Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Gülben Ergen kendini nasıl geliştiriyor?

Kariyerinde sıfırdan zirveye uzandı… Yetinmedi; kişisel gelişimiyle de takdirleri topladı. Herkesin hayranlığını kazanamadı belki ama kimsenin ona kayıtsız kalması da mümkün değil! Sürekli kendini geliştiren ve her daim yeni sürümünü çıkaran Gülben Ergen’den bahsediyoruz elbette. İşte Gülben Ergen’in kişisel gelişim yolculuğu…

kişisel gelişim

Kariyerinde sıfırdan zirveye uzandı… Yetinmedi; kişisel gelişimiyle de takdirleri topladı. Herkesin hayranlığını kazanamadı belki ama kimsenin ona kayıtsız kalması da mümkün değil! Sürekli kendini geliştiren ve her daim yeni sürümünü çıkaran Gülben Ergen’den bahsediyoruz elbette.  İşte Gülben Ergen’in kişisel gelişim yolculuğu…

Can Dündar’a selamım siyasi değil samimiydi.

Çıkardığı albümlerle olduğu kadar liderlik ettiği sosyal sorumluluk projeleriyle de Türkiye’de ilk sıralarda yer alan Gülben Ergen, Sözcü Pazar’a konuştu.

Türkiye’de kabul edilmesi gereken ve asla kimsenin yarışamayacağı birkaç isimden biri o. Her adımı takip ediliyor, hatalarıyla, sevaplarıyla sınırsızca seviliyor ya da acımasızca eleştiriliyor. Kısa süre önce bir de kitap çıkaran Gülben Ergen, çocuklarına duyduğu muhteşem sevgiyi, sosyal medyadaki güçlü konumunu kısacası on parmağındaki on marifeti de bizler için kelimelere döktü. Beş yılda ilmek ilmek kurduğu ‘Çocuklar Gülsün Diye Derneği’ aracılığıyla 32. Okulunu açmaya hazırlanan Gülben Ergen büyük bir heyecanla yeni okul müjdesini verdi.  Her adımında zirvedeki yerini biraz daha sağlamlaştıran güzel isim, tüm sorularımızı büyük bir içtenlik ve samimiyetle yanıtladı. 

– Hayatınızın bu döneminde kendinizi nasıl hissediyorsunuz?

Heyecanlı, mutlu, öğrenmeye, yenilenmeye hep açık… Belki de bu dönem için değil genel hislerim…

– Neredeyse kimse sizin kadar yakın mercek altına alınıp izlenmiyor. Bu koşullar altında nasıl bir hayatınız var? 

Mesleğimin zorluklarından biri bu. Artık alıştım, yadırgamıyorum ama sınırlarımdan da vazgeçmiyorum. Hayatımı içimden geldiği gibi, yaşam felsefeme, değerlerime uyumlu olarak istediğim gibi yaşıyorum.

KİBİRLİLİK FITRATIMDA YOK

 – Gıcık değilsiniz, kibirli değilsiniz, aksine alçak gönüllüsünüz. Bunları bünyede toplayabilmek için ne yaptınız?

Saydıklarınız benim fıtratımda yok, hiç olmadı. Ne çocukluğumda, ne öğrencilik yıllarımda kibirli yada gıcık olmadım. Yapıma, yaşam felsefeme ters. Inançlı olup alçak gönüllü olmamak inançların tümüne ters zaten.

KENDİME VAKİT AYIRDIĞIMDA OYUN OYNUYORUM

 – Geceleri ne yapıyorsunuz? Evde, el ayak çekildikten sonra…

Hahaha… Güzel soru… Bizim evde el ayak akşam dokuz itibarı ile çekiliyor ama bu dokuz buçuğu da bulabiliyor. Sadece duruyorum desem yeridir çünkü durmaya ihtiyacım oluyor. Şahane dvd ler alıyorum kitap evlerinde geçirdiğim uzun zamanlarda. Bazen filme bile konsantre olamayacak kadar kafamı dinleme ihtiyacım oluyor o zaman iki oyunum var CandyCrush ve HayDay onlara gömülüp, seviye yükseltiyorum (gülüyor) Eşimle günün dedikodusunu yapıyoruz, ertesi güne hazırlamam gereken şeyler varsa onları yapıyorum. Okuyabilirsem kitap okuyorum, okuyamazsam kendime çok kızıyorum. İşte böyle 

Çocukların ölüm haberleri beni kahrediyor

– Üç çocuk, albüm hazırlıkları, sabah programı, sosyal sorumluluk projeleri… Bu yoğunluğun içinde en çok neler enerjinizi emiyor?

Kimse ve hiçbir şey enerjimi çoçuklara yapılan şiddet ve ölüm haberleri kadar ememiyor. Kahroluyorum! Bir çocuğun canı yanmış, ben bunu duymuşum, okumuşum ise o zaman şahit yazıyorum kendimi yaşanan her ne ise… Bir gün iki gün değil, günlerce kendime gelemiyorum. Kobani den kaçarken cesedi kıyıya vuran minik Aylan için yaşadığım çaresizlik bir ömür boyu geçmeyecek mesela… Özgecan’ın ölüm biçimi ile, ardında bıraktığı ailesinin soluk alıp acılarını içlerine nasıl gömdüklerini bilmek içimi yakıyor mesela…Şehit edilen askerimizin, polisimizin geride kalan evlatları, eğitim alamayan, sokakta dilenmek zorunda kalan evlatların içinde bulundukları durumlar içimi yakıyor mesela… Soma da yaşanan maden faciasını hala unutamıyorum mesela… Duyduğum gördüğüm her acıya şahit yazıyorum kendimi…

 – Bir günün temposu nedir sizin evde? Trafiğin karıştığı durumlar oluyor mu? 

Trafik en çok saatlerini şaştığı saatler çocukların programları ile ilgili bizim evde. Ev ödevini unutan, baskete giderken ayakkabısını unutan, arkadaşını eve davet etmek isteyenle arkadaşına gitmek isteyen. (Gülüyoruz) Benim işim gücüm, randevum, toplantım hiç aksamaz ve onların okulda olduğu saatler içinde sınırlıdır zaten. Çocuklar bir alem…

BAYRAĞIMA MEMLEKETİME CUMHURİYETİME BORÇ ÖDÜYORUM 

 – Çocuklar Gülsün Diye Derneği ile yıllardır yaptığınız sosyal sorumluluk projesi annelik duygularınızın yoğunluğundan mı doğdu? 

Anne olmadan çalıştığım STK’lar (sivil toplum kuruluşları) vardı. Sorumluluk duygusu insanda sonradan açığa çıkmıyor ama annelikle daha da büyüyor diyebiliriz. “Çocuklar Gülsün Diye” benim yaşama bir şükür biçimim, vatanıma borcum. Artı bir şey yapıyormuşum gibi değil de, bayrağıma, memleketime, cumhuriyetime borç ödüyormuşum gibi çalışıyorum.

 – Yıllardır sosyal sorumluluk projeleri yürütüyorsunuz. Şu ana kadar kaç okul açtınız? 

Beş yıla 31 Çocuklar Gülsün Diye Anaokulu sığdırdık. Milli Eğitim Bakanlığı na 31 Anaokulu anahtarı teslim ettik, 32. Anaokulumuzun inşaatı Artvin/Hopa da devam ediyor.

OLUMSUZ ELEŞTİRİLERİ DUYMAZLIKTAN GELİYORUM

– Projenize destek verenler çoğunlukta olsa da, reklam olarak görenler de var. Olumsuz eleştirilere nasıl göğüs geriyorsunuz? 

Hiç göğüs germiyorum, aksine göğüs kafesimi genişletiyorum oturduğu yerden konuşup canımı yakmak isteyenlerin sözleri ile. İnandığınız değerler uğruna verdiğiniz mücadele kutsalsa duymazsınız işe yaramazları. Görüyorum okuyorum ama duymuyorum onları… Bir okul daha, bir okul daha, bir okul daha açarak, biraz daha uzaklara kar kış demeden giderek gülümsüyorum onlara. Okul öncesi eğitimin farkındalığı için çalışmaya devam ediyorum….

REKLAMA İHTİYACIM YOKTU

 – Kayseri’de üvey anne şiddeti gören çocukları ziyaret ettiğinizde ne hissettiniz? Ve bu ziyarette de sizi eleştirenler oldu. Hatta AKP Bursa Milletvekili Zekeriya Birkan”Şiddet gören çocuklar reklam malzemesi değildir” dedi…

Adı geçen beyefendinin özrü bana değil Allah’a olsun diyerek ondan fazla bahsetmek istemiyorum ki, asıl amacı gerçek olmasın. Benim reklama ihtiyacım sıfır, hatta fazlası var yaşantımda sessiz kalıp uzak durduğum zamanların sebebi popülerliği yaşamımda dengelemektir. Kayseri ye gidip aileyi ziyaretimde, ki öncesi de var, sonrası da, hissettiklerimi burada size anlatmam mümkün değil çünkü hiç bir satıra sığmayacak kadar derin, acı ve ağırdı…

CAN’A SELAMIM SİYASİ DEĞİL SAMİMİYDİ

 – Altın Kelebek ödül töreninde Can Dündar’a selam yolladığınız için hedef gösterildiniz…Yine olsa aynı şeyi yapardım diyebiliyor musunuz? 

Elbette, kaldı ki insanın arkadaşına, dostuna selam yollaması olması gerekendir. Benim Can’a selamım siyasi içerik gözetmeyen, insani bir vefaydı. Yaşam felsefesi önce insan olmak olan birisiyim. Dostluğunu gördüğüm, kitabımda adını geçirdiğim, yaptığım TV Programı’nda misafir ettiğim arkadaşıma selam etmişim. Aynı linçleri arkadaşım Deniz Seki yi ziyaret edişlerim duyulup basına sızdığında da yaşadım. Ben arkadaşımın yargı sebebinin değil, zor gününün peşindeyim. Bu bakışım hiç değişmeyecek.

SİYASETE İLGİM SIFIRIN ALTINDA

 – Gündemi nereden takip ediyorsunuz? Çünkü olup bitenlerle ilgili hep bir paylaşımınız var. Peki ya siyasetle ne kadar ilgilisiniz? 

Gündemi takip etmeden sırf şarkısıyla, konseriyle meşgul olan biri değilim, olmayacağım. Kendime ve hayata saygım var. Elimizde akıllı telefonlar, hayatın her yerinde internet, başucumda gazete Nasıl haberdar olmam ki? Siyasete ilgim sıfırın altında, ama insana ilgim çok derin ve hassas…

ŞİDDETİN, TERÖRÜN, SAVAŞIN KARŞISINDAYIM

 – Türkiye ve dünyada yaşananlar çocuklarınızın geleceği açısından sizi endişelendiriyor mu?

Bundan altı, yedi yıl önceydi. Twitter’ı yeni kullanmaya başladığım zamanlardı sanırım. Memleketimle ilgili endişelerim var demiştim de yine bir farklı linç operasyonu yaşamıştım. Şiddetin, savaşın, terörün susturulamadığı, şahsi menfaatlerin, insanlığın üzerine çıktığı her oluşumun direnişçisiyim kendimce… Ben annemden, ben dinimden, ben yaşamımdaki ustalardan böyle öğrendim, böyle yetiştim, böyle büyüdüm.

ÇOCUKLARIM NE KADAR ÜNLÜ OLDUĞUMU BİLMİYOR

 – Çocuklarınız büyüyor. Artık ne yaptığınızın ve ne kadar ünlü olduğunuzun farkındalar mı?

Mesleğimin farkındalar, ne kadar ünlü olduğumun değil 🙂 Ünlü olmanın benim mesleğimle sınırlı olmadığını anlattım onlara. Faydalı olmak lazım insana, insanlığa. Ben müziğimi de böyle şekillendiriyorum… Kalbimi koydum diyorum. Çocuklarımın babaları da görsel bir iş yapıyor, anneleri de, amcaları da. Ama bir yandan okuyarak, bir yandan iyi insan olmanın gerekliliklerini önceleyerek mesleğimizi yaptığımızı ve bunların önemini anlatıyoruz çocuklarımıza.

– Oğullarınız ile ilgili nasıl hayalleriniz var? Nasıl kareler canlanıyor gözlerinizi kapadığınızda?

Herkesin evladı nasıl değerliyse benim evlatlarımda o kadar gözümün bebeği, burnumun direği, gözümün dinmeyen yaşı. Hayat öğretmenlerim benim. Varlıklarına şükrettiğim mucizelerim, kahramanlarım benim… Üç ayrı karakter, üç ayrı kişilik. O kadar renkli ve o kadar komik ve eğlenceliler ki… Gözlerimi kapattığımda yaşlar süzülüyor yanağımdan hayallerimin ötesinde hayallerim…

 – Mesela Gülben Ergen nasıl bir kaynana olur? 

Eyvah! Kendimi terbiye etmem gereken, nefsimi temizlemiş olmam gereken bir konu bu. Sanırım gerçekleri söyleyemeyeceğim tek soru tek cevap hakkımı burada kullanacağım. İçimden geçenleri söylemeyeceğim ama inanın olgun ve saygılı olmaya gayret edeceğim. Düşününce çok güldüğüm bir konu bu ben ve kaynana olmak. Oğullarımın evlenmesi aman Allahım 

ALLAHA SÖZDE DEĞİL ÖZDE İNANIYORUM

– Bu kadar güçlü olmanızın sırrı nedir? 

İçim göründüğüm kadar güçlü değildir belki. Sizin sorunuz dışarıdan gördüğünüz fotoğrafla ilintili. Güçlü olmaya çalışırken, çabalarken bunun bir mecburiyet olduğunu fark ettim ve bir vazifeli gibi güçlüyüm aslında. Kırılırım, gücenirim, sıkça ağlarım ama ne fayda, etiket yapışmış üzerime “Gülben halleder …” Öyle olsun, öyle de oluyor… Allah’a sözde değil özde inanıyorum. Bu bana sonsuz bir güç veriyor…

DOSTLARIM SANSÜRSÜZ TANIRLAR BENİ

– Peki siz ilk dertlerinizi kime anlatırsınız? İlk kiminle paylaşırsınız? İlk kimin telefonunu çevirirsiniz?

– Eşime, Nihat a , Elvan’a , Nilhan’a, Nurfer’e, Taşkın’a yani ciğerimi bilen dostlarıma anlatırım sınırsız sansürsüz tanırlar beni. Tasavvuf okurum… Geçmiş yaşam tecrübelerini okurum. Başarılı insanların acılarını kaleme aldıkları biyografileri okur, kendi derdimi hafife alırım.

– Çok zeki ve akıllı olduğunuzu hepimiz biliyoruz, peki siz kimden akıl alırsınız? 

Duruşuna hayran olduğum herkesten akıl alırım… Sorarım, danışırım…

 – Meslekte öğrendiğiniz en önemli şey nedir? 

Bizim meslek karışıktır, zordur, ikilemleri, dönemeçleri fazladır. Kendi doğrularımı mesleğime aktarmak, mesleğimden öğrendiklerimden daha değerli benim yaşamımda ve seçimlerimde.

– O kadar çok hayranınız var ki…İnsanlar sizi neden bu kadar çok seviyor? 

Ben beni sevene çok değer veririm, özenirim, sayarım önemserim… Beni yakından tanıyanlar bunu iyi bilirler. Minnetle teşekkür ederim tüm sevenlere…

 – Sizi bu hayatta çok mutlu eden minik birkaç şey saymanızı istesem neler olur?  

Çocuklarımın sağlıkla yüzü gülsün gerisi akar gider… 

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

MAKALE

Spor Dünyasından Resimli Şampiyon Sözleri

spor dünyası sözleri, şampiyonluk, şampiyon sözleri mümin sekman, şampiyon sözleri kitap, şampiyon sözleri, şampiyon

Şampiyon Sözleri Mümin Sekman tarafından yazıldı. Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesinin bulunduğu Şampiyon Sözleri kitabından sizler için en güzel ve motivasyon sağlayıcı sözleri seçtik.

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

ŞAMPİYON SÖZLERİ ARKA KAPAK YAZISI

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

SPOR DÜNYASINDA BAŞARILI OLMAK

Pes etmeyi bir kez öğrendin mi alışkanlığa dönüşür.

Vince Lombardi

Kan, ter ve saygı. İlk ikisini verir, sonuncuyu kazanırsın.

Dwayne Johnson

Yapmadığın atışları asla sayıya çeviremezsin.

Larry Bird

Zayıf olana herkes acır, “kıskanılmak” ise çabayla kazanılır.

Arnold Schwarzenegger

Olduğun yerden başla. Elindekini kullan. Yapabildiğini yap.

Arthur Ashe

Bir olimpiyat şampiyonu, size birebir başarı koçluğu yapsa ne kazanırdınız? 

Lazer gibi odak, çelikten bir irade ve ateşli motivasyon! 

Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesi bu kitapta. Şampiyonlar şöhret, servet, kudret, marifet, zafer ve hezimet üzerine hayat dersleri veriyor. Hayatın zorlu “unvan maçları”na çıkarken, mücadele gücünüzü artıracaklar. 

Bu kitap şampiyon sporcular kadar, işinin şampiyonu olanlar için. Hayatın olimpik mücadelesinde yarışan CEO’lar, TUS adayı doktorlar, genç girişimciler veya üniversite adayları “zorlu zamanlarda güçlendiren fikirler” bulacak.

“Yetenek yoksulun servetidir,” der John Wooden. Yeteneği şöhrete, şöhreti servete, serveti kudrete, kudreti de daha büyük başarıya çevirmenin sistemini keşfedeceksiniz. 

Şampiyonluk bir zihin durumudur. Kazanmak için oynamak bir dünya görüşüdür. İnsan kendi hayatının şampiyonu olabilir. İçinde ve işinde “şampiyon zihniyeti inşa etmek” isteyenlere en kapsamlı kaynak…

Kitapta Muhammed Ali’den Pele’ye, Tiger Woods’tan Michael Jordan’a, Katarina Witt’ten Bruce Lee’ye, Roger Federer’den Ronaldo’ya alanın en iyileri kişisel sırlarını ve profesyonel sistemlerini anlatıyor. Çoğu kazanma taktiği Türkçeye ilk kez çevrildi. Türkiye’nin “başarı yazarı” Mümin Sekman da efsanelerin başarı sistemini analiz etti.

Hayatı bir şampiyon gibi yaşamak isteyenler ve şampiyonluktan başka bir hayat düşünemeyenler için… Daha ileriye, daha yükseğe, daha güçlü ve daha hızlı!

Okumaya devam et

MAKALE

Evlat edinilen çocuklar ve güvenli bağlanma süreci

yakın ilişkiler, evlat edinme, evlat edinilen çocuklar, çocuk, bağlanma

Evlat edinilen çocuklar, diğer çocukların uğraşmak zorunda kalmayacağı deneyimler yaşıyorlar. Bu deneyimler, evlat edinilen çocuklarda kaygı veren davranışlara yol açabilir. Peki, bu durumu nasıl baş edebiliriz? İşte yanıtı…

Evlat Edinilen Çocuklarda Bağlanma

Bağlanma teorisini ortaya atan John Bowlby’e göre bir çocuğun birine bağlanması; korktuğu, yorgun ya da hasta olduğu durumlarda özel olarak o kişinin yakınında ve o kişiyle iletişim içinde olmak istemesi anlamına geliyor1. Çocukların bağlanma stilleri güvenli, güvensiz (kaygılı veya kaçınmacı) ve düzensiz-güvensiz olmak üzere üçe ayrılıyor1. Ebeveynlerine güvenli bağlanan çocuklar, hem etraflarındaki dünya üzerinde bir etkileri olduğuna dair kendilerine hem de kişilerarası ilişkilerinde ebeveynlerine güveniyorlar1. Bu sayede problem çözme yeteneklerine daha fazla güvenen çocuklar, daha özgür bir biçimde dünyayı keşfedebiliyorlar1. Buna karşılık güvensiz bağlanan çocuklar gelişimleri boyunca bu keşif süreçlerini güvenle gerçekleştiremedikleri için daha fazla sorun yaşayabiliyorlar. Özellikle düzensiz-güvensiz bağlanan çocuklarda davranış bozuklukları ve psikopatoloji görülme olasılığı daha yüksek oluyor1.

Yapılan araştırmalarda evlatlık çocuklarda daha sık güvensiz ve düzensiz-güvensiz bağlanma stilleri, ideal olmayan çocuk-ebeveyn ilişkileri, tepkisel bağlanma bozukluğu ve rastgele arkadaşlık davranışları olduğu görülüyor1, 3, 4, 5. Evlat edinilmiş çocukların arasında güvensiz-düzensiz bağlananların fazla olmasına aslında bu grupta yetimhanede yetişmiş çocukların sayısının daha çok olması sebep oluyor. Çünkü yetimhanelerden çıkmış evlatlık çocuklar, çok küçük yaşta biyolojik ebeveynlerinden ve yetimhanede karşılaştıkları bakıcılardan sürekli ve sık sık ayrılmak zorunda kalıyorlar1, 4. Temel ebeveyn bakımından yoksun kalmanın getirdiği stres, çocukların beyinlerinin stresle baş etmeyi sağlayan bölümünün diğer çocuklarınkine göre daha farklı çalışmasına ve strese uygun tepki verilmesini sağlayan kortizol hormonunun daha az salgılanmasına sebep oluyor8. Bu işlevsel farklılıklar, çocuklarda zihinsel hastalıklar görülmesine ya da strese yeterince uygun tepki veremedikleri için gençliklerinde daha riskli davranışlar sergilemelerine yol açabiliyor8.

Yetimhaneden çıkıp evlat edinilen çocuklarda yeni ebeveynlerle bağlanmanın oluşabilmesi ve çocukların işlevselliklerinde buna bağlı olumlu gelişmeler görülebilmesi için çocuk ile ebeveyn arasındaki ilişkinin çocuğun önceki bakıcılarıyla olan ilişkisinden farklı olarak stabil, tutarlı ve kaliteli olması gerekiyor. Yapılan bir araştırmada hayatlarının ilk yıllarını yetimhanede sık sık bakıcı değiştirerek geçirmiş çocukların -en uzunu dokuz ayda olmak üzere- %40’ının ilk 3 ay içinde yeni ebeveynlerine bağlandıkları görülüyor5. Ancak çocuklarda bu şekilde bağlanma davranışlarının gözlenmesi, bağlanma stillerinin kesin olarak güvenli olduğu anlamına gelmiyor. Romanya’daki yetimhanelerde yetiştikten sonra evlat edinilmiş çocuklarla yapılan bir araştırmada, Kanadalı çocuklar ve dört aylıktan önce evlat edinilmiş çocuklara kıyasla araştırılan grubun belirgin bir kısmının yeni ebeveynlerine daha güvensiz bağlandıkları ortaya çıkıyor6. Bu durum elbette çocukların evlat edinilmeden önce karşılaştıkları, bakıcılar tarafından ihmal edilmek gibi kötü deneyimlere oldukça bağlı.

Yetimhanedeki koşullardan ötürü güvensiz bağlanmaya yatkın olan bu çocukların yeni ebeveynleriyle güvenli bir bağ kurmaları zor görünüyor ancak imkansız değil. Bowlby’ye göre çocukların hayatlarındaki ilk beş yılda karşı karşıya kaldıkları ebeveynlik davranışlarının hassasiyetindeki değişimler, çocukların bağlanma stillerinde ve dünyaya bakış açılarında iyi yönde bir değişim sağlayabiliyor4. Yapılan araştırmalarda bir yaşından önce evlat edinilen çocukların biyolojik ebeveynleriyle yetişen çocuklarla aralarında bağlanma stilleri açısından kayda değer bir fark olmadığı görülüyor4, 6. Genel olarak, evlat edinilme yaşı ile bağlanma stilinin iyi yönde değişmesinin zorluk seviyesinin paralel gittiği düşünülüyor2. Bu duruma sebep olarak bir yaşından küçük çocukların yetimhanelerin kötü şartlarına uzun süre maruz kalmadan ve henüz bağlanma sistemleri gelişmekteyken yeni ebeveynleri tarafından bakım görmeye başlamaları görülüyor6. Ancak aynı paralellik düzensiz-güvensiz bağlanma stiliyle evlat edinilme yaşı arasında bulunmuyor, yaştan bağımsız olarak düzensiz-güvensiz bağlanma stili genellikle yoğun bir şekilde kötü muameleye maruz kalma sonucu oluştuğu için değişmesi de daha zor oluyor4.

Bu istisna göz ardı edildiğinde, evlatlık edinilen çocukların, biyolojik ebeveynleri tarafından yetiştirilen çocuklar gibi bağlanma stillerinin onları evlat edinen anneleriyle oldukça benzer olduğu görülüyor7. Yapılan uzun soluklu bir çalışma da erken ve orta çocukluk dönemlerinde annelerin çocuklarına gösterdiği hassas davranışların çocukların erken yetişkinliklerindeki bağlanma algıları üzerinde olumlu etkisi olduğunu ortaya koyuyor3. Bunun yanı sıra aslında ebeveynlerden en az birinin bile güvenli bir dünya görüşüne (state of mind) sahip olması, çocukların evlat edinilmeden önce yaşadığı travma ve mahrum kalmışlığa karşı koruma görevi görebiliyor7. Yani her ne kadar bağlanma stillerinin güvenliye dönmesi zor gibi görünse de geç evlat edinilen çocukların bile kurumların bakımı altından çıkıp sabit, korumacı ve ilgi gösteren bir aile tarafından bakım görmeleri sosyal ilişkilerinden bilişsel kapasitelerine ve zihinsel sağlıklarına kadar hayatlarının birçok alanındaki gelişimlerinde olumlu etkiler yaratıyor.

Yazan: Rengim Lal Kılavuz
Düzenleyen: Dr. Gizem Sürenkök
Kaynak: www.yakiniliskiler.com

Okumaya devam et

MAKALE

Müşteri memnuniyeti için öneriler

satın alma deneyimi, satın alma, pazarlama, müşteri, marka

Markalar müşterilerine iyi bir satın alma deneyimi yaşatmayı hedefler. Fakat maalesef bu konuda başarılı olan pek az şirket var. Peki, bu durum tam tersine nasıl çevrilir? İşte yanıtı…

İyi Müşteri Deneyimi Yaşatmak Neden Çok Zor?

İnsanın bir markayla ilişkisi sadece o ürünü kullandığı zaman yaşadıklarından ibaret değildir. Bilgi edinmek için internetten yaptığı araştırmalarla başlayan süreç; çağrı merkezi görevlileriyle konuşmalar, satın alma sırasında satıcıların tavırları ve satın alma yolculuğu sonunda yaşadıklarının toplamından oluşan bir marka deneyimidir.

Kısacası müşteri ve marka arasındaki ilişki bu “gerçeklik anlarında” yaşanan tüm adımları içerir.

Rekabetin gerisinde kalmamak için şirketlerin bu gerçeklik anlarının her birini incelemesi ve satın alma yolculuğunun her aşamasını müşteri için kolaylaştırması gerekir. Bunun için insanların motivasyonlarını, yapmak istediklerini anlayıp sonra da markayla ilişkiye girdiklerinde yaşadıkları zorlukları giderecek çözümler üretmesi lazımdır.

Bugün -maalesef- büyük şirketlerin birincil sorunu müşterilerin gerçekten ne istediklerini anlayamamalarıdır. Satın alma deneyimini iyileştirmek için bir araya gelen yöneticiler, çoğu zaman empati güçlerini kaybederler. Tüketicilerin de kendileri gibi insan olduğunu unuturlar. Çamaşır makinesi üreten bir şirket yöneticisi müşteri deneyimine odaklanmak yerine satış noktalarında yaşanan şirket sorunlarına odaklanır. Oysa her marka yöneticisi, günlük hayatta bir başka markanın tüketicisidir. Özel hayatında; o da yaptığı alışverişten şikâyet eden, aldığı ürünün fiyatından yakınan, gereğinde memnun kalmadığı ürünü iade eden olağan bir müşteridir. Fakat yönetici şapkasını giyip kurumsal bir kimliğe büründüğünde düşünceleri ve davranışları değişir. Müşterilerinin çamaşır yıkamakla ilgili gerçek sorunlarını çözmek yerine sosyal projeler üretmeye, toplumsal konulara duyarlılık kisvesi altında konu dışı alanlara kafa yormaya başlar. Tüketicinin bugünkü ihtiyaçlarını çözmek yerine ilgisiz konulara öncelik verir. Kendi kişisel hedeflerine veya kendi departmanının önceliklerine odaklanır.

Benzer şekilde müşteri deneyimini iyileştirmek için uluslararası danışmanlık şirketlerine büyük projeler yaptıran şirketler bile çoğu zaman kendi tüketicilerinin (müşterilerinin) ihtiyaçlarına yalın çözümler üretmek yerine mevcut sorunları daha da karmaşıklaştırırlar.

Oysa tüketiciler markaların vaat ettiklerini hakkıyla yerine getirmesini beklerler.

Dijitalleşmeyle, bugün pazarlama disiplini bir evrim geçiriyor. Satın alacağı ürünü internetten iyice araştıran, tüketici yorumlarını didik didik okuyan yeni nesil müşteriler markaların önüne farklı taleplerle gelmekte. Bütün şirketlerin bu talepleri iyi anlamaları, analiz etmeleri ve bunlara çözüm üretmeleri şart. Aksi takdirde bugünün insanına zorla iteleyerek ürün veya hizmet satmak mümkün değil.

Son yıllarda hayatımıza giren Inbound Pazarlama, modern insanın beklentilerine karşılık veren bir felsefeyi benimser. Yaklaşımı, dijital ortamda edindiği bilgi ile güçlenen modern müşterinin (tüketicinin) yapmak istediğini anlamak ve ona yol göstermektir. Inbound Marketing felsefesi eski usul yöntemler kullanarak, ısrarla bir ürün veya hizmeti zorla satmaya çalışan pazarlama anlayışının tam tersidir.

Inbound Marketing’in hedefi, markayı insanlara itelemek yerine onları markaya çekmek ve gönüllü bir şekilde markadan alışveriş yapmalarını sağlamaktır.

Inbound Pazarlama yöntemini uygulamak isteyen yöneticilere önerilerim şunlardır:

  • Markanın odağına insanı koy. Onun ne yapmak istediğini, amacını anla. Tüketicilerini veya müşterilerini “persona”lar ile tanımlayabilir, onları segmentlere ayırabilirsin ama unutma ki her biri senin benim gibi gerçek birer insandır. Dolayısıyla markanın müşterisinin önce insan sonra tüketici olduğu hatırla.
  • İnsanlar her gün kendilerine zorla bir şeyler satmaya çalışan yapışkan satıcılardan bıktı. Bu nedenle Web sitene ya da mağazana gelen insana hemen satış yapmaya çalışma. Onun ihtiyaçlarını anlayabilmek için sorman gereken bütün soruları sor. Ona bilgi vermekte cömert ol. Kendini bir satıcı gibi değil, o insana yardım etmek için görevlendirilmiş bir yetkili gibi gör.
  • Alışveriş yapan her insanı tedirgin eden birçok konu vardır. Yanlış ürüne veya hizmete para harcamak, verdiği karardan dönememek, satın aldıktan sonra markanın ilgisiz kalacağından endişe etmek… Bunlar insanların “acı noktalarıdır”. Her sektörde insanların markalardan alışveriş yaparken karşı karşıya kaldıkları sayısız acı noktası vardır. Kendi markan için bunların hepsini listele ve bunlara çözüm üret. Bugün Amazon, insanların bütün acı noktalarını çözdüğü için dünyada 1 numara olmuştur.
  • Eğer böyle davranırsan insanlar senin markana güven duyacak ve alışveriş yapmaya gönüllü olacaklardır. Markanı kendilerine zorla satış yapmaya çalışan diğer markalardan ayrı bir yere konumlayacaklardır.
  • Satın alma yaptıktan sonra senin markanla ilişkiye devam edecekler, kendi çevrelerine markanı tavsiye edeceklerdir.
  • Bütün bunları hayata geçirmek ve insanlara iyi bir alışveriş deneyimi yaşatmak için dijital teknolojileri hakkıyla kullan.

Dijital çağda istediği bilgiyi edinebilen, önünde sayısız seçenek olan, istediği markadan alışveriş yapabilen modern insana hitap edebilmek, onu markana çekebilmek, onun aklını ve gönlünü kazanabilmek, onun senin markandan can-ı gönülden alışveriş yapmasını sağlamak için gerekli dijital dönüşümü gerçekleştir.

Bu dijital dönüşümü gerçekleştirmeyen markaların bugünün dünyasında iyi bir alışverişçi deneyimi yaşatmaları ve ayakta kalmaları mümkün değil.

Yazar: Temel Aksoy
Kaynak: www.temelaksoy.com

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND