorumlulukları, derginin yazı işlerinin yönetimini, bağımsız ve stajyer yazarlardan oluşan küçük bir grubu denetlemeyi ve tedarikçilerle birlikte özel projelerde çalışmayı da kapsıyordu.

İşyerinde geçirdiği 6 aydan sonra, Sally unvanının makamını tam olarak tanımlamadığını düşünmeye başladı. “Yeni bir unvanın tedarikçilerin ve diğer yazarların güvenilirliğini kazanmak için bana yardımcı olabileceğini düşündüm.” diyor.

Ayrıca farklı bir unvanın özgeçmişinde daha iyi görüneceğini fark etmiş. “Pozisyonumu atlama tahtası olarak gördüm. Sonsuza kadar orada olmayacağımı biliyordum.” diyor.

Böylece LinkedIn ve Glassdoor ile başlayarak küçük bir çalışma yaptı. “Verilere dayalı olmak istedim ve benim durumumu destekleyecek somut bilgiler topladım.” diye açıklıyor. “Ne yaptığımla çok daha iyi uyum sağlayan unvanlar var mı diye baktım. Aynı zamanda benzer düzeyde ve dağıtımdaki akran yayınları, editoryal yapıları neye benziyor diye kontrol ettim.”

Yöneticisinden -derginin sahibi ve yayımcısından- kendisini genel yayın yönetmeni olarak terfi ettirmesini istemeye karar verdi. O noktada yalnızca yeni bir unvanla mutlu olacaktı, zam istemedi.

İsteğini dile getirmeden önce, unvan değişikliğinin yöneticisinin, hedeflerine ulaşmasına nasıl yardımcı olacağına dair bir strateji oluşturdu. Yöneticisi, markasını oluşturmak ve dergiyi bu endüstride daha görünür yapmak konusunda çok istekliydi.

Sonra “konuşma sırasında unvanımın değişmesinin, dergiyi konumlandırmada bana nasıl yardımcı olacağını anlattım: Konferanslarda çok daha fazla söz alabilecek ve tedarikçilerin gözünde daha önemli olacaktım.”

Yöneticisi ona hak verdi ve unvanını anında değiştirdi. Altı ay sonra, yıllık değerlendirmeler sırasında maaşına, orantılı bir zam aldı.

Vaka çalışması 2: Maaşınız, ikramiyeleriniz, sorumluluklarınız ve unvanınızı içeren “haklar paketinizin” sürmekte olan bir müzakere olduğunu unutmayın. 

Rhonda Rees üniversiteden mezun olduktan sonra, Los Angeles bölgesinde küçük bir halkla ilişkiler şirketinde giriş düzeyinde bir işe başladı. “Unvanım halkla ilişkiler asistanıydı.” diye anımsıyor. “Henüz tecrübesizdim ve giriş düzeyinde bir iş olduğu için kimsenin benden gerçek bir beklentisi yoktu.”

Rhonda halkla ilişkilerle alakalı her şeyi öğrenmeye kararlıydı. Yöneticisini -biz ona George diyoruz- “mentoru” olarak gördü. George, Rhonda’daki potansiteli görmüştü ve ona her geçen gün daha fazla iş ve sorumluluk veriyordu. “Birden kucağıma bir sürü iş yığılmıştı.” diyor.

Fakat buna gücenmiş değildi, aksine kendisini kanıtlamak istiyordu. ”Şirkete para kazandırmakta iyiydim çünkü satış yapmak için rastgele arama yapmayı seviyordum.” diyor, ”Şirkete çok kazanç sağlayan müşterileri getirmeye başlamam  da çok uzun sürmedi.”

George, Rhonda’nın performansından memnundu ve bunu ona da söyledi. ”Bana komisyon vermek onun fikriydi” diyor Rhonda.”Maaşıma ek olarak yüzde 10 komisyon aldım, ve ben bununla tatmin olmuştum. Sadece, ne yapıyorsam onu yapmaya devam ettim.”

Diğer çalışanlar başka işlere devam ettiği sürece George da golf parkurunda daha fazla vakit harcıyordu. Rhonda’nın iş yükü daha fazla arttı. Fakat hâlâ halkla ilişkiler asistanıydı, bu da demek oluyordu ki müşterilerin onu ciddiye almaları için daha da fazla çalışması gerekiyordu.

Sonunda, içinde bulunduğu rolle bağdaşan bir unvana ihtiyacı olduğunu fark etti. “İlk başlarda müşteri temsilciliği yaptığımı zannediyordum. Fakat birdenbire yaptığım işin müşteri yöneticiliği olduğunu fark ettim.” diyor, “George’un gayri resmi olarak bunun farkında olduğunu düşünüyordum fakat ben hâlâ hak ettiğim unvanı almamıştım.”

Rhonda, George’la konuşmaya karar verdi.” Ofisine gittim ve yapıyor olduğum her şeyi açıkladım ve iş dünyasında oldukça önemli biri haline geldiğimi söyledim. Maaş artışı ve müşteri yöneticiliği istedim.” diyor.

“Aslında beni oldukça şaşırtan bir hamle yaptı ve genel başkan yardımcısı unvanını verdi. Hâlen eskisiyle aynı işleri yapıyordum fakat yeni bir unvan ve ufak bir zamla.”

Rhonda, George’a teşekkürlerini sundu. Rhonda bundan bir süre “hoşnut” oldu fakat kısa zamanda kariyerinde daha fazlasını istediğine karar verdi. “Bu deneyim bana kendi işimi kurmak için cesaret verdi, ben de kurdum. Bu işi devam ettirebileceğimi biliyordum.” diyor, “Şimdi patron benim ve kendime ‘genel müdür’ diyorum.”

Kaynak: http://www.hbrturkiye.com

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

MAKALE

Hafızadaki yüzler resme döküldü

Kanada’nın Toronto Scarborough Üniversitesi’ndeki nörologlar, elektroensefalografi (EEG) verilerine otomatik öğrenme (machine learning) tekniği uygulayarak “hafızadaki yüzleri resme dökmeyi” başardı.

Araştırmayı yöneten Prof. Dr. Adrian Nestor, “Bu çalışmadaki yenilik, EEG verileri ve otomatik öğrenme tekniğini kullanarak katılımcının görsel deneyiminin tahmini bir temsilini yeniden yaratmak” dedi.

Nestor, gönüllü katılımcının kafasına yerleştirilen EEG’nin verilerine ışık tutulduğunu belirtirken, “İnsan yüzü gibi zihinsel temsilleri algıladığımız biçimiyle yeniden oluşturmaya çalıştık” diye konuştu.

Scarborough Üniversitesi’nde EEG verileri üzerine araştırmalar yapan Dr. Dan Nemrodov ise ilk başta bu teknikle hafızadaki yüzlerin resme döküleceğine” ihtimal vermediğini anlattı, “Nestor bana geldiğinde ona bunun zor olacağını ama deneyebileceğimizi söyledim. Sonuçta o kazandı, ben kaybettim. Teknik gayet iyi çalışıyor” dedi.

Yapılan araştırmanın videosu aşağıdadır:

Kaynak: bbc türkçe

Okumaya devam et

MAKALE

Çinli Şirket az adım atan çalışana para cezası veriyor

Çalışanlarına eksik attıkları her adım için 0,01 yuan (0,0078 TL) ceza kesen şirket eleştirildi.

Çin’de ayda 180 bin adımdan az atan çalışanlarına para cezası veren şirket eleştirilerin hedefinde. Information Times gazetesine göre Guangzhou’da bir emlakçı, çalışanlarına eksik attıkları her adım için 0,01 yuan (0,0078 TL) ceza kesiyor.

Gazeteye konuşan şirketin çalışanlarından biri, sürekli fazla mesaiye kalmaları gerektiği için çalışma saatleri dışında 6 saat atma imkanlarının olmadığını söylüyor:

“Şirketin daha fazla egzersiz yapmamızı istemesini anlıyorum ama şimdi adım hedefini tutturmak için yürümekten uyumaya yeterli vakit ayıramıyorum.”

Yerel bir hukuk firmasında çalışan Liu Fengmao, şirketin çalışanların attıkları adımı bir performans göstergesi olarak takip etmesinin yasal bir temeli olmadığını ve bu kuralın ilerde işveren için sorun çıkarabileceğini belirtiyor.

Liu’ya göre işçiler mesai saatleri dışında yürümeleri gerektiğinde bunun fazla mesai olduğunu söyleyebilir veya yürüyüş sırasında sakatlık yaşadıklarında bunu çalışma sırasında yaşanan bir iş kazası olarak gösterebilir.

Information Times’a göre Guangzhou’daki emlakçı çalışanlarına bu tip bir kural getiren ilk şirket değil.

Ocak 2017’de teknoloji şirketi Congqing çalışanlarının günde 10 bin adım atmasını talep etmişti. Chongqing Evening Post gazetesi şirketin bu kriteri bir performans ölçütü olarak kullandığını yazmıştı.

“Şirket, maaşlardan kesinti yapmak için bahane arıyor”

Sosyal medya sitesi Sina Weibo’da da kullanıcılar Guangzhou’daki emlakçının bu uygulamasını şaşkınlıkla karşıladı. Bir kullanıcı “Şirket çalışanlarının maaşlarından kesinti yapmak için bahane arıyor” ifadelerini kullandı.

Bazı kullanıcılar ise kararı “Bu uygulama çalışanları sağlıklı kılar” ifadeleriyle destekledi.

Kaynak: BBC Türkçe

Okumaya devam et

MAKALE

Bağlanma korkusu: Neden bazıları “ıssız insan” olmayı seçer?

İnsanın sosyal etkileşimi, temel bir ihtiyaç. Peki neden bazı insanlar, başka insanlardan kaçar? Bağlanma korkusunun mekanizması nasıl çalışır? Bağlanamayanları anlamak için yararlı bir yazı…

Flörtleşme döneminde bir çoğumuzun başına gelmiştir: biriyle görüşüyorsunuz, beraber vakit geçirmeyi seviyorsunuz ve birbiriniz tanımaya çalışıyorsunuz. Aranızdaki ilişki doğru yönde gidiyor gibi duruyor, ancak bu ilişkinin adını koymak istediğinizi belirttiğiniz anda durum birden değişiyor. Görüştüğünüz kişi sorularınıza daha kaçamak cevaplar vermeye başlıyor ve mesajlarınıza daha az geri dönüş yapıyor. Gelecek ile ilgili bir plan yaptığınızda konuyu değiştirmeye çalışıyor.

Karşılıklı oturduğunuzda ve “neler oluyor?” diye sorduğunuzda büyük ihtimalle “bağlanmaktan korkuyorum” veya buna benzer bir cevap alacaksınız.

Bazıları için bu konuşma daha geç de gerçekleşebilir. Artık bir ilişki içindesinizdir, ancak ilişkiniz daha da ciddileşmeye başlayınca partneriniz sizden uzaklaşabilir. Bunun üzerine kendinizi “ne oldu öyle” diye düşünürken bulabilirsiniz.

“Bağlanmaktan korkmak teriminin sık sık kullanıldığını duyarız ama aslında bu ne anlama geliyor? Huffington Post’tan Kelsey Borresan bu sorunun cevabını öğrenmek için uzmanlarla görüştü.

Eğer biri size “bağlanma sorunlarından” bahsediyorsa yakınlık kurmaktan ve ilişkinizin çok hızlı ilerlemesinden rahatsız oluyordur.

“Sizin ihtiyaçlarınızı ve beklentilerinizi karşılayamamaktan korkuyor olabilir”

Psikolog Samantha Rodman bu konu ile ilgili olarak “ Sizi seviyor olabilir, hatta size aşık bile olabilir ancak sizin ihtiyaçlarınızı ve beklentilerinizi karşılayamamaktan korkuyor olabilir” diyor.

“Bağlanma sorununun” kökleri korkulara, inançlara hatta kişinin aile hayatında veya daha önceki ilişkilerinde yaşadığı kötü tecrübelere dayanıyor olabilir. (Örneğin çocukluğunda anne ile babasının kavgalı bir boşanma yaşamasına tanık olmuş olabilir)

Unutmamak gereken bir başka detay ise her insanın nihai amacının uzun bir ilişki olmadığı.

“Bir ilişkinin içinde sıkışıp kalmaktan korkuyor veya büyük kararlar vermekte zorlanıyor olabilirler” diyor psikolog Ryan Howes ve ekliyor; “ Belki de geçmişte kendileri ile uyumlu olmayan insanlarla ilişki yaşamışlardır veya ilişkileri beklemedikleri bir şekilde aniden bitmiş, bu yüzden de kendilerini reddedilmiş hissetmişlerdir”. Howes bu konu hakkındaki düşüncelerini “Tipik olarak bağlanmakta korkan insanlarda geçmişten gelen bir korku vardır ve bu korku genel olarak ilişkilerinin bitmesine sebep olur” diyerek özetliyor.

“Eğer biri bağlanma sorunları olduğunu söylüyorsa ona inanmalısınız”

Bir başka olasılık ise karşınızdaki kişinin size karşı olan ilgisini kaybettiği ve “bağlanma sorunlarını” ilişkinizi sonlandırmak için kullanıyor olması. Bu gerekçe gerçek olsa da olmasa da bunu görüştüğünüz kişinin artık sizinle bir ilişki yaşamak istemediğine dair bir sinyal olarak algılamalısınız.

“Eğer biri bağlanma sorunları olduğunu söylüyorsa ona inanmalısınız. Bazı insanlar bunu ciddiye almıyor ve bir süre sonra karşılarındaki kişinin istediğinin evlilik veya beraber yaşamak olmadığını fark edince hayal kırıklığına uğruyor” diyor Rodman.

Bağlanmaktan korkan insanlar bazen size karışık sinyaller verebilirler. İlişkinizin bir sonraki adımının ne olduğunu konuştuğunuzda farklı cevaplar verdiğini hissedebilirsiniz. Tahminen sizinle bir sene sonrası için tatil planı yapmayacaklardır. Bazen arkadaşları etrafında geçirdiğiniz zamanı bile kısıtlayabilirler ki ilişkiniz biterse arkadaşlarına çok bağlanmış olmayın.

“Bağlanma sorunu olan insanlar bağımsız yaşamayı ve kendi kendine yetmeyi iyi öğrenmiştir

Howes bağlanma sorunu olan insanların kavgadan kaçınmak için sorunların kendi kendisini çözmesini beklediğini, fakat aynı zamanda da bağlanmaktan korktukları için ilişkiyi bitirmeye hazır olduklarını ifade ediyor. “İçlerinde sürekli çatışıyorlar” diyor Howes.

Rodman ise “Bağlanma sorunu olan insanlar bağımsız yaşamayı ve kendi kendine yetmeyi iyi öğrenmiştir. Bu sebepten dolayı partnerlerine açılmaları zor olabilir.” diyor.

Kaynak: t24

Okumaya devam et
Advertisement

TREND