Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Gündelik hayatta kullanmak için pratik bilgiler

Başarı taktiği olarak hep “yüksek stratejiler” önerecek değiliz yaa.. İşte size gündelik hayatta kullanmak için pratik bilgiler. Mesela çamaşır makinasına attığınız çoraplarınızın kaybolmasını “başarıyla” nasıl engellersiniz? Okuyun, annenize hava atın!

pratik bilgiler, ilginç pratik bilgiler, ev için pratik bilgiler

GÜNDELİK HAYATTA KULLANMAK İÇİN PRATİK BİLGİLER

Çoraplarınızı çamaşır makinesine koymadan önce çengelli iğne ile
birbirlerine tuturursanız kaybolmadıklarını göreceksiniz.

Kadife ve ipekli elbiselerinizi buharlı bir banyoya asın. Buhar onların
tüm kırışıklıklarını alacaktır.

Gözlüğünüzün vidası çok çabuk çıkıyorsa vidayı takmadan önce, vidanın
gireceği deliğe renksiz oje damlatın. Vidayı öyle takın.

Satın aldığınız ayakkabılar ayağınızı sıkıyor ise onları bir kaç dakika
buhara tutun.

Makasınızı bilemek istiyorsanız, zımpara kağıdı kesin.

Halıdaki sigara yanıklarından, yanık yerler üzerinde zımpara kağıdı ile
dairesel hareketler yaparak kurtulabilirsiniz.

Mobilyaların yerlerini değiştirdiğinizde halıların üzerinde iz bırakır.
Bu izleri yok etmek için izlerin üzerine bir parça buz koyun ve
erimesini bekleyin. Daha sonra üzerinde elektrik süpürgesini gezdirin.
İzden eser kalmadığını göreceksiniz.

Evinizde hayvan besliyorsanız ve bunların tüyleri koltuklarınıza,
kanepelerinize bulaşıyorsa elinize yapışkan bir bant sarın ve tüylü olan
yerlerde gezdirin.

Fermuarlı giyeceklerinizi çamaşır makinesine koymadan önce kapalı olup
olmadığını kontrol edin. Açıksa zedelenebilirler.

Yeni yıkanmış nemli halınızın üzerine mobilyalarınızı koymadan önce
ayaklarının altına biraz alüminyum folyo koyun. Böylece izlerin
çıkmasına engel olacaksınız.

Üst üste koyduğunuz bardaklar yapışıp çıkmıyorsa bir leğenin içerisine
koyun Üstteki bardağın içerisine buz koyup leğenin içerisine yavaş
yavaş sıcak su koyun. Bardakların kolayca çıktığını göreceksiniz.

Tahta salata kaplarınızı suyun içerisinde bekletirseniz çatlarlar. Bunu
önlemek için kullandıktan sonra bekletmeden yıkayıp, kurulayın. Böylece
tahtaların bozulmalarını önlemiş olursunuz.

Çocuğunuz için bir parti vereceğiniz zaman süslü bardakları şu şekilde
yapabilirsiniz. Bardakların ağzını önce yumurta akına batırın. Daha
sonra renkli pasta şekerinin içerisine batırıp kurumasını bekleyin.

Satın aldığınız plastik ve cam eşyaların üzerine yapıştırılan
etiketlerden kurtulmak için etiketin üzerine yemeklik margarin sürün ve
15 dakika bekletin. Bir bez ile ovalayıp yıkayın. Üzerinde hiç bir leke
ve çizilme oluşmayacaktır.

Çekmecelerinizin rayları takılıp kolayca kapanıp açılmıyorsa biraz sabun
sürün. Rahatça açılıp kapandığını göreceksiniz.

Radyatörlerinizin arkasına alüminyum folyo yapıştırırsanız, sıcaklığın
duvardan dışarı değil odanın içerisine yansımasını sağlamış olursunuz.

Ütü yapmayı kolaylaştırmak ve süreyi azaltmak için ütü masasının
kılıfının altına alüminyum folyo koyun. Sıcağı geri yansıtacağından ütü
yapmak daha kolay olacaktır.

Bez pabuçların temizlenmesi sorun oluyor ise pabuçları bir yastık
kılıfının içerisine koyun. Kılıfın ağzını kapayın ve çamaşır makinasında
yıkayın. Yeni gibi olacaklardır.

Buz kalıplarınızı su ile doldurmadan önce bölmelere portakal, limon ve
dilediğiniz meyve parçacıkları yerleştirirseniz dekoratif buzlar elde
etmiş olursunuz.

Sağlıklı dişlere sahip olmak istiyorsanız günde iki kez 150 gr yağsız
peynir tüketin. Peynirdeki kalsiyum diyetini kuvvetlendirir, dişleri
sağlamlaştırır

Eğer ayaklarınız çok ısınıp şişiyorsa onlerı saatlerce sıcak suda
bekletmeyin, aksine kolonya ile ovalayın. Bilekleriniz ve ayaklarınız
şişmeyecektir

Eğer ayaklarınız çok hassas ise, sıcak havalarda şikayetleriniz
artıyorsa, her sabah bir kaç damla zeytinyağı ile ovalayın.

Eğer cildiniz kuru ise bir muzu ezin, içerisine bir çay kaşığı bal veya
bademyağı karıştırıp yüzünüze sürün. Bir kaç dakika bekleyip ılık su ile
yıkayın.

Pamuklu giysilerinizin çekmemesi için ilk yıkamada bir gece soğuk suyun
içerisinde bekletin, sonra yıkayın, çekmeyeceklerdir.

Dirsek ve topuklarınızın sertleşmesini istemiyorsanız, bir dilim limon
ile ovun. Böylece yumuşacık olacaklardır.

Duvar kağıtlarını yenilemek istediğinizde eski kağıtları çıkartmak her
zaman sorun olur. Ilık su dolu bir kaba bir miktar bulaşık deterjanı
dökün ve karışıma batırdığınız sünger ile duvar kağıtlarını silin,
kolayca çıkacaklardır.

Yeni bir tava satın aldığınızda ilk önce içinde bir miktar sirke
kaynatın.

Bu işlem ilerde kızartmalarınızın tavaya yapışmasını önleyecektir.

Büyüme çağında yanında sigara içilen çocuklarda kulak enfeksiyonlarına
daha çok rastlandığı saptanmıştır.

Hamilelikte günde 15 ve üzeri sigara içen annelerin çocuklarının sakat
doğma riski ciddi olarak artmakta ve ilk üç aylarında hastaneye
kaldırılma riskleri 2 kat daha fazla olmaktadır.

Sigara içmenin stresi azaltmak yerine artırdığı saptanmıştır. Yiyecek
satın alırken mutlaka etiketlerini okuyun. Kilo verme savaşında mağlup
olmak istemiyorsanız kalorilere ve yağa karşı tetikte olun.

Cevizle dost olun. İçindeki yağ beyin hücreleri için çok yaralıdır. Kan
şekerini düşürdüğü için şeker hastalarına da uzmanlar tarafından tavsiye
edilir

Hızlı kilo verip tekrar almak vücudunuzun zayıflamaya karşı direncini
arttırır ve giderek kilo vermeniz zorlaşır. Metabolizma alt üst olur.

Rasgele diyet, rasgele sağlık yani sağlıksızlık demektir. Sağlığınızı
hafife almayın ve rasgele diyet yapmayın.

Duvarınıza çivi çakacağınız zaman işaretlediğiniz yerin üzerine çapraz
bant yapıştırın. Çiviyi öyle çakın. Böylece duvarın alçısını çatlatmamış
olacaksınız.

Bir büyük soğanı rendeleyin ve orta boy bir bal kavanozuna koyup iyice
karıştırın. 48 saat bekletin, şurup haline geldiğinde öksürüğü ve soğuk
algınlığı olan hastaya sabah akşam bir çorba kaşığı içirin. Soğanın
içerdiği yağlar öksürüğü durduracaktır.

Kızartma yağını bir kaç kez kullanabilirsiniz. Kullanılır durumda olup
olmadığını anlamak için kızgın yağın içerisine bir dilim ekmek atın.

Ekmekte kara lekeler oluşmuyorsa kullanabilirsiniz.

Cevizlerin kabuklarını kolayca açabilmek için onları bir gece tuzlu
suyun içerisinde bekletin. Böylece içleri de dağılmayacaktır.

Unlarınızın böceklenmemesi için, un kavanozunun içerisine bir adet defne
yaprağı koyun.

Yumurtaların haşlanırken çatlamaması için, kaynatma suyuna bir çorba
kaşığı sirke koyun.

Fırında patates yapmadan önce , 10-15 dakika haşlayın ve çatal ile
delin.

Daha kolay pişecektir.

Büyük miktarda patatesiniz var ise torbanın içerisine bir adet elma
koyun.

8 hafta boyunca filizlenmesini ve büzüşmesini önler.

Patateslerinizi kuru ve serin bir yerde saklayın.

Kullanılmış limon kabuklarını rendeleyip şeker ile karıştırın. Kavanozun
içerisinde buzdolabında uzun bir süre saklayabilirsiniz. Böylece pasta
yaparken elinizin altında hazır bulunur.

Kabarık bir omlet yapmak istiyorsanız, bir çorba kaşığı suyun içerisine
bir çay kaşığı mısır unu karıştırın. Hazırladığınız karışımı yumurtaya
ilave edin. Böylece kabarık bir omlet yapmış olacaksınız.

Sarımsak doğrarken bıçağa yapışmasını istemiyorsanız, kesme tahtasına
biraz tuz serpiştirin.

Yeni bir yemek tarifi denerken, yemek kitabınızı şeffaf bir torbanın
içerisine geçirirseniz, onu kirletmemiş olursunuz.

Eğer tencere kapağınızın tutacağı kırıldıysa onun yerine şarap mantarı
geçirebilirsiniz. Böylece hem tutacak görevi yapacak, hem de izolasyon.

Hazırladığınız soslarda harika tatlar oluşturmak için soya ve susam yağı
kullanabilirsiniz. Ancak bu yağların yüksek ısıda pişirilmesi doğru
değildir

Pasta yaparken katı yağ kullanacaksanız onu rendenin kalın tarafı ile
rendelemeyi deneyin. Küçük parçalar haline gelen margarin daha kolay
işlenir

Sarımsaklarınızı her zaman elinizin altında hazır bulundurmak
istiyorsanız kabuklarını soyduktan sonra bir kavanoza doldurup üzerine
zeytinyağı koyarak muhafaza edebilirsiniz. Ayrıca bu yağ yemeklerinize,
salatalarınıza ayrı bir lezzet katacaktır.

Peyniri kolay rendelemek için, 15 dakika buzlukta bekletin

Bisküvileriniz yumuşamışsa onları birkaç dakika fırınlayın.

Bakır eşyalarınızın parlamasını istiyorsanız, onları sirke ya da limon
ve tuz ile ovun

Ahşap eşyalarınızı temizlemek için sirke ve zeytinyağı (bir kaç
damla)karışımı hazırlayın. Eşyalarınız hem temizlenecek hem de
parlayacaktır

Çekmeceleri içini boşaltmadan temizlemek istiyorsanız, elektrik
süpürgesinin ucuna ince bir çorap geçirin.

Elbisenize sakız yapışırsa, naylon torbanın içerisinde buzluğa koyun.
Bir saat bekletin ve çıkartın. Kolayca çıkacaktır.

Halıya sakız yapışırsa üzerinde buz torbası gezdirin.

Eğer galeta ununuz bittiyse ve ekmeğiniz de yoksa mikser ya da
blenderden geçireceğiniz kornfleksler aynı işlemi görecektir.

Fırında tavuk kızartacağınız zaman üzerine koyduğunuz baharatlardan
içine de koyun. Böylece daha lezzetli olur.

Sert etlerinizi eşit miktarda sirke ve sıvı yağ içerisinde bekletin
Yumuşadığını göreceksiniz.

Domates salçanız çok ekşi ise içerisine bir havuç rendeleyin. Havuç,
salçanızı (sosunuzu) tatlandıracaktır.

Mantarların daha lezzetli olması için pişirmeden önce üzerlerine biraz
tuz ve limon suyu koyun, 5 dakika bekletin. Daha sonra pişirin.

Fırın torbasında tavuk pişirirken; malzemeleri doldurduğunuz fırın
torbasının üzerine bir kaç delik açın. Böylece daha çabuk ve iyi pişer.

Ayrıca fırın torbasının içerisine bir kaç diş sarımsak koyarsanız
lezzetine doyum olmaz.

Fırında tavuk kızartacağınız zaman bir limonu ikiye bölün, yarısını
tavuğun üzerine bastırarak iyice sürün. Diğer yarısını ise tavuğun
içerisine yerleştirin. Tavuğunuz nar gibi kızaracaktır.

2 Çorba kaşığı yoğurdu, sulandırılmış 1 çorba kaşığı salçayı ve birazda
zeytinyağını derin bir kabın içerisinde karıştırın. Fırına koymadan önce
tavuğun her tarafına sürün. Çok daha lezzetli olacaktır.

Satın aldığınız havucun yapraklarını atmayın, salatalarınızda kullanın.

Çünkü bu yapraklarda kemik erimesini önleyen kalsiyum bol miktarda
bulunur.

C vitamini ısı ile çok çabuk kaybolur. Bunun için C vitamini içeren
sebze ve meyveleri fazla bekletmeden taze olarak tüketin.

Hazırladığınız kekin ortasına malzeme koyacağınız zaman bıçak ile
kesmenize gerek yok. Dikiş ipliğini kekin etrafına gerip dikkatlice
çektiğiniz zaman düzgün bir şekilde kesildiğini göreceksiniz.

Hazırladığınız kekin, fırında pişirirken çökmemesi için hamuru kalıbı
ile birlikte fırına koymadan önce 20 dakika kadar dinlendirin.

Satın aldığınız kültür mantarlarını kese kağıdında ağzı kapalı olarak
buzdolabının sebze bölümünde saklıya bilirsiniz. En az 2-3 gün
tazeliklerini kaybetmezler. Mantarları hiç bir zaman plastik torbada
muhafaza etmeyin çünkü yapış yapış olurlar.

Tencerede kalan soslu makarnayı ısıtmak çoğu kişiye zor gelir. Çünkü
tencerenin dibi tutar yada alt tarafı ısınır üzeri soğuk kalır. Makarna
kabını kaynar su dolu tencerenin içerisine koyun (benmari usulü) bir
süre ocak üzerinde bekletin. Böylece makarnanız kolayca ısınacaktır.

Yumurta yüksek ısıda sülfürik asit çıkaran bir besin olduğu için on
dakikadan fazla haşlamayın.

Hamur açarken merdane yerine içi buz gibi su dolu bir şişeyi deneyin.

Hamurunuzun daha kolay açıldığını göreceksiniz.

Pişirdiğiniz sebzelerin renklerini kaybetmemesi için bir kesme şeker
yada limon suyu koyun.

Hazırladığınız omletin tavaya yapışmaması için, önce tavayı ocağa koyup
iyice ısıtın sonra yağı döküp kızdırın. Daha sonra karışımı tavaya alın
ve ocağın altını kısın.

Kesilmiş ve açık havada kalmış soğan zararlıdır. Kullanmadığınız soğan
parçalarını saklamayın.

Kavanozdaki hardal kurumaya başladıysa içerisine birkaç damla limon suyu
yada sirke ile toz şeker ilave edin iyice karıştırın

Çok miktarda alkollü ve alkolsüz kokteyller hazırladığınızda onlardan
bir miktarını buz kaplarına yerleştirin. Kokteyllerin içerisine bunları
kullanın Böylece sulanıp tatlarını kaybetmeyeceklerdir

Uzun süre saklanan kuru soğanlar filizlenmeye başlar ve tazeliğini
yitirerek çürür. Kuru soğanları kese kağıdına sardıktan sonra
buzdolabının sebze bölümünde muhafaza ederseniz çürüyüp bozulmasını
önlemiş olursunuz.

Katı yumurtayı parçalamadan kesmek için kullanacağınız bıçağı önceden
sıcak suyun içerisine koyup ıslatın ve kesin. Dağılmayacaklardır.

Akşamdan artan pirinç pilavını ısıtıp yemeği sevmiyorsanız, onu
çorbalarınızda değerlendirebilirsiniz.

Kızarttığınız tavuğun tekrar ısıttığınızda lezzetini kaybetmesini
istemiyorsanız tavuk parçalarını bir süzgece koyun. Tencerenin
içerisinde su kaynatın ve süzgeci üzerine oturtun. Buharda ısıtılan
tavuk lezzetinde hiçbir şey kaybetmeyecektir.

Makarnanızı soğuk suyun altından geçirmeniz gereken yegane zaman onu
soğuk olarak servis yapacağınız zamandır. Yada üzerine kaynar bir sos
döküp anında servis yapacağınız zamandır. O zaman pişirme sürecini
durdurmak için soğuk suyun altında gezdirin ve suyunu iyice süzün.

Satın aldığınız kaşar peynirini uzun süre saklamak istiyorsanız onu
küçük porsiyonlara ayırın ve buzlukta dondurun. İstediğiniz kadarını
çözülmesini bekleyip kullanabilirsiniz.

Maydanozu yemeklerinize ateşten almadan bir kaç dakika önce ilave
edin.Çünkü pişmiş maydanoz acımtırak bir tat alır ve vitamini kaybolur.

Kırmızı et ile hazırladığınız yemeklerin daha lezzetli olmasını
istiyorsanız etin üzerine bir miktar biberiye serpin, kemik uçlarına
sarımsak sürün. Daha sonra az yağ ile fırında kızartın.

Satın aldığınız kahveyi taze saklamak istiyorsanız cam kavanoza boşaltıp
içine iki adet kesme şeker atın. Ağzını sıkıca kapatın. Kahvenin taze
kaldığını göreceksiniz

Limondan daha fazla su elde etmek istiyorsanız, limonu yıkayıp
kuruladıktan sonra çatal ile bir kez delin, sonra suyunu sıkın.

Satın aldığınız kiviler çok sert ve ham ise bir gece boyunca plastik bir
torba içerisinde elma ve armut ile saklayın.

Patates pürenize değişik bir koku vermek istiyorsanız içine bir miktar
hindistancevizi atın. Tadının çok değiştiğini göreceksiniz.

Yaptığınız böreğin kıvamında pişmesini istiyorsanız fırına koymadan önce
birkaç saat buzdolabında bekletin. Böylece çok daha lezzetli olacaktır.

Kahvaltı yada çay saati için hazırladığınız hamur kızartmalarının daha
lezzetli olmasını istiyorsanız, hamura eklediğiniz kabartma tozuna biraz
toz şeker katın.

Elma formunuzu korumak için ideal bir iştah kesicidir. Ayrıca sabah aç
karnına yendiğinde bağırsakları çalıştırır.

Bir adet kivide, bir portakalda olan C vitaminin iki katı vardır.

Yoğurttan daha fazla yararlanmak istiyorsanız suyunu atmayın. Yoğurdun
tüm mineral ve vitaminleri bu suyun içinde bulunmaktadır.

Evinizde mayonez hazırlarken bir kez de zeytinyağı yerine susam yağını
deneyin. Mayonezinizin daha lezzetli olduğunu göreceksiniz.

Yemeğinizin yağı fazla kaçtı ise içine bir kaç küp buz atarak yağların
buzun üzerine toplanmasını sağlayabilirsiniz.

Patlıcan kabuklarını soyduktan sonra içine sirke ve çok az zeytinyağı
konmuş suda çok az haşlayın. Daha sonra istediğiniz küçükte doğrayın ve
pilav yaparken içine katın. Pilavınız daha lezzetli olacaktır.

Dondurduğunuz sebzelerin uzun bir süre tazeliklerini korumalarını
istiyorsanız dondurmadan önce kaynayan su içerisine batırarak 2-3 dakika
şok haşlama yapın, ardından hemen soğuk suya tutun. Suları iyice
süzüldükten sonra naylon torbalara doldurup havasını alın ve dondurun.

Kök ve yaprakları beraber yenilen sebzeler pişirilirken önce kökleri
ince ince doğranıp tencereye konulmalı. Yaprakları ise daha sonra ilave
edilmeli. Böylece besin değerleri kaybolmayacaktır.

Evde pasta yaparken kullandığınız meyve şekerlemelerinin dibe çökmesini
istemiyorsanız hazırladığınız hamura bir miktar mısır unu ilave edin.

Meyveler pişerken suları yoğunlaşır ve dibe çökmezler.

Kek kalıbınızın içine hamurunuzu dökmeden önce ortasına bir şerit
alüminyum folyo koyun. Böylece kekinizi pişirdikten sonra kolayca
çıkartabilirsiniz.

Satın aldığınız balığı hemen pişirmeyecekseniz, parçalara ayrılmış
olarak almayın. Temizlenmiş, bütün olarak alın. Çünkü derisiz et zararlı
bakterilere karşı daha açık ve duyarlıdır.

Naftalin kokusundan hoşlanmıyorsanız, dolapların içine limon kabuğu ve
karanfil taneleri koyun. Böylece hem güve gelmeyecek hem de giysileriniz
güzel kokacak.

Lahana ve karnabahar pişirirken çıkan kokuyu önlemek istiyorsanız
tencerenin kapağına bir dilim ekmek koyun.

Soğan, sarımsak kesmeden önce parmaklarınıza limon suyu sürerseniz ,
istemediğiniz kokulardan kurtulmuş olursunuz.

Kızartma kokularının bütün eve yayılmaması için yağın içerisine bir iki
dal maydanoz atın.

Lambalarınızın üzerine kullanmadığınız kokularınızdan veya biraz vanilya
sürerseniz, lambalarınızı yaktığınızda mis gibi koku yayılacaktır.(
Fazla
sürmeyin.)

Evinizin mis gibi kokmasını istiyorsanız, bir kaç tane karanfili az su
ile kaynatın.

Kötü kokan spor ayakkabılarınızın içerisine biraz bikarbonat koyun ve
bir gece bekletin. Sabahleyin silkeleyin. Kötü kokulardan eser
kalmayacaktır.

Parfümü bitmiş küçük parfüm şişelerini atmaya kıyamıyorsanız onları
çamaşır dolabınıza koyun. Böylece çamaşırlarınızın hoş kokmasını
sağlarsınız.

Kaynak: www.sabah.com.tr

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Neden bazı virüsler bu kadar ölümcül?

virüs, sağlık, ölümcül virüsler, Manşet, koronavirüs

Virüsler nelerden oluşur? Nasıl yayılır? Peki, son dönemde herkesi etkisi altına alan koronavirüs nedir? Ne kadar tehlikelidir? İşte tüm bu soruların yanıtı ve daha fazlası…

Virüsler Hakkında Uzmanlardan Merak Ettiğiniz Sorulara Cevaplar

Virüsler, Dünya’daki en yaygın biyolojik varlıklardır. Uzmanlar, sayılarının yaklaşık 10.1030 olduğunu tahmin ediyor. Uzmanlara göre eğer tüm virüsler yan yana dizilmiş olsaydı galaksinin bir tarafından diğerine tüm galaksiyi sararlardı.

Virüsleri doğanın nano-boyutlu teknolojik malzemesi olarak düşünebilirsiniz. Nanometre ölçeğinde boyutları olan, diğer organizmaların hücrelerini istila etmek ve kendilerini çoğaltmak için onları kullanma amacıyla donatılmış moleküler makineler. Büyük çoğunluk insanlar için zararsız olsa da, bazıları insanları hasta edebilir ve hatta bazıları insanlar üzerinde ölümcül olabilir.

Virüsler yaşayan varlıklar mı?

Virüsler hayatta kalmak ve üremek için diğer organizmaların hücrelerini kullanır, çünkü kendileri enerji üretemez ve depolayamazlar. Başka bir deyişle, konakçı organizmanın dışında işlev göremezler, bu yüzden cansız olarak kabul edilirler.

Bir hücrenin dışında virüs, virion adı verilen bağımsız bir partiküle sarılır. Virion, çevrede belirli bir süre “hayatta kalabilir”, bu da yapısal olarak sağlam kaldığı ve temas ettiği takdirde uygun bir organizmayı enfekte edebildiği anlamına gelir.

Bir viryon uygun bir konakçı hücreye bağlandığında – bu, viryonun ve hücrenin yüzeylerindeki protein moleküllerine bağlıdır – hücreye nüfuz edebilir. İçeri girdiğinde, virüs daha fazla virion üretmek için hücreyi kullanır – “hackler”. Virionlar genellikle süreç içerisinde hücreyi tahrip ederler ve daha fazla hücreyi enfekte etmek için uğraş verirler.

Bu “yaşam döngüsü” virüsleri canlandırıyor mu? Bu felsefi bir sorudur, ancak her iki şekilde de canlılar üzerinde büyük bir etkiye sahip olabilecekleri doğrudur.

Virüsler nelerden oluşur?

Bir virüs parçacığının merkezinde, virüsü yeniden üretmek için genetik talimatları içeren DNA veya RNA’dan yapılmış uzun molekül genom bulunur. Bu genom, genetik materyali koruyan, kapsid adı verilen protein moleküllerinden yapılmış bir kat içine sarılır.

Bazı virüslerin yağlı organik moleküller olan lipitlerden yapılmış bir dış zarı vardır. COVID-19’a neden olan koronavirüs bu “örtülü” virüslerden biridir. Sabun, bu yağlı zarı çözerek tüm virüs parçacığının yok olmasına yol açabilir. Ellerinizi sabunla yıkamanın çok etkili olmasının bir nedeni budur!

Virüslere nelere saldırır?

Virüsler, tanıyabilecekleri ve saldırabilecekleri belirli bir avı olan yırtıcılar gibidir. Hücrelerimizi tanımayan virüsler zararsız olacak ve bazıları da bize bulaşacak, ancak sağlığımız için hiçbir sorun olmayacak.

Birçok hayvan ve bitki türünün kendi virüsleri vardır. Kedilerin kedi bağışıklık yetersizliği virüsü veya HIV’in kedi versiyonunda olan ve insanlarda AIDS’e neden olan FIV vardır. Yarasalar, biri COVID-19’a neden olan yeni koronavirüsün kaynağı olduğuna inanılan birçok farklı koronavirüs türüne ev sahipliği yapar.

Bakteriler ayrıca bazı durumlarda bakteriyel enfeksiyonlarla savaşmak için kullanılabilen bakteriyofaj adı verilen benzersiz virüslere sahiptir.

Virüsler değişebilir ve birbirleriyle birleşebilir. Bazen, COVID-19 örneğinde olduğu gibi tür değiştirebilecekleri anlamına gelir.

Neden bazı virüsler bu kadar ölümcül?

İnsanlar için en önemli olan virüsler bizi enfekte edenlerdir. Herpes virüsleri gibi bazı virüs aileleri, olumsuz etkilere neden olmadan vücutta uzun süre hareketsiz kalabilir.

Bir virüsün veya diğer patojenlerin ne kadar zarar verebileceği genellikle virülansı olarak tanımlanır. Bu sadece enfekte olmuş bir kişiye ne kadar zarar verdiğine değil, aynı zamanda virüsün vücudun savunmasını ne kadar iyi önleyebileceğine, çoğalacağına ve diğer taşıyıcılara yayılabileceğine de bağlıdır.

Evrimsel anlamda, çoğalmak ve konakçıya zarar vermek arasında bir virüsün değiş tokuşu vardır. Deli gibi çoğalan ve ev sahibini çok çabuk öldüren bir virüsün yeni bir ev sahibine yayılma fırsatı olmayabilir. Öte yandan, yavaşça çoğalan ve çok az zarara neden olan bir virüsün yayılması çok zaman alabilir.

Virüsler nasıl yayılır?

Bir kişiye bir virüs bulaştığında kişinin vücudu, öksürme ve hapşırma gibi, cilt dökülmesi veya bazı durumlarda yüzeylere dokunarak salınabilen bir virüs parçacığı deposu haline gelir.

Virüs parçacıkları daha sonra yeni bir potansiyel konakçı veya cansız bir cisim ile temasa geçer. Bu kontamine nesneler fomitler olarak bilinir ve hastalığın yayılmasında önemli bir rol oynayabilir.

Peki Koronavirüs nedir?

Koronavirüs COVID-19, coronaviridae virüs ailesinin bir üyesidir. Adı, virüs yüzeyindeki küçük protein çıkıntılarının taç benzeri bir yapı oluşturması nedeniyle “korona (taç)” dan gelir.

Diğer koronavirüs türleri, 2003 yılında Çin’de Akut Solunum Sendromu’nun (SARS) ve 2012’de Orta Doğu Solunum Sendromu’nun (MERS) ölümcül salgınlarından sorumluydu. Bu virüsler, insanlara bulaşacak şekilde sık mutasyona uğrarlar.

COVID-19 ve Grip Arasındaki Farklar için kısa bir video…

Yazar: Büşra Meral
Kaynak: www.matematiksel.org

Okumaya devam et

MAKALE

Bağışıklık sistemini güçlendirmek için ne yapmalıyız?

sağlık, pandemi, Manşet, koronavirüs, bağışıklık sistemi nasıl güçlenir, bağışıklık sistemi

Son zamanlarda dünyayı saran koronavirüse karşı alınan tedbirler arasında, bağışıklık güçlendirmenin öneminden de bahsediliyor. Peki, bağışıklık nasıl güçlenir? Bağışıklık sistemini güçlendirmek için ne gibi önlemler almalıyız? İşte yanıtı…

Bağışıklık sistemi nedir? Bağışıklık sistemini güçlendirmenin yolları nelerdir?

Vücudumuzun hastalıklarla mücadele ederek sağlıklı kalmasını sağlayan bağışıklık sisteminin güçlendirilmesi ile ilgili her gün yeni bir öneri duyuyoruz. Peki bu tavsiyelerin bilimsel bir gerçekliği var mı? Bağışıklık sistemini güçlendirmenin yolu nelerden geçiyor? Mucize şeklinde sunulan ürünler ve gıdalar gerçekten bizi iyileştiriyor mu? Memorial Şişli Hastanesi Doku Tipleme ve İmmünoloji Laboratuvarı Sorumlusu Prof. Dr. Emel Demiralp ve Yardımcısı Dr. Onur Elbaşı bağışıklık sistemi ile ilgili doğru bilinen yanlışlar ve dikkat edilmesi gerekenler hakkında bilgi verdi.

Bağışıklık sistemin sağlıklı çalışması için verilen beslenme önerileri, gıda takviyeleri ve çeşitli ürünler sık sık karşımıza çıkmaktadır. Kanserden, organ nakline, alerjiden, romatizmal hastalıklar olarak bilinen otoimmün rahatsızlıklara kadar geniş bir çalışma alanı olan, sağlıklı bir yaşamın şifresini barındıran bu mekanizmanın doğru çalışması için bazı önemli noktalara dikkat edilmesi gerekmektedir.

Bağışıklık sisteminin önemi nedir?

Vücudumuzda, öğrenebilme, düşünebilme ve hafızada saklama kapasitesinde iki sistem bulunmaktadır. Bunlardan biri beyin, diğeri de bağışıklık sistemidir. Bağışıklık sistemi, genetik olarak var olan, atalarımızdan aktarılan bilgilerimizi kullanıp, bir mikroba karşı bu bilgiyi işleyip, daha sonra sadece mikrobun olduğu bölgeye odaklanarak savaşan, yok edinceye kadar yılmadan uğraşan ve bu deneyimini unutmayıp saklayan, her yeni durum için bu tecrübeyi de kullanarak yeni bir yanıt üretebilen bir sistemdir. Geçmişten gelen bilginin saklanmış hali olarak, bir takım refleks yanıtlarımız vardır. Bağışıklık sistemi de beyin gibi bu bilgiyi var olan durum karşısında değerlendirip, sentezleyip, mikroba özel ya da kansere, hastalığa, organ nakline özel yanıtlar üretir. Bu, beyin ve bağışıklık sistemi dışında hiçbir sistemde, hiçbir organda olmayan bir özelliktir.

Bağışıklık sisteminin görevi, bireyin özünü korumaktır. Bu nedenle öncelikle kendini bilmekte ve öze zarar vermemektedir. Bu bağlamda, bağışıklık sisteminin, en az düşmanla savaşmak için gereken emek kadar kendini bilmek için de emek harcadığı söylenebilir. Bu arada her mikrobu da önemsememektedir. Örneğin, vücudumuzun içinde bağışıklık sistemi hücrelerimizin toplam sayısının en az 30, kimi çalışmalara göre hatta 100 katı mikrop yaşamaktadır. Ama onlara cevap verilmemekte hatta onlar ile karşılıklı kazançlı olarak denge içinde birlikte yaşanmaktadır. Tıpkı beyin gibi bağışıklık sistemimiz de öğrenme yetisine sahiptir. Bu öğrendiklerinin bir kısmını bir deneyim olarak hafızasında saklar ve gerektiği zaman hatırlayarak kullanır. Yani sosyal bir varlık olan insanın kişisel deneyimlerini saklaması gibi, bağışıklık sistemi de kendi geçirdiği deneyimlerin bilgilerini saklar. Örneğin bağışıklık sisteminin hafıza özelliği aşılarda kullanılmaktadır. Ama sadece aşılarla da değil; bağışıklık sisteminin daha hücresel, daha moleküler hafıza mekanizmaları da bulunmaktadır. Yani çok boyutlu düşünme ve saklama kapasitesine sahip olduğu söylenebilmektedir. Bu da beyinle benzer olan bir diğer özelliğidir.
Tolerans ise hem kendine hem de bazı yabancılara hoşgörü anlamına gelmektedir. Örnek olarak kendi ailesindeki bireyler ne yaparlarsa yapsınlar kişinin bir parçanızdırlar ve onların birçok özelliği, davranışı makul sınırlara kadar hoş görülür. Bağışıklık sistemi de benzer şekilde kendisine ait olana yani öze karşı hoşgörülüdür. Bunun şöyle bir faydası vardır: Öze karşı hoşgörülü olması, sistemin kendi varlığını sürdürmesi anlamına gelmektedir. Aslında immünoloji, benlik bilimidir. O ‘ben’ bilgisi, kendimize ait hücrelerimize, içimizdeki herhangi bir organa savaşmamızı, kendimize zarar vermememizi sağlamaktadır. Bu sistemin amacı, zararlı yabancıya karşı savaşarak, kendini korumaktır. Bu savaşı verirken de kendine karşı tamamen zararsız veya en az zararla savaşı sonlandırmak üzere programlanmıştır.

Bu sistem ne zaman oluşuyor?

Bağışıklık sistemi vücuda tüm organlara yayılmış olan hücrelerden ve ek olarak dalak, karaciğer, timus, lenf bezi gibi organlardan ve kemik iliğinden oluşur. İlk bağışıklık sistemi hücrelerinin aort dediğimiz en büyük atardamarımızın içinde olduğunu gösteren çalışmalar bulunmaktadır. Yani kanın oluşmaya başlaması ile birlikte bağışıklık sistemimiz de oluşmaya başlıyor denilebilir. Daha sonra en erken öncülleri karaciğer içinde gösterilmiştir. Karaciğer öncesini göstermek, yöntemsel olarak çok kolay değildir. Burada en ilginç nokta, özü olan ve olmayanı ayırt etmek temeli üzerine kurulmuş bir sistemde yarı yabancı olan bebeğin, anne rahminde nasıl kalabildiği ve daha önemlisi bağışıklık sistemi tam olan annenin bu yarı yabancıyı nasıl reddetmeden dokuz ay saklayıp büyütebildiğidir. Bağışıklık biliminin en etkileyici, en gizemli ve yanıt bekleyen birçok sorusu olan konusudur. Yeni doğan bebekler bağışıklık açısından gelişmemiş olarak doğarlar. Rahim içi yaşam boyunca anneden koruyucu faktörler bebeğe geçer. Yenidoğanda bağışıklık sistemi ile ilgili hücre ve sıvısal bir takım mekanizmalar çok az bir şekilde var ama yeterli değildir. Bu dönemde anneden gelen bir takım bağışıklık bileşenleri bebeği korur.

İmmünglobulin adı verilen koruyucu antikorların tam olarak yapılabilmesi 3 yaşı bulur. İlginç olarak, 2 yaşa kadar anne sütü ile beslenen çocuklarda, anneden gelen immünglobulinlerin 3 yaşa, yani bebek bunları tam olarak yapabilene kadar bebeği koruduğu bilimsel olarak gösterilmiştir. Bağışıklık sisteminin hücreleri ile birlikte tam olgunlaşması ise 6-7 yaş civarında olur ve ondan sonra da hiç bitmez. Sürekli bilmek ve öğrenmek, yeni deneyimler kazanmak ister. Ama bazen de hatalar yapmaktadırlar.

Bağışıklık sistemi hata yaparsa sonucunda ne olur?

Örneğin bağışıklık sistemi bazen kendine karşı az hoşgörülü olabilir. Bu kendine katlanamama durumu, kişinin kendi hücrelerine zarar verebilir ve otoimmün hastalıklar ortaya çıkar. Basit anlatımla otoimmün hastalıklar, bağışıklık sisteminin özüne toleransının yıkılması şeklinde oluşur denilebilmektedir. Bazen de hoşgörünün dozunu ayarlayamaz ve fazla hoşgörülü olarak içimizde büyüyen kansere ya da tümöre karşı kendisiymiş gibi davranabilir. Yani bizi korumakla yükümlü bu mekanizma, maalesef bazen kendi zararımıza çalışabilir. Alerjik durumlar ortaya çıkabilir ya da organ naklinde takılan organı kabul etmeyebilir. Bunların hepsi de istenmeyen ve ‘herkes hata yapabilir’ denilemeyecek durumlardır.

Bu durumların ortaya çıkmasını tetikleyecek belirli sebepler var mıdır?

Genetik olarak sağlam bir bağışıklık sistemi arada hata yapsa da bunları tekrarlamaz. Ama genetik bir yatkınlık durumu var ise ki bu çok sayıda gen ve bunların karmaşık ilişkilerini içerir, çevresel etkenler hastalığın ortaya çıkmasına neden olabilir. ‘Normal’ sayılabilecek hatalara bir örnek vermek gerekir ise; çok gürültülü bir enfeksiyon hastalığının ardından, düşmana çok yönlü saldırıda bulunurken tüm hücrelerini, bileşenlerini aktifler. Öze zarar gelmemesi için, bu aktif saldırgan durumun bir süre sonra sönmesi gerekir. Hızını alamayıp savaşa uzun sure devam ederse otoimmün durumlar oluşabilir. Bağışıklık sistemi hatalarında, hatta her bir hastalık özelinde ayrı ayrı çok sebep vardır. Savunma ve korunma için bu kadar farklı mekanizmaya sahip bir sistem doğal olarak bozulabilecek çok fazla parçaya sahiptir. Bu konu ile ilgili pek çok araştırma yapılmaktadır.

Çocuklarda bağışıklık sistemi nelerden etkileniyor?

Çocuklarda bağışıklık sistemi konusunda bir beslenme ya da davranış önerisinin doğrudan olumlu ya da olumsuz etki edeceğini söylemek uygun değildir. Çocuklarda dikkat edilmesi gereken en önemli şey uyku süresi ve kalitesidir. Çünkü uykuda büyüme hormonu salgılanır. O büyüme hormonu gibi bir takım sıvısal vücut bileşenleri bağışıklık sisteminin iyi yanıt vermesini sağlar. Stres, (bu arada stresi sadece psikolojik stres olarak almamak gerekir. Bir enfeksiyon hastalığı, bağışıklık sisteminin stresidir) küçük yaşlarda sıkça geçirilmiş enfeksiyonlar, beslenme bozuklukları gibi etkenler bağışıklık sisteminin doğru çalışmasını etkiler ancak genetik kodda hiçbir hata yok ise o durum telafi edilebilir. Ama bir bozukluk zaten varsa, bir ya da birden fazla olumsuz çevre koşulu yan yana geldiğinde bağışıklık sistemini etkileyebilir. Burada dikkat edilmesi gereken en önemli nokta özellikle bir gıdayı tüketmenin bağışıklık sistemini düzelteceği inancı doğru değildir. Bu kural sadece emme çağındaki bebekler için geçerli değildir. Anne sütü, bağışıklık sisteminin sağlam olarak gelişebilmesi için olmazsa olmaz bir noktadır. Eğer genetik olarak belirgin bir bozukluk, immün yetmezlik adı verilen bir durum yok ise sağlıklı bir bağışıklık sistemi için bebekler için anne sütü yeterlidir.

Komşunuzu değil, doktorunuzu dinleyin 

Bağışıklık sistemi çok değişkenli, çok sayıda farklı yolağı olan bir sistem olduğu için gerçek gücünün sayısal ölçümü kolay değildir. Bu da pek çok kişinin bu konuda dayanaksız ya da az dayanaklı kurgulamalar yapmasına yol açabilmektedir. Maalesef bu yöntemlerle ticari kazanç da sağlanabilmektedir ve bunların önüne geçilmesi son derece önemlidir. Ancak bilimsel olarak doğru olanı söyleyebilmek için, bir ürünün bağışıklık sistemini güçlendirdiğini iddia edebilmek için seçilmiş ve birbirine sayısal olarak denkleştirilmiş, ürünü kullanan ve kullanmayan insanda yani örnekte denenmesi, denek sayılarının yeterli olması ve bu etkinin iki grupta gerçekten anlamlı düzeyde farklılık yarattığının ispatlanması gerekmektedir.  Yoksa bu bilimsel bir söylem değil, ‘komşu’ önerisi olmaktan öteye geçmeyen bir durum olarak tanımlanabilir. Ticari kazanç kapısı olarak da görülebilir. Ayrıca bu tür ürünler ilaç olmadıkları, gıda takviyesi olarak izinlendirildikleri için Sağlık Bakanlığı’nın denetiminde de değildir.

Bağışıklık sisteminde mikrobun hangi yoldan vücuda girdiği çok önemlidir. Mikrobun nereden girdiği bağışıklık sisteminin ona karşı nasıl yanıt vereceğini belirler. Yani, ciltten, kandan, solunum sisteminden girerse mikroplu şok oluşturabilecek kadar bağışıklık sistemini etkileyen bir bakteri, ağızdan alındığında hiç problem yaratmayabilir hatta onlara hoşgörülü bile olabilir. İşte bu tür bakterilerin bağışıklık sistemini etkileyecek bazı kısımlarını toz haline getirip kapsüllere koyup bağışıklık sistemini güçlendiriyor denilirse çok yanlış bir yönlendirme yapılmış olur. Çünkü o bakteri zarı ekstresi yutulduğunda ona hoşgörü kazanılır.

Örneğin yeni doğum yapan kadınlara önerilen, anne sütünü destekleyen tozlar piyasada satışa sunulmaktadır. Bebekler için de bazı ürünler bulunmaktadır. İmmün sistemi güçlendirdiği iddia edilmektedir ancak bunun gerçekliğine, bilimsel yanlarına dikkat edilmesi gerekmektedir.

Bağışıklık sistemini güçlendirdiği iddia edilen ürünler kimi zaman süregiden bir hastalığın tedavisi sırasında çok kötü sonuçlara sebep olabilir. Mesela böbrek hastası bir kişi, komşusuna iyi gelen bir otu içip, böbreğinin üstüne bir de karaciğerinin bozulmasına yol açabilir ve böbrek naklinin yapılamamasına yol açabilir. Hekimler de tabi ki bitkilerin hastalıklar üzerinde olan etkileri ile ilgili yapılan araştırmaları takip etmektedir. Ancak mucize diye tanıtılsa bile, asla doktora danışılmadan kullanılmamalıdır. Tam aksine burada mucize sözü daha da dikkatle sorgulanmalıdır.

Mesela belli kanser türlerinde yeşil çayın kesinlikle tüketilmemesi gerektiği kanıtlanmış bir gerçektir. Bu tip ürünler bazılarına çok iyi gelirken, bazılarında hücrelerin bölünmesini artıracak yönde etki ettiği söylenmektedir. Bu tip bilgilerin doğruluklarını bilimsel olarak da takip etmek gerekir. Bu ürünlerin denetlenmelerinin dışında, fayda sağlamıyorsa bile en azından zarar da vermemesi önemlidir

Bağışıklı sistemini güçlendiren 5 önemli faktör 

Her insanın havaya, suya, güneşe, uykuya, her türlü, dengeli olarak alınan besine ihtiyacı vardır ve stresten uzak durmak önemlidir.

Bağışıklık sistemi için en önemli gereksinim oksijendir. Hipoksi (dokularda oksijenin azalması) bütün sistemlerimiz için zararlıdır. Yani şehirde yaşamak immün sistemi bozan bir etkendir.  Oksijen konusunda önemli bir örnek de damar sertliği ile ilgilidir. Damar sertliği de bir bağışıklık sistemi hastalığıdır. Damar çeperinde mikropsuz bir iltihaplanma ile başlar. Oksijensiz ortam, kötü yağların hücre içine yanlış bir şekilde girip depolanmasına neden olur. Mümkün olduğu kadar oksijeni bol ortamlarda bulunmak hem mikroplarla karşılaşma sıklığınızı azaltır hem de sağlam bir bağışıklık sisteminiz oluşmasını sağlar.

Diğer önemli bir faktör de iyi bir uykudur. Çünkü uyurken serotonin salgılanır ve bu hormon T lenfositleri dediğimiz o özel hücrelerimizden bir grubunun daha iyi yanıt verir hale gelmesini sağlar. Bir yayın hızının iyi gerilmesi ile doğru orantılı olması gibi serotonin de bağışıklık sistemi için öyle bir etki yaratmaktadır, karşılaştığı bir enfeksiyona daha hızlı yanıt veriyor.

Güneş ışınları ve D vitamini de sağlıklı ve güçlü bir immün sistem için olmazsa olmazdır. Yani yeterli ve sağlıklı beslenme, oksijenli ve güneşli ortam ve güzel bir uyku… Tüm bunlar bağışıklık sistemini güçlendirmektedir. Egzersiz de bol oksijenli ortamda yapıldığı zaman bağışıklığa iyi gelmektedir.

Bağışıklık sistemi ile psikoloji ilişkisi nasıldır?

Stres döneminde salgılanan bir takım hormonlar ya da beyindeki sinyal iletimini sağlayan bütün sıvısal maddeler, bağışıklık sistemini de etkilemektedir. Stres durumunda immün sistem alarm halinde olur. Tam ve güçlü yanıt verebilir haldedir. Stres durumundaki davranışlar düşünüldüğünde; normal zamanda kaldıramayacağınız bir durumla karşılaştığınızda çok daha güçlüsünüzdür. Kişinin kendisi bile gücünüze şaşırabilir. Ama stres kaynağı ortadan kalktığı an geçici bir depresyon olabilir. Bağışıklık sistemi de aynı şekilde stres sonrası güçsüzleşir bir sure sonra kendini toparlar. İşte o dönem hastalanma dönemidir. O boşlukta bir mikropla karşılaşırsa enfeksiyon hastalıkları ortaya çıkabilir. Örneğin sınavlarını bitiren birçok öğrenci bu süreçten sonra hastalanabilir hatta zatürre olabilir. Bu durum günlük hayatta görülebilmektedir.

‘Bütünlüğümüz çeşitliliğimizden geliyor’ 

Bir grup hücrenin diğerlerini hiçe sayarak sınırsız büyümesi= Aynılaşma= Kanserleşme 

İnsanoğlu kendisinin her zaman en doğru olduğunu zannetme ve herkesin kendisi gibi olmasını isteme eğilimindedir. Ama yaşam bir çeşitliliktir. Her şeyin aynı olması zaten yaşam ile bağdaşmaz. Biyolojik sistemlerde aynılık kanser anlamına gelir. Tüm biyolojik sistemler gibi bağışıklık sistemi de çeşitliliğin ve çeşitliliğin getirdiği karmaşanın düzenidir. Biyolojik yaşam ve bağışıklık sisteminin yaşamı kendi olan ve olmayanın dirsek dirseğe itişmeleri ile olur. Biraz biri haddini aşar, ileri gider. İleri gittiği zaman diğeri biraz iter bazen de taraflar yer değiştirir. Bir tür biyolojik tango da denilebilir. Denge, bir devinimdir. Durağan bir şey değildir. Ama bazı durumlarda, birinden biri haddini aşma kısmında fazla ileri gider ve o ana dengeyi bozmayı başarır ise hızla çoğalarak sistemi aynılaştırmaya çalışırsa kanserleşmiş demektir. Bağışıklık sisteminin bu denge bozukluğunu görmesi, maalesef çoğu durumda iş işten geçtikten sonra olur. Kanserleşen hücreler, bağışıklık sistemini ne kadar başarı ile kandırırlarsa kendilerini bağışık sistemine ne kadar başarı ile öz hücreler olarak tanıtırlarsa o kadar kötü huylu ve yayılmacı olurlar. Vücudumuzda her gün genetiği bozuk, kanser hücreleri oluşur ama bahsedilen konularda başarı gösteremezlerse bağışıklık sistemi hücreleri onları tanır ve yok eder. Ama açıkça da gördüğümüz üzere bağışıklık sistemimiz bu konuda o kadar da başarılı değildir. Bu anlatılan sebeplerle kanser araştırmaları iki koldan yürümektedir. Çünkü iki tarafı olan bir savaş söz konusudur. Birinci konu, nasıl olur da bir hücremiz, tüm kontrol noktalarının üstesinden gelmeyi başararak bir yandan çoğalıp bir yandan bağışıklık sistemine kendini öz hücre olarak gösterir hatta bağışıklık sistemini baskılayacak, hatta onu yok edecek hale gelebilir sorusudur. Maalesef bu sorunun tek bir yanıtı yoktur. Diğer konu da bağışıklık sistemi nasıl olur da bu uyku durumunda kalabilir? Bu soruların yanıtları da uzun yıllar boyunca araştırma yapılmasını gerektirebilir.

Yazar: Prof. Dr. Z. Emel DEMİRALP
Kaynak: www.memorial.com.tr

Okumaya devam et

MAKALE

Hücrelerimiz yenileniyorsa biz neden yaşlanıyoruz?

Manşet, insan vücudu, hücre yenilenmesi, hücre, element, anatomi

İnsan vücudunda çok sayıda element bulunmaktadır. Peki, hücrelerimizin ömrü ne kadar? Ölen hücreler ne oluyor? İşte yanıtı…

Vücudumuz Hangi Elementlerden Oluşuyor?

İnsan vücudunda en az 25 element bulunuyor. Ancak vücut kütlemizin yüzde 99’a yakını 6 elementten oluşuyor. Bunlar: Oksijen, karbon, hidrojen, nitrojen, kalsiyum ve fosfor.

Geri kalan kısmı ise Potasyum, Sülfür, Sodyum, Klor, Magnezyum ve eser miktarda Bor, Krom, Kobalt, Bakır, Flor, İyot, Demir, Manganez, Molibden, Selenyum, Silikon, Kalay, Vanadyum ve Çinkodan oluşuyor.

Bu elementler, vücudumuzu oluşturan 37 trilyon kadar hücrenin yanı sıra, hücre zarının dışında kalan hücre dışı yapılarda da bulunuyor.

Ne işe yarıyorlar derseniz…

Oksijen: Besinlerin enerjiye dönüştürülmesinde önemli rol oynar.

Karbon: Vücudun yapıtaşı olarak da adlandırılır.

Hidrojen: Besinlerin taşınmasına, atıkların uzaklaştırılmasına ve vücut sıcaklığının düzenlenmesine yardımcı olur. Enerji üretiminde de önemli rol oynar.

Azot: Proteinlerin yapıtaşları olan aminoasitlerin yapısında bulunur, aynı zamanda DNA’yı oluşturan nükleik asitlerin de önemli bir parçasıdır.

Kalsiyum: Kemiklerin ve dişlerin güçlü ve sert olmasına katkıda bulunur, aynı zamanda sinirlerin ve kasların işlevlerini yerine getirmesinde, kanın pıhtılaşmasında önemli rolü vardır.

Fosfor: Kemik ve diş sağlığının sürekliliği için gereklidir. Hücrelerdeki kimyasal tepkimeler için gerekli olan enerjiyi sağlayan ATP molekülünde de bulunur.

Potasyum: Vücuttaki su dengesinin sürdürülmesi ve sinir hücrelerindeki elektriksel sinyal için gereklidir.

Kükürt: Kıkırdakta, insülinde (vücudun şekeri kullanabilmesini sağlayan hormon), anne sütünde, bağışıklık sisteminde rol oynayan proteinlerde, derinin, saçın ve tırnakların yapısında olan keratinde bulunur.

Klor: Sinir hücrelerinin uygun şekilde işlevini yapması için gereklidir, aynı zamanda mide özsuyunun üretimine yardımcı olur.

Sodyum: Sinir hücrelerindeki elektrik sinyallerinde önemli bir rol oynar, aynı zamanda vücuttaki su miktarını düzenler.

Magnezyum: İskelet ve kas yapısında önemli rol oynar, ayrıca hücrelerde gerçekleşen kimyasal tepkimelere enerji sağlayan ATP’yi kullanan enzimlere yardımcı olan moleküllerde bulunur.

İyot: Metabolizmayı düzenleyen ve tiroit bezi tarafından üretilen temel bir hormonun parçasıdır.

Demir: Kırmızı kan hücrelerinde oksijen taşıyan hemoglobinin bir parçasıdır.

Çinko: Sindirimde görevli bazı enzimlerin bir bölümünü oluşturur.

***

Ortalama bir erkek vücudunun yüzde 60 kadarı su. Bu 42 litreye denk geliyor. Bunun 23 litresi hücrelerin içinde, 19 litresi ise hücre dışında yer alıyor. Hücre dışı suyun 8,4 litresini dokular arası sıvı, 3,2 litresini ise kan plazma sıvısı oluşturuyor.

Vücudumuzdaki hücreler ortalama 7-10 yılda bir yenilenmekle birlikte, her hücrenin ömrü aynı uzunlukta değil.

Nötrofil hücrelerinin ömrü (kandaki bir tür akyuvar) sadece iki gün iken, göz lensinin ortasında yer alan hücreler ömür boyu bizimle mesela. Hatta beyin hücrelerinin ömrü bizimkinden çok daha uzun.

 Bazı hücrelerin ömrü:

  • Beyin hücresi: 200+ yıl
  • Göz lensi hücresi: Ömür boyu
  • Yumurta hücresi: 50 yıl
  • Kalp kası hücresi: 40 yıl
  • Bağırsak hücresi: 16 yıl
  • Kas hücresi: 15 yıl
  • Yağ hücresi: 8 yıl
  • Hematopoetik (kan yenileyici) kök hücre: 5 yıl
  • Karaciğer hücresi: 10-16 ay
  • Pankreas hücresi: 1 yıl

Vücudumuzun dışında veya sindirim sistemimizde yer alan hücreler öldüğünde vücuttan atılıyor. İçerideki kalanlar ise vücudumuzu hastalıklardan koruyan akyuvarlar tarafından tüketiliyor. Ölü hücrelerden sağlanan enerjinin bir kısmı yeni akyuvar hücrelerinin yapımında kullanılıyor.

Akla gelen soru hücrelerimiz yenileniyorsa neden yaşlanıyoruz?

Vücudumuzda akyuvar hücreleri gibi kimi hücreler sadece birkaç saat yaşarken, deri hücreleri birkaç hafta, beyin hücrelerinin çoğu da on yıllarca yaşıyor.

Ancak birçok hücre yenilense de, bunun gerçekleşmesini sağlayan süreçlerde zamanla aksamalar oluyor. Hücre üretimi için talimatları taşıyan DNA’lar zamanlar hasar görüyor ve hücre bölünmesi engelleniyor. İşte bu duruma da yaşlanma diyoruz.

Kaynak: www.matematiksel.org

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER7 ay önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND