Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Farklı bir starın önlenlenemez yükselişi…

O ”Züğürt Ağaydı”, o ”Aşk Filmlerinin Unutulmaz Yönetmeni”, sonra ”Eşkıya” oldu. Yıllar öncesinin ”Badi Ekremi” Şener Şen”in başarı yolculuğu hızlı, ucuz ve çabuk olmadı. 1970’li yıllarda, artist yarışmalarıyla filan değil, zor yoldan, önce tiyatroda, sonra da sinemada figüranlıkla başlayan oyunculuk kariyeri, yan rollerden başrollere doğru yavaş ve emin adımlarla yükselirken, canlandırdığı tiplemeler de giderek gerçeğe çok yakın karakterlere dönüşmüştü. Gelin bu kişisel serüvene daha yakından bakalım.

Herkese pek nasip olmayacak kendine özgü oyun gücü, onu káh züğürt bir ağa, káh namussuzluğa zorlanan namuslu mutemet, káh kaybetmiş organizatör Muhsin Bey ya da çıplak bir vatandaş olarak Türk Sineması’nın unutulmayacakları arasına yerleştirmişti. Son olarak, Gönül Yarası’ndaki rolünden dolayı 42. Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde En İyi Erkek Oyuncu Ödülü’nü alan Şener Şen, filmlerinde ne kadar anti-kahramansa özel hayatında da o kadar anti-star. Oyunculuğu dışında hiçbir şekilde gündeme gelmedi. Antalya’da son ödülünü aldıktan sonra da aynı şeyi yaptı: Ne sağda solda yorumlarda bulundu, ne birine laf attı. Çünkü, her ne kadar iyi bir oyuncu oğluysa da bugünün alışılmış starlarından çok farklı bir geçmişe ve hayat anlayışına sahip bir sanatçı: Adana’da çocukluktan İstanbul varoşlarında fabrika işçiliğine, Sirkeci’de işportacılıktan üç gün yürümeyle varılan köy okulu öğretmenliğine, bambaşka yerlerden gelip sinemada bu kadar başarıya imza atmak kolay değil. Çünkü, Şener Şen olmak kolay değil…

26 Aralık 1941’de, Adanalı Ali Bey ve Mürvet Hanım’ın üç çocuğundan ilki olarak Adana’da dünyaya gelir. Marangoz babası Ali bey, Halkevi Tiyatrosu’nun dekorlarını yaparken oyunculuğa merak sarmış, sonra da bütün hayatını 500 civarında filmle Türk Sineması’na vermiş, ünlü oyunculardan Ali Şen’dir. Dolayısıyla yürümeye başladığı yer, Adana Halkevi Tiyatrosu’nun kulisi olur. Yeteneği ve işine duyduğu saygısı, disiplini babasından yadigardır ama tiyatro kulislerinde kendi emin adımlarını atana kadar köprünün altından çok başka sular akacaktır.

O dokuz yaşındayken İstanbul’a taşınırlar. Adana kentinden İstanbul’un o dönem henüz gecekondu mahallesi olan Zeytinburnu’na geldiklerinde Şener Şen henüz dokuz yaşındadır. Babası Ses Tiyatrosu’ndan Yeşilçam’a geçip ünlü bir sinema sanatçısı olduğunda ise haylaz bir lise öğrencisi. Şener Şen ve haylazlık kelimesi yan yana gelince pek inandırıcı değildir aslında, öğretmenleri de çok şaşar bu duruma ama o öyle bir dönemdir işte.

Ortaokulu bugün Tarık Akan’ın sahibi olduğu Bakırköy’deki Taş Mektep’te sorunsuz bitiren Şen, haylazlıktan lise 1’i üç yılda geçemez, belge alır. O yıllarda yaptığı tek kaydadeğer şey, Cağaloğlu’ndaki Yeşil Sahne’de, Cüneyt Türel, Seden Kızıltunç, Mete İnselel’in de aralarında olduğu bir grupla amatör tiyatroculuktur. Ancak aklının köşesinden bile geçmez ileride oyuncu olmak ya da herhangi bir şey olmak…

ÜNLÜ OYUNCUNUN İŞPORTACI OĞLU

Ancak okula gidememek de sıkıcıdır. Zeytinburnu İplik Fabrikası’na işçi olarak girer ve Akşam Lisesi’ne yazılır. Okulda o kadar öğrenciye benzemeyen insan vardır ki, biraz da kulak dolgunluğu olduğundan, neredeyse iftiharlık hale gelir. Sonunda dördü Akşam Lisesi’nde olmak üzere toplam yedi yılda liseyi bitirir. Bu arada, ünlü bir oyuncunun oğlu olarak, Sirkeci’de işportacılık, Sirkeci-Karaköy hattında şoförlük yapar. Lise diplomasını eline alınca artık haylazlık devri de biter. O yıl Milli Eğitim Bakanlığı’nın açtığı ve lise mezunlarının öğretmenlik yapmasına olanak sağlayan sınava girer, daha önce lisede hiç çalışmadığı kadar çalışır ve sınavı veren beş kişiden biri olur. Altı-yedi ay Kocaeli’de çalıştıktan sonra, Muş’un Malazgirt ilçesinin en uzak köyü Fenek’e atanır.

Köy Malazgirt’e 70 kilometre uzaktadır ve gitmek için tek yol vardır: İki ya da üç gün yürümek. Beş sınıfı birden aynı derste okuttuğu ve tek bir radyoyla oyalandığı bu köyde geçirdiği 2,5 yıl, hayatı sorguladığı dönem olur. İstanbul’a oyuncu olma kararıyla döner.

Kararını açtığı babası, sinemada kamera arkasını da deneyebileceğini söyler. Böylece, Nejat Saydam’ın yönetmeni olduğu Acar Film’de üçüncü asistan olarak işe girer ama aklı tiyatro oyunculuğundadır. İkinci asistan Ergun Köknar’dan Şehir Tiyatroları’na zaman zaman dışardan eğitimsiz oyuncular alındığını öğrenince soluğu orada alır. Ancak o sırada öyle bir ihtiyaç yoktur. Bu işi o kadar ister ki, ‘biz sizi ararız’a kanmaz, ‘ben para istemem, geleyim, siz kadro açılınca alırsınız’ der.

Büyük bir mutlulukla adım atar sahneye… Kahvede oturan adam, başrol oyuncusunun arkasından geçen adam, kalabalık Roma senatosunun konuşmayan senatörlerinden biri, genç uşak, yaşlı uşak, tarla faresi gibi ‘rol’lerle tam bir yılı geçer. Kadro da açılmaz. Bu yüzden önceki yıllardaki gibi 70 kilometre olmasa da Tepebaşı-Etiler arasında yürüdüğü çok olur. O dönem babadan para istemek ayıptır.

SİNEMAYA EK İŞ OLARAK BAŞLADI

Ancak hep ortalarda -sahnede- olması sonunda işe yarar, giderek küçük roller almaya başlar, mesela Romeo’nun adamı Balthazar olur ve bir yıl içinde kadroya geçtiği gibi, hızla yükselir. Komedi, dram ya da trajedi, önemli tiyatro oyunlarında başrolleri alır, yönetmen yardımcılığı yapar.

Ancak çok sevdiği tiyatrodan aldığı 450 liralık maaş yetmediği için, ek iş olarak sinemaya dublaj ve günde 100 lira aldığı için figüranlık yapmaya başlar. Yani Şener Şen olmadan önce, Cüneyt Arkın’ın arkasında duran mızraklı adam, Kartal Tibet’e servis yapan garson, esas oğlanın gittiği barda danseden adamdır uzun süre… Hizmetçi Dediğin Böyle Olur, Çıldırtan Arzu, Dokuzuncu Hariciye Koğuşu, Altın Prens Devler Ülkesinde figüranlık yaptığı sayısız filmden birkaçıdır. Giderek o roller de büyür ve ilk dişe dokunur rolü 1975’te Hulki Saner’in yönettiği, bir Ahmet Özhan-Hale Soygazi filmi olan Bak Yeşil Yeşil’de oynar. Sinema kariyerinin dönüm noktası, herkesin ‘efsane’ ve sinema okulu olduğunda birleştiği Arzu Film’in babası Ertem Eğilmez tarafından çağrılması olacaktır.

O sıralar ikinci Hababam filmini çekecek olan Eğilmez, beden eğitimi öğretmenini aramaktadır. Üç dakika sürmez onu seçmesi. Şen de anlayamaz hiç oynatmadan kendisinde Badi Ekrem’i nasıl gördüğünü. Ama görmüş, onun da Arzu Film yılları başlamıştır. Sinemanın ciddiye alındığı, filmlerin laf ya da prestij olsun diye çekilmediği, muhteşem ekipli, disiplinli bir yerdir burası. Tam ona göredir yani. Doğruyu söylemek gerekirse sinemanın ne olduğunu orada öğrenir. Bugüne kadar hep birlikte çalışacağı senarist ve yönetmen Yavuz Turgul’la orada tanışır. Yıllarca çok gişe yapan Hababam, Kemal Sunal, Adile Naşit-Münir Özkul, Müjdat Gezen, İlyas Salman filmlerinde yardımcı rolleri hakkını vererek oynar, esas oğlanlar kadar dikkat çeker.

Çünkü, geçtiğimiz şubatta Kabalcı Yayınları’ndan çıkan Türk Sinemasında Şener Şen adlı kitabının yazarı Giovanni Scognamillo’ya göre, ideal bir komedyendir. Şaklabanlık yaptığında bile. Bazen çizdiği karakter karikatüre benzeyebilir, tekrara düşebilir ama bir anda çok yerinde bir tepki, bir mimik, bir söz, kaş göz işareti yaparak gerçek kişiliğini ortaya koyma özelliğine sahiptir. Böylece karakterleri salt karikatür olmaktan çıkarır inandırıcı hale getirir.

Bu filmlerin önemli bir kısmında ama ağa, ama belediye zabıtası ya da Osmanlı komiseri olarak kötüyü ve üçkağıtçıyı oynar, ancak Şener Şen kötü olamaz ki! En fazla, kötülüğün parodisini, taşlamasını yapar. Yönetmen Yavuz Turgul’a göreyse, ortaoyununun modern bir temsilcidir. Olduğu yerde duran bir şeyi alıp taklit etmek yerine, ona bambaşka şeyler ilave ederek, yeni bir oyunculuk yaratmaktadır.

ONA ASIL KARAKTER OYUNCULUĞU YAKIŞTI

Dikkatini çektiği sadece izleyici değildir, dönemin ‘kral’ yapımcılarının gözüne çarpmaması imkansızdır. Yapımcılar Ertem Eğilmez’e, ‘Cüneytli film çekelim’, ‘Kemalli film çekelim’ dedikleri gibi, bir gün de ‘Şenerli film’ isterler. O güne kadar başrolü hiç düşünmeyen Şen, yapımcıların istediğini değil, kendi istediğini, Namuslu’yu çekmeyi önerir. Tutmazsa ‘başrol’ hayatı başladığı gibi bitecektir. Şen, kendisi gibi konuşur: ‘Eee bitsin, ne olacak?’

Onun derdi başrolde oynamak değil, oyunculuk yapmaktır. Her şekilde yapabilir. Tek şartla, inandığı roller olmalıdır. Namuslu o yıl ilk on film arasına girer. Hemen hepsi de başarı kazanacak diğer filmleri gibi… Ertem Eğilmez’in bir senarist ve oyuncu olarak buluşturduğu Yavuz Turgul ve Şener Şen, sonraki yıllarda, kendi ortak çizgilerini oluşturacak ve usta yönetmen- usta oyuncu olarak birbirinden başarılı filmlere imza atmaya başlayacaktır.

Dramatik güldürüden tamamen karakter oyunculuğuna geçtiği filmlerdir bunlar; Muhsin Bey, Aşk Filmlerinin Unutulmaz Yönetmeni, Gölge Oyunu, Eşkıya ve son olarak Gönül Yarası gibi, eskiye saygıyla, nostaljiyle, günümüz değerlerine getirdiği eleştirilerle, kendini daha bulduğu, ifade ettiği filmler… Az ama öz.

Filmlerinde giderek ne kadar devleştiyse, özel ve gündelik hayatında da o kadar ‘sıradan’ olmayı seçen bir star olmasıyla da farklıdır. ‘Şener Şen diye bir oyuncu! Ee ne yapalım?’ diyecek kadar… İşini iyi yapan herhangi birinden farkı yoktur ona göre. Küçük evinin bulunduğu Cihangir’de, Beyoğlu’nda yürüyüş yaparken kimsenin dikkatini çekmemeyi başarır. Film çevirmediği zamanlarda -ki bu onun seçimidir, her projeye, her açık çeke evet demez- kaygı duymaz. Bundan sonra hiç film yapmasa ne olur? Onu çok mutlu eden, birçoklarına nasip olmayacak iyi filmlerle dolu bir geçmiş vardır arkasında. Yok yok olmaz Şener Bey, hayranlarınız yeni filmlerinizi bekler…

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Spor Dünyasından Resimli Şampiyon Sözleri

spor dünyası sözleri, şampiyonluk, şampiyon sözleri mümin sekman, şampiyon sözleri kitap, şampiyon sözleri, şampiyon

Şampiyon Sözleri Mümin Sekman tarafından yazıldı. Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesinin bulunduğu Şampiyon Sözleri kitabından sizler için en güzel ve motivasyon sağlayıcı sözleri seçtik.

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

ŞAMPİYON SÖZLERİ ARKA KAPAK YAZISI

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

SPOR DÜNYASINDA BAŞARILI OLMAK

Pes etmeyi bir kez öğrendin mi alışkanlığa dönüşür.

Vince Lombardi

Kan, ter ve saygı. İlk ikisini verir, sonuncuyu kazanırsın.

Dwayne Johnson

Yapmadığın atışları asla sayıya çeviremezsin.

Larry Bird

Zayıf olana herkes acır, “kıskanılmak” ise çabayla kazanılır.

Arnold Schwarzenegger

Olduğun yerden başla. Elindekini kullan. Yapabildiğini yap.

Arthur Ashe

Bir olimpiyat şampiyonu, size birebir başarı koçluğu yapsa ne kazanırdınız? 

Lazer gibi odak, çelikten bir irade ve ateşli motivasyon! 

Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesi bu kitapta. Şampiyonlar şöhret, servet, kudret, marifet, zafer ve hezimet üzerine hayat dersleri veriyor. Hayatın zorlu “unvan maçları”na çıkarken, mücadele gücünüzü artıracaklar. 

Bu kitap şampiyon sporcular kadar, işinin şampiyonu olanlar için. Hayatın olimpik mücadelesinde yarışan CEO’lar, TUS adayı doktorlar, genç girişimciler veya üniversite adayları “zorlu zamanlarda güçlendiren fikirler” bulacak.

“Yetenek yoksulun servetidir,” der John Wooden. Yeteneği şöhrete, şöhreti servete, serveti kudrete, kudreti de daha büyük başarıya çevirmenin sistemini keşfedeceksiniz. 

Şampiyonluk bir zihin durumudur. Kazanmak için oynamak bir dünya görüşüdür. İnsan kendi hayatının şampiyonu olabilir. İçinde ve işinde “şampiyon zihniyeti inşa etmek” isteyenlere en kapsamlı kaynak…

Kitapta Muhammed Ali’den Pele’ye, Tiger Woods’tan Michael Jordan’a, Katarina Witt’ten Bruce Lee’ye, Roger Federer’den Ronaldo’ya alanın en iyileri kişisel sırlarını ve profesyonel sistemlerini anlatıyor. Çoğu kazanma taktiği Türkçeye ilk kez çevrildi. Türkiye’nin “başarı yazarı” Mümin Sekman da efsanelerin başarı sistemini analiz etti.

Hayatı bir şampiyon gibi yaşamak isteyenler ve şampiyonluktan başka bir hayat düşünemeyenler için… Daha ileriye, daha yükseğe, daha güçlü ve daha hızlı!

Okumaya devam et

MAKALE

Evlat edinilen çocuklar ve güvenli bağlanma süreci

yakın ilişkiler, evlat edinme, evlat edinilen çocuklar, çocuk, bağlanma

Evlat edinilen çocuklar, diğer çocukların uğraşmak zorunda kalmayacağı deneyimler yaşıyorlar. Bu deneyimler, evlat edinilen çocuklarda kaygı veren davranışlara yol açabilir. Peki, bu durumu nasıl baş edebiliriz? İşte yanıtı…

Evlat Edinilen Çocuklarda Bağlanma

Bağlanma teorisini ortaya atan John Bowlby’e göre bir çocuğun birine bağlanması; korktuğu, yorgun ya da hasta olduğu durumlarda özel olarak o kişinin yakınında ve o kişiyle iletişim içinde olmak istemesi anlamına geliyor1. Çocukların bağlanma stilleri güvenli, güvensiz (kaygılı veya kaçınmacı) ve düzensiz-güvensiz olmak üzere üçe ayrılıyor1. Ebeveynlerine güvenli bağlanan çocuklar, hem etraflarındaki dünya üzerinde bir etkileri olduğuna dair kendilerine hem de kişilerarası ilişkilerinde ebeveynlerine güveniyorlar1. Bu sayede problem çözme yeteneklerine daha fazla güvenen çocuklar, daha özgür bir biçimde dünyayı keşfedebiliyorlar1. Buna karşılık güvensiz bağlanan çocuklar gelişimleri boyunca bu keşif süreçlerini güvenle gerçekleştiremedikleri için daha fazla sorun yaşayabiliyorlar. Özellikle düzensiz-güvensiz bağlanan çocuklarda davranış bozuklukları ve psikopatoloji görülme olasılığı daha yüksek oluyor1.

Yapılan araştırmalarda evlatlık çocuklarda daha sık güvensiz ve düzensiz-güvensiz bağlanma stilleri, ideal olmayan çocuk-ebeveyn ilişkileri, tepkisel bağlanma bozukluğu ve rastgele arkadaşlık davranışları olduğu görülüyor1, 3, 4, 5. Evlat edinilmiş çocukların arasında güvensiz-düzensiz bağlananların fazla olmasına aslında bu grupta yetimhanede yetişmiş çocukların sayısının daha çok olması sebep oluyor. Çünkü yetimhanelerden çıkmış evlatlık çocuklar, çok küçük yaşta biyolojik ebeveynlerinden ve yetimhanede karşılaştıkları bakıcılardan sürekli ve sık sık ayrılmak zorunda kalıyorlar1, 4. Temel ebeveyn bakımından yoksun kalmanın getirdiği stres, çocukların beyinlerinin stresle baş etmeyi sağlayan bölümünün diğer çocuklarınkine göre daha farklı çalışmasına ve strese uygun tepki verilmesini sağlayan kortizol hormonunun daha az salgılanmasına sebep oluyor8. Bu işlevsel farklılıklar, çocuklarda zihinsel hastalıklar görülmesine ya da strese yeterince uygun tepki veremedikleri için gençliklerinde daha riskli davranışlar sergilemelerine yol açabiliyor8.

Yetimhaneden çıkıp evlat edinilen çocuklarda yeni ebeveynlerle bağlanmanın oluşabilmesi ve çocukların işlevselliklerinde buna bağlı olumlu gelişmeler görülebilmesi için çocuk ile ebeveyn arasındaki ilişkinin çocuğun önceki bakıcılarıyla olan ilişkisinden farklı olarak stabil, tutarlı ve kaliteli olması gerekiyor. Yapılan bir araştırmada hayatlarının ilk yıllarını yetimhanede sık sık bakıcı değiştirerek geçirmiş çocukların -en uzunu dokuz ayda olmak üzere- %40’ının ilk 3 ay içinde yeni ebeveynlerine bağlandıkları görülüyor5. Ancak çocuklarda bu şekilde bağlanma davranışlarının gözlenmesi, bağlanma stillerinin kesin olarak güvenli olduğu anlamına gelmiyor. Romanya’daki yetimhanelerde yetiştikten sonra evlat edinilmiş çocuklarla yapılan bir araştırmada, Kanadalı çocuklar ve dört aylıktan önce evlat edinilmiş çocuklara kıyasla araştırılan grubun belirgin bir kısmının yeni ebeveynlerine daha güvensiz bağlandıkları ortaya çıkıyor6. Bu durum elbette çocukların evlat edinilmeden önce karşılaştıkları, bakıcılar tarafından ihmal edilmek gibi kötü deneyimlere oldukça bağlı.

Yetimhanedeki koşullardan ötürü güvensiz bağlanmaya yatkın olan bu çocukların yeni ebeveynleriyle güvenli bir bağ kurmaları zor görünüyor ancak imkansız değil. Bowlby’ye göre çocukların hayatlarındaki ilk beş yılda karşı karşıya kaldıkları ebeveynlik davranışlarının hassasiyetindeki değişimler, çocukların bağlanma stillerinde ve dünyaya bakış açılarında iyi yönde bir değişim sağlayabiliyor4. Yapılan araştırmalarda bir yaşından önce evlat edinilen çocukların biyolojik ebeveynleriyle yetişen çocuklarla aralarında bağlanma stilleri açısından kayda değer bir fark olmadığı görülüyor4, 6. Genel olarak, evlat edinilme yaşı ile bağlanma stilinin iyi yönde değişmesinin zorluk seviyesinin paralel gittiği düşünülüyor2. Bu duruma sebep olarak bir yaşından küçük çocukların yetimhanelerin kötü şartlarına uzun süre maruz kalmadan ve henüz bağlanma sistemleri gelişmekteyken yeni ebeveynleri tarafından bakım görmeye başlamaları görülüyor6. Ancak aynı paralellik düzensiz-güvensiz bağlanma stiliyle evlat edinilme yaşı arasında bulunmuyor, yaştan bağımsız olarak düzensiz-güvensiz bağlanma stili genellikle yoğun bir şekilde kötü muameleye maruz kalma sonucu oluştuğu için değişmesi de daha zor oluyor4.

Bu istisna göz ardı edildiğinde, evlatlık edinilen çocukların, biyolojik ebeveynleri tarafından yetiştirilen çocuklar gibi bağlanma stillerinin onları evlat edinen anneleriyle oldukça benzer olduğu görülüyor7. Yapılan uzun soluklu bir çalışma da erken ve orta çocukluk dönemlerinde annelerin çocuklarına gösterdiği hassas davranışların çocukların erken yetişkinliklerindeki bağlanma algıları üzerinde olumlu etkisi olduğunu ortaya koyuyor3. Bunun yanı sıra aslında ebeveynlerden en az birinin bile güvenli bir dünya görüşüne (state of mind) sahip olması, çocukların evlat edinilmeden önce yaşadığı travma ve mahrum kalmışlığa karşı koruma görevi görebiliyor7. Yani her ne kadar bağlanma stillerinin güvenliye dönmesi zor gibi görünse de geç evlat edinilen çocukların bile kurumların bakımı altından çıkıp sabit, korumacı ve ilgi gösteren bir aile tarafından bakım görmeleri sosyal ilişkilerinden bilişsel kapasitelerine ve zihinsel sağlıklarına kadar hayatlarının birçok alanındaki gelişimlerinde olumlu etkiler yaratıyor.

Yazan: Rengim Lal Kılavuz
Düzenleyen: Dr. Gizem Sürenkök
Kaynak: www.yakiniliskiler.com

Okumaya devam et

MAKALE

Müşteri memnuniyeti için öneriler

satın alma deneyimi, satın alma, pazarlama, müşteri, marka

Markalar müşterilerine iyi bir satın alma deneyimi yaşatmayı hedefler. Fakat maalesef bu konuda başarılı olan pek az şirket var. Peki, bu durum tam tersine nasıl çevrilir? İşte yanıtı…

İyi Müşteri Deneyimi Yaşatmak Neden Çok Zor?

İnsanın bir markayla ilişkisi sadece o ürünü kullandığı zaman yaşadıklarından ibaret değildir. Bilgi edinmek için internetten yaptığı araştırmalarla başlayan süreç; çağrı merkezi görevlileriyle konuşmalar, satın alma sırasında satıcıların tavırları ve satın alma yolculuğu sonunda yaşadıklarının toplamından oluşan bir marka deneyimidir.

Kısacası müşteri ve marka arasındaki ilişki bu “gerçeklik anlarında” yaşanan tüm adımları içerir.

Rekabetin gerisinde kalmamak için şirketlerin bu gerçeklik anlarının her birini incelemesi ve satın alma yolculuğunun her aşamasını müşteri için kolaylaştırması gerekir. Bunun için insanların motivasyonlarını, yapmak istediklerini anlayıp sonra da markayla ilişkiye girdiklerinde yaşadıkları zorlukları giderecek çözümler üretmesi lazımdır.

Bugün -maalesef- büyük şirketlerin birincil sorunu müşterilerin gerçekten ne istediklerini anlayamamalarıdır. Satın alma deneyimini iyileştirmek için bir araya gelen yöneticiler, çoğu zaman empati güçlerini kaybederler. Tüketicilerin de kendileri gibi insan olduğunu unuturlar. Çamaşır makinesi üreten bir şirket yöneticisi müşteri deneyimine odaklanmak yerine satış noktalarında yaşanan şirket sorunlarına odaklanır. Oysa her marka yöneticisi, günlük hayatta bir başka markanın tüketicisidir. Özel hayatında; o da yaptığı alışverişten şikâyet eden, aldığı ürünün fiyatından yakınan, gereğinde memnun kalmadığı ürünü iade eden olağan bir müşteridir. Fakat yönetici şapkasını giyip kurumsal bir kimliğe büründüğünde düşünceleri ve davranışları değişir. Müşterilerinin çamaşır yıkamakla ilgili gerçek sorunlarını çözmek yerine sosyal projeler üretmeye, toplumsal konulara duyarlılık kisvesi altında konu dışı alanlara kafa yormaya başlar. Tüketicinin bugünkü ihtiyaçlarını çözmek yerine ilgisiz konulara öncelik verir. Kendi kişisel hedeflerine veya kendi departmanının önceliklerine odaklanır.

Benzer şekilde müşteri deneyimini iyileştirmek için uluslararası danışmanlık şirketlerine büyük projeler yaptıran şirketler bile çoğu zaman kendi tüketicilerinin (müşterilerinin) ihtiyaçlarına yalın çözümler üretmek yerine mevcut sorunları daha da karmaşıklaştırırlar.

Oysa tüketiciler markaların vaat ettiklerini hakkıyla yerine getirmesini beklerler.

Dijitalleşmeyle, bugün pazarlama disiplini bir evrim geçiriyor. Satın alacağı ürünü internetten iyice araştıran, tüketici yorumlarını didik didik okuyan yeni nesil müşteriler markaların önüne farklı taleplerle gelmekte. Bütün şirketlerin bu talepleri iyi anlamaları, analiz etmeleri ve bunlara çözüm üretmeleri şart. Aksi takdirde bugünün insanına zorla iteleyerek ürün veya hizmet satmak mümkün değil.

Son yıllarda hayatımıza giren Inbound Pazarlama, modern insanın beklentilerine karşılık veren bir felsefeyi benimser. Yaklaşımı, dijital ortamda edindiği bilgi ile güçlenen modern müşterinin (tüketicinin) yapmak istediğini anlamak ve ona yol göstermektir. Inbound Marketing felsefesi eski usul yöntemler kullanarak, ısrarla bir ürün veya hizmeti zorla satmaya çalışan pazarlama anlayışının tam tersidir.

Inbound Marketing’in hedefi, markayı insanlara itelemek yerine onları markaya çekmek ve gönüllü bir şekilde markadan alışveriş yapmalarını sağlamaktır.

Inbound Pazarlama yöntemini uygulamak isteyen yöneticilere önerilerim şunlardır:

  • Markanın odağına insanı koy. Onun ne yapmak istediğini, amacını anla. Tüketicilerini veya müşterilerini “persona”lar ile tanımlayabilir, onları segmentlere ayırabilirsin ama unutma ki her biri senin benim gibi gerçek birer insandır. Dolayısıyla markanın müşterisinin önce insan sonra tüketici olduğu hatırla.
  • İnsanlar her gün kendilerine zorla bir şeyler satmaya çalışan yapışkan satıcılardan bıktı. Bu nedenle Web sitene ya da mağazana gelen insana hemen satış yapmaya çalışma. Onun ihtiyaçlarını anlayabilmek için sorman gereken bütün soruları sor. Ona bilgi vermekte cömert ol. Kendini bir satıcı gibi değil, o insana yardım etmek için görevlendirilmiş bir yetkili gibi gör.
  • Alışveriş yapan her insanı tedirgin eden birçok konu vardır. Yanlış ürüne veya hizmete para harcamak, verdiği karardan dönememek, satın aldıktan sonra markanın ilgisiz kalacağından endişe etmek… Bunlar insanların “acı noktalarıdır”. Her sektörde insanların markalardan alışveriş yaparken karşı karşıya kaldıkları sayısız acı noktası vardır. Kendi markan için bunların hepsini listele ve bunlara çözüm üret. Bugün Amazon, insanların bütün acı noktalarını çözdüğü için dünyada 1 numara olmuştur.
  • Eğer böyle davranırsan insanlar senin markana güven duyacak ve alışveriş yapmaya gönüllü olacaklardır. Markanı kendilerine zorla satış yapmaya çalışan diğer markalardan ayrı bir yere konumlayacaklardır.
  • Satın alma yaptıktan sonra senin markanla ilişkiye devam edecekler, kendi çevrelerine markanı tavsiye edeceklerdir.
  • Bütün bunları hayata geçirmek ve insanlara iyi bir alışveriş deneyimi yaşatmak için dijital teknolojileri hakkıyla kullan.

Dijital çağda istediği bilgiyi edinebilen, önünde sayısız seçenek olan, istediği markadan alışveriş yapabilen modern insana hitap edebilmek, onu markana çekebilmek, onun aklını ve gönlünü kazanabilmek, onun senin markandan can-ı gönülden alışveriş yapmasını sağlamak için gerekli dijital dönüşümü gerçekleştir.

Bu dijital dönüşümü gerçekleştirmeyen markaların bugünün dünyasında iyi bir alışverişçi deneyimi yaşatmaları ve ayakta kalmaları mümkün değil.

Yazar: Temel Aksoy
Kaynak: www.temelaksoy.com

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND