Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Hafıza ve hafıza sorunları…

İnsanların genel olarak şikayet ettiği konulardan birisi hatırlamanın
güçlükle sağlanabildiği durumlarda, öğrenilen bilgilerin kısa süre içersinde
unutulmasını da kapsayan, gereken yerlerde öğrenildiği zannedilen bilgilerin
ortaya çıkmaması durumunda hafıza zayıflığı diye adlandırılan durumdur.

uzun süreli bellek, kısa süreli hafıza, hafıza sorunları, hafıza

HAFIZA VE HAFIZA SORUNLARI

1. GENEL NİTELİKLERİYLE “HAFIZA”

1.1. Hafıza ve Tanımı:

Kısaca hafızayı tanımlamak gerekirse, hafıza bir insanın aklında
tutabileceği birçok şeyden daha fazlasını kapsayan, çok farklı ve karmaşık
bir süreçtir. Akılda tutulması gereken şeyi, hatırlama ve hafıza bankasında
depolanan bilgiye ulaşma birtakım stratejiler gerektirir.

Bazı kişilerin hafızaları diğerlerine göre daha iyi hatta mükemmel
diye tanımlanırken gerçek olan şu ki birçok insan hafızasını etkin ve
verimli kullanmayı sağlayacak stratejilerden yararlanmamaktadır. Verilen
işin gereklerini ya da istenileni anlama, stratejileri kullanmayı bilme, bu
stratejileri etkili bir biçimde kullanma ve depo edilmiş bilgileri ne
şekilde bulup çıkaracağını öğrenme becerisini edinme yukarıda bahsedilen
öğrenme, unutma durumları için çözüm teşkil edebilir.Eğitimde öğrenme
yetersizliği sorununu yaşayan öğrenciler içinse sorunun çözümünün temelinde
bu stratejileri öğrenme ve kullanabilecek düzeye gelmek için edinme yer
alır.

Bilgi bize çevremizden ulaşır. Bir çocukta algısal süreç bozukluğu varsa, bu
bilgi karışmış ve hatırlama fonksiyonunu etkilemiş olabilir. Bilginin
yorumlanmasında (algılama) bir sorun yoksa, onu kısa süreli hafızaya
kaydetmek için, çocuk dikkat kesilmek durumundadır. Çocuğun dikkat
yetersizliği gibi bir rahatsızlığı (ADD) olması halinde ise, hatırlama
fonksiyonu (hafızanın işleyişi) kesin olarak engellenmiş olacaktır.
Görülüyor ki, öğrenme özürlü çocukların çoğu, bilgiyi kısa süreli
hafızalarına kaydetmezler bile. Unutmazlar; sadece, onu ilk etapta
hatırlayacak strateji ya da süreçten yoksundurlar. Bilgi bir kez kısa süreli
hafızaya girdi mi, onu uzun süreli olarak kaydetmek için birşey yapmak
gerekir.

Kısa süreli hafıza çok kısasıdır; süresi muhtemelen sadece 30 sn. dir.
Görülüyor ki, akılda tutulacak bilgiyle ilgili birşey yapmaz, bir çaba
göstermezseniz, o bilgi kaybolur, gider. Bilgiyi uzun süreli belleğe geçmesi
için, ki buna zaman zaman “uzun süreli belleğin depolanması” da denir,
bilgiyi temsil etmek, onu işlemek, başka deyişle prova yapmak ya
da tekrarlamakşarttır.

Örneğin; bir daha hiç görmeyeceğinizi düşündüğünüz birisiyle
tanıştırıldınız; bu nedenle, adını aklınızda tutmak için birşey
yapmıyorsunuz. Bir ay sonra bir yerde karşılaştınız ve adını
hatırlamıyorsunuz. Adını hatırlamak için, isminin baş harfini bir
karakteristikle birleştirmek veya benzer isimdeki bir kişiyle onun yüzü
arasında bir bağlantı kurmak gibi bir yol deneseydiniz belki de
hatırlardınız. (Bu örneğe uyan, bir yabancı dil öğretim kitabında (“Matters
Pre-Intermediate” yer alan bir metin örnek olarak bu çalışmanın
sonunda-EK’te- verilmiştir. Bu çalışmada dikkat edimesi gereken husus gerek
hatırlamak ve gerek unutmak için metinde yer alan kişlerin çeşitli
stratejilere başvurduğu ve bunlardan yararlandığıdır.)

Okul ortamlarında, öğrenme özürlü öğrencilerden, birinin adından
çok çok daha karmaşık bir bilgiyi hatırlamaları istenmektedir; ancak, bu
konudaki süreç değişmez, aynıdır. Bilginin uzun süreli hafızaya kaydolması
ve istenildiğinde bulunup çıkarılabilir durumda olmasını sağlamak için, onun
üzerinde etkili olmaları, onu işlemeleri gereklidir.

Öğrenme özürlü öğrencilerde, hafıza süreci içinde herhangi bir
yerde bir aksaklık, bir duraksama görülebilir. Bu çocukların; çoğu kez, bir
hatırlama stratejisine ihtiyaçları olduğundan bile haberleri olmadığı gibi,
içe bakış ya da kendileri hakkında derinlemesine sorgulayabilirlik ve kendi
sorunlarının (özürlerinin) farkında olmaları olasılığı da daha azdır.
Hatırlama güçsüzlüklerini telâfi etmek yerine, ev ödevlerini akılda
tutmaları için gerekli stratejilerin, örneğin özel bir deftere not
almanınöğretilmesi daha etkili olabilir. Anahtarlarını hep yanlış yere
koyuyorlarsa, evin içinde her zaman anahtarları bulundurabilecekleri bir
yerin (dolap vs.) bulunmasına yardımcı olunabilir.

Bu tip stratejiler öğretilebilir. Hatta öğrenme bozukluğu olan
çocuklar, belirli stratejileri nasıl kullanacaklarını öğrendiklerinde,
öğrenme becerileri de gelişir;böylece öğrenme stratejilerini edinme öğrenme
becerilerini edinmelerine yönelik kapı açılmaktadır.

1.2. Hafızanın Aşamaları:

Öğrenilen bilginin hafızaya yerleşmesi üç aşamada
gerçekleşmektedir. Bu üç aşama Doğan Cüceloğlu(1997:198) tarafından
aşağıdaki şekilde tanımlanmaktadır:

Kodlama(coding): Dış dünyadaki uyarıcıların belleğe kaydedilebilecek biçime
dönüşmesi.
Depolama(storage): Kodlanan bilginin tutulması
Ara-bul-geriye getir(retrieval): Depolanan bilginin gerektiği zaman aranıp
–bulup çıkarılması.

KodlamaAra-bul-geriyegetir
Depolama

Belleğe yerleştirilir Bellekte tutulur
Bellekten çağrılır

Bu üç aşamayı Doğan Cüceloğlu(1997:170) şu örnekle açıklamıştır:

Ilkokul birinci sınıfta alfabeyi öğrenmeye çalışan bir öğrenciyi düşünelim.
Öğretmen tahtaya “A” harfini yazar ve harfin nasıl okunduğunu söyler. Bir
süre sonra öğretmen harfi tahtaya yazar ve diyelim ki Ali’den okumasının
ister. Ali “A” harfinin doğru olarak söyler. Ali’nin “A” harfini söylemesi
onunu belleği sayesinde olmuştur.

Yukarıdaki üç aşamaya göre:

a.Ali öğretmen harfi gösterdiğinde bu harfi diğerlerinden farklı biçimde
belleğine kodlamıştır.

b.Kodlamadan sonra geçen süre içersinde kodladığı bilgiyi bir yerde
depolamıştır.

c.Öğretmen yeniden sorduğu zaman Ali depolamış olduğu bu bilgiyi bulmuş ve
geri getirmiştir.

1.3. Hafıza Türleri:

Birçok kaynakta genel olarak iki türlü hafızadan bahsedilmektedir. Doğan
Cüceloğlu da bu iki türü diğer kaynaklarda da belirtildiği gibi kısa süreli
ve uzun süreli olarak ikiye ayırmış; bazı psikologların “duyumsal bellek”
diye adlandırılan bir türden bahsetmesine rağmen kendisi kitabındaki
sınıflandırmasında bu tür hafıza türüne de kısa süreli hafıza içersinde yer
vermiştir. Buna göre hafıza türlerini tanımlayacak olursak:

Kısa süreli hafıza: Öğrenilen bilginin otuz saniyeyi geçmeyen hatırlama
durumlarında görülmesi. Biyofizik bir süreçtir.
Uzun süreli hafıza: Otuz saniyeyi geçtikten sonra hatırlanan her bilgi veya
olay uzun süreli bellekten çağrılır. Biyokimyasal bir süreçtir. Bir bilginin
uzun süreli belleğe girmesi protein sentezi ile gerçekleşmektedir.
Hem kısa süreli bellekte hem de uzun süreli bellekte “kodlama”, “depolama”
ve “ara-bul-geriye getir” süreçleri yer almaktadır.

Doğan Cüceloğlu’nun iki türe sınırlandırılmış hafıza modeline karşın, “Bilim
ve Teknik” dergisinde yer alan son araştırmalara baktığımızda hafıza
türlaerinin iki ile sınırlandırılmadığını görmekteyiz. Son araştırmalara
dayanarak varılan bu kaynaktan elde deilen verilere göre kısa ve uzun süreli
hafızanın dışında “işlek bellek” diye bir hafıza türünün bulunduğu ve bu
hafıza türünün okuma ya da matematik problemi çözmek gibi hem kısa hem de
uzun süreli hafızanın kullanılmasını içerdiği belirtilmektedir. Buna örnek
olarak “bisiklete binmek” verilmiştir; çünkü hem o anda denge korumayı
sağlamak gerekmekte hem de gerekli kas hareketleri anımsanmaktadır. Ayrıca
bilim adamları yabancı dilde konuşmanın bu dildeki sözcükleri, bunların
anlamlarını ve doğru kullanımlarını içerdiğini söyleyerek(dolayısıyla bu tür
bir çalışma uzun süreli hafızanın ürünüdür) uzun süreli hafızanın tek bir
işlemden oluşmadığına karar vermişlerdir yine “Bilim ve Teknik” dergisinde
belirtildiği üzere. Buna göre uzun süreli hafıza da aşağıdaki grafikte
verildiği üzere çeşitli bölümlere ayrılmaktadır.

HAFIZA

Uzun süreli hafızanın alt bölümlerini oluşturan bu hafıza türleri de “Bilim
ve Teknik” dergisinde şu şekilde açıklanmıştır:

Açık hafıza: Istemli olarak, anımsanarak, sözlü olarak ifade edilebilecek
anılarımızdan oluşur. Örneğin, bir dizi sözcük verilerek bu özcüklerin
tekrarlanmasının istenmesi durumunda “açık bellek” kullanarak bu işlem
gerçekleştirilmiş olmaktadır.

Örtük hafıza: Açık belleğin karşıtı olarak tanımlanmaktadır. Anıların tekrar
yoluyla ya da pratikle birikmesidir. Kayak yapmak ya da bisiklete binmek
örnek olarak verilebilir.

Olaysal hafıza: Kişinin başından geçen olaylardan ve özel durumlardan
oluşmaktadır.Sözgelimi ilk kez New York’ta tiyatroya gitmiş olmak gibi.

İlentilendirme hafızası: Sembollerin yorumlanmasında ve yapılandırılmasında
kullanılan bilgilerden oluşur. Örneğin, New York’la ilgili bu tür bir anı,
bu kentin ABD’de olduğu , yüzölçümü,burada Birleşmiş Milletler binasının
bulunduğu gibi bilgilerle ilgilidir.Kişinin New York’ta yaptığı bir geziyle
olmak zorunda değildir.

Görüldüğü gibi insan hafızası genel olarak iki türle sınırlandırılsa bile bu
kadar basit bir yapıya sahip değildir; görünen basit yapını altında
karmaşıkbir yapı yer almakta, hafıza va hafıza işlemleri bu karmaşık
yapıların ürünü olmak durumundadır.

Çocuk ve Hafıza:

Bebeklik dönemindeki hafıza ve hafıza gelişimi ile yetişkinlerde görülen
hafıza ve gelişimi çok farklı olduğundan dolayı bebeklik ve ilk çocukluk
dönemindeki çocuklarda “hafıza” konusuna ayrı bir şeklide değinmek daha
faydalı ve açıklayıcı olacaktır. Ayrıca bu dönemdeki çocukların hafızalarını
geliştirmelerine yardımcı olabilmek için de bazı stratejilerden yararlanmak
gerekmektedir ki strateji uygulama bilincine ve yetisine sahip olmayan
bebeğe geleceğe yönelik yol açılmış olsun.

Jennifer Hollowell tarafından Internet’te yayınlanan “Children and Memory”
adlı bir makalede altı aylık çocuklarda 24 saatlik hafıza, 16 aylık
çocuklarda 4 ay hafıza kapasitesi bulunduğundan bahsedilmektedir.

Bu yaş gurubundaki çocukların hafıza gelişimi için verilen öneriler şu
şekilde yer almaktadır:

1. Hafıza gelişimi için düzenli olarak tekrar ve pratik yapılmalı.

2. Az az öğretilmeli; başka bir deyişle öğretilecek bilgiler zaman yaılmalı;
öğretilmek istenen davranışların hepsi birden verilmeye çalışılmamalı.

3. Bu yaş gurubundaki çocukların hatırlama kavramında “bağlam” önem
taşımaktadır. Örneğin farlı yerlerde gördüğü aynı kişiyi giysi değişikliği
yüzünden tanımayabilirler.

4. Özellikle ilk 18 ay bebeklerin düzenli ve uygun beslenmesi daha sonra
hafıza üzerinde etki yapmaktadır.

2. HAFIZA SORUNLARI

Hatırlama ve unutmaya yönelik elde edilen bulgular bu konunun tarihsel
süreci içersinde çeşitlilik göstermektedir. En son bulgulardan olan Daniel
Schacter’in 2001 Mayıs ayında “Psycology Today” adlı dergide bulunan ve
Internet üzerinden yayınlanan makalesinde yer alan, bu konuda yazdığı
kitabın özet niteliğinde olan bu çalışmanın sonuçlarına baktığımızda “Seven
Sins Of Memory” başlığı altında yer alan bu makalede hafıza ile ilgili öne
sürülen yedi sorun şöyle özetlenebilir(Metin Ingilizce olduğundan dolayı
kavramlar Ingilizce’den Türkçe’ye çevrilmiştir.):

1.Dalgınlık(Absentmindedness): Dikkat ve hafıza arasında yaşanan bir
sorundur. Hatırlamamız gereken şey üzerinde yoğunlaşılmamasından
kaynaklanır. Örnek olarak anahtarları yanlış yere koyma, randevu unutma
verilebilir.

2.Geçicilik(Transience): Zamanla hafızanın zayıflaması ya da kaybolması
olarak tanımlanabilir. Zaten hafıza problemlerinin temel özelliği de budur.

3.Engelleme(Blocking): Hatırlanmaya çalışılan bilginin engellenmesidir. Yüz
ile ad eşleştirmemesi yapamamak , bir bilgiyi günler sonra hatırlamak bu
hafıza sorununa örnek olarak verilebilir.

4.Yanlış adlandırma(Misattribution): Hafızayı yanlış kaynağa yönlendirme,
gerçekle hayal kurulan şeyi karıştırma, arkadaşının söylediğini zannetiği
şeyi aslında gazetede okumuş olma gibi.

5.Telkin(Suggestibility): Soru yorum ya da tekliflere telkinle bir kişinin
geçmişi hatırlamaya çalışırken kafasına birşeyler sokmak.

6.Yönlendirme(Bias): Şu anki bilgi ve inançların, geçmişin hatırlanması
üzerindeki etkisi. Bu durumda geçmiş gözden geçirilir ve yeniden yazılır.

7.Israrcılık(Persistence): Unutmayı istediğimiz şeyin unutulamaması, akla
gelinmesi istenmediği halde akıla gelmesi. Örneğin işte yapılan bir gaf,
önemli bir sınavda alınan bir sonuç bu guruba girmektedir.

Sinirdilbilimdeki gelişmeler beynin nasıl öğrendiğini ve hatırladığını
görmeye imkan sağlamaktadır.Bu da yedi sorunu açıklamakta yardımcı
olmaktadır.Ayrıca bu çalışmalar hafızada bir başarısızlık /hata meydana
geldiğinde kafamızın içinde neler olduğunu görmemizi sağlamaktadır.

3. HATIRLAMA ve UNUTMA

3.1.Neden Unuturuz?

EK’te verilen ders kitabı hakkında yukarıda yapılan açıklamada da
belirtildiği gibi hatırlama ve unutmaya yönelik özel durumlar yer almakta ve
hafıza konsu içersinde ayrı olarak değerlendirilmeleri gerekmektedir. Bu
doğrultuda Doç Dr. Hasan Bacanlı’nın (2001:227) kitabında yer verdiği üzere
unutmanın nedenlerini şu şekilde sıralamak mümkündür:

1.Kullanılmayan bilgiler unutulur.

2.Örgütlenmemiş bilgilerin iyi yerleşmemesi(Piaget’e göre dengelenmenin
sağlanamaması)

3.Işimize gelmeyen olayları unuturuz; baskı uygularız.( Schacter’in “Seven
Sins” iddiasını göz önüne aldığımızda bu maddenin ordaki
Israrcılık(Persistence) başlığına denk geldiğini görürüz.)

4.Yeni yaşantılar edindikçe eskileri unuturuz.(Bu da Yönlendirme(Bias)
ilkesine denk düştüğünü görürüz.)

Unutmayı Önlemek Için Neler Yapılabilir?

Hasan Bacanlı (2001:228) yukarıda değindiği unutma nedenlerine aynı zamanda
çözüm teşkil edecek şekilde unutmayı önlemek için neler yapılabilir buna
değinmiştir. Bunlara göz atacak olursak:

1.Öğrendiklerinizi kullanın.

2.Dengelenme ve örgütlenmede herhangi bir sorun varsa anlamlı hale getirin.
Ve edindiğiniz bilgiyi ayırt edici konuma getirin.

3.Baskıyı hoş ve tehdit etmeyen bir biçime getirmeye çalışın.

4.Ket’ e karşı kontrol süreçlerine başvurun. Ket vurma ihtimali olan
öğrenmeleri birbirinden uzaklaştırarak öğrenin.

3.2.Unutturma ve Unuturma Yöntemleri:

Hatırlama kadar bazen – yedi sorunun da içinde yer aldığı gibi- unutmak da
gerekmektedir. Doç.Dr. Hasan Bacanlı(2001: 224-5) unutmaya yönelik olarak
insanların başvurduğu kavramları şöyle açıklamaktadır:

Unutma: Unutulması istenen davranışı harekete geçiren uyarıcı organizmadab
uzak tutma.

Sönme: Tekrar yapılmaması karşısında gözlenen davranışın sönmesi, ortaya
çıkmaması.

Bastırma: Bir davranışın ortaya çıkaması istendiğinde ödül yerine ceza
yöntemine başvurulabilir.

Davranış Değiştirme Yöntemleri:

Doç. Dr. Hasan Bacanlı(2001:226-7)’ya göre unutma davranışın
değiştirilmesiyle ilgilidir ve bunu gerçekleştirebilmek için aşağıdaki
yöntemlere başvurmanın unutma ve öğrenmeye yönelik olumlu sonuçlar
getireceğinden bahsetmektedir.

Yorma: Biyolojik olarak yorulma hali ortaya çıktığında istenmeyen davranışı
sergilemeye bireyin halinin kalmaması.

Çatışan uyarıcı verme: Sakız çiğneyerek sigarayı unutma bu duruma örnek
olarak verilebilir.

Yavaş yavaş alıştırma: Durumu, tepki göstermeye değer bulmama. Bunun nedeni
daha önemli bir uyarıcı ile karşılaşılmasıdır.

4. HAFIZAYI GELIŞTIRME YÖNTEMLERI

4.1. Altı Aşamalı Hafıza(Bellek) Geliştirme Yöntemi:

Doğan Cüceloğlu(1997:191-2) hafızayı geliştirmek için altı aşamalı hafıza geliştirme yöntemi ortaya atmıştır. Buna göre:

Aşama 1: Gözden geçirin: Öğrenmek istenilen malzemenin gözden geçirilmesini
ve nasıl düzenlendiğinin incelenmesini içermektedir.Konu ana hatlarıyla
düzenlenip kendi kelimelerinizle ayzılabilir. Daha sonraki aşamalarda da
okunulan bilginin özetin neresinde yer aldığı akılda tutulursa öğrenmek
istenilen bilginin bu şekilde örgütlenmesinin yararı ortaya çıkar.
Örgütlenerek organize edilerek çalısılan bir bilginin belleğe ne kadar
yardımcı olduğu bu şekilde görülebilir denmiştir.

Aşama 2: Soru hazırlayın: Örgütlenen her bölümle ilgili soru hazırlanmasını
içermektedir.

Aşama 3: Okuyun: Hazırlanan sorulara cevap aracasına okuma yapılmasını
içermektedir.

Aşama 4: Ilişkiler kurun: Sorulara cevap verdikçe bölümler arsındaki
bağlantıların neler olduğunun anlaşılmaya çalışılmasını içermektedir.

Aşama 5: Tekrar edin: Her bölüm bitirilince birkaç kere tekraredilmesini ve
o bölümde hatırlanmasında zorlanılan kavramların farkına varılıp özellikle o
kavramların gözden geçirilmesini içermektedir.

Aşama 6: Yeniden gözden geçirin: Konunun ve bu aşamaların tam olarak yapılıp
yapılmadıığının gözden geçirilmesidir.Bu aşamada konunun temel bölümlerinin
ve bu bölümlerdeki temel kavramların hatırlanılması gerekmektedir.

Doğan Cüceloğlu bu aşamaların örgütleme, ayrıntılama ve ara-bul-geriye getir
içinde yer alan alıştırma yapma ilkeleriyle gerçekleştirildiğini söylemekte,
Bu aşamaların okullarda ve diğer eğitim kurumlarında uygulanırsa başarıya
ulaşılabileceğini belirtmektedir.

4.2.Eğitimde Hafıza ve Hatırda Tutmanın Ölçülmesi:

Hatırlama: Öğrenciye soru sorarak cevap beklendiğinde öğrenciden hatırlaması
beklenmektedir.

Tanıma: Verilen seçenekler arasından istenileni seçip ayırma(Çoktan seçmeli
soruların yanıtlanması) işlemini yapan öğrenci tanıma işlevini
gerçekleştirmektedir.

Tasarruf: Öğrenilen bilginin yeniden öğrenilerek bir önceki bilgilerden bir
kısmı da olsa hatırda kalacağından öğrenmenin kolaylaşması, sağlamlaşması.

Yukarıda verilen tanımlar hatırda tutulup tutulmamanın ne kadar
gerçekleştiğini ölçme yöntemleri olup daha çok öğretmenin bunu yaparken
kullandığı tekniklere örnek oluşturacak durumdadırlar. Bunun dışında da
öğretmenler, gerek test teknikleri gerek sınıf içi aktivitelerde
kullandıkları yönergeler ve yine testlerle öğrencilerin hafızalarını
ölçmektedirler.

Bilinmesi gereken en önemli uygulama şudur ki bunların yanında öğrencinin de
nasıl daha iyi öğreneceğine yönelik öğrencinin bilgilendirilmesi ve
öğrencinin bu stratejilere başvurarak ve genel hafıza geliştirme
tekniklerinden yararlanarak öğrenmelerini geliştirmeleridir. Bunun yanı sıra
öğretmenlerin yukarıda verilen tekniklere başvurarak öğrencilerin hatırda
tutma dereclerini ölçmelerinin dışında öğrencilerin de kendi kendilerine
hatırda tutma derecelerini ölçebilmeleri ve kendilerini değerlendirebilecek
yetiye sahip olmaları gerekmektedir ki uzun süreli olarak hafıza gelişimi
sağlanabilsin. Bireysel uygulamaya elverişli olması sebebiyle Doğan
Cüceloğlu’nun altı aşaması bu çalışma için yararlı olabilir; öğrenci bu
konuda biliçlendirilebilir ve kendisinin hatırda tutma derecesini
ölçebilmesi sağlanabilir.

KAYNAKÇA

BACANLI, H.(2001) Gelişim ve Öğrenme, Ankara, Nobel.

Yazar: Asuman Birdal
Kaynak: www.yetenek.com

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

MAKALE

Renklerin anlamları ve psikolojik etkileri

renklerin anlamları ve kullanım alanları, renklerin anlamı, renkler, renk

Farklı renklerin insan vücudunu ve zihnini etkilediğine dair iddiaları sıklıkla duyarsınız. Peki, bu iddiaları destekleyen bir bilimsel delil ya da veri var mıdır? İşte yanıtı…

Renklerin İnsan Vücudu ve Zihninde Farklı Etkileri

Renkler bir cisim tarafından yansıtılan, yayılan ya da geçirilen ışığın dalga boyunun, gözdeki ışığı algılayabilen yapılar tarafından algılanmasıyla görülür.

Renklerin insan vücudu ve zihninde farklı etkileri olduğunu çoğu zaman hissedebiliriz.

Peki, bu iddiayı destekleyen veri veya bilimsel bir araştırma var mı?

Leeds Üniversitesindeki bir grup araştırmacı renk deneyimi üzerine olan araştırmalarında, ışığın insan davranışı ve psikolojisi üzerindeki etkilerini anlamak için bir çalışma yaparlar.

Deneyim Tasarımı adını verdikleri bu sistemde bir oda herhangi bir dalga boyunda olan renkli bir ışıkla doldurulur.

Bu grup yaptığı son araştırmalarda renkli ışığın kalp atışı ve tansiyon üzerine küçük bir etkiye sahip olduğunu bulmuştur. Kırmızı ışığın az da olsa kalp atışını hızlandırdığını, mavi ışığın ise kalp hızını yavaşlattığını göstermiştir. 

Aynı üniversiteden Nicholas Ciccone tarafından yürütülen bir araştırma, renkli ışığın kişilerin psikolojisi üzerindeki etkisine dair kesin bir kanıt bulamamış olsa da buna benzer çalışmalar renklerin yaratıcılık, öğrencilerin sınıf içinde anlatılanları daha iyi öğrenebilmesi ve uyku kalitesini artırabilmek üzerine devam etmektedir.

Işık, özellikle renkler, bizleri normal bir görmenin de ötesine taşıyabilir.

Anlamları ve hayatımıza olan etkileri nelerdir?

Beyaz: Saflığı, temizliği ve sürekliliği, yani istikrarı simgeliyor. Kullanıldığı alanda konsantrasyon düzeyini arttırıyor. Aynı zamanda beraber kullanıldığı diğer renklerin etkilerini arttırıyor.

Siyah: Gücü, tutkuyu, esrarengizliği ve birçok ülkede yası simgeliyor. Işığı absorbe etmesinden dolayı dikkati dağıtabilecek etkenleri aza indiriyor.

Mavi: Sonsuzluk ve özgürlük simgesi olarak görülüyor. Konsantrasyon arttırıcı, zihinsel arınmaya ve dinlenmeye yardımcı, huzur verici… Güven ve sadakati de simgeliyor. Yapılan bazı araştırmalarda mavi odada çalışmanın verimi arttırdığı da kanıtlanmış. Ayrıca mavi renk sakinleştirici bir etkiye de sahip.

Yeşil: Doğanın ve huzurun rengidir. Psikolojik ve bedensel olarak kendimizi iyi hissetmemizi sağlar.

Kırmızı: Canlılığın, hareketin ve fiziksel gücün rengidir. Azim ve kararlılığı simgeliyor. Hareketi ve canlılığı çağrıştırdığı için mutfak, çocuk odaları ve topluma açık alanlarda tercih edilebilir.

Sarı: En parlak ve dikkat çekici renk olmakla birlikte neşeyi, zekâyı, inceliği ve pratikliği simgeliyor. Vurgulanması ve dikkat çekmesi istenen yerlerde kullanılabilir. Ayrıca alçakgönüllülüğü, bilgiyi ve bilgeliği de simgeliyor.

Mor: Asalet, lüks ve itibarın rengidir. Kendine güveni simgeler. Mor renk ayrıca zekâ, bilinç ve içgörü düzeyiyle paralellik taşır.

Pembe: Neşeyi ve rahatlığı simgeliyor.

Turuncu: Heyecan verici bir renktir. Canlılık, yaratıcılık ve iletişimin temsilcisidir. Aynı zamanda mutluluk vericidir. Dışa dönük, cana yakın, mutlu ve çocuksu bir algı yaratır.

Lacivert: Sonsuzluk, otorite ve verimliliği simgeliyor. Ciddi bir renktir ve emin olma hissi verir.

Kahverengi: Toprağın ve doğallığın rengidir. Kişide güvenlik duygusunu pekiştirir. Sosyal dengeyi ve toplum içinde rahatlığı sağlar.

Gri: Alçak gönüllülüğü ve dengeyi ifade eder.

Renklerin Reklamlarda ve Pazarlamada Kullanılması

Renklerin bilinçaltımıza olan etkilerini kullanan firmalar, bizlerin hangi ürünleri almamıza, hangi giysileri giymemize ve hangi yemekleri yediğimize kadar karar vermemizde etkili oluyorlar.

Beyaz: Çocuk ve sağlık ürünlerinde sıkça kullanılır. Gözün algıladığı en parlak renk olduğundan, işaretlerde, paketlerde ve satış noktalarında zıtlık oluşturarak dikkati çekmek için kullanılır.

Siyah: Esrarengiz, güçlü, prestijli, klasik ve şık bir renk olarak algılanır. Bazı markalar ürünlerinde siyahı bilinçli olarak o ürünün elit bir ürün olduğu ve ucuz bir ürün olmadığı algısı yaratmak için kullanırlar.

Mavi: Bilinçaltında sağlam ve kendinden emin bir duygu yarattığı için sosyal medya sitelerinin çoğunlukla bu rengi kullandığını görebiliriz.

Yeşil: Tazeliği ve şifayı çağrıştırdığı için organik ürünlerin pazarlanmasında bu renge rastlayabiliriz. Koyu yeşil ise para ve itibar rengidir. Bu yüzden bazı bankaların renklerinde bu rengi ve tonlarını görebiliriz.

Kırmızı: Kırmızı satışın rengidir. Bilinçaltını en fazla uyaran, seksi, hareketli, tutkulu ve dikkat çekici bir renktir. Özellikle dikkat çekmesi istenilen satış noktalarında ve iştah açtığı için gıda sektöründe çok sık kullanılır.

Sarı: Altının, zenginliğin ve lüksün sembolüdür. Kırmızıyla birlikte gıda sektöründe kullanılabilir.

Mor: Asalet, imparatorluk ve kraliyet rengi olduğu için şıklığı ve zenginliği hatırlatır. Duygulara hitap edici ürünlerde bu renk kullanılabilir.

Turuncu: Mutlu ve çocuksu bir algı yarattığından dolayı hedef kitlesi çocuklar ve gençlerin olduğu iş kollarında tercih edilebilir.

Lacivert: Polis ve pilot üniformalarında güvenilir, sağlam, emin izlenimini verir. Ayrıca banka ve finans sektörlerinde de tercih edilmektedir.

Kahverengi: Toprağın rengi olan kahverengi ev ve yemek sektörü için önemli bir renktir. Sağlıklı, doğal ve organik ürünleri çağrıştırır, bu yüzden bu sektörde tercih edilebilir.

Renklerle ilgili yapılan bir araştırmaya daha değinip yazımızı sonlandıralım.

Kansas Üniversitesi’nde yapılan bir araştırmada sanat müzesindeki halının altına donatılan bir sistemle duvarın rengini beyaz ve kahverengi olarak değiştiriyorlar. Beyaz renk duvar arka planda olunca insanlar müzede yavaş hareket ediyorlar ve daha uzun süre kalıyorlar. Kahverengi duvar arka planda iken ise müzede hızlı hareket ediyorlar ve daha az süre kalıp, kısa sürede müzeyi terk ediyorlar.

Bu nedenle fast food restoranlarının hepsinin sandalyeleri ve masa rengi kahverengi iken, duvar boyaları ise kahverengi ile pembe ve şampanya renklerinin karışımından oluşur.

Bu restoranlar, gelen diğer müşterilere daha çabuk yer açılması için bizlerin bir an önce yemelerini ve orayı terk etmemizi isterler.

Aldığımız kararlarda başkalarının bizi istedikleri şekilde yönlendirmelerinden bir nebze de olsa kurtulabilmek için renkleri tanıyalım ve onların farkında olalım.

Unutmayalım ki manipüle edilmekten kurtulmamız, manipüle edildiğimizi anlamamızdan geçer.

Kaynak: www.matematiksel.org

Okumaya devam et

MAKALE

Zihni çok çalıştırmak ömrü kısaltıyor

zihin, nöron, nöral faaliyetler, Manşet, insan beyni, daha uzun yaşamanın anahtarları, beyin, araştırmalar

Yıllardır yapılan araştırmalar, fiziksel ve zihinsel olarak faal kalmanın birçok faydası olduğunu gösteriyordu. Peki, ya tam tersi doğruysa? Daha uzun yaşamanın sırrı daha az nöral faaliyetleri olan bir beyin olabilir mi? İşte yanıtı…

‘Aşırı’ Beyin Faaliyeti, Ömrün Daha Kısa Olmasıyla Bağlantılandı

Olağandışı ölçüde uzun yaşayan insanlardan ölüm sonrasında alınan beyin dokularının incelendiği ve bu insanlar ile 60’larında ve 70’lerinde ölen kişilerin arasında ne gibi farklar olduğuna dair ipuçlarının arandığı yeni bir çalışmaya göre; içerisinde çok fazla nöral faaliyet olmayıp daha sessiz olan bir beyin, daha uzun yaşamanın anahtarlarından biri olabilir.

“Kullanmazsan kaybedersin” görüşü, beyni yaşlanmaktan koruma konusunda baskın bir düşünce olmuştu. Yapılan geniş ölçekli araştırmalar da, insanlar yaşlandıkça fiziksel ve zihinsel olarak faal kalmanın birçok faydası olduğunu gösteriyor.

Ancak Nature bülteninde yayınlanan bu çalışma, daha fazlasının her zaman daha iyi olmadığını öne sürüyor. Haddinden fazla faaliyet (en azından beyin hücreleri seviyesinde), zararlı olabilir.

Lieber Beyin Gelişimi Enstitüsü’nde sinirbilimci olan ve bu çalışmada yer almayan Michael McConnell şöyle söylüyor: “Bu yeni makalede insanı düpedüz şok eden ve kafa karıştıran şey … sizi algısal yönden normal halde tutan şeyin, beyin faaliyeti olduğunu düşünmeniz. Hayatınızın sonraki dönemlerinde beyninizi faal tutmak istediğinize yönelik böyle bir görüş mevcut”

“En beklenmedik şey ise … sinirsel faaliyeti sınırlandırmanın, sağlıklı yaşlanma bakımından iyi bir şey oluşu. Bu çok mantıksız.”

Harvard Tıp Fakültesi’ndeki araştırmacılar, yaşları 60 ve 70’lerden başlayıp 100 veya daha ötesine uzanan asırlık insanlara kadar, değişik yaş gruplarındaki kişilerin, insan beyin bankalarına bağışladığı beyin dokularını analiz etmiş.

80’li yaşların ortalarından önce ölen insanların beyinlerinde, REST adı verilen ve beyin faaliyetini ateşlemekle ilişkili genleri bastıran bir proteninin; en yaşlı insanlarla kıyaslandığında, daha düşük seviyelerde bulunduğunu keşfetmişler. Daha önce ise REST’in, Alzheimer hastalığına karşı koruyucu olduğu gösterilmiş.

Fakat araştırmacılar, REST’in insanları bir şekilde ölümden koruduğunu mu yoksa bunun sadece, ileri yaşlanmanın bir işareti mi olduğunu kesin olarak bilmiyorlarmış.

Yaşayan insanların beyinlerindeki REST’i ölçmek şu an mümkün olmadığından; bilim insanları, bunun yaşam süresinde bir rol oynayıp oynamadığını görmek amacıyla yuvarlak kurtlar ve fareler üzerinde deney yapmaya başlamışlar.

Araştırmacılar, REST’in kurtlarda bulunan versiyonundaki faaliyeti artırdıklarında, kurtların beyin faaliyeti azalmış ve daha uzun süre yaşamışlar. REST benzeri gen, çok uzun yaşam sürelerine sahip “ihtiyar” yuvarlak kurtlarda devre dışı bırakıldığı zaman ise bunun tersi meydana gelmiş; kurtların sinirsel faaliyeti artmış ve ömürleri önemli miktarda kısalmış.

Ayrıca, REST’ten yoksun olan farelerin, daha meşgul beyinlere sahip olması (nöbet benzeri faaliyet patlamaları da dahil) daha muhtemelmiş.

Calico Laboratuvarları’nda yaşlanma araştırması bölümünün başkan yardımcısı olan Cynthia Kenyon şöyle söylüyor: “Bence bu bir aşırı çalışma, kontrolden çıkmış uyarım durumu; beyin için iyi bir şey değil. Nöronların aktif olmasını, nerede ve ne zaman aktif olmalarını istersiniz; sadece genel yönden ateşleniyor olmalarını değil.” Kenyon, çalışmanın tasarımını beğeniyor fakat sinir sisteminin, ömür miktarı üzerinde etkisi olan pek çok dokudan sadece biri olduğunu düşünüyor.

Hücre seviyesindeki beyin faaliyetinde görülen bu farklılıkların, insanlardaki algı veya davranış farklılıklarına nasıl tercüme edilebileceği henüz belli değil.

Harvard Tıp Fakültesi’nde genetik ve sinirbilim profesörü olan ve çalışmaya liderlik eden Bruce Yankner, kendi laboratuvarının hali hazırda yeni bir çalışma hazırladığını ve bu çalışmada; ilaçlar ile REST’i hedef almanın, nörodejeneratif hastalıkları veya yaşlanmanın kendisini tedavi etmede yeni yollar sunup sunmayacağının araştırılacağını söylüyor.

Yankner’in söylediğine göre bu araştırma hattı, sinirsel ritimleri etkileyen meditasyon gibi alternatif müdahalelerin, erken bellek kaybı konusunda nasıl işe yarayacağını anlamaya çalışmak bakımından da ilginç olabilir.

“Bence bizim çalışmamızın anlattığı şey şu: Yaşlanmayla birlikte, bazı anormal ve zararlı sinirsel faaliyetler de oluyor ve bunlar hem beynin verimini azaltıyor, hem de kişinin veya hayvanın fizyolojisine zarar vererek; bunun sonucunda ömür süresini kısaltıyor.”

Bağış yapılan ve araştırmacıların üzerinde çalıştığı beyinler, çeşitli sebeplerle ölen insanlardan gelmiş. Bu durum, REST’teki farklılığın, ölüm olasılığıyla ilişkili olup olmadığını bilmeyi imkansız hale getiriyor.

Brandeis Üniversitesi’nde psikoloji profesörü olan Angela Gutchess, insanlar yaşlandığında ve beyin tarayıcılarında test edildiklerinde; prefrontal kortekste (Harvard araştırmacılarının REST üzerinde çalışma yaptığı beyin bölgesi) pek çok değişim olduğunu söylüyor.

Kendisinin söylediğine göre bazı durumlarda, yapılan çalışmalar; genç insanlara kıyasla yaşlı yetişkinlerin, bir işi yaparken daha fazla beyin devresini faaliyete geçirdiklerini göstermiş. Fakat bu değişikliğin ne anlama geldiği belli değil: Bu faaliyete geçirme kalıpları, yaşlı insanlarda daha verimsiz olan bir beynin veya telafi girişimlerinin bir işareti olabilir.

‘CRUNCH’ adı verilen bir model, beyinde faaliyete geçirilen yer kalıplarında yaşlanmayla birlikte görülen değişimleri açıklamaya çalışıyor. Bu modele göre, insanlar gitgide daha zor işler yapmaya çalıştıklarında, beyinlerinde daha fazla bölge faaliyete geçiyor; ta ki, zihinsel kaynakların tükendiği bir çıkmaza ulaşana kadar. Yaşlı insanlardaki çıkmaz noktası daha yakın ve bu kişiler, gençlerde olduğu kadar fazla bölgeyi faaliyete geçiremiyorlar.

‘STAC’ adı verilen bir diğer model ise; yaşlı insanlarda, doğal bilişsel kaynaklardan oluşan temel iskelede doğal bir değişim gerçekleştiğini ve bu değişimlerin, insanlar zor işlerle karşılaştıklarında daha fazla sinirsel bölgeyi çalıştırıp çalıştıramayacaklarını ve bunları nasıl çalıştıracaklarını etkilediğini söylüyor.

Gutchess, bu yeni çalışmanın ilgi çekici olduğunu ve yaşlanan beyni gerçekten anlamak için; insan davranışından beyin görüntülemeye, bireysel hücrelerin çalışmasına kadar çok farklı ölçeklere odaklanan bilimsel laboratuvarların sunduğu gözlemler ile modeller arasındaki noktaları birleştirmenin gerekeceğini söylüyor.

“Farklı seviyelerdeki uzmanlık alanları arasında köprü kurmamız gerekiyor” diyor Gutchess.

Yazar: Carolyn Y. Johnson
Kaynak: www.popsci.com.tr

Okumaya devam et

MAKALE

Bu davranışlar kişiliğimizi ele veriyor!

psikoloji, Manşet, kişilik özellikleri, kişilik, davranış

Günlük hayatta fark etmeden yaptığımız birçok şey kişiliğimiz hakkında ipucu veriyor. İşte günlük davranışlarımızın farklı kişilik özellikleri ile bağlantısını anlamamıza yardımcı olabilecek bir makale…

Kişiliğimizi açığa vuran gündelik davranışlar

Yapılan araştırmalar, baharatlı yemek sevmek, banyo yaparken şarkı söylemek gibi önemsiz görünen davranışların, insanın kişilik özelliği hakkında önemli verileri içerdiğini gösteriyor.

Psikolojide kişilik, nasıl bir hayat süreceğimize dair ipuçları sunduğu için önemli bir konudur. Örneğin özenli bir insansanız, fiziksel sağlığınızın iyi olması ve daha uyumlu ilişkiler içinde olma olasılığınız daha yüksektir; dışadönük insanlar daha mutludur; fazla sinirli insanlarda daha fazla ruh sağlığı sorunları ortaya çıkabilir; açık fikirli insanlar daha çok para kazanabilir; daha ‘uyumlu’ insanların daha çok arkadaşı olur.

Ancak kişilik özelliklerimiz sadece uzun vadeli başarılarımızda değil, gündelik küçük alışkanlık ve davranışlarımızda da kendisini gösterebilir. Personality and Individual Differences (Kişilik ve Bireysel Farklıklar) adlı dergide yayımlanan yeni bir araştırma, beş temel kişilik özelliğine özgü davranışları ayrıntılarıyla ortaya koyuyor. Ve sonuçlar oldukça şaşırtıcı.

Örneğin, dışadönük insanlar daha çok partilere giderken, sorumluluk özelliği ağır basan insanlarda işlerini geciktirme ihtimali daha azdır. Ama dışadönüklerin aynı zamanda sıcak su dolu küvette keyif yapmayı sevdiğini, ya da sorumlu insanların daha az kitap okuduğunu tahmin edemezdiniz herhalde.

Araştırmacılar, ABD’nin Oregon bölgesinden çoğunluğu beyaz ve yaş ortalaması 51 olan 800 kişiyle görüştü. Yapılan kişilik testinde, kişilik özellikleri ile ilgili 100 farklı sıfatın (çekingen, nazik, düzenli, rahat, zeki, sanatçı ruhlu vb.) kendilerini ne ölçüde doğru tanımladığı soruluyordu.

Daha sonra bu testin sonuçları, aynı kişilerle dört yıl önce yapılan ve son bir yılda 400 farklı aktiviteyi (kitap okumaktan banyoda şarkı söylemeye kadar) ne kadar yaptıklarına ilişkin yanıtlarıyla karşılaştırıldı.

Dışadönüklerin sıcak su dolu küvette yatmaktan tutun da, partiler planlama, barlarda içki içme, para kazanma yollarına dair tartışmalar yürütme, araba kullanırken telefonda konuşma, dekorasyon, bronzlaşmaya çalışma gibi etkinlikler için daha fazla zaman harcadığı görüldü.

Daha fazla sorumluluk duygusu olan insanların ise tersine, kitap okuma, küfretme ve kalem ucu çiğneme gibi kendi halinde yapılan bazı aktivitelerden kaçınmaları dikkat çekiyordu.

Yumuşak başlı ve uyumlu insanlar ise ütü yapma, çocuklarla oynama, bulaşık yıkama gibi işlerle daha fazla meşgul oluyor ve bunu muhtemelen başkalarını mutlu etme güdüsüyle yapıyor, evde sorun çıkmasındansa iş yapmayı tercih ediyorlardı. Daha şaşırtıcı olanı ise arabada ya da banyo yaparken daha fazla şarkı söylemeleriydi.

Psikolojide beş kişilik özelliği kategorisi:

dışadönüklük – içedönüklük

yumuşak başlılık/ uyumluluk – uyumsuzluk/ antagonizm

güvenilirlik/ sorumluluk – sorumsuzluk

duygusal dengelilik – nevrotiklik

deneyime açıklık – tutuculuk

Çabuk sinirlenen nörotik insanlar ise sakinleştirici ya da anti-depresan alma gibi ruh sağlığını iyileştirecek türden aktivitelere daha çok zaman ayırmıştı. Fakat aynı zamanda çabuk parlama, başkalarıyla alay etme gibi anti-sosyal davranışlarda bulunduklarını da (muhtemelen kendi duygularını kontrol edemedikleri için) kabul ediyorlardı.

Açık fikirli ve yeniye açık insanlar şiir okuma, operaya gitme, esrar içme, sanat eserleri üretme, kahvaltıda baharatlı yiyecekler yeme, ev içinde çıplak dolaşma gibi etkinliklerde bulunuyordu. Bunların bir spor takımını tutma ihtimali de azdı.

Araştırdığı çok sayıda ki aktiviteden dolayı bu araştırma oldukça etkileyici. Fakat aynı kişilik-davranış bağlantısının farklı kültürlerde de görülüp görülmeyeceği önemli. Aynı zamanda, bir kısmına önceki araştırmalarda yer verilmiş olsa da, hala bakılması gereken binlerce farklı gündelik davranış bulunuyor. Bunların da kişilik özelliklerine göre dağılımı incelenebilir.

Daha önceki bazı araştırmalarda, ‘Karanlık Üçlü’ olarak bilinen kişilik özellikleri Narsistlik, Makyavelcilik (amacına ulaşmak için her şeyi yapmaya hazır) ve Psikopatlık üzerinde durulmuştu. Örneğin, psikopat özellikleri ağır basanlar yalnızca şiddet ve saldırganlık içeren davranışlara daha açık olmakla kalmadığı, aynı zamanda normalden çok daha uzun süreli göz temasında bulundukları, internette daha fazla troll faaliyetlerinde bulundukları görüldü.

Karanlık Üçlü kategorisinden herhangi birine giren insanların çoğu, sabah erken kalkmayı değil, gece geç yatmayı tercih ediyordu. Narsistler daha fazla ‘selfie’ çekip paylaşıyor, Makyavelci özellikleri ağır basan heteroseksüel kadınlar eşleriyle ilişkilerinde orgazm taklidine daha çok başvuruyordu.

Bu tür araştırmalarda, zararlı ve sağlıksız günlük davranışların farklı kişilik özellikleri ile bağlantısının kurulması, daha spesifik sağlık kampanyaları ve müdahaleleri olanaklı kılabilir.

Bu araştırmalar, kişilerin kendileri hakkında açık ve dürüst cevap vermelerine bağlıdır. Bu yolla insanlara gündelik davranışlarıyla ilgili sorular sorarak onlar fark etmeden kişiliklerini açığa vuracak sonuçlar çıkarılabilir.

Yazar:  Christian Jarrett 
Kaynak: www.bbc.com

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER2 ay önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç
EĞİTMENLER8 ay önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER9 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER9 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı
EĞİTMENLER9 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER10 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER10 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER10 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND