Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Gezi parkı eylemlerinde sosyal medyanın rolü

Taksim Gezi Parkı projesine yönelik protestolar çığ gibi büyürken sosyal medya yine baş roldeydi. Üstelik sadece protestocular arasında iletişimi sağlaması değil iktidarın tüm tepkisini üzerine çekmesi ile… İşte başta ‘Twitter belası’ olmak üzere sosyal medyanın Gezi Parkı eylemlerindeki rolü…

sosyal medya ve gezi parkı, gezi parkı eylemleri, gezi parkı

‘Şu Twitter belası!’

Gezi Parkı eylemleri sırasında Twitter İstanbul, Ankara ve İzmir gibi merkezlerde eylemlerin organize edilmesinde, yaralananlara tıbbi müdahalede bulunulmasında büyük işlev görürken 30 milyonu aşan üye sayısıyla Facebook olup bitenlerin Anadolu’da duyulmasında etkiliydi…

 

@ismet_berkan, cuma gecesi Taksim’de on binlerce insan polisin yoğun saldırısına karşı meydana çıkmaya çalışırken şöyle bir tweet attı: “Twitter’da milyon tane yalanın içinde insan yine de yolunu bulabiliyor, bir biçimde sağlama yapabiliyor.” 
Aslında Gezi Parkı’ndaki ağaçların yıkılmasıyla başlayan süreçte Twitter’dan parka çağrı yapan ve bu çağrıyı yayan insanların sayısı çift haneli rakamları geçmiyordu. Parkta sabahlayanlara ikinci gün yapılan saldırının ardından Divan Otel’in önündeki basın açıklamasına çağrı yapan tweet’lerin sayısında artış vardı. Ama bu saldırının ardından Taksim Meydanı’nda basın açıklaması yapmak isteyen gruba yerde oturup sakince dinlerken yapılan sert müdahale bir anda sosyal medyayı patlattı. Medyanın özellikle de televizyonların bu olaya kayıtsız kalmasının ardından başta Sırrı Süreyya Önder’in sedyede hastaneye kaldırılırken ki görüntüleri olmak üzere, birbiri ardına fotoğraf ve video akımı başladı. Esra Arsan’ın da belirttiği gibi ‘Yurttaş Gazeteciliği’ harekete geçmişti. Taksim Meydanı’ndaki insanların can yakan görüntüleri öyle hızlı bir şekilde sanal âlemde yayıldı ki ve öfke bir anda katlandı. Bu etki akşamüzeri yapılan eylem çağrısıyla birleşince öngörülmeyen şey oldu ve bir anda on binlerce insan dört koldan Taksim’i kuşattı. ‘Sanal Kaos’ da o zaman başladı.
 
Uzun gecede fırsat buldukça gelişmeleri takip etmek için ara verip Twitter’da yaşanan gelişmelere baktım. İsmet Berkan’ın o Tweet’i attığı gecenin geç saatlerinde tam bir kaos ortamı yaşanıyordu. Bir yandan eylemi örgütlemeye, yaralıları belirli merkezlere kanalize etmeye yönelik çağrılar yapılırken; diğer yanda bu tür bir şiddet gösterisiyle ilk kez karşılaşmış olanların biraz da dehşet ve paniğe kapılıp attıkları mesajlar yer alıyordu. Öyle ki o gece ‘Arkadaşım ölüyor’… ‘Başında kanama var ne olur yetişin…’ gibi samimi ama panik twittler kitleleri heyecanlandırırken; Esra Arsan’ın ‘profesyoneller’ diye tanımladığı bir kesiminde ‘troll’ mesajlar atmaya başladığına tanıklık ettik.
 
Örneğin “Gece saat üçte özel harekat Taksim’e havadan indirme yapacakmış” mesajı bir anda gerçek olarak algılandı ve tedirginlik yarattı. Ama ‘filanca yerde gerçek kurşunlar atılıyor’, ‘lensi olanlar gitmesin, iki genç kız kör olmuş gazdan’ gibi mesajların bizzat orada bulunanlar tarafından yalanlanması, ortalıkta dolaşan mesajlara kuşkuyla yaklaşılmasını sağladı ve bir süre sonra ‘sağlıklı’ kaynaklar kendilerini diğerlerinden ayırdı. Ama eylemde olanlar ve takip edenler için bu kez yeni bir ‘teknik’ sorun baş gösteriyordu. Gecenin ilerleyen saatlerinde örneğin, “Mis Sokak’ta sıkıştık yardıma gelin” diye bir mesajı düşüyordu telefonlara. Bunun bir Retweet olduğu ve üç saat önce yazıldığına dikkat edilmeden Retweet’lendiği ortaya çıkana kadar yine dalgalanmalar başladı. Ama sistem kendi arızasını yine kendi çözdü ve eski mesajların, Retwett edilmemesi konusunda atılan uyarılarla düzeltti. Eylemin ikinci günü geride kaldığında sağlıklı bir network kurulduğu söylenebilirdi. 
 
Mizah hiç eksik olmadı
 
Sokaklarda eylemler bütün şiddetiyle sürerken, Tweetter’da mizah da eksik olmadı. Metin Üstündağ’ın ‘Sinirlenince çok güzel oluyorsun Türkiyem’ mesajı 17 binden fazla Retwett edildi. İşte eylemler sırasında çok dolaşan Tweetler’den bazıları.. 
-Portakal gazını yedikten sonra,
‘bunun çileklisi yok mu’ diyen bir nesle çattınız.
-Cop, tazyikli su, biber gazı, isyan etmişsen hepsi havagazı!
-Piknik tüpünü çakmakla kontrol eden bir millete, biber gazı işlemez!
-Alkolden korunalım derken, biber gazı bağımlısı olduk.
-Biber gazı cildi güzelleştirir!
-Milli içkimiz bundan böyle biber gazı.
-Kim derdi ki biber gazı, umut
kokacak.
-Biber sevmem. Ama doğru amaçlar için yiyince biber gazı iyiymiş.
-Biber gazı başta biraz tatsız geliyor ama alışıyorsun. 

Sekiz saatte 2 milyon tweet atıldı

Türkiye’de eylemler sırasındaki Twitter kullanımı New York Üniversitesi Sosyal Medya ve Siyasi Katılım Laboratuvarı tarafından masaya yatırıldı. Üniversite tarafından yayımlanan rapora göre, 31 Mayıs Cuma günü saat 16.00 ile 00.00 arasında gösterilerle ilgili 2 milyon tweet atıldı. Etiketlerde #direngeziparkı 950 bin tweet’le birinci sıradayken, ardından #occupygezi (170 bin tweet) ve #geziparki (50 bin tweet) geldi. Raporta gece yarısından sonra bile her dakika 3 bin tweet atılmaya atılmaya devam ettiği belirtilirken, atılan tweet’lerin yüzde 90’ının Türkiye kaynaklı olduğu ifade edildi. Bu rakamların gösterilerin düzenlendiği yerlerde 3G bağlantının kesik ya da zayıf olmasına rağmen ortaya çıktığı hatırlatılan raporda, çevredeki iş yerlerinin kablosuz modem şifrelerini kaldırdıkları da belirtildi. Raporda ayrıca bu yoğunluğun medyanın olayları aktarmaktaki eksikliğinden kaynaklandığının altı çizildi. 

Facebook Anadolu’ya taşıdı

Televizyonların büyük çoğunluğunun cuma tüm gün ve gece sabaha kadar yaşananları yayımlamaması üzerine habercilik görevi üstlenen sosyal medya araçlarından birisi de Facebook oldu. Türkiye’de 30 milyonun üzerinde üyesi bulunan Facebook’a yüklenen resimler ve özellikle videolar hızla paylaşıldı. Twitter kullanımını kolaylaştıran ‘‘akıllı telefon’ kullanımının daha düşük olduğu büyük kentlerin dışında yaşayanlar Facebook üzerinden olup bitenlerden
haberdar oldu. Eylemleri veren ama uydu ve dijital platformlarda yayın yapan TV’ler  bu platformdan takip edildi. Sansür, ‘yurttaş gazeteciliği’ni doğurdu.

 
‘Sosyal medyayı bu kadar güçlü kılan şey nedir?
Sosyal medya ve özelde Twitter otoriter yönetimlerin, basına sansür ve yayın yasağının yaygın olduğu ülkelerde özellikle toplumsal olayların aktarılmasında önemli bir rol oynuyor. Sokak eylemlerinin ortaya çıktığı otoriter toplumlarda ana akım medyanın gerçekleri halktan gizlediği hissedildiği anda, yurttaş gazeteciliği dediğiniz, özellikle akıllı telefonlarla yönlendirilen bir sivil itaatsizlik eylemi başlıyor. Sokakta insanlar gördükleri olayları durumları, fotoğraf, video ve ses kayıtlarıyla kendi küçük medyalarından aktarmaya başlıyorlar. 
 
Ama bir yandan da bilgi kirliliği de ortaya çıkmıyor mu?
Sosyal medyadaki bilgi kirliği bazen, halkın yanlış duyduğu şeyleri aktarmasıyla, bazen de siyasal iletişim sürecini kirletmek isteyen ‘profesyoneller’ eliyle yapıyor. Ama şunu unutmamak lazım, otoriter toplumlarda en büyük bilgi kirliliği ana akım medyada yapılıyor. Ana akım medya görevini düzgün yapsa, olaylar gazeteciliği iyi bilen editörler tarafından yansıtılsa bilgi kirliliği daha aza düşer. Yaygın medya görevini yeterince yapmadığı için bilgi kirliliği olabiliyor. Ama yaşadığımız süreçte gerçekler yer bulabildi. Doğru adresleri bilen insanlar sayesinde bizde olan biteni sosyal medyadan öğrendik izledik. 
 
Bir yandan da bir tür örgütlenme aracına da dönüştü?
Van depreminde de yardımların örgütlenmesinde twitter etkin kullanılmıştı. Bu arada Türkiye’de sosyal medya üzerinden bir aktivizm gelişti. 2007 seçimlerinden sonra halkın taleplerinin büyük medyada aktarılmaması nedeniyle sivil toplum twitter üzerinden bir aktivizm geliştirdi. Bu örneğin; polis baskısına karşı direnişte gelişti. Deneyimli bir kitle, (1 Mayıs, Newroz gibi eylemlerde aktif kullanan) halkı bir şekilde bu eylemler sırasında da koruyucu önlemler konusunda yönlendirdi. Yanlış kullanılan şeyler olmuş dün. Ölü ve yaralı sayısıyla ilgili. Yanlış adresler verilip kitle polise yönlendirilmiş. Farklı isimlerle sosyal medyada yer alanlar da var. Başbakan’ın ‘Twetter diye bir bela var’ sözünü nasıl değerlendiriyorsunuz?
Başbakan kendi yönetemediği her şeyi bela olarak görüyor. Bu anti demokratik bir yaklaşım. Beğenmediği militer ve darbecilerin düşüncesi gibi bu. Otoriteryan bir tutum. Sosyal medyada insanlar çığlık atıyorlar, “Bizi kurtarın” diye. Bir ülkenin başbakanı buna kulak asmıyorsa ciddi bir sorun var demektir. Halkın şiddet gördüğünü duyup işitip onlara “palavra, bela” diyecek bir başbakanı totaliter ülkelerde görüyoruz. Bu anlamda başbakanın bu kontrol takıntısının yansıması olarak görüyorum. Kendisiyle ilgili sosyal medyada yapılan baba eleştirilere kırılabilir. Normal bir şey bu. İnsani bir şeydir. Baskı uyguladığı medyaya alıştığı için özgürce ifade edilen medyaları bela ve problem olarak görüyor. 
 
Peki medyanın tavrını nasıl değerlendiriyorsunuz son süreçte?
Ben bir gazetecilik akademisyeni olarak yıllarımı toplumsal olaylarda, medyanın gerçeği yansıtmadığını, yanlı olduğunu, görmezden geldiğini anlatmakla geçirdim. Ama inandırıcılık gücümüz zayıftı. Bugün insanlar polis şiddetini gördüğünde kafalarına dank etti. Aynı şey Güneydoğu’da yıllardır vardı. İnsanlar uzaktaki acıyı görmeyince medyaya inanma eğilimi gösterdiler. Ama iş İstanbul’a geldiğinde durumun farkına vardılar. Büyük medya kurumlarına karşı sosyal medyada eylemsellik başladı. Bu şerden bir hayır çıkar ve medya kendisine çeki düzen verir umarım. Halkın yanında olmalı, iktidarların dümen suyuna girerek yayın yapılamayacağını anlaması gerekiyor. Basının da ciddi öz eleştiri yapması gerekiyor. 
Yazar: Şenay Aydemir
Kaynak: www.radikal.com.tr

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Kahvaltılı sabahlar, başarılı yarınlar!

sağlıklı çocuk kahvaltıları, okula giden çocuğun kahvaltısı, okul başarısı, Manşet, kahvaltı tabağı

Çocukların okul başarısını önemli ölçüde etkileyen kahvaltı nasıl olmalı? Hangi besinleri kahvaltıda mutlaka tüketmeliyiz? İşte Diyetisyen İzan Işık’tan dengeli ve sağlıklı kahvaltı önerileri…

Kahvaltı, okul başarısını olumlu etkiliyor

Diyetisyen İzan Işık, sağlıklı ve dengeli bir kahvaltının, eğitim başarısını etkilediğini, matematik problemleri çözme becerisini, okuma ve dinleme esnasında daha iyi anlamayı söyledi.

Diyetisyen İzan Işık, kahvaltının gece boyu süren açlığın sonunda vücut için gerekli ilk enerji kaynağı olduğunu belirterek, “Gece açlığında düşen kan glikozunun dengelenmesini sağlayan kahvaltı, bilişsel ve fiziksel performansın devamı için son derece önemli. Kahvaltı, glikojen (enerji) depolarını doldurur ve metabolizmayı çalışmaya başlatır” dedi. İzan Işık, MAT-FEN Eğitim Kurumu lise seviyesindeki öğrencilerine yönelik kahvaltı konulu beslenme eğitiminde konuştu. Eğitimde, gençlere örnek kahvaltı da sunuldu.

Kahvaltı okul başarısını etkiler

Sağlıklı ve dengeli bir kahvaltının, eğitim başarısını etkilediğini, matematik problemleri çözme becerisini, okuma ve dinleme esnasında daha iyi anlamayı sağladığını, hafızayı geliştirdiğini, derslerde konsantrasyonu sağladığını vurgulayan İzan Işık, bunun yanında derslere geç kalmayı önleme ve devamsızlığı azaltmaya da yaradığını anlattı. İzan Işık kahvaltının duygu durumuna etkisinin de bilindiğini belirterek, “Kahvaltı ile duygu durumları arasında da bir ilişki bulunmaktadır. Düzenli kahvaltı yapan çocuk ve adölesanlar yaşama daha pozitif bakmakta, daha az negatif duyguya sahip olmaktadırlar” diye konuştu.

6-12 ve 12-18 yaş dönemi bireylerin kahvaltı ve genel olarak sağlıklı beslenme konusunda alışkanlığı kazanmasının, gelecekte hastalıklardan korunmasına katkı verdiğine işaret eden İzan Işık, “Bu dönemler fizyolojik, psikolojik ve sosyal gelişimin hızlı olduğu, yaşam boyu devam edebilecek davranışların büyük ölçüde oluştuğu, bilgi almaya ve alışkanlık kazanmaya en uygun oldukları ve yetişkinlik hastalıklarının gelişimi açısından ise en riskli dönemlerdir. Çocuklarda ve adölesanlarda (12-18 yaş) kahvaltı öğününün atlanması oldukça yaygın görülüyor. Kahvaltı öğününü atlayan adölesanlar arasında, bu oranın kızlarda erkeklere göre daha fazla olduğu biliniyor. Kahvaltı öğününün atlanmasının temel nedenleri zaman yetersizliği, sabah iştahın olmaması ve adölesanların vücut ağırlıkları hakkında duydukları endişe nedeniyle besin alımını sınırlamak istemeleridir” bilgisini verdi.

Kahvaltı yapmak yetişkinlikte obezite riskini azaltıyor

Diyetisyen İzan Işık, bazı gençlerin kahvaltıyı kilo alma endişesiyle atlamasına karşılık, kahvaltı yapmanın yetişkinlikteki obezite riskini azalttığını da vurgulayarak, “Kahvaltıyı atlayan veya yeterli ve dengeli bir kahvaltı öğünü tüketmeyen çocuk ve 12-18 yaş arasındaki bireylerde ilerleyen yıllarda obezite görülme oranın daha fazla. Total kolesterol, LDL kolesterol ve insülin düzeylerinin yüksekliği ile ilişkili olduğunu, bireylerin yetişkinlik döneminde tip 2 diyabet, kalp damar hastalıkları, hipertansiyon, metabolik sendrom ve osteoporoz risklerinin daha yüksek” bilgisini verdi.

Ailelere uyarı

Ailelerin kahvaltıya yönelik tutumlarının çocukların ve adölesan çağdaki (12-18 yaş) gençlerin davranışlarını etkilediğine işaret eden İzan Işık, evde kahvaltı hazırlanmaması ve kahvaltıda gerekli olan besinlere yer verilmemesinin çocuk ve gençleri kahvaltıdan uzaklaştırabildiğini anlattı. İzan Işık, “Adölesan bireylere aileleri tarafından sağlıklı beslenme konusunda yol gösterilmeli, kendi besin alımlarını düzenleyerek yeterli ve dengeli beslenme alışkanlıklarının gelişimi desteklenmelidir”  diye konuştu.

İyi bir kahvaltı nasıl olmalı?

Öğrencilere kahvaltı tavsiyelerinde de bulunan Diyetisyen İzan Işık, iyi bir kahvaltının günlük enerji ihtiyacının yüzde 20-25’ini karşılaması gerektiğini belirtti. Dört temel besin grubu olan süt ve süt ürünleri, et ve et ürünleri, tahıl grubu ve sebze meyve grubunu içermesi gerektiğini belirten Diyetisyen Işık, mevsiminde taze meyve ve sebzeleri de önerdi. İzan Işık, örnek bir kahvaltıyı şöyle sıraladı:

“1 bardak süt, 1 yumurta, 1 dilim beyaz peynir, 2 ceviz veya 5 adet zeytin, 1 avuç yeşillik, söğüş doğranmış mevsim sebzeleri, 1 tatlı kaşığı ölçü ile bal veya ev yapımı reçel, 2-3 dilim tam tahıllı ekmek şeklinde hazırlanmış bir kahvaltı yaklaşık 500 kilokalori (kcal) enerji içerir ve aynı zamanda bireye tüm besin gruplarını sağlamış olur”

Öğrencilerin kahvaltıya bakışında olumlu değişiklik oldu

Bilgilendirme öncesi ve sonrasında tutum ve düşünceye yönelik yapılan kısa ankette de, MAT-FEN öğrencilerinin kahvaltıya yönelik tutumlarında olumlu değişiklik gözlendi.  Kahvaltısını artık atlamayacağını söyleyenler yüzde 43,4’ten yüzde 60,8’e yükseldi.

Kaynak: www.dunya.com

Okumaya devam et

MAKALE

Dikkatimizi artırmak için neler yapmalıyız?

psikoloji, odaklanma, dikkati artırma yöntemleri, dikkat problemi, dikkat

Etkili ve verimli çalışabilmek için iyi odaklanmamız gerekir. Fakat zor ve sıkıcı işlerle uğraşırken bu pek kolay olmuyor. Neyse ki bilim dikkati geliştiren kolay ve etkili yollar keşfetti. İşte o 5 bilimsel çözüm…

Dikkati geliştirecek 5 yöntem

Zor veya sıkıcı bir işe yoğunlaşmaya çalışanlar bunun ne kadar zor olduğunu bilir. Ama dikkati artırmayı sağlayan bazı bilimsel çözümler de var.

Yaptığımız işe daha iyi konsantre olmak için yapmamız gerektiğini sandığımız şeylerin çoğu beynimizin doğal işleyişine aykırıdır. Peki, daha fazla verim almak için, dikkat konusundaki araştırmalardan neler öğrenebiliriz?

1. Zihni dağıtmak

Yaptığınız iş üzerinde yoğunlaşmakta güçlük çekiyorsanız kısa süreliğine zihninizi dağıtacak başka bir şeye yönelmek en iyi yöntemlerden biridir.

Psikologlar zamanımızın yaklaşık yüzde 50’sini uğraştığımız işten farklı şeyler düşünerek geçirdiğimizi söylüyor. O halde zihni dağıtmak beynin daha iyi çalışmasına yardımcı olabilir.

Beyne baktığımızda, konsantrasyonun neden bozulduğunu anlayabiliriz. Konsantre olmak için beynin bazı bölgeleri arasında iyi bağlantılar kurulması gerekir.

Zamanımızın yarısını hayal kurarak geçiriyorsak bunun vaktini kendimizin belirlemesi daha yararlı olabilir.

Beynin ön kısmındaki kıvrımlardan oluşan frontal korteks, dikkat dağıtan şeylere karşı direnmeyi ve daha eğlenceli şeylerle uğraşmaya yönelten doğal içgüdümüzü kontrol etmeyi sağlar.

Bu bağlantıları çalışır halde tutmak için, özel bir şeyle uğraşmadığımızda beynin aktif olan kısımlarından daha fazla enerji gerekir. Ama kaçınılmaz olarak gün içinde bu enerji tükenip yorulduğumuzda, dikkatimiz dağılır, aklımız başka şeylere kaymaya başlar.

Eğer bu durum zaten yaşanacaksa bunun vaktini en uygun ana ayarlamak neden mümkün olmasın?

Harvard Üniversitesi’nde psikolog Paul Seli, zihnin dağılması konusunda kasıtlı ve kazara dağılma ayrımı yapıyor. Yapılan işi olumsuz etkileyen işte bu kazara zihin dağılmasıdır.

Oysa bu zamanı kendisi belirleyenler daha az zarar görür. Bilerek ve planlayarak zihni dağıtacak bir şeylere yönelmenin yararı olabilir.

“Uğraştığınız işle ilgisi olmayan başka bir konuyu düşünün, örneğin kafanıza takılan başka bir sorunu çözmeye çalışın, sonra da asıl işinize dönün” tavsiyesinde bulunuyor Seli.

İş dışındaki başka bir konuyu düşünmesi için zihninize izin vermek, hem aklın başka şeylere kayması sırasındaki suçluluk duygusunu hem de bu kaymaya neden olan ve zihni meşgul eden konuları gidermiş olacaktır.

İşyerinde şaka ortamına izin vermek verimliliği artırabilir. Bunun bir yolu da kedi videoları izlemek olabilir mi?

2. Boş boş dolanmak

Komik kedi videolarının dikkat dağıttığı düşünülür, ama bazı psikologlar bunların bizi işimize devam etmemizi sağlayacak kıvama getirebileceğine inanıyor.

İşinizi ne kadar seviyor olsanız da zor bir işe yoğunlaşmak irade ister. İrade gücünü artırmanın bir yolu da gülmekten geçer. Yapılan araştırmalar, zor bir bilmece üzerinde kafa yorma konusunda, komik bir video izleyen kişilerin, rahatlatıcı ama komik olmayan video izleyenlerden daha uzun süre çaba gösterdiklerini ortaya koydu. Bu nedenle işyerlerinde daha şakacı bir ortamın teşvik edilmesini savunanlar var.

Avustralya Üniversitesi’nde liderlik araştırmaları uzmanı David Cheng’e göre, “Ekibiniz için eğlenme kültürü yaratmak, onları güldürecek komik bir video bulup izletmek iş verimliliğini artırır. Bu elbette gün boyunca kedi videoları izlemek anlamına gelmiyor, ama özellikle yorgun hissedilen anlarda, arada bir fırsat yaratarak şakalaşıp gülmek gerekir.”

3. Düzen değil karmaşa mı?

Daha iyi konsantre olmak için, dikkat dağıtacak tüm dış etkenlerden arınmak gerektiği düşünülür. Oysa başka bir teoriye göre tersini yapmak gerekir.

Belli düzeyde karmaşanın yoğunlaşmaya yararı olabileceği söyleniyor.

Londra’daki UCL Üniversitesi’nden psikolog Nilli Lavie 1995’te ‘Yükleme Teorisi’ni gündeme getirdi. Buna göre, beynimizin dış dünyadan alıp işleme koyabileceği bilgi sınırlıdır. Bu kapasite dolduğunda, beynin dikkat sistemi devreye girerek neye konsantre olacağına karar verir.

Lavie’nin deneyleri, temiz, düzenli ve sessiz ortamlardan ziyade dağınık ve karmaşık ortamlarda çalışmak daha verimli olabilir. Algı bölgeleri tümüyle dolduğunda beynimiz tüm enerjisini en önemli işe yoğunlaştırır. Dikkat dağıtıcı etkenleri devre dışı bırakır.

Ancak bunu uygularken dikkat dağıtıcı doğru faktörleri bulmak ve enerjimizi tüketecek seviyeye çıkmasına izin vermemek önemlidir. Düzenli görsel ve müzikli araçları devreye sokup bu işi kolaylaştırmak için ommwriter veya focus@will gibi bazı uygulama programları geliştirilmiş olsa da bunlar bilimsel araştırmalarda sınanmış olmadığından bir radyo da aynı işi görebilir.

Burada önemli olan, beynin başka yerde stimülasyon aramasına fırsat vermeyecek doğru dengeyi bulmaktır. Çoğu insan neyin daha iyi işe yarayacağını deneme yanılma yoluyla bulabilir. Ama dikkat dağıtıcı etkenleri ortadan kaldırmak yorucu olabileceğinden, hafiften başlayarak bu yönteme başvurulabilir.

Öğle arasında dışarı çıkıp parkta egzersiz yapmak dikkati yenilemeyi sağlar.

4. İşe ara vermek

İşiniz başınızdan aşkın olduğunda işe ara vermek aklınıza bile gelmeyebilir. Fakat bu şekilde daha fazla iş yapmanın mümkün olduğunu gösteren çok sayıda veri bulunuyor.

Önemli olan, ne zaman, ne kadar süreyle işe ara verileceği ve bu sırada ne yapılacağıdır.

Araştırmalar, konsantrasyon sınırının 90 dakika olduğunu gösteriyor. Bundan sonra 15 dakikalık ara almak gerekiyor.

Birkaç saniyelik mini araların bile işe yaradığını gösteren çalışmalar var. Ama bu sırada pencereden dışarı bakmak yerine, zihin aritmetiği gibi daha yoğun bir egzersize başvurmak yararlı olacaktır.

İşe ara verdiğinizde fiziksel egzersiz yapmanın, ardından kafein içeren kahve gibi bir içecek içmenin de beyni güçlendirdiği görülmüştür. Bunları dışarıda bir parkta yapmak daha etkili olacaktır.

Başka bir seçenek de meditasyon olabilir. Meditasyon konusunda tecrübeli olanlar dikkatleri üzerinde daha iyi kontrol sahibi olduğu gibi, ne zaman ara vermeleri gerektiğini de daha iyi bilir.

Bütün bunları zaman kaybı olarak görüyorsanız bir fincan kahve ile kafein yüklemesi yapmak da kısa vadeli olarak hafızayı, reaksiyon ve dikkat süresini artırır.

Egzersiz yapamayanlar için kafein de kısa süreli bir çözüm olarak dikkati yenileyebilir.

5. Fazla zorlamayın

Uzun süreli konsantre olmak gerektiğinde, kısa süreli bir yoğunlaşma dönemlerinin ardından kısa araların alınmasının daha verimli olduğu gözlendi.

Boston Dikkat ve Öğrenim Laboratuvarı’nda yapılan beyin taramalarında, uzun süre konsantre olmaya çalışanların, kısa süreli yoğunlaşma ve kısa ara, ardından yeniden yoğunlaşma şeklinde bir yöntem izleyenlerden daha fazla hata yaptığı görüldü.

Aynı şekilde Amsterdam Vrije Üniversitesi’nde yapılan bir araştırmada da, sürekli konsantre olmaktansa kısa süreli ara verip başka bir konuda düşünmenin dikkati daha artırdığı görüldü.

Beyin hakkındaki bilgimiz arttıkça stresin konsantrasyona zarar verdiğini daha net görüyoruz. Bu nedenle sakinleşmek için ara almak, kontrolü yeniden ele geçirmek ve daha verimli çalışmak için de önemlidir.

Yazar:  Caroline Williams 
Kaynak: www.bbc.com

Okumaya devam et

MAKALE

İyi yaşamak için iyi uyuyun!

yetersiz uykunun zararları, yetersiz uyku, uykunun önemi, uyku düzensizliği, bağışıklık sistemi

Sağlıklı bir yaşam için uyku düzenine ihtiyacımız var. Eğer yeterince uyuyamazsak vücudumuz bu duruma tepki gösterir. Buna bağlı olarak da hem fiziksel hem psikolojik hastalıklar meydana gelir. İşte yetersiz uykunun vücuda olumsuz etkileri…

Az uyku kısa ömür demektir

Rutin olarak gecede beş saat uyuyanların ani ölme riski, yedi ila dokuz saat uyuyanlara oranla yüzde 65 daha fazladır

Kalkınmış ülkelerdeki yetişkinlerin üçte ikisi, sağlıklı yaşam için şart olan sekiz saatlik gece uykusunu alamamaktadır.

Üçte biri ise kronik uykusuzluk çekmektedir.

Yetersiz uyku, kişinin Alzheimer hastalığına yakalanmasına en fazla etki yapan unsurdur.

İnsan beyninde harikulade bir temizlik sistemi bulunmaktadır. Bu sistem insan derin uykuda iken yüksek viteste çalışmaya geçer. Alzheimer’le ilişkisi olan beta amyloid adlı yapışkan, zehirli proteini, beyinden temizler.

Yeterli uyku uyuyamayanlar bu temizlik faaliyetinden mahrum kalırlar.

Yetersiz uyku ile geçen her gece, mürekkep faizle alınan kredi gibi, Alzheimer riskini artırır.

Rutin olarak gecede altı saatten az uyumak, bağışıklık sistemini olumsuz etkiler ve kanser riskini önemli ölçüde artırır.

Yetersiz uyku, bu sadece bir haftada iki üç saat daha az uyumak bile olsa, kan şekeri düzeyini o kadar çok olumsuz etkiler ki, şeker hastalığının eşiğindeki değerlere sahip olur insan.

Kısa uyku, kalp damarlarının tıkanma ve kırılganlaşma olasılığını çoğaltır ve bu da damar hastalıklarına, beyin kanamasına ve kalp krizine giden yoldur.

Uyku bozukluğunun depresyon, anksiyete ve intihar eğilimi gibi ruh durumları ile de sıkı bir bağlantısı vardır.

O kadar ki, son 20 yılda yapılan araştırmalarda, uykunun normal seyrinde olduğu bir psikolojik bozukluk bulunamamıştır.

Özetlemek gerekirse, ne kadar az uyursanız o kadar az yaşarsınız:

Yakın bir zaman önce yapılan araştırmalara göre, rutin olarak gecede beş saat uyuyanların ani ölme riski, yedi ila dokuz saat uyuyanlara oranla yüzde 65 daha fazladır.

Uyku sağlıklı yaşam için o kadar önemlidir ki bazı bilim insanları, doktorların hastalarına (uyku hapı olmaksızın) iyi bir gece uykusu “reçete” etmeleri için kampanya başlattı.

Yukarıdaki bilgileri Matthew P. Walker adlı İngiliz bilim insanının, neredeyse kelimesi kelimesine, bir yazısından aldım.

Walker, Berkeley’deki Kaliforniya Üniversitesi’nde, nöroloji ve psikoloji profesörüdür. Araştırmalarının odağı, uykunun insan sağlığı ve hastalıklar üzerindeki etkileridir.

Neden Uyuyoruz* adlı kitabı dünyanın birçok ülkesinde best-seller oldu.

Walker’in dolu dolu uyumak ile spor arasındaki ilişki konusunda da ilginç tespitleri var.

“Yasal en etkin performans artırıcı doping, uykudur ama bundan çok az insan faydalanır” diyor.

Sekiz saatten -özellikle altı saatten- az uyuyanlarda, şu meydana gelir:

Fiziki bitmişlik hâline yüzde 10 ile 30 arasında daha hızlı ulaşılır, aerobik performans da aynı oranda düşer.

Adale gücü azalır.

Gecede dokuz saat yerine, beş ila altı saat uyumak, bir sezon boyunca sakatlanma ihtimalini yüzde 200 artırabilir.

*

İyi uykular!

Yazar: Metin Münir
Kaynak:  www.t24.com.tr

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

TREND