Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Geçmiş mi gelecek mi

GEÇMİŞ Mİ GELECEK Mİ?

geçmişten kurtulmak

GEÇMİŞ Mİ GELECEK Mİ

Bugün 28 Şubat. Siyasi tarihimizin her önemli olayı gibi yine gündemi o günlerin aktörleri dolduruyor. Yaşadıklarımız tabii ki geleceğimizi etkiler ama biz siyasette geçmişi yaşanmış bir gerçeklik, iktidar mücadelelerinin toplam neticesi olarak görmüyor, öyle kabul edemiyor ve sanki o günlerde yapamadıklarımızın hıncını almak istercesine hararetle tartışıp duruyoruz. 1920lere de böyle yaklaşıyoruz, 30lara, 60lara da…

Birileri için geçmişte takıldığı bir olay turnusol kağıdı oluyor, sizin o olaya bakışınız onun gözünde demokratlığınızın da tek ölçüsünü teşkil ediyor. Böylece geçmişte bizi bölüp duruyor. Acaba geçmişe karşı daha demokrat olmaya çalışırsak hem tarihimizle, hem karşımızdakiyle daha barışık olabilirmiyiz? Belki de artık şimdiye kadar bize pek az şey kazandıran, tersine enerjimizi tüketen, bir türlü sonu gelmez geçmiş tartışmaları yerine bugün elimizde var olanla daha iyi bir geleceği nasıl kurabiliriz diye düşünmeliyiz. Bu konuya geçtiğimiz Pazar günü Sabahın İşte İnsan ekinde dikkat çeken Faruk Türkoğlunun makalesinin özetini ilginize sunuyoruz.

NOSTALJİYİ BIRAK VİZYONA BAK
Nostalji kelimesi önceleri, vatan ve yurt hasreti anlamında kullanılırdı. Kişiyi doğduğu, büyüdüğü yerlere çeken bu duygu, hasret, daussıla, gurbet, özlem gibi büyülü kelimelerde ifadesini buldu. Bugün bu kelime daha çok geçmişe özlemi anlatmak için kullanılıyor. İnsanın köklerini araması, hayatının izlerini sürmesi, geçmişe sahip çıkması anlamında nostalji doğal bir duygu. Ancak Türkiyede geçmiş, geleceğin rolünü çaldı. Geçmişi tartışmaktan, geleceğin haritasını çizemedik.

Osmanlılın Karlofçadan sonra 221 yıl süren gerileme dönemi, gelecek korkusunun genlerimize kadar işlemesine, geçmişe sığınmamıza yol açtı. Şarkı bile Titrerim mücrim gibi baktıkca istikbalime… diyordu. Bilge ol da geçmişe özlem çekme /Zamanın oğlusun sen artık…diyen Mevlananın torunları kendilerini dönülmez akşamın ufkunda hissediyor, Yarab, bu uğursuz gecenin yok mu sabahı…diye yakınıyordu.

Geçmişe aşırı özlem, gelecek için vizyon üretimine zaman bırakmadı. Vizyonsuzluk, siyaseti dedim-dedi kavgasına dönüştürdü, ekonomide ise ufuksuz kaldık. Yeni yüzyılın başı ülkenin yoğun nostaljiyi bir tarafa bırakmak ve geleceği önce beyinlerimizde kurmak için iyi bir fırsat olabilir. .

VİZYON NEDİR, NE DEĞİLDİR?

Vizyon anlatılması zor bir kavram. Bu nedenle önce vizyonun ne olmadığını ele alalım:

Vizyonun umutsuz günlerde görülen seraplarla alakası yok. .

Vizyon, bir macera arayışı, bir koyup üç alınacak bir kumar değil. Güzel bir geleceğe, santim santim de olsa her gün biraz daha yaklaşamıyorsak vizyon, bir bilim-kurgu öyküsüne dönüşüverir.

Vizyon; Turgut Özalın bulduğu bir kavram değil. Tarih güzel günler görmek için bir şeyler düşünen, yapan liderler, filozoflar ve bilim adamları ile dolu

Vizyonun ne olmadığını kısaca ele aldıktan sonra bu yeteneği tanımlamak daha kolay. Vizyon bugünün hayalini, yarının gerçeği kılmak için ortaya konan beyinsel çaba. Geleceğe nüfuz eden görüş yeteneğine sahip olmak için ille de büyük bir lider ve filozof olmak gerekmez. Biraz ülke ve insan sevgisi, biraz umut ve heyecan, biraz düşünce ve analiz herkesin görüş mesafesini uzatabilir.

Vizyon beyindeki gözdür: Hayaller düşüncenin, bilimin, analizin potasında eritildiğinde, su verilmiş çelik gibi somutlaşır. Vizyon sahibi adam için gelecek gözle görünürcesine gerçektir. Vizyon beyindeki radardır. Vizyon sahibi kişi daha ilk adımı atarken tablonun bitmiş halini beyninde canlandırabilir.

Vizyonun hareket noktası gerçekliktir: Vizyon geleceğin gerçekliğini yakalama azmidir. Vizyon sahibinin başı bulutlardadır ama ayağı daima yere basar. Mevcut gerçekliği tam olarak algılayan bir kişi, neyin, nasıl ve hangi noktaya kadar değişebileceğini daha berrak bir şekilde görür. Bu niteliği ile vizyon ütopyadan çok farklıdır.

Vizyon geleceği bölüşmektir: Yalnız tek bir kişinin beyninin içinde kalan yaratıcı ve ufuklu düşünceler vizyon olarak tanımlanamaz. Vizyon binlerce, milyonlarca insan tarafından paylaşılmadıkça değişim gecikir. Toplumda Neyimiz eksik?, Neden olmasın? gibi sorular yaygınlaştıkça, geleceği kurtarmak kolaylaşır. Vizyon herkesin kavrayacağı şekilde açık ve net bir şekilde ifade edilmelidir..

Vizyon, geleceği kurmaktır: Vizyon, yalnız vizyon olarak kalırsa bir işe yaramaz. Vizyonu geleceğin derinliğine uzanan köklere benzetirsek, ağacın gövdesi misyondur. Gelecek ile ilgili hayaller, bir misyon belgesinde özetlenerek, hayat boyu sürecek bir göreve dönüştürülür. Belirlenen misyona uygun olarak hazırlanan stratejiler, planlar, programlar, uygulamalar bir süre sonra meyvesini vermeye başlar. Paylaşılan bir vizyon, insanları daha cesur, daha girişimci yapar. Vizyon sahibi günlük sıkıntılar altında ezilmez.

Vizyon umuttur: Vizyon, bugünden yarınlara uzanan bir iyimserlik, insanları heyecanlandıran bir umut içermelidir. Çünkü hiç kimse sisli bir gelecek vaadinin peşinden gitmek istemez. Gerçek hayatın karşımıza başarılar ve fırsatlar kadar, yenilgiler, krizler ve afetler çıkaracağını hepimiz biliriz.. Ama yalnız iyimser ve pozitif bir bakış açısı bize bu zorlukları yenebilecek enerji ve gücü verebilir. Harvardın kıdemli profesörlerinden David Landes, ulusların zenginlik ve yoksulluğunun nedenlerini irdelediği kitabının son cümlelerinde de aynı gerçeği vurguluyor:

Dünya iyimserlerin olacak. Hep haklı çıktıkları için değil ama hayata pozitif baktıkları için… Onların olumlu beklentileri çoğu kez gerçekleşmez ama yalnız iyimser insanlar, bir şeye ulaşmanın, hatalarını düzeltmenin, iyileştirmenin ve başarının yolunu bulabilir. Uyanık ve eğitimli bir iyimserlik eninde sonunda iyi sonuç verir. Karamsarlık ise insanlara yalnız haklı çıkmanın boş tesellisini sunabilir.

Şair Ahmet Hamdi Tanpınarın şu mısraları ise vizyonun en kısa tanımı:

Bir alem kurulur gibi yeniden

Baştanbaşa hayal, düşünce ve rüya…

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

MAKALE

Para insanı nasıl değiştiriyor?

para ve insan, para insanı değiştirir mi, para, Manşet, araştırmalar

Çok para insanı değiştirir mi? Zenginlerin daha cimri ve az güvenilir olduğunu gösteren araştırmalar ne kadar doğru? İşte konuyla ilgili yapılan bir araştırmanın tüm detayları…

Bilimsel olarak araştırıldı: Para insanı bozuyor mu?

Kişinin varlık seviyesi arttıkça merhamet ve empati duygularının azaldığı, kişisel çıkar düşüncesinin ise arttığı doğru mu?

Üniversitelerin popüler konuları inceleyerek sosyal yaşantımıza ışık tuttuklarını bilirsiniz. Hayatınızda en az bir kere duyduğunuz ya da sorduğunuz bir konu üzerine Univercity of California Berkeley Üniversitesi’nde de bir grup uzun süren bir araştırma yaptı. Üniversite zengin olmanın insan üzerindeki etkilerini araştırdı ve “Para karakteri bozar mı?” sorusu deneklerle test edildi. Peki, burada ‘bozmaktan’ kasıt nedir? Amerika’daki çalışmada, insanların çok para karşısında davranışlarının değişip değişmediği araştırıldı. Paranın kurallara uyma, nazik olma ya da saygılı davranma gibi davranışları etkileyip etkilemediği incelendi. Sonuçlara bakalım…

Çalışmada önce deneklere Monopoly oynatıldı. Emlakçılık konulu ve zarla oynanan bu oyunda, tıpkı gerçek hayattaki gibi çeşitli yerler satın alarak; kiralama, inşa etme gibi ticari faaliyetlerde bulunup ekonomik olarak güçlü olmaya çalışırsınız.

Oyun bittikten 15 dakika sonra…

Oyuncuların bir bölümü yazı tura atarak, yani tesadüfi biçimde seçilerek, diğer oyunculara göre bazı avantajlara sahip oldu. Oyuna yaklaşık iki kat daha fazla parayla başladılar. Zengin seçilen oyuncular iki zar atarken, diğerleri ise tek zarla kaldı. Ve doğal olarak oyunu zengin başlayanlar kazandı. Gelelim oyun süresince gözlemlenen davranışlara… Zengin oyuncular piyonlarını oyun

tahtasına adeta vurarak ilerletti. Masadaki tabaktan daha çok kraker yediler. Abartılı başarı tepkileri gösterdiler. Fakir oyuncuya kaba ve duyarsız davranmaya ve sürekli ne kadar iyi oynadıklarını ifade etmeye başladılar.

İşin daha da ilginci ise, oyunun başında tamamen rastgele olarak zengin seçilenler, bunu bilmelerine ve oyunun hileli olduğunun açık olmasına rağmen, oyun bittikten 15 dakika sonra; nasıl başarılı olduklarını, mülkleri nasıl aldıklarını, kazanma şekillerini uzun uzun anlattılar. Yani onları başarılı hale getiren çift zar atma durumunu tamamen gözardı ettiler.

“Tüm zenginler böyledir” demek doğru değil

Başka bir deneyde; deneklere 10 dolar verilerek, isterlerse bu parayı yabancılarla paylaşabilecekleri ve bu yabancıların bir daha karşılarına asla çıkmayacağı söylendi. Yıllık kazancı 25 bin dolar olan katılımcılardan paralarını başka bir kişiyle paylaşanların sayısı, yıllık kazancı 150 bin dolar ve üstü olan katılımcıların sayısına göre yüzde 44 oranında daha fazla oldu.

Ama benim favorim, arabalar üzerinde yapılan çalışma… Araştırmacılar sokağa çıktı ve araçlarının değerine göre insanların davranışlarını inceledi.

Amerika’da yaya geçidinde yayaların geçiş üstünlüğü vardır. Yapılan çalışmada bu kural kullanıldı. Bir yaya geçidinde karşıdan karşıya geçer gibi yapan bir yayaya kimlerin yol verip vermediği incelendi. Günlerce yapılan denemelerde ucuz aracı olan sürücülerinin yasayı çiğnemediği; pahalı araç sürülerinin yarısının ise yasayı çiğnediği görüldü.

Daha birçok çalışma ve deney yapan ekibin bulgularına göre, varlıklı bireyler müzakerelerde yalan söylemek, iş yerinde kasadan para çalmak gibi etik olmayan davranışları onaylamaya ve rüşvet almaya daha yatkın. Kişinin varlık seviyesi arttıkça merhamet ve empati duygularının azaldığı ve kişisel çıkar düşüncesinin arttığı da bir başka sonuç.  Ancak “Tüm zenginler böyledir” demek doğru değil. Paul Piff’e ait bu çalışmanın detaylarını kişisel web sitesinde detaylı inceleyebilirsiniz.

Kaynak: www.milliyet.com.tr

Okumaya devam et

MAKALE

Uykuya dalarken düşme hissi yaşıyor musunuz?

uykuya dalarken düşme hissi, uyku, hipnik seğirme

Tam uykuya dalarken birden düşme hissine kapılıp vücudumuzun silkindiğini çok görmüşüzdür. Peki, bu his neden oluşur? Bu hissi yaşayanlar ne yapmalı? İşte yanıtı…

Uykuya dalarken düşme hissi neden oluşur?

Tam uykuya dalarken birden düşme hissine kapılıp vücudumuzun silkindiğini çok görmüşüzdür, ama neden?

Tam uykuya dalarken birden düşme hissine kapılıp vücudumuzun silkindiğini çok görmüşüzdür. Oldukça yaygın olan bu hisse beyindeki iki bölgenin kontrol çatışması neden oluyor.

Bunu bir rüyanın parçasıymış gibi algılıyorsak boşlukta düşüyormuş hissi oluşur; buna hipnik seğirme denir. Beynimiz uyku için çevreyle bağlantısını keserken ortaya çıkan bir çatışmanın göstergesidir bu.

Uykuda vücudumuz felç olmuş gibidir ve dış dünyadaki olaylara duyarsız hale geliriz. Ama kas kontrolümüz düğmeye basılmışçasına durmaz.

Beynimizde adlı bölge nefes alma gibi temel fonksiyonları kontrol eder ve tetikte olma duygusunu hissettirir bize.

Öte yandan görmeyle ilgili (optik sinir önündeki bölge) ise yorgunluğu düzenler.

Uykuya dalma sırasında retiküler aktivasyon sistemi vücudumuzun kontrolünü elden bırakırken ventrolateral çekirdek denetimi ele alır. Bu yavaşça kısılan bir lamba düğmesi gibidir, ama her zaman pürüzsüz işlemeyebilir.

Uyanıklığı sağlayan enerji kalıntıları ani yükselişe geçtiğinde seğirme hareketleri görülür. Fakat bunun nedeni tam olarak bilinmiyor. Hızlı göz hareketlerinin tersine bu seğirmelerin rüya gören beyinle bir ilgisi yoktur. Bundan ziyade günün son kalıntıları gibidir.

‘Patlayan kafa sendromu’ adı verilen ve insanın kafasının içinde bomba patlıyormuş gibi sesler duymasına neden olan tuhaf rahatsızlıkta da benzer belirtiler görülür. Beynin uyanık ve uykuya geçen kısmı arasında bir kontrol mücadelesi vardır ve bu şimşek çakması gibi ışıklar görmeye ve yüksek sesli patlamalar duymaya neden olur.

Bazı ileri vakalarda bu olgu aşırı uykusuzluğa ve hatta bedenin bilinmez güçler tarafından ele geçirilmesi iddialarına bile neden olmuştur.

Fakat genel olarak burada endişe edilecek bir durum yoktur. Uykuya dalma anında ortaya çıkan ilginç bir çatışma halinden ibarettir.

Kaynak: www.t24.com.tr

Okumaya devam et

MAKALE

Kağıt kesiği neden canımızı çok yakar?

Manşet, kağıt kesiği nasıl geçer, kağıt kesiği, evrim ağacı

Ufacık bir kağıt kesiği canımızı beklediğimizden çok daha fazla acıtır. Peki, bunun nedeni nedir? İşte www.evrimagaci.org yazarlarından Çağrı Mert Bakırcı açıklıyor…

Kağıt Kesiği Neden Çok Acıtır?

Standart bir A4 kağıt ortalama 0.05 milimetre kalınlığa sahiptir. Standart bir tıraş bıçağı 0.23 milimetre kalınlığa sahiptir. Bir tıraş bıçağının kestiği yaranın acısı anlaşılır; ancak ondan 5 kata kadar daha ince olan kağıdın, kimi zaman arkasında hiç kanama izi bile bırakmaksızın açtığı yaralar neden bu kadar fazla acır? 

Normalde bir kağıt, insan derisini kesebilmek için fazlasıyla yumuşaktır. Belli bir keskinliğe ulaşmak için, belli bir sertliğin de olması gerekir. Fakat kağıdı bu kadar kesici yapan, aşırı ince olmasıdır. Kesiği açan kenarın yüzey alanı çok küçük olduğu için, çok yüksek basınç uygulayabilir. Bu basınç, deri katmanını yararak “kesik” dediğimiz olaya neden olan kuvvet dağılımıdır. Basınç, uygulanan kuvvetin yüzey alanına bölümüdür. Dolayısıyla çok küçük yüzey alanı (örneğin kağıdın kestiği incecik kenarın yüzey alanı), çok yüksek basınç anlamına gelir.

Kağıt kesikleri genellikle büyük bir kağıt grubu içerisinden, tek bir kağıdın ayrılması sonucu oluşur. Yani tek bir kağıt ile elinizi kesmeniz çoğu zaman zordur. Bunun nedeni, tek bir kağıdın gerekli kuvveti kesiği açma süresi boyunca uygulayamayacak kadar esnek ve yumuşak olmasıdır. Yani kağıdın kenarı elinizi kesmeye çalışsa da, yarığı açamadan hemen bükülecektir. Fakat yeni açılmış bir kağıt destesi (kimi zaman “kağıt topu” olarak bilinir) içerisinden kıvrılarak ayrılan tek bir kağıt, destenin geri kalanından güç alarak bükülmeden durabilir. Bu da, kağıdın parmağınızı kesebilmesini sağlayacak kuvvetin yeterince uzun süre uygulanabilmesine izin verir.

Gelelim acının nedenine… Parmaklarımızın ucunda aşırı fazla sayıda nosireseptör adı verilen acı algılayıcı sinir ucu bulunur. Bir kağıt kesiği, bu sinirlerin çok fazlasını aynı anda uyarabilecek kadar geniştir. İncecik kesik kanamaya neden olmadığı için, bu sinirlerin ucu, havaya temas edecek şekilde açıkta kalır. Yani yarıktan dışarı doğru bakan reseptörler, sürekli dış ortama maruz kalır. Kağıt kesiklerinin o sinir bozucu acısı bu reseptörlerin açık hava nedeniyle sürekli beyne sinyal göndermesinden kaynaklanır.

Kimi zaman derin kağıt kesikleri de görülür. Bunlar, daha uzun bir yüzey boyunca olan, daha derin kesiklerdir. Bunlar kimi zaman dışarıya hafifçe sızan, çoğu zamansa yarığın içerisinde biriken kanamalara neden olur. Kesik sırasında kağıdın yüzeyinde ve fiberleri içerisinde bulunan koruyucu kimyasallar (örneğin beyazlatıcılar), vücuda geçer. Bu kimyasalların yakıcı etkisi, beynimizde acı olarak algılanır. Bu da, kağıt kesiklerinin neden olduğu acının yaygın görülen ikinci bir nedenidir.

Tüm yaralar gibi, kağıt kesikleri de temizlendikten sonra yara bandıyla kapatılabilir. Fakat yine de, yarık boyunca parmak etinin iki tarafının sürekli farklı hızlar ve yönlerde oynayabiliyor olması, rahatsız edici acının uzun sürekli bir şekilde devam etmesine neden olacaktır. Çoğu zaman yara 2-3 gün içerisinde tamamen iyileşir ve acı kaybolur.

Yazar: Çağrı Mert Bakırcı
Kaynak:  www.evrimagaci.org

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER6 ay önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç
EĞİTMENLER11 ay önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND