Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Girişimciliği aileler törpülüyor

Anadolu’nun bereketli topraklarında yeterince girişimci yetişmemesi tesadüf değil. Girişimci kuşakların yetişmesinin önündeki en büyük engel aileler. Ailelerin sabit gelir ve düzenli çalışma saati tavsiyesi genç kuşakların girişimcilik cesaretini törpülüyor.

Girişimcilik cesaret isteyen bir iş. Maddi durum, alınan riskler bir yana, içinde bulunulan kültür de girişimciyi etkiliyor. Çocuklarının ‘garanti’ bir işte çalışmasını isteyen aileler, yönlendirmeleri de bu şekilde yapıyor. ‘Aman az da olsa düzenli bir gelir olsun’ veya ‘çalışma saatleri belirli olsun’ gibi düşünceler girişimcileri kültürel yönde etkileyen engeller.

Türkiye’nin toplumsal yapısına bakıldığında da girişimcilikten çok mecburi bir garanticiliğin daha yaygın olduğu görülüyor. Araştırmalar da bu durumu destekliyor. Küresel Girişimcilik Monitör Araştırması’na göre Türkiye girişimcilik konusunda 42 ülke arasında 32. sırada yer alıyor. Buna rağmen Global Girişimcilik Raporu’na göre Türk girişimcilerden sadece yüzde 25’i başarısızlıktan korkuyor. Bu oran diğer ülkelerde ortalama yüzde 32. Yani Türkler girişimcilik konusunda daha cesur. Fakat önlerindeki engeller nedeniyle çok da varlık gösteremiyorlar.

Kendi işini kurmak, hayallerinin peşinden gitmek birçok açıdan cesaret isteyen bir iş. Öncelikle riskli, garantisi yok, büyük para kaybedilebilir. Bütün bunların yanı sıra bir de aile engeli var. Öğretmenlik, askerlik gibi işler, aileler tarafından ‘devlet kapısı’ yani ‘garanti iş’ olarak görülüyor. Çocuklarının da bu meslekleri yapmasını istiyorlar. Özellikle bu işleri yapan ana babalarda çocuklarının da aynı işi yapması, sabit geliri olmasını beklemesi gibi bir istek var. Girişimci ailelerde durum farklı. Onlar zaten bu aşamalardan geçtikleri için çocuklarını destekleyebiliyorlar. Ama böyle ailelere de çok ender rastlanıyor. Özellikle maddi açıdan rahat değillerse riske girmek yerine çocuklarının ‘sabah 9 akşam 6’ bir işte çalışmalarını tercih ediyorlar. Bu istek karşısında girişimci olmak isteyen gençle ailesi arasında çatışma yaşanabiliyor.

Aileler açısından revaçta olan mesleği belirleyen birçok etmen olduğunu belirten Sosyoloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Birsen Gökçe, zamanla da bu algının değişebildiğini söylüyor: “Toplumumuzda daha önceleri kız çocukları için öğretmenlik, hemşirelik, erkek çocukları için de mühendislik, doktorluk gibi meslekler daha revaçta iken, bu gün bilişim teknolojilerinin hızla gelişmesiyle birlikte bilişim sektöründe çalışmak daha popüler hale geldi.” İş garantili olarak görülen öğretmenlik, doktorluk, mühendislik, avukatlık, askerlik Türkiye’de itibar gören meslekler arasında. Söz konusu meslekler yine kız ve erkek çocuk oluşuna göre bireye farklı şekillerde sunuluyor.

Gençler yenilikçi mesleklere açık
Fakat gençler kendi ilgi ve yetenekleri dahilindeki mesleklere yönelme eğiliminde. Bu seçimi de ileriyi pek düşünmeden, işin maddi boyutunu hesaba katmadan yapıyorlar. Gençler için önemli olan çalıştıkları işte mutlu olmak. Türkiye’nin toplumsal yapısı düşünüldüğünde girişimcilikten çok mecburi bir garanticiliğin daha yaygın bir eğilim olduğu söylenebilir diyen Gökçe, mesleğin toplumun standartlarından çok farklı bir meslekse aile ile çatışmanın çok daha fazla olabileceğini ifade ediyor. Örneğin bir genç müziği çok sevdiği için konservatuvar okumak istiyor, ancak anne ve babası onun geleceği ile ilgili endişe duydukları için onu başka bir mesleğe yönlendiriyor hatta genç ile çatışmaya girebiliyorlar. Bu durumda anne ve baba garantisi olan (ve konu komşu nezdinde itibarı olan) mesleklere yönelirken genç ideallerinin peşinden koşmayı istiyor. Gençlerin yenilikçi mesleklere, girişimlere açık olduğunu belirten Gökçe yeni branşlarda da kapasitelerin çok sınırlı olduğunu bu yüzden tercihlerin daralabildiğini söylüyor.

Kadınların geleneksel rolleri var
Girişimcilerin karşılaşacakları güçlükler cinsiyetlerine göre de değişiyor. Kadınlara toplumda annelik, ev kadınlığı gibi geleneksel roller yükleniyor ve bu roller de iş hayatındaki kadını zorluyor. Erkeğe ise sadece ev dışı roller yüklenmiş. Böylece erkek hem fiziksel hem zihinsel olarak bölünmeksizin kendisini işine verebiliyor. Ayrıca sınıfsal ve kültürel yapı da girişimciliğe engel olabiliyor. Pek çok atasözünün girişimciliği hiç de onamadığını belirten Gökçe: “Eldeki serçe çalıdaki keklikten evladır, gibi örnekler çok” diyor. Zenginliğin, özellikle girişimcilikle oluşturulmuş bir zenginliğin 1980 sonrası Türkiye’de her açıdan onaylanan bir durum olduğunu ifade eden Gökçe söz konusu değişime Türk sinemasından da çok sayıda örnek verilebildiğini söylüyor: “1980 öncesinde pek çok Yeşilçam filminde zengin iş adamının kaçırılan kızının hikayesi görülürdü. Dolayısıyla zenginlik ve bunun sunumu korkulan bir şey olarak sunulmaktaydı. Haliyle girişimcilik de öyle. Fakat bugün bunun tam tersi olduğu söylenebilir.”

Kültürel kodlar etkiliyor
Girişimciliğin istendiğini belirten Gökçe, Türkiye’deki ticaret kanunlarının çok ortaklı kuruluşları işleyişini tam teminat altına alamayışının, kayıt dışı ekonominin çok fazla oluşunun, ortaklar arası ilişkilerin sağlam temellere dayanmasını desteklemediğini ifade ediyor. Bu nedenle sermaye gücü birleşemediğinden, güçlü sermaye oluşamıyor ve yatırımlar da küçük teşebbüslerden ileri gidemiyor. Bu durumda da dünya ile rekabet olanağı kalmıyor. Rastladığı bir duvar yazısında “Ataerkil bir toplumun hataerkil evlatlarıyız” dendiğini belirten Gökçe kültürel kodların neyi ne kadar yapabileceğimizin sınırlarını çizdiğini söylüyor: “Sınırları aştığınızda ise toplumsal yaptırımlarla karşılaşırız. Dolayısıyla girişimci insan tipini üretmede içinde yaşanılan kültürel ortam da etkenlerden biri.”

Aileler girişimciliği kariyer olarak değerlendirsin
Ülkenin sosyo-ekonomik durumu girişimci tiplemesini de etkiliyor diyen Özyeğin Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Erhan Erkut, azgelişmiş toplumlarda girişimcilerin büyük çoğunluğunun zaruretten girişimci olduğunu söylüyor. Bilgi toplumlarından çıkan girişimcilerin büyük çoğunluğu ise başka alternatifleri olmasına rağmen bir fırsat görüp girişimci olmaya karar veriyorlar. Erkut, Türkiye’nin bu yelpazede şu anda ortalarda yer aldığını ifade ediyor ve ekliyor: “Son Global Girişimcilik Raporu’na göre ülkemizdeki girişimcilerin yüzde 37’si zaruretten yatırımcı. Bu rakam Türkiye’nin sınıfında olan 24 ülke için (örneğin Brezilya, Rusya, Çin) ortalama yüzde 31. Türkiye’de girişimcilik henüz çok yeni. Toplumun çok önünde giden tek tük örnekleri bir kenara bırakırsak, girişimcilik tarihimiz son 30 yıl ile sınırlı. Şu anda Türkiye’nin iş gücünün yüzde 3.7’si olgunlaşmış girişimci, yüzde 5.1 ise yeni iş sahibi. Türkiye’nin on binlerce yeni girişimciye ihtiyacı var. Bizim ailelere önerimiz, girişimciliği de bir kariyer olarak değerlendirmeleri.”
Türk toplumu tarihinin, sosyolojik ve ekonomik nedenlerle geçmişte meslekler konusunda oldukça tutucu olduğunu ifade eden Erkut, bunun son 20 yılda hızla değiştiğini söylüyor. Türkiye’den başarılı bir teknoloji veya internet şirketinin çıkabilmesi binlerce Türk gencine cesaret veriyor. Türk toplumunun 2000’li yıllarda ciddi bir değişimden geçtiğini söylemek mümkün diyen Erkut, eskiye kıyasla çok daha açık görüşlü ve fırsatları değerlendirmeye çalışan kuşaklar yetiştiğini belirtiyor.

Yüzde 25’i korkuyor
Üç kuşaktır memur olan bir ailenin daha garantici olabildiğini belirten Erkut içinde serbest meslek ile uğraşan bireylerin olduğu ailelerin risk almaya daha yatkın olduğunu söylüyor: “Global Girişimcilik Raporu’na göre Türk girişimcilerinden sadece yüzde 25’i başarısızlıktan korkuyor. Bu oran Türkiye ile aynı grupta olan ülkelerde ortalama yüzde 32. Yani buradan Türk insanının dünya ortalamasına göre daha risk almaya yatkın olduğunu çıkarabiliriz.” Toplumsal değerlere, tarihe ve ekonomi tarihine bakarsak, Türkiye’nin girişimci yetiştirmek için iyi bir ortam olmadığını düşünebiliriz diyen Erkut, öte yandan, Türkiye’deki başarılı girişimcilerin yüksek sosyal statüsünün, başarısız girişimcilere gösterilen toleransın, medyanın girişimcilere pozitif yaklaşımının, ülkede girişimciliği destekleyen faktörler olduğunu söylüyor: “Türk girişimcilerinin ve iş adamlarının son 30 yılda yurt içinde ve dışındaki başarıları da ülkede girişimciliği olumlu yönde etkiledi. Ahmet Nazif Zorlu’nun, Alphan Manas’ın, Ali Sabancı’nın, Nevzat Aydın’ın, Sezai Türkeş’in, Hüsnü Özyeğin’in hikayelerinden etkilenmemek mümkün değil.”

42 ülke içinde 32. sıradayız
Girişimcilerin kişisel özellikleriyle iligili Türkiye’de sistemli bir çalışma yok. Bununla birlikte girişimcilik faaliyetlerinin ve girişimcilere ait genel bilgilerin dünya çapında toplanarak karşılaştırıldığı bir veritabanı var: GEM. Dünya çapında yaklaşık 50 ülkenin girişimciliğini 1999 yılından beri ölçen Global Entrepreneurship Monitor (GEM) (Küresel Girişimcilik Monitör) isimli çalışma 2006 yılından beri Türkiye’de de yapılıyor. Bu veritabanı çok boyutlu olduğu için ve detaylı bir çalışma yayınlanmadığını belirten Sabancı Üniversitesi Yönetim Bilimleri Fakültesi’nden Prof. Dilek Çetindamar, tek karşılaştırmanın 2006 yılı verisiyle yapıldığını belirtiyor. Buna göre, 42 ülke içinde fırsatları yakalamak ve hayata geçirmek için girişimci olanlar açısından Türkiye 32’nci sırada yer alıyor. Çetindamar, geçimini sağlamak zorunda olan ve iş bulamayan kişilerin ne olursa olsun geçimini sağlayacak faaliyetler yürüttüklerini ifade ediyor. Dünya ortalamasına göre kadın girişimcilerin erkek girişimci oranının ancak yarısı olduğunu beliren Çetindamar, Türkiye’de tüm girişimciler içinde kadınların payının sadece yüzde 10 olduğunu söylüyor: “Çalışma hayatına kadınların katılımının yüzde 22 civarı gibi gelişmiş ülke standartlarının neredeyse yarısına düşmüş bir ülkede girişimci olmak için destekleyici bir altyapı yok. Siyasi ve kültürel birçok engel var. GEM verisiyle elde ettiğim sonuçlara göre Türkiye’de kadınların eğitim seviyesi arttıkça girişimci olma olasılıkları da artıyor, oysa erkeklerde eğitim seviyesinin artması girişimciliklerini etkilemiyor. Her beş kadından birinin okuma-yazma bilmediği bir toplum olan Türkiye’de dolayısıyla kadın girişimci de az.”

Aileler neye göre meslek seçiyor?
Birsen Gökçe ailelerin çocukları için meslek tercihini etkileyen etmenleri ve nedenlerini şu şekilde sıralıyor:
1) Mesleğin iş garantisinin olması: Ailelerin ağırlıklı olarak tercih ettikleri meslekler iş garantisi olan meslekler oluyor. Bu doğrultuda da çocuklarının genellikle kamu kurumlarında çalışmalarını istiyorlar. Son yıllarda aileler için meslek önceliği, mesleğin hangi meslek olduğundan çok, söz konusu mesleğin iş olanağına sahip olup olmadığı. Ailelerin bu yaklaşımı garanticilikle birleştiğinde en uygun alternatif “devlet kapısı” olarak görülüyor. Ayrıca aileler için meslekten çok, o mesleğin hangi üniversitede okunarak elde edileceği de önem taşıyor. Örneğin ODTÜ, Boğaziçi, İTÜ, Hacettepe vb. üniversitelerden dil vb. donanıma sahip olarak mezun olmak da mesleğin bir iş garantisi olarak algılanabiliyor.
2) Cinsiyet: Türkiye’de aileler kız çocuklar için az riskli, garantili, düzenli çalışma saatleri olan meslekler seçerlerken; erkek çocukları için riskli olabilecek, düzensiz çalışma saatleri olan ancak geliri yüksek askeri veya teknik meslekleri seçiyor. Bu anlayışa göre kadının emeği eve bir katkı olarak görülürken; güçlü erkek imgesinin var olduğu ataerkil toplum yapısında erkeğin emeği evin yegâne geliri olarak görülüyor.
3) Ait olunan sosyal sınıf: Üniversitelerin eğitim fakülteleri, mühendislik fakülteleri ve iktisat, işletme ve kamu yönetimi bölümleri taşra-merkez fark etmeksizin sürekli artan puanlarla daha fazla tercih ediliyor ya da ailelerce çocuklarına tercih ettiriliyor. Yeni orta sınıf ya da orta-üst sınıf denilebilecek kentli profesyoneller ve üst sınıf ailelerin eğilimleri daha farklı olabiliyor. Onlar bilişim sektörüne, modaya, yeni teknolojilere yönelik ve doğrudan iş piyasasına entegre olabilen bölümleri ve üniversiteleri seçiyorlar. Bu bağlamda yeni ve revaçta olan geleceğin meslekleri üzerine eğitim almak da giderek sınıfsallaşıyor. Ayrıca sosyal sınıf kapsamında ailenin sosyo-kültürel yapısı da meslek tercihini doğrudan etkileyen etmenler.

Amerika’da girişimcilik destekleniyor
Sosyal ve kültürel değer farklılıkları nedeniyle girişimciliğin çok kabul görmediği bazı ülkelerde başarısız olma korkusu yüzünden girişimcilik faaliyetinin düşük olduğunu gözleyen Çetindamar, girişimcilik ve yenilik açısından en başarılı örnek olarak gösterilen ABD’de, toplumun girişimcileri desteklediği ve teşvik ettiği bir toplumsal yapı olduğu, bunun ise yeniliklerin temelini oluşturduğu söyüyor. Bu kültürel ortam sayesinde, araştırmacılar üniversite veya araştırma kurumlarındaki görevlerinden ayrılarak şirket kurma cesaretini bulup risk alabiliyor.
Türkiye’nin buluşlara/icatlara açık olmadığını düşünen Çetindamar, açık fikirli olmanın göstergesi olan patent sayıları açısından 100 bin kişi başına mevcut patent sayısının Türkiye’de sadece 37 olduğunu söylüyor. “Türkiye’ye oranla toplam patent sayısının Yunanistan’da 2,5 kat ve Güney Kore’de de 333 kat daha fazla olduğu görülüyor. Ayrıca yenilik yapabilmek için araştırma-geliştirme yapmak gerekir. Türkiye’de sanayi tarafından yapılan araştırma-geliştirme harcamalarının 2000 yılında kişi başına karşılığı 6,9 dolar iken bu rakam İsviçre’de 808 dolar, İsveç’te 778 dolar, Japonya’da 747 dolar ve ABD’de 706 dolar.”

Girişimciliğin avantaj ve dezavantajları

Avantajlar
– Kişisel becerilerin sonuna kadar kullanılmasını sağlayarak kişisel tatmin sağlaması.
– Topluma katkıda bulunmak.
– Geleceğini kendi ellerinle yaratmanın getirdiği mutluluk.
– Zengin olma olasılığı.
– Doğru bildiği yolda ilerleyebilmesi.
– Oturmuş bir hiyerarşi içinde bulunmak zorunda olmama
Dezavantajlar
– Belirsizlik.
– 24 saat 7 gün işi düşünmenin getirdiği stres.
– İşlerin yolunda gitmemesi durumunda tüm maddi birikimlerin kaybedilmesi.
– Başarı güvencesi olmaması.

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Spor Dünyasından Resimli Şampiyon Sözleri

spor dünyası sözleri, şampiyonluk, şampiyon sözleri mümin sekman, şampiyon sözleri kitap, şampiyon sözleri, şampiyon

Şampiyon Sözleri Mümin Sekman tarafından yazıldı. Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesinin bulunduğu Şampiyon Sözleri kitabından sizler için en güzel ve motivasyon sağlayıcı sözleri seçtik.

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

ŞAMPİYON SÖZLERİ ARKA KAPAK YAZISI

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

SPOR DÜNYASINDA BAŞARILI OLMAK

Pes etmeyi bir kez öğrendin mi alışkanlığa dönüşür.

Vince Lombardi

Kan, ter ve saygı. İlk ikisini verir, sonuncuyu kazanırsın.

Dwayne Johnson

Yapmadığın atışları asla sayıya çeviremezsin.

Larry Bird

Zayıf olana herkes acır, “kıskanılmak” ise çabayla kazanılır.

Arnold Schwarzenegger

Olduğun yerden başla. Elindekini kullan. Yapabildiğini yap.

Arthur Ashe

Bir olimpiyat şampiyonu, size birebir başarı koçluğu yapsa ne kazanırdınız? 

Lazer gibi odak, çelikten bir irade ve ateşli motivasyon! 

Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesi bu kitapta. Şampiyonlar şöhret, servet, kudret, marifet, zafer ve hezimet üzerine hayat dersleri veriyor. Hayatın zorlu “unvan maçları”na çıkarken, mücadele gücünüzü artıracaklar. 

Bu kitap şampiyon sporcular kadar, işinin şampiyonu olanlar için. Hayatın olimpik mücadelesinde yarışan CEO’lar, TUS adayı doktorlar, genç girişimciler veya üniversite adayları “zorlu zamanlarda güçlendiren fikirler” bulacak.

“Yetenek yoksulun servetidir,” der John Wooden. Yeteneği şöhrete, şöhreti servete, serveti kudrete, kudreti de daha büyük başarıya çevirmenin sistemini keşfedeceksiniz. 

Şampiyonluk bir zihin durumudur. Kazanmak için oynamak bir dünya görüşüdür. İnsan kendi hayatının şampiyonu olabilir. İçinde ve işinde “şampiyon zihniyeti inşa etmek” isteyenlere en kapsamlı kaynak…

Kitapta Muhammed Ali’den Pele’ye, Tiger Woods’tan Michael Jordan’a, Katarina Witt’ten Bruce Lee’ye, Roger Federer’den Ronaldo’ya alanın en iyileri kişisel sırlarını ve profesyonel sistemlerini anlatıyor. Çoğu kazanma taktiği Türkçeye ilk kez çevrildi. Türkiye’nin “başarı yazarı” Mümin Sekman da efsanelerin başarı sistemini analiz etti.

Hayatı bir şampiyon gibi yaşamak isteyenler ve şampiyonluktan başka bir hayat düşünemeyenler için… Daha ileriye, daha yükseğe, daha güçlü ve daha hızlı!

Okumaya devam et

MAKALE

Evlat edinilen çocuklar ve güvenli bağlanma süreci

yakın ilişkiler, evlat edinme, evlat edinilen çocuklar, çocuk, bağlanma

Evlat edinilen çocuklar, diğer çocukların uğraşmak zorunda kalmayacağı deneyimler yaşıyorlar. Bu deneyimler, evlat edinilen çocuklarda kaygı veren davranışlara yol açabilir. Peki, bu durumu nasıl baş edebiliriz? İşte yanıtı…

Evlat Edinilen Çocuklarda Bağlanma

Bağlanma teorisini ortaya atan John Bowlby’e göre bir çocuğun birine bağlanması; korktuğu, yorgun ya da hasta olduğu durumlarda özel olarak o kişinin yakınında ve o kişiyle iletişim içinde olmak istemesi anlamına geliyor1. Çocukların bağlanma stilleri güvenli, güvensiz (kaygılı veya kaçınmacı) ve düzensiz-güvensiz olmak üzere üçe ayrılıyor1. Ebeveynlerine güvenli bağlanan çocuklar, hem etraflarındaki dünya üzerinde bir etkileri olduğuna dair kendilerine hem de kişilerarası ilişkilerinde ebeveynlerine güveniyorlar1. Bu sayede problem çözme yeteneklerine daha fazla güvenen çocuklar, daha özgür bir biçimde dünyayı keşfedebiliyorlar1. Buna karşılık güvensiz bağlanan çocuklar gelişimleri boyunca bu keşif süreçlerini güvenle gerçekleştiremedikleri için daha fazla sorun yaşayabiliyorlar. Özellikle düzensiz-güvensiz bağlanan çocuklarda davranış bozuklukları ve psikopatoloji görülme olasılığı daha yüksek oluyor1.

Yapılan araştırmalarda evlatlık çocuklarda daha sık güvensiz ve düzensiz-güvensiz bağlanma stilleri, ideal olmayan çocuk-ebeveyn ilişkileri, tepkisel bağlanma bozukluğu ve rastgele arkadaşlık davranışları olduğu görülüyor1, 3, 4, 5. Evlat edinilmiş çocukların arasında güvensiz-düzensiz bağlananların fazla olmasına aslında bu grupta yetimhanede yetişmiş çocukların sayısının daha çok olması sebep oluyor. Çünkü yetimhanelerden çıkmış evlatlık çocuklar, çok küçük yaşta biyolojik ebeveynlerinden ve yetimhanede karşılaştıkları bakıcılardan sürekli ve sık sık ayrılmak zorunda kalıyorlar1, 4. Temel ebeveyn bakımından yoksun kalmanın getirdiği stres, çocukların beyinlerinin stresle baş etmeyi sağlayan bölümünün diğer çocuklarınkine göre daha farklı çalışmasına ve strese uygun tepki verilmesini sağlayan kortizol hormonunun daha az salgılanmasına sebep oluyor8. Bu işlevsel farklılıklar, çocuklarda zihinsel hastalıklar görülmesine ya da strese yeterince uygun tepki veremedikleri için gençliklerinde daha riskli davranışlar sergilemelerine yol açabiliyor8.

Yetimhaneden çıkıp evlat edinilen çocuklarda yeni ebeveynlerle bağlanmanın oluşabilmesi ve çocukların işlevselliklerinde buna bağlı olumlu gelişmeler görülebilmesi için çocuk ile ebeveyn arasındaki ilişkinin çocuğun önceki bakıcılarıyla olan ilişkisinden farklı olarak stabil, tutarlı ve kaliteli olması gerekiyor. Yapılan bir araştırmada hayatlarının ilk yıllarını yetimhanede sık sık bakıcı değiştirerek geçirmiş çocukların -en uzunu dokuz ayda olmak üzere- %40’ının ilk 3 ay içinde yeni ebeveynlerine bağlandıkları görülüyor5. Ancak çocuklarda bu şekilde bağlanma davranışlarının gözlenmesi, bağlanma stillerinin kesin olarak güvenli olduğu anlamına gelmiyor. Romanya’daki yetimhanelerde yetiştikten sonra evlat edinilmiş çocuklarla yapılan bir araştırmada, Kanadalı çocuklar ve dört aylıktan önce evlat edinilmiş çocuklara kıyasla araştırılan grubun belirgin bir kısmının yeni ebeveynlerine daha güvensiz bağlandıkları ortaya çıkıyor6. Bu durum elbette çocukların evlat edinilmeden önce karşılaştıkları, bakıcılar tarafından ihmal edilmek gibi kötü deneyimlere oldukça bağlı.

Yetimhanedeki koşullardan ötürü güvensiz bağlanmaya yatkın olan bu çocukların yeni ebeveynleriyle güvenli bir bağ kurmaları zor görünüyor ancak imkansız değil. Bowlby’ye göre çocukların hayatlarındaki ilk beş yılda karşı karşıya kaldıkları ebeveynlik davranışlarının hassasiyetindeki değişimler, çocukların bağlanma stillerinde ve dünyaya bakış açılarında iyi yönde bir değişim sağlayabiliyor4. Yapılan araştırmalarda bir yaşından önce evlat edinilen çocukların biyolojik ebeveynleriyle yetişen çocuklarla aralarında bağlanma stilleri açısından kayda değer bir fark olmadığı görülüyor4, 6. Genel olarak, evlat edinilme yaşı ile bağlanma stilinin iyi yönde değişmesinin zorluk seviyesinin paralel gittiği düşünülüyor2. Bu duruma sebep olarak bir yaşından küçük çocukların yetimhanelerin kötü şartlarına uzun süre maruz kalmadan ve henüz bağlanma sistemleri gelişmekteyken yeni ebeveynleri tarafından bakım görmeye başlamaları görülüyor6. Ancak aynı paralellik düzensiz-güvensiz bağlanma stiliyle evlat edinilme yaşı arasında bulunmuyor, yaştan bağımsız olarak düzensiz-güvensiz bağlanma stili genellikle yoğun bir şekilde kötü muameleye maruz kalma sonucu oluştuğu için değişmesi de daha zor oluyor4.

Bu istisna göz ardı edildiğinde, evlatlık edinilen çocukların, biyolojik ebeveynleri tarafından yetiştirilen çocuklar gibi bağlanma stillerinin onları evlat edinen anneleriyle oldukça benzer olduğu görülüyor7. Yapılan uzun soluklu bir çalışma da erken ve orta çocukluk dönemlerinde annelerin çocuklarına gösterdiği hassas davranışların çocukların erken yetişkinliklerindeki bağlanma algıları üzerinde olumlu etkisi olduğunu ortaya koyuyor3. Bunun yanı sıra aslında ebeveynlerden en az birinin bile güvenli bir dünya görüşüne (state of mind) sahip olması, çocukların evlat edinilmeden önce yaşadığı travma ve mahrum kalmışlığa karşı koruma görevi görebiliyor7. Yani her ne kadar bağlanma stillerinin güvenliye dönmesi zor gibi görünse de geç evlat edinilen çocukların bile kurumların bakımı altından çıkıp sabit, korumacı ve ilgi gösteren bir aile tarafından bakım görmeleri sosyal ilişkilerinden bilişsel kapasitelerine ve zihinsel sağlıklarına kadar hayatlarının birçok alanındaki gelişimlerinde olumlu etkiler yaratıyor.

Yazan: Rengim Lal Kılavuz
Düzenleyen: Dr. Gizem Sürenkök
Kaynak: www.yakiniliskiler.com

Okumaya devam et

MAKALE

Müşteri memnuniyeti için öneriler

satın alma deneyimi, satın alma, pazarlama, müşteri, marka

Markalar müşterilerine iyi bir satın alma deneyimi yaşatmayı hedefler. Fakat maalesef bu konuda başarılı olan pek az şirket var. Peki, bu durum tam tersine nasıl çevrilir? İşte yanıtı…

İyi Müşteri Deneyimi Yaşatmak Neden Çok Zor?

İnsanın bir markayla ilişkisi sadece o ürünü kullandığı zaman yaşadıklarından ibaret değildir. Bilgi edinmek için internetten yaptığı araştırmalarla başlayan süreç; çağrı merkezi görevlileriyle konuşmalar, satın alma sırasında satıcıların tavırları ve satın alma yolculuğu sonunda yaşadıklarının toplamından oluşan bir marka deneyimidir.

Kısacası müşteri ve marka arasındaki ilişki bu “gerçeklik anlarında” yaşanan tüm adımları içerir.

Rekabetin gerisinde kalmamak için şirketlerin bu gerçeklik anlarının her birini incelemesi ve satın alma yolculuğunun her aşamasını müşteri için kolaylaştırması gerekir. Bunun için insanların motivasyonlarını, yapmak istediklerini anlayıp sonra da markayla ilişkiye girdiklerinde yaşadıkları zorlukları giderecek çözümler üretmesi lazımdır.

Bugün -maalesef- büyük şirketlerin birincil sorunu müşterilerin gerçekten ne istediklerini anlayamamalarıdır. Satın alma deneyimini iyileştirmek için bir araya gelen yöneticiler, çoğu zaman empati güçlerini kaybederler. Tüketicilerin de kendileri gibi insan olduğunu unuturlar. Çamaşır makinesi üreten bir şirket yöneticisi müşteri deneyimine odaklanmak yerine satış noktalarında yaşanan şirket sorunlarına odaklanır. Oysa her marka yöneticisi, günlük hayatta bir başka markanın tüketicisidir. Özel hayatında; o da yaptığı alışverişten şikâyet eden, aldığı ürünün fiyatından yakınan, gereğinde memnun kalmadığı ürünü iade eden olağan bir müşteridir. Fakat yönetici şapkasını giyip kurumsal bir kimliğe büründüğünde düşünceleri ve davranışları değişir. Müşterilerinin çamaşır yıkamakla ilgili gerçek sorunlarını çözmek yerine sosyal projeler üretmeye, toplumsal konulara duyarlılık kisvesi altında konu dışı alanlara kafa yormaya başlar. Tüketicinin bugünkü ihtiyaçlarını çözmek yerine ilgisiz konulara öncelik verir. Kendi kişisel hedeflerine veya kendi departmanının önceliklerine odaklanır.

Benzer şekilde müşteri deneyimini iyileştirmek için uluslararası danışmanlık şirketlerine büyük projeler yaptıran şirketler bile çoğu zaman kendi tüketicilerinin (müşterilerinin) ihtiyaçlarına yalın çözümler üretmek yerine mevcut sorunları daha da karmaşıklaştırırlar.

Oysa tüketiciler markaların vaat ettiklerini hakkıyla yerine getirmesini beklerler.

Dijitalleşmeyle, bugün pazarlama disiplini bir evrim geçiriyor. Satın alacağı ürünü internetten iyice araştıran, tüketici yorumlarını didik didik okuyan yeni nesil müşteriler markaların önüne farklı taleplerle gelmekte. Bütün şirketlerin bu talepleri iyi anlamaları, analiz etmeleri ve bunlara çözüm üretmeleri şart. Aksi takdirde bugünün insanına zorla iteleyerek ürün veya hizmet satmak mümkün değil.

Son yıllarda hayatımıza giren Inbound Pazarlama, modern insanın beklentilerine karşılık veren bir felsefeyi benimser. Yaklaşımı, dijital ortamda edindiği bilgi ile güçlenen modern müşterinin (tüketicinin) yapmak istediğini anlamak ve ona yol göstermektir. Inbound Marketing felsefesi eski usul yöntemler kullanarak, ısrarla bir ürün veya hizmeti zorla satmaya çalışan pazarlama anlayışının tam tersidir.

Inbound Marketing’in hedefi, markayı insanlara itelemek yerine onları markaya çekmek ve gönüllü bir şekilde markadan alışveriş yapmalarını sağlamaktır.

Inbound Pazarlama yöntemini uygulamak isteyen yöneticilere önerilerim şunlardır:

  • Markanın odağına insanı koy. Onun ne yapmak istediğini, amacını anla. Tüketicilerini veya müşterilerini “persona”lar ile tanımlayabilir, onları segmentlere ayırabilirsin ama unutma ki her biri senin benim gibi gerçek birer insandır. Dolayısıyla markanın müşterisinin önce insan sonra tüketici olduğu hatırla.
  • İnsanlar her gün kendilerine zorla bir şeyler satmaya çalışan yapışkan satıcılardan bıktı. Bu nedenle Web sitene ya da mağazana gelen insana hemen satış yapmaya çalışma. Onun ihtiyaçlarını anlayabilmek için sorman gereken bütün soruları sor. Ona bilgi vermekte cömert ol. Kendini bir satıcı gibi değil, o insana yardım etmek için görevlendirilmiş bir yetkili gibi gör.
  • Alışveriş yapan her insanı tedirgin eden birçok konu vardır. Yanlış ürüne veya hizmete para harcamak, verdiği karardan dönememek, satın aldıktan sonra markanın ilgisiz kalacağından endişe etmek… Bunlar insanların “acı noktalarıdır”. Her sektörde insanların markalardan alışveriş yaparken karşı karşıya kaldıkları sayısız acı noktası vardır. Kendi markan için bunların hepsini listele ve bunlara çözüm üret. Bugün Amazon, insanların bütün acı noktalarını çözdüğü için dünyada 1 numara olmuştur.
  • Eğer böyle davranırsan insanlar senin markana güven duyacak ve alışveriş yapmaya gönüllü olacaklardır. Markanı kendilerine zorla satış yapmaya çalışan diğer markalardan ayrı bir yere konumlayacaklardır.
  • Satın alma yaptıktan sonra senin markanla ilişkiye devam edecekler, kendi çevrelerine markanı tavsiye edeceklerdir.
  • Bütün bunları hayata geçirmek ve insanlara iyi bir alışveriş deneyimi yaşatmak için dijital teknolojileri hakkıyla kullan.

Dijital çağda istediği bilgiyi edinebilen, önünde sayısız seçenek olan, istediği markadan alışveriş yapabilen modern insana hitap edebilmek, onu markana çekebilmek, onun aklını ve gönlünü kazanabilmek, onun senin markandan can-ı gönülden alışveriş yapmasını sağlamak için gerekli dijital dönüşümü gerçekleştir.

Bu dijital dönüşümü gerçekleştirmeyen markaların bugünün dünyasında iyi bir alışverişçi deneyimi yaşatmaları ve ayakta kalmaları mümkün değil.

Yazar: Temel Aksoy
Kaynak: www.temelaksoy.com

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND