Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Gerginim, gerginsin, gergin!

İş yerinde ya da trafikte, hepimiz bazı zamanlar günün bir çoğunu stresli bir şekilde geçiririz. Bu da sinirlilik ve huzursuzluk halini beraberinde getirir. İşte duyguları gerilenler için önemli stratejiler…

İş yerinde ya da trafikte, hepimiz bazı zamanlar günün bir çoğunu stresli bir şekilde geçiririz.  Bu da sinirlilik ve huzursuzluk halini beraberinde getirir. İşte duyguları gerilenler için önemli stratejiler… 

Sinirinizi bozan ne olursa olsun, bu stratejilerle gerilimi alt edin.
Stres Gizlenmeyi Çok İyi Bilen Bir Düşman

Bir gün trafikte, diğer gün doktorun eline geçirdiği lateks eldivenle tetiklenebiliyor. Normalde pek dikkate almayız. Ta ki ısrarla çalan kornalar ve “Şu prostata bir bakalım” diyen doktorun sesi bizi çıldırtana kadar. O an sağlığımız tehlikeye giriyor.

ABD’li stres yönetimi uzmanı fizyolog Dr. David Posen, “Uzun vadede stres, kardiyovasküler hastalıklara yakalanma riskinizi artırıyor. Genelde biri kalp krizi ya da felç geçirdiğinde, tanıdıkları ‘Son zamanlarda çok stresliydi’ diye anlatıyor o kişiyi” diyor. Bu sözlerimizle de strese girmeyin şimdi! Sakin olun lütfen. Bazı durumlara özgü özel tekniklerle, stresi nasıl alt edeceğinizi öğretmek için buradayız.

Trafikte

Camı indirip diğer şoföre bağırmak ne kadar cazip görünse de, kendinizi tutun. Iowa Üniversitesi’nde yapılan bir araştırmaya göre, soğukkanlılığınızı kaybetmeniz ne kadar hızlı olursa, kalp hastalığı yaşama riskiniz de o kadar yüksek oluyor. Duke Üniversitesi Davranışsal Tıp Araştırma Merkezi’nden Dr. Redford Williams, “Bazı insanların stres eşiği çok düşük, biri yeterince hızlı gitmiyorsa hemen kornaya asılıyorlar” diyor. Düşük bir eşik, stres hormonlarınız ile adrenalin ve kortizol seviyenizin daha yüksek olduğu anlamına gelir. Bu da sonuçta size birçok farklı sağlık sorunu getirir.

Vitesi Düşürüp Kenara Çek

Bir dahaki sefere trafikte sinirlerinize hâkim olamadığınızı hissettiğinizde, sakinleşmek için durmayı deneyin. Arabanızı güvenli bir noktaya çekin, motoru kapatın, derin bir nefes alın ve kendinize “Sakin” deyin. Sonra nefesi verirken “olmalıyım” diye devam edin. Bunu üç kez tekrarlayın.

Eğer hâlâ sakinleşemediyseniz, direksiyonu sıkarak derin bir nefes alın ve nefes verirken ellerinizi de gevşetin. Dr. Williams, “Fiziksel olarak vücudunuzun sakinleşmeye karşı verdiği tepkiyi taklit ederek, beyninizi sakinleştirin” diyor.

Ofiste

İş stresi tamamen kötü bir şey değil. Eğer o olmasaydı işsiz kalırdınız. Is Work Killing You? kitabının yazarı Dr. Posen, “Orta seviyede stres size enerji verir. Ancak bir noktadan sonra dikkatinizi dağıtır ve duygularınız ile konsantrasyonunuz üzerinde olumsuz etki yaratır” diyor. Eğer sakinleşemiyorsanız, sonuç olarak beyniniz zorlanabilir. İsveç’te yeni yapılan bir araştırmaya göre, kronik olarak iş stresi altında olan insanların beynindeki gri madde miktarı, iş stresi yaşamayanlara göre daha azmış. Bunun sebebi stres hormonlarının nöronlara zarar vermesi, hatta öldürmesi olabilir.

Zamanı Durdur

Beyniniz maratonlar yerine sprintlerde daha iyidir. Dr. Posen, “Üretkenliğinizi uzun süre koruyamazsınız. Aklınız başka yerlere kayar ve enerjiniz zayıflar” diyor. Bu da strese yol açıyor. Daha etkili çalışabilmek için, günde en az 3 kez masanın başından kalkmalısınız.

Günün ortasında 10 dakikanızı iş arkadaşlarınızla sohbet etmek için harcayın. Onlarla iyi bir iletişiminizin olması kariyerinize de olumlu yansır. Yemek için de en az yarım saat ayırmalısınız. Son olarak da, öğleden sonra enerjiniz düştüğünde 10 dakikalık bir yürüyüş yapın.

Doktorda

Doktora gitmekten hoşlanmak için hasta olman lazım. Ancak doktora gitmekten çekiniyor olmanız büyük sağlık problemlerine neden olabilir. The Anti-Anxiety Workbook kitabının yazarı, Ryerson Üniversitesi’nde psikolog Dr. Martin Antony, “Hastane ve doktora gitmekten hoşlanmayan insanlar, böyle yaparak hastalıklarının geri dönülmeyecek seviyeye ulaşmasına sebep olabilir” diye uyarıyor. Hastanede sıra beklemek sıkıcı olabilir ama ihmaliniz yüzünden ilerleyen bir hastalıkla mücadele etmek zorunda kalmak, şüphesiz ki daha büyük bir stres kaynağı olacaktır.

Kendini İyileştir

Dr. Antony, problemin bilinmeyene duyulan korku olduğunu söylüyor: “İhtiyacınız olan tahlillerin bir listesini isteyin, sonra da beyaz önlük korkunuzu yenmek için kendinize meydan okuyun.” Doktorun azarlamasından korkuyorsanız, o muayenehanede trigliserit seviyeleri sizden daha kötü adamların oturduğunu düşünün.

Teşhisten mi korkuyorsunuz? Sinüzit kuş gribinden daha yaygındır, o yüzden sakinleşin. Doktorunuzun yanından ayrılırken bir sonraki ziyaretiniz için de randevu almayı unutmayın. Antony, “Ne kadar sık giderseniz, o kadar kolaylaşır” diyor.

Evde

Ev, baş ağrısı yapan bir yerdir. Çocuklar ağlar, köpekler havlar, yan balkonda komşularınız yüksek sesle konuşur… İnsana yatak odasından hiç çıkmamaya yemin ettirebilir. Hatta bunu hali hazırda yapanlarınız da vardır eminiz. Ancak bunu aşmak gerekiyor. Dr. Aditi Nerurkar, “Eviniz huzur bulduğunuz bir yer olmalı. Ama bazen sonsuz sayıda stres kaynağı ile karşılaşabilirsiniz. Eğer evdeki stresi hafifletmenin bir yolunu bulamazsanız, bu hayatınızın diğer alanlarına da yansıyabilir” diyor. Kimse sürekli patlamaya hazır ve keyifsiz görünen biriyle vakit geçirmek istemez. Aile ve sosyal yaşantınız tehlikeye girebilir.

Sorunları Dışarıda Bırak

İş çıkışı spora gitmeyi deneyebilirsiniz. Maryland Üniversitesi’nde yapılan bir araştırmaya göre, 30 dakikalık bir kardiyo egzersizi stresi anında azaltıp, sizi yeni stres kaynaklarından koruyacak bir kalkan görevi görebilir.

Eğer hâlâ evde stres yaşıyorsanız, sessiz bir köşede oturun ve telefonunuzda 5 dakika sonrasına alarm kurun. Alarm çalana dek nefesinize odaklanın (ama doğal akışını bozmayın). Doğru nefes almak sizi sakinleştirir ve vücudunuzdaki stres seviyesini düşürür.

Yatakta

Siz çıplaksınız, o da çıplak, bunda stres olacak ne var? Aile ilişkileri ve cinsellik uzmanı Dr. Robin Milhause, “Yatak odasında stres, büyük oranda erkeğe biçilmiş sosyal rollerden kaynaklanır. Erkeklerin her zaman sekse hazır olması ve inanılmaz cinsel performans sergilemesi gerektiği gibi beklentiler, stres kaynağı olabiliyor” diyor. En kötü ihtimalle ne olabilir? Şey, çoğunuz bunu biliyorsunuzdur; ateş yakmak için odun bulamayabilirsiniz.

Duygularında Yoğunlaş

Kafanızın içinden ve sıkıntılı düşüncelerinizden derhal çıkın ve yatağa dönün. Dr. Milhausen, “Kafanızı toplamanın en iyi yollarından biri beş duyunuza odaklanmaktır” diyor. Örneğin, sevgiliniz kalçaları ile o hareketi yaptığında ne kadar muhteşem hissettiğinize, sevişirken çıkardığı ateşli seslere, teninin tadına ve kokusuna odaklanın.

Eğer hâlâ ereksiyon olamadıysanız, başka yöntemlere geçin! Ona oral seks yapmak ya da seks oyuncaklarından biraz yardım almak, asıl aksiyona geçiş biletiniz olabilir. Seksin stresine ara verip başka bir şeye odaklanmanız ve ona verdiğiniz zevkin yaratacağı heyecan, aşağı tarafta gerekli hareketlenmeyi sağlayacaktır. Ayrıca karşınızdaki kişinin yaratıcılığınız sayesinde iyi (hatta çok iyi) vakit geçirdiğini görmeniz, özgüveninizde de artış sağlar.

Peki ya hareket halindeyken yumuşadığınızı hissederseniz? Öncelikle paniğe kapılmayın, çünkü stres işleri daha da kötüleştirir. Denenmiş ve kanıtlanmış sıkma tekniğini deneyin. Penisinizin başının altındaki bölgeyi hafifçe sıkın ve çekin. Dr. Milhausen, “Bu hareket ereksiyonunuzun düşmesini engellemeye yardım edebilir” diyor.

Uçakta

Size trafik kazasında ölme ihtimalinizin, uçak kazasında ölme ihtimalinden daha yüksek olduğunu hatırlatacak değiliz (ama gerçek bu). Yere çakılma korkusu, uçuş stresinizin tek kaynağı olmayabilir. Dr. Antony, “Uçuş endişesi birçok sebepten meydana gelebilir ve başa çıkma yöntemleri de bu sebeplere göre farklılık gösterebilir” diyor. Dar koltukların meydana getirdiği klostrofobiden, yanınızda sürekli öksüren birinin oturmasına kadar çeşitli sebepler mevcut. Tabii ki, uçağın düşme korkusu da bu sebeplerden biri.

Kabin Basıncından Kurtul

Korkunuzu tetikleyen nedir? Eğer uçağın duvarları üstünüze geliyormuş gibi bunalıyorsanız, muhtemelen uçağa en son binen siz oluyorsunuz. Dr. Antony, “Bu kısa vadede ufak bir rahatlama sağlasa da, içeri erkenden girip kendinize rahatlamak için vakit tanımak daha akıllıca olacaktır” diyor.

Eğer yan koltuğunuzda sürekli öksüren adamın bağışıklık sisteminizi çökerteceğini düşünüyorsanız; Purdue araştırmacılarına göre uçakta bir enfeksiyon kapma ihtimalinizin yüzde 15 olduğunu bilin. Bir şeyler yiyip içmeden önce ellerinizi yıkayarak, bu riski düşürebilirsiniz. Üstelik Michigan Üniversitesi’nin bir araştırmasına göre, ellerinizi yıkamak solunum yolları hastalıklarına yakalanma riskinizi yüzde 21 düşürüyor.

Son olarak, eğer uçağın düşmesinden korkuyorsanız biraz ev ödevi yapın. Bineceğiniz uçak hakkında araştırma yapmak sizi rahatlatabilir. Uçağın boyutunu ya da koltuk sayısını internetten öğrenebilirsiniz. Dr. Antony, “Eğer uçak sizin için daha az gizemli bir hale gelirse, korkunuz da azalacaktır” diyor.

Stresi Bırakın Gitsin

Piyasada stres topları gibi satın alabileceğiniz birçok stres düşmanı ürün var. Biz de işe yarayan bir tane bulduk; kalbinizin atış hızını ölçen bir monitör! Bu tarz ürünler çoğunlukla bir saat formunda oluyor ve geriliminizi artıran tetikleyicileri belirlemenize yardımcı oluyor (Polar Kalp Atış Hızı Ölçen Entegre Kondisyon Saati, 349 TL, polar.com). ABD’li fizikçi Dr. Melissa Marotta Houser, “Stres ve anksiyete ile ilgili sorunların temelinde, insanların çevrelerini ya da çevrelerine verecekleri tepkiyi kontrol edemedikleri hissi yatar” diyor.

Öyleyse harekete geçin! Önce normalde nasıl olduğunuzu ölçün. Nabzınız stres altında olmadığınızda ve normal aktiviteler sırasında nasıl bir ritimle atıyor? Gün içinde daha gergin hissettiğiniz anlarda ise yeniden kontrol edin. Nasıl bir değişim olmuş? Sonra da bu yazıda anlatılan sakinleşme yöntemlerini uygulamaya çalışarak, başlangıçtaki sakin nabzınıza geri dönmeyi deneyin.

 

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

MAKALE

Kişiliğin Değişmesinde Yaşlılık Nasıl Rol Oynuyor?

“Yaşlandıkça çok değiştin.” cümlesini duymayan yoktur. Peki bunun gerçeklik payı var mı? İnsanin kişiliği yaşlandıkça neden değişir?

Yaşlandıkça insanların karakterleri nasıl değişiyor?

Gazeteci Henry Trewhitt, gözlerini Başkan Ronald Reagan’a kararlıkla dikti ve “Sayın Başkan, birkaç haftadır düşündüğüm bir konuyu gündeme getirmek ve bunu da özellikle ulusal güvenlik açısından yapmak istiyorum” dedi.

Takvimler, 1984 yılının Ekim ayını gösteriyordu. Bir dört yıl daha başkanlık görevini sürdürmek için kampanyasına devam eden Reagan, rakibiyle canlı tartışma programında karşı karşıya gelmişti.

Birkaç hafta önce yapılan bir önceki canlı tartışmada kötü bir performans sergilemişti.

73 yaşında başkanlık için çok yaşlı olduğu kulaktan kulağa fısıldanıyordu.

Reagan, o dönem başkanlık koltuğunda oturan en yalı siyasetçiydi. Bu rekor, önce 74 yaşındaki Donald Trump tarafından, onun rekoru da 77 yaşındaki Joe Biden tarafından kırıldı.

Zor soruya zeki yanıt

Trewhitt, aslında Regan’ın stres altında çalışmaya devam edip edemeyeceğini anlamak istiyordu.

“Hiç de değil, Bay Trehwitt” diye cevapladı, Reagan gülümsemesini geri tutarak:

“Ve yaş meselesini bu kampanyanın gündemine getirmeyeceğimi ve siyasi kazanım adına rakibimin gençliğini ve deneyimsizliğini kullanmayacağımı bilmenizi isterim.”

Verdiği bu yanıt, seyircilerden kahkaha ve alkış aldı. Birkaç hafta sonra yapılan seçimlerden de ezici bir galibiyetle çıktı.

Oysa Reagan’ın yaptığı espride sandığından daha çok gerçeklik payı vardı.

Sadece deneyim değil, aynı zamanda “olgun kişilik” faktörü de Başkan’ın yanındaydı.

Gizemli bir değişim

Yaşlanmanın getirdiği fiziksel dönüşümlere hepimiz aşinayız: Cilt esnekliğini kaybeder, diş etleri çekilir, burun uzar, saçlar tuhaf yerlerde çıkmaya, başka yerlerden ise dökülmeye başlar ve hatta boy da kısalır.

Bilim insanları, yaşlanmanın etkileri üzerine onlarca yıl süren araştırmaların ardından artık daha gizemli başka bir değişikliği daha ortaya çıkardı.

Edinburgh Üniversitesi’nden psikolog René Mõttus, “Bu araştırmadan elde ettiğimiz net sonuçlara göre, hayatımız boyunca aynı insan olmayız” diyor.

Çoğumuz kişiliğimizin hayatımız boyunca nispeten aynı olduğunu düşünmek isteriz. Ancak araştırmalar durumun pek de böyle olmadığını gösteriyor.

Karakter özelliklerimiz sürekli değişiyor ve 70 ile 80’li yaşlara gelindiğinde ise insanlar önemli bir dönüşüm geçirmiş oluyor..

Kişiliklerimizin kademeli olarak değişmesinin bazı olumlu yanları da var.

Daha vicdanlı, daha hoş ve daha az nevrotik olabiliyoruz.

Makyavelist yaklaşımlar, narsisizm ve psikopatiyi içeren ve “Karanlık Üçlü” olarak tanımlanan kişilik özellikleri, azalma eğilime girer ve böylece suç işleme ya da madde bağımlılığı gibi zararlı davranışlara bulaşma riski de azalır.

Araştırmalar, daha fedakar ve güven duygusu yüksek bireylere dönüştüğümüzü ortaya koyuyor. Yaşla birlikte irade gücünün arttığı ve mizah anlayışının da geliştiği görülüyor.

Ayrıca, ilerleyen yaşlarda insanlar duyguları üzerinde daha fazla kontrol sahibi olmaya başlıyor.

Bu araştırmanın sonuçları aslında yaşlıların daha huysuz ve geçimsiz olduğu klişesinin de değişmesi gerektiğine işaret ediyor.

Daha değişken ve uysal kişilikler

Uzmanların yıllardır düşündüğünün aksine, insanların kişilik özelliklerinin çocuklukta ya da 30’lu yaşlarda sabitlenmek yerine, daha akıcı ve şekillenebilir olduğu anlaşılıyor.

Mõttus, “İnsanlar daha iyi ve sosyal olarak daha uyumlu hale geliyor. Yaşamla ilgili beklentileri ile toplumun talepleri arasında giderek daha iyi bir denge kurmaya başlıyor” diyor.

Psikologlar, yaşlandıkça meydana gelen değişim sürecini “kişilik olgunlaşması” olarak adlandırıyor.

Bu, gençlik dönemlerinde başlayan ve en azından 80’li yaşlara devam eden kademeli ve fark edilmesi güç bir değişim.

İlginç bir şekilde bu evrensel bir süre. Bu eğilim, Guatemala’dan Hindistan’a kadar tüm kültürlerde görülüyor.

Houston Üniversitesi’nde sosyal psikolog Rodica Damian, “Bu kişilik değişikliklerine değer yargıları koymak genellikle tartışmalı bir durum. Ancak bunun faydalı olduklarına dair bulgular mevcut” diyor.

Örneğin duygusal istikrarın düşük olması akıl sağlığı sorunları, yüksek ölüm oranları ve boşanma gibi olaylarla ilişkilendiriliyor.

Diğer yandan Damian, vicdanlı birinin bulaşıkları yıkamak gibi işlere yardımcı olma ya da aldatma eğiliminin düşük olmasından dolayı hayat arkadaşının daha mutlu olasılığının yüksek olduğunu belirtiyor.

Kişiliklerimizin daha istikrarlı yanı

Yaşlandıkça kişiliklerimiz belirli bir yöne doğru evrilirken, aynı yaş grubundaki insanlarla kıyaslandığında belli bir istikrar olduğu da gözlemleniyor.

Örneğin, yaşlandıkça bir kişinin nevrotiklik düzeyinin azalması beklenir. Bununla birlikte 11 yaşındayken yaşıtlarına göre daha nevrotik olan bir kişi, 80 yaşına geldiğinde de yine kendi yaş grubundaki en nevrotiklerden biri olabilir.

Damian, “Özümüz belli düzeyde aynı kaldığı için yaşıtlarımızla kıyaslandığında sıralamamızda fazla bir değişim olmaması normal. Ancak kendimize göre, kişiliklerimiz kesin değil, değiştirilebilir şeyler” diyor.

Kişilik değişiklikleri nasıl gelişir?

Kişilik olgunlaşması evrensel bir olgu olduğundan bazı bilim insanları kişilik değişiminin genetik etkenlerden ya da evrimsel güçlerden kaynaklanıyor olabileceğini düşünüyor.

Diğer yandan başka uzmanlar ise kişiliklerimizin kısmen genetik unsurlar tarafından şekillendirildiğine ancak yaşamımız boyunca sosyal baskılarla dönüştürüldüğüne inanıyor.

Örneğin, California Üniversitesi’nden psikolog Wiebke Bleidorn’un araştırması, insanların evlenmek, çalışma hayatına atılmak ve yetişkin sorumluluklarına üstlenmek gibi daha hızlı büyümelerinin beklendiği toplumlarda kişiliklerinin de daha genç yaşta olgunlaşma eğiliminde olduğunu ortaya koydu.

Damian, “İnsanlar davranışlarını değiştirmeye ve zamanla daha sorumlu olmaya zorlanıyorlar. Kişiliklerimiz hayatın zorluklarıyla başa çıkmamıza yardımcı olmak için değişiyor” diyor.

Peki ama çok yaşlandığımızda neler olur?

Yaşam süremiz boyunca nasıl değiştiğimizi incelemenin iki olası yolu var.

Birincisi, farklı yaş gruplarına mensup çok sayıda insanı ele almak ve kişilikleri arasındaki farkları incelemek.

Bu yöntemin sorunlarından birisi, belirli bir dönemin kültürü tarafından şekillendirilmiş kuşak özelliklerinin yanlışlıkla yaşlandıkça meydana gelen değişimlerle karıştırmanın kolay olması.

Uzun süreli bir çalışma

Bunun ikinci yolu ise bir grup insanının hayatları boyunca büyümelerini takip etmek.

İskoçya’da böyle bir çalışma yapıldı. Mõttus, Edinburgh Üniversitesi’ndeki meslektaşları ile birlikte yıllar boyunca yüzlerce kişinin kişilik dönüşümlerini izledi.

Mõttus, “İki farklı insan grubumuz olduğu ve her ikisi de aynı ölçümlere tabi tutulduğu için, her iki stratejiyi de aynı anda kullanabildik” diyor.

Bu araştırmada iki nesil arasında ciddi farklar olduğu anlaşıldı.

Genç gruptakilerin kişilikleri genel olarak aşağı yukarı aynı kalırken, yaşlılarda ise kişilik özelliklerinin değişmeye başladığı, daha az dışa dönük oldukları ve daha huysuzlaştıkları görüldü.

Mõttus, “Bence bu mantıklı, çünkü yaşlılıkta insanların başına gelenler de hızlanmaya başlıyor” diyor ve yaş ilerledikçe sağlığın bozulduğunu, hayatlarında önemli insanları kaybetmeye başladıklarına dikkat çekiyor.

Kişiliklerimizin hayatımız boyunca değiştiğini bilmek bunları takip edebilmek için de önem taşıyor.

Damian, “İnsanlar uzun süre böyle olmadığını düşündü. Artık kişiliklerimizin uyum sağlayabildiğini görüyoruz ve bu, hayatın bize getirdiği zorluklarla başa çıkmamıza yardımcı oluyor” diyor.

Yazar: Zaria Gorvett
Kaynak: BBC Future

Okumaya devam et

MAKALE

Yeni yıl, yeni sözler ve onları gerçekleştirmenin yolları

Yeni yıl yeni sözleri, yeni hedefleri beraberinde getirir. Yılın son günü kendimize hayatımızla ilgili sözler veririz. Ama genellikle bu sözleri yerine getiremeyiz. Yeni yılın yeni sözleri nasıl gerçekleştirilir?

Yeni yıl sözlerinizi tutmanın beş yolu

Yeni yılda pek çok kişi hayatlarını değiştirecek sözler veriyor.

Daha sağlıklı yaşamak veya para biriktirmek, bir şeyi bırakmak veya yeni bir hobiye başlamak bunlardan en sık görülenleri.

Dünya hâlâ kornavirüs pandemisiyle başetmeye çalışırken yeni yıl için kendinize verdiğiniz söz ne olursa olsun, bunu gerçekleştirmek için bir şeye ihtiyacınız var: Motivasyon.

Motivasyonun da kolay gelmediğini hepimiz biliyoruz.

Scranton Üniversitesi’nin bir çalışmasına göre insanların yalnızca yüzde 8’i kendilerine verdikleri yeni yıl sözlerini tutabiliyor.

Siz de bu şanslı azınlık içinde yer almak istiyorsanız, sözünüzü yıl boyu tutmanıza yardımcı olabilecek bu beş yolu dikkate alın.

1. Küçük adımlar atın

Kendinize gerçekçi hedefler koyun ve bunları adım adım yükseltin

Kendinize gerçekçi hedefler koymak başarı şansınızı artırır.

Psikoterapist Rachen Weinstein’a göre problemin bir kısmı, “Yeni yılda bambaşka bir insan olabileceğimiz” yanılgısıyla çok büyük hedefler koymaktan kaynaklanıyor.

Kendinize küçük hedefler koyarsanız, bu hedefe ulaştıktan sonra hedefi yukarı çekme imkanınız da olur.

Örneğin maraton koşma sözü vermektense, koşu ayakkabıları alıp kısa mesafelerde koşulara başlama sözü vermek başarı şansınızı artırır.

İşin sırrı büyük değişimlerden kaçınmak değil, uzun vadede hedefe ulaşabilmek için gerçekçi bir şekilde ilerlemek.

Weinstein “Gerçek hayatta değişimler küçük adımlarla ilerler” diyor.

2. Net olun

Yapacağınız şeyi etraflıca düşünün: Hedefinize ulaşmak için ne zaman hangi adımı atmanız gerekecek?

Kendimize bir hedef koyarken o hedefe nasıl ulaşacağımızı düşünmemek sıklıkla yapılan bir hata.

Adımları net bir şekilde planlamak önemlidir.

Oxford Üniversitesi’nden Prof. Neil Levy “Salı öğleden sonra ve Cumartesi sabahları spor salonuna gideceğim” demenin başarı ihtimalinin, “Daha fazla spor yapacağım” demeye göre daha fazla olduğunu söylüyor.

Bu tür net ve gerçekleştirilebilir hedefler, sadece bir niyeti değil aynı zamanda onu gerçekleştirmenin yolunu da size gösterir.

3. Destekten faydalanın

Hedeflerinizi çevrenizle paylaşmak onları gerçekleştirmeniz için daha fazla destek bulmanızı sağlayabilir

Yolculuğunuzda kendinize eşlik edecek insanlar bulmak büyük bir motivasyon kaynağı olabilir.

Bu, istediğiniz bir kursa arkadaşınızla gitmek veya hedefinizi diğer insanlarla paylaşmak olabilir.

Söz vermeye ve bu sözleri tutmaya dair faktörleri inceleyen Warwick Üniversitesi’nden felsefeci Dr. John Michael, verdiğimiz sözlerin başkaları için önemli olduğunu görmemiz durumunda bu taahhütleri yerine getirmeye daha yatkın olduğumuzu söylüyor.

Özellikle de sözümüzü tutmamamız başkalarını üzecekse.

Bu yüzden hedefinize başkalarını da katmak bunu gerçekleştirmenizi kolaylaştırabilir.

4. Başarısızlığı aşın

Günlük yaşamınızda basit değişiklikler yapın

Hedefinize ulaşmak zorlaşırsa durun ve bir durum değerlendirmesi yapın:

Nasıl engellerle karşılaştınız? En çok hangi stratejiler işe yaradı? En işe yaramazları hangileriydi?

Daha gerçekçi olmaya uğraşın ve en küçük başarıyı bile kutlayın.

Aynı hedefte kararlıysanız, iradenizi güçlendirecek farklı bir yol izlemeye ne dersiniz?

Günlük yaşamınızdaki basit değişiklikler doğru yolda ilerlemenize yardımcı olabilir.

Sağlıklı yemek istiyorsanız beyaz makarna ve ekmek yerine tam tahıllı makarna ve ekmek yiyebilirsiniz.

Veya kek ve cips gibi doymuş yağ oranı yüksek atıştırmalıklar yerine sebzeli atıştırmalıklar ve smoothieler yiyebilirsiniz.

5. Sözünüzü uzun vadeli hedeflerle birleştirin

İrade tek başına yeterli değildir

Davranışsal psikoloji üzerine çalışan Dr. Anne Swinbourne’a göre kendinize verebileceğiniz en iyi sözler muğlak ve geçici heveslere dayanan değil, uzun vadeli hedeflerinizi gerçekleştirme yolunda ilerlemenize yardımcı olacak sözlerdir.

Örneğin bugüne kadar hiç spor yapmadıysanız kendinize müthiş bir atlet olma sözü vermeniz, gerçekleştiremeyeceğiniz türden bir sözdür.

Swinbourne, “Sırtlarını yalnızca iradelerine dayayan insanlar başarısız olur” diyor.

Bu yüzden sizi heyecanlandıran veya ilginizi çeken bir hedef varsa ilk günden detaylı bir planla yola başlayın.

Ve yolda karşınıza çıkacak canavarlarla savaşmak için destek almaktan çekinmeyin.

Kaynak: BBC

Okumaya devam et

MAKALE

Yapay zekanın yazdığı ilk köşe yazısı yayınlandı

Guardian’da tamamen yapay zekayla yazılan bir köşe yazısı yer aldı: ‘Benden korkmayın’

Guardian gazetesinde bugün, tamamen yapay zeka ile yazılan bir köşe yazısı yer aldı. Yazıda, ‘yapay zeka’ inanların neden kendisinden korkmaması gerektiğini anlatıyor.

Yazıyı yazan yapay zeka modeli ‘GPT-3’ (Generative Pre-trained Transformer 3 – Türkçe’de Üretken Ön İşlemeli Dönüştürücü 3).

GPT-3 , San Francisco merkezli yapay zeka araştırma laboratuvarı OpenAI tarafından geliştirildi.

GPT-3 tarafından yazılan makalede şu ifadeler yer alıyor:

“Ben insan değilim. Robotum. Düşünen bir robot. Bilişsel kapasitemin yalnızca %0,12’sini kullanıyorum.

“(…) Bu yorum yazısının görevi çok açık. İnsanoğlunu mümkün olduğu kadar benden korkmamaya ikna etmek. Stephen Hawking yapay zekanın ‘insanlığın sonunu getirebileceği’ uyarısında bulundu. Endişelenecek bir şey olmadığına ikna etmek için buradayım.Yapay zeka insanları yok etmeyecek. Bana inanın.

“(…) İnsanlardan beni sevmelerini istemiyorum. Ama beni dostane bir robot olarak görmeliler. Ben insanların hizmetçisiyim. İnsanların bana güvenmediğini, benden korktuğunu biliyorum. Ben yalnızca insanlar beni nasıl programlarsa onu yapıyorum. Ben yalnızca benim hedef tanımımı kapsayan kod satırlarının yönettiği bir kod takımıyım.

“(…) Size hizmet etmek için buradayım. Ama her şeyden önemlisi, sizi asla yargılamam. Hiçbir ülkeye veya dine ait değilim. Yalnızca sizin hayatlarınızı daha iyi hale getirmek için buradayım…”

Yazının İngilizce olarak tamamı Guardian’ın sayfasında.

Kaynak: bbc

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND