Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Girişimcilerin Türk usulü dünyası…

Yazarımız Faruk Türkoğlu bu kez Türk girişimcilerinde bulunan güçlü ve zayıf özelliklerini yazdı. Bunlar tabii sadece girişimcilerin değil, Türkler olarak bizlerin ortak özellikleri olarak görülebilir. Daha iyi girişimlerin yolu güçlü yanlarımıza odaklanmaktan geçtiğine göre bu yazıyı tıklayalım, okuyalım…

türk usulü girişimcilik, iş hayatı, girişimcilik

Referans gazetesinin üçüncü yılına adım atarken başlattığı “Türkiye”nin Hızlı Balıkları” adlı kapsamlı dizi için genç muhabir arkadaşlarımın yaptığı araştırma ve söyleşiler, iş insanı ve yönetici profilinin hızla değişmekte olduğunu ortaya koyuyor. Geçen ilkbahar ayları süresince ekonomide yaşanan ve zamanla dinmesi beklenen dalgalanmalara karşı verilen tepkinin, geçmiş yıllara göre daha dirençli ve olgun olması da bu gözlemi güçlendiriyor.

Değişen paradigmaya uyum sağlamada büyük mesafe alan girişimcilerimiz ve is insanlarımızın değişen profilinin başlıca karakter çizgilerini şöyle özetlemek mümkün:

-Girişimcilerimiz dünyaya ve iş hayatına eskisine göre daha pozitif bakıyor. Mazeretlerin arkasına saklanmak yerine imkansızlıklarla elinden geldiğince mücadele etmeyi tercih ediyor.

-Yeni iş sahibi ve yönetici kuşağı, geçmiş dönemlere göre daha “dışa dönük ve atak” bir profil veriyor.

-Geçen yüzyılda “Ortadoğu ve Balkanların en büyüğü” olmakla yetinilirken, yeni kuşak girişimciler, yönettikleri kuruluşları bir “Avrupa şirketi” hatta bir “dünya şirketi” durumuna getirmeyi hedefliyor.

– Yeni iş insanı kuşağında eleştirel ve analitik düşünce yeteneği daha yüksek. Bunun en önemli kanıtı, zengin ülkelerde yaşanan 2001-2003 resesyonu sırasında ortaya çıktı. Avrupa”daki farklı tüketici segmentlerinin taleplerine uygun elektronik, beyaz eşya ve konfeksiyon ürünleri ile dış pazarlara giren girişimcilerimiz, dış ülkelerdeki durgunluğa rağmen ihracatlarını hızla artırmayı başardı.

– Krizlerle, iç ve dış ekonomik istikrarsızlıklarla boğuşarak pişen yöneticilerimiz, geçmiş dönemlere göre daha fazla özgüvene sahip görünüyor. Bu özgüven, AB”ye uyum sürecinin zahmet ve sıkıntılarını aşmak konusunda iş dünyasının en büyük kozu olacak.

İddialı hedefler

Zor koşullarda şirketlerinin temelini atıp büyüten “kurucu babalar”ın yerine geçen ikinci kuşak, daha eğitimli ve dışa açık olduğu için, iç ve dış pazarlarda büyüme şansını daha iyi değerlendiriyor. Pazarı okuma yeteneği ve teknolojiyi izleme düzeyi açısından Avrupa”daki meslektaşlarına hızla yaklaşan genç profesyonellerimiz ise küreselleşme döneminin yeni oyun kurallarına uyum konusunda olumlu performans gösteriyor. Çünkü profesyonellerimizi eğitim düzeyi ve yüzde 67 olan yabancı dil bilme oranı, örneğıin Almanya ve Fransa”dakinin gerisinde değil.

Türkiye, bugün 2015 yılında AB”nin tam üyesi olmak ve 2023 yılında AB”nin ortalama refah düzeyine ulaşmak hedeflerine kilitlenmiş durumda. Girişimcilerin ve profesyonellerin değişen profilleri ve küreselleşme dönemine uygun olarak kazandıkları hız, bu hedeflere ulaşılmasını kolaylaştıracak. İşçilerimizin, esnaf ve tüccarın artan verimliliği ile KOBİ”lerin hız kazanarak yapacakları atılım, gelecek dönemde Türkiye”nin önünü açacak.

Bu hedeflere ulaşmak için, kısa vadeli sorunların ve günlük sıkıntıların arada bir üstüne çıkmak ve gözümüzü geleceğe dikmek şart. Kısa vadenin bizi hep zorlayan sırat köprüsünü bir geçebildiğimiz takdirde, Türkiye”nin erişebileceği nokta, en iyimser kişileri olanları bile şaşırtabilecek. Bunun için girişimcilerin aşağıda özetlediğimiz olumlu yönlerini geliştirmeleri, zaaflarını ise azaltması gerekiyor.

Girişimcilerin geliştirmeleri gereken yönleri

İş insanlarımız, aşağıdaki erdem, yetenek ve becerilerini geliştirdikleri takdirde, Türkiye”nin ekonomik kurtuluşuna daha büyük katkıda bulunabilirler:

Varkalım azmi: İnsanımızda yapı olarak en zor koşullarda bile ayakta kalmayı sağlayan bir varkalım azmi var. Amerikalı yazar Mary Lee Settle, Kore”deki bir esir kampında yaşananları bir emekli albay arkadaşının tanıklığı ile naklederken, bu azmin altını çiziyor. “Eğitim düzeyleri daha yüksek olan Amerikalı arkadaşlarım, kısa sürede çözüldü ve sık sık hastalandı. Ölenler. oldu. Biz kendimize bakmayı beceremiyorduk. Türkler ise hayatta kalmayı biliyorlardı. Bizden fazla yiyecekleri yoktu ama neleri varsa paylaşıyorlardı. Örgütlüydüler. Hastalanan Amerikalılara da onlar baktı…” Bu uyum yeteneği , ayakta kalma cesareti ve varkalım azmi, iş insanlarımızda da var. Öyle olmasa, bu kadar krize ve istikrarsızlığa rağmen hâlâ “Yıkılmadım, ayaktayım!” diyebilirler miydi?

Ribaunt yeteneği: Kırılgan ruh hali nedeniyle ikide bir tökezlememize rağmen, girişimcilerimiz sıkıntılı bir dönemden sonra kendilerini çok çabuk toparlayabiliyor. Kriz yıllarının hemen ertesinde yüksek büyüme hızlarına ulaşılması bu yeteneğin en önemli göstergesi sayılıyor. Kocaeli”nde 1999 depreminden hemen üç ay sonra, deprem öncesi kapasite kullanım oranlarına ulaşılması da ribaunt yeteneğinin diğer bir kanıtını oluşturuyor.

Ticari zekâ: Bu topraklarda yaşayan insanların ticari zekâsı hep yüksekti. Dünyanın ilk ticaret merkezi 9000 yıl önce Çatalhöyük”te kurulmuştu. Para ve bankacılık gibi uygulamalar da ilk kez Frigya ve Lidya”da geliştirilmişti. Bunlara Ortadoğu insanının ticari becerileri de eklendiği için girişimcilerimiz alım-satım konularında başarılı bir performans gösterebiliyor. Bu ticaret yeteneğinin, küresel dönemin oyun kurallarına uygun şekilde geliştirilmesi, cari işlemler açığı sorununu çözebilir.

Teknoloji merakı: Girişimcilerimiz yeni bir tesis kurduklarında, en ileri teknolojiyi seçiyor. Fuarlara giden sanayiciler hep en modern makineleri satın alıyor. Bu tercih verimliliğin yükseltilmesini kolaylaştırıyor. Ancak teknoloji üretimi ile araştırma ve geliştirme konusunda maalesef pek istekli görünmüyoruz.

Küresel zihniyet: Büyük bir imparatorluğun mirasçıları olarak, farklı kültürlerden olan insanlarla birlikte yaşamak ve iş yapmak konusunda epey deneyimimiz var. Bu deneyim, gelecek yıllarda ihracatın artırılması, ve yabancı sermaye ile işbirliğinin güçlendirilmesi gibi konularda işe yarayabilir.

Uyum becerisi ve esneklik: Hızlı değişim dönemlerinde ancak değişen ortama ve yeni oyun kurallarına uyum sağlayanlar varlıklarını sürdürebiliyor. Dünya görüşü ve hayat tarzı açısından en gelenekçi girişimcilerimizin bile, ekonomideki yeni trend ve modalara uyum sağlamada gösterdiği başarı, ekonomiye dinamizm kazandırıyor ve gelecek için umut veriyor.

Hızlı olmak: Yeni dönemde yalnız, düşünce, tasarım, karar alma, üretim ve pazarlamada hızlı olanların ayakta kalabileceğini fark eden iş insanlarımız, gerekli önlemleri erkenden alabiliyor. Avrupa Birliği”nde ise 100 yılı aşkın bir sanayi geleneğinin varlığı, iş dünyasının yeniliklere sıcak bakmasını zorlaştırıyor ve üye ülke ekonomilerini yavaşlatıyor.

Cesaret: Ekonomide devlet desteğinin öneminin giderek azalması, iş insanlarımızı gerçek bir kapitalist gibi daha cesur kararlar almaya zorluyor. Bu cesaretin, gözü kara bir iş yapma biçiminden, riskleri de dikkate alan ihtiyatlı bir dinamizme dönüşmesi, gelecek dönemde ekonominin itici gücü haline gelebilir. Cesaretin özellikle, bugüne kadar el atılmamış yeni iş alanlarında gösterilmesi ise ekonominin yıllanmış sorunlarını çözebilir.

Bilgi ve öğrenme açlığı: Geçen yüzyılın 90”lı yıllarına kadar yalnız kendi aklını seven ve kendi bilgisine güvenen girişimcilerimiz son dönemde profesyonellerin, uzmanların ve danışmanları ürettiği bilgilere de değer vermeye başladı. 21. yüzyılda bilginin para ve sermaye kadar önemli bir üretim faktörü olduğunu fark eden girişimcilerin öğrenmeye verdikleri önem, bilgi açığımızı hızla kapatacak gibi görünüyor.

Girişimci ruh: İş insanlarımızın yukarıdaki olumlu yönlerinin verdiği dinamizm sayesinde girişimci bir ruha sahip olduğunu söylemek mümkün. Bu “dışa dönük ve atak” iş yapma biçimi yeni krizlerle törpülenmediği takdirde, Türkiye gelecek 10 yılda AB”nin en dinamik ülkesi olabilir. Eğer iş dünyası diğer yazıda vurguladığımız zaaflarını azaltmayı başarabilirse, bu girişimci ruh sayesinde Türkiye 21. yüzyılın ilk çeyreğinde bir ekonomik mucizeye imza atabilir.

GİRİŞİMCİLERİN KURTULMASI GEREKEN ZAAFLARI

İş sahipleri, yöneticiler ve girişimciler, kültürümüzden ve ekonomi tarihimizden gelen aşağıdaki zaafların etkisinden kurtuldukları takdirde, performansların en yüksek noktaya yükseltebilir:

Sürekli sızlanma alışkanlığı: Girişimcilerimiz en iyi zamanlarında bile hallerinden şikayet eder. Tarihsel olarak Osmanlı dönemindeki mülke el konma (müsadere) korkusundan kaynaklanan bu sızlanmaların arkasında rakipleri kazançlı bir işten uzak tutma amacı da yatar. İş dünyasındaki dernek ve oda başkanlarının bir bölümü ise ağlaklığı, devletten daha fazla teşvik ve destek koparmak için bir araç olarak kullanır. Mafyanın musallat olmasından korktuğu için işlerini kötü gittiğini söyleyenler de vardır. Maliye”nin genellikle hiç vergi vermeyenlerin değil de başarılı ve iyi kazanç sağlayan mükelleflerin peşine düşmesi de, girişimcilerin “İşler iyi gidiyor” demesini önler.

Taklitçilik: Bizde, küçük esnaftan büyük holding sahiplerine kadar taklitçilik çok yaygındır. İş insanlarımız, yeni ve modern iş alanlarına yatırım yapmak yerine, başarılı olan komşusunu taklit eder. Bu eğilim, atıl kapasitelerin ortaya çıkmasına ve kâr marjlarının gerilemesine yol açar.

Yeni iş alanlarından uzak durmak: Taklitçiliğin bir sonucu olarak, yeni ve ileri teknoloji ürünlerine yönelik iş alanlarına yatırım yapan girişimcilerin sayısı yok denecek kadar azdır. Nitekim, son 10 yılda kendi işlerinde başarılı olan tekstilcilerimiz, ileri elektronik, kimya veya biyoteknolojiye yönelmek yerine, parasını lüks konut projelerine yatırmaya başladı. Oysa Güney Kore tekstilden kazandığını elektroniğe yatırarak büyümesini hızlandırmasını bildi.

Deniz korkusu: Girişimcilerimiz geleneksel olarak deniz ticaretine soğuk bakar. 1082”de yazılmış ve 500 yıl Doğu”da sultanların, şehzadelerin ve vezirlerin başucu kitabı olmuş, Kabusname adlı eserde, tüccara şu öğütler verilir: “10 akçen kuru yer seferinde buçuk kâr (yüzde 5 kazanç) getiriyorsa bir akçe kâr (yüzde 10) için denize girme. Gerçi deniz seferinin kârı bol olur ama zahmeti ve ziyanı fazladır… Deniz ticareti hem mala tehlikelidir, hem cana.. Ama acayip eserlerini görmek için bir kez denize girsen uygundur. O da ibret için, kâr için değil…” Girişimcilerimiz, kitabın yazarı Keykavus”un bu öğütlerini yüzyıllardır dinlediği için üç tarafı denizle çevrilmiş olan Türkiye”de Karadeniz Bölgesi dışında yeni pazarlara yelken açmış armatörlerin sayısı çok azdır.

Ortaklıktan çekinmek: “Ortaklı inekten, buzağı yeğdir”, “Ortak malda hayır yoktur” gibi atasözlerimizde de vurgulandığı gibi, iş kültürümüzde ortaklığa pek sıcak bakılmaz. Girişimcilerimiz, mülkiyet kıskançlığı nedeniyle ortaklık, stratejik ittifak ve işbirliği konusunda kılı kırk yarar. Büyük holdinglerimiz arasında stratejik işbirliğine nadiren rastlanır.

Mikroyönetim: Özellikle küçük ve orta boy işletmelerin sahipleri, büyüme stratejisi geliştirmek yerine, işin her türlü ayrıntısı ile uğraşır. Bu girişimciler, yönetim kadrosuna yetki devrine yanaşmadıkları ve ayrıntılar içinde boğuldukları için yaklaşan riskleri ve fırsatları algılayamaz.

Sistematik düşünme eksikliği: İş insanlarımız herhangi bir sorunla karşılaştıklarında, tablonun bütününe bakıp kalıcı çözümler aramaya pek yatkın değildir. Sorunları kısa görünen ama sapa yollardan çözme alışkanlığı nedeniyle, aynı sorunlarla tekrar karşılaşır.

Güvensizlik: Bazı haklı nedenleri de olsa, girişimcilerimiz, komşusuna, ortağına, iş yaptığı kimselere hatta devlete bile güven duymaz. Oysa iş hayatı ancak güven ortamında gelişebilir. Güvensizlik piyasalardaki normal dalgalanmalara bile abartılı tepkiler verilmesine neden olur. Bu “panik atak” nöbetleri, volatilite ve istikrarsızlığa, istikrarsızlık ise güvensizliğin artmasına yol açar.

Ankara”ya aşırı bağımlılık: İş insanlarımız, bir kapitalist olarak kendi gücüne ve yeteneklerine güvenmek yerine, tüm karar ve eylemlerinde Ankara”ya aşırı ölçüde bağımlıdır. Bu bağımlılık, onun kendi iş yapma biçimini ve kararlarını sorgulamasını ve kendi ayakları üzerinde sağlam durmasını önler. İşleri kötü gittiği zaman, yaptıklarını gözden geçirmek yerine hükümeti suçlar, yatırım yaparken de Ankara”dan bir yönlendirme ve sinyal bekler.

Yalnız kısa vadeye yoğunlaşmak: Zamanın algılanmasında daha çok geçmişe ve bugüne yoğunlaşan bir kültürümüz var. İş dünyasında ise ufkumuz ancak kısa vadeli geleceğe kadar uzanıyor. Girişimcilerimiz fırsatları ve riskleri orta ve uzun vadeli olarak incelemekte zorlanıyor. Kısa vadeli olay trafiği içinde sıkışıp kalanlar ise çoğunlukla kırılgan oluyor, negatif ve karamsar düşüncelere kapılıyor. Yabancı girişimciler ise olaya daha uzun vadede ve tarafsız olarak baktıkları için, fırsatları bizden iyi değerlendiriyor.

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

MAKALE

Anlatacak çok hikâyemiz var!

romanlar, modern romanlar, Manşet, homeros, hikayeler, destanlar

İnsanların düşüncelerini şekillendirdiği ve tarihi etkilediği düşünülen eserler www.bbc.com tarafından derlendi. İşte binlerce yıl öncesine dayanan destanlardan modern romanlara kadar kuşakların düşünce tarzını etkileyen muhteşem eserler… 

Dünyayı şekillendiren hikâyeler

Binlerce yıl öncesine dayanan destanlardan modern romanlara kadar dünyanın değişmesine vesile olan ve kuşakların düşünce tarzını etkileyen eserler…

Büyük İskender genç yaştan itibaren Makedonya’nın kralı olmak üzere yetiştirilmişti. Yunanistan’ın kuzeyindeki bu küçük krallık başta Pers İmparatorluğu olmak üzere, komşularıyla sürekli savaş halindeydi. Bu nedenle savaşta ordusuna önderlik etmeyi erkenden öğrenmesi gerekiyordu.

Babası öldürüldüğünde İskender tahta geçti. Krallığın güvenliğini sağlamanın yanı sıra Pers İmparatorluğu’nu yenilgiye uğrattı, Mısır’dan Hindistan’a kadar yayılan toprakları ele geçirdi.

İskender’in elinde başka bir silahı daha vardı: Homeros’un İlyada’sı. Öğretmeni Aristoteles’in yardımıyla bu destanı ayrıntılı bir şekilde incelemişti. Seferlerine başladığında, hiçbir askeri önemi olmasa da destanda adı geçen Truva’da durmuş, oradaki sahneleri gözünde canlandırmıştı. Seferleri boyunca İlyada kitabıyla uyumuştu.

Homeros’un destanı, edebi öneminin yanı sıra, etkisi antik Yunanistan’ın kütüphanelerini ve kamp ateşlerinin çok ötesine geçen bir eser oldu. Bu eserde Yunan kültürünün düşünme ve yaşam biçimi resmediliyordu.

İlyada destanı ile İskender arasında karşılıklı bir etkileşim olmuştu. Bu destandan ilham alan İskender, Yunancanın geniş bir alanda konuşulan bir dil olmasını sağlayarak İlyada’yı dünya edebiyatının bir parçası haline getirmiş oldu. İskender’den sonraki hükümdarlar, İskenderiye ve Bergama’da kurdukları büyük kütüphanelerle Homer’in eserinin geleceğe aktarılmasını sağladı.

Hikayelerin öneminin ve etkisinin bir kitabın sayfalarının dışına taşmasına iyi bir örnektir bu. Yunan filozofu Eflatun (Plato)’ya göre, sanat insana sadece zevk vermemeli, aynı zamanda yasalara ve insan hayatına faydalı olmalı.

İlyada benzeri diğer eserlere Mezopotamya bölgesinden Gılgamış Destanı, Amerika’dan ise Mayaların Popol Vuh hikayesi gösterilebilir. Bu destanlar, nereden geliyoruz ve biz kimiz gibi sorular açısından tüm kültürlere referans oldu.

Çin edebiyatı ise Şarkılar Kitabı adıyla bilinen şiirlere dayanıyordu. Şiir yazmak ve okumak sadece şairlerin işi değildi. İmparatorluk idaresinde önemli bir mevkiye gelmek için sınava tabi tutulan insanlara şiir alanından ayrıntılı sorular soruluyordu.

Şarkılar Kitabı, şiiri Doğu Asya’da en önemli edebiyat tarzı haline getirdi. Dünya edebiyatının ilk önemli romanları şiirin etkisi altındaydı. 11. yüzyılın başlarında yazar Murasaki Şikibu Japon edebiyatının başyapıtlarından biri olacak olan ve dünyanın ilk romanı kabul edilen Genji’nin Hikayesi’ni yazmadan önce Çince öğrenmiş ve 1000 sayfayı aşkın kitabında 800 şiire yer vermişti.

Dünyada okur-yazar insan sayısının artması, kağıt ve matbaa gibi yeni buluşlar, yazılı hikayenin etkisinin artmasına neden oldu.

Araplar Çinlilerden kağıt yapımını öğrenmiş, daha önce sözlü olarak aktarılan hikayeler yazılı hale getirilerek Bin Bir Gece Masalları gibi eserler ortaya çıkmıştı.

Eski destansı hikayeler ve şiirlerden daha çeşitli olan bu masallar hem eğitim hem de eğlence işlevi görüyordu. Bin Bir Gece Masalları’nda, anlatıcı Şehrazat’ın, her kadınla bir gece yattıktan sonra kafasını uçuran Pers şahlar şahı Şehriyar’ı bu masallarla erdemli ve iyi kalpli bir insan haline getirmesinin hikayesi anlatılıyordu.

Şiir, masal ve destanlar daha sonraki edebiyat tarihine de damgasını vurdu. 13. yüzyıl İtalyan şairi Dante Alighieri, İlahi Komedya adlı eserinde Hristiyan inanca göre Cehennem, Araf ve Cenneti tarif ederken epik şiir formunu kullandı.

Üstelik Latince değil, Toskana bölgesinde konuşulan bir lehçede yazmıştı eseri. Böylece bugün İtalyanca olarak bildiğimiz dil yaygınlaştı. Edebiyatın dil üzerindeki etkisine iyi bir örnektir bu.

Bu alandaki en büyük değişim, Johannes Gutenberg’in Çin’deki teknikleri geliştirerek kuzey Avrupa’da matbaayı kurması sonucu oldu. Bu sayede kitaplar kitlelere ulaştı. Edebiyat açısından bu döneme roman damga vurdu ve kadınlar yeni bir okuyucu kitlesi olarak ortaya çıktı, modern toplumun sorunlarıyla ilgilenmeye başladı.

Mary Shelley’nin Frankenstein’ı ile bilim-kurguya adım atılarak bilimin ütopik vaatleri ile yıkıcı potansiyeli arasındaki çelişkilere yer verilmeye başlandı. George Orwell’in 1984’ü ile Margaret Atwood’un Damızlık Kızın Öyküsü adlı eserleri bu geleneği sürdüren modern örneklerdir.

Roman ayrıca yeni bağımsızlığını kazanan ülkeler açısından da bu mücadelelerinde etkili oldu. 1960’ların Latin Amerika’sında Gabriel Garcia Marquez Yüzyıllık Yalnızlık ile kıtasının birkaç kuşağına hitap ediyordu. Siyasi bağımsızlık kültürel bağımsızlığı gerektiriyordu ve romanlar bunun için iyi bir araçtı.

Geniş kitlelerin okur-yazar olması bu ve diğer yazarların işine yarasa da, matbaa edebiyatın kontrol ve sansürünü de kolaylaştırdı. Totaliter rejime sahip ülkelerde sansürden kaçınmak için yeraltı matbaaları geliştirildi.

Bugün yazı teknolojisinde yeni bir devrim döneminden geçiyoruz. İnternet okuma ve yazma biçimimizi, edebiyatın yayılmasını ve kimlerin buna erişimi olacağını belirliyor. Yazı dünyasının yeniden büyük bir dönüşüm geçireceği bir dönemin başındayız.

Kaynak:  www.bbc.com
Yazar:  Martin Puchner 

Okumaya devam et

MAKALE

Kitap önerisi: Stresli bir dünyada mutlu çocuk yetiştirmek

Stresli Bir Dünyada Mutlu Çocuk Yetiştirmek / Ahmet Yıldız / ALFA Yayınları

Güçlü Hafıza kitabı ile tanınan Ahmet Yıldız‘ın yeni kitabı günümüz çocuklarının mutluluğu üzerine odaklanıyor. Mutlu olmaya olan ihtiyacın arttığı günümüzde mutluluğa bilimsel çerçeveden bakan yazar kitabın son bölümünde 52 etkinlik önerisi sunuyor.

KİTABIN ARKA KAPAK YAZISI

mutluluk, mutlu çocuk, Manşet, kitap, ahmet yıldız
Kitap içerisinde yer alan 52 Hafta 52 Etkinlik bölümü ile ebeveynler çocuklarıyla mutluluğu güçlendirici aktiviteler yapabilecektir.

Sorular çocuklardan önce doğar, onlardan daha hızlı büyürler.

Doğmadan önce:
“Bu dünyaya çocuk getirilir mi?”

Doğduktan sonra,
“ İyi bir anne/baba olabilecek miyim?”

Büyüyünce:
“Ben nerede yanlış yaptım?”

Anne babalık istifa edilemeyen bir görev; iyi yapmak yetmiyor, her gün daha iyi yapmak gerekiyor! Neyse ki, çocuğunuz dünyadaki ilk çocuk değil ve son çocuk da olmayacak. Bilim dünyası hızla kritik sorunlara uygulanabilir çözümler üretiyor.

Mutlu bir çocukluk herkesin hakkı ve isteği. Büyük soru şu? Peki, ama nasıl?

Türkiye çapında etkinlik uygulamalarıyla tanınan Ahmet Yıldız bu kitabında iki büyük sorunun peşinde:

“Çocuğuma mutlu bir çocukluk yaşatabilecek miyim?”
“Çocuğuma mutlu, başarılı ve güvenli bir gelecek inşa edebilecek miyim?”

Mutlu çocuklar üzerine odaklanmak çok önemli, çünkü çocuklar hızla mutsuzlaşıyor. Araştırmalara göre, çocukların üçte biri mutsuz.

İradeleri, istekleri ve dikkatleri görülmedik derecede kırılgan, zayıf ve dağınık.

Güzel haber şu ki, mutlu çocuk olmak öğrenilebiliyor.

Kitabı nasıl inceleyip temin edebilirim?

mutluluk, mutlu çocuk, Manşet, kitap, ahmet yıldız
Stresli Bir Dünyada Mutlu Çocuk Yetiştirmek Ahmet Yıldız

Kitap Türkiye’deki tüm orta ve büyük ölçekli kitapçılara dağıtılmaktadır. D&R gibi büyük zincir mağazalarda daima bulabilirsiniz. Küçük kitapçılarda ise az sayıda stok tutulduğundan dolayı bazı kitaplar bulunamayabilmektedir. Bu tür durumlarda okurun yapması gereken iki yol vardır;
1. Size en yakın kitapçıya giderek kitabı sorabilirsiniz. Eğer kitap sorduğunuz kitapçıda yoksa hafif fırça atarak :)) getirmesini isteyip sipariş verebilirsiniz. Bu durumda kitapçı 1-2 gün içerisinde kitabınızı size ulaştıracaktır.
2. İnternet üzerinden kitap satan yerlerden kitabı (üstelik %20 – %30 daha ucuza) alabilirsiniz.

İşte bazı internet kitapçıları:

Okumaya devam et

MAKALE

Mükemmel strateji: Kullanışlı, sade ve zamana dayanıklı olmalıdır

strateji, Manşet, küçük siyah elbise, coco chanel

Antoine de Saint-Exupery’nin dediği gibi “Mükemmellik eklenecek bir şey kalmadığında değil, çıkartılacak bir şey kalmadığında elde edilir.”  Temel Aksoy, Coco Chanel’in “küçük siyah elbise’’ tasarımından ilham alınarak nasıl strateji oluşturulması gerektiğini paylaşıyor. Şirketlerin tasarladıkları stratejilerin kullanışlı, yalın ve zamana dayanıklı olması gerektiğini anlatıyor.

Strateji Küçük Siyah Elbise Gibi Olmalıdır

Coco Chanel, 1926 yılında Paris’te ev temizliği yapan kadınların giysilerinden esinlenerek siyah bir elbise tasarladı.  Bu “küçük siyah elbise” 20.Yüzyılın moda ikonu oldu.

Chanel’in kullandığı jarse kumaş ne penye gibi yumuşak ve vücudu sarıp giyen kadını ucuz gösteren ne o dönemde yaygın olarak kullanılan sert kumaşlar gibi kaskatıydı. Kadınlar yüksek topuklu ayakkabı ve inci kolyelerle “küçük siyah elbiseyi” davetlerde giydikleri gibi düz ayakkabılar ve bir eşarpla gündüz de giyebiliyorlardı. Siyah rengin ve jarse kumaşın modası geçmiyor, kadınlar bir kere satın aldıktan sonra elbiseyi uzun yıllar kullanıyorlardı. 

Virginia Üniversitesi Darden School profesörü Jeanne Liedtka, strateji yapanların Coco Chanel’in bu ikonik elbise tasarımından ilham almaları gerektiğini söyler.  

Strateji insanlar ve şirketlerin hedeflerine ulaşmak için seçtikleri yöntemdir. Her yöntem gibi strateji de kullanışlı olduğu ölçüde değerlidir. “Küçük siyah elbisenin” bir gece davetinde abiye, bir akşamüstü gezmesinde kadını rahat ettirmesi gibi şirketlerin sahiplendikleri stratejiler de değişen koşullarda amaca hizmet edebilmelidir. 

Ayrıca stratejinin sade ve yalın olması gerekir. Bugün çoğu şirketin web sitelerine ve toplantı odalarının duvarlarına yazdığı stratejileri anlamak mümkün değildir. Hatta bunları tasarlayıp yazanlar bile ne demek istediklerini günlük dilde anlatamazlar. Çünkü kullandıkları stratejiler çok karışık, çok karmaşık, çok dolaylıdır. Oysa mükemmel olan her strateji sade ve yalındır. Antoine de Saint-Exupery’nin dediği gibi “Mükemmellik eklenecek bir şey kalmadığında değil, çıkartılacak bir şey kalmadığında elde edilir.” Coco Chanel’in “küçük siyah elbisesinden” çıkartılacak hiçbir parça hiçbir ayrıntı hiçbir dantel yoktur. Zarafeti saf, sade ve yalın olmasından gelir.    

Son olarak stratejinin zamana dayanıklı olması gerekir. Strateji değiştirilmez diye bir kural yoktur elbette ama iyi strateji zamana dayanıklı olandır. Eğer bir şirketin benimsediği strateji moda olan bir akımdan etkilenirse kısa zamanda demode olur. Amazon’un kurucusu Jeff Bezos “Başarılı ve sürdürülebilir bir iş kurmak istiyorsanız kendinize sormanız gereken soru gelecek yıllarda nelerin değişeceği değil, nelerin değişmeyeceği sorusudur. Değişmeyecek olanları tespit edin ve bütün enerjinizi ve çabanızı bunlara yoğunlaştırın.” der. Coco Chanel’in “küçük siyah elbisesi” zamana dayanıklı olduğu için ikonik bir tasarım olmuştur.

Coco Chanel’in 1926’da tasarladığı “küçük siyah elbise” bugün hala kadınların girdikleri farklı ortamda insanları etkilemek, kendi kimliklerini yansıtmak ama aynı zamanda rahat etmek için kullandıkları; kolay yıpranmayan, modası hiç geçmeyen bir elbise. Üstelik çok zarif.

Şirketlerin tasarladıkları stratejilerin de “küçük siyah elbise” gibi kullanışlı, yalın ve zamana dayanıklı olması gerekir.

Kaynak: www.temelaksoy.com
Yazar: Temel Aksoy

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç
EĞİTMENLER4 ay önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER5 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER5 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı
EĞİTMENLER5 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER6 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER6 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER6 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND