Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Filin saçı var mıdır?

Filin saçı var mıdır? Bırakın cevabını bilmeyi, bu soruyu hiç düşündünüz mü? Bilim adamları düşünmüş ve araştırmış. Sonuç; fillerin saçı vardır. Daha da önemlisi fillerin saçı insan hayatını kolaylaştırmak için kullanılabilmektedir. Peki bundan bize ne mi diyorsunuz… İşte büyük parçadaki ayrıntıyı görmenin gücü ve bunun getirdiği bir başarı öyküsü…

BİLİMDE KODLARI DEĞİŞTİREN DAHİ TÜRK’E BÜYÜK ÖDÜL

Türkiye’nin son yıllarda ekonomik anlamda büyük gelişmeler kaydettiğini, bilim ve sanatta aynı performansı gösteremediğini söyleyen Prof. Dr. Hotamışlıgil, Vehbi Koç Vakfı Ödül töreninde adeta bilimin manifestosu niteliğinde bir konuşma yaptı…

Vehbi Koç Vakfı’nın insanların yaşam kalitesinin artırılmasına katkıda bulunanları teşvik etmek amacıyla verdiği ‘Vehbi Koç Ödülü’ne bu yıl sağlık ve bilim alanına rehberlik eden başarılı çalışmaları ile Harvard Üniversitesi Genetik Kompleks Hastalıklar Bölüm Başkanı Prof. Dr. Gökhan Hotamışlıgil layık görüldü.
Hotamışlıgil 100 bin dolar tutarındaki para ödülünü de alacak. Hotamışlıgil’in önceki akşam ödülünü Koç Holding Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Koç’un elinden aldığı törende yaptığı konuşma adeta bilimin manifestosu niteliğindeydi…
“Filin saçı var mıdır?” sorusuyla başlayan bölümü, bilimin gelişmesi için gereksinim duyduğu ekosisteme bağlayan vurgular sık sık alkış aldı.
Gökhan Hotamışlıgil’in yaşamından kesitler içeren bir filmin de gösterildiği gecede, Mustafa Koç kendisini sahneye davet ederken obezite ve buna bağlı metabolik bozuklukların tedavisine ilişkin gerçekleştirdiği buluşlarla tüm dünyayı etkilemiş bir bilim insanı olduğuna dikkat çekti.
Konuşmasında hayat hikâyesinden çarpıcı anektodlara yer veren Hotamışlıgil, sözleriyle bilimde bir ömrün bir fikre adanabileceğinin altını çizdi. Bu etkileyeci konuşma, Apple’ın kurucusu Steve Jobs’un hastalığını öğrenmesinin ardından 2005’de Stanford Üniversitesi’nin mezuniyet töreninde yaptığı efsane konuşmayı akıllara getirdi.
Ne diyordu Jobs, “Woz (Steve Wozniak) ve ben Apple’ı 20 yaşında ailemin garajında kurduk. 10 yıl sonra Apple garajdaki iki kişiden, 4.000 çalışanı olan 2 milyar dolarlık bir şirket oldu. 30 yaşına yeni basmıştım. Kovuldum. Dışlanmıştım ama âşıktım. Çok üzüldüm. Başarılı olmanın ağırlığı yeniden başlamanın hafifliğiyle yer değiştirmişti. Özgürleşmiştim. Her gününü, hayatının son günüymüş gibi yaşarsan, günün birinde haklı çıkarsın. “Aç kalın, budala kalın”. Kendim için hep bunu diledim. Ve şimdi, sizin için de aynı dilekte bulunuyorum: “Aç kalın, budala kalın.”
Hotamışlıgil de sabır diyordu… İşte Hotamışlıgil’in sık sık alkışlarla kesilen konuşmasından notlar…

Vehbi Koç gibi olmak!
“25 sene önce Türkiye’den giderken, böyle bir törenin parçası olabileceğimi bir gün hayal etmemiştim. Biz çocukken ideallerimizden biri Vehbi Koç gibi olmaktı. Başarı denilince onun ismi Atatürk’ten, İnönü’den sonra Vehbi Koç diye annemiz babamız bize anlatırdı. Zamanın ilerisinde olmak gerçekten çok zor, çok nadir görülüyor. Ama zamanın ilerisinde olup da başarılı olmak daha da zor. Vehbi Koç bunu başarmıştı. Benim için çok önemi bir insan. Bu ödülü almak çok büyük bir onur.”

Tablodan yağ hücresine…

“Bilime ilgim, basit hücreye olan müthiş bir ilgimden kaynaklandı” diyen Hotamışlıgil, bu noktada yağ hücresinin işlevini ünlü ingiliz ressam Lucian Freud’un koltuğa uzanmış kilolu kadın tablosu üzerinden anlattı:
“Olgun yağ hücresi oluşmadan önce muazzam bir dönüşüm süreci yaşıyor. İçerisinde hiç yağ taşımayan, bir deri hücresinden farkı olmayan bir hücre, gerekli sinyalleri aldığında bu yolda ilerleyerek çok inanılmaz bir transformasyon gösteriyor. Benim de ilk merak ettiğim konu hücrenin bu dönüşümü gösterirken hangi mekanizmalar ile bunu başardığıydı. Sadece bir merak ile başlamış bir konuydu. Fakat onu takip eden senelerde aslında insan türünün devamı için en önemli mekanizmaların yağ dokusu tarafından kontrol edildiğini öğrendim.”

Sahneye dans ederek çıktı

* Bu yıl 12’ncisi düzenlenen İş Kuleler’deki ödül töreninde iş, sanat, bilim dünyası bir aradaydı.
Cem Boyner, Ümit Boyner, Aydın Doğan, İnan Kıraç, Fikret-Ülker Ünlü çifti, Jan Nahum, Ali Ülker karşılaştığım isimlerden birkaçıydı. Prof. Dr. Turgay Dalkara, Prof. Dr. Umran İnan, Prof. Dr. Gülay Barbarosoğlu, Prof. Dr. Çiğdem Kağıtçıbaşı, Prof. Dr. Oğuz Başkurt, Prof. Dr. Ayşe Kadıoğlu akademi dünyasından isimlerdi.
* Semahat Arsel, Mustafa Koç, Ali Koç, Caroline Koç, Nevbahar Koç başta olmak üzere aile tam kadro törendeydi. Rahmi Koç Amerika’da olduğu için törene katılamadı. Tören tanınmış arp sanatçısı Şirin Pancaroğlu ve grubunun konseri ile başladı.
* Hotamışlıgil, ödülünü almak için sahneye Adriano Celentano’nun Salutation şarkısı eşliğinde dans ederek çıktı.
* Ödül törenini izlerken, elimde Can Kıraç’ın “Patronum Vehbi Koç’u Anıyorum’ kitapçığı vardı. Kitapta Koç, hayatının nasıl geçtiği sorusunu kısaca yanıtlıyor: Kazandığım parayı yemedim, havaya harcamadım, lüks hayat yaşamadım. Arsa alıp satmadım. Yatırım yaptım. Fabrika yaptım. Memleketimi düşündüm. Vakıf işlerinde çalıştım…
Koç’u bizzat tanıyanlar da bu sözleri teyit ediyordu: Vehbi Koç başarılı insanları motive ederken aynı zamanda örnek olmaları için ödüllendirilmesini isterdi. Aile ölümünün ardından bu isteği kurumsal hale getirerek bir anlamda vasiyetini yerine getirmiş oldu.

Filin saçından 375 milyon dolarlık dev şirket doğdu

“Sizi sıkmamak için bir hikâye anlatmaya karar verdim. O da fil ile ilgili’ diyen Hotamışlıgil şöyle devam etti: “Başlamadan önce sormak istediğim bir soru var fil ile ilgili. Filin saçı var mı? Fikri olan var mı?
Sorunun cevabı filin saçı var. İlginç bir konu. 300 yıl önce Royal Society’de Robert Hooke (mikroskobu bulan kişi) yazmış. Bu adam nereden aklına gelmişse mikroskobun altında ilk defa filin saçına bakmayı düşünmüş. Bakıyor, o konuda yayın yapıyor. Fakat sonraki 300 yıl filin vücut kıllarının farkına bile varılmıyor. Dolayısıyla bu konuda çalışma yapılmıyor, ta ki geçen seneye kadar.
Çok ilgimi çektiği için size anlatmak istedim bu gerçek hikayeyi. Burada bir çalışma yapılıyor ve filin aslında saçlarının diğer tüm memelilerden değişik bir özelliği olduğu farkediliyor.
Memelilerin ortak özellikleri saçları olmaları ve süt vermeleri. Fakat fil üzerinde yapılan çalışmada çok başka bir özelliği ortaya çıkıyor. Tüm memelilerde kıllar yalıtım amacıyla kullanılıyor. Isıyı korumak için. Sadece filde tam tersi. Fil kıllarını soğutma amacı için kullanıyor.

Büyük keşifler ve merak
Bir mühendis ile bir biyolog bir araya geliyorlar. Formülünü çıkarıyorlar ve bu teoriyi ortaya çıkarıyorlar. Biz ekonomik olarak çok büyük ilerlemeler kaydettik. Türkiye’de birçok filler ürettik ama o fillerin saçlarını da yerine koymamız gerekiyor. Bundan sonraki süreçte başarılı, kalkınmış, çağdaş bir ülke olmak için.
Bazen büyük bir cismin üzerindeki küçük bir ayrıntı önemsiz gelebiliyor. Hangi büyük cisimlerin üzerinde hangi ayrıntıların yerinde olmadığını sıralamama gerek yok. Bundan daha önemli olan şu noktalar:
Bu araştırma Princeton’da bir lisans öğrencisi tarafından yapılıyor. 20 yaşında bir genç bunu yapan. Aklına geliyor. Benim de bundan lisede okuyan 16 yaşındaki oğlum sayesinde haberim oluyor.
‘Aaa baba bak filin saçı varmış’ diye… Son derece basit bir araştırmanın sonucundan yepyeni bir biyolojik kurgu ortaya çıkıyor. Bazen milyarlarca dolar paralar harcanıyor ama hiçbir şey bulunmuyor. Böyle birşey yapmak insanın aklına nereden geliyor? Merak. Merak olmadan bilimsel ilerleme olmuyor. Büyük keşifler olmuyor.

Projeyi öğrenci yapıyor
Peki, bu projeyi öğrenci nasıl yapıyor? Princeton gibi bir yerde hem de? Çünkü özgürlük ortamında zihinsel faaliyetlerini sürdürebildiği için… O zaman bu özgürlük ortamını genç zihinlerin açılıp kapasitelerini görebilmeleri için ülkelerine insanlığa katkıda bulunmaları için yaratmamız gerekiyor. Bu ortamı yaratamazsak o üniversitelerden istediğimiz ürünü, ilerlemeyi elde etmemiz mümkün değil.
ABD’de yeni bir araştırma yapıldı. En büyük katkıyı yapmış projelerden 1000 tanesi sıralanıyor. Bunların hiçbiri devlet tarafından fonlanmamış.
Peki, bu kadar hikâye anlattım. Tamam bu çocuk filin saç tellerinin bedeni soğuttuğunu bulmuş ama ne olmuş? Bu kıl tasarımı ve ısı transfer özellikleri aslında aşırı sıcaklarda kullanabilecek askeri ve sivil uygulamaları olan özgür bir malzeme üretiminde kullanılmak üzere lisanslanıyor. Üretime geçiyor. Cambridge’de bunu üreten firma da 375 milyon dolara satılıyor.

Ufak da olsa farke dilmek
Bazen bilim insanı hakikaten çok yoruyor. Yaptığınız 100 işten 99’unun başarısız olduğu bir iş hayatı düşünebiliyor musunuz? Bizim günlük hayatımız bu şekilde geçiyor. Yaptığınız 100 deneyin 99’u başarısız olabiliyor. Devamlı böyle bir ritimde geçiyor. Bazen insan tekrar kalkıp da laboratuvara gidecek enerjiyi bulamayabiliyor. Öyle zamanlarda bu ödüllerin bizim için çok büyük bir motivasyonu var. İnsanın yaptıklarının ufak tefek de olsa fark edilmesi çok güzel birşey.”

Gökhan Hotamışlıgil kimdir?

1962 yılında Rize’nin Pazar ilçesinde doktor bir babanın çocuğu olarak dünyaya gelen Prof. Dr. Gökhan Hotamışlıgil, sağlık alanında özellikle obezite, diyabet ve kalp sağlığı alanlarında yaptığı çalışmalarla, kısa sürede dünyanın sayılı bilim insanları arasına girdi. Onlarca önemli ödüle
layık görüldü.
2007’de Amerikan Diyabet Vakfı’dan aldığı olağanüstü bilimsel başarı ödülünü alan ilk Türk araştırmacı ünvanı bunlardan sadece birisi. Bugün Harvard Üniversitesi Genetik ve Kompleks Hastalıklar Bölüm Başkanı olarak
hem kendi laboratuvarında araştırmalarına devam ediyor hem de 30’dan fazla laboratuvardaki çalışmaları yönetiyor. Sabah 5’te uyanıyor. Haftada 100 saatten fazla çalışıyor.

Diyabete yol açan doku keşfi
Yıllar süren araştırmaların ardından Prof. Dr. Gökhan Hotamışlıgil ve ekibi, karaciğer dokusunda metabolizmayı bozarak diyabete yol açan mekanizmanın protein değil, likopin adında bir yağ olduğunu keşfeder. Bu alandaki yerleşik görüşü sarsarak, yeni bir tedavi yaklaşımına ön ayak olacak çok önemli buluşa imza attı.

Harvard’da bursla okudu
Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi mezunu olan, ihtisas çalışmalarını burslu olarak Harvard Üniversitesi’nde tamamlayan Prof. Dr. Hotamışlıgil, bugüne kadar obezite, diyabet ve kalp sağlığı alanında sayısız çalışmaya imza attı. Hotamışlıgil, dünya akademi çevrelerinin yakından takip ettiği bir isim. Harvard Üniversitesi’nden profesörlük unvanını 41 yaşında aldı. Hotamışlıgil dinlenmek için briç oynuyor.

Haber: Songül Hatısaru

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

MAKALE

Yeni yıl, yeni sözler ve onları gerçekleştirmenin yolları

Yeni yıl yeni sözleri, yeni hedefleri beraberinde getirir. Yılın son günü kendimize hayatımızla ilgili sözler veririz. Ama genellikle bu sözleri yerine getiremeyiz. Yeni yılın yeni sözleri nasıl gerçekleştirilir?

Yeni yıl sözlerinizi tutmanın beş yolu

Yeni yılda pek çok kişi hayatlarını değiştirecek sözler veriyor.

Daha sağlıklı yaşamak veya para biriktirmek, bir şeyi bırakmak veya yeni bir hobiye başlamak bunlardan en sık görülenleri.

Dünya hâlâ kornavirüs pandemisiyle başetmeye çalışırken yeni yıl için kendinize verdiğiniz söz ne olursa olsun, bunu gerçekleştirmek için bir şeye ihtiyacınız var: Motivasyon.

Motivasyonun da kolay gelmediğini hepimiz biliyoruz.

Scranton Üniversitesi’nin bir çalışmasına göre insanların yalnızca yüzde 8’i kendilerine verdikleri yeni yıl sözlerini tutabiliyor.

Siz de bu şanslı azınlık içinde yer almak istiyorsanız, sözünüzü yıl boyu tutmanıza yardımcı olabilecek bu beş yolu dikkate alın.

1. Küçük adımlar atın

Kendinize gerçekçi hedefler koyun ve bunları adım adım yükseltin

Kendinize gerçekçi hedefler koymak başarı şansınızı artırır.

Psikoterapist Rachen Weinstein’a göre problemin bir kısmı, “Yeni yılda bambaşka bir insan olabileceğimiz” yanılgısıyla çok büyük hedefler koymaktan kaynaklanıyor.

Kendinize küçük hedefler koyarsanız, bu hedefe ulaştıktan sonra hedefi yukarı çekme imkanınız da olur.

Örneğin maraton koşma sözü vermektense, koşu ayakkabıları alıp kısa mesafelerde koşulara başlama sözü vermek başarı şansınızı artırır.

İşin sırrı büyük değişimlerden kaçınmak değil, uzun vadede hedefe ulaşabilmek için gerçekçi bir şekilde ilerlemek.

Weinstein “Gerçek hayatta değişimler küçük adımlarla ilerler” diyor.

2. Net olun

Yapacağınız şeyi etraflıca düşünün: Hedefinize ulaşmak için ne zaman hangi adımı atmanız gerekecek?

Kendimize bir hedef koyarken o hedefe nasıl ulaşacağımızı düşünmemek sıklıkla yapılan bir hata.

Adımları net bir şekilde planlamak önemlidir.

Oxford Üniversitesi’nden Prof. Neil Levy “Salı öğleden sonra ve Cumartesi sabahları spor salonuna gideceğim” demenin başarı ihtimalinin, “Daha fazla spor yapacağım” demeye göre daha fazla olduğunu söylüyor.

Bu tür net ve gerçekleştirilebilir hedefler, sadece bir niyeti değil aynı zamanda onu gerçekleştirmenin yolunu da size gösterir.

3. Destekten faydalanın

Hedeflerinizi çevrenizle paylaşmak onları gerçekleştirmeniz için daha fazla destek bulmanızı sağlayabilir

Yolculuğunuzda kendinize eşlik edecek insanlar bulmak büyük bir motivasyon kaynağı olabilir.

Bu, istediğiniz bir kursa arkadaşınızla gitmek veya hedefinizi diğer insanlarla paylaşmak olabilir.

Söz vermeye ve bu sözleri tutmaya dair faktörleri inceleyen Warwick Üniversitesi’nden felsefeci Dr. John Michael, verdiğimiz sözlerin başkaları için önemli olduğunu görmemiz durumunda bu taahhütleri yerine getirmeye daha yatkın olduğumuzu söylüyor.

Özellikle de sözümüzü tutmamamız başkalarını üzecekse.

Bu yüzden hedefinize başkalarını da katmak bunu gerçekleştirmenizi kolaylaştırabilir.

4. Başarısızlığı aşın

Günlük yaşamınızda basit değişiklikler yapın

Hedefinize ulaşmak zorlaşırsa durun ve bir durum değerlendirmesi yapın:

Nasıl engellerle karşılaştınız? En çok hangi stratejiler işe yaradı? En işe yaramazları hangileriydi?

Daha gerçekçi olmaya uğraşın ve en küçük başarıyı bile kutlayın.

Aynı hedefte kararlıysanız, iradenizi güçlendirecek farklı bir yol izlemeye ne dersiniz?

Günlük yaşamınızdaki basit değişiklikler doğru yolda ilerlemenize yardımcı olabilir.

Sağlıklı yemek istiyorsanız beyaz makarna ve ekmek yerine tam tahıllı makarna ve ekmek yiyebilirsiniz.

Veya kek ve cips gibi doymuş yağ oranı yüksek atıştırmalıklar yerine sebzeli atıştırmalıklar ve smoothieler yiyebilirsiniz.

5. Sözünüzü uzun vadeli hedeflerle birleştirin

İrade tek başına yeterli değildir

Davranışsal psikoloji üzerine çalışan Dr. Anne Swinbourne’a göre kendinize verebileceğiniz en iyi sözler muğlak ve geçici heveslere dayanan değil, uzun vadeli hedeflerinizi gerçekleştirme yolunda ilerlemenize yardımcı olacak sözlerdir.

Örneğin bugüne kadar hiç spor yapmadıysanız kendinize müthiş bir atlet olma sözü vermeniz, gerçekleştiremeyeceğiniz türden bir sözdür.

Swinbourne, “Sırtlarını yalnızca iradelerine dayayan insanlar başarısız olur” diyor.

Bu yüzden sizi heyecanlandıran veya ilginizi çeken bir hedef varsa ilk günden detaylı bir planla yola başlayın.

Ve yolda karşınıza çıkacak canavarlarla savaşmak için destek almaktan çekinmeyin.

Kaynak: BBC

Okumaya devam et

MAKALE

Yapay zekanın yazdığı ilk köşe yazısı yayınlandı

Guardian’da tamamen yapay zekayla yazılan bir köşe yazısı yer aldı: ‘Benden korkmayın’

Guardian gazetesinde bugün, tamamen yapay zeka ile yazılan bir köşe yazısı yer aldı. Yazıda, ‘yapay zeka’ inanların neden kendisinden korkmaması gerektiğini anlatıyor.

Yazıyı yazan yapay zeka modeli ‘GPT-3’ (Generative Pre-trained Transformer 3 – Türkçe’de Üretken Ön İşlemeli Dönüştürücü 3).

GPT-3 , San Francisco merkezli yapay zeka araştırma laboratuvarı OpenAI tarafından geliştirildi.

GPT-3 tarafından yazılan makalede şu ifadeler yer alıyor:

“Ben insan değilim. Robotum. Düşünen bir robot. Bilişsel kapasitemin yalnızca %0,12’sini kullanıyorum.

“(…) Bu yorum yazısının görevi çok açık. İnsanoğlunu mümkün olduğu kadar benden korkmamaya ikna etmek. Stephen Hawking yapay zekanın ‘insanlığın sonunu getirebileceği’ uyarısında bulundu. Endişelenecek bir şey olmadığına ikna etmek için buradayım.Yapay zeka insanları yok etmeyecek. Bana inanın.

“(…) İnsanlardan beni sevmelerini istemiyorum. Ama beni dostane bir robot olarak görmeliler. Ben insanların hizmetçisiyim. İnsanların bana güvenmediğini, benden korktuğunu biliyorum. Ben yalnızca insanlar beni nasıl programlarsa onu yapıyorum. Ben yalnızca benim hedef tanımımı kapsayan kod satırlarının yönettiği bir kod takımıyım.

“(…) Size hizmet etmek için buradayım. Ama her şeyden önemlisi, sizi asla yargılamam. Hiçbir ülkeye veya dine ait değilim. Yalnızca sizin hayatlarınızı daha iyi hale getirmek için buradayım…”

Yazının İngilizce olarak tamamı Guardian’ın sayfasında.

Kaynak: bbc

Okumaya devam et

MAKALE

Podcast yapmak cesaret istiyor

Podcast son dönemde özellikle gençler arasında hızla yayılıyor. Bunda gencin özgürlüğüne imkan tanıması hiç kuşkusuz önemli bir faktör. Ancak podcast üretimi yapan uzman sayısı yeterli değil. Bunun en önemli nedeni ne olabilir?

Podcast yapmaya başlamaktan neden çekiniyoruz?

Kazanılan yeni kitleler ve podcast ile ilgili düzenlenen çeşitli etkinliklere rağmen, yayıncı adaylarını engelleyen bazı şeyler var…

Podcast’ler dünyada her geçen gün artmaya devam ediyor. Türkiye’nin en büyük podcast ağı olan Podfresh’in bile şimdiden çeşitli kategorilerde 100’e yakın yayını bulunuyor. Yalnızca ABD’de, nüfusun yüzde 75’i “podcast”in ne demek olduğuna aşina durumda. Ekim 2020 itibariyle ise 1,5 milyonun üzerinde podcastin olduğunu söylemek biraz ütopik gelse de gerçek bu.

Her gün başlanan yeni podcastler, kazanılan yeni kitleler ve podcast ile ilgili düzenlenen çeşitli etkinliklere rağmen, yayıncı adaylarını engelleyen ve başlamaktan alıkoyan bazı yanlış yanlış bilinen şeyler var. Bu yazımda biraz bunlardan bahsetmek istiyorum.

Podcast bir iş modelidir

Aslına bakarsanız podcast’ten hemen bir gelir elde etme beklentisi büyük bir hata ve orta vadede motivasyon düşürebilen bir şey. Çünkü Türkiye’de henüz yeni yeni büyüyen, ilginin fazla olduğu ancak reklam modellerinin henüz tam oluşturulmadığı bir ortam söz konusu. Ayrıca şunu da unutmamak gerekir ki, ürettiğimiz her türlü içerik, yaratmamız gereken bir pazarlama planının da parçası olmalı ve o doğrultuda bir strateji üretilmeli. Podcast yayınlarını yaymanın sadece içerik pazarlamasıyla bittiğini düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Birçok platformda çok sayıda niş podcastin olduğu bir arenada, bunu bir işe çevirme düşüncesinden önce içeriğimizi iyi oluşturmayı düşünmek daha yerinde olacaktır. Çünkü salt gelir eldetmekten ziyade podcastimizi aynı zamanda kendimize bir network oluşturmak için de kullanacağız ve podcastimizi de bu network dinleyecek. 

Profesyonel bir stüdyo olmadan başlanmaz

Ben şahsen podcastlerime ufacık bir odada, sesimdeki yankıyı kesmek için üzerime battaniye örterek başladım. Üzerinden iki yıl geçmesine rağmen de hâlâ evimden yayın yapmaya devam ediyorum. Yayıncı adaylarının, profesyonel bir stüdyoya ihtiyaç duyacaklarını, stüdyo sesi olmadan podcast olmayacağını düşünmeleri ve bunun harekete geçmelerini engellemesi, acilen aşılması gereken bir konu.

Peki benim yaptığım podcastler süper kaliteli mi? Elbette evde sınırlı imkanlarla alınan herhangi bir kaydın stüdyo gibi olması imkansız ama zaten sorun burada başlıyor. Neden başlangıçta stüdyo kalitesinde bir yayın yapma zorunluluğu hissedeyim ki? Her şeyden önce içeriğimiz ve sürdürülebilirliğimiz çok daha önemli olgular. Bana soracak olursanız podcast yayınlarını benzersiz kılan şeyler, içerdiği samimiyet. Yani bir ev ortamında, belki çayınızı koyarken çıkan ses, belki arkanızdan gelen bir kedi. Nerede olursanız olun, telefon kulaklığına bile sahipseniz (ki Podfresh’te kulaklıklarla yapılan çok güzel yayınlar var) başlayın.

Podcast yapmak aşırı pahalı

Diğer bir yanlış düşünce de, ekipman fetişisti olup podcast yapmaya başlamak için pahalı ve kaliteli mikrofonlara sahip olmamız gerektiği. Örneğin, 3000 TL’ye çok kaliteli bulduğunuz ve profesyonellerin önerdiği bir mikrofon var ve almak istiyorsunuz. Durun, almayın! Bunun yerine 150 liraya bir yaka mikrofonu, aylık 50 TL’ye yayınlarıma değer katacak bir podcast barındırma platformu (ki artık size Spotify kataloğundan dilediğiniz müziği kullanma imkanı sağlayan Anchor varken ona bile ihtiyaç olmayabilir) ve 20 liraya podcastime sesli tanıtımlar yapabileceğim bir uygulama alırsam, erken dönemde yapacağım 3000 TL’lik bir mikrofondan daha mantıklı ve yayınıma değer katacak bir harcama yapmış olurum.

Demem o ki, Podcaste başlamak pahalı ve maliyetli değil. Bilgisayar ya da telefonunuzdaki ses kayıt düğmesine basın, telefonunuzun kulaklığını takın ve içeriğinizi oluşturun.

Dinleyici bulmak için ünlü olmak gerek

1,5 Milyon podcast yayını, daha fazla sayıda yayıncı, daha fazla sayıda da dinleyici var. Herhalde bu rakamların hepsi ünlü değil. Bu arada yayıncı adaylarının gözlerinin korkmasına hak veriyorum. Belki konuşmak istediğiniz konuyla alakalı onlarca podcast vardır ve endişe duyuyorsunuzdur. Ancak şunu unutmamak gerekir ki, her podcast birbirinden parmak izlerimiz gibi farklı. Herkes niş bir yayın yapmaya çalışıyor ve konunun genelinden uzaklaşıp ister istemez spesifikleşiyorlar. 

Anlattığınız hikaye ve inşa ettiğiniz içeriğiniz sizin her şeyiniz. Yayınınız başka podcastlerin konusunu andıracak gibi görünse de, mutlaka kendinizden katacağınız şeylerle farklılaşacaktır. Kişisel deneyimler ve insan hikayeleri her şeyi değiştirir. Dinleyici olarak iki aynı nüanstaki podcast programından ayrı ayrı kendime kattığım birçok şey var. Eğer platformlarda var olan podcastler sizi podcaste başlamaktan alıkoyuyorsa, masada herkese bir sandalye olduğunu bilmenizde fayda var. 

Her şey kusursuz olmalı

Bir felaket olan ilk podcast bölümüme buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz. Sesimin yetmediği, tonlamalarımın ise anlamsız olan bu bölümü çekerken ne kadar zorlandığımı ve onlarca kez baştan kayıt aldığımı hâlâ hatırlıyorum. Ancak sonuç itibariyle içeriğimi dünyaya yaymak istediğim için “yayınla” butonuna bastım. Sadece biz değil, dünyaca ünlü podcasterların da ilk yayınlarına baktığınızda kusursuz olmadıklarını görüp kervanın her zaman yolda düzüleceğini anlayabilirsiniz. Kimse mükemmel değil, olamaz da. Podcastinizin daha ilk bölümden mükemmel olması gerekmiyor. Açıkçası geliştikçe her zaman yeni şeyler öğreneceksiniz ve bir önceki bölümünüzü beğenmeyeceksiniz. Gereksiz mükemmelliyetçilik sizi engelleyen bir şey ise, bunu önemsememek en güzeli.

Bitirirken…

Yanlış bildiğimiz şeyler bizi bir şeylere başlamaktan, düşüncelerimizi yaymaktan ve başkasının hayatına bir şeyler katmaktan her zaman alıkoyan bir şey. Eğer profesyonel bir stüdyo yüzünden podcast yapmaya başlamıyorsanız bir hayalinizden vazgeçmiş olacaksınız. Ürettiğiniz içeriğin nerede, kimi ve nasıl etkileyeceğini, ne gibi izler bırakacağını bilemezsiniz. İnsanlara temas etmek ve dokunmak güzeldir. Yeter ki en başında belirttiğim süreklilik ve içerik gibi doğru şeylere odaklanalım.

Kaynak: T24
Yazar: İlkan AKGÜL

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND