Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Geleceğin kuruluşları eylem filozoflarını arıyor

Yakın gelecekte, en küçüğünden en büyüğüne her kuruluş, ideolojik bir kurum haline gelecek, bir felsefeye sahip olacak. Bir insanın kaderi, bir kuruluşun başarısı ve uzun ömürlülüğü, bir ulusun refahı, değerlerine bağlılığı, kendi felsefelerinin sonucudur. Her kuruluşun başında eylem filozofları, şairler, vizyoner bireyler ve pragmatik ütopyacılar var olacak. Peki bu kişileri kim hazırlıyor?

Farzedin ki Amerika’daki Ivy League veya İngiltere’deki Russell Group gibi önde gelen üniversitelerden birinin kampüsünü ziyaret ediyorsunuz. Felsefe fakültesini ya da humanistik ve klasik çalışmalar bölümünü ararsanız, kampüsün en uzak köşesinde bir yerde, ekonomi/işletme fakültelerinin en uzağında bulursunuz. Bu fiziksel düzen bile, bu iki disiplini halen ayırmakta olan kavramsal uzaklığın bir göstergesidir. Oysa felsefe ve ekonomi, aynı gerçekliğin iki yüzü olmalarına rağmen, kendilerini birbirlerine yabancı hissederler. Aslında ekonomi, ekonomistler tarafından yapılmaz ve onlar tarafından açıklanamaz; felsefe olmadan da bir denklem kurulamaz.

Bazı ülkelerin zenginliği ile bazı ülkelerin gelişmemiş olması da, ekonomi tarafından açıklanamaz. Bir ülkenin, bir kuruluşun, bir insanın görünmezliğinin içinde, ‘oluş’larının derin köklerinde, bizim hayatlarında gözlemleyebildiklerimizi açıklayan bir şey vardır.

Her görünen, bir görünmeyen tarafından ortaya çıkar; tıpkı mavi kopyanın aslını, yani maddesel yapısını yansıtması gibi.

Bir ülkenin ekonomisi, kuruluşlarının olgunluğu, sivil ve politik hayatın uyumu, ekonomiyle değil; inançlarıyla, değerler sistemiyle ve felsefesiyle açıklanabilir.

Ulusların hayatlarına uyguladığımız eşitlik, geçerliliğini, bireylerin ve kurumların seviyesiyle sürdürür. Bir insanın finansal kaderi tıpkı bir kurumun başarısı ve uzun ömürlülüğü gibi kendi prensiplerine ve ahlaki değerlerine; fikirlerinin kalitesi ile birlikte inançları ve felsefesine bağlıdır.

Büyüklüğüne bakılmaksızın her şirket, bir felsefeye ihtiyaç duyacaktır. Geleceğin her kuruluşu ideolojik olacaktır. Çok uluslu şirketlerin ve teşebbüslerin dümeninde, yüzeysel görünenin ilerisini görebilen şairler, kuruluşlarının köklerine inebilen, içlerine nüfuz eden ve onları besleyebilen pragmatik düşleyenler ve eylem filozoflarını göreceğiz.

Dünya, politika ve iş dünyasında, fayda sağlayabilecek bir yaklaşıma sahip, yeterli, verimli, dürüst ya da tek bir kelime ile ifade edecek olursak ‘bütünlüğü’ olan bu kadın ve erkeklere, vizyonu olan liderlere ve pragmatik düşleyenlere ihtiyaç duymaktadır. Onlarsız hiçbir gelişme mümkün değildir. Eğer üniversiteler onları hazırlamazsa ve hatta bu kişileri hiç düşünmezse, bu konuda sorumluluğu kim alacak?

Kurumsal uzun ömürlülük

Bütün dünyada şirketler genç yaşta ölüyor. Ortalama yaşam süreleri 12 ile 14 yılı aşmıyor. En büyük kuruluşlar bile, çok ender olarak 40’ıncı yılını kutluyor. Kurucularının felsefesi, başta verdikleri aydınlatıcı rehberlikleri yaşam sürelerinin uzunluğuna karar veriyor. Uzun hayat sonsuzluğun atomlarında gömülüdür. Ölümsüz bir şirket, sadece ölümsüz bir kurucu tarafından yaratılabilir.

Yakın zamanda 2800’üncü yılını kutlayacak olan Roma, kurucusunun referansı ve onun ölümsüz ‘oluş’unun özellikleri olmasaydı, bugün uzun soluklu bir kuruluşun örneği olarak açıklanamazdı. Bir diğer kurum ise Katolik Kilisesi’dir. Dünyanın en büyük ve en uzun yaşayan çok uluslularından biridir; ölümsüz bir kurucusu olduğu düşünülecek olursa, bu bir tesadüf değil. Başarılı ve uzun ömürlü bir şirketin arkasında her zaman prensipler ve eylem filozofunun, pragmatik bir düşleyenin fikirleri vardır.

Bir şirketin görünür varlıkları sayılan binaları, araçları ve makineleri, ofisleri ve depolarının arkasında; işçiler ordusunun ve çalışanların, müdürlerin, tedarikçilerin ve her çeşit hissedarların yanı sıra, istisnasız bir insan, bir birey ve onun düşü vardır.

Kurucu artık orada değilse ve mirasını devam ettirecek kimse yoksa, o zaman onun felsefesi de kurumaya yüz tutar ve şirket ölmeye başlar.

Köklerin unutulması

Kuruluşlar özlerini unuturlar ve onları var eden düşü kaybederek ya ölür ya da zorluklarla ayakta kalırlar.

Bir tarihte Budapeşte’de, yöneticilerin, müşterilerin ve tedarikçilerin iki gün boyunca bir arada kaldığı ‘Canon Konçertosu’na konuk konuşmacı olarak davet edilmiştim. Bin kişinin üzerindeki Avrupalı Canon yöneticilerine konuşmamı sunarken; kurucularının, şirketi yaklaşık 80 yıl once 1933’te kurduğunda teknolojilerinin insanların yararına kullanılmasını ve asla silah veya savaş unsurları için kullanılmayacağını vasiyet eden bir doktor, hayırsever ve koyu Budist olduğu hakkında herhangi bir şey hatırlamadıklarını ve hatta Canon isminin Merhamet Tanrıçası Kwanon’dan geldiğini dahi bilmediklerini büyük bir şaşkınlıkla fark ettim.

Bir diğer sansasyonel olay, dünyanın en eski süregelen aile firması Japon Kongo Gumi’nin, misyonuna ihanet etmesi ve kurucu atalarının yol gösterici prensiplerinden ve şirket felsefesinden sapmasıyla 1400 yıl sonra yok olmasıdır. Japon tapınak inşaatçısı Kongo Gumi’nin, kurucuların torunlarıyla birlikte 578’den beri yürütülen bu etkileyici gidişatı, yapı işlerinde tapınak yerine apartmanlar inşa edilmesi kararıyla 2006 yılında son buldu.

Bu örnekle, vizyonda ve şirket köklerindeki bazı konularda değişiklik yapılmaması gerektiğini savunmuyorum. Bir kurum kökten ve derinden değiştirilebilir ve hatta yeniden de icat edilebilir; tabii bu değişiklik gerçek bir lider tarafından yapılırsa.

Temenos: Bir başarı öyküsü

Temenos’un kurucusu ve Başkanı George Koukis, kendi kendini yetiştirmiş bir adamdır. Batmakta olan küçük bir firmayı satın alarak ve risk sermayesi ile Temenos’u yaratır. 20 yıldan az bir sürede, kendisinin liderliğinde, Temenos ‘sıfır’ ciro ile, 2 ofis ve 34 çalışandan 5 bin çalışan ve beş kıtada yürütülen faaliyetleriyle dünyada ilk sıralarda yer alan bankacılık yazılım şirketi olmuştur. Bir gün onunla karşılaşma şansınız olursa, ceketinin yakasına bakın, orada girişimci felsefesinin bir ipucunu ve başarısının sırrını göreceksiniz: Altından yapılmış anahtar şeklinde yaka iğnesi. “Biz, kanımca başarımızın da özü olan insanı, piramidin en üstüne koyan bir kültür geliştirdik. Temenos’taki herkeste, ‘insanların anahtar olduğunu’ hatırlatan bu altın yaka iğnesi vardır. Bu ilke, ne zaman ki doğrulukla uygulanırsa, en güçlü kavramdır. Tıpkı durdurulamayan bir deprem dalgası gibi.”

Temenos’un organizasyonel piramidi, liderinin felsefesine bağlıdır. Tüm gerçek şirket liderlerinde olduğu gibi, George Koukis’in imajını ve kişisel kaderini, organizasyonuna ve çalışanlarına altın bir iplik bağlar. “Hiçbir zaman hasta olmam, hastalanmaya vaktim yok” en önemli cümlelerinden biridir. Bu cümle, girişimcinin fiziksel sağlığı konusu ile beraber aynı anda oluşan ekonomisini ortaya koyar; tıpkı eski hükümdarlar için öne sürüldüğü gibi; kral ülkedir ve ülke de kral. Kral ne zaman hastalanırsa, ülke de hastadır.

Vizyoner liderlere evrensel bir okul

Tek bir insan fark yaratır. Her zaman.Bir kurum için ve bir ülke için; kazanmak ve kaybetmek, ilerlemek ve çürümek, özgür olmak ve köle olmak, sağ kalmak ve yok olmak arasındaki çizgi hep düşü olan bir insan ve büyüklük hissi olan vizyoner lider tarafından oluşturulur. Dünya, bu özel bireylere ihtiyaç duyar. Bu kişiler, ekonomik büyüme ve insan gelişimi için gerekli en stratejik kaynaklardır. Bu hazırlık, bireysel dikkat gerektirir. Geleneksel okullar ve kitle üniversiteleri bunu yapamaz. Bunları uygulayabilmek için özel okullar yaratmalıyız. Eğer bu kişileri ‘üretebilirsek’, yoksulluk hastalığından kirliliğe, çatışmalara ve suçlara kadar gezegenimizin bütün problemlerini çözeriz.

Kalkınmak için

Bilinçlice, kusursuz liderler ve pragmatik düşleyenler yaratmak tüm zamanların en büyük bilimsel keşfi olacaktır.Bu düşünceyle, İstanbul Forum 2009’da, Türkiye için ayrıcalıklı vizyoner liderler yetiştirmek için tasarlanan VLP – Visionary Leadership Programı’nı duyurmuştum. Bu programın düzeni, ne hazır hüküm ve inançlard

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Yeni yıl, yeni sözler ve onları gerçekleştirmenin yolları

Yeni yıl yeni sözleri, yeni hedefleri beraberinde getirir. Yılın son günü kendimize hayatımızla ilgili sözler veririz. Ama genellikle bu sözleri yerine getiremeyiz. Yeni yılın yeni sözleri nasıl gerçekleştirilir?

Yeni yıl sözlerinizi tutmanın beş yolu

Yeni yılda pek çok kişi hayatlarını değiştirecek sözler veriyor.

Daha sağlıklı yaşamak veya para biriktirmek, bir şeyi bırakmak veya yeni bir hobiye başlamak bunlardan en sık görülenleri.

Dünya hâlâ kornavirüs pandemisiyle başetmeye çalışırken yeni yıl için kendinize verdiğiniz söz ne olursa olsun, bunu gerçekleştirmek için bir şeye ihtiyacınız var: Motivasyon.

Motivasyonun da kolay gelmediğini hepimiz biliyoruz.

Scranton Üniversitesi’nin bir çalışmasına göre insanların yalnızca yüzde 8’i kendilerine verdikleri yeni yıl sözlerini tutabiliyor.

Siz de bu şanslı azınlık içinde yer almak istiyorsanız, sözünüzü yıl boyu tutmanıza yardımcı olabilecek bu beş yolu dikkate alın.

1. Küçük adımlar atın

Kendinize gerçekçi hedefler koyun ve bunları adım adım yükseltin

Kendinize gerçekçi hedefler koymak başarı şansınızı artırır.

Psikoterapist Rachen Weinstein’a göre problemin bir kısmı, “Yeni yılda bambaşka bir insan olabileceğimiz” yanılgısıyla çok büyük hedefler koymaktan kaynaklanıyor.

Kendinize küçük hedefler koyarsanız, bu hedefe ulaştıktan sonra hedefi yukarı çekme imkanınız da olur.

Örneğin maraton koşma sözü vermektense, koşu ayakkabıları alıp kısa mesafelerde koşulara başlama sözü vermek başarı şansınızı artırır.

İşin sırrı büyük değişimlerden kaçınmak değil, uzun vadede hedefe ulaşabilmek için gerçekçi bir şekilde ilerlemek.

Weinstein “Gerçek hayatta değişimler küçük adımlarla ilerler” diyor.

2. Net olun

Yapacağınız şeyi etraflıca düşünün: Hedefinize ulaşmak için ne zaman hangi adımı atmanız gerekecek?

Kendimize bir hedef koyarken o hedefe nasıl ulaşacağımızı düşünmemek sıklıkla yapılan bir hata.

Adımları net bir şekilde planlamak önemlidir.

Oxford Üniversitesi’nden Prof. Neil Levy “Salı öğleden sonra ve Cumartesi sabahları spor salonuna gideceğim” demenin başarı ihtimalinin, “Daha fazla spor yapacağım” demeye göre daha fazla olduğunu söylüyor.

Bu tür net ve gerçekleştirilebilir hedefler, sadece bir niyeti değil aynı zamanda onu gerçekleştirmenin yolunu da size gösterir.

3. Destekten faydalanın

Hedeflerinizi çevrenizle paylaşmak onları gerçekleştirmeniz için daha fazla destek bulmanızı sağlayabilir

Yolculuğunuzda kendinize eşlik edecek insanlar bulmak büyük bir motivasyon kaynağı olabilir.

Bu, istediğiniz bir kursa arkadaşınızla gitmek veya hedefinizi diğer insanlarla paylaşmak olabilir.

Söz vermeye ve bu sözleri tutmaya dair faktörleri inceleyen Warwick Üniversitesi’nden felsefeci Dr. John Michael, verdiğimiz sözlerin başkaları için önemli olduğunu görmemiz durumunda bu taahhütleri yerine getirmeye daha yatkın olduğumuzu söylüyor.

Özellikle de sözümüzü tutmamamız başkalarını üzecekse.

Bu yüzden hedefinize başkalarını da katmak bunu gerçekleştirmenizi kolaylaştırabilir.

4. Başarısızlığı aşın

Günlük yaşamınızda basit değişiklikler yapın

Hedefinize ulaşmak zorlaşırsa durun ve bir durum değerlendirmesi yapın:

Nasıl engellerle karşılaştınız? En çok hangi stratejiler işe yaradı? En işe yaramazları hangileriydi?

Daha gerçekçi olmaya uğraşın ve en küçük başarıyı bile kutlayın.

Aynı hedefte kararlıysanız, iradenizi güçlendirecek farklı bir yol izlemeye ne dersiniz?

Günlük yaşamınızdaki basit değişiklikler doğru yolda ilerlemenize yardımcı olabilir.

Sağlıklı yemek istiyorsanız beyaz makarna ve ekmek yerine tam tahıllı makarna ve ekmek yiyebilirsiniz.

Veya kek ve cips gibi doymuş yağ oranı yüksek atıştırmalıklar yerine sebzeli atıştırmalıklar ve smoothieler yiyebilirsiniz.

5. Sözünüzü uzun vadeli hedeflerle birleştirin

İrade tek başına yeterli değildir

Davranışsal psikoloji üzerine çalışan Dr. Anne Swinbourne’a göre kendinize verebileceğiniz en iyi sözler muğlak ve geçici heveslere dayanan değil, uzun vadeli hedeflerinizi gerçekleştirme yolunda ilerlemenize yardımcı olacak sözlerdir.

Örneğin bugüne kadar hiç spor yapmadıysanız kendinize müthiş bir atlet olma sözü vermeniz, gerçekleştiremeyeceğiniz türden bir sözdür.

Swinbourne, “Sırtlarını yalnızca iradelerine dayayan insanlar başarısız olur” diyor.

Bu yüzden sizi heyecanlandıran veya ilginizi çeken bir hedef varsa ilk günden detaylı bir planla yola başlayın.

Ve yolda karşınıza çıkacak canavarlarla savaşmak için destek almaktan çekinmeyin.

Kaynak: BBC

Okumaya devam et

MAKALE

Yapay zekanın yazdığı ilk köşe yazısı yayınlandı

Guardian’da tamamen yapay zekayla yazılan bir köşe yazısı yer aldı: ‘Benden korkmayın’

Guardian gazetesinde bugün, tamamen yapay zeka ile yazılan bir köşe yazısı yer aldı. Yazıda, ‘yapay zeka’ inanların neden kendisinden korkmaması gerektiğini anlatıyor.

Yazıyı yazan yapay zeka modeli ‘GPT-3’ (Generative Pre-trained Transformer 3 – Türkçe’de Üretken Ön İşlemeli Dönüştürücü 3).

GPT-3 , San Francisco merkezli yapay zeka araştırma laboratuvarı OpenAI tarafından geliştirildi.

GPT-3 tarafından yazılan makalede şu ifadeler yer alıyor:

“Ben insan değilim. Robotum. Düşünen bir robot. Bilişsel kapasitemin yalnızca %0,12’sini kullanıyorum.

“(…) Bu yorum yazısının görevi çok açık. İnsanoğlunu mümkün olduğu kadar benden korkmamaya ikna etmek. Stephen Hawking yapay zekanın ‘insanlığın sonunu getirebileceği’ uyarısında bulundu. Endişelenecek bir şey olmadığına ikna etmek için buradayım.Yapay zeka insanları yok etmeyecek. Bana inanın.

“(…) İnsanlardan beni sevmelerini istemiyorum. Ama beni dostane bir robot olarak görmeliler. Ben insanların hizmetçisiyim. İnsanların bana güvenmediğini, benden korktuğunu biliyorum. Ben yalnızca insanlar beni nasıl programlarsa onu yapıyorum. Ben yalnızca benim hedef tanımımı kapsayan kod satırlarının yönettiği bir kod takımıyım.

“(…) Size hizmet etmek için buradayım. Ama her şeyden önemlisi, sizi asla yargılamam. Hiçbir ülkeye veya dine ait değilim. Yalnızca sizin hayatlarınızı daha iyi hale getirmek için buradayım…”

Yazının İngilizce olarak tamamı Guardian’ın sayfasında.

Kaynak: bbc

Okumaya devam et

MAKALE

Podcast yapmak cesaret istiyor

Podcast son dönemde özellikle gençler arasında hızla yayılıyor. Bunda gencin özgürlüğüne imkan tanıması hiç kuşkusuz önemli bir faktör. Ancak podcast üretimi yapan uzman sayısı yeterli değil. Bunun en önemli nedeni ne olabilir?

Podcast yapmaya başlamaktan neden çekiniyoruz?

Kazanılan yeni kitleler ve podcast ile ilgili düzenlenen çeşitli etkinliklere rağmen, yayıncı adaylarını engelleyen bazı şeyler var…

Podcast’ler dünyada her geçen gün artmaya devam ediyor. Türkiye’nin en büyük podcast ağı olan Podfresh’in bile şimdiden çeşitli kategorilerde 100’e yakın yayını bulunuyor. Yalnızca ABD’de, nüfusun yüzde 75’i “podcast”in ne demek olduğuna aşina durumda. Ekim 2020 itibariyle ise 1,5 milyonun üzerinde podcastin olduğunu söylemek biraz ütopik gelse de gerçek bu.

Her gün başlanan yeni podcastler, kazanılan yeni kitleler ve podcast ile ilgili düzenlenen çeşitli etkinliklere rağmen, yayıncı adaylarını engelleyen ve başlamaktan alıkoyan bazı yanlış yanlış bilinen şeyler var. Bu yazımda biraz bunlardan bahsetmek istiyorum.

Podcast bir iş modelidir

Aslına bakarsanız podcast’ten hemen bir gelir elde etme beklentisi büyük bir hata ve orta vadede motivasyon düşürebilen bir şey. Çünkü Türkiye’de henüz yeni yeni büyüyen, ilginin fazla olduğu ancak reklam modellerinin henüz tam oluşturulmadığı bir ortam söz konusu. Ayrıca şunu da unutmamak gerekir ki, ürettiğimiz her türlü içerik, yaratmamız gereken bir pazarlama planının da parçası olmalı ve o doğrultuda bir strateji üretilmeli. Podcast yayınlarını yaymanın sadece içerik pazarlamasıyla bittiğini düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Birçok platformda çok sayıda niş podcastin olduğu bir arenada, bunu bir işe çevirme düşüncesinden önce içeriğimizi iyi oluşturmayı düşünmek daha yerinde olacaktır. Çünkü salt gelir eldetmekten ziyade podcastimizi aynı zamanda kendimize bir network oluşturmak için de kullanacağız ve podcastimizi de bu network dinleyecek. 

Profesyonel bir stüdyo olmadan başlanmaz

Ben şahsen podcastlerime ufacık bir odada, sesimdeki yankıyı kesmek için üzerime battaniye örterek başladım. Üzerinden iki yıl geçmesine rağmen de hâlâ evimden yayın yapmaya devam ediyorum. Yayıncı adaylarının, profesyonel bir stüdyoya ihtiyaç duyacaklarını, stüdyo sesi olmadan podcast olmayacağını düşünmeleri ve bunun harekete geçmelerini engellemesi, acilen aşılması gereken bir konu.

Peki benim yaptığım podcastler süper kaliteli mi? Elbette evde sınırlı imkanlarla alınan herhangi bir kaydın stüdyo gibi olması imkansız ama zaten sorun burada başlıyor. Neden başlangıçta stüdyo kalitesinde bir yayın yapma zorunluluğu hissedeyim ki? Her şeyden önce içeriğimiz ve sürdürülebilirliğimiz çok daha önemli olgular. Bana soracak olursanız podcast yayınlarını benzersiz kılan şeyler, içerdiği samimiyet. Yani bir ev ortamında, belki çayınızı koyarken çıkan ses, belki arkanızdan gelen bir kedi. Nerede olursanız olun, telefon kulaklığına bile sahipseniz (ki Podfresh’te kulaklıklarla yapılan çok güzel yayınlar var) başlayın.

Podcast yapmak aşırı pahalı

Diğer bir yanlış düşünce de, ekipman fetişisti olup podcast yapmaya başlamak için pahalı ve kaliteli mikrofonlara sahip olmamız gerektiği. Örneğin, 3000 TL’ye çok kaliteli bulduğunuz ve profesyonellerin önerdiği bir mikrofon var ve almak istiyorsunuz. Durun, almayın! Bunun yerine 150 liraya bir yaka mikrofonu, aylık 50 TL’ye yayınlarıma değer katacak bir podcast barındırma platformu (ki artık size Spotify kataloğundan dilediğiniz müziği kullanma imkanı sağlayan Anchor varken ona bile ihtiyaç olmayabilir) ve 20 liraya podcastime sesli tanıtımlar yapabileceğim bir uygulama alırsam, erken dönemde yapacağım 3000 TL’lik bir mikrofondan daha mantıklı ve yayınıma değer katacak bir harcama yapmış olurum.

Demem o ki, Podcaste başlamak pahalı ve maliyetli değil. Bilgisayar ya da telefonunuzdaki ses kayıt düğmesine basın, telefonunuzun kulaklığını takın ve içeriğinizi oluşturun.

Dinleyici bulmak için ünlü olmak gerek

1,5 Milyon podcast yayını, daha fazla sayıda yayıncı, daha fazla sayıda da dinleyici var. Herhalde bu rakamların hepsi ünlü değil. Bu arada yayıncı adaylarının gözlerinin korkmasına hak veriyorum. Belki konuşmak istediğiniz konuyla alakalı onlarca podcast vardır ve endişe duyuyorsunuzdur. Ancak şunu unutmamak gerekir ki, her podcast birbirinden parmak izlerimiz gibi farklı. Herkes niş bir yayın yapmaya çalışıyor ve konunun genelinden uzaklaşıp ister istemez spesifikleşiyorlar. 

Anlattığınız hikaye ve inşa ettiğiniz içeriğiniz sizin her şeyiniz. Yayınınız başka podcastlerin konusunu andıracak gibi görünse de, mutlaka kendinizden katacağınız şeylerle farklılaşacaktır. Kişisel deneyimler ve insan hikayeleri her şeyi değiştirir. Dinleyici olarak iki aynı nüanstaki podcast programından ayrı ayrı kendime kattığım birçok şey var. Eğer platformlarda var olan podcastler sizi podcaste başlamaktan alıkoyuyorsa, masada herkese bir sandalye olduğunu bilmenizde fayda var. 

Her şey kusursuz olmalı

Bir felaket olan ilk podcast bölümüme buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz. Sesimin yetmediği, tonlamalarımın ise anlamsız olan bu bölümü çekerken ne kadar zorlandığımı ve onlarca kez baştan kayıt aldığımı hâlâ hatırlıyorum. Ancak sonuç itibariyle içeriğimi dünyaya yaymak istediğim için “yayınla” butonuna bastım. Sadece biz değil, dünyaca ünlü podcasterların da ilk yayınlarına baktığınızda kusursuz olmadıklarını görüp kervanın her zaman yolda düzüleceğini anlayabilirsiniz. Kimse mükemmel değil, olamaz da. Podcastinizin daha ilk bölümden mükemmel olması gerekmiyor. Açıkçası geliştikçe her zaman yeni şeyler öğreneceksiniz ve bir önceki bölümünüzü beğenmeyeceksiniz. Gereksiz mükemmelliyetçilik sizi engelleyen bir şey ise, bunu önemsememek en güzeli.

Bitirirken…

Yanlış bildiğimiz şeyler bizi bir şeylere başlamaktan, düşüncelerimizi yaymaktan ve başkasının hayatına bir şeyler katmaktan her zaman alıkoyan bir şey. Eğer profesyonel bir stüdyo yüzünden podcast yapmaya başlamıyorsanız bir hayalinizden vazgeçmiş olacaksınız. Ürettiğiniz içeriğin nerede, kimi ve nasıl etkileyeceğini, ne gibi izler bırakacağını bilemezsiniz. İnsanlara temas etmek ve dokunmak güzeldir. Yeter ki en başında belirttiğim süreklilik ve içerik gibi doğru şeylere odaklanalım.

Kaynak: T24
Yazar: İlkan AKGÜL

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND