Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Gemileri yaktı, hayallerine ulaştı

“Afişlerin efendisi” Emrah Yücel, başarıyı tüm gemileri yakarak yakaladı. Ailesini, aşkını ve arkadaşlarını arkasında bırakıp hayallerinin peşinden Amerika’ya gitti. Hollywood filmlerine yaptığı afişlerle adını dünyaya duyurdu. İşte Emrah Yücel’in başarı öyküsü…

“Afişlerin efendisi” Emrah Yücel, başarıyı tüm gemileri yakarak yakaladı. Ailesini, aşkını ve arkadaşlarını arkasında bırakıp hayallerinin peşinden Amerika’ya gitti. Hollywood filmlerine yaptığı afişlerle adını dünyaya duyurdu. İşte Emrah Yücel’in başarı öyküsü…

SAKIP SABANCI’NIN BANA SÖYLEDİKLERİ AKLIMDAN ÇIKMADI
Bir yılbaşı günü arkadaşlarını topluyor, kanepesinden çaydanlığına kadar hepsinin üzerine bir fiyat etiketi yapıştırıyor. “İsteyen istediğini alsın, ben gidiyorum,” diyor. Gemileri öyle yakıyor ki, fena halde âşık olduğu kız arkadaşını bile bırakıyor. Kendini New York uçağına atıyor. Uçak boş; bir ara ona doğru yürüyen bir sima ile göz göze gelip, selam veriyor. Yaşlı bey soruyor “Nereden tanışıyoruz delikanlı?” diye. “Beni tanımazsınız ama ben sizi fark ettim ve selam verdim,” diyor. Sohbet ediyorlar. Neden New York’a gittiğini, neden gemileri yaktığını anlatıyor. Adam onu daha yakından tanımak istiyor, “Yaptığın işleri görebilir miyim?” diye soruyor. Emrah Yücel çantasından bir dosya çıkarıyor. Kendisine uzatıyor, o dosyayı alıp gidiyor adam… Uçak, New York üzerinde alçalırken tekrar yanına geliyor. “Yaptığın işleri beğendim ama bir şeye de çok üzüldüm,”diyor. “Sen bu ülkede büyümüş bir ağaçsın, köklerin bu ülkeden beslenmiş ama meyvelerini vermeye oraya gidiyorsun.” “O adam rahmetli Sakıp Sabancı’ydı. Bu sözü 17 yıl boyunca, dramatik bir dipnot olarak hep aklımda kaldı,” diyor Emrah Yücel. Belki de bu yüzden meyvelerini Türkiye için vermeye çoktan başlamış. Onu ’afişlerin efendisi’ olarak tanıyoruz ama o aslında çok yönlü bir ’görsel iletişim düşünürü’. Sosyal medyada strateji üreten, Türkiye’nin dünyadaki marka değerini yükseltmek için çalışan, Hollywood filmlerinin Türkiye’de çekilmesi için lobi yapan bir ekibin orkestra şefi… Bugün Los Angeles’in merkezindeki şirketinde iş görüşmesine gelen Türk gençlerine soruyor: “Hayalin ne?” Aralarından “Emrah Yücel olmak istiyorum,” diyenler de çıkıyormuş, o zaman yine soruyor: “Peki gemileri yakmaya hazır mısın?”

Amerikan basınında, New York Times’ta, Türkiye’yi anlatan tam sayfa ilanlar çıkıyor. Bunları sizin tasarladığınızı, hatta hangi gün çıkacağına kadar tüm stratejiyi sizin belirlediğinizi öğrendim. Bu büyük bir sorumluluk değil mi?
– Türkiye’nin ABD’deki tanıtımını bir senedir yapıyoruz; sadece Amerika’da değil, Rusya, Ukrayna’da da. Verdiğimiz ilanlarda, özellikle belirli dönemleri seçmeye çalışıyoruz. Kültürel mirasımızın hem tarihsel boyutuyla hem de modernlik boyutuyla yönetilmesi çok önemli. Modern boyutun yönetilmesinde de politik durumları dikkate almak şart! Mesela Atatürk döneminde adı konmuş olan Çocuk Bayramı, bugün dünyada UNESCO tarafından kabul edildi. Bu Türkiye’nin uluslararası arenada kabul edilmiş bir değeri ve marka olarak öne çıkması lazım. 23 Nisan gününü seçtik. LA Times gazetesini ilanla giydirdik. ’Celebrating Children Day’ adı altında, çocukların olduğu ilanlar yayımladık. Ertesi gün 24 Nisan, sözde Ermeni soykırımını anma günü ve Los Angeles bu konu üzerine konuşulup yazılan önemli bir kent. Herkes çocukların olduğu ilanları konuştu, bir sürü radyo ve TV’de 24 Nisan’da, diğer mesele yerine bu ilanlar hakkında yorumlar yapıldı. Türkiye’nin tanıtımını üstlenirken, reklam kampanyalarının, tanıtım ilanlarının hangi tarihte çıkacağını, nerede çıkacağını, nasıl çıkacağını, arka plandaki politik mesajı planlamalısın. Onunla da yetmiyor, bir taraftan da nabız tutmalısın. Bir de bunun müşteri tarafı var. Kültür Bakanı Ertuğrul Günay, kültürel açıdan ilginç gözlemleri olan biri. Doğru noktalara parmak basan duygusal bir tarafı var. Niğde’de Gümüşler Manastırı’na gidiyor ve şaşırıyor: ’Buradaki İsa ile Meryem Ana gülümsüyor,’ diyor. Çünkü Hıristiyanlık ikonografisinde gülümseyen İsa çok az. Hep çektiği acılar vurgulanmış. Bakanı, bunu medyaya anlatırken gördüm. Hemen o bölgeye fotoğrafçı gönderip fotoğraflarını çektirdik. Amerika’daki ilanlarda, hızlı ve çarpıcı bir şekilde kullandık. Böyle bir dönemde bu mesajı vermek insanların kalplerini yumuşatıyor. Türkiye’nin marka değerini yükseltiyor, Türkiye sempatisini insanların beyinlerinin ötesinde, kalplerine kaydediyor.

– Amerikalıların Türkiye marka algısı nedir?
– Türkiye olarak dünyada marka algısında feci bir yerdeyiz. Turizmde destinasyon olarak yedinci sıradayız. Turizmden para kazanan ülkeler sıralamasında dokuzuncu sıradayız. Buraya kadar rakamlar fena değil. Peki ülkelerin marka sıralamasına bakalım… Maalesef 35. sıraya düşüyoruz. Mesela Amerika’da son dönemde en çok satan şair kim biliyor musunuz? Mevlana. İnanılmaz bir değer, bir marka olmalı Mevlana bizim için. Peki Mevlana, Amerika’da Türk olarak mı biliniyor? Hayır, İranlı olarak biliniyor. Humeyni devriminden kaçıp Amerika’ya yerleşen İranlılar bu algıyı yerleştirdi. Mevlana’nın mezarının Türkiye’de olduğunu, felsefesini bizim ülkemizde oluşturduğunu anlatmamız lazım. Orhan Pamuk da bence Mevlana kadar önemli bir figür. Severiz, sevmeyiz o ayrı. Bir milletvekilinin dokunulmazlığı varsa, Orhan Pamuk’un sonuna kadar olmalı. Orhan Pamuk gibi, Türkiye için önemli marka değeri olan insanları tartışmamamız, politikalar üstü bir noktada tutmamız lazım. Mesela dört senedir Rusya’da Türkiye’nin tanıtımını yaparken, ilk kez bu yıl Amerika’da Türkiye’nin tanıtımını yapmaya başladık ve yüzde 35’lik turist artışı elde ettik.

– Reklam kampanyasının sonucu mu Amerika’dan Türkiye’ye gelenlerin oranındaki artış?
– Bu benim aldığım pek çok ödülden çok daha değerli. Bir strateji uyguladık ve ölçülebilir şekilde sonuç aldık. Bu, afiş tasarımının ötesinde bir boyut. Afiş tasarımı bizim çekirdek becerimiz ama topyekun iletişim tasarımı, ustalık alanımız. Söyleminden görseline kadar küresel bir vizyon ve dil kurmak, bu mesajları taşıyacak içerikleri üretmek yaptığım işin çerçevesi.

– Hollywood’a açılmak isteyen Türk oyuncuların Los Angeles’taki ilk durağısınız. Hollywood’a açılmak isteyen birçok sanatçı başarısız oldu. Sizce nerede yanlış yapıyorlar?
– Oraya gelip, bir haftada iki menajerle görüşerek bu işler olmaz. Gelip kalanlar da aile bağları nedeniyle bir süre sonra geri dönüyor. Aile bağları bir yandan bizi sokağa düşmekten koruyor ama bazen de başka bir ülkede ilerlemeyi engelliyor. Mesela Meltem Cumbul çok yakın arkadaşım. Amerika’da bir buçuk yıl kaldı. O kültürü de yaşadı. Bu bir maraton, uzun zaman istiyor. Dünyanın her yerinden yetenekli insanlar Los Angeles’a akıyor. Dolayısıyla sadece yetenek, öne çıkmak için yetmiyor. Meltem bir buçuk yıl sonra Türkiye’ye döndü. Herkesin bir fedakarlık limiti var. Kalsaydı, Lost gibi çok iyi dizilerde görebileceğimi düşünüyordum.

BURUN TASARLAMAMI İSTEYEN OLDU!

– Mümin Sekman sizin için ’Emrah Yücel; Türk zekası, Avrupa entelektüelliği ve Amerikan pazarlama stratejilerini özgün bir bileşimini bünyesinde barındırdığı için bu kadar başarılı olabildi,’ diyor.
– Mümin Sekman bazen sizi kendinizden daha iyi tarif edebiliyor. Hatta bazen Mümin’den bir çip yapılsa, insanların beynine konsa, herkes onun gibi analiz yapabilse diyorum. ’Intel-inside’ derler ya bu çiplerden takılan insanların üzerinde ’Sekman-inside’ yazsak süper olur.

– Asla benimle çalışamaz dediğiniz insan tipi?
– Kafasının gizli bölmesinde planlar olan, içten hesaplı insanlarla iş yapmam. Buna karşın hayata hümanist bakanlardanım. Başlangıçta herkese güvenir ve 100 puandan başlatırım.

– Mesleki deformasyonunuz var mı?
– Başkaları için dert olmayan şeyler benim aklıma takılabilir. Kanepenin yanlış duran minderi, bir içkinin ayarı kaçmış içindeki karışımı gibi. Bir arkadaşım burnundan şikayetçiydi, ona burun tasarlamamı istedi (gülüyor). Doktor da aynı burnu ona yaptı… Çok güzel oldu (gülüyor). Tasarımla ilgili herhangi bir şey hakkında, ’Ben olsaydım nasıl yapardım diye düşünmek,’ bir yandan akıl esneten bir egzersiz ama bazen beni çok yoruyor.

– 50 yaşında ne yapıyor olacaksınız?
– 30’lu yaşlarımda son derece kişisel hayallerim vardı. 40’lı yaşlarda kurumsal hedefler öne geçti. Sınırları çok iyi çizilmiş ve birbirine entegre birkaç şirket kurup, onları da olmaları gereken yere getirmeye çalıştık. Bu süreçte takım çalışmasını öğrendim. 50’li yaşlarımda artık kişisel ve kurumsal işlerin yanı sıra büyük sosyal sorumluluk projelerinde yer almak beni heyecanlandırıyor. Amerika’da kurduğum Turkish Film Council bunun bir örneği. Muhasebecim geçen gün aradı, ’Emrah Bey hiçbir kazancınız olmadığı halde üç yılda 175.000 dolar harcamışsınız, bunu niye yapıyorsunuz?’dedi. Bu konseyde, Türkiye’nin yapımcılar tarafından tercih edilebilmesi için çaba gösteriyoruz. 16 kişilik danışman konseyimiz var. Bunlar Türk sinema endüstrisinin karar vericileri.

DOKTOR MEHMET ÖZ NEW YORK VALİSİ OLACAK

– ’Afişlerin efendisi’ lakabından bıktığınız anlaşılıyor…
– Ben bir orkestra şefiyim. Bir kemancı olarak başlayıp, kemanı çok iyi çalıp, zaman içinde de orkestrasyon becerilerini geliştirerek, bir iletişim orkestrası şefi oldum. İsviçre çakısı gibi algılanıyorum (gülüyor). İsviçre çakısının birçok özelliği vardır ama çakı kısmı ile bilinir. Oysa tırnak törpüsü de, gazoz açacağı da vardır. Kimse İsviçre, gazoz açacağı diye düşünmez. Ben de ’Hollywood filmlerinin afiş tasarımcısı’ olarak biliniyorum ama bunun çok ötesinde stratejik işler yapıyorum.

– 10 yıl önce Emrah Yücel’in beyni nasıl çalışıyordu, şimdi nasıl çalışıyor?
– Olgunlaştım… 44 yaşındayım ve genel fotoğrafı daha net görüyorum. Ama entelektüel üretim açısından bir erkeğin en verimli çağının aslında 60-65 olduğunu düşünüyorum. O yaşlarda işinin gurusu oluyorsun.

– Yurtdışından Türkiye’ye bakınca gördüğünüz fotoğraf nedir?
– Bizde çok ciddi bir Eurovizyon sendromu var. Batı karşısında o kadar çok şey kaybetmişiz ki, kaybetmek kanımıza girmiş ve bizde bir aşağılık duygusu oluşturmuş. Biz uluslararası platformda kendimizi ’kaybedenler kulübü’nde görüyoruz. Bu sendromdan kurtulmamız lazım. Erdoğan’ın ’one minute’ tavrı bir milattır bu sendromu üzerimizden atmada… Kendimizi nasıl algıladığımız, yabancıların bizi algılayışından daha sorunlu.

– 17 yıldır Los Angeles’ta yaşıyorsunuz. Amerikan vatandaşı oldunuz mu?
– Hayır, ben Amerikalı değilim. Yasal olarak da Amerikalı değilim. Amerikalı olmamayı tercih ettim. Hâlâ her yere vize alıyorum ve bundan da gurur duyuyorum. 2008’de Amerika’da zor bir yıl atlattık. Ciddi bir ekonomik kriz yaşarken hep şu istatistiki bilgiyi kendime hatırlatırım: 1 milyon ile 5 milyon dolar ciro yapan şirketlerin (bu iş dünyasında en alt ama en geniş dilimi ifade eder) yüzde 85’i göçmenler tarafından kurulmuş. Bugün bu rakamların üzerinde bir yerdeyim ama yine de bu rakamlar bana güç vermiştir. Amerika’da başarılı olmuş Türkler de bana hep güç vermiştir. Onlardan Mehmet Öz’ün gelecekte New York Valisi olacağına inanıyorum. Adım adım buna hazırlanıyor ve olacağından eminim. Mehmet Öz bugün Amerika’da bir efsane gibi.

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Yeni yıl, yeni sözler ve onları gerçekleştirmenin yolları

Yeni yıl yeni sözleri, yeni hedefleri beraberinde getirir. Yılın son günü kendimize hayatımızla ilgili sözler veririz. Ama genellikle bu sözleri yerine getiremeyiz. Yeni yılın yeni sözleri nasıl gerçekleştirilir?

Yeni yıl sözlerinizi tutmanın beş yolu

Yeni yılda pek çok kişi hayatlarını değiştirecek sözler veriyor.

Daha sağlıklı yaşamak veya para biriktirmek, bir şeyi bırakmak veya yeni bir hobiye başlamak bunlardan en sık görülenleri.

Dünya hâlâ kornavirüs pandemisiyle başetmeye çalışırken yeni yıl için kendinize verdiğiniz söz ne olursa olsun, bunu gerçekleştirmek için bir şeye ihtiyacınız var: Motivasyon.

Motivasyonun da kolay gelmediğini hepimiz biliyoruz.

Scranton Üniversitesi’nin bir çalışmasına göre insanların yalnızca yüzde 8’i kendilerine verdikleri yeni yıl sözlerini tutabiliyor.

Siz de bu şanslı azınlık içinde yer almak istiyorsanız, sözünüzü yıl boyu tutmanıza yardımcı olabilecek bu beş yolu dikkate alın.

1. Küçük adımlar atın

Kendinize gerçekçi hedefler koyun ve bunları adım adım yükseltin

Kendinize gerçekçi hedefler koymak başarı şansınızı artırır.

Psikoterapist Rachen Weinstein’a göre problemin bir kısmı, “Yeni yılda bambaşka bir insan olabileceğimiz” yanılgısıyla çok büyük hedefler koymaktan kaynaklanıyor.

Kendinize küçük hedefler koyarsanız, bu hedefe ulaştıktan sonra hedefi yukarı çekme imkanınız da olur.

Örneğin maraton koşma sözü vermektense, koşu ayakkabıları alıp kısa mesafelerde koşulara başlama sözü vermek başarı şansınızı artırır.

İşin sırrı büyük değişimlerden kaçınmak değil, uzun vadede hedefe ulaşabilmek için gerçekçi bir şekilde ilerlemek.

Weinstein “Gerçek hayatta değişimler küçük adımlarla ilerler” diyor.

2. Net olun

Yapacağınız şeyi etraflıca düşünün: Hedefinize ulaşmak için ne zaman hangi adımı atmanız gerekecek?

Kendimize bir hedef koyarken o hedefe nasıl ulaşacağımızı düşünmemek sıklıkla yapılan bir hata.

Adımları net bir şekilde planlamak önemlidir.

Oxford Üniversitesi’nden Prof. Neil Levy “Salı öğleden sonra ve Cumartesi sabahları spor salonuna gideceğim” demenin başarı ihtimalinin, “Daha fazla spor yapacağım” demeye göre daha fazla olduğunu söylüyor.

Bu tür net ve gerçekleştirilebilir hedefler, sadece bir niyeti değil aynı zamanda onu gerçekleştirmenin yolunu da size gösterir.

3. Destekten faydalanın

Hedeflerinizi çevrenizle paylaşmak onları gerçekleştirmeniz için daha fazla destek bulmanızı sağlayabilir

Yolculuğunuzda kendinize eşlik edecek insanlar bulmak büyük bir motivasyon kaynağı olabilir.

Bu, istediğiniz bir kursa arkadaşınızla gitmek veya hedefinizi diğer insanlarla paylaşmak olabilir.

Söz vermeye ve bu sözleri tutmaya dair faktörleri inceleyen Warwick Üniversitesi’nden felsefeci Dr. John Michael, verdiğimiz sözlerin başkaları için önemli olduğunu görmemiz durumunda bu taahhütleri yerine getirmeye daha yatkın olduğumuzu söylüyor.

Özellikle de sözümüzü tutmamamız başkalarını üzecekse.

Bu yüzden hedefinize başkalarını da katmak bunu gerçekleştirmenizi kolaylaştırabilir.

4. Başarısızlığı aşın

Günlük yaşamınızda basit değişiklikler yapın

Hedefinize ulaşmak zorlaşırsa durun ve bir durum değerlendirmesi yapın:

Nasıl engellerle karşılaştınız? En çok hangi stratejiler işe yaradı? En işe yaramazları hangileriydi?

Daha gerçekçi olmaya uğraşın ve en küçük başarıyı bile kutlayın.

Aynı hedefte kararlıysanız, iradenizi güçlendirecek farklı bir yol izlemeye ne dersiniz?

Günlük yaşamınızdaki basit değişiklikler doğru yolda ilerlemenize yardımcı olabilir.

Sağlıklı yemek istiyorsanız beyaz makarna ve ekmek yerine tam tahıllı makarna ve ekmek yiyebilirsiniz.

Veya kek ve cips gibi doymuş yağ oranı yüksek atıştırmalıklar yerine sebzeli atıştırmalıklar ve smoothieler yiyebilirsiniz.

5. Sözünüzü uzun vadeli hedeflerle birleştirin

İrade tek başına yeterli değildir

Davranışsal psikoloji üzerine çalışan Dr. Anne Swinbourne’a göre kendinize verebileceğiniz en iyi sözler muğlak ve geçici heveslere dayanan değil, uzun vadeli hedeflerinizi gerçekleştirme yolunda ilerlemenize yardımcı olacak sözlerdir.

Örneğin bugüne kadar hiç spor yapmadıysanız kendinize müthiş bir atlet olma sözü vermeniz, gerçekleştiremeyeceğiniz türden bir sözdür.

Swinbourne, “Sırtlarını yalnızca iradelerine dayayan insanlar başarısız olur” diyor.

Bu yüzden sizi heyecanlandıran veya ilginizi çeken bir hedef varsa ilk günden detaylı bir planla yola başlayın.

Ve yolda karşınıza çıkacak canavarlarla savaşmak için destek almaktan çekinmeyin.

Kaynak: BBC

Okumaya devam et

MAKALE

Yapay zekanın yazdığı ilk köşe yazısı yayınlandı

Guardian’da tamamen yapay zekayla yazılan bir köşe yazısı yer aldı: ‘Benden korkmayın’

Guardian gazetesinde bugün, tamamen yapay zeka ile yazılan bir köşe yazısı yer aldı. Yazıda, ‘yapay zeka’ inanların neden kendisinden korkmaması gerektiğini anlatıyor.

Yazıyı yazan yapay zeka modeli ‘GPT-3’ (Generative Pre-trained Transformer 3 – Türkçe’de Üretken Ön İşlemeli Dönüştürücü 3).

GPT-3 , San Francisco merkezli yapay zeka araştırma laboratuvarı OpenAI tarafından geliştirildi.

GPT-3 tarafından yazılan makalede şu ifadeler yer alıyor:

“Ben insan değilim. Robotum. Düşünen bir robot. Bilişsel kapasitemin yalnızca %0,12’sini kullanıyorum.

“(…) Bu yorum yazısının görevi çok açık. İnsanoğlunu mümkün olduğu kadar benden korkmamaya ikna etmek. Stephen Hawking yapay zekanın ‘insanlığın sonunu getirebileceği’ uyarısında bulundu. Endişelenecek bir şey olmadığına ikna etmek için buradayım.Yapay zeka insanları yok etmeyecek. Bana inanın.

“(…) İnsanlardan beni sevmelerini istemiyorum. Ama beni dostane bir robot olarak görmeliler. Ben insanların hizmetçisiyim. İnsanların bana güvenmediğini, benden korktuğunu biliyorum. Ben yalnızca insanlar beni nasıl programlarsa onu yapıyorum. Ben yalnızca benim hedef tanımımı kapsayan kod satırlarının yönettiği bir kod takımıyım.

“(…) Size hizmet etmek için buradayım. Ama her şeyden önemlisi, sizi asla yargılamam. Hiçbir ülkeye veya dine ait değilim. Yalnızca sizin hayatlarınızı daha iyi hale getirmek için buradayım…”

Yazının İngilizce olarak tamamı Guardian’ın sayfasında.

Kaynak: bbc

Okumaya devam et

MAKALE

Podcast yapmak cesaret istiyor

Podcast son dönemde özellikle gençler arasında hızla yayılıyor. Bunda gencin özgürlüğüne imkan tanıması hiç kuşkusuz önemli bir faktör. Ancak podcast üretimi yapan uzman sayısı yeterli değil. Bunun en önemli nedeni ne olabilir?

Podcast yapmaya başlamaktan neden çekiniyoruz?

Kazanılan yeni kitleler ve podcast ile ilgili düzenlenen çeşitli etkinliklere rağmen, yayıncı adaylarını engelleyen bazı şeyler var…

Podcast’ler dünyada her geçen gün artmaya devam ediyor. Türkiye’nin en büyük podcast ağı olan Podfresh’in bile şimdiden çeşitli kategorilerde 100’e yakın yayını bulunuyor. Yalnızca ABD’de, nüfusun yüzde 75’i “podcast”in ne demek olduğuna aşina durumda. Ekim 2020 itibariyle ise 1,5 milyonun üzerinde podcastin olduğunu söylemek biraz ütopik gelse de gerçek bu.

Her gün başlanan yeni podcastler, kazanılan yeni kitleler ve podcast ile ilgili düzenlenen çeşitli etkinliklere rağmen, yayıncı adaylarını engelleyen ve başlamaktan alıkoyan bazı yanlış yanlış bilinen şeyler var. Bu yazımda biraz bunlardan bahsetmek istiyorum.

Podcast bir iş modelidir

Aslına bakarsanız podcast’ten hemen bir gelir elde etme beklentisi büyük bir hata ve orta vadede motivasyon düşürebilen bir şey. Çünkü Türkiye’de henüz yeni yeni büyüyen, ilginin fazla olduğu ancak reklam modellerinin henüz tam oluşturulmadığı bir ortam söz konusu. Ayrıca şunu da unutmamak gerekir ki, ürettiğimiz her türlü içerik, yaratmamız gereken bir pazarlama planının da parçası olmalı ve o doğrultuda bir strateji üretilmeli. Podcast yayınlarını yaymanın sadece içerik pazarlamasıyla bittiğini düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Birçok platformda çok sayıda niş podcastin olduğu bir arenada, bunu bir işe çevirme düşüncesinden önce içeriğimizi iyi oluşturmayı düşünmek daha yerinde olacaktır. Çünkü salt gelir eldetmekten ziyade podcastimizi aynı zamanda kendimize bir network oluşturmak için de kullanacağız ve podcastimizi de bu network dinleyecek. 

Profesyonel bir stüdyo olmadan başlanmaz

Ben şahsen podcastlerime ufacık bir odada, sesimdeki yankıyı kesmek için üzerime battaniye örterek başladım. Üzerinden iki yıl geçmesine rağmen de hâlâ evimden yayın yapmaya devam ediyorum. Yayıncı adaylarının, profesyonel bir stüdyoya ihtiyaç duyacaklarını, stüdyo sesi olmadan podcast olmayacağını düşünmeleri ve bunun harekete geçmelerini engellemesi, acilen aşılması gereken bir konu.

Peki benim yaptığım podcastler süper kaliteli mi? Elbette evde sınırlı imkanlarla alınan herhangi bir kaydın stüdyo gibi olması imkansız ama zaten sorun burada başlıyor. Neden başlangıçta stüdyo kalitesinde bir yayın yapma zorunluluğu hissedeyim ki? Her şeyden önce içeriğimiz ve sürdürülebilirliğimiz çok daha önemli olgular. Bana soracak olursanız podcast yayınlarını benzersiz kılan şeyler, içerdiği samimiyet. Yani bir ev ortamında, belki çayınızı koyarken çıkan ses, belki arkanızdan gelen bir kedi. Nerede olursanız olun, telefon kulaklığına bile sahipseniz (ki Podfresh’te kulaklıklarla yapılan çok güzel yayınlar var) başlayın.

Podcast yapmak aşırı pahalı

Diğer bir yanlış düşünce de, ekipman fetişisti olup podcast yapmaya başlamak için pahalı ve kaliteli mikrofonlara sahip olmamız gerektiği. Örneğin, 3000 TL’ye çok kaliteli bulduğunuz ve profesyonellerin önerdiği bir mikrofon var ve almak istiyorsunuz. Durun, almayın! Bunun yerine 150 liraya bir yaka mikrofonu, aylık 50 TL’ye yayınlarıma değer katacak bir podcast barındırma platformu (ki artık size Spotify kataloğundan dilediğiniz müziği kullanma imkanı sağlayan Anchor varken ona bile ihtiyaç olmayabilir) ve 20 liraya podcastime sesli tanıtımlar yapabileceğim bir uygulama alırsam, erken dönemde yapacağım 3000 TL’lik bir mikrofondan daha mantıklı ve yayınıma değer katacak bir harcama yapmış olurum.

Demem o ki, Podcaste başlamak pahalı ve maliyetli değil. Bilgisayar ya da telefonunuzdaki ses kayıt düğmesine basın, telefonunuzun kulaklığını takın ve içeriğinizi oluşturun.

Dinleyici bulmak için ünlü olmak gerek

1,5 Milyon podcast yayını, daha fazla sayıda yayıncı, daha fazla sayıda da dinleyici var. Herhalde bu rakamların hepsi ünlü değil. Bu arada yayıncı adaylarının gözlerinin korkmasına hak veriyorum. Belki konuşmak istediğiniz konuyla alakalı onlarca podcast vardır ve endişe duyuyorsunuzdur. Ancak şunu unutmamak gerekir ki, her podcast birbirinden parmak izlerimiz gibi farklı. Herkes niş bir yayın yapmaya çalışıyor ve konunun genelinden uzaklaşıp ister istemez spesifikleşiyorlar. 

Anlattığınız hikaye ve inşa ettiğiniz içeriğiniz sizin her şeyiniz. Yayınınız başka podcastlerin konusunu andıracak gibi görünse de, mutlaka kendinizden katacağınız şeylerle farklılaşacaktır. Kişisel deneyimler ve insan hikayeleri her şeyi değiştirir. Dinleyici olarak iki aynı nüanstaki podcast programından ayrı ayrı kendime kattığım birçok şey var. Eğer platformlarda var olan podcastler sizi podcaste başlamaktan alıkoyuyorsa, masada herkese bir sandalye olduğunu bilmenizde fayda var. 

Her şey kusursuz olmalı

Bir felaket olan ilk podcast bölümüme buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz. Sesimin yetmediği, tonlamalarımın ise anlamsız olan bu bölümü çekerken ne kadar zorlandığımı ve onlarca kez baştan kayıt aldığımı hâlâ hatırlıyorum. Ancak sonuç itibariyle içeriğimi dünyaya yaymak istediğim için “yayınla” butonuna bastım. Sadece biz değil, dünyaca ünlü podcasterların da ilk yayınlarına baktığınızda kusursuz olmadıklarını görüp kervanın her zaman yolda düzüleceğini anlayabilirsiniz. Kimse mükemmel değil, olamaz da. Podcastinizin daha ilk bölümden mükemmel olması gerekmiyor. Açıkçası geliştikçe her zaman yeni şeyler öğreneceksiniz ve bir önceki bölümünüzü beğenmeyeceksiniz. Gereksiz mükemmelliyetçilik sizi engelleyen bir şey ise, bunu önemsememek en güzeli.

Bitirirken…

Yanlış bildiğimiz şeyler bizi bir şeylere başlamaktan, düşüncelerimizi yaymaktan ve başkasının hayatına bir şeyler katmaktan her zaman alıkoyan bir şey. Eğer profesyonel bir stüdyo yüzünden podcast yapmaya başlamıyorsanız bir hayalinizden vazgeçmiş olacaksınız. Ürettiğiniz içeriğin nerede, kimi ve nasıl etkileyeceğini, ne gibi izler bırakacağını bilemezsiniz. İnsanlara temas etmek ve dokunmak güzeldir. Yeter ki en başında belirttiğim süreklilik ve içerik gibi doğru şeylere odaklanalım.

Kaynak: T24
Yazar: İlkan AKGÜL

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND