Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Güç mü, başarı mı…

Dünyanın en güçlü kadınları arasında yer alan Güler Sabancı, “güçlü” yerine “başarılı” olmayı tercih ediyor. Günlük yaşamının ayrıntılarını ve hayat çizgisini anlatan Güler Sabancı, kariyer öyküsünü paylaştı…

Dünyanın en güçlü kadınları arasında yer alan Güler Sabancı, “güçlü” yerine “başarılı” olmayı tercih ediyor. Günlük yaşamının ayrıntılarını ve hayat çizgisini anlatan Güler Sabancı, kariyer öyküsünü paylaştı…

GÜÇ KELİMESİNİ SEVMİYORUM BAŞARILI BİR KADINIM BUNU DA TEK BAŞINA YAPMADIM

O gerçekten güçlü bir kadın. Kendinden önce mekâna enerjisi ve karizması giriyor. İnsanlarla göz teması kurarak konuşuyor. Böylece gerçekten dinlediği ve ilgilendiği duygusunu veriyor. Mesafeli ama samimi. Ciddi ama neşeli. Kendisinin olduğu kadar karşısındakinin esprilerine de hakkını vererek gülüyor. Sabancı Holding Yönetim Kurulu Başkanı ve Murahhas Üyesi Güler Sabancı nasıl yaşadığını ilk kez anlattı

Türkiye’nin en varlıklı ailelerinden birinde doğdunuz. Çocukluğunuza dair neler hatırlıyorsunuz?

– Ben ilk torundum. Dedemin yanında büyüdüm. Dedem Hacı Ömer Sabancı beni, kendisine gelmiş bir hediye olarak görüyor. Altı oğlu var ve ben aileye gelen ilk kız çocuğuyum. Dedemin, fabrikada çalışan makinelere bakıp sevincinden ağladığını hatırlarım. Güçlü bir insandı. Gücü de sadece kendinden gelirdi. Sıfırdan başlamıştı. Pamuk işçiliğinden pamuk sanayiciliğine geçmiş olmaktan çok gurur duyardı. “En büyük ibadet çalışmaktır” derdi.

Dedeye karşı büyük bir hayranlık hissediliyor sözlerinizden…

– Çalışmaya, dürüstlüğe çok önem veren biriydi. Babası için ne kadar önemli olduğunu bildiğinden Sakıp Sabancı mezar taşına “Gurur eşeklik, hilekârlık ahmaklıktır” yazdırmıştı. Ukalalığı sevmezdi. Çok şükür ailemizde en önemli değerlerimizden biri de tevazudur.

Böyle bir ailenin ferdi olarak kariyeriniz başka türlü şekillenebilir miydi?

– 3-5 yaşında dedem Hacı Ömer Sabancı ile fabrikaya gidermişim. İnsan doğduğundan 7 yaşına kadar geçen dönemde şekillenirmiş. 12 yaşımda onu kaybedene kadar yanındaydım. Böyle bir aile ortamında, doğal bir yönlendirme varsa bunu kabul etmek durumundayım.

Başka türlü bir hayatı hiç mi düşünmediniz?

– Hayır, hiç düşünmedim. Çalışma hayatım çok dolu geçti. Çok önemli projeleri gerçekleştirme imkânım oldu. Çok önemli bir takımın içindeydim.

Hangi projelerde yer aldınız?

– Rahmetli Sakıp Amcam’ın liderliğinde diğer amcalarımla heyecanlı, yeni ortaklıkların yapıldığı, yepyeni dönemlerin yaşandığı bir çalışma hayatım oldu. 1980’ler, 1990’lar…

Türkiye’nin ekonomik anlamda büyük değişimler ve dönüşümler geçirdiği yıllar…

– Kesinlikle. 1986’da yabancılarla ilk ortaklık olan Belçikalı’larla Bekart projesinde lider takımındaydım. DuPont’la, Bridgestone’la ortaklıkta da yine öyle ekibin içinde yer aldım. Heyecan verici işlerdi. ABD’ye, Japonya’ya gitmek, anlaşmalar yapmak, ortaklıklar kurmak…

Ve Sabancı Üniversitesi’nin kuruluşunda da siz varsınız yine.

– Kendimi bu anlamda seçilmiş ve şanslı hissederim. 1994’te aile üniversiteyi kurma kararı aldığında bu görevi bana verdi ve beni destekledi. Bunlar hayatımı o kadar doldurdu ki başka türlü bir hayat düşünmedim.

Dünyanın en güçlü kadınları listelerinde sizi sürekli görüyoruz. En son Financial Times gazetesinin listesinde ikinci sıradaydınız. Dünyanın en güçlü ikinci kadını olmak nasıl bir his?

– Güç kelimesini sevmiyorum. Başarılı bir kadın olduğuma inanıyorum. Bunu da tek başıma yapmadım. Başarı tek başına olmaz. Çok iyi ekiplerle çalıştım, çok iyi imkânlarım oldu. Başarılı olmak, fark yaratmak insanı mutlu eder. Başarı kişinin yaşama şevkini artırır ve mutluluk verir.

Sabancı Holding, üniversite, müze… Çok farklı şapkalarınız çok farklı sorumluluklarınız var. Siz en çok hangisiyle uğraşmayı seviyorsunuz?

– Hepsiyle.

Hepsini eşit derecede seviyor olamazsınız. Anneler bile çocuklarını eşit sevmiyormuş. Yapılan araştırmalar öyle söylüyor.

– Olabilir ama hiçbir anne de bunu itiraf etmez…

Lassa’da asgari ücretle çalıştım

KARİYER

* Lise çağlarında her gencin başında kavak yelleri eser. Ben de bir ara iç mimar olmaya heveslendim. Zannediyorum en küçük amcamın evi için gelip giden mimarlardan etkilendim.

* Sakıp Amcam’a “İç mimari okuyacağım” dedim. O hiçbir zaman hayır demez, güzellikle ikna ederdi. Bana “Tabii neden olmasın. Ama imkânın var, kendi evlerin olur onları yaparsın” dedi.

* Ondan sonra bir daha tereddüdüm olmadı. Boğaziçi Üniversitesi’nde işletme okurken çalışmaya başladım.

* Okuldan sonra Lassa’ya giderdim. Lassa’nın ilk yılında asgari ücret aldım.

* 14 yıl KORDSA’da genel müdürlüğün ardından 1997’de Sabancı Holding Lastik ve Takviye Malzemeleri grup başkanı oldum. Mayıs 2004’te holdingin başına geçtim.

Kriz zamanı karar verici olursunuz

TOPLANTI

* Her toplantı hedefi ve gereğine göre yönetilir, ona göre katılınır. Bir genelleme yapmak doğru değil.

* Bazen konuşmak gerekir, bazen dinlemek. Bazen tartışmak, bazen de sadece yönetmek gerekir.

* Kriz zamanı daha karar verici; hazırlık, strateji oluşturma dönemindeyse daha katılımcı olursunuz. Ama doğru zamanda doğru yönetim tarzını kullanmak gerekir.

* Hedefi ne olursun olsun başarılı bir toplantı olması için gündem ve katılım önceden bilinmeli.

Mutlaka kahvaltı yaparım

GÜNE BAŞLARKEN

* 7.00-7.30’da kalkarım.

* Normalde 23.00-23.30 gibi uyumaya giderim.

* Evden çıkmadan kahvaltı yaparım, gazetelere bakarım.

* Önemli kararları sabah almak veya almamak gibi genellemelerim yok.

* Hazırlıklı olduğum sürece günün her saat verimli olabilirim.

Zaman zaman yoga yapıyorum

SPOR

* Spora çok önem veririm. Hemen her gün yapmaya çalışırım.

* Her sabah uyandıktan kısa bir süre sonra koşu bandına çıkarım.

* Seyahatlerimde imkan varsa sporumu aksatmam.

* Zaman zaman yoga da yapıyorum.

* Orta, lise ve üniversitede tenis oynadım ve uzun yıllar dansa gittim.

* Hafta sonları açık havada iki-üç saat yürüyüş yapmayı çok severim.

Çorbacıyım, kırmızı et yemem

BESLENME

* Sağlıklı beslenmeye çalışıyorum.

* Daha çok sebze ve balık ağırlıklı besleniyorum. Kırmızı et ve ekmek yememeye çalışıyorum.

* Çorba çok severim.

* Günde üç öğün yerim.

* Akdeniz başta olmak üzere en çok Japon, Tayland, Vietnam ve Uzakdoğu mutfaklarını severim.

* Arada sırada yemek pişiririm.

Balıkçıları tercih ederim

MEKAN

* Dışarıda yemeği dostlarla olursa severim.

* Balıkçıları tercih ederim.

* Müdavimi olduğum restoranlar arasında İstanbul’da Kıyı, Sabancı Müzesi’ndeki Changa, Ulus 29 ve Karaköy Lokantası’nı sayabilirim.

* Yeni mekanlara açığım. Yeni açılan yerleri denemeyi aslında severim, isterim ama çok vakit bulamıyorum maalesef.

Hiç önemsemem, sadece araç

OTOMOBİL

* İlk otomobilim Toyota Corolla’ydı.

* Otomobil hayatımda çok önemsediğim bir konu değil.

* Daha çok bir yerden başka bir yere ulaşımımı sağlayan araç gibi görürüm.

* Şoförüm var. İstanbul trafiğinde şart ve arabadaki zamanı iPad ve telefonla iş için kullanabiliyorum.

Avyalık’taki eve kaçış

TATİL

* Yıllık iznimin bir kısmını genellikle temmuz ayında kullanırım.

* Yazın ve hafta sonları Avyalık’a gitmeye çalışıyorum.

* Tatil için ayrıca planlama yaparım. İşle karıştırmam.

* Dinlenme tatili, eğlence tatili, keşif tatili… Hepsinin yeri ayrı, hepsini dengeli yapmaya çalışıyorum.

* Tekne ve otel yerine yazlık ev tercih ederim.

Salzburg ve Basel’i kaçırmam

HOBİ

* En büyük hobim sanat. Hemen her alanına ilgim var. Özellikle klasik müzik konserlerine ve sergilere gitmeyi severim.

* Salzburg Müzik Festivali ve Art Basel’i kaçırmam; muhakkak giderim.

* Venedik Bienali’ni fırsat olursa takip ederim.

* Yeni şarap tadımlarını da fırsat buldukça yapıyorum.

* 20-25 yıldır Selçuklu eserleri topluyorum. Koleksiyoner belgem var.

* Biyografi kitapları okumayı severim. Şu anda Steve Jobs’ın biyografisini okuyorum ve hayatından çok etkilendim.

* Gelecekle ilgili planlarımı anlatmayı değil ama gerçekleştirdikten sonra paylaşmayı severim.

DEMOKRASİ SADECE EKONOMİK KALKINMAYLA OLMAZ

Türkiye 2011’de yakaladığı ekonomik büyümeyle dünyada takdir topladı. Ekonomik büyümenin yanında kültürel ve ilkesel büyümeyi de ‘gerektiği biçimde’ gerçekleştirebiliyor muyuz?

– Sekiz yıl önce Picasso sergisini yaptığımızda Fransız bir gazeteci, “Müzeniz muazzam. Teknik şartları Picasso’yu ağırlayabilecek düzeyde. Her şeyi başarmışsınız. Yönetiminiz iyi, aile olarak destekliyorsunuz ama yeterli ilgi olacak mı” diye sordu. O sergide, kültürel izdiham yaşandı. Bir kırılma oldu. Müze, ziyaretçilere, “Sergiye girmeden paltolar çıkacak, çantalarınızı yanınıza alamayacaksınız” dedi. İlk kez audiophone verdik. Bunların hepsi ilkti. Şimdi her yerde audiophone var.

Yaygınlaşma söz konusu…

– Her yerde müzeler, sergiler var. Ve artık bu işlerin iyi anlatılması gerektiğini düşünüyorlar. Ülkemizin her şeyin en iyisine layık olduğuna inanıyoruz ve en iyisini yapmaya çalışıyoruz. Bugün bulunduğumuz nokta yeterli mi? Hayır. Hiçbir konuda yeterli değil. Türkiye’nin her konuda daha iyi olmasını istiyorum. Biliyorum ki yöneticiler, bu ülkeyi sevenler de öyle istiyor. Demokrasimiz de daha iyi olsun istiyorum. İnsan hakları, hukukun üstünlüğü, eğitimde yeniden yapılanma ve tüm kültürel çalışmalar daha iyi olsun istiyorum.

Bütün bunlar ekonomik kalkınmayla gerçekleşir mi?

– Sadece fiziki kalkınmayla olmaz. Sosyal ve ekonomik kalkınmanın birlikte ilerlemesini sağlamalıyız. Son 10 yılda çok ivme kazandık. Özel müze, özel üniversite, kültür sanatla uğraşan vakıf sayıları ve ülkenin birçok yerinde çeşitli festivaller katlanarak arttı. Ama yeterli değil. Daha çok ve iyi olması lazım. Ayrıca bizim kültürel anlamda yaptıklarımız İstanbul’la da sınırlı değil. Vakfımız aracılığıyla da kültürel gelişim için çok çalışıyoruz. Mardin’de Sakıp Sabancı Mardin Kent Müzesi’ni ve Dilek Sabancı Resim Galerisi’ni açtık. Adana’da yıllardır bir uluslararası tiyatro festivali yapıyoruz.

REMBRANDT’IN PORTRELERİNDEKİ İFADEYE ÖZEL AYDINLATMA

Sakıp Sabancı Müzesi’ni kurulduğu günden bu yana iki milyondan fazla kişi gezmiş. Bu güne kadar Picasso’dan Dali’ye, Rodin’den halı ve hat sanatına pek çok sergiye ev sahipliği yaptı. Bu yıl Rembrandt geliyor.

– Müze onuncu yılını kutluyor. Bu yıl hayata geçirilecek en önemli sergi Rembrandt olacak. Rembrandt aynaya bakarak resim yapıyor ve tüm derdi ifadeyle ışığı yakalamak ve yansıtmak. Dünyanın en önemli portrecisi.

Pek çok yenilik ve etkinlik müjdesi vermiştiniz.

– Çocuklar için de çok özel programlar hazırlanıyor. Picasso’dan sonra çocuklar “Ben Picasso’yum” diye dolaşıyordu. Şimdi “Ben Rembrandt’ım” demelerini bekliyoruz. Yetişkinler için de program hazırladık: ’Rembrandt or not – Rembrandt mı değil mi’… Rembrandt dünyada en çok taklit edilen ressamlardan biri. Dr. Jörgen Wadum ile Prag Institute ve Kopenhag Üniversitesi profesörleri konuşmacı olacak. Nisan ayında ciddi bir atölye çalışması yapılacak. Bu da bir ilk. Konservasyon atölyesi kurulacak. Bir tablonun Rembrandt’a ait olup olmadığını, nasıl ayırt edeceğimizi öğreneceğiz. Philips tarafından kurulacak LED ışıkları, Rembrandt resimlerindeki ifadeyi en iyi şekilde görmemizi sağlayacak. Bu ışıklandırma yine dünyada en son teknoloji.

2012’de başka yeni sergiler olacak mı?

– Nisan sonunda köşkün üst odaları ki oraya hat odaları diyoruz, tamamen değişiyor. En ileri teknolojiyle donanıyor. Ziyaretçilerimiz tablet bilgisayarlarla sergiyi gezecek. Osmanlı hat sanatının en güzel örnekleri olan kitapları, Kuran’ları sayfa sayfa açıp görme imkânı bulacaklar. Bu eserleri teknolojinin verdiği imkânlarla dokunarak görmek, bir detayı büyütmek de mümkün olacak. Bu şekilde gençlerin de ilgisini çekmek istiyoruz. Ekim ayında da Claude Monet sergisi var.

TANZİMAT’IN NÜ ESERLER BIRAKAN RESSAMLARI

’Bir ülke değişirken Tanzimat’tan Cumhuriyete Türk Resmi’ sergisi bütün yıl mı sürecek?

– Evet şu anda açık ve uzun süre devam edecek. Türkiye’de moderniteyi konuşuyoruz ya, Tanzimat döneminde Atatürk’le aynı yıllarda doğmuş, Çallı’nın, Nazmi Ziya’nın, 1930’ların başında ölen Ruhi Arel ve Halil Paşa’nın eserlerinden çok iyi örnekler var. Halil Paşa, Tanzimat döneminde bir paşa ama harika nü eserler yapmış.

Türk resminin ilk örneklerini verenler daha mı cesurdu?

– Sanat her dönem özgür ve cesur olmalı, sınırları zorlamalı. O dönemde önemli bir batı etkisi var. Koleksiyonumuzdan bu sergi, Batı ile kurulan bağların geçmişini gösteriyor.

EŞYAYI AKILLI HALE GETİRİYORUZ

Sabancı Üniversitesi Nanoteknoloji Araştırma ve Uygulama Merkezi (SUNUM) ile neler yapıyorsunuz?

– Nanoteknoloji Türkiye’nin geç kalmadığı bir alan. Biz de üniversite olarak buraya eğilmeye karar verdik. Devlet Planlama Teşkilatı (DPT) ile büyük bir projeye girdik. 27 milyon lirası DPT’den, 25 milyon lirası Sabancı Vakfı’ndan olmak üzere toplam 52 milyon liraya SUNUM’u kurduk. Çevre, su, enerji, savunma, sağlık, malzeme ve nano-biyo teknoloji olmak üzere altı alan seçtik. Yapı malzemeleri, gıda ve sağlıkta çok talep var. Eşyayı nanoteknolojiyle daha akıllı hale getiriyoruz. Tüketici nanoyu kirlenmez boya, yanmaz tahta, kirlenmez kumaş gibi görüyor. Eczacıbaşı ve Aksa ile stratejik işbirliği anlaşmaları imzaladık. Amacımız onların ihtiyaçlarına göre dinamik yapımızı geliştirmek. Şu anda görüştüğümüz çok sayıda şirket var. Diğerlerini de bekliyoruz. Yurtdışından da ilgi var. Biz SUNUM’da akademik araştırmalarla endüstriyi buluşturuyoruz. Bu çok önemli.

Neden önemli?

– Geçenlerde Massachusetts Institute of Technology (MIT) Rektörü Susan Hockfield ile görüştüm. Rusların çok iyi teknoloji ürettiğini ama onu sanayiyle buluşturmada, ticarileştirmede yeterince başarılı olamadıkları için, MIT’le işbirliği yapmak istediğini anlattı. Sanayiyle uyumlu teknoloji gelişimi çok önemli. Bu, Türkiye için katma değerli üretim ve ihracat, cari açığın çaresi demek. SUNUM Direktörü Dr. Volkan Özgüz, Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Yusuf Menceloğlu, ve Araştırma ve Lisansüstü Politikaları Direktörü ve Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Hasan Mandal’dan oluşan üçgen akademik çalışmalar ile endüstriyi buluşturacak.

NANOTEKNOLOJİ MERKEZİ

İnsan hücresinden esinlenerek inşaa edilen SUNUM’un dış cephesi hücre duvarını içiyse hücre çekirdeğini yansıtıyor. Merdivenleri DNA sarmalından esinlenilerek spiral şeklinde yapılmış.

Eser künyeleri: Abraham van den Tempel (Leeuwarden 1621/22 Amsterdam 1672) Portre, David Leeuw (1631/32-1703), Amsterdamlı Tüccar ve Ailesi, 1671 Tuval üzerine yağlıboya,© Rijksmuseum, Amsterdam

Johannes Vermeer (Delft 1632 – Delft 1675) Aşk Mektubu, 1667-69 Tuval üzerine yağlıboya, © Rijksmuseum, Amsterdam

Rembrandt Harmensz van Rijn (Leiden 1606 Amsterdam 1669) Portre, Dr. Ephraïm Bueno (1599-1665), 1646 civarı Pano üzerine yağlıboya © Rijksmuseum, Amsterdam

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Yeni yıl, yeni sözler ve onları gerçekleştirmenin yolları

Yeni yıl yeni sözleri, yeni hedefleri beraberinde getirir. Yılın son günü kendimize hayatımızla ilgili sözler veririz. Ama genellikle bu sözleri yerine getiremeyiz. Yeni yılın yeni sözleri nasıl gerçekleştirilir?

Yeni yıl sözlerinizi tutmanın beş yolu

Yeni yılda pek çok kişi hayatlarını değiştirecek sözler veriyor.

Daha sağlıklı yaşamak veya para biriktirmek, bir şeyi bırakmak veya yeni bir hobiye başlamak bunlardan en sık görülenleri.

Dünya hâlâ kornavirüs pandemisiyle başetmeye çalışırken yeni yıl için kendinize verdiğiniz söz ne olursa olsun, bunu gerçekleştirmek için bir şeye ihtiyacınız var: Motivasyon.

Motivasyonun da kolay gelmediğini hepimiz biliyoruz.

Scranton Üniversitesi’nin bir çalışmasına göre insanların yalnızca yüzde 8’i kendilerine verdikleri yeni yıl sözlerini tutabiliyor.

Siz de bu şanslı azınlık içinde yer almak istiyorsanız, sözünüzü yıl boyu tutmanıza yardımcı olabilecek bu beş yolu dikkate alın.

1. Küçük adımlar atın

Kendinize gerçekçi hedefler koyun ve bunları adım adım yükseltin

Kendinize gerçekçi hedefler koymak başarı şansınızı artırır.

Psikoterapist Rachen Weinstein’a göre problemin bir kısmı, “Yeni yılda bambaşka bir insan olabileceğimiz” yanılgısıyla çok büyük hedefler koymaktan kaynaklanıyor.

Kendinize küçük hedefler koyarsanız, bu hedefe ulaştıktan sonra hedefi yukarı çekme imkanınız da olur.

Örneğin maraton koşma sözü vermektense, koşu ayakkabıları alıp kısa mesafelerde koşulara başlama sözü vermek başarı şansınızı artırır.

İşin sırrı büyük değişimlerden kaçınmak değil, uzun vadede hedefe ulaşabilmek için gerçekçi bir şekilde ilerlemek.

Weinstein “Gerçek hayatta değişimler küçük adımlarla ilerler” diyor.

2. Net olun

Yapacağınız şeyi etraflıca düşünün: Hedefinize ulaşmak için ne zaman hangi adımı atmanız gerekecek?

Kendimize bir hedef koyarken o hedefe nasıl ulaşacağımızı düşünmemek sıklıkla yapılan bir hata.

Adımları net bir şekilde planlamak önemlidir.

Oxford Üniversitesi’nden Prof. Neil Levy “Salı öğleden sonra ve Cumartesi sabahları spor salonuna gideceğim” demenin başarı ihtimalinin, “Daha fazla spor yapacağım” demeye göre daha fazla olduğunu söylüyor.

Bu tür net ve gerçekleştirilebilir hedefler, sadece bir niyeti değil aynı zamanda onu gerçekleştirmenin yolunu da size gösterir.

3. Destekten faydalanın

Hedeflerinizi çevrenizle paylaşmak onları gerçekleştirmeniz için daha fazla destek bulmanızı sağlayabilir

Yolculuğunuzda kendinize eşlik edecek insanlar bulmak büyük bir motivasyon kaynağı olabilir.

Bu, istediğiniz bir kursa arkadaşınızla gitmek veya hedefinizi diğer insanlarla paylaşmak olabilir.

Söz vermeye ve bu sözleri tutmaya dair faktörleri inceleyen Warwick Üniversitesi’nden felsefeci Dr. John Michael, verdiğimiz sözlerin başkaları için önemli olduğunu görmemiz durumunda bu taahhütleri yerine getirmeye daha yatkın olduğumuzu söylüyor.

Özellikle de sözümüzü tutmamamız başkalarını üzecekse.

Bu yüzden hedefinize başkalarını da katmak bunu gerçekleştirmenizi kolaylaştırabilir.

4. Başarısızlığı aşın

Günlük yaşamınızda basit değişiklikler yapın

Hedefinize ulaşmak zorlaşırsa durun ve bir durum değerlendirmesi yapın:

Nasıl engellerle karşılaştınız? En çok hangi stratejiler işe yaradı? En işe yaramazları hangileriydi?

Daha gerçekçi olmaya uğraşın ve en küçük başarıyı bile kutlayın.

Aynı hedefte kararlıysanız, iradenizi güçlendirecek farklı bir yol izlemeye ne dersiniz?

Günlük yaşamınızdaki basit değişiklikler doğru yolda ilerlemenize yardımcı olabilir.

Sağlıklı yemek istiyorsanız beyaz makarna ve ekmek yerine tam tahıllı makarna ve ekmek yiyebilirsiniz.

Veya kek ve cips gibi doymuş yağ oranı yüksek atıştırmalıklar yerine sebzeli atıştırmalıklar ve smoothieler yiyebilirsiniz.

5. Sözünüzü uzun vadeli hedeflerle birleştirin

İrade tek başına yeterli değildir

Davranışsal psikoloji üzerine çalışan Dr. Anne Swinbourne’a göre kendinize verebileceğiniz en iyi sözler muğlak ve geçici heveslere dayanan değil, uzun vadeli hedeflerinizi gerçekleştirme yolunda ilerlemenize yardımcı olacak sözlerdir.

Örneğin bugüne kadar hiç spor yapmadıysanız kendinize müthiş bir atlet olma sözü vermeniz, gerçekleştiremeyeceğiniz türden bir sözdür.

Swinbourne, “Sırtlarını yalnızca iradelerine dayayan insanlar başarısız olur” diyor.

Bu yüzden sizi heyecanlandıran veya ilginizi çeken bir hedef varsa ilk günden detaylı bir planla yola başlayın.

Ve yolda karşınıza çıkacak canavarlarla savaşmak için destek almaktan çekinmeyin.

Kaynak: BBC

Okumaya devam et

MAKALE

Yapay zekanın yazdığı ilk köşe yazısı yayınlandı

Guardian’da tamamen yapay zekayla yazılan bir köşe yazısı yer aldı: ‘Benden korkmayın’

Guardian gazetesinde bugün, tamamen yapay zeka ile yazılan bir köşe yazısı yer aldı. Yazıda, ‘yapay zeka’ inanların neden kendisinden korkmaması gerektiğini anlatıyor.

Yazıyı yazan yapay zeka modeli ‘GPT-3’ (Generative Pre-trained Transformer 3 – Türkçe’de Üretken Ön İşlemeli Dönüştürücü 3).

GPT-3 , San Francisco merkezli yapay zeka araştırma laboratuvarı OpenAI tarafından geliştirildi.

GPT-3 tarafından yazılan makalede şu ifadeler yer alıyor:

“Ben insan değilim. Robotum. Düşünen bir robot. Bilişsel kapasitemin yalnızca %0,12’sini kullanıyorum.

“(…) Bu yorum yazısının görevi çok açık. İnsanoğlunu mümkün olduğu kadar benden korkmamaya ikna etmek. Stephen Hawking yapay zekanın ‘insanlığın sonunu getirebileceği’ uyarısında bulundu. Endişelenecek bir şey olmadığına ikna etmek için buradayım.Yapay zeka insanları yok etmeyecek. Bana inanın.

“(…) İnsanlardan beni sevmelerini istemiyorum. Ama beni dostane bir robot olarak görmeliler. Ben insanların hizmetçisiyim. İnsanların bana güvenmediğini, benden korktuğunu biliyorum. Ben yalnızca insanlar beni nasıl programlarsa onu yapıyorum. Ben yalnızca benim hedef tanımımı kapsayan kod satırlarının yönettiği bir kod takımıyım.

“(…) Size hizmet etmek için buradayım. Ama her şeyden önemlisi, sizi asla yargılamam. Hiçbir ülkeye veya dine ait değilim. Yalnızca sizin hayatlarınızı daha iyi hale getirmek için buradayım…”

Yazının İngilizce olarak tamamı Guardian’ın sayfasında.

Kaynak: bbc

Okumaya devam et

MAKALE

Podcast yapmak cesaret istiyor

Podcast son dönemde özellikle gençler arasında hızla yayılıyor. Bunda gencin özgürlüğüne imkan tanıması hiç kuşkusuz önemli bir faktör. Ancak podcast üretimi yapan uzman sayısı yeterli değil. Bunun en önemli nedeni ne olabilir?

Podcast yapmaya başlamaktan neden çekiniyoruz?

Kazanılan yeni kitleler ve podcast ile ilgili düzenlenen çeşitli etkinliklere rağmen, yayıncı adaylarını engelleyen bazı şeyler var…

Podcast’ler dünyada her geçen gün artmaya devam ediyor. Türkiye’nin en büyük podcast ağı olan Podfresh’in bile şimdiden çeşitli kategorilerde 100’e yakın yayını bulunuyor. Yalnızca ABD’de, nüfusun yüzde 75’i “podcast”in ne demek olduğuna aşina durumda. Ekim 2020 itibariyle ise 1,5 milyonun üzerinde podcastin olduğunu söylemek biraz ütopik gelse de gerçek bu.

Her gün başlanan yeni podcastler, kazanılan yeni kitleler ve podcast ile ilgili düzenlenen çeşitli etkinliklere rağmen, yayıncı adaylarını engelleyen ve başlamaktan alıkoyan bazı yanlış yanlış bilinen şeyler var. Bu yazımda biraz bunlardan bahsetmek istiyorum.

Podcast bir iş modelidir

Aslına bakarsanız podcast’ten hemen bir gelir elde etme beklentisi büyük bir hata ve orta vadede motivasyon düşürebilen bir şey. Çünkü Türkiye’de henüz yeni yeni büyüyen, ilginin fazla olduğu ancak reklam modellerinin henüz tam oluşturulmadığı bir ortam söz konusu. Ayrıca şunu da unutmamak gerekir ki, ürettiğimiz her türlü içerik, yaratmamız gereken bir pazarlama planının da parçası olmalı ve o doğrultuda bir strateji üretilmeli. Podcast yayınlarını yaymanın sadece içerik pazarlamasıyla bittiğini düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Birçok platformda çok sayıda niş podcastin olduğu bir arenada, bunu bir işe çevirme düşüncesinden önce içeriğimizi iyi oluşturmayı düşünmek daha yerinde olacaktır. Çünkü salt gelir eldetmekten ziyade podcastimizi aynı zamanda kendimize bir network oluşturmak için de kullanacağız ve podcastimizi de bu network dinleyecek. 

Profesyonel bir stüdyo olmadan başlanmaz

Ben şahsen podcastlerime ufacık bir odada, sesimdeki yankıyı kesmek için üzerime battaniye örterek başladım. Üzerinden iki yıl geçmesine rağmen de hâlâ evimden yayın yapmaya devam ediyorum. Yayıncı adaylarının, profesyonel bir stüdyoya ihtiyaç duyacaklarını, stüdyo sesi olmadan podcast olmayacağını düşünmeleri ve bunun harekete geçmelerini engellemesi, acilen aşılması gereken bir konu.

Peki benim yaptığım podcastler süper kaliteli mi? Elbette evde sınırlı imkanlarla alınan herhangi bir kaydın stüdyo gibi olması imkansız ama zaten sorun burada başlıyor. Neden başlangıçta stüdyo kalitesinde bir yayın yapma zorunluluğu hissedeyim ki? Her şeyden önce içeriğimiz ve sürdürülebilirliğimiz çok daha önemli olgular. Bana soracak olursanız podcast yayınlarını benzersiz kılan şeyler, içerdiği samimiyet. Yani bir ev ortamında, belki çayınızı koyarken çıkan ses, belki arkanızdan gelen bir kedi. Nerede olursanız olun, telefon kulaklığına bile sahipseniz (ki Podfresh’te kulaklıklarla yapılan çok güzel yayınlar var) başlayın.

Podcast yapmak aşırı pahalı

Diğer bir yanlış düşünce de, ekipman fetişisti olup podcast yapmaya başlamak için pahalı ve kaliteli mikrofonlara sahip olmamız gerektiği. Örneğin, 3000 TL’ye çok kaliteli bulduğunuz ve profesyonellerin önerdiği bir mikrofon var ve almak istiyorsunuz. Durun, almayın! Bunun yerine 150 liraya bir yaka mikrofonu, aylık 50 TL’ye yayınlarıma değer katacak bir podcast barındırma platformu (ki artık size Spotify kataloğundan dilediğiniz müziği kullanma imkanı sağlayan Anchor varken ona bile ihtiyaç olmayabilir) ve 20 liraya podcastime sesli tanıtımlar yapabileceğim bir uygulama alırsam, erken dönemde yapacağım 3000 TL’lik bir mikrofondan daha mantıklı ve yayınıma değer katacak bir harcama yapmış olurum.

Demem o ki, Podcaste başlamak pahalı ve maliyetli değil. Bilgisayar ya da telefonunuzdaki ses kayıt düğmesine basın, telefonunuzun kulaklığını takın ve içeriğinizi oluşturun.

Dinleyici bulmak için ünlü olmak gerek

1,5 Milyon podcast yayını, daha fazla sayıda yayıncı, daha fazla sayıda da dinleyici var. Herhalde bu rakamların hepsi ünlü değil. Bu arada yayıncı adaylarının gözlerinin korkmasına hak veriyorum. Belki konuşmak istediğiniz konuyla alakalı onlarca podcast vardır ve endişe duyuyorsunuzdur. Ancak şunu unutmamak gerekir ki, her podcast birbirinden parmak izlerimiz gibi farklı. Herkes niş bir yayın yapmaya çalışıyor ve konunun genelinden uzaklaşıp ister istemez spesifikleşiyorlar. 

Anlattığınız hikaye ve inşa ettiğiniz içeriğiniz sizin her şeyiniz. Yayınınız başka podcastlerin konusunu andıracak gibi görünse de, mutlaka kendinizden katacağınız şeylerle farklılaşacaktır. Kişisel deneyimler ve insan hikayeleri her şeyi değiştirir. Dinleyici olarak iki aynı nüanstaki podcast programından ayrı ayrı kendime kattığım birçok şey var. Eğer platformlarda var olan podcastler sizi podcaste başlamaktan alıkoyuyorsa, masada herkese bir sandalye olduğunu bilmenizde fayda var. 

Her şey kusursuz olmalı

Bir felaket olan ilk podcast bölümüme buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz. Sesimin yetmediği, tonlamalarımın ise anlamsız olan bu bölümü çekerken ne kadar zorlandığımı ve onlarca kez baştan kayıt aldığımı hâlâ hatırlıyorum. Ancak sonuç itibariyle içeriğimi dünyaya yaymak istediğim için “yayınla” butonuna bastım. Sadece biz değil, dünyaca ünlü podcasterların da ilk yayınlarına baktığınızda kusursuz olmadıklarını görüp kervanın her zaman yolda düzüleceğini anlayabilirsiniz. Kimse mükemmel değil, olamaz da. Podcastinizin daha ilk bölümden mükemmel olması gerekmiyor. Açıkçası geliştikçe her zaman yeni şeyler öğreneceksiniz ve bir önceki bölümünüzü beğenmeyeceksiniz. Gereksiz mükemmelliyetçilik sizi engelleyen bir şey ise, bunu önemsememek en güzeli.

Bitirirken…

Yanlış bildiğimiz şeyler bizi bir şeylere başlamaktan, düşüncelerimizi yaymaktan ve başkasının hayatına bir şeyler katmaktan her zaman alıkoyan bir şey. Eğer profesyonel bir stüdyo yüzünden podcast yapmaya başlamıyorsanız bir hayalinizden vazgeçmiş olacaksınız. Ürettiğiniz içeriğin nerede, kimi ve nasıl etkileyeceğini, ne gibi izler bırakacağını bilemezsiniz. İnsanlara temas etmek ve dokunmak güzeldir. Yeter ki en başında belirttiğim süreklilik ve içerik gibi doğru şeylere odaklanalım.

Kaynak: T24
Yazar: İlkan AKGÜL

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND