Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Günlük travmaları nasıl atlatabilirsiniz?

Hayat gerçekte suçlar, acılar, günlük hastalıklar, ayrılıklar ve kurtulamadığımız borçlarla dolu. Birçoğumuz kronik stresle yaşamak zorundayız ve bir tehlike anında kaçış şansımız yok. İşte mikro travmalarla savaşmanın yolu…

kişisel gelişim

Hayat gerçekte suçlar, acılar, günlük hastalıklar, ayrılıklar ve kurtulamadığımız borçlarla dolu. Birçoğumuz kronik stresle yaşamak zorundayız ve bir tehlike anında kaçış şansımız yok. İşte mikro travmalarla savaşmanın yolu…

Günlük travmalarla savaşırken kendinizi daha iyi hissettirecek 8 yol

Travma günlük hayatımızın içinde yer alıyor. Belki savaş veya tecavüz travması kadar olmasa bile yine de canımızı acıtıyor. Aslında bu iyi bir haber çünkü bu yaşamımızda az stres ve çok canlılık anlamına geliyor; ancak yine de tam olarak neyle başa çıkmanız gerektiğini bilmeniz gerekiyor.

1.Mikro travmalar

Hayat gerçekte suçlar, acılar, günlük hastalıklar, ayrılıklar ve kurtulamadığımız borçlarla dolu. Birçoğumuz kronik stresle yaşamak zorundayız ve bir tehlike anında kaçış şansımız yok. Yine de bununla savaşabilecek savunma mekanizmasını geliştirebiliyoruz. Hayattan zevk almak, aşık olmak ve iyi bir şeyler için mücadele etmek bunlardan bazıları; ancak yine de kaçamadığımız, her şeyin çok üstümüze geldiği zamanlar oluyor. Hiç kendinizi hayatınız hakkında endişelenirken buldunuz mu? Gerçekte birçok yaşam stresleri çocukluk acılarını tetikleyerek yetişkinlik dönemindeki acıların olduğundan büyük gözükmesine neden oluyor. Çocukluk döneminizi burnunuz bile kanamadan geçirseniz bile, aralıksız stres ve birden fazla mikro travma sizi sevseniz de sevmeseniz de esir alıyor. Stresle yüzleştiğimiz zaman yapılan eylemlerin çoğu tekrar mutlu olmamız için yapılıyor. Şimdi bizi rahatsız eden durumlara göz atalım:

2. Suç

Anlamadığımız suçlar hakkında bile endişe duyuyoruz. Önceleri suç cüzdan veya bisikletinizi çalmaya çalışan bir yabancıyken şimdi internet suçları, Wall Street suçları, organize suçlar, kimlik hırsızlığı, çocuk kaçırma ve rastgele adam vurma gibi suçlar mevcut. Bu yüzden insanın kendisini güvende hissetmesi kolay olmuyor ve kafamızda şu soru beliriyor. Tüm bunlar ne zaman bitecek?

3. Hayat tarzından ötürü oluşan hastalıklar

İnsüline bağımlı olmayan diyabet, obezite, yüksek tansiyon yüzünden hayatları kötüye giden ve bu sebeplerden dolayı yaşamını yitiren gençler var. Doğadaki toksik atıklar nedeniyle kanser olan kaç insan vardır? Sigaranın akciğer kanserini neden olduğunu biliyoruz peki ya göğüs kanseri? Göğsümüzdeki bir kitleden şüphelendiğimiz zaman anlayabiliyoruz. Belki de 10 yıl sonra göğüs kanseri hayatımız için bir tehdit olmaktan çıkacak.

4. İlişkiler ve evlilikler

İlişkiler bittiği zaman yaşanılan acı da büyük oluyor. 

Birbirimize ihtiyacımız var. Bu yüzden kişiler birbirini iyi tanımalı, karşı cinsle ilişkide yakınlık kurma konusunu iyi anlamalılar; ancak bu konu hakkında kapsamlı olarak yazdığımız üzere, yakınlık stresi kendiliğinden doğuruyor. Aşk kısa bir sürede biçim değiştirerek acıya ve hayal kırıklığına dönüşebiliyor. Bazı birliktelikler boşanma ile sonuçlanabiliyor. Bu aşamada anlaşmalar sanıldığı kadar kolay olmuyor.Eve geldiğiniz zaman kendinizi değersiz hissediyorsunuz ve bu oldukça stresli bir dönem oluyor. Eğer bu birliktelikte bir de problem yaşayan bir çocuğunuz varsa kronik stres yaşama ihtimaliniz oldukça yüksek. Karşınızdaki insana aşıksanız bu durum problem yaşamanızı mümkün kılıyor; ancak duygularınız kaybolmuşsa işiniz hiç olmadığı kadar zorlaşıyor.

5. Borçlar

Borçlar maalesef sadece devletlere özgü bir olgu değil günümüzde. Günümüzde birçok insan borçlarla yaşıyor ve bu borçlar sadece bir önceki tatil harcamalarımızdan meydana gelmiyor. Geniş orta sınıfı barındıran ülkemizde orta sınıfın çalıştığı işler hayatını borçlanmadan sürdürmesine yetmiyor. Her sabah uyandığımız zaman masrafların giderek arttığını görmek bireyler için kolayca aşılacak bir problemden öteye gidiyor ve ancak ekonomimiz düzelince refah seviyemizin artıp borçlarımızdan kurtulmayı başarabileceğiz.

6. Liderlik

Bugün hepimiz liderlerden bize yol göstermesini bekliyoruz; çünkü bu insanın doğasında var. Papazlar, İmamlar, Hahamlar ve ruhani liderler ruhsal desteği almamıza yardımcı oluyor. Hatta kurumsal dev şirketler etik değerlere ve topluma bağlılık sözleri veriyorlar. Biz ise şirketlerin birer birer devrilişini kral çıplak masalındaki gibi sadece seyrediyoruz. Yaşanan skandallar kendimizi çaresiz ve güvensiz hissetmemize neden oluyor. Liderlik sıfatını hakeden insanlar olduğu gibi o sıfatı haketmeyen çürük elmalar da bulunuyor.

7. Travmayı anlamak

Travmaları anlamak en az travmalarla başa çıkmak kadar önemli

Tarihsel olarak travmalar fiziksel acı olarak görülmekteydi. Bir düşünün; savaştasınız, kazaya uğradınız ya da yaralandınız; fakat insan psikolojik olarak da yaralanabilir. 1.Dünya Savaşı’ndan askerler savaş şoku tedavisi görmüşlerdir. Hatta Vietnam Savaşı’ndan sonra bile askerler savaş sonrası Post Travmatik Stres Bozukluğu nedeniyle tedavi görmüşlerdir. Bu rahatsızlık beyin fonksiyonlarına hasar vermektedir ve bu rahatsızlık geriye dönük canlandırmalarla, kişiyi psikolojik olarak zayıflatan kaygı ile, aşırı uyarılma ve kabuslar görme gibi belirtilere sahiptir. Ani ve korkunç bir travma nöbetinde beyin tecavüz veya araba kazasındaki gibi nöropsikolojik tepkiler vermektedir.

Travma rahatsızlığı bugün tüm dünyada biliniyor. Post Travmatik Stres Bozukluğu yaşayan hastalar klasik bozukluk belirtiler taşıyorlar ancak travma yaşama ihtimalleri oldukça fazladır. Kompleks Travma ise genellikle ailede ensest ilişkiler nedeniyle suistimale uğramış, aşağılanmış, tehdit edilmiş kişiler olup kendilerini güvensiz hissetmektedirler.

Babanız tarafından çocukken tehdit edilmiş, dövülmüş, anneniz tarafından sürekli azarlanılmış veya okul arkadaşlarınız tarafından alay edilmiş olabilirsiniz. Travmatik deneyimlerle bir kez karşılaşmış olsanız bile onlar devamlı peşinizden geleceklerdir. Burada korkutucu kısım travmalardan kaçamıyor oluşunuzdur. Travma geçirmiş insanların ciddi bir şekilde tedavi edilmesi gerekir; çünkü travmalar ruhumuzda psikolojik olarak giderilemez yaralar açmaktadırlar ve travma geçiren bireylerin gelecekte diğer insanlara karşı davranışı yaşadığı travma nedeniyle değişmektedir.

Travma nedeniyle oluşan bu değişim birçok farklı seviyede olabilir. Travma psikolojik ve bilişsel olarak kişiyi etkilemekte, içinde yaşadığı dünyayı farklı olarak görmesine neden olmaktadır. Ayrıca korkularını kolayca tetikleyerek tekrar tekrar ortaya çıkarabilir. Travmanın psikolojik etkisi ise beyin fonksiyonlarında değişiklik yapmasıdır. Travmatik deneyimden sonra beyin ‘dövüş ya da kaç’ tepkisi vererek rastgele uyarılır ve kişiyi aşırı stres ve aşırı uyarılmış şekilde bırakır.

Eğer çocukluğunuzda kompleks travma geçirdiyseniz, yetişkinlik yaşamında birçok stres etkeni tetikleyici olacaktır. Kendinizi bir anda maddi durumunuz yüzünden aşırı endişelenmiş bulabilirsiniz. Boşanma durumu kişiyi tehlikeli bir durumda bırakırken siz kendinizi aşırı derecede kaygılı bulabilirsiniz ve bu endişe karınız veya çocuğunuz yüzünden değil geçmiş travma deneyimlerinden meydana gelecektir.

Aşk aynı zamanda acı da getirmektedir. Kimse size eşiniz kadar derin acı veremez. Kimse sizi daha fazla yaralanmış, mutsuz, kaygılı ve sinirli yapamaz. Eğer çocukluğunuzda kompleks travma yaşamışsanız uzmanların ‘dövüş ya da kaç’ tepkisi dediği dönemde stresle ne dövüşebiliyor ne kaçabiliyor ne de yönetebiliyoruz. Bu durum ister istemez ilişkinize de zarar verecektir.

Çocukluğunuzda her şey yolunda gitmiş olup şimdi stres dolu da olabilirsiniz. Ülkenin gidişatına kızabilir, maddi durumunuz hakkında endişelenebilirsiniz. Kocanız sizi sürekli muhtaç durumda bırakır ve o hep iş toplantılarındadır. Kısaca her şey sizi bunaltarak bu duruma getirebilir.

Bu noktada başvurabileceğiniz 2 yöntem var. İlki endişe bozukluğu konusunda uzman birisinden yardım alabilirsiniz. Genel Endişe Bozukluğu adındaki bu rahatsızlık ‘yürür-gezer kaygı’ olarak hayatın her alanında bulunur. Bu rahatsızlığın tedavisi psikoterapi, bazen de ilaç tedavisidir.

İkincisi ise daha radikal bir karardır. Bu noktada önemli olan günümüzde gündelik yaşamdaki stresin kompleks travmanın bir boyutu olup olmadığıdır. Biz bunlara hasarlı mikro travmalar diyoruz; çünkü karşımıza sürekli çıkarlar ve kronik olarak korkular ve kaygılara neden olurlar. Dahası kaçıp kurtulma şansınız yoktur.

8. Günlük mikro travmaların üstesinden gelmek için:

Geçmiş hayatınız strese nasıl tepki verdiğinizi etkiler. Eğer çocukluğunuzda kompleks travma yaşadıysanız terapi görmeniz gerekir. Bu kaygılarınızı bir kaynağa almanızı sağlar

Genel Endişe Bozukluğu konusunda tedavi olun. Bu bozukluk acı vericidir ancak tedavisi mümkündür.

Stres arındırıcı programları deneyimleyebilirsiniz. Yoga, dua etmek, günlük egzersiz, küçük uykular, sıcak banyo, iyi arkadaşlar ve düzenli uyku gibi aktiviteler faydalıdır.

Travmanın etkisini azaltacak tedavi yöntemleri mevcut. Göz Hareketleriyle Duyarsızlaştırma ve Yeniden İşleme (EMDR) Psikoterapisi, DBT ve daha niceleri. Son zamanlarda travma tedavi yöntemleri psikoterapi tedavilerinde ön sıralarda yer alıyor.

Sakınmaktan sakının: Travma geçirmiş kişiler genelde kendilerini kapatırlar, dona kalmış gibi olurlar. Korkularınızla veya sizi endişeye sürükleyen konuların üzerine giderek onların etkisini azaltabilirsiniz.

 Değiştirebildiğiniz her şeyi değiştirin ve üzerinizdeki baskıyı kabullenin. Bir şeyler hakkında endişe duymak ve bu konuda hiçbir şey yapamamak sizi sadece daha zor bir duruma sokacaktır.

Kabullenmek, affetmek veya savaşmak? Birçok ruhani lider veya terapist affetme duygunuzu kişi hazır olmadan ön plana çıkarmaya çalışıyor ve siniriniz de hareketleniyor. Burada dikkatli olun çünkü siniriniz sizi zehirleyebilir. Ne yazık ki travmatik kişiler bazen kendi acıları yüzünden başka insanlara da acı verebiliyorlar. Destek bulmaktan korkmayın ve sinirinizi kontrol altında tutup yapıcı olarak kullanın.

Eğer mümkünse sizi kıran kişileri affedin. İnsanlar sizi aşağıya kırarlar. Bu doğanın kanunu. Unutmayın ama takılmayın da. Yoksa sonunda kaybeden siz olursunuz.

Kaynak: psychologytoday.com 

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

MAKALE

Süt kemik sağlığı bakımından yararlı mı?

sütün faydaları, Manşet, kemik gelişimi

Kemik gelişimi için sütün önemli olduğunu yıllardan beri duyarız. Peki gerçekten süt içmek kemiklerin güçlenmesine düşünüldüğü kadar katkı sağlar mı? İşte www.bbc.com sitesinden hepimizi aydınlatacak nitelikte bir makale…

Süt gerçekten kemikleri güçlendiriyor mu?

Kemiklerimizi güçlendirmek için süt içmek gerektiğine dair sözleri çocukken hepimiz duymuşuzdur.

Süt kalsiyum içerir. Kalsiyum da kemik yoğunluğu için gerekli bir mineral olarak biliniyor.

Ancak süt tüketimi ile kemiklerin güçlenmesi arasında kesin bir bağ olduğunu kanıtlamak o kadar da kolay değil.

Bunu kanıtlamak için iki büyük grupla bir deney yapılması, bunlardan birinin yıllar boyunca bol miktarda süt içerken diğer gruba süt görünümünde plasebo içecek verilmesi gerekiyor. Ama bunu pratikte uygulamak zor.

Onun yerine şu yapılabilir: Binlerce insana geçmiş yıllarda ne kadar süt içtikleri sorulup sonra da en az 10 yıl gözlemlenerek düzenli süt içenlerde daha az sayıda kemik kırılması vakasına rastlanıp rastlanmadığının tespit edilmesi.

ABD’de Harvard Üniversitesi 1997’de böyle bir araştırma yapmıştı. 77 bin kadın hemşire 10 yıl boyunca gözlemlendi. Ancak haftada bir bardak süt içenlerle iki ve daha fazla bardak içenler arasında kol ve kalça kırıkları vaka sayısı bakımından önemli bir fark görülmedi.

Etkisi iki yıl sürüyor

Aynı ekibin 330 bin erkekle yaptığı araştırmada da benzer bir sonuç alındı.

Bu alandaki 15 farklı araştırma 2015’te Yeni Zelandalı bir ekip tarafından incelendiğinde, süt içmek de dahil, kalsiyum bakımından zengin bir diyetin kemikteki kalsiyum yoğunluğunu iki yıl artırdığı, ancak sonra bu artışın durduğu gözlendi.

Diyetle alınan kalsiyuma alternatif olarak haplarla kalsiyum takviyesi de yapılabiliyor. Ancak takviyelerin uzun vadede olumsuz etkide bulunduğuna dair endişeler var.

Yeni Zelandalı ekip 51 araştırmayı inceleyerek kalsiyum takviyesinin uzun vadede avantajları ile olumsuz etkilerini kıyasladığında, onlar da kemiklerdeki güçlenmenin bir-iki yıl sonra durduğunu tespit etti.

Kalsiyum takviyesi, kemik yoğunluğunda yaşlanmaya bağlı kaybı durdurmuyor, sadece geciktiriyordu. Ekip, kemiklerde kırılma oranı bakımından bunun ancak ufak bir azalmaya tekabül ettiği sonucuna vardı.

Aynı veriler farklı ülkelerde incelendiğinde, günlük alınması gereken kalsiyum miktarı bakımından farklı öneriler ortaya çıkmıştı. Örneğin ABD’de önerilen miktar İngiltere ve Hindistan’dakinin iki katına yakındı. ABD’de günde yaklaşık üç su bardağı süt içilmesi salık veriliyor.

2014’te İsveç’te yapılan bir araştırmada ise günde üç bardaktan fazla süt içmenin kemikler için daha fazla yarar getirmediği, hatta zararlı olabileceği sonucuna varılmıştı.

Uppsala Üniversitesi ve Karolinska Enstitüsü’nün yaptığı araştırmada, insanlara önce 1987’de ne kadar süt içtikleri soruldu, daha sonra aynı soru 1997’de tekrarlandı.

2010’da bu insanlar arasında ölüm oranı incelendiğinde günde bir bardak süt içenlerde daha fazla kemik kırılması ve erken ölüm oranına rastlandığı görüldü.

Peynir ve yoğurt daha mı etkili?

Ancak bu araştırmanın da bazı sorunları vardı. İnsanlara daha önceki yıllarda ne kadar süt tükettikleri sorulmuştu, bunu doğru bir şekilde tahmin etmek mümkün olmayabilirdi, zira süt tüketimi farklı şekillerde olabilirdi.

Ayrıca bu tür araştırmalardaki en büyük sorun burada da kendisini gösteriyordu: İki olay birbiriyle gerçekten bağlantılı mı veya neden-sonuç ilişkisi gerçekten var mı?

Aynı araştırmada kafa karıştıran bir diğer sonuç ise peynir ve yoğurt tüketimi ile daha az sayıda kırık oranı arasında bir bağlantı kurulmasıydı.

Araştırmacılar, insanlara beslenme konusunda tavsiyelerde bulunurken bu sonuçların dayanak alınması için erken olduğunu, benzer araştırmaların tekrarlanması gerektiğini söylüyor. Bu sonuçlardan yola çıkarak beslenme düzenini değiştirme konusunda temkinli davranılması tavsiye ediliyor.

Yani kısaca diyebiliriz ki, mevcut verilere göre, süt içmeye devam etme konusunda bir sorun yok. Süt kemik sağlığı bakımından yararlı olabilir. Ama bu yarar sandığımız kadar uzun süreli olmayabilir.

Ayrıca kemik sağlığı açısından etkili diğer yöntemleri de uygulamak gerekir. Egzersiz yapmak ve beslenme, güneş ışığı ve fazla güneşin olmadığı yerlerde kışın D vitamini takviyesi yoluyla yeterince D vitamini almak gibi.

Uyarı: Bu makale sadece genel bilgi verme amacıyla yazılmıştır ve doktor tavsiyesi olarak ele alınmaması gerekir. Makalenin içeriğinden yola çıkarak okurun kendi başına koyduğu teşhislerden BBC sorumlu değildir. Sağlığınızla ilgili herhangi bir endişeniz varsa doktorunuza danışın.

Kaynak: www.bbc.com

Okumaya devam et

MAKALE

Hepimizin biraz sakinleşmeye ihtiyacı var

sinirliyken sakinleşmek için ne yapmalı, sakinleşmek, Manşet

Günlük hayatımızda hemen her yerde can sıkıcı olaylarla karşılaşabiliyoruz. Bu olaylara verdiğimiz tepkiler de o anki ruh halimize göre değişiklik gösterebiliyor. Bu da bizi fazlasıyla yıpratabiliyor. Peki ne yapmalıyız? İşte sakinleşmek için kendimize sormamız gereken sorular…

Endişe duygusuna kapıldığınızda sakinleşmek için kendinize sorabileceğiniz sorular

Bazen insan sebepli veya sebepsiz yere endişeye kapılır. Öyle ki bu duygusunu başkalarına açıklamakta bile zorlanır. Anne babasının hastalanacağından, çok fazla para harcadığından, sevdiklerinin duygularını incitmekten, mesajlara cevap vermeyen bir arkadaş yüzünden bile endişelenir. Bir yakını eve geç geldiğinde, topluluk önünde konuşması gerektiğinde endişelenen sadece siz değilsiniz. Herhangi bir sebepten ötürü endişeye kapıldığınızda, göğsünüze bir ağırlık çöktüğünde şunu hatırlayın; yalnız değilsiniz. Endişe, birden fazla şekilde ortaya çıkabilir. Endişe duygusundan kurtulmanın da birden fazla yöntemi var. Bunlardan biri de sakinleşmek için kendinize soru sormak. İşte endişelendiğiniz zamanlarda bu duygudan uzaklaşmak için kendinize sorabileceğiniz sorular:

1. Bu gerçekten bir tehdit mi?

Hayatta kazalar olur. Ancak çoğu zaman endişe duygusuna kapıldığımızda, işlerin gerçekten de ters gittiğini söylemek biraz zor. Peki o halde sizi bu kadar endişelendiren şey ne? O şeyin gerçekleşme ihtimali ne? Bunu gerçekten bir anlığına da olsa düşünün. Bu sorulara bulacağınız yanıtlar, endişelenmenize sebep olan şeyin gerçek bir tehdit olup olmadığını kavramanızı kolaylaştırır.

2. Hazırlıklı olmak için elinizden gelen her şeyi yaptınız mı?

Hayatta bazı şeyleri kontrol edebilirsiniz, önlem alabilirsiniz. Bisiklete biniyorsanız, kask takmalısınız. Evdeki alarmın çalışıp çalışmadığını kontrol etmeli, sağlık sigortanızı ihmal etmemeli, düzenli aralıklarla doktora görünmelisiniz. Biraz sıkıcı bir çözüm olabilir ancak kendinize kontrol edilecekler listesi hazırlayabilirsiniz. Gözden geçirdiğiniz unsurları tek tek işaretlediğiniz zaman endişelerinizden bir nebze kurtulabilir, daha sakin ve planlı hareket edebilirsiniz.

3. Zihniniz biraz aşırıya kaçıyor olabilir mi?

Gecenin bir yarısı endişeye kapılmış, korkmuş ve yorgun düşmüş bir zihinden daha kötü ne olabilir? Eğer panik duygunuz ve endişeleriniz işle, başka insanlarla veya dikkatinizi dağıtacak herhangi bir şeyle ilgili olmayan saatlerde ortaya çıkıyorsa, bu durumda kontrolü ele almalısınız. Derin nefesler alıp vererek düşüncelerinizi değiştirebilir veya bir uyku meditasyonu videosu açabilirsiniz. Gece gelen kaygılarınızın, güneşin ışığıyla birlikte ortadan kaybolacağını düşünebilirsiniz.

Aslında korkmanız gereken şey, endişelerinize sebep olan şeyler değil, endişenin ta kendisi. Amerikalı ünlü yazar Seth Godin, “Endişe, davranışlarımızı verimli bir şekilde değiştirdiği zaman kullanışlıdır. Bunun dışında kalan endişe duygusu, dikkat dağınıklığının olumsuz hali, bizi çalışmaktan veya hayatımızı yaşamaktan alıkoymak için tasarlanmış bir oyalanma şeklidir” diyor.

Bir sonraki sefer panik duygunuz arttığında, endişelerinize kapıldığınızda kendinize sorular sorarak bu duyguyla baş etmeyi ve ondan kurtulmayı deneyebilirsiniz.

Kaynak: www.uplifers.com

Okumaya devam et

MAKALE

Evcil hayvan beslemenin çocuklar üzerindeki etkisi

Manşet, hayvan sevgisinin önemi, evcil hayvan, çocuk gelişimi

Evcil hayvan beslemek çocuklar için gerçekten birer tehdit mi? Evcil hayvanlar çocuklar üzerinde ne gibi etkilere sahipler? İşte www.yakiniliskiler.com sitesinden tüm bu sorulara yanıt olabilecek nitelikte bir yazı…

Evcil Hayvanlar Çocukların Gelişimini Nasıl Etkiliyor?

Hemen hepimizin kedi ve köpeklere dair çocukluk anıları vardır. Kimimiz bir sokak köpeğini sahiplenmek için ailemizi ikna etmeye çalışmışızdır, kimimiz bir yavru kediyi marketten aldığımız sütle beslemişizdir. Maalesef bazılarımız ise bu sevimli dostlarımızla oynarken ebeveynlerimiz tarafından uyarılmışızdır: “Sürme ellerini şu köpeğe!”, “Nereden buldun bu pis şeyi?!” Ebeveynler çocuklarının sağlığı ve güvenliğinden endişe ettikleri için böyle tepkiler veriyor olabilirler; fakat bu sevimli dostlarımız çocuklar için gerçekten birer tehdit mi? Evcil hayvanlar çocuklar üzerinde ne gibi etkilere sahipler?

2017 yılında yapılan bir araştırmaya göre, ergenlik dönemindeki çocuklar evcil hayvanlarıyla olan ilişkilerinden kardeşleriyle olan ilişkilerine göre daha fazla tatmin oluyorlar1. “Ama kardeşlerimizle ve evcil hayvanlarımızla aynı şeyleri paylaşmıyoruz ki” diye düşünebilirsiniz; fakat araştırmaya göre çocukların kardeşleriyle ve evcil hayvanlarıyla paylaştıkları şeyler birbiriyle hemen hemen aynı. Hatta bazı durumlarda çocuklar evcil hayvanlarına kardeşlerinden daha fazla şey anlatabiliyorlar. Buna ek olarak belirtmek gerekiyor ki; köpek sahibi olan ailelerin çocukları diğer evcil hayvanlara sahip olan ailelerin çocuklarına kıyasla evcil hayvanlarıyla olan ilişkilerinden daha memnunlar. Fakat bir köpekle yaşamanın mümkün olmadığı durumlarda diğer hayvanlar da çocuklar için son derece faydalı birer dost görevi görüyorlar.

Çok sayıda araştırma gösteriyor ki, evcil hayvanlarımızla kurduğumuz temas oksitosin salgılamamıza sebep oluyor ve bu da bizim rahatlamamızı ve sakinleşmemizi sağlıyor2. Çocuklar da – tıpkı yetişkinler gibi – stresli durumlarda, güvene veya duygusal desteğe ihtiyaç duyduklarında, öfkelendiklerinde veya üzüldüklerinde evcil hayvanlarından destek alıyorlar3,4. Fakat evcil hayvanların çocuklara faydaları bunlarla sınırlı değil. Araştırmalara göre çocuklar sadece insanlarla değil, evcil hayvanlarıyla da bağlanma ilişkisi kurabiliyorlar5. Kediler ve köpekler sevgimize karşılık verebilen canlılar oldukları için bağlanma ihtiyaçlarımızı kısmen de olsa karşılayabiliyorlar ve ebeveynleri tarafından yeterli ilgi görmeyen çocukların gelişiminde ciddi seviyede olumlu bir etki yaratabiliyorlar6,7. Ebeveynleri ile sağlıklı bir bağlanma gerçekleştiremeyen çocuklar ise ebeveynlerinin yerini evcil hayvanları ile doldurup güvenli bağlanma dinamikleri geliştirebiliyorlar8.

Evcil hayvanlar bebeklerin bilişsel gelişimi için de son derece faydalı olabiliyor. Yapılan bir araştırmaya göre; evcil hayvanlar bebeklerin konuşmayı öğrenmelerini ve gelecekte daha iyi sözlü iletişim kurmalarını kolaylaştırıyorlar9. Sabırlı birer dinleyici olmaları sebebiyle hayvanlar bebekleri konuşmaya teşvik edebiliyorlar. Bunun yanı sıra, bebekler de evcil hayvanlara sevgilerini göstermek veya komut vermek amacıyla iletişim kurmaya çabalayabiliyorlar. Evcil hayvanlar bebeklerdeki merak duygusunu tetikleyerek onları öğrenmeye teşvik edebiliyor ve aynı zamanda onlara koşulsuz ilgi göstererek duygusal destek sunabiliyorlar6. Ayrıca, öğrenme anlamlı ilişkiler içerisinde gerçekleştiğinde daha kalıcı ve etkili olduğu için evcil hayvanlarla kurdukları ilişkiler bebeklerde öğrenmeyi kolaylaştırıcı bir işlev de kazanabiliyor.

Evcil hayvanlar sadece varlıklarıyla dahi çocuklar üzerinde olumlu etkiler bırakabiliyor fakat birçok araştırma gösteriyor ki çocuklar ve evcil hayvanlar arasındaki bağ ne kadar güçlüyse, bu olumlu etkiler de bir o kadar fazla görülüyor. Bir araştırmaya göre; evcil hayvanlarıyla güçlü bağları olan çocuklar evcil hayvanlarıyla zayıf bağları olan çocuklara göre kendilerini daha güvende hissediyor, takım çalışmasına daha fazla yatkınlık gösteriyor ve daha iyi empati kurabiliyorlar10. Bir diğer araştırmaya göreyse, evcil hayvanlarla güçlü bağlara sahip olmak çocuklarda sorumluluk bilincini geliştiriyor11. Fakat belirtmekte fayda var; çocukların sorumluluk bilincini geliştirmek isteyen ebeveynlerin hayvan bakımı konusunda (örneğin evcil hayvanları nasıl incitmeden sevmek gerektiği, onlara nasıl davranmak gerektiği) çocuklarına rehberlik etmeleri de son derece önemli.

Özetlemek gerekirse; evcil hayvanlar hem bebekler hem de çocuklar üzerinde son derece önemli pozitif etkilere sahip. Bebeklerin bilişsel yeteneklerini geliştiriyorlar, onlarda merak uyandırıp keşfetmeye motive ediyorlar. Hem bebeklere hem de daha büyük çocuklara duygusal destek sunuyorlar. Bağlanma ilişkisinin gerektirdiği ihtiyaçları ebeveynleri tarafından karşılanmayan çocukların bu ihtiyaçlarının bir kısmını karşılayabiliyorlar ve bir nevi ebeveynleri tamamlayıcı bir görev üstlenebiliyorlar. Ergenlik dönemindeki çocuklar için yakın ve güvenilir bir arkadaş görevi görüp, onların çeşitli sosyal ihtiyaçlarını karşılayabiliyorlar. Tüm bunları göz önünde bulundurduğumuzda şunu söyleyebiliriz: Evcil hayvan sahibi olmak bir çocuk sahibi olmaya, çocuk sahibi olmaksa yuvaya ihtiyacı olan bir hayvan sahiplenmeye engel değil. İnternette sıkça karşımıza çıkan bu inanılmaz sevimli çiftler beraberken daha mutlu ve sağlıklı bile olabilirler!

Kaynak: www.yakiniliskiler.com
Yazan: Alper Günay
Düzenleyen: Gizem Sürenkök

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç
EĞİTMENLER2 ay önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER3 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER3 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı
EĞİTMENLER3 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER4 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER4 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER4 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND