Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Girişimcilerin Türk usulü dünyası…

Yazarımız Faruk Türkoğlu bu kez Türk girişimcilerinde bulunan güçlü ve zayıf özelliklerini yazdı. Bunlar tabii sadece girişimcilerin değil, Türkler olarak bizlerin ortak özellikleri olarak görülebilir. Daha iyi girişimlerin yolu güçlü yanlarımıza odaklanmaktan geçtiğine göre bu yazıyı tıklayalım, okuyalım…

türk usulü girişimcilik, iş hayatı, girişimcilik

Referans gazetesinin üçüncü yılına adım atarken başlattığı “Türkiye”nin Hızlı Balıkları” adlı kapsamlı dizi için genç muhabir arkadaşlarımın yaptığı araştırma ve söyleşiler, iş insanı ve yönetici profilinin hızla değişmekte olduğunu ortaya koyuyor. Geçen ilkbahar ayları süresince ekonomide yaşanan ve zamanla dinmesi beklenen dalgalanmalara karşı verilen tepkinin, geçmiş yıllara göre daha dirençli ve olgun olması da bu gözlemi güçlendiriyor.

Değişen paradigmaya uyum sağlamada büyük mesafe alan girişimcilerimiz ve is insanlarımızın değişen profilinin başlıca karakter çizgilerini şöyle özetlemek mümkün:

-Girişimcilerimiz dünyaya ve iş hayatına eskisine göre daha pozitif bakıyor. Mazeretlerin arkasına saklanmak yerine imkansızlıklarla elinden geldiğince mücadele etmeyi tercih ediyor.

-Yeni iş sahibi ve yönetici kuşağı, geçmiş dönemlere göre daha “dışa dönük ve atak” bir profil veriyor.

-Geçen yüzyılda “Ortadoğu ve Balkanların en büyüğü” olmakla yetinilirken, yeni kuşak girişimciler, yönettikleri kuruluşları bir “Avrupa şirketi” hatta bir “dünya şirketi” durumuna getirmeyi hedefliyor.

– Yeni iş insanı kuşağında eleştirel ve analitik düşünce yeteneği daha yüksek. Bunun en önemli kanıtı, zengin ülkelerde yaşanan 2001-2003 resesyonu sırasında ortaya çıktı. Avrupa”daki farklı tüketici segmentlerinin taleplerine uygun elektronik, beyaz eşya ve konfeksiyon ürünleri ile dış pazarlara giren girişimcilerimiz, dış ülkelerdeki durgunluğa rağmen ihracatlarını hızla artırmayı başardı.

– Krizlerle, iç ve dış ekonomik istikrarsızlıklarla boğuşarak pişen yöneticilerimiz, geçmiş dönemlere göre daha fazla özgüvene sahip görünüyor. Bu özgüven, AB”ye uyum sürecinin zahmet ve sıkıntılarını aşmak konusunda iş dünyasının en büyük kozu olacak.

İddialı hedefler

Zor koşullarda şirketlerinin temelini atıp büyüten “kurucu babalar”ın yerine geçen ikinci kuşak, daha eğitimli ve dışa açık olduğu için, iç ve dış pazarlarda büyüme şansını daha iyi değerlendiriyor. Pazarı okuma yeteneği ve teknolojiyi izleme düzeyi açısından Avrupa”daki meslektaşlarına hızla yaklaşan genç profesyonellerimiz ise küreselleşme döneminin yeni oyun kurallarına uyum konusunda olumlu performans gösteriyor. Çünkü profesyonellerimizi eğitim düzeyi ve yüzde 67 olan yabancı dil bilme oranı, örneğıin Almanya ve Fransa”dakinin gerisinde değil.

Türkiye, bugün 2015 yılında AB”nin tam üyesi olmak ve 2023 yılında AB”nin ortalama refah düzeyine ulaşmak hedeflerine kilitlenmiş durumda. Girişimcilerin ve profesyonellerin değişen profilleri ve küreselleşme dönemine uygun olarak kazandıkları hız, bu hedeflere ulaşılmasını kolaylaştıracak. İşçilerimizin, esnaf ve tüccarın artan verimliliği ile KOBİ”lerin hız kazanarak yapacakları atılım, gelecek dönemde Türkiye”nin önünü açacak.

Bu hedeflere ulaşmak için, kısa vadeli sorunların ve günlük sıkıntıların arada bir üstüne çıkmak ve gözümüzü geleceğe dikmek şart. Kısa vadenin bizi hep zorlayan sırat köprüsünü bir geçebildiğimiz takdirde, Türkiye”nin erişebileceği nokta, en iyimser kişileri olanları bile şaşırtabilecek. Bunun için girişimcilerin aşağıda özetlediğimiz olumlu yönlerini geliştirmeleri, zaaflarını ise azaltması gerekiyor.

Girişimcilerin geliştirmeleri gereken yönleri

İş insanlarımız, aşağıdaki erdem, yetenek ve becerilerini geliştirdikleri takdirde, Türkiye”nin ekonomik kurtuluşuna daha büyük katkıda bulunabilirler:

Varkalım azmi: İnsanımızda yapı olarak en zor koşullarda bile ayakta kalmayı sağlayan bir varkalım azmi var. Amerikalı yazar Mary Lee Settle, Kore”deki bir esir kampında yaşananları bir emekli albay arkadaşının tanıklığı ile naklederken, bu azmin altını çiziyor. “Eğitim düzeyleri daha yüksek olan Amerikalı arkadaşlarım, kısa sürede çözüldü ve sık sık hastalandı. Ölenler. oldu. Biz kendimize bakmayı beceremiyorduk. Türkler ise hayatta kalmayı biliyorlardı. Bizden fazla yiyecekleri yoktu ama neleri varsa paylaşıyorlardı. Örgütlüydüler. Hastalanan Amerikalılara da onlar baktı…” Bu uyum yeteneği , ayakta kalma cesareti ve varkalım azmi, iş insanlarımızda da var. Öyle olmasa, bu kadar krize ve istikrarsızlığa rağmen hâlâ “Yıkılmadım, ayaktayım!” diyebilirler miydi?

Ribaunt yeteneği: Kırılgan ruh hali nedeniyle ikide bir tökezlememize rağmen, girişimcilerimiz sıkıntılı bir dönemden sonra kendilerini çok çabuk toparlayabiliyor. Kriz yıllarının hemen ertesinde yüksek büyüme hızlarına ulaşılması bu yeteneğin en önemli göstergesi sayılıyor. Kocaeli”nde 1999 depreminden hemen üç ay sonra, deprem öncesi kapasite kullanım oranlarına ulaşılması da ribaunt yeteneğinin diğer bir kanıtını oluşturuyor.

Ticari zekâ: Bu topraklarda yaşayan insanların ticari zekâsı hep yüksekti. Dünyanın ilk ticaret merkezi 9000 yıl önce Çatalhöyük”te kurulmuştu. Para ve bankacılık gibi uygulamalar da ilk kez Frigya ve Lidya”da geliştirilmişti. Bunlara Ortadoğu insanının ticari becerileri de eklendiği için girişimcilerimiz alım-satım konularında başarılı bir performans gösterebiliyor. Bu ticaret yeteneğinin, küresel dönemin oyun kurallarına uygun şekilde geliştirilmesi, cari işlemler açığı sorununu çözebilir.

Teknoloji merakı: Girişimcilerimiz yeni bir tesis kurduklarında, en ileri teknolojiyi seçiyor. Fuarlara giden sanayiciler hep en modern makineleri satın alıyor. Bu tercih verimliliğin yükseltilmesini kolaylaştırıyor. Ancak teknoloji üretimi ile araştırma ve geliştirme konusunda maalesef pek istekli görünmüyoruz.

Küresel zihniyet: Büyük bir imparatorluğun mirasçıları olarak, farklı kültürlerden olan insanlarla birlikte yaşamak ve iş yapmak konusunda epey deneyimimiz var. Bu deneyim, gelecek yıllarda ihracatın artırılması, ve yabancı sermaye ile işbirliğinin güçlendirilmesi gibi konularda işe yarayabilir.

Uyum becerisi ve esneklik: Hızlı değişim dönemlerinde ancak değişen ortama ve yeni oyun kurallarına uyum sağlayanlar varlıklarını sürdürebiliyor. Dünya görüşü ve hayat tarzı açısından en gelenekçi girişimcilerimizin bile, ekonomideki yeni trend ve modalara uyum sağlamada gösterdiği başarı, ekonomiye dinamizm kazandırıyor ve gelecek için umut veriyor.

Hızlı olmak: Yeni dönemde yalnız, düşünce, tasarım, karar alma, üretim ve pazarlamada hızlı olanların ayakta kalabileceğini fark eden iş insanlarımız, gerekli önlemleri erkenden alabiliyor. Avrupa Birliği”nde ise 100 yılı aşkın bir sanayi geleneğinin varlığı, iş dünyasının yeniliklere sıcak bakmasını zorlaştırıyor ve üye ülke ekonomilerini yavaşlatıyor.

Cesaret: Ekonomide devlet desteğinin öneminin giderek azalması, iş insanlarımızı gerçek bir kapitalist gibi daha cesur kararlar almaya zorluyor. Bu cesaretin, gözü kara bir iş yapma biçiminden, riskleri de dikkate alan ihtiyatlı bir dinamizme dönüşmesi, gelecek dönemde ekonominin itici gücü haline gelebilir. Cesaretin özellikle, bugüne kadar el atılmamış yeni iş alanlarında gösterilmesi ise ekonominin yıllanmış sorunlarını çözebilir.

Bilgi ve öğrenme açlığı: Geçen yüzyılın 90”lı yıllarına kadar yalnız kendi aklını seven ve kendi bilgisine güvenen girişimcilerimiz son dönemde profesyonellerin, uzmanların ve danışmanları ürettiği bilgilere de değer vermeye başladı. 21. yüzyılda bilginin para ve sermaye kadar önemli bir üretim faktörü olduğunu fark eden girişimcilerin öğrenmeye verdikleri önem, bilgi açığımızı hızla kapatacak gibi görünüyor.

Girişimci ruh: İş insanlarımızın yukarıdaki olumlu yönlerinin verdiği dinamizm sayesinde girişimci bir ruha sahip olduğunu söylemek mümkün. Bu “dışa dönük ve atak” iş yapma biçimi yeni krizlerle törpülenmediği takdirde, Türkiye gelecek 10 yılda AB”nin en dinamik ülkesi olabilir. Eğer iş dünyası diğer yazıda vurguladığımız zaaflarını azaltmayı başarabilirse, bu girişimci ruh sayesinde Türkiye 21. yüzyılın ilk çeyreğinde bir ekonomik mucizeye imza atabilir.

GİRİŞİMCİLERİN KURTULMASI GEREKEN ZAAFLARI

İş sahipleri, yöneticiler ve girişimciler, kültürümüzden ve ekonomi tarihimizden gelen aşağıdaki zaafların etkisinden kurtuldukları takdirde, performansların en yüksek noktaya yükseltebilir:

Sürekli sızlanma alışkanlığı: Girişimcilerimiz en iyi zamanlarında bile hallerinden şikayet eder. Tarihsel olarak Osmanlı dönemindeki mülke el konma (müsadere) korkusundan kaynaklanan bu sızlanmaların arkasında rakipleri kazançlı bir işten uzak tutma amacı da yatar. İş dünyasındaki dernek ve oda başkanlarının bir bölümü ise ağlaklığı, devletten daha fazla teşvik ve destek koparmak için bir araç olarak kullanır. Mafyanın musallat olmasından korktuğu için işlerini kötü gittiğini söyleyenler de vardır. Maliye”nin genellikle hiç vergi vermeyenlerin değil de başarılı ve iyi kazanç sağlayan mükelleflerin peşine düşmesi de, girişimcilerin “İşler iyi gidiyor” demesini önler.

Taklitçilik: Bizde, küçük esnaftan büyük holding sahiplerine kadar taklitçilik çok yaygındır. İş insanlarımız, yeni ve modern iş alanlarına yatırım yapmak yerine, başarılı olan komşusunu taklit eder. Bu eğilim, atıl kapasitelerin ortaya çıkmasına ve kâr marjlarının gerilemesine yol açar.

Yeni iş alanlarından uzak durmak: Taklitçiliğin bir sonucu olarak, yeni ve ileri teknoloji ürünlerine yönelik iş alanlarına yatırım yapan girişimcilerin sayısı yok denecek kadar azdır. Nitekim, son 10 yılda kendi işlerinde başarılı olan tekstilcilerimiz, ileri elektronik, kimya veya biyoteknolojiye yönelmek yerine, parasını lüks konut projelerine yatırmaya başladı. Oysa Güney Kore tekstilden kazandığını elektroniğe yatırarak büyümesini hızlandırmasını bildi.

Deniz korkusu: Girişimcilerimiz geleneksel olarak deniz ticaretine soğuk bakar. 1082”de yazılmış ve 500 yıl Doğu”da sultanların, şehzadelerin ve vezirlerin başucu kitabı olmuş, Kabusname adlı eserde, tüccara şu öğütler verilir: “10 akçen kuru yer seferinde buçuk kâr (yüzde 5 kazanç) getiriyorsa bir akçe kâr (yüzde 10) için denize girme. Gerçi deniz seferinin kârı bol olur ama zahmeti ve ziyanı fazladır… Deniz ticareti hem mala tehlikelidir, hem cana.. Ama acayip eserlerini görmek için bir kez denize girsen uygundur. O da ibret için, kâr için değil…” Girişimcilerimiz, kitabın yazarı Keykavus”un bu öğütlerini yüzyıllardır dinlediği için üç tarafı denizle çevrilmiş olan Türkiye”de Karadeniz Bölgesi dışında yeni pazarlara yelken açmış armatörlerin sayısı çok azdır.

Ortaklıktan çekinmek: “Ortaklı inekten, buzağı yeğdir”, “Ortak malda hayır yoktur” gibi atasözlerimizde de vurgulandığı gibi, iş kültürümüzde ortaklığa pek sıcak bakılmaz. Girişimcilerimiz, mülkiyet kıskançlığı nedeniyle ortaklık, stratejik ittifak ve işbirliği konusunda kılı kırk yarar. Büyük holdinglerimiz arasında stratejik işbirliğine nadiren rastlanır.

Mikroyönetim: Özellikle küçük ve orta boy işletmelerin sahipleri, büyüme stratejisi geliştirmek yerine, işin her türlü ayrıntısı ile uğraşır. Bu girişimciler, yönetim kadrosuna yetki devrine yanaşmadıkları ve ayrıntılar içinde boğuldukları için yaklaşan riskleri ve fırsatları algılayamaz.

Sistematik düşünme eksikliği: İş insanlarımız herhangi bir sorunla karşılaştıklarında, tablonun bütününe bakıp kalıcı çözümler aramaya pek yatkın değildir. Sorunları kısa görünen ama sapa yollardan çözme alışkanlığı nedeniyle, aynı sorunlarla tekrar karşılaşır.

Güvensizlik: Bazı haklı nedenleri de olsa, girişimcilerimiz, komşusuna, ortağına, iş yaptığı kimselere hatta devlete bile güven duymaz. Oysa iş hayatı ancak güven ortamında gelişebilir. Güvensizlik piyasalardaki normal dalgalanmalara bile abartılı tepkiler verilmesine neden olur. Bu “panik atak” nöbetleri, volatilite ve istikrarsızlığa, istikrarsızlık ise güvensizliğin artmasına yol açar.

Ankara”ya aşırı bağımlılık: İş insanlarımız, bir kapitalist olarak kendi gücüne ve yeteneklerine güvenmek yerine, tüm karar ve eylemlerinde Ankara”ya aşırı ölçüde bağımlıdır. Bu bağımlılık, onun kendi iş yapma biçimini ve kararlarını sorgulamasını ve kendi ayakları üzerinde sağlam durmasını önler. İşleri kötü gittiği zaman, yaptıklarını gözden geçirmek yerine hükümeti suçlar, yatırım yaparken de Ankara”dan bir yönlendirme ve sinyal bekler.

Yalnız kısa vadeye yoğunlaşmak: Zamanın algılanmasında daha çok geçmişe ve bugüne yoğunlaşan bir kültürümüz var. İş dünyasında ise ufkumuz ancak kısa vadeli geleceğe kadar uzanıyor. Girişimcilerimiz fırsatları ve riskleri orta ve uzun vadeli olarak incelemekte zorlanıyor. Kısa vadeli olay trafiği içinde sıkışıp kalanlar ise çoğunlukla kırılgan oluyor, negatif ve karamsar düşüncelere kapılıyor. Yabancı girişimciler ise olaya daha uzun vadede ve tarafsız olarak baktıkları için, fırsatları bizden iyi değerlendiriyor.

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

MAKALE

Süt kemik sağlığı bakımından yararlı mı?

sütün faydaları, Manşet, kemik gelişimi

Kemik gelişimi için sütün önemli olduğunu yıllardan beri duyarız. Peki gerçekten süt içmek kemiklerin güçlenmesine düşünüldüğü kadar katkı sağlar mı? İşte www.bbc.com sitesinden hepimizi aydınlatacak nitelikte bir makale…

Süt gerçekten kemikleri güçlendiriyor mu?

Kemiklerimizi güçlendirmek için süt içmek gerektiğine dair sözleri çocukken hepimiz duymuşuzdur.

Süt kalsiyum içerir. Kalsiyum da kemik yoğunluğu için gerekli bir mineral olarak biliniyor.

Ancak süt tüketimi ile kemiklerin güçlenmesi arasında kesin bir bağ olduğunu kanıtlamak o kadar da kolay değil.

Bunu kanıtlamak için iki büyük grupla bir deney yapılması, bunlardan birinin yıllar boyunca bol miktarda süt içerken diğer gruba süt görünümünde plasebo içecek verilmesi gerekiyor. Ama bunu pratikte uygulamak zor.

Onun yerine şu yapılabilir: Binlerce insana geçmiş yıllarda ne kadar süt içtikleri sorulup sonra da en az 10 yıl gözlemlenerek düzenli süt içenlerde daha az sayıda kemik kırılması vakasına rastlanıp rastlanmadığının tespit edilmesi.

ABD’de Harvard Üniversitesi 1997’de böyle bir araştırma yapmıştı. 77 bin kadın hemşire 10 yıl boyunca gözlemlendi. Ancak haftada bir bardak süt içenlerle iki ve daha fazla bardak içenler arasında kol ve kalça kırıkları vaka sayısı bakımından önemli bir fark görülmedi.

Etkisi iki yıl sürüyor

Aynı ekibin 330 bin erkekle yaptığı araştırmada da benzer bir sonuç alındı.

Bu alandaki 15 farklı araştırma 2015’te Yeni Zelandalı bir ekip tarafından incelendiğinde, süt içmek de dahil, kalsiyum bakımından zengin bir diyetin kemikteki kalsiyum yoğunluğunu iki yıl artırdığı, ancak sonra bu artışın durduğu gözlendi.

Diyetle alınan kalsiyuma alternatif olarak haplarla kalsiyum takviyesi de yapılabiliyor. Ancak takviyelerin uzun vadede olumsuz etkide bulunduğuna dair endişeler var.

Yeni Zelandalı ekip 51 araştırmayı inceleyerek kalsiyum takviyesinin uzun vadede avantajları ile olumsuz etkilerini kıyasladığında, onlar da kemiklerdeki güçlenmenin bir-iki yıl sonra durduğunu tespit etti.

Kalsiyum takviyesi, kemik yoğunluğunda yaşlanmaya bağlı kaybı durdurmuyor, sadece geciktiriyordu. Ekip, kemiklerde kırılma oranı bakımından bunun ancak ufak bir azalmaya tekabül ettiği sonucuna vardı.

Aynı veriler farklı ülkelerde incelendiğinde, günlük alınması gereken kalsiyum miktarı bakımından farklı öneriler ortaya çıkmıştı. Örneğin ABD’de önerilen miktar İngiltere ve Hindistan’dakinin iki katına yakındı. ABD’de günde yaklaşık üç su bardağı süt içilmesi salık veriliyor.

2014’te İsveç’te yapılan bir araştırmada ise günde üç bardaktan fazla süt içmenin kemikler için daha fazla yarar getirmediği, hatta zararlı olabileceği sonucuna varılmıştı.

Uppsala Üniversitesi ve Karolinska Enstitüsü’nün yaptığı araştırmada, insanlara önce 1987’de ne kadar süt içtikleri soruldu, daha sonra aynı soru 1997’de tekrarlandı.

2010’da bu insanlar arasında ölüm oranı incelendiğinde günde bir bardak süt içenlerde daha fazla kemik kırılması ve erken ölüm oranına rastlandığı görüldü.

Peynir ve yoğurt daha mı etkili?

Ancak bu araştırmanın da bazı sorunları vardı. İnsanlara daha önceki yıllarda ne kadar süt tükettikleri sorulmuştu, bunu doğru bir şekilde tahmin etmek mümkün olmayabilirdi, zira süt tüketimi farklı şekillerde olabilirdi.

Ayrıca bu tür araştırmalardaki en büyük sorun burada da kendisini gösteriyordu: İki olay birbiriyle gerçekten bağlantılı mı veya neden-sonuç ilişkisi gerçekten var mı?

Aynı araştırmada kafa karıştıran bir diğer sonuç ise peynir ve yoğurt tüketimi ile daha az sayıda kırık oranı arasında bir bağlantı kurulmasıydı.

Araştırmacılar, insanlara beslenme konusunda tavsiyelerde bulunurken bu sonuçların dayanak alınması için erken olduğunu, benzer araştırmaların tekrarlanması gerektiğini söylüyor. Bu sonuçlardan yola çıkarak beslenme düzenini değiştirme konusunda temkinli davranılması tavsiye ediliyor.

Yani kısaca diyebiliriz ki, mevcut verilere göre, süt içmeye devam etme konusunda bir sorun yok. Süt kemik sağlığı bakımından yararlı olabilir. Ama bu yarar sandığımız kadar uzun süreli olmayabilir.

Ayrıca kemik sağlığı açısından etkili diğer yöntemleri de uygulamak gerekir. Egzersiz yapmak ve beslenme, güneş ışığı ve fazla güneşin olmadığı yerlerde kışın D vitamini takviyesi yoluyla yeterince D vitamini almak gibi.

Uyarı: Bu makale sadece genel bilgi verme amacıyla yazılmıştır ve doktor tavsiyesi olarak ele alınmaması gerekir. Makalenin içeriğinden yola çıkarak okurun kendi başına koyduğu teşhislerden BBC sorumlu değildir. Sağlığınızla ilgili herhangi bir endişeniz varsa doktorunuza danışın.

Kaynak: www.bbc.com

Okumaya devam et

MAKALE

Hepimizin biraz sakinleşmeye ihtiyacı var

sinirliyken sakinleşmek için ne yapmalı, sakinleşmek, Manşet

Günlük hayatımızda hemen her yerde can sıkıcı olaylarla karşılaşabiliyoruz. Bu olaylara verdiğimiz tepkiler de o anki ruh halimize göre değişiklik gösterebiliyor. Bu da bizi fazlasıyla yıpratabiliyor. Peki ne yapmalıyız? İşte sakinleşmek için kendimize sormamız gereken sorular…

Endişe duygusuna kapıldığınızda sakinleşmek için kendinize sorabileceğiniz sorular

Bazen insan sebepli veya sebepsiz yere endişeye kapılır. Öyle ki bu duygusunu başkalarına açıklamakta bile zorlanır. Anne babasının hastalanacağından, çok fazla para harcadığından, sevdiklerinin duygularını incitmekten, mesajlara cevap vermeyen bir arkadaş yüzünden bile endişelenir. Bir yakını eve geç geldiğinde, topluluk önünde konuşması gerektiğinde endişelenen sadece siz değilsiniz. Herhangi bir sebepten ötürü endişeye kapıldığınızda, göğsünüze bir ağırlık çöktüğünde şunu hatırlayın; yalnız değilsiniz. Endişe, birden fazla şekilde ortaya çıkabilir. Endişe duygusundan kurtulmanın da birden fazla yöntemi var. Bunlardan biri de sakinleşmek için kendinize soru sormak. İşte endişelendiğiniz zamanlarda bu duygudan uzaklaşmak için kendinize sorabileceğiniz sorular:

1. Bu gerçekten bir tehdit mi?

Hayatta kazalar olur. Ancak çoğu zaman endişe duygusuna kapıldığımızda, işlerin gerçekten de ters gittiğini söylemek biraz zor. Peki o halde sizi bu kadar endişelendiren şey ne? O şeyin gerçekleşme ihtimali ne? Bunu gerçekten bir anlığına da olsa düşünün. Bu sorulara bulacağınız yanıtlar, endişelenmenize sebep olan şeyin gerçek bir tehdit olup olmadığını kavramanızı kolaylaştırır.

2. Hazırlıklı olmak için elinizden gelen her şeyi yaptınız mı?

Hayatta bazı şeyleri kontrol edebilirsiniz, önlem alabilirsiniz. Bisiklete biniyorsanız, kask takmalısınız. Evdeki alarmın çalışıp çalışmadığını kontrol etmeli, sağlık sigortanızı ihmal etmemeli, düzenli aralıklarla doktora görünmelisiniz. Biraz sıkıcı bir çözüm olabilir ancak kendinize kontrol edilecekler listesi hazırlayabilirsiniz. Gözden geçirdiğiniz unsurları tek tek işaretlediğiniz zaman endişelerinizden bir nebze kurtulabilir, daha sakin ve planlı hareket edebilirsiniz.

3. Zihniniz biraz aşırıya kaçıyor olabilir mi?

Gecenin bir yarısı endişeye kapılmış, korkmuş ve yorgun düşmüş bir zihinden daha kötü ne olabilir? Eğer panik duygunuz ve endişeleriniz işle, başka insanlarla veya dikkatinizi dağıtacak herhangi bir şeyle ilgili olmayan saatlerde ortaya çıkıyorsa, bu durumda kontrolü ele almalısınız. Derin nefesler alıp vererek düşüncelerinizi değiştirebilir veya bir uyku meditasyonu videosu açabilirsiniz. Gece gelen kaygılarınızın, güneşin ışığıyla birlikte ortadan kaybolacağını düşünebilirsiniz.

Aslında korkmanız gereken şey, endişelerinize sebep olan şeyler değil, endişenin ta kendisi. Amerikalı ünlü yazar Seth Godin, “Endişe, davranışlarımızı verimli bir şekilde değiştirdiği zaman kullanışlıdır. Bunun dışında kalan endişe duygusu, dikkat dağınıklığının olumsuz hali, bizi çalışmaktan veya hayatımızı yaşamaktan alıkoymak için tasarlanmış bir oyalanma şeklidir” diyor.

Bir sonraki sefer panik duygunuz arttığında, endişelerinize kapıldığınızda kendinize sorular sorarak bu duyguyla baş etmeyi ve ondan kurtulmayı deneyebilirsiniz.

Kaynak: www.uplifers.com

Okumaya devam et

MAKALE

Evcil hayvan beslemenin çocuklar üzerindeki etkisi

Manşet, hayvan sevgisinin önemi, evcil hayvan, çocuk gelişimi

Evcil hayvan beslemek çocuklar için gerçekten birer tehdit mi? Evcil hayvanlar çocuklar üzerinde ne gibi etkilere sahipler? İşte www.yakiniliskiler.com sitesinden tüm bu sorulara yanıt olabilecek nitelikte bir yazı…

Evcil Hayvanlar Çocukların Gelişimini Nasıl Etkiliyor?

Hemen hepimizin kedi ve köpeklere dair çocukluk anıları vardır. Kimimiz bir sokak köpeğini sahiplenmek için ailemizi ikna etmeye çalışmışızdır, kimimiz bir yavru kediyi marketten aldığımız sütle beslemişizdir. Maalesef bazılarımız ise bu sevimli dostlarımızla oynarken ebeveynlerimiz tarafından uyarılmışızdır: “Sürme ellerini şu köpeğe!”, “Nereden buldun bu pis şeyi?!” Ebeveynler çocuklarının sağlığı ve güvenliğinden endişe ettikleri için böyle tepkiler veriyor olabilirler; fakat bu sevimli dostlarımız çocuklar için gerçekten birer tehdit mi? Evcil hayvanlar çocuklar üzerinde ne gibi etkilere sahipler?

2017 yılında yapılan bir araştırmaya göre, ergenlik dönemindeki çocuklar evcil hayvanlarıyla olan ilişkilerinden kardeşleriyle olan ilişkilerine göre daha fazla tatmin oluyorlar1. “Ama kardeşlerimizle ve evcil hayvanlarımızla aynı şeyleri paylaşmıyoruz ki” diye düşünebilirsiniz; fakat araştırmaya göre çocukların kardeşleriyle ve evcil hayvanlarıyla paylaştıkları şeyler birbiriyle hemen hemen aynı. Hatta bazı durumlarda çocuklar evcil hayvanlarına kardeşlerinden daha fazla şey anlatabiliyorlar. Buna ek olarak belirtmek gerekiyor ki; köpek sahibi olan ailelerin çocukları diğer evcil hayvanlara sahip olan ailelerin çocuklarına kıyasla evcil hayvanlarıyla olan ilişkilerinden daha memnunlar. Fakat bir köpekle yaşamanın mümkün olmadığı durumlarda diğer hayvanlar da çocuklar için son derece faydalı birer dost görevi görüyorlar.

Çok sayıda araştırma gösteriyor ki, evcil hayvanlarımızla kurduğumuz temas oksitosin salgılamamıza sebep oluyor ve bu da bizim rahatlamamızı ve sakinleşmemizi sağlıyor2. Çocuklar da – tıpkı yetişkinler gibi – stresli durumlarda, güvene veya duygusal desteğe ihtiyaç duyduklarında, öfkelendiklerinde veya üzüldüklerinde evcil hayvanlarından destek alıyorlar3,4. Fakat evcil hayvanların çocuklara faydaları bunlarla sınırlı değil. Araştırmalara göre çocuklar sadece insanlarla değil, evcil hayvanlarıyla da bağlanma ilişkisi kurabiliyorlar5. Kediler ve köpekler sevgimize karşılık verebilen canlılar oldukları için bağlanma ihtiyaçlarımızı kısmen de olsa karşılayabiliyorlar ve ebeveynleri tarafından yeterli ilgi görmeyen çocukların gelişiminde ciddi seviyede olumlu bir etki yaratabiliyorlar6,7. Ebeveynleri ile sağlıklı bir bağlanma gerçekleştiremeyen çocuklar ise ebeveynlerinin yerini evcil hayvanları ile doldurup güvenli bağlanma dinamikleri geliştirebiliyorlar8.

Evcil hayvanlar bebeklerin bilişsel gelişimi için de son derece faydalı olabiliyor. Yapılan bir araştırmaya göre; evcil hayvanlar bebeklerin konuşmayı öğrenmelerini ve gelecekte daha iyi sözlü iletişim kurmalarını kolaylaştırıyorlar9. Sabırlı birer dinleyici olmaları sebebiyle hayvanlar bebekleri konuşmaya teşvik edebiliyorlar. Bunun yanı sıra, bebekler de evcil hayvanlara sevgilerini göstermek veya komut vermek amacıyla iletişim kurmaya çabalayabiliyorlar. Evcil hayvanlar bebeklerdeki merak duygusunu tetikleyerek onları öğrenmeye teşvik edebiliyor ve aynı zamanda onlara koşulsuz ilgi göstererek duygusal destek sunabiliyorlar6. Ayrıca, öğrenme anlamlı ilişkiler içerisinde gerçekleştiğinde daha kalıcı ve etkili olduğu için evcil hayvanlarla kurdukları ilişkiler bebeklerde öğrenmeyi kolaylaştırıcı bir işlev de kazanabiliyor.

Evcil hayvanlar sadece varlıklarıyla dahi çocuklar üzerinde olumlu etkiler bırakabiliyor fakat birçok araştırma gösteriyor ki çocuklar ve evcil hayvanlar arasındaki bağ ne kadar güçlüyse, bu olumlu etkiler de bir o kadar fazla görülüyor. Bir araştırmaya göre; evcil hayvanlarıyla güçlü bağları olan çocuklar evcil hayvanlarıyla zayıf bağları olan çocuklara göre kendilerini daha güvende hissediyor, takım çalışmasına daha fazla yatkınlık gösteriyor ve daha iyi empati kurabiliyorlar10. Bir diğer araştırmaya göreyse, evcil hayvanlarla güçlü bağlara sahip olmak çocuklarda sorumluluk bilincini geliştiriyor11. Fakat belirtmekte fayda var; çocukların sorumluluk bilincini geliştirmek isteyen ebeveynlerin hayvan bakımı konusunda (örneğin evcil hayvanları nasıl incitmeden sevmek gerektiği, onlara nasıl davranmak gerektiği) çocuklarına rehberlik etmeleri de son derece önemli.

Özetlemek gerekirse; evcil hayvanlar hem bebekler hem de çocuklar üzerinde son derece önemli pozitif etkilere sahip. Bebeklerin bilişsel yeteneklerini geliştiriyorlar, onlarda merak uyandırıp keşfetmeye motive ediyorlar. Hem bebeklere hem de daha büyük çocuklara duygusal destek sunuyorlar. Bağlanma ilişkisinin gerektirdiği ihtiyaçları ebeveynleri tarafından karşılanmayan çocukların bu ihtiyaçlarının bir kısmını karşılayabiliyorlar ve bir nevi ebeveynleri tamamlayıcı bir görev üstlenebiliyorlar. Ergenlik dönemindeki çocuklar için yakın ve güvenilir bir arkadaş görevi görüp, onların çeşitli sosyal ihtiyaçlarını karşılayabiliyorlar. Tüm bunları göz önünde bulundurduğumuzda şunu söyleyebiliriz: Evcil hayvan sahibi olmak bir çocuk sahibi olmaya, çocuk sahibi olmaksa yuvaya ihtiyacı olan bir hayvan sahiplenmeye engel değil. İnternette sıkça karşımıza çıkan bu inanılmaz sevimli çiftler beraberken daha mutlu ve sağlıklı bile olabilirler!

Kaynak: www.yakiniliskiler.com
Yazan: Alper Günay
Düzenleyen: Gizem Sürenkök

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç
EĞİTMENLER2 ay önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER3 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER3 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı
EĞİTMENLER3 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER4 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER4 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER4 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND