Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Girişim fikri nasıl geliştirilir?

yeni bir ürün yaratmak, kişisel gelişim, girişimcilik, girişim fikrine karar verme

Eski köye yeni adet getiren yaklaşımlarla hayata geçirilen girişimler yeni ekonominin en önemli destekçisi oluyor. Girişimcilik yolculuğunda fikirleri ürüne dönüştürmek en kritik süreç. İşte o kritik süreçte dikkat edilmesi gerekenler…

Bir fikrim var

Eski köye yeni adet getiren yaklaşımlarla hayata geçirilen girişimler yeni ekonominin en önemli destekçisi oluyor. Girişimcilik yolculuğunda fikirleri ürüne dönüştürmek en kritik süreç. Alınan desteklerle girişimcilik hikayesinde doğru adımları atabilmek mümkün.

HERKESİN aklında yeni bir iş fikri, bir yenilik düşüncesi var. Evde otururken, ofiste çalışırken veya yolda yürürken birçok kişinin yaşadığı sorunları çözecek icat fikri çıkabiliyor. Buradaki en önemli fark bu fikri hayata geçirebilmek. İşte yeni ekonominin temelleri tam da bu noktada atılıyor. Son zamanlarda sık sık duyduğumuz kavramlardan biri olan girişimcilik, sıradan bir iş yapan değil, yeni bir iş modeli doğuranlara deniliyor. Yani eski köye yeni adet getiren modellere. Örneğin, bir manav dükkanı açmaya girişimcilik denilmiyor. Ancak, akıllı telefonla araç çağırma uygulaması Uber’de olduğu gibi ulaşım sektörünü baştan aşağıya değiştiren modellere girişimcilik deniliyor. Kısacası geleneksel iş modelleri üzerinde yıkıcı etki yaratmasıyla girişimciliği anlatabiliriz. Bir girişim fikri herkesin aklına gelebiliyor. Ancak bazı fikirler ne kadar ne kadar iyi olursa olsun daha doğmadan ölüyor. Bazıları da kullanıcılarının hayatını kolaylaştırıyor, milyon liralık hatta milyar liralık bir değere ulaşmayı başarıyor. Peki aradaki fark ne? Bir girişim fikrinin başarılı olması için baştan itibaren doğru yönlendirilmesi gerekiyor. Mentorlar, inkübasyon-kuluçka merkezleri, girişim hızlandırıcılar ve melek yatırımcılar gibi süreçler işin içine giriyor. İşte girişim fikrinizde doğru yolda ilerleyebilmeniz için alabileceğiniz destekler…

1- Önce kağıda dökün

Aklınızdaki startup fikrini hayata geçirmeniz için önce kağıda dökmeniz gerekiyor. Öncelikle ürün geliştireceğiniz alanın sorununu inceleyin. Bu sorunu çözmek için ürün tanımınızı yapın. Pazar analiziyle birlikte hedef kitlenizin kimler olduğunu belirleyin. Daha sonra işin rekabet boyutuna geçin. Geliştirdiğiniz ürünün bulunduğunuz pazardaki rakiplerini belirleyin. Bu rakiplerin güçlü ve zayıf yanlarını yazarak, geliştireceğiniz ürünün rakiplerinizden farkını ortaya koyun. Daha sonra ise pazarlama stratejisi konusunda çalışmalarınızı gerçekleştirin.

2- Hızlandırma programlarına girin

Bir girişim fikrinin en sancılı kısımlarından biri ilk çıkışı yakalaması. Bunun için birçok şirket ve kuruluş, hızlandırma (accelerator) programlarını girişimcilere sundu. Dönemler halinde açılan hızlandırma programları, girişimlerin fikirden ürüne dönüşmesindeki ilk adım olarak biliniyor. Bir hızlandırma programına giren girişimciler, burada alanlarında uzman mentorlarla bir araya geliyor. Girişimcilerin kağıda döktükleri ham fikir ilk şeklini bu merkezlerde alıyor. İlk kez girişimcilik ekosistemiyle tanışma fırsatı yakalanırken, oluşturulan çevre (network) sayesinde girişimcilik yolculuğunun ilk temelleri atılıyor. Hızlandırma programlarında girişimcilere ufak da olsa maddi destekler veriliyor. En önemlisi ise eğitimler. Pazarlama veya sunum başta olmak üzere verilen eğitimler, girişimcileri ilerleyen süreçlere hazırlıyor. Ayrıca hızlandırma programlarının merkezleri, girişimcilere ofis olarak sağlanıyor. Bu da girişimcilerin diğer girişimcilerle olan etkileşimi arttırıyor, yeni ve ortak iş modellerinin ortaya çıkmasını sağlıyor.

3- İlk yatırımınızı alın

Fikrin gerçek bir iş modeline dönüşmesi için yatırım şart. Başka bir deyişle kontağa basılan nokta da diyebiliriz. ‘Tohum’ (seed) yatırım olarak da ifade edilen bu adım, genellikle 50 bin lira ile 250 bin lira arasında değişen yatırımlarla gerçekleşiyor. İlk yatırım için ayırabileceğiniz bütçe varsa risk alarak bunu kendiniz yapabilirsiniz. Yeterli kaynağınız yoksa yatırımcıların kapısını çalmak zorundasınız. İlk prototipinizi geliştirmek için kullanacağınız bu yatırımda seçeceğiniz yatırımcı en önemli kararınız olacak. Girişiminizin bulunduğu alana yatırım yapmış bir yatırımcı seçmek, girişim fikrinin doğru şekillenmesi için çok önemli. Doğru yatırımcıyı bulacağınız ilk yerlerden biri ise katıldığınız hızlandırma programınız. Hızlandırma programınıza destek veren yatırımcılar, sizi daha yakından tanıyacağı için kendinizi anlatmanız kolay olacaktır.

4- Prototip ürününüzü çıkarın

Yatırımınızı aldıktan sonra doğru ekibi kurarak ilk prototipinize odaklanın. Geliştireceğiniz bu prototip, girişiminizin kaderini belirleyecek. Bu noktada dünyadaki en önemli stratejilerden biri ‘lean startup’ olarak öne çıkıyor. Lean startup, düşük maliyetle küçük kitleler üzerinden prototipinizi test etmenizi sağlayacak. Ayrıca ürününüzü kendi kendinize de hızlandırmak için kitlesel fonlama platformlarını da kullanabilirsiniz. Dünyadaki en popüler örneği Kickstarter. Ama Türkiye’de de kitlesel fonlama platformları bulunuyor. Turkcell’in ‘Arı Kovanı’ ve Boyner Grubu’nun ‘Buluşum’ Türkiye’deki kitlesel fonlama platformlarından. Buradan alacağınız maddi destekler, prototip modelinizin daha kontrollü olarak hayata geçmesini sağlayacaktır.

5- Melek yatırımla büyüyün

Ürün ortaya çıktıktan sonra sıra geldi büyümeye ve bilinirliği arttırmaya. Bunun için pazarlama, reklam, tanıtım bütçesinin yanı sıra ürününüz yeni sürümlerinin geliştirilmesi için yeni bir yatırıma ihtiyacınız var. Bu yatırıma melek yatırım deniliyor. Yurtdışında ise ‘A serisi’ yatırım olarak da biliniyor. 500 bin TL’den başlayan ve 5 milyon liraya kadar çıkan bu yatırımlar, Türkiye’de kurulan melek yatırımcı ağları tarafından yapılıyor. Düzenlenen sunum günlerinde (demo day) girişimcileri dinleyen melek yatırımcılar, genellikle birkaç kişiden oluşan gruplarla girişimlerin ilk büyük yatırımlarını gerçekleştiriyor. Alınan bu yatırım sonrasında girişimlerin ilk değerlemeleri yapılıyor, yönetim kurulları şekil alıyor ve girişimciler artık gerçek bir girişimcilik macerasının içine giriyor.

6- Ve daha sonrası

Melek yatırımdan sonra zorlu süreçler devam ediyor. Yatırımcıların girişiminize olan güvenini görmek için ikinci tur (B serisi) yatırım en önemlisi. İkinci tur yatırım yapmaya karar veren yatırımcılar, tüm mühendislik takımını ateşlemeye, büyümeyi sağlayacak kurumsal takımı işe almaya başlayacak demektir. Bu karar genellikle bir şirketi daha kırılgan yapar. Eğer şirketinizin gelir rakamları düşükse, süreçte birçok kritik yer varsa ve yapılan plan elde edilen düşük rakamlara rağmen yüksek bir gelir elde etme senaryosuna dayanıyorsa ikinci tur yatırım daha da zorlaşır. Bu yüzden de yatırımcıların çoğu ikinci tur yatırımı sevmez. Üçüncü tur yatırım ise artık şirketinizin, satış veya halka açılma planlarına yaklaştığınızı gösterir.

Yazar: Ahmet Can

Kaynak: www.hurriyet.com.tr

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

MAKALE

Paranın ne kadarından sonrası mutluluk getirmiyor?

para mutluluk getirir mi, para ile mutluluk arasındaki bağ, istanbul'da yaşam

Para ile mutluluğun pozitif bir ilişkisi var. Fakat mutluluğun ilişkide olduğu toplumsal değerler de var. Sizce uzun vadede hangisi daha çok mutluluk getiriyor?

Prof. Murat Şeker: İstanbul’da mutluluk sınırı 8 bin lira

“Ancak bu noktadan sonra gelir artsa da mutluluk düzeyi değişmiyor”

İstanbul Üniversitesi (İÜ) İktisat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Murat Şeker, ‘Mutluluk Ekonomisi’ üzerine yaptığı son araştırmasında, İstanbul’da 7 bin 500 kişiyle yüz yüze görüşüldüğünü, mutluluk ile gelir arasındaki ilişkinin araştırıldığını açıkladı. Şeker, “İstanbul’da aylık 7 bin 500-8 bin TL bandına kadar artan gelir mutluluğu artırıyor. Ancak bu noktadan sonra gelir artsa da mutluluk düzeyi değişmiyor. Hatta daha yüksek gelire sahip olanlarda gelir artmasına karşılık mutluluk düzeyi değişmezken, stres faktörünün de yükseldiği gözleniyor” ifadesini kullandı.

Araştırmaya katılanlara genel olarak mutluluk düzeylerini belirtmeleri istendiğinde yüzde 15’inin mutsuz olduğunu, yüzde 48’inin ne mutlu ne mutsuz olduğunu, kendini mutlu hissedenlerin oranının ise yüzde 37 olduğunu aktaran Şeker, “İstanbul’da mutluluk düzeyi 10 üzerinden yapılan değerlendirmede ortalama değer 5.8 olarak saptandı” diye konuştu.

Prof. Dr. Şeker, uluslararası çalışmalarda sorgulanan günlük deneyimlerin, bu çalışmada da sorgulanarak analiz edildiğini ifade ederek şunları aktardı:

“Buna göre İstanbullular arasında ‘dün kahkaha attım’ diyenler yüzde 43, eğlenenler yüzde 48, kendini mutlu hissedenler ise yüzde 52 oranında temsil edildi. Buna karşılık üzgün olanlar yüzde 41, endişeliler yüzde 40, stresli olanlar ise yüzde 44’te kaldı. Mutluluk ile yaş arasındaki ilişkiye bakıldığında ise yaş azaldıkça mutluluk düzeyinin yükseldiği ortaya çıktı. Özellikle 15-24 yaş arası gençler, 40’lı yaşlardakilerle kıyaslandığında göreceli olarak kendini daha mutlu hissediyor.”

Evli – bekar farkı var

Kadınlarla erkekler arasında mutluluk düzeyi açısından istatistiksel olarak anlamlı bir farklılığın olmadığına dikkati çeken Prof. Dr. Şeker, ancak evli olanların bekarlara göre kendilerini daha mutlu algıladığını söyledi.

Prof. Dr. Şeker, araştırmaya katılanların gelirleri ile mutluluk algısına ve günlük deneyimine ilişkin sorulara verilen yanıtlar birlikte incelendiğinde, gelir artışının bir noktaya kadar mutluluğu artırmada etkili olduğu, ancak devamında gelen gelir artışının mutluluğu artırmakta yeterli olmadığının görüldüğünü söyledi.

Uluslararası literatüre uygun bir şekilde sonuç aldıklarını belirten Prof. Şeker, sözlerine şöyle devam etti:

“İstanbul’da yaşamanın maliyetinden kaynaklanıyor”

“İstanbul’da aylık 7 bin 500-8 bin TL bandına kadar artan gelir mutluluğu artırıyor, ancak bu noktadan sonra gelir artsa da mutluluk düzeyi değişmiyor. Hatta daha yüksek gelire sahip olanlarda gelir artmasına karşılık mutluluk düzeyi değişmezken, stres faktörünün de yükseldiği gözlendi. Bu durum İstanbul’da yaşamanın maliyetinden kaynaklanıyor.

İstanbul’da aylık 7 bin 500-8 bin TL bandı, yaşanabilirlik düzeyini gösteriyor.

Başka bir deyişle aylık gelir 2 bin TL’den 3 bin TL, oradan 5 bin TL’ye ve devamında 7 bin 500-8 bin TL’ye yükseldiğinde bireyin yaşam standardı belli bir seviyeye ulaşıyor. Bu seviyeye ulaşana kadar artan gelir, mutluluğunun da artmasını sağlıyor. Ancak kabul gören belli bir yaşam standardına ulaşıldığında, artan gelir mutluluğu artırmakta yeterli olmuyor. Aile, sağlık gibi diğer faktörlerin önemi daha fazla artıyor. İstanbul’da bu sınır 7 bin 500-8 bin TL bandında gerçekleşiyor.”

Prof. Dr. Şeker, araştırmada bir senaryo sorusu ile göreli zenginlik ile mutlak zenginlik arasındaki ilişkiyi de incelediklerini belirterek, göreli zenginliğin toplum tarafından daha fazla önemsendiğini söyledi.

Bu bağlamda deneklere, iki iş teklifi aldıklarında hangisini seçeceklerinin sorulduğunu belirten Şeker, şunları aktardı: “Bu tekliflerden ilkinde iş yerinde ortalama maaş 10 bin TL iken 8 bin TL teklif ediliyorken, ikinci teklifte ise iş yerinde ortalama maaş 5 bin TL iken 7 bin TL teklifi sunuluyor. Deneklerin yüzde 73’ünün ikinci teklifi, yani mutlak olarak daha az ama göreli olarak yüksek olan teklifi tercih ettiği görülüyor. Dolayısıyla toplumda bireylerin böyle bir iktisadi kararda rasyonel davranmadığı, etrafındaki ortalama gelire göre kendini konumlandırmak istediği ortaya çıkıyor.”

Kaynak: www.t24.com.tr

Okumaya devam et

MAKALE

Robotlarla mülakata girmeye hazır mısınız?

yapay zeka ve insan kaynakları, yapay zeka, işe alımda yapay zeka, aı

Yapay zeka artık şirketlerin işe alım süreçlerinde de rol almaya başladı. İnsan kaynakları departmanının yeni çalışanı yapay zeka başvurularınızı değerlendirmek üzere sizleri bekliyor. Peki ya siz robotlarla mülakata girmeye hazır mısınız?

Yapay zeka işe alımı nasıl etkileyecek?

Her alanda yapay zeka kavramı tartışılırken elbette işe alım süreçleri içinde en çok konuşulan konuların arasında bu kavramın etkileri var. Peki yapay zeka işe alım için neden önemli? Gelecekte neleri değiştirecek?

Yapay zeka kavramı artık her yerde ve neredeyse her alanda karşımıza çıkıyor. Yapay zeka teknolojisi her geçen gün gelişiyor ve yeni kullanım alanları buluyor. Bilim insanları ve mühendisler insanların hastalıklarına tanı koyabilen yapay zeka doktorlar geliştiriyor. Facebook terörle ilgili olabileceğini düşündüğü içerikleri yapay zeka sayesinde tespit ediyor. Yapay zeka en karmaşık zeka oyunlarını mükemmel şekilde oynayabilmeyi kendi kendine öğrenebiliyor. Hatta resim ve müzik bile yapabiliyor.

İşe alımda yapay zeka çok uzak değil

Yapay zekanın işe alımlarda aktif olarak kullanılmaya başlanması da artık çok uzakta değil. Yapay zeka tabanlı pek çok yazılım bugün bile dev firmalarda işe yapılırken kullanılıyor. Örneğin Avrupa’da büyük bir iletişim merkezi, yedi farklı dilin akıcılığının test edilmesi gereken bir işe alım sürecinde dil uzmanları kullanmak yerine yapay zeka algoritmalarını kullandı. Her aday ile AI uygulaması kullanılarak bir telefon görüşmesi yapıldı. Konuşma sırasında adayların dil akıcılığı ve iletişim becerileri yapay zeka tarafından değerlendirildi. Sonuçlar son derece verimliydi

Hızlı ve isabetli

Firmaların işe alım yaparken beklentileri hemen hemen aynı. Bütün firmalar uzmanları sayesinde açık olan pozisyonlara yetenek, tecrübe ve karakter özellikleri bakımından en uygun adayları yerleştirmek istiyor. Ancak sorun şu ki uzmanlar ne kadar tecrübeli ve yetenekli olurlarsa olsunlar hiçbir zaman mükemmel değiller. Çok fazla veriyi akıllarında tutmak ve bunları kısa sürede işleyerek adayın uygunluğunu değerlendirmek insan işe alımcılar için gerçekten çok zor. Bu da verimsiz sonuçlara neden olabiliyor.

Önyargısı yok

Öte yandan yapay zeka insanların sahip olduğu dezavantajlara sahip değil. Milyonlarca kişilik bir veri bankasına erişimleri olabilir. Bu veriyi kullanarak gelecek vadetmeyen adayları anında eleyebilir ve milyonlarca kişi içinden işe en uygun adayı saniyeler içinde belirleyebilir.

Üstelik hepsi bu da değil. Doğru kriterlerle programlanmış bir yapay zeka insan işe alım uzmanının sahip olduğu önyargılara da sahip olmayacağından birini işe alırken ona sıfır önyargı ile yaklaşabilir. Elbette bu durum suistimale de açık. Eğer yapay zeka belirli bir gruba karşı negatif yaklaşacak şekilde programlanırsa işler değişir. Söz konusu gruptan kimseler daha eleme sürecinin en başında değerlendirme dışı tutulabilir ve yeni tür bir ayrımcılığa maruz kalabilir. Bu nedenle işe alım yazılımlarının suistimal edilmeyecek şekilde kullanılmamalarına ilişkin etik kurallar koyulması da gerekebilir.

Dil ve kültür bariyerlerinden etkilenmiyor

Günümüzde global şirketler pek çok farklı ülke ve kültürden çalışanı bünyesinde barındırıyor. Global şirketlerde işe alım süreçleri bu yüzden çok daha karmaşık hale gelebiliyor. İnsan kaynakları uzmanları da bu karmaşadan ciddi şekilde etkilenebiliyor. Diller farklı kültürler farklı algılar farklı olunca hangi insanın doğru aday olduğunu bulabilecek gerçek bir çıkmaza dönüşüyor. Yapay zeka ise dil, kültür ve algı açmazlarından muaf. Üstelik yeni geliştirilen işe alım yazılımları yani yapay zekalar pek çok farklı dilde üstelik telefonda bile iş görüşmesi yapabiliyor ve son derece isabetli yerleştirmeler yapabiliyor.

Peki AI insan işe alım uzmanlarını tamamen devre dışı mı bırakacak?

Bu sorunun yanıtı elbette hayır. İşe alım kriterleri belirleyecek olanlar, insanlarda neler aradıklarını bildirenler yine insan uzmanlar olacak.

Kaynak: www.kariyer.net

Okumaya devam et

MAKALE

Tarihin ilk hackerıyla tanışmak ister misiniz?

mıt, bilgisayar şifresi kıran ilk hacker, allan scherr

Bilgisayar çağı boyunca birçok şifreleme yöntemi geliştirildi ve kırıldı. Peki bu şifreler hayatımıza ne zaman girdi? İşte bir bilgisayarın şifresini kıran ilk insan Allan Scherr ve hikayesi…

Allan Scherr: Bilgisayar şifresi kıran ilk hacker

1962 yılında ABD’nin en prestijli üniversitelerinden Massachusetts Teknoloji Enstitüsü’ndeki (MIT) bilim insanları bilgisayarların güvenliği için yeni bir sistem geliştirdi: Şifre.

Zaman paylaşımlı işletim sistemini (CTSS) kullanan MIT’li araştırmacılar, o dönem bilgisayarları paylaşmak zorundaydı ve kullanım süreleri kısıtlıydı.

Farklı kullanıcıların dünyanın farklı yerlerinden ve bir telefon ağı aracılığıyla girdiği sistemi sömürenler de yok değildi.

Nihayetinde her çalışana sisteme erişmesi için kişisel bir şifre verilmesine karar verildi.

Günümüzde bilgisayar ve internet teknolojileri için güvenlik olmazsa olmaz. 1960’lı yıllarda ise şifre kavramı bilgisayar dünyası için çok yeniydi.

Tüm şifrelere giden dosya

Bilgisayar bilimci Fernando Corbató’nun geliştirdiği bu sistemle bilgisayara girenler, kendilerine ayrılan süre bittiğinde sisteme yeniden giriş yapamıyordu.

Ancak her güvenlik sistemi gibi bunu da istismar edecek biri çıktı: MIT’de yüksek lisans eğitimini sürdüren genç bilgisayar bilimci Allan Scherr.

Scherr, yüksek lisans tezi için bu sistemin performansını ölçmeliydi. Ancak toplamda sadece 10 saati vardı:

“Bu sistemdeki farklı değişkenleri ölçebilmem için özel erişim iznim vardı. Yaklaşık 30 simulasyon hazırlamalıydım ama bana ayrılan süre çok azdı. Daha çok süre istedim ve reddettiler. Ben de bana ayrılan süreyi sıfıra indirmenin yolunu buldum.”

Scherr önce tüm şifrelerin toplandığı ‘Gizli kullanıcı şifreleri’ isimli dosyayı buldu. Dosya isminde ‘gizli’ kelimesi özellikle tersten yazılmıştı.

Kimsenin haberi bile olmadan bu dosyayı yazdırmanın bir yolunu bulan Scherr, sistemde kullanılan tüm kişisel şifrelerin bir kopyasına sahip oldu.

“Artık sisteme istediğim zaman ve sürede girebiliyordum” diyen Scherr, arkasını kollaması için bir de suç arkadaşı buldu.

Programın finansal yöneticisine sus payı olarak şifrelerin listesini el altından vermeyi teklif etti, o da kabul etti.

Scherr patronlarından bazılarının sistemlerini hacklemekle kalmayıp, arkasında onlarla dalga geçen mesajlar bırakıyordu.

‘Kafamı bir sürü şifreyle doldurmaktan hoşlanmıyorum’

1960’lu yıllardan sonra şifre kullanımı günlük hayatın bir parçası olmaya başladı.

Hava limanlarında da yolcu bilgilerine erişim için şifreler kullanılmaya başlandı. 1970’li yıllarda artık banka müşterileri hesap bilgilerine bu sistemle ulaşıyordu.

1980’lere gelindiğinde şifre gerektiren paylaşımlı bilgisayarların kullanımı yaygınlaştı.

Şifre, ekmek ve su gibi en temel ihtiyaçlarımızdan biri haline geldi.

Scherr’e göre, bir gün uyanıp da kendi yaşamımıza erişimimizin engellendiğini öğreneceğimiz yakın:

“Bence şimdiden bunu yaşıyoruz. Telefona pin kodunu birkaç kez yanlış giriyoruz, telefon devre dışı kalıyor.”

MIT’yi bitirdikten sonra 30 yıla yakın IBM teknoloji şirketinde çalışan Scherr, IBM’in yazılım sistemi ve uygulama ve mini bilgisayarlarla iletişim ağını geliştiren kişiydi.

Peki bilgisayar endüstrisinin ilk hackerlarından Scherr, başkalarının onun şifresini kırmasını nasıl engelliyor?

‘Kırılamaz şifre’nin formülü ne olabilir?

Sherr’in yanıtı şaşırtıcı:

“Kafamı bir sürü şifreyle doldurmaktan hoşlanmıyorum.

“Ezberlediğim uzun ve karmaşık tek bir şifre var, tüm şifrelerimi yöneten bir uygulamaya girmemi sağlıyor.”

Kaynak: www.bbc.com

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

TREND