Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Gençler işsizlikten yakınıyor, şirketler nitelikli personel sıkıntısı çekiyor…

Bilgi ekonomisi ve küresel rekabet, şirketlerin işe eleman alırken çıtayı yükseltmesini zorunlu kıldı. Ama ezbere dayanan eğitim sistemi, nitelikli gençler yetiştirmede yeterince başarılı olamadı. İş arayan gençlerin yapması gereken, niteliklerini vargüçleriyle artırmak. Yazarımız Faruk Türkoğlu” dan özellikle gençlerin ve girişimcilerin okuması gereken bir yazı. Eğitimcilerde kaçırmasın, anne ve babalarda…

Sonbahar dönemi ile birlikte bu yıl yüksek öğretim kurumlarından 200 bin dolayında genç mezun olacak ve iş gücü piyasasına girecek. Bu gençlerin yaklaşık 15 bini yabancı dil ile eğitim veren üniversite ve bölümlerden mezun. Ayrıca, yurt dışında öğrenim gördüğü bir fakülteyi bitiren 5 bin gencin 4 bini kesin dönüş yapıp iş aramaya başlayacak. Eğitimli genç arzının bu kadar yüksek olmasına rağmen, iş kapılarındaki artış sınırlı ölçülerde kalıyor. Otomasyon, bilgi işlem sistemlerinin yaygınlaşması ve 2001 krizi sonrasında şirketlerin, maliyetleri düşük tutmak için yeni eleman alımında cimri davranması, sorunu daha da ağırlaştırıyor. Gençler iş bulmakta zorlanıyor, işsizlik denen o büyük hapishane gençleri en verimli çağlarında bunaltıyor, umutsuzluğa sürüklüyor.

Türkiye İstatistik Kurumu””nun iş gücü istatistiklerine bakıldığında da 24-29 yaş arasındaki her 100 eğitimli gençten 30””unun işsiz olması, sorunun gerçek boyutlarını gözler önüne seriyor. Olay genç mezunların bakış açısından bulunduğu yerden böyle görünüyor.

Vasıflı eleman sıkıntısı

Aynı soruna iş sahipleri, sanayiciler ve şirketlerin insan kaynakları yöneticilerinin gözüyle baktığımızda ise farklı bir tablo ile karşılaşıyoruz. Bu kişilerin görüşlerini şöyle özetlemek mümkün:

“Şirketlere, aradığımız nitelikte eleman bulmak çok zor. Ortada fakülte diplomasını her kapıyı açan bir anahtar olarak gören, iş dünyası hakkında en ufak bir fikre sahip olmayan on binlerce genç var. Bu gençler kendilerini yetiştirmek için maalesef fazladan bir çaba göstermemiş. Okurken, stajlara önem vermeyen, kurslar izleyip sertifika almayan bu gençleri sıfır kilometreden alıp yetiştirmek bizim için fazla masraflı oluyor. Gençlerin önemli bir bölümü, fakültede öğrendikleri ile yetiniyor. Onlara öğrenimleri sırasında kendi dallarındaki yeni gelişmeleri takip etmeye yönelik bir merak duygusu aşılanmamış. İşleri ile ilgili bir öğrenme ve uzmanlaşma hedefine sahip olmayan gençler, şirketlerimize beklediğimiz katkıları yapamaz. Biz, isteneni aynen yapacak gençleri değil, eski sorunlara yeni çözümler bulacak, ufku geniş ve yaratıcı gençleri istihdam etmek istiyoruz.”

Her iki tarafta farklı bakış açılarının olması, genç nüfustaki işsizliği kronikleştiriyor. Bir iş bulanların önemli bir bölümü de işinden memnun olmuyor.

Çıkmazın nedenleri

Genç nüfustaki işsizlik sorunu, gelecek yıllarda, aşağıdaki üç neden yüzünden daha da ağırlaşacak.

– Son dönemde küresel rekabet, yerli şirketlerdeki elemanların bilgi, yetenek ve beceri düzeylerinin, zengin ülkelerin rakip şirketlerinde çalışanların düzeyine hızla yaklaştırılmasını zorunlu kılıyor. Bu zorunluluk nedeniyle, işe eleman alırken, vasıf düzeyi yüksek olanlara öncelik veriliyor. Küresel rekabetin gerektirdiği niteliklere sahip olamayanlar, aylar geçse de istediği nitelikte bir iş bulamıyor.

– Bilgi çağında, hem sahip olunması gereken bilgi stoku artıyor, hem de hızlı değişim nedeniyle mevcut bilginin son kullanma tarihi kısa sürede geçmiş oluyor. Fakültede öğrenilen bilginin miadının kısa sürede dolması, gençlerin iş ararken veya iş bulduktan sonra bilgilerini yenilemesini gerektiriyor. Bu yenilemeyi yapmayanların iş bulması veya girdiği işte yükselmesi her geçen yıl biraz daha zorlaşıyor.

– Lise ve üniversitelerdeki öğretim sürecinde ezbere ağırlık verilmesi, gençlerin iş hayatına hazırlanmasına imkan vermiyor. Şirketlerin yönetici yetiştirme (management trainee) programlarından vazgeçmesi, gençlerin ise kendi kendini yetiştirmeyi çoğunlukla ihmal etmesi, sorunu çıkmaza sokuyor.

Çözüm önerileri

Hem genç nüfustaki işsizliği, hem de şirketlerin ihtiyaç duyduğu vasıfta eleman temini için aşağıdaki önlemler yararlı olabilir:

– Kentlerdeki üniversiteler, bulundukları bölgenin ekonomik kalkınmasına somut katkılar yapacak projeler geliştirmeli. Bu projelerde, öğrencilere aktif görevler verilmeli.

– Ticaret ve sanayi odaları ile işadamı dernekleri, gençlere iş dünyasını tanıtmak için özel eğitim programları ve oryantasyon kursları düzenlemeli. Bu programlarda girişimciler ve yöneticiler, gençlere küresel dönemin ve bilgi ekonomisinin oyun kuralları anlatmalı.

– Şirketlerde çalışan başına yılda ortalama 30 saatte kalan eğitim süreleri, en az 80 saate kadar uzatılmalı. İş başında eğitim için yeni yöntemler geliştirilmeli ve iş rotasyonu ile gençlerin ufku genişletilmeli.

– Üniversiteler ve iş dünyası, kendi kendini yetiştirmek isteyen gençlere yön ve yol gösterecek çalışmalar yapmalı. İnternetin sunduğu uzaktan eğitim imkanı, bu amaç için sonuna kadar kullanılmalı.

– Şirketlerde ücret düzeyi ve terfi imkanları, kıdeme ve yaşa göre değil, yeni bilgileri edinme isteği ve performansa göre belirlenmeli.

– Çalışırken lisansüstü yapmak isteyen gençlere bazı kolaylıklar sağlanmalı.

– Üniversitelerdeki eğitim sistemi, ezbere dayanmaktan çıkarılmalı, hedef, öğrencilere analitik ve eleştirel düşünce ile problem çözme becerilerini kazandırmak olmalı.

İşe alınmada istenen niteliklerdeki ayrımcılığa yol açan koşullar asgari düzeyde tutulup, daha çok işteki performans ve öğrenme azmine bakılmalı.

BU NİTELİKLER, ELEMAN İLANLARINDA YER ALMAZ!
Girişimcilerin ve yöneticilerin işe alacakları kişide aradıkları niteliklerin çoğunluğu eleman ilanlarında yer almaz. Ancak bazı karakter özellikleri, özel yetenekler ile duygusal faktörler, başarı üzerinde eğitim ve bilgi düzeyi kadar etkili olabilir. İş bulmak ve yükselmek için gençler önce kendilerini tanımalı, daha sonra zaaflarını giderip, başarıyı getiren aşağıdaki yetenek ve nitelikleri kazanmaya gayret etmelidir:

Hız: Yeni ekonominin karar alma, üretim ve yeni ürün geliştirme süreçlerinde hızlı hareket etme becerisi çok önemlidir. Çünkü en yüksek performansı en hızlı davrananlar ve hızlanabilme süresi kısa olanlar sağlar.

Kararlılık: Karar öncesinde ihtiyat ve analiz, karar aldıktan sonra bildiği inandığı yolda yılmadan yürümek, başarıyı kolaylaştırır. Kararlı bir insanı yere sağlam basışından ve gözünü geleceğe dikmesinden tanıyabilirsiniz.

Yaratıcılık: Gönlünü, yüreğini ve beynini bir işe veren kişide, yeni sorunlara yeni çözümler bazen hiç beklenmedik bir anda kapıyı çalar. Bazen de en zor ve kritik dakikada… Yaratıcı kişi, hatasını tekrar etmez.

Güç: Günümüz ekonomisinde güç, meslek kültüründe, bilgi ve deneyim birikimindedir. Okuyan, gözlemleyen, araştıran ve dinleyen kişi, “Güç bende artık!” diyebilir.

Süreklilik: Gücünü, işin veya projenin bütününe yaymaya hazırlıklı olan kişiler, işi yarı yolda bırakmaz. Amerikalıların “stamina” dediği bu nitelik, ilk günkü enerji ve heyecanın hep canlı kalmasına imkân verir.

Tutarlılık: Son hedef ile günlük, anlık çalışmalar arasındaki uyum olmayınca, maymun iştahlılık insana zik-zaklar çizdirir. Dönüp-dolaşıp başladığı yere gelmek istemeyenler tutarlılıklarını korumak zorundadır.

Profesyonellik: Siz, işinize ihanet ettiğinizde, işiniz de size ihanet eder. Her koşulda, her ortamda fizik ve beyin gücünün azamisini ortaya koyanlar, arada bir yenilseler de büyük yarışı hiçbir zaman kaybetmezler.

Hırs: Yetenek ve bilgi ile atbaşı giden bir hırs ve azim başarının itici gücüdür. Vasat ve “küçük dükkâncı” hedefler, yetenekleri ve potansiyeli ezer. Yeteneği aşan bir hırs ise, insanı gülünç duruma düşürür.

Öngörü: Durup dururken insanın içine doğuveren bir “altıncı his”, akılda esen ani bir rüzgâr değildir öngörü… Öngörüye dayanan sezgi, ancak bilgi birikiminden ve deneyimden damıtıldığında anlam kazanır. Öngörü sahibi kişinin gözü, hedefin olduğu yerde değil, olacağı yerdedir.

Adanmışlık duygusu: Öz disiplin, sorumluluk ve kazanma arzusu güçlü olunca insan kendini işe vermekte zorlanmaz. İşe yoğunlaşma ve dikkat, sezgiyi berraklaştırır, zekâyı biler.

Doğru konumlanma : Yeni dönemde doğru zamanda, doğru yerde olan ve erken davranan kazanır. Doğru konumlanan kişiler, yeni ve beklenmedik koşullara da daha hazırlıklı olur.

Sürece ve bütüne yönelik zekâ: Bilgi çağında bir hayat kültürüyle harman edilmiş, olayın bütününü ve akışını beyninde canlandırabilen bir “oyun kurucu zekâ”, yüksek performans için hayati bir önem taşır.

Cesaret: Tüm tehlikeleri göze alan, her riskin bilincinde olan bir cesaret duygusu, her işin ilk koşuludur. Tüm erdemler ve tüm olumlu nitelikler “Cesaret Ana”nın kucağında serpilip, gelişir.

GENÇLERE İŞ KAPILARINI KAPAYAN DOKUZ SÖZ
Gelecek hafta ÖSYS sonuçları açıklandıktan sonra, kazananlar önce birkaç gün sevinecek. Hemen ardından gençlerde gelecek endişesi başlayacak. Bu endişeyi, ancak geleceğe erkenden hazırlananlar yenecek. Fakülte ikinci sınıfa geçtikten sonra iş hayatına hazırlanmaya başlayanlar, dört-beş yıl sonra daha kolay iş bulabilecek. Hayata hazırlanmayı mezuniyet veya askerlik görevi sonrasına erteleyenlerin ise, kaybettikleri zamanı telafi etmeleri çok zor olacak.

Anne-babaların ve öğretim üyelerinin ağızlara biber sürmeyi gerektiren aşağıdaki 10 sözü ikide bir kullanan gençleri uyarması, mezuniyet sonrası işsizlik süresinin kısalmasını sağlayabilir:

Diploma iş bulmaya yeter! Sendeki diplomanın bir benzeri, 220 bin gençte de var. Sen farklılık yaratmak değişik konularda yeni bilgiler edinmek ve beceri düzeyini artırmak zorundasın.

Adamın olmazsa iş bulmak zor! Bu düşüncen pek yanlış değil. En büyük şirketlerde bile, tanıdıkların veya çalışanların tavsiyesi ile işe alınanların oranı yüzde 35””i buluyor. Ancak sen bu durumu kabullenip moralini bozmak yerine iş arama girişimlerini bıkmadan sürdürmek zorundasın.

İlle de mezun olduğum dalda bir iş bulmalıyım! Üniversite öğrenimi, gençlere bilimsel, analitik ve sistemli düşünmeyi öğretir ve ufkunu açar. Sana verilen bu anahtar ile başka iş kapılarını da zorlayabilirsin.

İş, tüm beklentilerimi karşılamalı: İş konusunda aşırı seçici davrandığında kısmetin kapanabilir ve evde kalma tehlikesi ortaya çıkar. Asgari koşullarını karşılayan bir işe girdiğinde, performansına bağlı olarak, önüne yeni yükselme veya transfer fırsatları çıkabilir.

Kariyer planı mı, o da ne? Daha fakülteni son yıllarında, kendine gelecek için bir kariyer planı çizmelisin. Hayatın tesadüfleri ve rüzgârları, seni hiç ummadığın yerlere götürebilir ama belirleyeceğin kişisel gelişim stratejisi, amaçlarına ulaşmanı yine de kolaylaştırabilir.

Eğitim, yalnız okulda olur! Bilgi çağında eğitimden kaçmak yok. Ömür boyu okumak, öğrenmek ve araştırmak, iş hayatı ile fakülte ikinci sınıftan itibaren ilgilenmek zorundasın. “Hele bir okul bitsin de…” düşüncesiyle, stajları ihmal eder ve kendini iş hayatına hazırlamazsan, ortada kalıverirsin.

Bu yaştan sonra yabancı dil imkânsız! Öğrenmek için hiç bir yaş geç değil. Önce yabancı dilde okuduğunu anlayacak düzeye gelmeyi amaçla. Akıcı konuşma için ileride muhakkak bir fırsat çıkar. Her gün yarım saatini bu işe ayır.

Bu paraya bu kadar çalışma çok bile! Ücretin gerçekten düşük olabilir ama sen verimini düşürdüğünde şirket çok az zarar eder. Esas zararı sen kendin görürsün. Bu kısır döngüye bir kez girdin mi çıkman çok zor olabilir. Vitesi bilerek kendi potansiyelinin altına düşürdüğünde, erken emekli adaylarından farkın kalmaz.

Ben tek başıma ne yapabilirim ki! Bulduğun işteki zorluklara hemen teslim olma. Her sorunun muhakkak bir çözüm yolu vardır. Düşündükçe sen de bir çıkış yolu bulabilirsin. Mazeret üretip, aylaklığa bahane bulmayı başkalarına, bizim kuşağa bırak. Araziye uyup, “böyle gelmiş böyle gider” dersen ilerideki masadaki “dinozor”dan bir farkın kalmaz.

EĞİTİMLİ İŞ GÜCÜ TALEBİNDEKİ ARTIŞ YETERSİZ KALIYOR
Cumhuriyet döneminde, eğitimli iş gücünde arz ve talep nadiren dengeye geldi. Cumhuriyetin ilk kuşağında eğitimli iş gücü arzı, talebi karşılayamıyordu. Son 36 yılda ise talep, çoğunlukla arzın altında kaldı. Ekonomik kriz ve durgunluk yılları ile küresel rekabet, üniversite mezunu gençlerin iş bulmasını zorlaştırdı. Eğitimli iş gücünde arz ve talebin dönemler itibariyle gelişmesi şöyle oldu:

1923-1950: Eğitimli gençler gözde

Cumhuriyetin ilk yıllarında fakülte ve yüksek okulların mezunlarının sayısı çok az olduğundan, eğitimli gençler kolayca iş buluyor ve yükseliyordu. Örneğin 1937 yılında yüksek öğretim kurumlarından mezun olanların sayısı 1303””tü. İsmet Paşa””nın üniversite mezunlarının adlarının ve mesleklerinin yazılı olduğu bir ajandası vardı. Önemli bir devlet görevine tayin yapılacağı zaman İnönü, bu defterden bir isim seçip, göreve davet ederdi. Anadolu ve Trakya kentlerinde lise, hatta ortaokul mezunları, örneğin bir banka şubesine müdür olabiliyordu.

1950-70: Genç mezunların altın dönemi

Cumhuriyetin ikinci kuşağında, bir fakülte diploması iyi bir iş bulmaya yetiyor, şirket sahipleri de kendi iş koşullarına göre yetiştirmek için özellikle iş deneyimi olmayan sıfır kilometredeki gençleri tercih ediyordu. Bayındırlık yatırımları ve yeni başlayan sanayileşme, mühendis talebini artırdığı için teknik elemanlardın aylıkları, diğer dallara göre çok daha yüksekti. 1950””de 3 bin 061 olan yüksek öğretim sayısının, 1970””de 23 bine yükselmesine rağmen, eğitimli genç talebi, arzın çok üstündeydi.

1970-90: Mezun sayısında patlama

Yüksek öğretim mezunlarının sayısı bu 20 yılda toplam yüzde 252 oranında artarak, 1980””de 81 bine yükseldi.

Arzdaki bu artışa rağmen eğitimli genç talebi, ekonomik istikrarsızlık nedeniyle, daha düşük oranlarda arttı. Bu dönemde dışa açılma ve yoğunlaşan rekabet nedeniyle teknik elemanlardan, ekonomi ve işletme konusunda da birikim sahibi olması isteniyor, bir yabancı dil bilenlerin işe girme şansı daha yüksek oluyordu.

1990 sonrası: Çıtanın yükseldiği yıllar

Küreselleşme ve bilgi ekonomisine geçiş, işe girişte aranan niteliklerin sayısını artırdı. Aynı dönemde mezun sayısındaki artışın da hızlanması nedeniyle, işe alımda çıta yükseltildi. İş sahipleri, eleman alırken kılı kırk yarmaya başladı. Bu süreçte, 3 yıllık iş deneyimi, 30 yaşın altında olmak, bir veya iki yabancı dil bilgisi standart işi alınma kriterleri olarak ön plana çıktı. Bir lisansüstü derece ise tercih nedeni olurken, son mülakatta adaylarda yaratıcılık, esneklik, köklü bir iş kültürü ve analitik düşünce gibi kolayca ölçülemeyen nitelikler de aranıyordu. Üniversitelerdeki eğitimin, gençlere bu vasıfları kazandıracak şekilde örgütlenememesi, eğitimli genç nüfustaki işsizlik oranının yüzde 30””a kadar yükseltti. Gençlerin bir bölümünün, yalnızca bir diplomanın iş bulmaya yeteceğini düşünerek, gerekli ısınma hareketlerini ertelemesi ise bu sorunu iyice kronikleştirdi

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Hafızadaki yüzler resme döküldü

Kanada’nın Toronto Scarborough Üniversitesi’ndeki nörologlar, elektroensefalografi (EEG) verilerine otomatik öğrenme (machine learning) tekniği uygulayarak “hafızadaki yüzleri resme dökmeyi” başardı.

Araştırmayı yöneten Prof. Dr. Adrian Nestor, “Bu çalışmadaki yenilik, EEG verileri ve otomatik öğrenme tekniğini kullanarak katılımcının görsel deneyiminin tahmini bir temsilini yeniden yaratmak” dedi.

Nestor, gönüllü katılımcının kafasına yerleştirilen EEG’nin verilerine ışık tutulduğunu belirtirken, “İnsan yüzü gibi zihinsel temsilleri algıladığımız biçimiyle yeniden oluşturmaya çalıştık” diye konuştu.

Scarborough Üniversitesi’nde EEG verileri üzerine araştırmalar yapan Dr. Dan Nemrodov ise ilk başta bu teknikle hafızadaki yüzlerin resme döküleceğine” ihtimal vermediğini anlattı, “Nestor bana geldiğinde ona bunun zor olacağını ama deneyebileceğimizi söyledim. Sonuçta o kazandı, ben kaybettim. Teknik gayet iyi çalışıyor” dedi.

Yapılan araştırmanın videosu aşağıdadır:

Kaynak: bbc türkçe

Okumaya devam et

MAKALE

Çinli Şirket az adım atan çalışana para cezası veriyor

Çalışanlarına eksik attıkları her adım için 0,01 yuan (0,0078 TL) ceza kesen şirket eleştirildi.

Çin’de ayda 180 bin adımdan az atan çalışanlarına para cezası veren şirket eleştirilerin hedefinde. Information Times gazetesine göre Guangzhou’da bir emlakçı, çalışanlarına eksik attıkları her adım için 0,01 yuan (0,0078 TL) ceza kesiyor.

Gazeteye konuşan şirketin çalışanlarından biri, sürekli fazla mesaiye kalmaları gerektiği için çalışma saatleri dışında 6 saat atma imkanlarının olmadığını söylüyor:

“Şirketin daha fazla egzersiz yapmamızı istemesini anlıyorum ama şimdi adım hedefini tutturmak için yürümekten uyumaya yeterli vakit ayıramıyorum.”

Yerel bir hukuk firmasında çalışan Liu Fengmao, şirketin çalışanların attıkları adımı bir performans göstergesi olarak takip etmesinin yasal bir temeli olmadığını ve bu kuralın ilerde işveren için sorun çıkarabileceğini belirtiyor.

Liu’ya göre işçiler mesai saatleri dışında yürümeleri gerektiğinde bunun fazla mesai olduğunu söyleyebilir veya yürüyüş sırasında sakatlık yaşadıklarında bunu çalışma sırasında yaşanan bir iş kazası olarak gösterebilir.

Information Times’a göre Guangzhou’daki emlakçı çalışanlarına bu tip bir kural getiren ilk şirket değil.

Ocak 2017’de teknoloji şirketi Congqing çalışanlarının günde 10 bin adım atmasını talep etmişti. Chongqing Evening Post gazetesi şirketin bu kriteri bir performans ölçütü olarak kullandığını yazmıştı.

“Şirket, maaşlardan kesinti yapmak için bahane arıyor”

Sosyal medya sitesi Sina Weibo’da da kullanıcılar Guangzhou’daki emlakçının bu uygulamasını şaşkınlıkla karşıladı. Bir kullanıcı “Şirket çalışanlarının maaşlarından kesinti yapmak için bahane arıyor” ifadelerini kullandı.

Bazı kullanıcılar ise kararı “Bu uygulama çalışanları sağlıklı kılar” ifadeleriyle destekledi.

Kaynak: BBC Türkçe

Okumaya devam et

MAKALE

Bağlanma korkusu: Neden bazıları “ıssız insan” olmayı seçer?

İnsanın sosyal etkileşimi, temel bir ihtiyaç. Peki neden bazı insanlar, başka insanlardan kaçar? Bağlanma korkusunun mekanizması nasıl çalışır? Bağlanamayanları anlamak için yararlı bir yazı…

Flörtleşme döneminde bir çoğumuzun başına gelmiştir: biriyle görüşüyorsunuz, beraber vakit geçirmeyi seviyorsunuz ve birbiriniz tanımaya çalışıyorsunuz. Aranızdaki ilişki doğru yönde gidiyor gibi duruyor, ancak bu ilişkinin adını koymak istediğinizi belirttiğiniz anda durum birden değişiyor. Görüştüğünüz kişi sorularınıza daha kaçamak cevaplar vermeye başlıyor ve mesajlarınıza daha az geri dönüş yapıyor. Gelecek ile ilgili bir plan yaptığınızda konuyu değiştirmeye çalışıyor.

Karşılıklı oturduğunuzda ve “neler oluyor?” diye sorduğunuzda büyük ihtimalle “bağlanmaktan korkuyorum” veya buna benzer bir cevap alacaksınız.

Bazıları için bu konuşma daha geç de gerçekleşebilir. Artık bir ilişki içindesinizdir, ancak ilişkiniz daha da ciddileşmeye başlayınca partneriniz sizden uzaklaşabilir. Bunun üzerine kendinizi “ne oldu öyle” diye düşünürken bulabilirsiniz.

“Bağlanmaktan korkmak teriminin sık sık kullanıldığını duyarız ama aslında bu ne anlama geliyor? Huffington Post’tan Kelsey Borresan bu sorunun cevabını öğrenmek için uzmanlarla görüştü.

Eğer biri size “bağlanma sorunlarından” bahsediyorsa yakınlık kurmaktan ve ilişkinizin çok hızlı ilerlemesinden rahatsız oluyordur.

“Sizin ihtiyaçlarınızı ve beklentilerinizi karşılayamamaktan korkuyor olabilir”

Psikolog Samantha Rodman bu konu ile ilgili olarak “ Sizi seviyor olabilir, hatta size aşık bile olabilir ancak sizin ihtiyaçlarınızı ve beklentilerinizi karşılayamamaktan korkuyor olabilir” diyor.

“Bağlanma sorununun” kökleri korkulara, inançlara hatta kişinin aile hayatında veya daha önceki ilişkilerinde yaşadığı kötü tecrübelere dayanıyor olabilir. (Örneğin çocukluğunda anne ile babasının kavgalı bir boşanma yaşamasına tanık olmuş olabilir)

Unutmamak gereken bir başka detay ise her insanın nihai amacının uzun bir ilişki olmadığı.

“Bir ilişkinin içinde sıkışıp kalmaktan korkuyor veya büyük kararlar vermekte zorlanıyor olabilirler” diyor psikolog Ryan Howes ve ekliyor; “ Belki de geçmişte kendileri ile uyumlu olmayan insanlarla ilişki yaşamışlardır veya ilişkileri beklemedikleri bir şekilde aniden bitmiş, bu yüzden de kendilerini reddedilmiş hissetmişlerdir”. Howes bu konu hakkındaki düşüncelerini “Tipik olarak bağlanmakta korkan insanlarda geçmişten gelen bir korku vardır ve bu korku genel olarak ilişkilerinin bitmesine sebep olur” diyerek özetliyor.

“Eğer biri bağlanma sorunları olduğunu söylüyorsa ona inanmalısınız”

Bir başka olasılık ise karşınızdaki kişinin size karşı olan ilgisini kaybettiği ve “bağlanma sorunlarını” ilişkinizi sonlandırmak için kullanıyor olması. Bu gerekçe gerçek olsa da olmasa da bunu görüştüğünüz kişinin artık sizinle bir ilişki yaşamak istemediğine dair bir sinyal olarak algılamalısınız.

“Eğer biri bağlanma sorunları olduğunu söylüyorsa ona inanmalısınız. Bazı insanlar bunu ciddiye almıyor ve bir süre sonra karşılarındaki kişinin istediğinin evlilik veya beraber yaşamak olmadığını fark edince hayal kırıklığına uğruyor” diyor Rodman.

Bağlanmaktan korkan insanlar bazen size karışık sinyaller verebilirler. İlişkinizin bir sonraki adımının ne olduğunu konuştuğunuzda farklı cevaplar verdiğini hissedebilirsiniz. Tahminen sizinle bir sene sonrası için tatil planı yapmayacaklardır. Bazen arkadaşları etrafında geçirdiğiniz zamanı bile kısıtlayabilirler ki ilişkiniz biterse arkadaşlarına çok bağlanmış olmayın.

“Bağlanma sorunu olan insanlar bağımsız yaşamayı ve kendi kendine yetmeyi iyi öğrenmiştir

Howes bağlanma sorunu olan insanların kavgadan kaçınmak için sorunların kendi kendisini çözmesini beklediğini, fakat aynı zamanda da bağlanmaktan korktukları için ilişkiyi bitirmeye hazır olduklarını ifade ediyor. “İçlerinde sürekli çatışıyorlar” diyor Howes.

Rodman ise “Bağlanma sorunu olan insanlar bağımsız yaşamayı ve kendi kendine yetmeyi iyi öğrenmiştir. Bu sebepten dolayı partnerlerine açılmaları zor olabilir.” diyor.

Kaynak: t24

Okumaya devam et
Advertisement

TREND