Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Girişimci işadamlarının kariyer gelişimi…

Girişimci kavramının tanımı, özellikleri, yaklaşımı, başarı stratejileri, yeni iş kurma ve çevresel faktörlerin girişimciliğe etkisi üzerine çok kapsamlı bir makale…

Kaynak: inasankaynaklari.com
Doç.Dr. Nihat Erdoğmuş

Girişimcilik son yıllarda araştırmacı ve uygulamacıların üzerinde durdukları önemli bir yönetim alanı olarak dikkat çekmektedir. Bu alanda genel kabul görmüş bir kuramdan bahsetmek zordur. Ekonomi, finans, antropoloji ve eğitim gibi değişik disiplinlerde yapılan çalışmalar girişimcilik yazınına katkı sağlamaktadır. Girişimcilik yazınında; girişimci kavramının tanımı, özellikler yaklaşımı, başarı stratejileri, yeni iş kurma ve çevresel faktörlerin girişimciliğe etkisi en çok çalışılan beş ana konudur (Bull and Willard, 1995:2).

Girişimciliğin ortaya çıkmasına neden olan temel güdülerin neler olabileceği önemli tartışma konularından birisidir. Klasik iktisat anlayışına göre bireysel çıkarların en üst seviyeye çıkarılması girişimciliği ateşleyen en önemli güdüdür. Yani ekonomik fayda ve kar elde etme isteği girişimciliğin ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Klasik iktisat kuramının bu yaklaşımına karşılık, McCleland (1971) girişimciliğin gelişmesinin, ekonomik güdülerden ziyade, psikolojik bir değişken olan başarma ihtiyacına bağlı olduğunu belirtmektedir.

Girişimciliğin ortaya çıkışında kişilik ve çevre faktörlerinden hangisinin daha belirleyici olduğu bir diğer tartışma alanıdır. Kişilik üzerinde duran yaklaşımlar girişimcinin sahip olduğu kişisel özellikleri ele almıştır. Girişimci kişilikle ilgili en çok araştırılan özellikler; başarma ihtiyacı, risk almak ve denetim odağıdır (Naffziger, 1995:32). Girişimciliğin ortaya çıkışıyla ilgili çevreyi öne çıkaran yaklaşımlar ise girişimcilerin ortaya çıkmasında pazar mekanizmaları ve devlet/hükümet politikalarının etkili olduğunu vurgulamıştır. Gelişmiş ülkelerde pazar mekanizmaları girişimci sınıfın ortaya çıkışında etkili iken; gelişmemiş ülkelerde, girişimciliğin gelişmesi hükümet politikalarının belirlediği ekonomik güdülere bağlıdır. Bu bağlamda, Papanek’in (1971) Pakistan ve Buğra’nın (1987) Türkiye örneği girişimciliğin gelişmesinde devletin belirleyici rolünü gösteren çalışmalardır.

Girişimciliği değişik açılardan inceleyen farklı yaklaşımların yanında bu mevcut yaklaşımlardan yola çıkarak bir senteze ulaşmaya çalışan incelemeler de bulunmaktadır. Kişiliğin girişimciliği etkileyen önemli bir faktör olduğu; ancak kişiliğin diğer faktörlerle birlikte düşünüldüğünde girişimciliği anlamaya yardımcı olacağı belirtilmektedir. Bu görüşe göre girişimcilik, kişiliğin yanında, çok sayıda bağlamsal faktörün etkileşiminden oluşan davranışsal bir süreçtir (Naffziger, 1995:22). Bu bağlamda, girişimciliğin gelişmesi hükümetin elinde olan ve onun desteğiyle gelişen bir olgu olsa bile, girişimciliğin başlangıcının yavaş bir psikolojik olgu olduğu unutulmamalıdır (Papanek, 1971:319).

Girişimci davranışlarını, o dönemdeki oyunun kuralları ve ekonomideki ödül yapısın büyük ölçüde belirlemiştir (Bull and Willard, 1995:9). Örneğin, kaynakların az olduğu ortamlarda girişimci davranışları fırsatların belirlenmesi ve takibi biçimindedir. Bunun sonucu olarak, fırsatlara yönelmiş kişilerde büyüyen pazarları belirlemek ve yeni bir işi başlatmak niyeti oldukça baskındır (Carsrud ve Krueger, 1995:79-80). Girişimcilik modelinde, kurucular, fırsatlar ve kaynaklar bağımsız değişkenler olarak; yeni firmalar kurmak ve firmaların başarı/başarısızlık ihtimali de bağımlı değişkenler olarak alınmaktadır (Bygrave, 1995:8). Bu modelde, motivasyon ve kültürel yönelim ise çevre faktörleri ile kültürel ve teknolojik değişimler sonucu ortaya çıkan davranışlar arasında ara değişkenlerdir (Cochran, 1971).

Buğra’ya (1987) göre, Türkiye’de girişimci işadamlarının tarihi Türkiye Cumhuriyeti’nin iş hayatı tarihi ile aynı zamanda gelişir. Yazar, devletin iktisadi gelişmede girişimci sınıfa sosyal bir rol yüklediği ve bu amaçla bir girişimci sınıf oluşturmaya çalıştığını vurgulamaktadır. Buğra (1994) daha sonra, girişimcilik faaliyetlerinin sosyo-politik çerçevesini çalışmıştır. Bu çalışmada Buğra, girişimcilerin sosyal geçmişleri, hükümetlerin uyguladığı sosyal ve ekonomik politika süreçleri, holding şirketlerin yapısı ve girişimci derneklerini incelemiştir. Girişimcilik ortamının sosyo-politik çerçevesinin incelenmesi bu alanda önemli bir boşluğu doldurmuştur. Buna karşılık, girişimcilik ortamının psiko-sosyal yönü henüz yeteri kadar incelenmemiş bir alan olarak dikkat çekmektedir. Bu bağlamda, girişimci işadamlarının kariyer gelişiminin incelenmesi, girişimcilik ortamının psiko-sosyal yönüyle ilgili önemli bir katkı olacaktır.

Girişimciliğin psiko-sosyal ortamı hakkında otobiyografiler önemli bir bilgi kaynağıdır. Otobiyografilerin incelenmesinde kullanılabilecek bir yöntem olan hayat tarihi, bireylerin öznel deneyimi ve onların sosyal dünyayı yapılandırmasını analiz etmektir. Hayat tarihi yöntemi, insan deneyiminin anlamı için yorumlayıcı bir çerçeve sunar ve kişisel deneyimlerin anlamını kişisel kayıtlardan elde etmeye imkan sağlar (Jones, 1983:147).

Bu çalışmanın amacı, Türk iş hayatında başarılı olmuş girişimci işadamlarının otobiyografilerini analiz ederek onların kariyer gelişimlerini incelemektir. Çalışmanın ana çatısını, büyük ölçüde, girişimciliğe demografik yaklaşım oluşturmaktadır. Bu çerçevede, konu iki ana başlıkta ele alınmaktadır. Öncelikle girişimci işadamlarının artyetişimi, daha sonra da girişimci işadamlarının iş hayatlarındaki iş deneyimleri incelenmektedir. Artyetişim ve yetişkin deneyimlerini içeren otobiyografileri incelemeye uygun olduğu varsayılan hayat tarihi bu çalışmada yöntem olarak tercih edilmiştir.

1.Çalışmanın Yöntemi

Hayat tarihinin ilk sosyolojik örneği, The Polish Peasant in Europe and America kitabındaki Wladek’in hayatıdır (Faraday ve Plummer, 1979:773). Kariyer kavramını bugünkü anlamından farklı kullanmış olmasına rağmen; Chicago sosyologlarından Shaw, hayat tarihini bir kariyer dökümanı olarak ilk ele alan kişidir (Barley,1989:44).

Bireylerin kendi faaliyetlerinden sorumlu oldukları durumlarda hayat tarihi uygun bir yöntemdir (Jones, 1983:152). Hayat tarihi yöntemiyle, kişi, öncelikle kendi hayat deneyimlerinin tamamında, sonrada içinde bulunduğu sosyal tarih çerçevesinde değerlendirilmeye çalışılır (Faraday ve Plummer, 1979:777). Diğer bir ifadeyle, hayat tarihi yöntemini uygun bir biçimde kullanabilmek için, hayat hikayesi incelenen kişinin içinde büyüdüğü sosyo-kültürel ortam ve kültürü biçimlendiren belirgin kişiliklere dikkat edilmelidir (Jones, 1983:153-154). Ayrıca hayat tarihinin analizinde kişinin devamlılık gösteren deneyimleri üzerinde odaklanılmalıdır.

Hayat tarihi yönteminde kullanılabilecek iki tür doküman vardır. Birincisi, otobiyografiler, günlükler gibi yazılı materyaller; ikincisi de derinlemesine mülakatlarla toplanmış bilgilerdir (Jones, 1983:152). Bir kişinin doğumundan onunla karşılaştığımız ana kadarki hayatını en iyi inceleme imkanı veren kaynaklardan birisi olan otobiyografiler, kişinin gelişmesindeki aşamaları ve kritik dönemleri anlama imkanı da verir. Otobiyografiler, kişilerin geçmiş başarı ve başarısızlıkları ve gelecekteki umut ve korkuları hakkında bilgi sağlar. Ayrıca, otobiyografiler kişiyi zamanının tarihi ile ilişkilendirerek, değişik dini, sosyal, psikolojik ve ekonomik hareketlerden kişinin nasıl etkilendiğini anlamaya yardımcı olur (Bogdan’dan aktaran Faraday ve Plummer, 1979:777).

Artyetişim ve deneyimleri anlamanın önemli bir aracı olan hayat tarihi modeli Şekil. 1’de sunulmuştur.

Bireylerin öznel gerçekliklerini incelemenin güç olması, çalışmanın süreç ve belirsizliğe odaklanmayı gerektirmesi ve bireyi bir bütün olarak anlamaya çalışmak, hayat tarihi yönteminin kullanılmasında karşılaşılan zorluklar arasında sayılabilir (Faraday ve Plummer, 1979). Hayat hikayelerinin güvenilirliği, yani bir hayat hikayesi ne kadar genellenebilir, tartışılmaktadır. Deneyimlerin anlatıldığı biyografi ve benzeri dökümanlarda yanlılık ve çarpıtmaların yer alabileceği bilinmektedir. Ayrıca içgörü yoluyla deneyimlerin yazılmasında eksik ve yanlış hatırlama, bilişsel çelişki ve atfetme hatası gibi sakıncaların ortaya çıkması ihtimali bu tür dökümanları kullanırken dikkat edilmesi gereken hususlardır (Bird, 1993:15).

2. Otobiyografilerde Ana Temalar

İşadamlarının otobiyografilerinin içerdiği bölümler ve otobiyografilerini yazış nedenleri, bu çalışmada demografik yaklaşımın kuramsal çerçeve olarak kabul edilmesinin uygunluğunu göstermektedir. Çünkü demografik yaklaşımın özü, kişiyi artyetişimi ve deneyimleri çerçevesinde incelemektir (Bird, 1993). Bu bilgiler aynı zamanda otobiyografileri hayat tarihi yöntemiyle incelemenin doğru bir tercih olduğunu da pekiştirmektedir. Hayat tarihi yönteminin esası, kişinin öznel deneyimlerini ve içinde deneyimlerinin geçtiği ortamı anlatan dökümanları analizde kullanmaktır.

Bu çalışmada içerik analizi ile beş girişimci işadamının otobiyografileri incelenmektedir. Otobiyografileri incelenen işadamlarının iş hayatları ve iş hayatında yaptıkları yenilikler, Schumpeter’in girişimcilik tanımında kullandığı kriterlerin büyük bir kısmına uymaktadır. Schumpeter’e göre girişimciler yeni bileşimler yaparak mevcut ekonomik düzeni yıkan kişilerdir (Bygrave, 1995:1). Bu bileşimler; yeni bir ürün çıkarmak, yeni bir üretim yöntemi bulmak, yeni bir pazar açmak, yeni bir hammadde tedarik kaynağı ele geçirmek ve bir sanayiyi yeniden organize etmek olarak sıralanmaktadır. Bu bileşimler aracılığıyla, girişimci, toplumun daha önce sahip olmadığı bir değeri topluma kazandıran kişidir (Bull ve Willard, 1995:4). Buradaki girişimci tanımından hareketle, bu çalışma, başında bulundukları şirketleri Türkiye’nin en önemli kuruluşları haline getirmiş işadamlarından otobiyografilerini yazan beş tanesi ile sınırlandırılmıştır (Çizelge 1).

Çizelge 1. Girişimci İşadamları ve Otobiyografileri

Girişimci İşadamı Kitabın Adı
Vehbi Koç Hayat Hikayem
Sakıp Sabancı İşte Hayatım
Nejat Eczacıbaşı Kuşaktan Kuşağa
Fevzi Akkaya Ömrümüzün Kilometre Taşları
Selçuk Yaşar Hayatım

Girişimci işadamları, otobiyografilerinin önsözünde hayat hikayelerini niçin yazdıklarını şöyle açıklamaktadır: Vehbi Koç, başkalarının tecrübelerinden yararlanmayı önemsediği için, işadamlarımızın hayatını ve tecrübelerini anlatan bir kitabın yazılmasının gerekli olduğu noktasından hareketle, yarım yüzyılı geçen tecrübelerini okuyuculara ilham vermek veya yollarına ışık tutmak için hayat hikayesini yazdığını ifade etmektedir. Sakıp Sabancı’nın amacı, iş hayatının içinde, işlerle birlikte büyüyüp gelişen bir kişi olarak, hem Sabancı ailesinin işlerinin içinde, hem de genç Türkiye’nin ekonomik büyümesinin değişik kademelerinde önemli tecrübeler kazanması ve iş hayatındaki birikimlerini yazmakta yarar görmesidir.

Nejat Eczacıbaşı’nın hayat hikayesini yazış nedeni; başarılı insanların, tarih içinde alacakları yeri, kendi anlatımlarıyla topluma mal etmelerini bir görev olarak kabul etmesi ve kişinin hayatını büyük ölçüde etkileyen yaşanılan tarih bölümünün özelliklerini gençliğe aktarmayı bir şükran borcu olarak görmesidir. Fevzi Akkaya’nın gerekçesi ise oldukça yalındır: Akkaya, mühendislerin meslek hayatlarının siyah ve beyaz olduğunu belirterek, okul yıllarından beri en yakın arkadaşı Sezai’yle birlikte geçirdiği iş hayatlarının ortak hikayesini anlatmaktır. Selçuk Yaşar ise genç okurlarına, biraz yaşadığı hayatı, biraz da bir müteşebbisin hayatında ona göre doğru bulduğu ilkeleri göstermek ve tecrübeden ders almalarına yardımcı olmak için hayat hikayesini yazdığını ifade etmektedir.

İşadamlarının otobiyografileri incelendiği zaman, çocukluk ve yetişme dönemleri (artyetişim) ve iş hayatındaki deneyimleri üzerinde durulduğu görülmektedir. Bu açıdan, otobiyografilerin içeriği, girişimcilikte artyetişim ve deneyim üzerinde duran girişimciliğe demografik yaklaşımda (Bird, 1993) sunulan çerçeve ile paralellik gösterir. İşadamları, artyetişim ve deneyimlerini anlatırken içinde bulundukları, siyasi, ekonomik, sosyal ve kültürel ortamı da tasvir ederler. İşadamlarının tümü deneyimlerine önem verdikleri ve bunları yeni kuşaklara aktarmak istedikleri için otobiyografilerini yazdıklarını ifade etmektedir. Hemen hemen tüm otobiyografilerin başlangıç kısımlarında aile ortamı, çocukluk ve gençlik yılları, eğitim hayatı gibi demografik sayılabilecek bilgi ve anılar yer almaktadır. Otobiyografilerde geniş bir bölüm de iş hayatına ayrılmaktadır. Kitapların son bölümleri de yazarların sosyal sorumluluk bağlamındaki işlerini içermektedir.

Hayat tarihlerinin analizinde kullanılan yöntemlerden birisi de içerik analizidir. İçerik analizinde kategorilerin oluşturulması ve dökümanların uygun kategoriye kodlanması en önemli iki işlemdir (Holsti, 1969). Bu çalışmada otobiyografiler, iki ana kategoriye göre analiz edilmiştir: artyetişim ve deneyim. Artyetişim kendi içinde; yetişme ortamı ve kariyer seçimi olarak iki alt kategoriye ayrılmaktadır. Deneyimler ise iş hayatında ilk yıllar, gelişme, kurumsallaşma ve sosyal sorumluk olarak dört alt kategoride incelenmektedir. Otobiyografilerdeki bilgiler araştırmacının kendisi tarafından uygun kategoriye yerleştirilmiştir. Belirlenen kategorilere uygun olarak, çalışmanın bundan sonraki kısmında öncelikle girişimci iş adamlarının artyetişimi ele alınmaktadır. Sonraki bölümde ise girişimci işadamlarının iş, kurumsallaşma ve sosyal sorumluluk alanındaki deneyimleri incelenmektedir.

3. Girişimci İşadamlarının Artyetişimi

Bu çalışmada, girişimci işadamlarının artyetişimi iki başlıkta incelenmektedir. Öncelikle işadamlarının yetişme ortamı (çocukluk ve aile), sonra kariyer seçimleri ele alınmaktadır.

3.1. Yetişme Ortamı

Kariyer gelişiminde ailenin önemli bir etkisi vardır. Roe ve Lunneborg (1990) göre, çocukluk dönemi tecrübeleri kariyer seçiminde oldukça etkilidir. Bu etki birkaç alanda oldukça belirgindir. Ailenin çocuklarının kariyerlerinin seçiminde etkili olduğu en önemli alanlardan birisi, ailenin sosyal yapı içindeki yeridir. Sosyal yapı içindeki yer, ailenin çocuklarını yetiştirmeleri ve onları geleceğe hazırlamaları için gerekli finansal kaynaklara ulaşma derecelerini belirler. Ayrıca ailenin değer yönelimi, çocuk yetiştirme tarzı, çocuk sayısı, ebeveynlerin otoriter veya eşitlikçi olmaları gibi öğeler de çocukların sosyalleşme sürecini, buna bağlı olarak da sonraki hayatlarını etkiler (Blau vd.,1956:540). Çocukların sosyalleşme sürecinin ailede başlaması ve çocuğun yetiştiği aile ortamının sonraki hayatındaki etkisi dolayısıyla; girişimci işadamlarının yetişme ortamını kısaca tartışmakta yarar görülmektedir.

Otobiyografilerde, Sabancı ve Yaşar çocukluk dönemlerini ve ailelerini oldukça uzun anlatmaktadır. İki işadamı da kendileri ve aileleri merkezde olmak üzere, yetişme dönemlerinde içinde bulundukları çevre hakkında da bilgiler sunmaktadırlar. Eczacıbaşı da çocukluk yılları ve ailesi hakkında detaylı bilgiler vermektedir; fakat önceki iki işadamına göre, içinde bulunduğu çevreyi daha fazla tanıtmaktadır. Ayrıca, Eczacıbaşı, Almanya’daki lisans ve lisansüstü eğitimi çevresinde o dönemi de uzun uzun anlatmaktadır. Koç, çocukluk dönemini ve o dönemde içinde bulunduğu ortamı kısaca tanıtmaktadır. Akkaya ise ailesi ve çocukluk döneminden hemen hemen hiç bahsetmemekte; üniversite yıllarını ve okulunu daha detaylı olarak anlatmaktadır. Otobiyografilerdeki bu bilgilerden hareketle işadamlarının yetişme ortamlarıyla ilgili bazı sonuçlara ulaşmak mümkün gözükmektedir.

İşadamları, eğitim düzeyleri açısından incelendiği zaman; Koç ve Sabancı lise terk iken; Akkaya ve Yaşar üniversite mezunu, Eczacıbaşı ise doktora derecesine sahiptir. Akkaya mühendis, Yaşar iktisat mezunu, Eczacıbaşı ise kimya alanında lisans ve lisansüstü eğitimini tamamlamıştır. Devam edilen yüksek öğretim programının türü, işadamlarının iş hayatlarını etkilediği, her birinin aldığı eğitimle ilgili bir alanda iş hayatına devam ettiği görülmektedir. Kimya eğitimi alan Eczacıbaşı ilaç ve temizlik malzemeleri; Mühendislik eğitimi alan Akkaya inşaat işleri; ekonomi eğitimi alan Yaşar ise boya ve gıda alanında gelişmiştir. Akkaya dışında, diğer iki iş adamının faaliyet alanını eğitim yanında, ailenin daha önce yaptığı iş de etkilemiş olabilir. Çünkü, Eczacıbaşı’nın babası eczacı, Yaşar’ın babası da boya ticaretiyle uğraşmaktaydı. Her ne kadar Koç ve Sabancı lise terk olsalar bile, eğitim çağlarında içinde bulundukları ortam dikkate alındığında aldıkları okul eğitimi o döneme göre yüksek sayılabilir. Bu bulgular, Türk işadamlarının güçlü bir formel eğitim aldıkları tezini pekiştirmektedir (Bates’ten aktaran Buğra, 1994:102).

Çocukluk dönemi ailenin çocuklara etkisi açısından incelendiği zaman, işadamlarından Sakıp Sabancı ile Selçuk Yaşar’ın çocukluk dönemleri arasında bir benzerlik görülmektedir. İkisinin babası da, çalışma tempoları farklı olmak kaydıyla, ticaretle uğraşmakta, çocuklarını da işyerlerinde yavaş yavaş çalıştırmaktadır. Eczacıbaşı, eğitim öğretim yıllarını ailesinden uzak geçirdiği için, babası ticaretle uğraşmasına rağmen, o yıllarda babasının yanında olmamıştır. Koç’un babası, çok kısa süreli ortaklığı dışında, ticaretle uğraşmamıştır. Fakat Koç, diğer işadamlarından farklı olarak başkalarının yanında değişik işlerde çalışmıştır. Ayrıca, Koç, dedesinin ticaret yaptığını, bazı taahhüt işlerine girdiğini belirtmektedir. Akkaya’nın otobiyografisinde bu konuda bilgi bulunmamaktadır.

Çocukluk ve yetişme dönemlerinde, babaların çocuklarına karşı tutumları bakımından işadamlarının anlattıkları da ilginçtir. Vehbi Koç, babasının ticarete yatkın olmadığını bilmektedir. 15 yaşında babasını ikna ederek ilk ticari faaliyetlerine başlamış, daha sonra işi babasından devralmıştır. Sabancı ve Yaşar ise babalarını hayranlıkla takip eden, babalarının kurup büyütmeye çalıştıkları kendi işyerlerinde işi öğrenmeye çalışmıştır. Eczacıbaşı, uzak görüşlü, fakat otoriter bir babanın çocuğu olarak disiplinli bir aile ve eğitim hayatına sahiptir, ancak, babasının işine devam etmeyi düşünmemiştir. Bu konuda da Akkaya’nın otobiyografisinde bilgiye rastlanmamıştır.

İşadamlarının yetişme dönemleri incelendiği zaman; işi öğrenme ve ailenin işini devam ettirme konusunda Sabancı ile Yaşar’ın artyetişimleri birbirine daha yakındır. Her ikisi de babalarının nezaretinde işi öğrenmekte, kendilerini yetiştirmekte ve bazı kararlarda babalarını yönlendirmektedir. Çocukluğun geçtiği sosyo-kültürel ortam ve eğitim hayatı yönünden ise Eczacıbaşı ile Yaşar’ın geçmişleri benzerlik göstermektedir.

3.2. Kariyer Seçimi

Schein’e göre kişilerin ihtiyaç ve güdüleri daha sonra onların kariyerlerini etkileyecek kariyer değerlerinin (anchor) oluşmasına neden olur. Beş kariyer değeri; teknik/fonksiyonel, yönetim, yaratıcılık, bağımsızlık ve güvenliktir (Schein, 1978). Holland’ın kişilik tipleri de kariyer seçiminde önemli bir kuramdır. Holland (1990), altı kişilik tipi ile altı iş çevresinin varolduğunu belirtir ve kişilik tipi ile iş çevresinin gerektirdiği kişilik tipi arasında doğru bir eşleştirme yapmanın kariyer seçimindeki önemini vurgular. Altı kişilik tipi; gerçekçi, araştırmacı, sanatçı, sosyal, girişimci ve geleneksel. Bu iki kuram, işadamlarının kariyer seçimi sırasında onları yönlendiren temel kariyer değerlerini açıklamakta kullanılabilir görünmektedir. Çalışmanın bu kısmında Kariyer seçimi sırasında İşadamlarının temel kariyer değerleri bu iki kuram açısından incelenmektedir.

Kariyer seçimi sürecinde Koç için hangi işi yapacağı önemli bir sorundu ve Koç bu sorunu aşmak için kendisine uygun bir iş arayışına girmiştir. İlgi, değer ve kabiliyetlerine uygun bir işe başlamak arzusunda olan Koç, deneme yanılma ve gözlemleri yoluyla kendisine uygun bir iş aramıştır. Ankara’da beş katlı bir mağaza açarak esnaf olmak istemiş ve bu konuda çok ısrar etmiştir. Okuldan ayrıldıktan sonra, babasının arkadaşlarıyla bir süre yaptığı buğday ticaretine başlamıştır. Bu ticareti görüp basit bulduğu için hoşuna gitmemiştir. Babasının bacanağının manifatura dükkanında staj yapmış, işi beğenmiş, fakat çok para gerektirdiği için onu da yapamamıştır. Sonunda, o yıllarda her dükkan açan Türk gibi bakkallık ile işe başlamıştır.

Sakıp Sabancı, pamuk alımında babasına yardım ederek işe yavaş yavaş başlamıştır. Bir müsaderede aldığı rolün etkisiyle olacak, küçükken doktor olmak istemiştir. Sinema sevgisi kabarınca 15-16 yaşlarında artist olmayı düşünmüş; 18 yaşlarında pilot olmayı istemiş fakat babasını razı edememiştir. Okul yıllarında Çırçır fabrikası ve Akbank’ta çalışmaya başlayan Sabancı’nın iş konusunda bilinçli bir tercih yaptığını söylemek zordur. Sabancı, ilk gençlik yıllarında iş kaygısı olmadığı için hoşlandığı alanlarda işler yapmıştır. Zamanla, babasının büyütmeye başladığı işlerde görev almak ve daha sonra onların başına geçmek Sabancı’nın kariyerinde ana çizgi olmuştur.

Nejat Eczacıbaşı, kariyer seçim süreci en ilginç işadamlarından birisidir. Gerek çocukluk yılları, gerekse eğitim yılları oldukça düzenli ve planlı bir biçimde gelişmiştir.. Meslek seçiminde ilk tercihi tıp olmasına rağmen; soyadına giden bir geleneğin etkisiyle yüksek öğrenim için kimyagerliği, kimyada da tıbba en yakın alan olan biyokimya dalında uzmanlaşmayı seçmiştir. Tıp alanını tüm uğraşı dallarının hemen hemen tüm çekici yanlarını kendisinde toplayan bir meslek olarak görmüştür. Eğitimcilik, yöneticilik, araştırmacılık, insanlara yardım, toplumdaki saygınlığı bu meslekte gördüğü olumlu özellikler. Tıbba olan ilgisi çocukluk yıllarında komşularının çoğunluğunun tanınmış doktor olmasından da kaynaklanabilir. Kimya öğrenimine karar veren Eczacıbaşı, liseden sonra üniversiteye devam etmiştir. Üniversite öğrenimini Dünyaca ünlü Heidelberg Üniversitesinde yapmış, daha sonra Chicago üniversitesine bir yıllığına gitmiş ve son olarak Berlin Üniversitesinde Kimya doktorasını tamamlamıştır.

Fevzi Akkaya, Ortaokuldan sonra arkadaşları Ticaret Mektebine kaydolduğu zaman açıkta kaldığını farketmiş, bir arkadaşından mühendislik mektebi olduğunu öğrenince düşünmeden buraya kaydını yaptırmıştır. Akkaya için mühendislik tesadüfi bir seçim gibi görünmesine rağmen; iş hayatı incelendiği zaman başarılı bir mühendis portresiyle karşılaşılmaktadır.

Selçuk Yaşar, yüksek makine mühendisi olmak istemiş; fakat ekonomi profesörü olan dayısı mühendisliğe girmesine engel olarak, ekonomi öğrenimine yönlendirmiştir. Yükseköğretime İzmir’de devam ederken babasına işinde yardımcı olmuştur. Okulda teori, dükkanda pratik yaptığı için, bu durumun çok hoşuna gittiğini belirtmektedir. Ailenin işini devam ettirmek ve büyütmek Yaşar’ın kariyer seçiminde ana kalkış noktası olmuştur.

İşadamlarının kariyer seçim süreci incelendiğinde; Holland ve Schein’in kariyer kuramlarına göre işadamlarının kariyer seçimi ve kariyer hayatlarının başlangıcında onları yönlendiren ana kariyer değerlerini şöyle sıralanabilir: Vehbi Koç, girişimci, yaratıcı; Sakıp Sabancı, sosyal, yönetici; Nejat Eczacıbaşı, teknik fonksiyonel, yönetici; Fevzi Akkaya, teknik/fonksiyonel, yönetici; Selçuk Yaşar, sosyal, yönetici. Burada, Vehbi Koç dışındaki diğer işadamlarının girişimcilik özelliklerinin sonradan ortaya çıktığı, vurgulanması gereken önemli bir husustur.

4. Girişimci İşadamının Yetişkinlik Deneyimleri

İşadamlarının otobiyografilerinde iş hayatında yaşadıkları deneyimler önemli bir yer tutmaktadır. İşadamlarının kariyer gelişimini anlamakta, deneyime dayalı bir kariyer modeli açıklayıcı görünmektedir. Deneyime dayalı kariyer gelişimi modelinde; bir rol için gerekli bilgi ve beceriler kapsayan rol gelişimi ve rolün gerektirdiği değer ve tutumları öğrenmeyi kapsayan kişisel gelişim üzerinde durulmaktadır (Morrison ve Hock, 1986). Girişimcilik yetkinliği deneyim ile öğrenilebilir ve geliştirilebilir. Canlı bir örneğin, rol modelin varlığı girişimciliğin gelişmesinde önemlidir. İş, rol ve kişilerle ilgili deneyimler girişimciye bir işe nasıl başlanacağı, yönetileceği ve büyütüleceğini öğrenme fırsatı verir (Bird, 1995).

Girişimci rolünü yerine getirirken, yeni işlerin başlatılmasında sosyal ilişkilerin gelişmiş olması gerekmektedir; çünkü sosyal ilişkiler ve temasların yoğunluğu girişimci davranışında en temel belirleyicilerdendir. Girişimcinin başarısında bulunduğu role uygun davranışların sergilenmesi önemli bir etkiye sahiptir. Rol geçişleri dolayısıyla girişimci rol çatışması yaşayabilir. (Carsrud ve Krueger, 1995:79-80).
Girişimci iş adamlarının iş hayatına başladıkları dönemden sonraki hayat hikayelerini dört başlıkta ele almak mümkündür. Bu başlıkları; iş hayatında ilk yıllar, gelişme, kurumsallaşma ve sosyal sorumluluk olarak sıralayabiliriz.

4.1. İş hayatında İlk Yıllar

Girişimcilerin iş hayatlarına değişik birikim ve amaçlarla başladıkları, kişilik ve toplumsal geçmişlerinin farklı olduğu görülmektedir (Bugra, 1994:104). Bunun yanında, iş adamlarının iş hayatının ilk yılları da farklı deneyimlerle geçmiştir. İş hayatındaki ilk yıllar açısından Koç farklıdır. Sabancı ile Yaşar ve Eczacıbaşı ile de Akkaya arasında benzerlik vardır.

Girişimci olarak kariyere başlama yaşı, geniş bir yaş dilimine dağılmıştır. Bu dilim ortalama 22 ile 55 arasında değişmektedir. Genç yaşta girişimci olarak kariyerlerine başlayanların girişimcilik hayatları daha uzun sürmektedir (Ronstadt’dan aktaran Bird, 1993:31-33). Girişimciliğe başlamadaki yaş farkı Türk girişimciler için de geçerlidir. Türk girişimciler arasında sorumlu olarak en erken iş hayatına başlayan Vehbi Koç’tur. Daha sonra Sabancı ve Yaşar gelmektedir. Eczacıbaşı ve Akkaya yüksek öğrenim gördükleri için daha geç iş hayatına atılmışlardır.

Vehbi Koç’un iş hayatında ilk yıllarda yaptığı işler oldukça çeşitlidir: Bakkaliye, hırdavat, köselecilik, yapı malzemesi, mağazacılık, boru fabrikası, gaz ve benzin acentalığı, inşaat mütehhitliği, otomobil acentalığı, oksijen fabrikası. Bu girişimlerin tamamında işletmenin kurucusu Vehbi Koç’tur.

Sakıp Sabancı iş hayatına kendi işletmelerinde alt kademelerden başlayarak kısa sürede önemli görevlere gelmiştir. Alt kademelerde başlamasının nedeni, işleri öğrenmek olduğu görülmektedir. Sabancı’nın yaptığı işler ise un fabrikasında veznedarlık ve muhasebe, un fabrikasında ticaret müdürlüğü, Bossa’da umum müdür muavinliği, Bossa’da umum müdürlük olarak sayılabilir. Selçuk Yaşar da Sabancı gibi kendi işletmelerinde, babasının dükkanında işe başlamıştır. Dükkanlarının yanmasından sonra babasıyla sünger ihracatı işine girişmişler, askerlikten sonra da boya fabrikasını kurarak ticaretten sanayiciliğe geçmişlerdir.

Nejat Eczacıbaşı doktorasını tamamladıktan sonra babasının işine devam etmek yerine aldığı eğitimi kullanabileceği alanlarda küçük yatırımlarla iş hayatına atılmıştır. Yaptığı başlangıç işleri; balık yağı üretimi, çocuk maması imalatı, askerlik sırasında elektrolit bakır imalatı ve mobilyacılık olarak sıralanabilir. Aldığı eğitime uygun bir alanda iş hayatına atılan Feyzi Akkaya ise kamuda, Yollar Umum Müdürlüğü Köprüler dairesinde devlet memurluğu ile başladığı iş hayatına, Macaristan’da staj ve özel sektörde Seferha İnşaat Kollektif Şirketinde devam etmiştir.

4.2. Gelişme

İşadamlarının sanayileşmeden önceki meslekleri genellikle ticarettir (Papanek, 1971). Büyük sanayi devleri birikimlerini ticaretten kazanmışlardı. Bu durumun bazı farklılıklar olmasına rağmen Türk işadamları için de büyük ölçüde geçerli olduğu söylenebilir. Eczacıbaşı doğrudan sanayiye geçerken, Koç, Sabancı ve Yaşar ticaretten sanayiye geçmiştir. Akkaya ise farklı bir alanda, inşaat alanında iş hayatına başlayarak, yine bu alanda devam etmiştir. Sanayiciliğe geçiş iş adamları için önemli bir rol değişimi olmuştur. İşadamlarının sanayiciliğe başlama zamanları ve nedenleri farklılık göstermektedir.

Vehbi Koç 1946’da ilk Amerika seyahati sonrasında tüccarlıktan sanayiciliğe geçiş yapmıştır. Sabancı, babası hayatta iken aile zaten sanayiciliğe başlamıştır. Sabancı için asıl rol değişikliği ve gelişme grubun yönetimini üstlenmiş olmasıdır. Sakıp Sabancı, babasının vefatıyla birlikte grup içinde öne çıkmış, sorumluluğu artmıştır. Sabancı varolan sanayi tesislerini büyütmek ve yabancılarla ortaklığa girmek süretiyle sanayicilikte önemli mesafeler almıştır.

Nejat Eczacıbaşı ticaret geçmişi olmadan sanayiciliğe başlamıştır. Eczacıbaşı Türkiye’nin ilk ilaç fabrikasını kurarak sanayicilikte önemli bir aşamaya gelmiş ve diğer işadamlarına göre, daha dar bir alanda büyümeye devam etmiştir. Feyzi Akkaya’nın Sezai Türkeş’le başlayan iş arkadaşlığı, kurumsal bir çatı altında olmadan uzun yıllar devam etmiştir. Akkaya’nın Türkeş’le birlikte devlete iş yapmaya başlaması kariyerinde gelişme döneminin başlaması olarak nitelendirilebilir. Selçuk Yaşar ise, bir müddet ticaretin içinde bulunmuş, daha sonra da yabancı olmadıkları boya alanında sanayiciliğe başlamıştır.

Sabancı ve Yaşar, yöneticilikten girişimciliğe; Eczacıbaşı ve Akkaya uzmanlıktan girişimciliğe; Koç ise diğer işadamlarından farklı olarak girişimcilikten yöneticiliğe doğru bir rol geçişi yaşamıştır. Yeni rollerine Sabancı ve Yaşar daha kolay uyum sağlarken, Eczacıbaşı ve Akkaya yeni rolü çok isteyerek değil, uzmanlıklarını kullanabildikleri ölçüde benimsemiştir. Gelişme döneminde işadamlarının girişimcilik özellikleri iyice belirgin bir hale gelmiştir.

İş adamları, gelişmelerinde ve başarılarında etkili olan faktörler konusunda şu görüşleri ileri sürmektedir. Vehbi Koç’a göre, yeni bir işe girmeden önce konuyu iyice incelemek ve o işten anlayan bir veya birkaç kişiyi yanına alarak birlikte çalışmaktır. Başkalarının tecrübelerinden yararlanmayı önemseyen Koç, yurtdışı seyahatinin ticari gözün değişmesine, akla yeni fikirlerin gelmesine neden olduğunu belirtmektedir.

Sakıp Sabancı herkesin iyi bildiği işi yapması gerektiğini ve başarıda ailenin payını vurgulamıştır. Nejat Eczacıbaşı, girişimcilik ve iş yöneticiliğinin ayrı ayrı şeyler olduğunu belirterek, bir işin temeli ne kadar sağlam kurulursa kurulsun yakında takip edilmediğinde işten hayır gelmediğini ifade etmektedir. Bir mühendis olarak Fevzi Akkaya, başarıda, işleri termin tarihinden önce bitirmek ve şartnamede öngörülen kalitede yapmanın öneminden bahsetmektedir. Selçuk Yaşar ise, aile şirketlerinin başarısı ve devamında aile üyelerinin önemli sorumlulukları olduğunu vurgulamaktadır.

4.3. Kurumsallaşma

Türkiye’de politik ve sosyal yönleriyle girişimcilik ortamını belirleyen belirsizlik olgusu, şirket yönetiminde profesyonelleşmeyi engelleyen bir unsur gibi görünmektedir (Buğra, 1994:55). Ayrıca, şirketlerin büyümesi aşamasında getirisinin daha fazla olması nedeniyle, verimliliğin artırılması yerine yeni alanlara girmek tercih edilmiştir. Rekabetin artması ve kanunların zorlaması ile verimliliğe önem vermek zorunluluğu ortaya çıkmıştır. Bu aşamada aile yönetiminden profesyonel yönetime geçiş başlamakta ve aile üyelerinin mühendislik ve iş idaresi alanlarında eğitim almaya yöneldikleri görülmektedir. Papanek’e (1971:322) göre, bu süreç pek çok ülkede benzerlik göstermektedir.

Girişimci işadamlarının kurup geliştirdiği şirketler genellikle aile şirketi hüviyetindedir. Aile şirketleri, çok sayıda avantaja sahip olmasına rağmen, bu tür şirketlerde bazı olumsuzluklar da görülür (Vries, 1993:61). Aile şirketi olmanın olumsuzluklarını azaltmak ve şirketlerin sürekliliğini sağlamak için, aile şirketi niteliğinden anonim şirkete geçmekte yarar olduğu görülmeye başlanmıştır. Bu düşüncedeki Koç, Siemens ve Ford’u inceleyerek şirketleri bir Holding şirketi çevresinde toplamak istemiştir. Holdingin bir kısım hisselerini, ailenin etkisinde kalmayacak bir vakfa vererek, Koç Holding’i 1963’te kurmuştur. Holdinge, iş arkadaşları ve vakfın ortaklığı sağlandıktan ve hisselerin tedricen halka geçmesinden sonra, kuşkularını azaltmak için Avrupa ve Amerika’daki pek çok uzman ve işadamı ile yeni durumu müzakere etmiştir. Koç, bu incelemelerden sonra, Koç Holding ve bağlı şirketlerin sağlamlaştırılması ve devamlılığının sağlanması konusunda elinden geleni yaptığına inanarak sonrasını gelecek kuşaklara bıraktığını ifade etmektedir (Koç, 1971:100-107). Koç Holding, sonradan diğer işadamları için de ilk ve önemli bir örnek olmuştur.

Sabancı’ya göre sanayileşmenin ilk döneminde sermayedar-müteşebbis- yönetici aynı kişi iken; daha sonra sermaye-müteşebbis aynı, yönetici ayrı kişi olmaya başlamıştır. Şirketlerin daha da gelişebilmeleri için devamlılığın temel şartı olarak bunları kurumlaştırmak gerektiğine inanmıştır. Babasının ölümünden sonra, Koç Holding örneğinden de yararlanarak, Sabancı Holding 1967’de kurulmuştur. Eczacıbaşı da güçlü olduğu alanlarda yeni girişimlere başlamadan önce bütün kuruluşları bir holding çatısı altında toplamaya karar vererek, 1970 yılında Eczacıbaşı Holding’i kurmuştur. STFA bünyesindeki şirket sayısı artması ve kurucuların da iyice yaşlanması nedeniyle, bütün şirketleri bir çatı altında toplamak amacıyla, 1975’te STFA Holding kurulmuştur. Tüsiad kurulduğunda Yaşar Holding’in varolduğu düşünülürse, Yaşar Holding’in 1971 veya daha önce kurulmuş olması gerekir.

4.4. Sosyal Sorumluluk

Ticari ve sanayii faaliyetlerin belli bir büyüklüğe ulaşması ve bunların bir holding çatısı altında toplanmasından sonra, işadamlarının sosyal sorumluluk bağlamında değerlendirilebilecek alanlarda faaliyetlere destek olmaya başladıkları görülmektedir. Sosyal sorumluluk bağlamındaki faaliyetlerin başlamasında iki ana güdü öne çıkmaktadır. Bunlardan birincisi, işadamlarının toplumsal meşruiyet zemini aramalarıdır. Bu bağlamda, toplumdan aldıklarını yine topluma verme adına bazı sosyal alanlarda faaliyetlere girişildiği görülmektedir. Sosyal sorumluluk çerçevesinde girişilen sosyal faaliyetlerin bir diğer sürükleyicisi, aile isminin devamını sağlamaktır. Çünkü, aile isminin devamı girişimci işadamlarının önem verdiği konular arasındadır. Bu amaçla ailenin adını taşıyan vakıflar kurulmuştur (Buğra, 1987:151). Bu vakıflar, genellikle eğitim, sağlık, spor ve kültürel alanlarda faaliyet göstermektedir. Sabancı ve Yaşar diğer işadamlarından daha fazla, aile ve aile bağlarının güçlülüğü konusunu vurgulamaktadır.

Koç, çoğunluğu öğrenci yurdu ve hastanelerin değişik birimleri olmak üzere hayır kurumları tesis etmiştir. Türk Eğitim Vakfı ve sosyal işler ve bağışlarını kurumlaştırmak için kurduğu Vehbi Koç Vakfı bu alandaki iki önemli atılımdır. Koç’un yardım faaliyetlerini, eğitim, sağlık ve kültür alanlarında yoğunlaştırdığı görülmektedir. Sabancı vakıfların öneminden bahsederek, vakıf kurmak konusunda da, holding kuruluşunda olduğu gibi, yine Koç’u örnek alarak Hacı Ömer Sabancı Vakfını kurmuştur. Yapılan hayır yatırımları arasında, kültür siteleri, kütüphaneler, öğrenci yurtları, okullar, spor tesisleri ve sağlık tesisler yer almaktadır.

Eczacıbaşı’nın toplumsal sorumluluğunu yerine getirirken diğer işadamlarından daha farklı bir yol takip ettiği görülmektedir. Bizzat kendisi, sosyal faaliyetleri yürütecek organizasyonların kurulması ve yönetiminde görev almıştır. İstanbul Sanat festivali ile, Eczacıbaşı kültür sanat alanında önemli bir rol üstlenirken, spora da önemli bir kaynak ayırmıştır. Fevzi Akkaya Temel Eğitim Vakfı’nı kurarak bu alandaki faaliyetlerini bir çatı altında toplamıştır. Selçuk Yaşar da bir vakıf altında faaliyetleri toplamıştır. Yaşar’ın sosyal faaliyetleri arasında, eğitim yatırımları, kültür sanat faaliyetlerine ağırlık vermiştir. Ayrıca Selçuk Yaşar, uzun yıllar spor yöneticiliği yapmıştır.

Sonuç

İşadamlarının kariyer gelişimlerini açıklamakta demografik yaklaşım kullanılabilir görünmektedir. Bu bağlamda, işadamlarının kariyer gelişimi demografik yaklaşım çerçevesinde incelerken, işadamlarının artyetişimleri ve iş deneyimleri iki ana kategori olarak ele alınmıştır. . Hayat tarihi yöntemi aile artyetişimi ve yetişkin deneyimleri üzerinde odaklanır. Artyetişim ve deneyimler için en önemli bilgi kaynağı ise otobiyografilerdir. Çünkü, otobiyografilerde, artyetişim ve deneyimler en önemli yeri tutmaktadır. Bu yüzden otobiyografilerin incelenmesinde yöntem olarak, hayat tarihi yönteminin uygun olduğu görülmektedir.

Bu çalışmada, girişimcilik ortamının sosyal-psikolojik yönü ele alınarak, otobiyografilerin analizi yoluyla girişimci işadamlarının kariyer gelişimi incelenmiştir. Çalışma sonunda, girişimci işadamlarının kariyer gelişimini profesyonel yöneticilerde olduğu gibi iyi tanımlanmış kariyer aşamalarına ayırmanın zor olduğu ortaya çıkmaktadır. İşadamlarının kariyer gelişimini incelerken, kariyer aşamaları yerine, deneyimler daha anlamlı görünmektedir. Bu noktadan hareketle, işadamlarının kariyer gelişimini deneyimler ışığında açıklamak yararlı görülmektedir.

İşadamlarının kariyer gelişimi ile ilgili yapılacak bundan sonraki çalışmalarda, kariyer aşamaları yerine, işadamlarının kişisel deneyimlerinin ele alınması yararlı olacaktır. Bu çalışmada, demografik yaklaşımda önerilen artyetişim ve yetişkinlik deneyimleri, iki ana kategori olarak işadamlarının kariyer gelişimini açıklamakta kullanıldı. İşadamlarının kariyer gelişiminin bütüncül olarak kavranmasında, demografik yaklaşımın sosyal öğrenme ve psikolojik başarı kuramları ile desteklenmesi bu konunun daha detaylı analiz edilmesine imkan sağlayacaktır.

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Spor Dünyasından Resimli Şampiyon Sözleri

spor dünyası sözleri, şampiyonluk, şampiyon sözleri mümin sekman, şampiyon sözleri kitap, şampiyon sözleri, şampiyon

Şampiyon Sözleri Mümin Sekman tarafından yazıldı. Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesinin bulunduğu Şampiyon Sözleri kitabından sizler için en güzel ve motivasyon sağlayıcı sözleri seçtik.

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

ŞAMPİYON SÖZLERİ ARKA KAPAK YAZISI

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

SPOR DÜNYASINDA BAŞARILI OLMAK

Pes etmeyi bir kez öğrendin mi alışkanlığa dönüşür.

Vince Lombardi

Kan, ter ve saygı. İlk ikisini verir, sonuncuyu kazanırsın.

Dwayne Johnson

Yapmadığın atışları asla sayıya çeviremezsin.

Larry Bird

Zayıf olana herkes acır, “kıskanılmak” ise çabayla kazanılır.

Arnold Schwarzenegger

Olduğun yerden başla. Elindekini kullan. Yapabildiğini yap.

Arthur Ashe

Bir olimpiyat şampiyonu, size birebir başarı koçluğu yapsa ne kazanırdınız? 

Lazer gibi odak, çelikten bir irade ve ateşli motivasyon! 

Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesi bu kitapta. Şampiyonlar şöhret, servet, kudret, marifet, zafer ve hezimet üzerine hayat dersleri veriyor. Hayatın zorlu “unvan maçları”na çıkarken, mücadele gücünüzü artıracaklar. 

Bu kitap şampiyon sporcular kadar, işinin şampiyonu olanlar için. Hayatın olimpik mücadelesinde yarışan CEO’lar, TUS adayı doktorlar, genç girişimciler veya üniversite adayları “zorlu zamanlarda güçlendiren fikirler” bulacak.

“Yetenek yoksulun servetidir,” der John Wooden. Yeteneği şöhrete, şöhreti servete, serveti kudrete, kudreti de daha büyük başarıya çevirmenin sistemini keşfedeceksiniz. 

Şampiyonluk bir zihin durumudur. Kazanmak için oynamak bir dünya görüşüdür. İnsan kendi hayatının şampiyonu olabilir. İçinde ve işinde “şampiyon zihniyeti inşa etmek” isteyenlere en kapsamlı kaynak…

Kitapta Muhammed Ali’den Pele’ye, Tiger Woods’tan Michael Jordan’a, Katarina Witt’ten Bruce Lee’ye, Roger Federer’den Ronaldo’ya alanın en iyileri kişisel sırlarını ve profesyonel sistemlerini anlatıyor. Çoğu kazanma taktiği Türkçeye ilk kez çevrildi. Türkiye’nin “başarı yazarı” Mümin Sekman da efsanelerin başarı sistemini analiz etti.

Hayatı bir şampiyon gibi yaşamak isteyenler ve şampiyonluktan başka bir hayat düşünemeyenler için… Daha ileriye, daha yükseğe, daha güçlü ve daha hızlı!

Okumaya devam et

MAKALE

Evlat edinilen çocuklar ve güvenli bağlanma süreci

yakın ilişkiler, evlat edinme, evlat edinilen çocuklar, çocuk, bağlanma

Evlat edinilen çocuklar, diğer çocukların uğraşmak zorunda kalmayacağı deneyimler yaşıyorlar. Bu deneyimler, evlat edinilen çocuklarda kaygı veren davranışlara yol açabilir. Peki, bu durumu nasıl baş edebiliriz? İşte yanıtı…

Evlat Edinilen Çocuklarda Bağlanma

Bağlanma teorisini ortaya atan John Bowlby’e göre bir çocuğun birine bağlanması; korktuğu, yorgun ya da hasta olduğu durumlarda özel olarak o kişinin yakınında ve o kişiyle iletişim içinde olmak istemesi anlamına geliyor1. Çocukların bağlanma stilleri güvenli, güvensiz (kaygılı veya kaçınmacı) ve düzensiz-güvensiz olmak üzere üçe ayrılıyor1. Ebeveynlerine güvenli bağlanan çocuklar, hem etraflarındaki dünya üzerinde bir etkileri olduğuna dair kendilerine hem de kişilerarası ilişkilerinde ebeveynlerine güveniyorlar1. Bu sayede problem çözme yeteneklerine daha fazla güvenen çocuklar, daha özgür bir biçimde dünyayı keşfedebiliyorlar1. Buna karşılık güvensiz bağlanan çocuklar gelişimleri boyunca bu keşif süreçlerini güvenle gerçekleştiremedikleri için daha fazla sorun yaşayabiliyorlar. Özellikle düzensiz-güvensiz bağlanan çocuklarda davranış bozuklukları ve psikopatoloji görülme olasılığı daha yüksek oluyor1.

Yapılan araştırmalarda evlatlık çocuklarda daha sık güvensiz ve düzensiz-güvensiz bağlanma stilleri, ideal olmayan çocuk-ebeveyn ilişkileri, tepkisel bağlanma bozukluğu ve rastgele arkadaşlık davranışları olduğu görülüyor1, 3, 4, 5. Evlat edinilmiş çocukların arasında güvensiz-düzensiz bağlananların fazla olmasına aslında bu grupta yetimhanede yetişmiş çocukların sayısının daha çok olması sebep oluyor. Çünkü yetimhanelerden çıkmış evlatlık çocuklar, çok küçük yaşta biyolojik ebeveynlerinden ve yetimhanede karşılaştıkları bakıcılardan sürekli ve sık sık ayrılmak zorunda kalıyorlar1, 4. Temel ebeveyn bakımından yoksun kalmanın getirdiği stres, çocukların beyinlerinin stresle baş etmeyi sağlayan bölümünün diğer çocuklarınkine göre daha farklı çalışmasına ve strese uygun tepki verilmesini sağlayan kortizol hormonunun daha az salgılanmasına sebep oluyor8. Bu işlevsel farklılıklar, çocuklarda zihinsel hastalıklar görülmesine ya da strese yeterince uygun tepki veremedikleri için gençliklerinde daha riskli davranışlar sergilemelerine yol açabiliyor8.

Yetimhaneden çıkıp evlat edinilen çocuklarda yeni ebeveynlerle bağlanmanın oluşabilmesi ve çocukların işlevselliklerinde buna bağlı olumlu gelişmeler görülebilmesi için çocuk ile ebeveyn arasındaki ilişkinin çocuğun önceki bakıcılarıyla olan ilişkisinden farklı olarak stabil, tutarlı ve kaliteli olması gerekiyor. Yapılan bir araştırmada hayatlarının ilk yıllarını yetimhanede sık sık bakıcı değiştirerek geçirmiş çocukların -en uzunu dokuz ayda olmak üzere- %40’ının ilk 3 ay içinde yeni ebeveynlerine bağlandıkları görülüyor5. Ancak çocuklarda bu şekilde bağlanma davranışlarının gözlenmesi, bağlanma stillerinin kesin olarak güvenli olduğu anlamına gelmiyor. Romanya’daki yetimhanelerde yetiştikten sonra evlat edinilmiş çocuklarla yapılan bir araştırmada, Kanadalı çocuklar ve dört aylıktan önce evlat edinilmiş çocuklara kıyasla araştırılan grubun belirgin bir kısmının yeni ebeveynlerine daha güvensiz bağlandıkları ortaya çıkıyor6. Bu durum elbette çocukların evlat edinilmeden önce karşılaştıkları, bakıcılar tarafından ihmal edilmek gibi kötü deneyimlere oldukça bağlı.

Yetimhanedeki koşullardan ötürü güvensiz bağlanmaya yatkın olan bu çocukların yeni ebeveynleriyle güvenli bir bağ kurmaları zor görünüyor ancak imkansız değil. Bowlby’ye göre çocukların hayatlarındaki ilk beş yılda karşı karşıya kaldıkları ebeveynlik davranışlarının hassasiyetindeki değişimler, çocukların bağlanma stillerinde ve dünyaya bakış açılarında iyi yönde bir değişim sağlayabiliyor4. Yapılan araştırmalarda bir yaşından önce evlat edinilen çocukların biyolojik ebeveynleriyle yetişen çocuklarla aralarında bağlanma stilleri açısından kayda değer bir fark olmadığı görülüyor4, 6. Genel olarak, evlat edinilme yaşı ile bağlanma stilinin iyi yönde değişmesinin zorluk seviyesinin paralel gittiği düşünülüyor2. Bu duruma sebep olarak bir yaşından küçük çocukların yetimhanelerin kötü şartlarına uzun süre maruz kalmadan ve henüz bağlanma sistemleri gelişmekteyken yeni ebeveynleri tarafından bakım görmeye başlamaları görülüyor6. Ancak aynı paralellik düzensiz-güvensiz bağlanma stiliyle evlat edinilme yaşı arasında bulunmuyor, yaştan bağımsız olarak düzensiz-güvensiz bağlanma stili genellikle yoğun bir şekilde kötü muameleye maruz kalma sonucu oluştuğu için değişmesi de daha zor oluyor4.

Bu istisna göz ardı edildiğinde, evlatlık edinilen çocukların, biyolojik ebeveynleri tarafından yetiştirilen çocuklar gibi bağlanma stillerinin onları evlat edinen anneleriyle oldukça benzer olduğu görülüyor7. Yapılan uzun soluklu bir çalışma da erken ve orta çocukluk dönemlerinde annelerin çocuklarına gösterdiği hassas davranışların çocukların erken yetişkinliklerindeki bağlanma algıları üzerinde olumlu etkisi olduğunu ortaya koyuyor3. Bunun yanı sıra aslında ebeveynlerden en az birinin bile güvenli bir dünya görüşüne (state of mind) sahip olması, çocukların evlat edinilmeden önce yaşadığı travma ve mahrum kalmışlığa karşı koruma görevi görebiliyor7. Yani her ne kadar bağlanma stillerinin güvenliye dönmesi zor gibi görünse de geç evlat edinilen çocukların bile kurumların bakımı altından çıkıp sabit, korumacı ve ilgi gösteren bir aile tarafından bakım görmeleri sosyal ilişkilerinden bilişsel kapasitelerine ve zihinsel sağlıklarına kadar hayatlarının birçok alanındaki gelişimlerinde olumlu etkiler yaratıyor.

Yazan: Rengim Lal Kılavuz
Düzenleyen: Dr. Gizem Sürenkök
Kaynak: www.yakiniliskiler.com

Okumaya devam et

MAKALE

Müşteri memnuniyeti için öneriler

satın alma deneyimi, satın alma, pazarlama, müşteri, marka

Markalar müşterilerine iyi bir satın alma deneyimi yaşatmayı hedefler. Fakat maalesef bu konuda başarılı olan pek az şirket var. Peki, bu durum tam tersine nasıl çevrilir? İşte yanıtı…

İyi Müşteri Deneyimi Yaşatmak Neden Çok Zor?

İnsanın bir markayla ilişkisi sadece o ürünü kullandığı zaman yaşadıklarından ibaret değildir. Bilgi edinmek için internetten yaptığı araştırmalarla başlayan süreç; çağrı merkezi görevlileriyle konuşmalar, satın alma sırasında satıcıların tavırları ve satın alma yolculuğu sonunda yaşadıklarının toplamından oluşan bir marka deneyimidir.

Kısacası müşteri ve marka arasındaki ilişki bu “gerçeklik anlarında” yaşanan tüm adımları içerir.

Rekabetin gerisinde kalmamak için şirketlerin bu gerçeklik anlarının her birini incelemesi ve satın alma yolculuğunun her aşamasını müşteri için kolaylaştırması gerekir. Bunun için insanların motivasyonlarını, yapmak istediklerini anlayıp sonra da markayla ilişkiye girdiklerinde yaşadıkları zorlukları giderecek çözümler üretmesi lazımdır.

Bugün -maalesef- büyük şirketlerin birincil sorunu müşterilerin gerçekten ne istediklerini anlayamamalarıdır. Satın alma deneyimini iyileştirmek için bir araya gelen yöneticiler, çoğu zaman empati güçlerini kaybederler. Tüketicilerin de kendileri gibi insan olduğunu unuturlar. Çamaşır makinesi üreten bir şirket yöneticisi müşteri deneyimine odaklanmak yerine satış noktalarında yaşanan şirket sorunlarına odaklanır. Oysa her marka yöneticisi, günlük hayatta bir başka markanın tüketicisidir. Özel hayatında; o da yaptığı alışverişten şikâyet eden, aldığı ürünün fiyatından yakınan, gereğinde memnun kalmadığı ürünü iade eden olağan bir müşteridir. Fakat yönetici şapkasını giyip kurumsal bir kimliğe büründüğünde düşünceleri ve davranışları değişir. Müşterilerinin çamaşır yıkamakla ilgili gerçek sorunlarını çözmek yerine sosyal projeler üretmeye, toplumsal konulara duyarlılık kisvesi altında konu dışı alanlara kafa yormaya başlar. Tüketicinin bugünkü ihtiyaçlarını çözmek yerine ilgisiz konulara öncelik verir. Kendi kişisel hedeflerine veya kendi departmanının önceliklerine odaklanır.

Benzer şekilde müşteri deneyimini iyileştirmek için uluslararası danışmanlık şirketlerine büyük projeler yaptıran şirketler bile çoğu zaman kendi tüketicilerinin (müşterilerinin) ihtiyaçlarına yalın çözümler üretmek yerine mevcut sorunları daha da karmaşıklaştırırlar.

Oysa tüketiciler markaların vaat ettiklerini hakkıyla yerine getirmesini beklerler.

Dijitalleşmeyle, bugün pazarlama disiplini bir evrim geçiriyor. Satın alacağı ürünü internetten iyice araştıran, tüketici yorumlarını didik didik okuyan yeni nesil müşteriler markaların önüne farklı taleplerle gelmekte. Bütün şirketlerin bu talepleri iyi anlamaları, analiz etmeleri ve bunlara çözüm üretmeleri şart. Aksi takdirde bugünün insanına zorla iteleyerek ürün veya hizmet satmak mümkün değil.

Son yıllarda hayatımıza giren Inbound Pazarlama, modern insanın beklentilerine karşılık veren bir felsefeyi benimser. Yaklaşımı, dijital ortamda edindiği bilgi ile güçlenen modern müşterinin (tüketicinin) yapmak istediğini anlamak ve ona yol göstermektir. Inbound Marketing felsefesi eski usul yöntemler kullanarak, ısrarla bir ürün veya hizmeti zorla satmaya çalışan pazarlama anlayışının tam tersidir.

Inbound Marketing’in hedefi, markayı insanlara itelemek yerine onları markaya çekmek ve gönüllü bir şekilde markadan alışveriş yapmalarını sağlamaktır.

Inbound Pazarlama yöntemini uygulamak isteyen yöneticilere önerilerim şunlardır:

  • Markanın odağına insanı koy. Onun ne yapmak istediğini, amacını anla. Tüketicilerini veya müşterilerini “persona”lar ile tanımlayabilir, onları segmentlere ayırabilirsin ama unutma ki her biri senin benim gibi gerçek birer insandır. Dolayısıyla markanın müşterisinin önce insan sonra tüketici olduğu hatırla.
  • İnsanlar her gün kendilerine zorla bir şeyler satmaya çalışan yapışkan satıcılardan bıktı. Bu nedenle Web sitene ya da mağazana gelen insana hemen satış yapmaya çalışma. Onun ihtiyaçlarını anlayabilmek için sorman gereken bütün soruları sor. Ona bilgi vermekte cömert ol. Kendini bir satıcı gibi değil, o insana yardım etmek için görevlendirilmiş bir yetkili gibi gör.
  • Alışveriş yapan her insanı tedirgin eden birçok konu vardır. Yanlış ürüne veya hizmete para harcamak, verdiği karardan dönememek, satın aldıktan sonra markanın ilgisiz kalacağından endişe etmek… Bunlar insanların “acı noktalarıdır”. Her sektörde insanların markalardan alışveriş yaparken karşı karşıya kaldıkları sayısız acı noktası vardır. Kendi markan için bunların hepsini listele ve bunlara çözüm üret. Bugün Amazon, insanların bütün acı noktalarını çözdüğü için dünyada 1 numara olmuştur.
  • Eğer böyle davranırsan insanlar senin markana güven duyacak ve alışveriş yapmaya gönüllü olacaklardır. Markanı kendilerine zorla satış yapmaya çalışan diğer markalardan ayrı bir yere konumlayacaklardır.
  • Satın alma yaptıktan sonra senin markanla ilişkiye devam edecekler, kendi çevrelerine markanı tavsiye edeceklerdir.
  • Bütün bunları hayata geçirmek ve insanlara iyi bir alışveriş deneyimi yaşatmak için dijital teknolojileri hakkıyla kullan.

Dijital çağda istediği bilgiyi edinebilen, önünde sayısız seçenek olan, istediği markadan alışveriş yapabilen modern insana hitap edebilmek, onu markana çekebilmek, onun aklını ve gönlünü kazanabilmek, onun senin markandan can-ı gönülden alışveriş yapmasını sağlamak için gerekli dijital dönüşümü gerçekleştir.

Bu dijital dönüşümü gerçekleştirmeyen markaların bugünün dünyasında iyi bir alışverişçi deneyimi yaşatmaları ve ayakta kalmaları mümkün değil.

Yazar: Temel Aksoy
Kaynak: www.temelaksoy.com

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND