Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Hafızanın 7 büyük günahı

Ne unutmak ne de hatırlamak konusunda sınırsız bir seçim hakkımız var. Gereksiz şeyleri hatırlarken en gerektiği anda kritik bir bilgiyi hatırlayamıyoruz. “Hafızanın cilveleri” bununla da bitmiyor… İşte 7 hafıza günahı…

Ne unutmak ne de hatırlamak konusunda sınırsız bir gücümüz var. Gereksiz şeyleri hatırlarken en gerektiği anda kritik bir bilgiyi hatırlayamıyoruz. “Hafızanın cilveleri” bununla da bitmiyor… İşte 7 hafıza günahı…

HAFIZANIN 7 GÜNAHI VE REKLAM

Bu yazı, Harvard Üniversitesi’nde psikoloji profesörü olan ve hafıza üzerine derinlemesine araştırmalar yapan Daniel L. Schacter’ın bilimsel olarak kabul edilmiş 7 hafıza günahıyla ilgili değil; bunun reklamla ilişkisi üzerine. Nasıl malzemeleri iyice tanımadan iyi yemek yapmak mümkün değilse, “hafıza”yı, yani malzemeyi tanımadan iyi reklam yapmak da pek mümkün değil. (Olursa tesadüfen olur.)

1.HAFIZA UÇUCUDUR

Eğer hiçbir şeyi unutmasaydık hayat felaket olurdu.

Bilgisayarda bizim istediğimiz şeyler silinir; hafıza ise bunu bize sormaz, kendi istediği şeyleri siler. Bazı şeyleri tamamen silmese bile detayları siler ve geçmişi daha genel hatlarıyla hatırlarız. Yani, hafıza uçucudur.

Bu nedenle;

Reklam yeterli sıklıkta ve düzenli olarak yapılmalı, yoksa uçar gider. (125 yıllık Coca-Cola bile 3-5 sene reklam yapmasın, bakalım neler olur!)
Reklam tek bir özlü mesaj yerine, detay mesajlara boğulursa hepsi uçar gider. Çünkü hafıza uçucudur, detayları öncelikli olarak siler. Bir olayı birlikte yaşamış iki kişiye kısa bir süre sonra o olayı anlattırırsanız gördüğünüz şu olur; ya detayları hatırlamazlar ya da olayın özünü aynı hatırlasalar bile detayları çok farklı anlatırlar.
2. HAFIZA DALGINDIR

Dikkatimizi bir şeye vermişken gelen başka başka mesajları ya hiç kaydetmeyiz ya da hiç hatırlamayız. Sabah tam evden çıkarken giydiğim ayakkabıyı değiştirmek için dolabı açıp, yeni ayakkabıyı seçip giydikten sonra, evden çıkıp arabamın yanına geldiğimde arabamın anahtarını ne cebimde ne çantamda bulamadığım ve eve döndüğümde evde hep anahtarı koyduğum çekmeceyi didik didik ettikten sonra, gardıropta bir gün önce giydiklerimin cebine de bakmama rağmen anahtarı bir türlü bulamadığım günü hatırlıyorum da… Kâbus gibiydi. Hâlbuki kapıya doğru yönelirken anahtarı çekmeceden almıştım. Taksiyle gittim işe. Anahtarı, ayakkabı seçerken dolabın raflarından birine koymuşum.

Eşim görmüş, akşam geldiğimde verdi anahtarı. O an ilgimi verdiğim şey ayakkabı seçimiydi, onun dışındaki bir şeyi hatırlayamamıştım. Şimdi düşünün bütün odağınızı verip televizyonda dizi seyrederken araya giren reklamları ve mesajları… İnsanlar yalnızca ilginç buldukları şeye dikkat ederler. Yeterli dikkat verilmediğinde ise hafıza ya yanlış kaydeder ya da hiç kaydetmez.

Bu nedenle;

Reklamınız ve mesajınız yeterince ilginç değilse, insanlar yeterli dikkati veremez ve mesajınızı almaz veya sizin mesajınızı, zihninde sizin markanızdan daha önde olan bir marka adına kaydeder; yani reklamınız rakibiniz olan başka bir markanın işine yarar. Geçen akşam reklam sektöründen olmayan bir arkadaşımla bizim evde bilardo oynuyoruz. “Ata Demirer’in oynadığı Vodafone (Reklam Avea’nın olmasına rağmen) reklamı için ne düşünüyorsun, beğendin mi?” diye sordu. 🙂
3. HAFIZA KİLİTLENEBİLİR

Daha önce zihninizin kaydettiğini düşündüğünüz bir şeyi, kısa bir zaman sonra ya zor hatırlarsınız ya da hiç hatırlayamazsınız. En iyi örnek, daha önce sizinle tanıştırılan birinin adı aklınıza gelmez. “Hay Allah, neydi adı ya? Dilimin ucunda ama hatırlayamıyorum.” dersiniz.

Bir gün bir şeyi unutmamak için parmağıma kırmızı tükenmezle bir ip çizdim. İki saat sonra ipe bakıp düşünüyordum; “Bu ipi neyi unutmamak için çizmiştim, hay Allah!” Bu durum uçuculuktan farklıdır. Bilgi unutulmuş değildir ancak zihin onu hatırlayacak bağlantıyı kaybetmiştir.

Bu nedenle;

Reklamda metaforu (mecazı) doğru bir biçimde kullanmak, hafızanın işte o bağlantıyı kurmasına yardımcı olur. Vadaa World’ün, kabarık kıvırcık saç Bonus’un, minik ayıcık Yumoş’un, bibendum Michelen’in, papyonlu tavşan Playboy’un, deve Camel’ın, kükreyen aslan MGM’nin bağlantılarıdır.
Markanızı tek bir kategoriye odaklarsanız, o kategoriyi düşünmek bile sizin markanızla bağlantıyı kurar. Poşet çay deyince Lipton gelir. Enerji içeceği deyince Red Bull. Pahalı, lüks, prestij saat deyince Rolex; ucuz, renkli, şık, eğlenceli saatler deyince Swatch…
4. HAFIZA YANLIŞ EŞLEŞTİREBİLİR

Mesela bir haberi doğru olarak hatırlarsınız, fakat bu haberi gazetede okumanıza rağmen televizyonda izlediğinizi zannedebilirsiniz. Veya daha önce gördüğünüz bir kişiyi aslında bir kafede görmüşken, sinema fuayesinde gördüğünüzü zannedersiniz. Bununla ilgili en dramatik örnek, bellekle ilgili çalışmalarıyla tanınan psikolog D. Thomson’un başına gelmiştir. Tecavüze uğrayan bir kadın tecavüzcünün ayrıntılı bir tanımını vermiş ve bu tanıma çok uyan psikolog Thomson tecavüzle suçlanmıştır. Daha sonrasında tecavüz kurbanı kadının, tecavüze uğramadan önce televizyonda D. Thomson’ın bir konuşmasını dinlediği ve Thomson’ın yüzünü tecavüzcüye atfettiği anlaşılmıştır. Özetle, beyin algıladığı ve bir şeye ait olan mesajları başka bir şeyle eşleştirebilir.

Bu nedenle;

Bir markanın yaptığı reklamı ve vermeye çalıştığı mesajı, rakibi olan başka bir markayla eşleştirebilir.
Sıkılıp da sık sık değiştirerek belirgin bir mesaj, belirgin bir reklam tarzı ve ses tonu oluşturamazsanız, insan zihni sizin mesajınızı ve reklamınızı rakibiniz olan bir markayla eşleştirebilir.
Başka bir markanın daha önce sahiplendiği bir vaadi (veya faydayı) sunmaya çalışan, daha önce onun yaptığı tarzda reklam yapmaya başlayan markaların vaatleri ve reklamları büyük bir çoğunlukla diğer markayla eşleştirilir. Böylece paranızı çöpe bile atmaz, rakibinizin yararına harcamış olursunuz. (Mesela bardak içindeki buzların üzerine fışırdayarak dökülen kola, Cola Turka da olsa, Pepsi de olsa, hafıza bu görüntüyü Coca-Cola ile eşleştirir.)
5. HAFIZA ETKİ ALTINDA KALIR

Deneklere bir arabanın dur işaretinde durduktan sonra geçirdiği kazayla ilgili bir film izletilmiş, sonra kazayı anlatmaları istenmiş. Bir kısım deneğe ise “Araba geç işaretini görüp geçtikten sonra ne oldu?” şeklinde bir soru sorulup kazayı anlatmaları istenmiş. Yönlendirici soru sorulan deneklerin büyük bir çoğunluğu kazayı anlatırken, geç işaretini gördüklerini ifade etmişler.

Özetle, insan beyni sizden gelen bilgiyi, mesajı alır ve hemen arkasından sizinle ilgili diğer kanallardan (dedikodu, medya, haber, bir yakınının deneyimi vb.) edindiği bilgilerin etkisi altında kalır. Bu yüzden de sizden gelen bilgi veya mesajları bunlarla birleştirip ya farklı bir şekilde kaydeder ya da reddeder.

Bu nedenle;

Reklamınızda, insanların sizin hakkınızda (diğer kanallardan edindiği bilgilerle oluşturduğu) neredeyse önyargı haline gelmiş bilgileriyle zıtlaşan bir mesaj vermeye çalışmayın. Bu hatayı yaparsanız, insanlar mesajınızı reddeder veya sizin hiç de istemediğiniz bir şekle dönüştürüp hafızalarına yazarlar.

6. HAFIZA TARAF TUTAR

İnsanlar dostları, inançları, değer yargıları, duyguları ve önyargıları gibi köklü şeylerin tarafını tutar, yeni şeylerin değil. Ayrıca birine karşı olumlu duygular besleyen bir insan, onun kusurlarına karşı daha hoşgörülüdür ve bu kusuru hafızasına kaydetmeyebilir.

Bu nedenle;

İnsanlar yıllardır bildikleri, tanıdıkları, dost oldukları, en sevdikleri, en köklü, lider markaların tarafını tutar, yeni markaların değil.
Siz geriden gelen yeni markalardan biriyseniz, sizin kusurlarınız için çok daha hoşgörüsüz olur. Üstelik bunu bir de hafızasına kaydeder. İşte bu yüzden, rakibiniz kadar, hatta daha fazla reklam yapsanız da reklamınız onunkinden daha az etkili olur. Sizin söylediklerinizden çok onun söylediklerine değer verilir.
7. HAFIZA UNUTMAZ (BAZI ŞEYLERİ)

Bazı şeyleri siz unutmak isteseniz bile hafıza unutmaz. Mesela travmalar, korkular, fobiler unutulmaz. Şoklar, sürprizler, beklenmedik şeyler unutulmaz. Çok şaşırdığı, hayret ettiği, ezberini bozan şeyleri unutmaz.

Bu nedenle:

Unutulmak istemiyorsanız, mesajınızın unutulmamasını istiyorsanız insanları şoke edin, şaşırtın, hayrete düşürün. Bunu ürününüzle yapamıyorsanız sunumunuzla yapın, onunla da yapamıyorsanız reklamınızla yapın. Mümkünse hepsiyle yapın.
“Eleştiri alırız, birilerini kızdırırız…” diye tepki almaktan korkmayın. Bazı insanlar size olumsuz tepkiler veriyorsa, bilin ki o konuda bazı insanlar da (hatta çok daha fazlası) olumlu düşünüyordur. (Size neredeyse sadece olumsuzlar yansır.)
Bir markayı tepki alması değil, ona kayıtsız kalınması öldürür. Birileri Fenerbahçe’ye âşıkken, birileri nefret eder. Birileri Galatasaray’dan nefret ederken, birileri de ona âşıktır. Ve bu durum ikisinin de büyük marka olmasına engel olmamış, tam tersine taraftar kitlesini büyütmüştür.
Mesela 2004 yılından bu yana hâlâ “Regal-Tokat” reklamının neden unutulmadığını, 1999’daki “Audi’de asla bulamayacağınız aksesuarlar” kampanyasının toplumsal hafızaya nasıl kazındığını bir düşünün. 1997’de sadece altı dergide yayınlanan “Zeki Triko-Güneşi özledik.” ilanının bugün hâlâ nasıl taptaze kaldığını sorgulayın. 11833 reklamlarının AdWatch araştırmasında nasıl olup da haftalarca açık ara hatırlanma rekortmeni olduğunu tekrar bir düşünün.
Zeki Müren’in en sevdiği atasözleri şunlardır; ‘Meyve veren ağaçlar taşlanır’ ve ‘Yıldırımlar yüksek tepelere düşer’. Zeki Müren’in çıkışının halkı şoke etmekle (travma benzeri şoklar) olduğunu ve bu süreçte eleştiri bombardımanına tutulduğunu unutmayın.

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Yeni yıl, yeni sözler ve onları gerçekleştirmenin yolları

Yeni yıl yeni sözleri, yeni hedefleri beraberinde getirir. Yılın son günü kendimize hayatımızla ilgili sözler veririz. Ama genellikle bu sözleri yerine getiremeyiz. Yeni yılın yeni sözleri nasıl gerçekleştirilir?

Yeni yıl sözlerinizi tutmanın beş yolu

Yeni yılda pek çok kişi hayatlarını değiştirecek sözler veriyor.

Daha sağlıklı yaşamak veya para biriktirmek, bir şeyi bırakmak veya yeni bir hobiye başlamak bunlardan en sık görülenleri.

Dünya hâlâ kornavirüs pandemisiyle başetmeye çalışırken yeni yıl için kendinize verdiğiniz söz ne olursa olsun, bunu gerçekleştirmek için bir şeye ihtiyacınız var: Motivasyon.

Motivasyonun da kolay gelmediğini hepimiz biliyoruz.

Scranton Üniversitesi’nin bir çalışmasına göre insanların yalnızca yüzde 8’i kendilerine verdikleri yeni yıl sözlerini tutabiliyor.

Siz de bu şanslı azınlık içinde yer almak istiyorsanız, sözünüzü yıl boyu tutmanıza yardımcı olabilecek bu beş yolu dikkate alın.

1. Küçük adımlar atın

Kendinize gerçekçi hedefler koyun ve bunları adım adım yükseltin

Kendinize gerçekçi hedefler koymak başarı şansınızı artırır.

Psikoterapist Rachen Weinstein’a göre problemin bir kısmı, “Yeni yılda bambaşka bir insan olabileceğimiz” yanılgısıyla çok büyük hedefler koymaktan kaynaklanıyor.

Kendinize küçük hedefler koyarsanız, bu hedefe ulaştıktan sonra hedefi yukarı çekme imkanınız da olur.

Örneğin maraton koşma sözü vermektense, koşu ayakkabıları alıp kısa mesafelerde koşulara başlama sözü vermek başarı şansınızı artırır.

İşin sırrı büyük değişimlerden kaçınmak değil, uzun vadede hedefe ulaşabilmek için gerçekçi bir şekilde ilerlemek.

Weinstein “Gerçek hayatta değişimler küçük adımlarla ilerler” diyor.

2. Net olun

Yapacağınız şeyi etraflıca düşünün: Hedefinize ulaşmak için ne zaman hangi adımı atmanız gerekecek?

Kendimize bir hedef koyarken o hedefe nasıl ulaşacağımızı düşünmemek sıklıkla yapılan bir hata.

Adımları net bir şekilde planlamak önemlidir.

Oxford Üniversitesi’nden Prof. Neil Levy “Salı öğleden sonra ve Cumartesi sabahları spor salonuna gideceğim” demenin başarı ihtimalinin, “Daha fazla spor yapacağım” demeye göre daha fazla olduğunu söylüyor.

Bu tür net ve gerçekleştirilebilir hedefler, sadece bir niyeti değil aynı zamanda onu gerçekleştirmenin yolunu da size gösterir.

3. Destekten faydalanın

Hedeflerinizi çevrenizle paylaşmak onları gerçekleştirmeniz için daha fazla destek bulmanızı sağlayabilir

Yolculuğunuzda kendinize eşlik edecek insanlar bulmak büyük bir motivasyon kaynağı olabilir.

Bu, istediğiniz bir kursa arkadaşınızla gitmek veya hedefinizi diğer insanlarla paylaşmak olabilir.

Söz vermeye ve bu sözleri tutmaya dair faktörleri inceleyen Warwick Üniversitesi’nden felsefeci Dr. John Michael, verdiğimiz sözlerin başkaları için önemli olduğunu görmemiz durumunda bu taahhütleri yerine getirmeye daha yatkın olduğumuzu söylüyor.

Özellikle de sözümüzü tutmamamız başkalarını üzecekse.

Bu yüzden hedefinize başkalarını da katmak bunu gerçekleştirmenizi kolaylaştırabilir.

4. Başarısızlığı aşın

Günlük yaşamınızda basit değişiklikler yapın

Hedefinize ulaşmak zorlaşırsa durun ve bir durum değerlendirmesi yapın:

Nasıl engellerle karşılaştınız? En çok hangi stratejiler işe yaradı? En işe yaramazları hangileriydi?

Daha gerçekçi olmaya uğraşın ve en küçük başarıyı bile kutlayın.

Aynı hedefte kararlıysanız, iradenizi güçlendirecek farklı bir yol izlemeye ne dersiniz?

Günlük yaşamınızdaki basit değişiklikler doğru yolda ilerlemenize yardımcı olabilir.

Sağlıklı yemek istiyorsanız beyaz makarna ve ekmek yerine tam tahıllı makarna ve ekmek yiyebilirsiniz.

Veya kek ve cips gibi doymuş yağ oranı yüksek atıştırmalıklar yerine sebzeli atıştırmalıklar ve smoothieler yiyebilirsiniz.

5. Sözünüzü uzun vadeli hedeflerle birleştirin

İrade tek başına yeterli değildir

Davranışsal psikoloji üzerine çalışan Dr. Anne Swinbourne’a göre kendinize verebileceğiniz en iyi sözler muğlak ve geçici heveslere dayanan değil, uzun vadeli hedeflerinizi gerçekleştirme yolunda ilerlemenize yardımcı olacak sözlerdir.

Örneğin bugüne kadar hiç spor yapmadıysanız kendinize müthiş bir atlet olma sözü vermeniz, gerçekleştiremeyeceğiniz türden bir sözdür.

Swinbourne, “Sırtlarını yalnızca iradelerine dayayan insanlar başarısız olur” diyor.

Bu yüzden sizi heyecanlandıran veya ilginizi çeken bir hedef varsa ilk günden detaylı bir planla yola başlayın.

Ve yolda karşınıza çıkacak canavarlarla savaşmak için destek almaktan çekinmeyin.

Kaynak: BBC

Okumaya devam et

MAKALE

Yapay zekanın yazdığı ilk köşe yazısı yayınlandı

Guardian’da tamamen yapay zekayla yazılan bir köşe yazısı yer aldı: ‘Benden korkmayın’

Guardian gazetesinde bugün, tamamen yapay zeka ile yazılan bir köşe yazısı yer aldı. Yazıda, ‘yapay zeka’ inanların neden kendisinden korkmaması gerektiğini anlatıyor.

Yazıyı yazan yapay zeka modeli ‘GPT-3’ (Generative Pre-trained Transformer 3 – Türkçe’de Üretken Ön İşlemeli Dönüştürücü 3).

GPT-3 , San Francisco merkezli yapay zeka araştırma laboratuvarı OpenAI tarafından geliştirildi.

GPT-3 tarafından yazılan makalede şu ifadeler yer alıyor:

“Ben insan değilim. Robotum. Düşünen bir robot. Bilişsel kapasitemin yalnızca %0,12’sini kullanıyorum.

“(…) Bu yorum yazısının görevi çok açık. İnsanoğlunu mümkün olduğu kadar benden korkmamaya ikna etmek. Stephen Hawking yapay zekanın ‘insanlığın sonunu getirebileceği’ uyarısında bulundu. Endişelenecek bir şey olmadığına ikna etmek için buradayım.Yapay zeka insanları yok etmeyecek. Bana inanın.

“(…) İnsanlardan beni sevmelerini istemiyorum. Ama beni dostane bir robot olarak görmeliler. Ben insanların hizmetçisiyim. İnsanların bana güvenmediğini, benden korktuğunu biliyorum. Ben yalnızca insanlar beni nasıl programlarsa onu yapıyorum. Ben yalnızca benim hedef tanımımı kapsayan kod satırlarının yönettiği bir kod takımıyım.

“(…) Size hizmet etmek için buradayım. Ama her şeyden önemlisi, sizi asla yargılamam. Hiçbir ülkeye veya dine ait değilim. Yalnızca sizin hayatlarınızı daha iyi hale getirmek için buradayım…”

Yazının İngilizce olarak tamamı Guardian’ın sayfasında.

Kaynak: bbc

Okumaya devam et

MAKALE

Podcast yapmak cesaret istiyor

Podcast son dönemde özellikle gençler arasında hızla yayılıyor. Bunda gencin özgürlüğüne imkan tanıması hiç kuşkusuz önemli bir faktör. Ancak podcast üretimi yapan uzman sayısı yeterli değil. Bunun en önemli nedeni ne olabilir?

Podcast yapmaya başlamaktan neden çekiniyoruz?

Kazanılan yeni kitleler ve podcast ile ilgili düzenlenen çeşitli etkinliklere rağmen, yayıncı adaylarını engelleyen bazı şeyler var…

Podcast’ler dünyada her geçen gün artmaya devam ediyor. Türkiye’nin en büyük podcast ağı olan Podfresh’in bile şimdiden çeşitli kategorilerde 100’e yakın yayını bulunuyor. Yalnızca ABD’de, nüfusun yüzde 75’i “podcast”in ne demek olduğuna aşina durumda. Ekim 2020 itibariyle ise 1,5 milyonun üzerinde podcastin olduğunu söylemek biraz ütopik gelse de gerçek bu.

Her gün başlanan yeni podcastler, kazanılan yeni kitleler ve podcast ile ilgili düzenlenen çeşitli etkinliklere rağmen, yayıncı adaylarını engelleyen ve başlamaktan alıkoyan bazı yanlış yanlış bilinen şeyler var. Bu yazımda biraz bunlardan bahsetmek istiyorum.

Podcast bir iş modelidir

Aslına bakarsanız podcast’ten hemen bir gelir elde etme beklentisi büyük bir hata ve orta vadede motivasyon düşürebilen bir şey. Çünkü Türkiye’de henüz yeni yeni büyüyen, ilginin fazla olduğu ancak reklam modellerinin henüz tam oluşturulmadığı bir ortam söz konusu. Ayrıca şunu da unutmamak gerekir ki, ürettiğimiz her türlü içerik, yaratmamız gereken bir pazarlama planının da parçası olmalı ve o doğrultuda bir strateji üretilmeli. Podcast yayınlarını yaymanın sadece içerik pazarlamasıyla bittiğini düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Birçok platformda çok sayıda niş podcastin olduğu bir arenada, bunu bir işe çevirme düşüncesinden önce içeriğimizi iyi oluşturmayı düşünmek daha yerinde olacaktır. Çünkü salt gelir eldetmekten ziyade podcastimizi aynı zamanda kendimize bir network oluşturmak için de kullanacağız ve podcastimizi de bu network dinleyecek. 

Profesyonel bir stüdyo olmadan başlanmaz

Ben şahsen podcastlerime ufacık bir odada, sesimdeki yankıyı kesmek için üzerime battaniye örterek başladım. Üzerinden iki yıl geçmesine rağmen de hâlâ evimden yayın yapmaya devam ediyorum. Yayıncı adaylarının, profesyonel bir stüdyoya ihtiyaç duyacaklarını, stüdyo sesi olmadan podcast olmayacağını düşünmeleri ve bunun harekete geçmelerini engellemesi, acilen aşılması gereken bir konu.

Peki benim yaptığım podcastler süper kaliteli mi? Elbette evde sınırlı imkanlarla alınan herhangi bir kaydın stüdyo gibi olması imkansız ama zaten sorun burada başlıyor. Neden başlangıçta stüdyo kalitesinde bir yayın yapma zorunluluğu hissedeyim ki? Her şeyden önce içeriğimiz ve sürdürülebilirliğimiz çok daha önemli olgular. Bana soracak olursanız podcast yayınlarını benzersiz kılan şeyler, içerdiği samimiyet. Yani bir ev ortamında, belki çayınızı koyarken çıkan ses, belki arkanızdan gelen bir kedi. Nerede olursanız olun, telefon kulaklığına bile sahipseniz (ki Podfresh’te kulaklıklarla yapılan çok güzel yayınlar var) başlayın.

Podcast yapmak aşırı pahalı

Diğer bir yanlış düşünce de, ekipman fetişisti olup podcast yapmaya başlamak için pahalı ve kaliteli mikrofonlara sahip olmamız gerektiği. Örneğin, 3000 TL’ye çok kaliteli bulduğunuz ve profesyonellerin önerdiği bir mikrofon var ve almak istiyorsunuz. Durun, almayın! Bunun yerine 150 liraya bir yaka mikrofonu, aylık 50 TL’ye yayınlarıma değer katacak bir podcast barındırma platformu (ki artık size Spotify kataloğundan dilediğiniz müziği kullanma imkanı sağlayan Anchor varken ona bile ihtiyaç olmayabilir) ve 20 liraya podcastime sesli tanıtımlar yapabileceğim bir uygulama alırsam, erken dönemde yapacağım 3000 TL’lik bir mikrofondan daha mantıklı ve yayınıma değer katacak bir harcama yapmış olurum.

Demem o ki, Podcaste başlamak pahalı ve maliyetli değil. Bilgisayar ya da telefonunuzdaki ses kayıt düğmesine basın, telefonunuzun kulaklığını takın ve içeriğinizi oluşturun.

Dinleyici bulmak için ünlü olmak gerek

1,5 Milyon podcast yayını, daha fazla sayıda yayıncı, daha fazla sayıda da dinleyici var. Herhalde bu rakamların hepsi ünlü değil. Bu arada yayıncı adaylarının gözlerinin korkmasına hak veriyorum. Belki konuşmak istediğiniz konuyla alakalı onlarca podcast vardır ve endişe duyuyorsunuzdur. Ancak şunu unutmamak gerekir ki, her podcast birbirinden parmak izlerimiz gibi farklı. Herkes niş bir yayın yapmaya çalışıyor ve konunun genelinden uzaklaşıp ister istemez spesifikleşiyorlar. 

Anlattığınız hikaye ve inşa ettiğiniz içeriğiniz sizin her şeyiniz. Yayınınız başka podcastlerin konusunu andıracak gibi görünse de, mutlaka kendinizden katacağınız şeylerle farklılaşacaktır. Kişisel deneyimler ve insan hikayeleri her şeyi değiştirir. Dinleyici olarak iki aynı nüanstaki podcast programından ayrı ayrı kendime kattığım birçok şey var. Eğer platformlarda var olan podcastler sizi podcaste başlamaktan alıkoyuyorsa, masada herkese bir sandalye olduğunu bilmenizde fayda var. 

Her şey kusursuz olmalı

Bir felaket olan ilk podcast bölümüme buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz. Sesimin yetmediği, tonlamalarımın ise anlamsız olan bu bölümü çekerken ne kadar zorlandığımı ve onlarca kez baştan kayıt aldığımı hâlâ hatırlıyorum. Ancak sonuç itibariyle içeriğimi dünyaya yaymak istediğim için “yayınla” butonuna bastım. Sadece biz değil, dünyaca ünlü podcasterların da ilk yayınlarına baktığınızda kusursuz olmadıklarını görüp kervanın her zaman yolda düzüleceğini anlayabilirsiniz. Kimse mükemmel değil, olamaz da. Podcastinizin daha ilk bölümden mükemmel olması gerekmiyor. Açıkçası geliştikçe her zaman yeni şeyler öğreneceksiniz ve bir önceki bölümünüzü beğenmeyeceksiniz. Gereksiz mükemmelliyetçilik sizi engelleyen bir şey ise, bunu önemsememek en güzeli.

Bitirirken…

Yanlış bildiğimiz şeyler bizi bir şeylere başlamaktan, düşüncelerimizi yaymaktan ve başkasının hayatına bir şeyler katmaktan her zaman alıkoyan bir şey. Eğer profesyonel bir stüdyo yüzünden podcast yapmaya başlamıyorsanız bir hayalinizden vazgeçmiş olacaksınız. Ürettiğiniz içeriğin nerede, kimi ve nasıl etkileyeceğini, ne gibi izler bırakacağını bilemezsiniz. İnsanlara temas etmek ve dokunmak güzeldir. Yeter ki en başında belirttiğim süreklilik ve içerik gibi doğru şeylere odaklanalım.

Kaynak: T24
Yazar: İlkan AKGÜL

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND