Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Genç işadamları kendilerine dikkat etsin!

Memorial Hastanesi Kalp Damar Cerrahisi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Bingür Sönmez kariyer sahibi insanların sağlıklarına nasıl dikkat etmeleri gerektiğini anlattı.

GENÇ İŞADAMLARI KENDİLERİNE DİKKAT ETSİN!

Özlem Ulueren
MYNET.COM

Mynet Özelin bu haftaki konuğu Memorial Hastanesi Kalp Damar Cerrahisi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Bingür Sönmez. Sönmezle Türk insanın kalp sağlığını, kalp hastalıklarının önüne geçilmesi için yapılması gerekenleri ve kalp cerrahisinde gelinen noktayı konuştuk.

Öncelikle kalp hastalıklarında Türkiyenin bir profilini çizelim mi?

Prof. Dr. Bingür Sönmez: Biz ülke olarak kroner kalp hastalıkları açısından çok şanssız bir toplumuz. Çünkü genetik yapı olarak kroner damar hastalıklarına çok yatkınız. Ayrıca mutfağımız çok ağır. Mutfak halledilebilir, iyi bir eğitimle, iyi bir tanıtım programıyla insanlara sağlıklı beslenme öğretilebilir. Amerikada bu ciddi bir şekilde ele alındı. Birçok eyalette sigarayla savaş kampanyası gibi, kötü beslenmeye, hamburger beslenmesine karşı ciddi programlar geliştirildi ve insanlar obeziteye ve kötü beslenmeye karşı uyarılıyor.

Ama genetik için böyle bir şansımız yok. Biz Türkler HDL denen yararlı kolestrolü çok düşük olan bir toplumuz. Almanyada 3. kuşak çocuklarımızda yapılan bir araştırma var. Almanyada doğmuş, Alman gibi yaşayan onlar gibi beslenen, onlar gibi spor yapan Türk çocuklarının da HDL oranlarının çok düşük olduğu görüldü. İşte burada genetik sorunu yaşıyoruz. Bu da önümüzdeki 15-20 yıl içinde çözülecek. Doğacak olan çocukların damar sertliği genleri alınacak dolayısıyla insan ömrü çok uzayacak. Damar sertliği daha geç gelecek. Damar sertliğini kesinlikle ortadan kaldırmak imkansız ama geciktirebileceğiz, yavaşlatabileceğiz. Şu anda insanların damar sertliğini ortadan kaldırmak imkansız. İnsanın doğumuyla birlikte damar sertliği başlıyor. Ama bazı insanlarda bunun hızı çok farklı. 65-70 yaşında bir insanın damarlarında sertlik olması çok doğal bir seyir. Ama 45 yaşındaki insanın enfarktüs geçirip gelmesi bir facia. Orada hastalığın ilerleme hızının farklı olduğunu görüyoruz. Hızla ilerleyen bir damar sertliği var.

GENÇ İŞADAMLARI KENDİLERİNE DİKKAT ETMELİ

Bunu hızlandırıcı nedenlerin başında genetik, erkek olma ve sigara içme geliyor. Son yıllarda sigaranın yanına bir de stres eklendi. Özellikle 40-50 yaş arasında hayatının yükselme dönemini yaşayan iş adamlarında bunu ciddiyetle görüyoruz. Yeni iş kuruyorlar, bilgi becerilerinin üzerine yatırım yapıyorlar, ekonomik kriz de buna eklenince ortaya çıkan ağır stresin bedelini kalpleriyle ödüyorlar. Onun için genç işadamlarına tavsiyemiz, bilgi ve becerilerinin üzerininde yatırımlara kalkışmasınlar, özellikle bu ekonomik kriz dönemlerinde ciddi borçlanmalara girmesinler.

Evlerine gelen icra değil, kalplerine gelen icra çok daha kötü.

FAST FOOD YİYECEKLERE SAVAŞ AÇILMALI

Kalp hastalıklarıyla ilgili önlemleri almaya ne zaman başlamalıyız?

Prof. Dr. Bingür Sönmez: 10 yaşından itibaren. Çünkü 10-12 yaşına kadar büyüme dönemindeyiz. Çok iyi beslenmek zorundayız. Yağları da yakabildiğimiz dönem bu yaşlar. Ama 10-12 yaşından sonra bir şekilde sağlıklı beslenmeye başlamak zorundayız. Diyet itici bir söz olduğu için kullanmıyorum. Ama sağlıklı beslenme daha farklı. Özellikle aile hikayesi olan çocuklarımıza 10 yaşından itibaren katı yağ vermemeliyiz. Hiçbir şekilde tereyağ ve margarin yağı ekmeğe sürüp vermemeliyiz. Mutfaklarda mümkün olduğu kadar sıvıyağ (Zeytinyağı, mısırözü yağı, ayçicek yağı gibi) kullanmamız gerekir. Zaman zaman piyasaya çıkan yeni yağlar var. (soya yağı, fındık yağı, ceviz yağı gibi) Bu yağlarla ilgili de ileride araştırmalar yapılacak. Özellikle soya yağının çok iyi olduğu söyleniyor.

Sigaranın üzerine Sigara sağlığa zararlıdır diye yazılar yazılıyor. Bu ülkede bu yazının yazılması 25 yılı aldı. Ben inanıyorum ki, bu ülkede fast food dükkanların üzerine de Fast food sağlığa zararlıdır yazısı yazılmalı.

Siz böyle söylüyorsunuz ama toplumda fast fooda çok daha fazla yönelme var. Hemen hemen her yerde fast food dükkanları var.

Prof. Dr. Bingür Sönmez: Fast foodun özelliği alışkanlık yapması. Çikolata gibi. Nasıl çikolata yiyen çocuk alışıyorsa, fast food da aynı şekilde. Bir hamburgerde bulunan iç yağı oranı yüzde 60. O iç yağının verdiği lezzetin tadı gizli bir alışkanlık yapıyor. Sigara gibi. Çocuk bir tane hamburger yerse ondan sonra hep hamburger istiyor. Çünkü ciddi bağımlılık yapan bir beslenme şekli. Ayrıca ucuz, kolay ulaşılabilir, her an temin edilebilir. Annelerin de kolayına geliyor, sabah kahvaltı hazırlamaktansa cebine para koyuyor hamburger alıyor çocuk. Öğlen okulda çıkan servis yemeği yerine hamburger almayı tercih ediyor. Bunu ancak eğitimle halledebiliriz.

KOYUN ETİ MUTFAKLARA SOKULMAMALI

Peki bu işte sadece hamburgerler mi suçlu? Kebapların, pidelerin hiç suçu yok mu?

Prof. Dr. Bingür Sönmez: Önce çocukları suçluyoruz. Sonra sıra anne-babalara geliyor. Mangal kebap hikayesi de çok ciddi bir sorun. Özellikle Güneydoğu Anadolu mutfağımızda koyun etiyle yapılan kebaplar var. Koyun eti özellikle iç yağı açısından çok zengin. Büyüklerin beslenmesinde kesinlikle tavuk, balık, hindi gibi etlere yönelmek gerekiyor. Çok geç kalınmış olmasına rağmen zararın neresinden dönülse kardır düşüncesiyle mutfaklara kırmızı eti haftada bir defa sokmalıyız. (Dana eti olmalı ve iyi ızgara edilerek yağları çok iyi eritilmiş olarak tüketilmeli)

Mangalda pişmesinin sakıncası var mı?

Prof. Dr. Bingür Sönmez: Mangal olmasının kalp sağlığı açısından sakıncası yok. Aslında daha da iyi. Çünkü yağlar eriyip akıyor, ama mangalın da kanser açısından bir takım sakıncaları olduğu yönünde yayınlar var.

Kaç yaşından itibaren kalp sağlımızla ilgili kontrollere başlamamız gerekiyor?

Prof. Dr. Bingür Sönmez: Bunun tek bir cevabı yok. Kadın için ayrı, erkek için ayrı, aile hikayesi olan ve olmayan için ayrı yanıtlar veriyoruz. Eskiden kadın ve erkekleri ayırıyorduk. Erkekler 40 yaşından sonra, kadınlar 45 yaşından sonra check-up yaptırmalı diyorduk. Bu ayrımı artık kaldırdık. Çünkü erkeklerle kadınlar arasında ayrım kalmadı. Kadınlar artık erkekler kadar sigara içiyor, erkekler gibi çalışıyorlar, erkekler kadar stresliler, doğum yapmıyorlar, iyi beslenmiyorlar. Bunun için 40 yaşından sonra herkesin yılda bir kez kalp yönünden check-up yaptırması lazım. Bu check-up sırasında mutlaka kan yağları, kan şekeri kontrol edilecek, EKG çekilecek, efor testi yapılacak ve bir akciğer filmi çekilecek.

Eğer aile hikayesi varsa, yani anneden, babadan, dayılardan, amcalardan, hala ve teyzelerden 35-40 yaşında hayatını kaybetmiş insanlar varsa, o zaman 10 yaş aşağıya inip, 30 yaşından itibaren kadın veya erkek herkese mutlaka bir kez efor testi yaptırmamız gerekiyor.

KALP HASTALIKLARI ÜLKE EKONOMİSİYLE DOĞRU ORANTILI

Kalp hastalığına sahip olmamak için nasıl bir yaşam stili oluşturmak gerekiyor?

Prof. Dr. Bingür Sönmez: Artık 6 milyon yıl önceki mağara adamı gibi yaşama şansımız yok. Doğanın içinde stressiz bir hayat yok. Modern yaşamının temeli adrenalin. Adrenalinsiz yaşayamıyoruz. Ama adrenalini en alt seviyede tutmak zorundayız. Modern yaşamda başarının en büyük etkeni adrenalinin yüksek olması. Sürekli hareket, sürekli hızlı düşünme, çabuk karar verme… Ama bunların hepsi kalp hastalığını hızlandırıcı faktörler. Tabi ki stresi sıfırlayamayız ama stresi en aza indirmek zorundayız. Bunun yaparken de bilgi ve becerimiz düzeyinde kalmalıyız. Daha fazlasına yatırım yapmamak gerekir.

Yani modern yaşam bizim kalp sağlığımızı yakından ilgilendiriyor. Yapılan ciddi bir çalışma var. Bunda ülkenin ekonomisiyle birlikte 50 yaş altındaki hasta sayımız çok doğru orantılı. Ülke ekonomisinin kriz dönemlerinde 50 yaş altında kalp hastası sayısı daha fazla. Bu da gösteriyor ki, ekonomik kriz kişilerin kalbine de kriz getiriyor.

Check-up yaptırmak bize kalpteki bütün rahatsızları veya olabilecekleri gösteriyor mu? Yani tahliller iyi çıktıktan sonra kalp krizi riski taşır mı insan?

Prof. Dr. Bingür Sönmez: Tabi her tıbbı teşhis gibi kardiyel check-upın da bir yanılma payı var. Bazen bunu yakın dostlarımızda bile yaşıyoruz. Birkaç ay önce yaptırdığı check-up normal çıkmasına rağmen enfarktüs geçiren insanlar da var. Ama bunlar çok azınlıkta. Binde bir olan vakalar. Check-upı reddetmemek lazım. Hiçbir şikayeti olmayan hiçbir yakınması olmayan birçok insanın gerçek hastalığı ortaya çıkarılabiliyor.

SAHADA HER ÖLÜM KALP KRİZİ DEĞİL

Son zamanlarda gençlerde kalp krizine bağlı ölümlerde artış olduğu gözleniyor. Bu kalp krizlerini neye bağlıyorsunuz?

Prof. Dr. Bingür Sönmez: Gençlerde özellikle de sporcularda sahalarda olan ölümlerini herbirini bir nedene bağlamak mümkün değil. Kimisinde elektroit bozukluğu, kimisinde aşırı yorgunluk, kimisinde gerçekten enfarktüs, kimisinde beyin problemi, kimisinde aort yırtılması oluyor. Bunların hepsini otopsilerle sonuçlandırabilir ve ölüm sebeplerini ortaya çıkabiliriz. Kamerunlu sporcu mesela ishalmiş. Birkaç gün öncesine kadar bir takım ilaçlarla maça çıkmış. Onda bir elektroit bozukluğu oldu. Son olarak yine bir sporcu öldü. Onunki ani ritm bozukluğuna bağlı ölüm. İpi kesilmiş kukla gibi düştü, hiç göğüs ağrısı yoktu, yere düşerken bile yüzünde bir tebessüm var. Acı çekmiyordu yani. Bazı masum ritm bozuklukları zaman zaman hayatı riske edebiliyor. Bunun yanında Fenerbahçeli Washington mesela sahada enfarktüs geçirdi. O gerçek bir kalp kriziydi. Sahada ölen herkes için kalp krizi deniliyor. Bu doğru değil. Son iki yıl içinde gerçekten kalp krizi geçiren tek kişi Washingtondur.

Avrupada kadınlarda kalp hastalıklarında birinci sıradayız. Kadınlardaki bu olumsuz tabloyu neye bağlıyorsunuz?

Prof. Dr. Bingür Sönmez: Kadınların hepsi şişman. İşin bir başka yönü bizde kadın toplumu, ortalamanın üzerinde sigara içiyor. Sigaranın kadınlarda yaptığı tahribat, erkeklerden daha fazla. Çünkü sigara kadınların östrojen hormonunu yıkıyor. Halbuki östorojen hormonu kadınları damar sertliğine karşı koruyan bir hormon. Kadın östrojenini kaybedince, doğal korumadan yoksun kalıyor, daha erken yaşlarda menopoza giriyor ve daha erken şartlarda enfarktüsle karşılaşıyor. 35-36 yaşında enfarktüs geçiren çok kadın var. Genetik fakirliğimiz var, bunun yanına sigara, aşırı kilo ve doğum yapmama eklenince damar sertliği çok hızlanıyor.

Kalp sağlığı denilince kolestrol ve tansiyon durumu önem kazanıyor. Sizce kalp sağlığı açısından bu iki faktör ne kadar önemli?

Prof. Dr. Bingür Sönmez: Damar sertliğini önleyemediğimizi ama yavaşlatmanın elimizde olduğunu söyledim. Yavaşlatmak için de risk faktörlerini ortadan kaldırmalıyız. Yani stresi azaltmalıyız. Diyabetikseniz şekerinizi ayarlamak, yüksek tansiyonunun varsa tansiyonunu ayarlamak gibi. Bunlar ayarlandığında siz damar sertliği hastalığınızı yavaşlatabiliyorsunuz. Bunun risk faktörlerinin üzerine gidilmeli, sigara kesilmeli, şişmanlıkla, yüksek tansiyonla, diyabetikle mücadele edilmeli.

KALP CERRAHİSİNDE ABD STANDARTLARINI YAKALADIK

Kalp cerrahisinde bugün neredeyiz? Neler yapılabiliyor? Cerrahi de başarı oranı neler?

Prof. Dr. Bingür Sönmez: Kroner by-pass ameliyatlarında başarı oranımız çok yüksek. Bugün Memorial Hastanesi şartlarında acil olmayan, normal şartlarda ameliyata aldığımız hastalardaki ölüm oranı yüzde 1in altında. Bu Amerika standartıdır. Ameliyat sonrası komplikasyonları hemen hemen hiç yok. 10 sene öncesine göre şu anda gelinen nokta mucize düzeyinde mükemmellik sağlıyor.

Tabi Amerika ile yarışmıyoruz. Amerikaya göre yapamadığımız şeyler var. Özellikle kalp naklinde çok geriyiz. Mekanik kalplerde, robotik cerrahide çok geriyiz. Onun dışında rutin kalp cerrahisinde gerçekten bir Amerikan standardı yakalamış durumdayız.

Peki hastanın geç gelmesi, hastalığın ilerlemiş olması sizin çalışmalarınızı engelliyor mu?

Prof. Dr. Bingür Sönmez: Bu sorun çok önemli. Bundan 10 yıl önce ülkemizde teşhis şartlarının yetersiz oluşu, kardiyolog arkadaşlarımızın gerekli cerrahi operasyonlara alışmamış olması sebebiyle hastaları uzun yıllar ilaçla tedavi ediyorlardı. Ancak ilaçla tedavi edilemeyecek hale geldiği zaman kalp cerrahına gönderiyorlardı. Ama şimdi kardiyologlarla diyaloglar çok iyi. Hastaların ne zaman ameliyat olacağını çok iyi biliyorlar. Teşhis yöntemlerimizin daha pratik hale gelmesi nedeniyle hiç çekinmeden hastalardan anjiyo isteniyor. Onun için de eskisi kadar geç kalınmış hastalarımız yok. Bu da bizim başarımızı olumlu şekilde etkiliyor.

KALP HASTALIĞINI ÖNLEMEK İÇİN KÖPEK SAHİBİ OLUN

Tavsiyeleriniz ve öğütleriniz neler olabilir?

Prof. Dr. Bingür Sönmez: Kroner kalp hastalıklarından korunmak için mevcut risk faktörlerini ortadan kaldırmamız lazım. Özellikle 10 yaşından itibaren sağlıklı beslenmeye başlamak, kesinlikle sigara içmemek, şişmanlıkla ciddi şekilde (devletin, sigarayla mücadele eder gibi) mücadele etmek.

Özellikle ev kadınlarına, emeklilerimize sokaklarda bile spor yapmayı öğretmek lazım. Yürümekten nefret eden bir toplumuz. En kısa mesafede bile araç kullanıyoruz. Özellikle şehirin engebeli olması sebebiyle yürümeyi sevmiyoruz. İstanbulda hiç kimse yürüyor. Herkes araca biniyor. Uzun yürüyüşler mutlaka yapmalıyız. Özellikle kalp hastası olanların mutlaka bir köpeğinin olması gerekiyor. Köpeğin esprisi burada sabah ve akşam yarım saat sokağa çıkıp, birlikte yürümeleri için. Çünkü insanlar evlerinde oturuyorlar, hizmet ayağına geliyor. Mecbur edici bazı faktörler olmalı. Örneğin denmeli ki, ben sabah ekmeğimi gideceğim fırından alıp getireceğim. Her sabah kalkmalı, o fırına kadar yürümeli.

Ben by-pass ameliyatı olanlara da köpek sahibi olun diyorum ama bana kızıyorlar. Çünkü köpeğe bakmayı da beceremiyoruz.

Demek ki, iyi besleneceğiz, spor yapacağız, sigara içmeyeceğiz, kilo almayacağız, bunun yanında mevcut hastalıklar varsa (diyabet, yüksek tansiyon, kolestrol gibi) bunların da en aza indirilmesi için çaba sarfedeceğiz.

soylesi@mynet.com

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Spor Dünyasından Resimli Şampiyon Sözleri

spor dünyası sözleri, şampiyonluk, şampiyon sözleri mümin sekman, şampiyon sözleri kitap, şampiyon sözleri, şampiyon

Şampiyon Sözleri Mümin Sekman tarafından yazıldı. Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesinin bulunduğu Şampiyon Sözleri kitabından sizler için en güzel ve motivasyon sağlayıcı sözleri seçtik.

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

ŞAMPİYON SÖZLERİ ARKA KAPAK YAZISI

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

SPOR DÜNYASINDA BAŞARILI OLMAK

Pes etmeyi bir kez öğrendin mi alışkanlığa dönüşür.

Vince Lombardi

Kan, ter ve saygı. İlk ikisini verir, sonuncuyu kazanırsın.

Dwayne Johnson

Yapmadığın atışları asla sayıya çeviremezsin.

Larry Bird

Zayıf olana herkes acır, “kıskanılmak” ise çabayla kazanılır.

Arnold Schwarzenegger

Olduğun yerden başla. Elindekini kullan. Yapabildiğini yap.

Arthur Ashe

Bir olimpiyat şampiyonu, size birebir başarı koçluğu yapsa ne kazanırdınız? 

Lazer gibi odak, çelikten bir irade ve ateşli motivasyon! 

Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesi bu kitapta. Şampiyonlar şöhret, servet, kudret, marifet, zafer ve hezimet üzerine hayat dersleri veriyor. Hayatın zorlu “unvan maçları”na çıkarken, mücadele gücünüzü artıracaklar. 

Bu kitap şampiyon sporcular kadar, işinin şampiyonu olanlar için. Hayatın olimpik mücadelesinde yarışan CEO’lar, TUS adayı doktorlar, genç girişimciler veya üniversite adayları “zorlu zamanlarda güçlendiren fikirler” bulacak.

“Yetenek yoksulun servetidir,” der John Wooden. Yeteneği şöhrete, şöhreti servete, serveti kudrete, kudreti de daha büyük başarıya çevirmenin sistemini keşfedeceksiniz. 

Şampiyonluk bir zihin durumudur. Kazanmak için oynamak bir dünya görüşüdür. İnsan kendi hayatının şampiyonu olabilir. İçinde ve işinde “şampiyon zihniyeti inşa etmek” isteyenlere en kapsamlı kaynak…

Kitapta Muhammed Ali’den Pele’ye, Tiger Woods’tan Michael Jordan’a, Katarina Witt’ten Bruce Lee’ye, Roger Federer’den Ronaldo’ya alanın en iyileri kişisel sırlarını ve profesyonel sistemlerini anlatıyor. Çoğu kazanma taktiği Türkçeye ilk kez çevrildi. Türkiye’nin “başarı yazarı” Mümin Sekman da efsanelerin başarı sistemini analiz etti.

Hayatı bir şampiyon gibi yaşamak isteyenler ve şampiyonluktan başka bir hayat düşünemeyenler için… Daha ileriye, daha yükseğe, daha güçlü ve daha hızlı!

Okumaya devam et

MAKALE

Evlat edinilen çocuklar ve güvenli bağlanma süreci

yakın ilişkiler, evlat edinme, evlat edinilen çocuklar, çocuk, bağlanma

Evlat edinilen çocuklar, diğer çocukların uğraşmak zorunda kalmayacağı deneyimler yaşıyorlar. Bu deneyimler, evlat edinilen çocuklarda kaygı veren davranışlara yol açabilir. Peki, bu durumu nasıl baş edebiliriz? İşte yanıtı…

Evlat Edinilen Çocuklarda Bağlanma

Bağlanma teorisini ortaya atan John Bowlby’e göre bir çocuğun birine bağlanması; korktuğu, yorgun ya da hasta olduğu durumlarda özel olarak o kişinin yakınında ve o kişiyle iletişim içinde olmak istemesi anlamına geliyor1. Çocukların bağlanma stilleri güvenli, güvensiz (kaygılı veya kaçınmacı) ve düzensiz-güvensiz olmak üzere üçe ayrılıyor1. Ebeveynlerine güvenli bağlanan çocuklar, hem etraflarındaki dünya üzerinde bir etkileri olduğuna dair kendilerine hem de kişilerarası ilişkilerinde ebeveynlerine güveniyorlar1. Bu sayede problem çözme yeteneklerine daha fazla güvenen çocuklar, daha özgür bir biçimde dünyayı keşfedebiliyorlar1. Buna karşılık güvensiz bağlanan çocuklar gelişimleri boyunca bu keşif süreçlerini güvenle gerçekleştiremedikleri için daha fazla sorun yaşayabiliyorlar. Özellikle düzensiz-güvensiz bağlanan çocuklarda davranış bozuklukları ve psikopatoloji görülme olasılığı daha yüksek oluyor1.

Yapılan araştırmalarda evlatlık çocuklarda daha sık güvensiz ve düzensiz-güvensiz bağlanma stilleri, ideal olmayan çocuk-ebeveyn ilişkileri, tepkisel bağlanma bozukluğu ve rastgele arkadaşlık davranışları olduğu görülüyor1, 3, 4, 5. Evlat edinilmiş çocukların arasında güvensiz-düzensiz bağlananların fazla olmasına aslında bu grupta yetimhanede yetişmiş çocukların sayısının daha çok olması sebep oluyor. Çünkü yetimhanelerden çıkmış evlatlık çocuklar, çok küçük yaşta biyolojik ebeveynlerinden ve yetimhanede karşılaştıkları bakıcılardan sürekli ve sık sık ayrılmak zorunda kalıyorlar1, 4. Temel ebeveyn bakımından yoksun kalmanın getirdiği stres, çocukların beyinlerinin stresle baş etmeyi sağlayan bölümünün diğer çocuklarınkine göre daha farklı çalışmasına ve strese uygun tepki verilmesini sağlayan kortizol hormonunun daha az salgılanmasına sebep oluyor8. Bu işlevsel farklılıklar, çocuklarda zihinsel hastalıklar görülmesine ya da strese yeterince uygun tepki veremedikleri için gençliklerinde daha riskli davranışlar sergilemelerine yol açabiliyor8.

Yetimhaneden çıkıp evlat edinilen çocuklarda yeni ebeveynlerle bağlanmanın oluşabilmesi ve çocukların işlevselliklerinde buna bağlı olumlu gelişmeler görülebilmesi için çocuk ile ebeveyn arasındaki ilişkinin çocuğun önceki bakıcılarıyla olan ilişkisinden farklı olarak stabil, tutarlı ve kaliteli olması gerekiyor. Yapılan bir araştırmada hayatlarının ilk yıllarını yetimhanede sık sık bakıcı değiştirerek geçirmiş çocukların -en uzunu dokuz ayda olmak üzere- %40’ının ilk 3 ay içinde yeni ebeveynlerine bağlandıkları görülüyor5. Ancak çocuklarda bu şekilde bağlanma davranışlarının gözlenmesi, bağlanma stillerinin kesin olarak güvenli olduğu anlamına gelmiyor. Romanya’daki yetimhanelerde yetiştikten sonra evlat edinilmiş çocuklarla yapılan bir araştırmada, Kanadalı çocuklar ve dört aylıktan önce evlat edinilmiş çocuklara kıyasla araştırılan grubun belirgin bir kısmının yeni ebeveynlerine daha güvensiz bağlandıkları ortaya çıkıyor6. Bu durum elbette çocukların evlat edinilmeden önce karşılaştıkları, bakıcılar tarafından ihmal edilmek gibi kötü deneyimlere oldukça bağlı.

Yetimhanedeki koşullardan ötürü güvensiz bağlanmaya yatkın olan bu çocukların yeni ebeveynleriyle güvenli bir bağ kurmaları zor görünüyor ancak imkansız değil. Bowlby’ye göre çocukların hayatlarındaki ilk beş yılda karşı karşıya kaldıkları ebeveynlik davranışlarının hassasiyetindeki değişimler, çocukların bağlanma stillerinde ve dünyaya bakış açılarında iyi yönde bir değişim sağlayabiliyor4. Yapılan araştırmalarda bir yaşından önce evlat edinilen çocukların biyolojik ebeveynleriyle yetişen çocuklarla aralarında bağlanma stilleri açısından kayda değer bir fark olmadığı görülüyor4, 6. Genel olarak, evlat edinilme yaşı ile bağlanma stilinin iyi yönde değişmesinin zorluk seviyesinin paralel gittiği düşünülüyor2. Bu duruma sebep olarak bir yaşından küçük çocukların yetimhanelerin kötü şartlarına uzun süre maruz kalmadan ve henüz bağlanma sistemleri gelişmekteyken yeni ebeveynleri tarafından bakım görmeye başlamaları görülüyor6. Ancak aynı paralellik düzensiz-güvensiz bağlanma stiliyle evlat edinilme yaşı arasında bulunmuyor, yaştan bağımsız olarak düzensiz-güvensiz bağlanma stili genellikle yoğun bir şekilde kötü muameleye maruz kalma sonucu oluştuğu için değişmesi de daha zor oluyor4.

Bu istisna göz ardı edildiğinde, evlatlık edinilen çocukların, biyolojik ebeveynleri tarafından yetiştirilen çocuklar gibi bağlanma stillerinin onları evlat edinen anneleriyle oldukça benzer olduğu görülüyor7. Yapılan uzun soluklu bir çalışma da erken ve orta çocukluk dönemlerinde annelerin çocuklarına gösterdiği hassas davranışların çocukların erken yetişkinliklerindeki bağlanma algıları üzerinde olumlu etkisi olduğunu ortaya koyuyor3. Bunun yanı sıra aslında ebeveynlerden en az birinin bile güvenli bir dünya görüşüne (state of mind) sahip olması, çocukların evlat edinilmeden önce yaşadığı travma ve mahrum kalmışlığa karşı koruma görevi görebiliyor7. Yani her ne kadar bağlanma stillerinin güvenliye dönmesi zor gibi görünse de geç evlat edinilen çocukların bile kurumların bakımı altından çıkıp sabit, korumacı ve ilgi gösteren bir aile tarafından bakım görmeleri sosyal ilişkilerinden bilişsel kapasitelerine ve zihinsel sağlıklarına kadar hayatlarının birçok alanındaki gelişimlerinde olumlu etkiler yaratıyor.

Yazan: Rengim Lal Kılavuz
Düzenleyen: Dr. Gizem Sürenkök
Kaynak: www.yakiniliskiler.com

Okumaya devam et

MAKALE

Müşteri memnuniyeti için öneriler

satın alma deneyimi, satın alma, pazarlama, müşteri, marka

Markalar müşterilerine iyi bir satın alma deneyimi yaşatmayı hedefler. Fakat maalesef bu konuda başarılı olan pek az şirket var. Peki, bu durum tam tersine nasıl çevrilir? İşte yanıtı…

İyi Müşteri Deneyimi Yaşatmak Neden Çok Zor?

İnsanın bir markayla ilişkisi sadece o ürünü kullandığı zaman yaşadıklarından ibaret değildir. Bilgi edinmek için internetten yaptığı araştırmalarla başlayan süreç; çağrı merkezi görevlileriyle konuşmalar, satın alma sırasında satıcıların tavırları ve satın alma yolculuğu sonunda yaşadıklarının toplamından oluşan bir marka deneyimidir.

Kısacası müşteri ve marka arasındaki ilişki bu “gerçeklik anlarında” yaşanan tüm adımları içerir.

Rekabetin gerisinde kalmamak için şirketlerin bu gerçeklik anlarının her birini incelemesi ve satın alma yolculuğunun her aşamasını müşteri için kolaylaştırması gerekir. Bunun için insanların motivasyonlarını, yapmak istediklerini anlayıp sonra da markayla ilişkiye girdiklerinde yaşadıkları zorlukları giderecek çözümler üretmesi lazımdır.

Bugün -maalesef- büyük şirketlerin birincil sorunu müşterilerin gerçekten ne istediklerini anlayamamalarıdır. Satın alma deneyimini iyileştirmek için bir araya gelen yöneticiler, çoğu zaman empati güçlerini kaybederler. Tüketicilerin de kendileri gibi insan olduğunu unuturlar. Çamaşır makinesi üreten bir şirket yöneticisi müşteri deneyimine odaklanmak yerine satış noktalarında yaşanan şirket sorunlarına odaklanır. Oysa her marka yöneticisi, günlük hayatta bir başka markanın tüketicisidir. Özel hayatında; o da yaptığı alışverişten şikâyet eden, aldığı ürünün fiyatından yakınan, gereğinde memnun kalmadığı ürünü iade eden olağan bir müşteridir. Fakat yönetici şapkasını giyip kurumsal bir kimliğe büründüğünde düşünceleri ve davranışları değişir. Müşterilerinin çamaşır yıkamakla ilgili gerçek sorunlarını çözmek yerine sosyal projeler üretmeye, toplumsal konulara duyarlılık kisvesi altında konu dışı alanlara kafa yormaya başlar. Tüketicinin bugünkü ihtiyaçlarını çözmek yerine ilgisiz konulara öncelik verir. Kendi kişisel hedeflerine veya kendi departmanının önceliklerine odaklanır.

Benzer şekilde müşteri deneyimini iyileştirmek için uluslararası danışmanlık şirketlerine büyük projeler yaptıran şirketler bile çoğu zaman kendi tüketicilerinin (müşterilerinin) ihtiyaçlarına yalın çözümler üretmek yerine mevcut sorunları daha da karmaşıklaştırırlar.

Oysa tüketiciler markaların vaat ettiklerini hakkıyla yerine getirmesini beklerler.

Dijitalleşmeyle, bugün pazarlama disiplini bir evrim geçiriyor. Satın alacağı ürünü internetten iyice araştıran, tüketici yorumlarını didik didik okuyan yeni nesil müşteriler markaların önüne farklı taleplerle gelmekte. Bütün şirketlerin bu talepleri iyi anlamaları, analiz etmeleri ve bunlara çözüm üretmeleri şart. Aksi takdirde bugünün insanına zorla iteleyerek ürün veya hizmet satmak mümkün değil.

Son yıllarda hayatımıza giren Inbound Pazarlama, modern insanın beklentilerine karşılık veren bir felsefeyi benimser. Yaklaşımı, dijital ortamda edindiği bilgi ile güçlenen modern müşterinin (tüketicinin) yapmak istediğini anlamak ve ona yol göstermektir. Inbound Marketing felsefesi eski usul yöntemler kullanarak, ısrarla bir ürün veya hizmeti zorla satmaya çalışan pazarlama anlayışının tam tersidir.

Inbound Marketing’in hedefi, markayı insanlara itelemek yerine onları markaya çekmek ve gönüllü bir şekilde markadan alışveriş yapmalarını sağlamaktır.

Inbound Pazarlama yöntemini uygulamak isteyen yöneticilere önerilerim şunlardır:

  • Markanın odağına insanı koy. Onun ne yapmak istediğini, amacını anla. Tüketicilerini veya müşterilerini “persona”lar ile tanımlayabilir, onları segmentlere ayırabilirsin ama unutma ki her biri senin benim gibi gerçek birer insandır. Dolayısıyla markanın müşterisinin önce insan sonra tüketici olduğu hatırla.
  • İnsanlar her gün kendilerine zorla bir şeyler satmaya çalışan yapışkan satıcılardan bıktı. Bu nedenle Web sitene ya da mağazana gelen insana hemen satış yapmaya çalışma. Onun ihtiyaçlarını anlayabilmek için sorman gereken bütün soruları sor. Ona bilgi vermekte cömert ol. Kendini bir satıcı gibi değil, o insana yardım etmek için görevlendirilmiş bir yetkili gibi gör.
  • Alışveriş yapan her insanı tedirgin eden birçok konu vardır. Yanlış ürüne veya hizmete para harcamak, verdiği karardan dönememek, satın aldıktan sonra markanın ilgisiz kalacağından endişe etmek… Bunlar insanların “acı noktalarıdır”. Her sektörde insanların markalardan alışveriş yaparken karşı karşıya kaldıkları sayısız acı noktası vardır. Kendi markan için bunların hepsini listele ve bunlara çözüm üret. Bugün Amazon, insanların bütün acı noktalarını çözdüğü için dünyada 1 numara olmuştur.
  • Eğer böyle davranırsan insanlar senin markana güven duyacak ve alışveriş yapmaya gönüllü olacaklardır. Markanı kendilerine zorla satış yapmaya çalışan diğer markalardan ayrı bir yere konumlayacaklardır.
  • Satın alma yaptıktan sonra senin markanla ilişkiye devam edecekler, kendi çevrelerine markanı tavsiye edeceklerdir.
  • Bütün bunları hayata geçirmek ve insanlara iyi bir alışveriş deneyimi yaşatmak için dijital teknolojileri hakkıyla kullan.

Dijital çağda istediği bilgiyi edinebilen, önünde sayısız seçenek olan, istediği markadan alışveriş yapabilen modern insana hitap edebilmek, onu markana çekebilmek, onun aklını ve gönlünü kazanabilmek, onun senin markandan can-ı gönülden alışveriş yapmasını sağlamak için gerekli dijital dönüşümü gerçekleştir.

Bu dijital dönüşümü gerçekleştirmeyen markaların bugünün dünyasında iyi bir alışverişçi deneyimi yaşatmaları ve ayakta kalmaları mümkün değil.

Yazar: Temel Aksoy
Kaynak: www.temelaksoy.com

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND