Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Ey ilham geldiysen haber ver

Yaratıcı işlere imza atanların peşinden koştuğu ilham perisi kimi zaman sokakta, kimi zaman izlenen bir filmde, kimi zaman şarkılarda saklanıyor. Yaratıcılıklarıyla ünlü isimlere ilham perilerini nerede bulduklarını sizin için derledik….

kişisel gelişim

Yaratıcı işlere imza atanların peşinden koştuğu ilham perisi kimi zaman sokakta, kimi zaman izlenen bir filmde, kimi zaman şarkılarda saklanıyor. Yaratıcılıklarıyla ünlü isimlere ilham perilerini nerede bulduklarını sizin için derledik….

İlham perisinin peşinde koşanlar       

Kolay değil öyle bir resmi, senaryoyu, filmi, müziği, heykeli ortaya çıkarmak. Ne büyük sancılar, kıvranmalar barındırır içinde yaratıcılık denen o gizli saklı his… Bazen küçük bir anıdan, bazen toplumu sarsan koca bir olaydan beslenir. Yaratıcısına gece mi, gündüz mü görüneceği belli olmayan bir sevgili gibidir. Oturup beklemekten, sabretmekten, gelmesini ummaktan başka yapacak bir şey yoktur. Belki de bu yüzden yaratıcılık gerektiren işlere hep özenilerek bakılmış, bu işleri yapanlar hayranlıkla izlenmiştir. Yaratıcılık denince akla gelen isimleri bir düşünün… Stephen King’in Korku Ağı adlı romanını çocukluk kabuslarının birinden esinlenerek yazdığını biliyoruz. Salvador Dali’nin, uykuya dalmadan önce eline bir kaşık aldığı, böylece uyuyakaldığında kaşığın yere düşerek çıkarttığı sesle uyanıp zihnindeki rüya imgeleri henüz canlıyken, o muhteşem tablolarını ortaya koyduğu anlatılageliyor… James Cameron’ın Avatar’daki Navileri yaratırken vahşi doğa ve insan arasındaki ilişkiden esinlendiği bir gerçek. Biz de çeşitli sanat dallarından ünlülere yaratıcılık süreçlerini, ilham kaynaklarını sorduk… Birbirinden ilginç cevaplar aldık: 

Sema Ergenekon /Eylem Canpolat – Senarist

Tıkandık mı, birbirimize sıkı sıkı sarılıyoruz…

Yeni bir hikaye çalışmaya başladığımızda sessiz bir ortamda ikimiz bir aradaysak, kahvelerimiz ve keyfimiz yanı başımızdaysa hikayeler kelimelerden dökülmeye başlar. Ofisimizde, karşılıklı masalarda, birbirimizin yüzünü görerek yaratıcı olabiliyoruz. Bazen trafikte pineklerken, evde çocuklarımızla oynarken, yemek hazırlarken, uykudayken ya da bir kafede arkadaşlarımızla sohbet ederken bile aklımıza bir şey gelebiliyor. Yan yanaysak hemen birbirimize söyleriz unutmamak için… Değilsek de hemen mesaj atarız ya da not alırız. Biz çok sıkışmadıkça yazmayı sadece geceye bırakmıyoruz. 

Sema Ergenekon: Çalışırken benim törpüm meşhurdur, uğur getirir! Gümüş’ü yazmaya başladığımızda da puzzle yapıyordum ki o puzzle şu anda ofisimizde asılı. 

Eylem Canpolat: Ben de volta atmayı severim ofiste ve de internette gezinmeyi.. Çünkü çok ilginçtir ki bazen düşünmeniz gereken şeyden uzaklaşırsanız o gelip sizi buluyor. Ofisimizdeki masalarımız ihlam köşelerimiz… Tıkandığımızı hissettiğimizde ofisimizde kara tahtamız var. Bu güne kadar yazdığımız bölüm sayılarını yazıyoruz. Bu kadar hikaye bulduk, bunu da bulacağız diye birbirimizi motive ediyoruz. Sonra derin bir nefes alıp sıkı sıkı sarılıyoruz. Bir kahve, bir gülümsemeyle o anki gerginlik dağılıyor ve biz o gün mutlaka hikayemizi bulmuş halde ofisimizden ayrılıyoruz. 

Sıla/Müzisyen

Yangın varken yazamam!

İlham eğer çat kapı gelmişse mutlaka kayda değer bir söyleyeceği vardır. Buyursun! Uykumu da bölse, müsait olmayan bir ortamda da yakalasa kabul o zaman. Yazmak benim en iyi bildiğim yollardan biri. Beni hasta da eden, tedavi de eden. Hobim zaman içinde profesyonel işim olmaya döndüğü için, herhangi bir vakit otursam da mutlak iki kelam yazarım. Ama elbet diğer trans halinin büyüsü ve çarpıntısı başkadır. En önemlisiyse yangın varken yazamam. Sönmesi lazım önce. Yazarken illa yanımda olsun dediğim bir şey yok. Aklım orda olsun kafi. Ya sabah çok erken zinde kafa, ya gece vakitleri çalışmayı severim… Çok gürültüde ve kalabalıkta yazmayı tercih etmem, mümkün mertebe sessizlik ararım. Ama ortam onu gerektiriyorsa da yapacak bir şey yok. Yaratıcılığımın en önemli motivasyonu korku! Her seferinde “Acaba becerebilecek miyim?” endişesiyle oturup başarabildiğimi görüp kalkmak en büyük motivasyonum. 

Arzum Onan/Heykeltraş

Günü bereketli kullanmayı severim

Bazen Arşimet gibi atölyeye girdiğim oluyor tabii! Şaka bir yana etkilendiğim (daha çok üzüldüğüm) olaylarda kendimi ifade etmem açısından heykel çok kıymetli… Ancak disiplin olmadan bir istikrar yakalamak da pek mümkün değil elbette. Düzenli bir çalışma hayatım olmasına önem veriyorum… Çalışırken heykel yaparken mutlaka yanımda olması gereken özel bir eşya yok! Heykeli hangi materyalle yapıyorsam bizzat onun kendisi ilham kaynağım olabilir. Sabah erken kalkıp, günü bereketli kullanmayı seviyorum. Ama bir an önce bitirmek istediğim yarım kalmış bir iş varsa ya da zaman baskısı olduğunda gece de çalışıyorum tabii… Bence yaratıcılık; yaratma süreci içinde iç yaşantının farklı biçimde dışa vurumu. Dolayısıyla bireysel, ailevi ya da toplumsal meseleler içselleştirildiği zaman bu durum yaratıcı insanın motivasyonunu besler. Bunun yanında heykelde 10 yılı geride bırakmış olmak, bakmakla görmek arasındaki farkı daha iyi anlayıp estetik değerlerle bir form oluşturmak da motivasyonumun bir parçası oluyordur… 

Atıl Kutoğlu /Modacı

Müze ve sergilerden ilham alırım

En sevdiğim zamanlardır yeni tasarımlarımı yaptığım dönemler. Bolca fikrim olur, çok çoşarım tasarım konusunda. Tek sıkıntım onları kağıda dökerken elemektir. Olmazsa olmaz bir malzemem yok, kalem kağıt bana yeterli. O yüzden bazen uzun uçak yolculuklarında bile birçok önemli tasarım çıkardığım olur. Ama müzik benim için çok önemli çizim yaparken. Ya klasik müzik dinlerim ya da sevdiğim güncel parçaları… Yaratıcılığım huzurlu olduğum dönemlerde ve seyahatte artar. Müze ve sergi gezerken çok ilham alırım ve kafamda yeni fikirler, tasarımlar doğar. Uzun yıllardır yurtdışında yaşadığımdan, Türk ve Osmanlı kültürü ve sanatının yanı sıra Viyana’dan çıkan akımlar da beni çok etkiler. Bazen eski bir Hollywood filmi veya Fransız sineması ilham kaynağım olabiliyor. Modern sanat, sanatçılar ve onların eserleri de kafamda sonsuz yenilikler, fikirler doğurur. Evimdeki çalışma masam kadar, şu anda kalmakta olduğum 10Karaköy Otel’in bazı köşeleri ilhamlarımı topladığım, bunları kağıda aktardığım mekanlardır. Aynı bu resimdeki Balıklıhan’ın simgesi balıklı havuzun önünde olduğu gibi.

MURAT ŞEKER/YÖNETMEN

Moğollar, Fenerbahçe ilham kaynaklarım

En önemli kararları alırken genelde yürüyor oluyorum. Moda sahili ve Sultanahmet en önemli ilham kaynaklarım. Evimde büyük bir çalışma masam ve hazinem olarak düşündüğüm kitaplığım var. Kitaplar, filmler ve müzik ilham köşemin en verimli kaynakları. Hem geçmişim hem geleceğim buralarda gizli. Bazen saatlerce sadece müzik dinlediğim oluyor. Klasik müzik her zaman lokomotif. Ama kimi zaman bangır bangır hard rock seansları da yapıyorum. İlk filmimden beri Moğollar en büyük esin kaynağım. Zaten her filmimde muhakkak bir Moğollar eseri bulunur. Az şekerli Türk kahvesi önemli bir itici güç. Rakı ise geç saatlerin eşlikçisi. Sette ise yanımdan ayırmadığım bir tesbihim var, gerginliğimi alıyor. Bir Fenerbahce sevdalısı olduğumdan sporla başka türlü bir temasım var. Eski bir maçın tekrarını izlerken bile gözlerim dolabiliyor ya da sinirlenebiliyorum. Duygusal alanda en büyük zaaflarım bu konuda ortaya çıkıyor. Ama bu konudaki pervasızlığım benim için ilham verici bir yandan da. 

Kezban Arca Batıbeki/Ressam

Gazete haberinden koca bir koleksiyon yaptım

Üzerinde çalışmakta olduğum bir seriden artık sıkıldığımda ve yön değiştirme zamanı geldiğini düşündüğümde bir süre avare dolanırım, yolculuğa çıkarım, başka işlerle ilgilenirim. Derken, bir anda, gördüğüm, duyduğum birşey bana bir pencere açıverir. Aslında tüm bu faktörleri içeren atölye ve ev ortamı benim için çok önemli. Atölyemde de, evimde de yaratıcılığımı tetikleyebilecek, uzun yıllardır topladığım pek çok görsel malzeme var. Düşünün; boş boş sokağa bakınırken, tüm bir fotoğraf serisi ve kısa bir film çıkardım evimden. Bir gazete küpüründen tüm bir Pulp Fiction-Ucuz Roman serisi çıkarmıştım. Bu haber; Facebook’ta tanışan iki genç kızın, zamanla her nedense, ıssız bir yerde buluşup düello yapmaları ve ağır yaralanmaları üzerineydi. Haberi hâlâ saklıyorum. Son sergim; “Manzarasız Bir Oda” nın ilhamını ise teyzemin günlüklerinden aldım. Her yer bir ilhamı tetikleyebilir ama atölyemdeki büyük masamı çok seviyorum. 

Maksut Aşkar/Şef

Mutfaktan pancarı eksik etmem

Bir mönü oluşturmak keyifli bir süreç. Yaşayarak oluşturuyorum menüyü. Günün her saati her anına dağılıyor. Pazarda, tarlada, sokakta yürürken, ekiple sohbet ederken menünüzü uygulayacağınız birçok done elde edebiliyorsunuz. Yaratıcılığımı beslediğini söyleyemem ama mutfakta pancardan vazgeçemem. Mutfaktayken yaratıcılığım artar. Gıdalarla iletişim kurarken, onlarla çalışırken, onlarla ne yapabileceğime dair kesinlikle daha fazla fikir ediniyorum. Benim ilham kaynaklarım toprak ana ve bize bahşettikleri. Elbette geleneklerimiz… İlham köşemse mutfağımın her santimetrekaresi. 

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

MAKALE

Spor Dünyasından Resimli Şampiyon Sözleri

spor dünyası sözleri, şampiyonluk, şampiyon sözleri mümin sekman, şampiyon sözleri kitap, şampiyon sözleri, şampiyon

Şampiyon Sözleri Mümin Sekman tarafından yazıldı. Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesinin bulunduğu Şampiyon Sözleri kitabından sizler için en güzel ve motivasyon sağlayıcı sözleri seçtik.

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

ŞAMPİYON SÖZLERİ ARKA KAPAK YAZISI

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

SPOR DÜNYASINDA BAŞARILI OLMAK

Pes etmeyi bir kez öğrendin mi alışkanlığa dönüşür.

Vince Lombardi

Kan, ter ve saygı. İlk ikisini verir, sonuncuyu kazanırsın.

Dwayne Johnson

Yapmadığın atışları asla sayıya çeviremezsin.

Larry Bird

Zayıf olana herkes acır, “kıskanılmak” ise çabayla kazanılır.

Arnold Schwarzenegger

Olduğun yerden başla. Elindekini kullan. Yapabildiğini yap.

Arthur Ashe

Bir olimpiyat şampiyonu, size birebir başarı koçluğu yapsa ne kazanırdınız? 

Lazer gibi odak, çelikten bir irade ve ateşli motivasyon! 

Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesi bu kitapta. Şampiyonlar şöhret, servet, kudret, marifet, zafer ve hezimet üzerine hayat dersleri veriyor. Hayatın zorlu “unvan maçları”na çıkarken, mücadele gücünüzü artıracaklar. 

Bu kitap şampiyon sporcular kadar, işinin şampiyonu olanlar için. Hayatın olimpik mücadelesinde yarışan CEO’lar, TUS adayı doktorlar, genç girişimciler veya üniversite adayları “zorlu zamanlarda güçlendiren fikirler” bulacak.

“Yetenek yoksulun servetidir,” der John Wooden. Yeteneği şöhrete, şöhreti servete, serveti kudrete, kudreti de daha büyük başarıya çevirmenin sistemini keşfedeceksiniz. 

Şampiyonluk bir zihin durumudur. Kazanmak için oynamak bir dünya görüşüdür. İnsan kendi hayatının şampiyonu olabilir. İçinde ve işinde “şampiyon zihniyeti inşa etmek” isteyenlere en kapsamlı kaynak…

Kitapta Muhammed Ali’den Pele’ye, Tiger Woods’tan Michael Jordan’a, Katarina Witt’ten Bruce Lee’ye, Roger Federer’den Ronaldo’ya alanın en iyileri kişisel sırlarını ve profesyonel sistemlerini anlatıyor. Çoğu kazanma taktiği Türkçeye ilk kez çevrildi. Türkiye’nin “başarı yazarı” Mümin Sekman da efsanelerin başarı sistemini analiz etti.

Hayatı bir şampiyon gibi yaşamak isteyenler ve şampiyonluktan başka bir hayat düşünemeyenler için… Daha ileriye, daha yükseğe, daha güçlü ve daha hızlı!

Okumaya devam et

MAKALE

Evlat edinilen çocuklar ve güvenli bağlanma süreci

yakın ilişkiler, evlat edinme, evlat edinilen çocuklar, çocuk, bağlanma

Evlat edinilen çocuklar, diğer çocukların uğraşmak zorunda kalmayacağı deneyimler yaşıyorlar. Bu deneyimler, evlat edinilen çocuklarda kaygı veren davranışlara yol açabilir. Peki, bu durumu nasıl baş edebiliriz? İşte yanıtı…

Evlat Edinilen Çocuklarda Bağlanma

Bağlanma teorisini ortaya atan John Bowlby’e göre bir çocuğun birine bağlanması; korktuğu, yorgun ya da hasta olduğu durumlarda özel olarak o kişinin yakınında ve o kişiyle iletişim içinde olmak istemesi anlamına geliyor1. Çocukların bağlanma stilleri güvenli, güvensiz (kaygılı veya kaçınmacı) ve düzensiz-güvensiz olmak üzere üçe ayrılıyor1. Ebeveynlerine güvenli bağlanan çocuklar, hem etraflarındaki dünya üzerinde bir etkileri olduğuna dair kendilerine hem de kişilerarası ilişkilerinde ebeveynlerine güveniyorlar1. Bu sayede problem çözme yeteneklerine daha fazla güvenen çocuklar, daha özgür bir biçimde dünyayı keşfedebiliyorlar1. Buna karşılık güvensiz bağlanan çocuklar gelişimleri boyunca bu keşif süreçlerini güvenle gerçekleştiremedikleri için daha fazla sorun yaşayabiliyorlar. Özellikle düzensiz-güvensiz bağlanan çocuklarda davranış bozuklukları ve psikopatoloji görülme olasılığı daha yüksek oluyor1.

Yapılan araştırmalarda evlatlık çocuklarda daha sık güvensiz ve düzensiz-güvensiz bağlanma stilleri, ideal olmayan çocuk-ebeveyn ilişkileri, tepkisel bağlanma bozukluğu ve rastgele arkadaşlık davranışları olduğu görülüyor1, 3, 4, 5. Evlat edinilmiş çocukların arasında güvensiz-düzensiz bağlananların fazla olmasına aslında bu grupta yetimhanede yetişmiş çocukların sayısının daha çok olması sebep oluyor. Çünkü yetimhanelerden çıkmış evlatlık çocuklar, çok küçük yaşta biyolojik ebeveynlerinden ve yetimhanede karşılaştıkları bakıcılardan sürekli ve sık sık ayrılmak zorunda kalıyorlar1, 4. Temel ebeveyn bakımından yoksun kalmanın getirdiği stres, çocukların beyinlerinin stresle baş etmeyi sağlayan bölümünün diğer çocuklarınkine göre daha farklı çalışmasına ve strese uygun tepki verilmesini sağlayan kortizol hormonunun daha az salgılanmasına sebep oluyor8. Bu işlevsel farklılıklar, çocuklarda zihinsel hastalıklar görülmesine ya da strese yeterince uygun tepki veremedikleri için gençliklerinde daha riskli davranışlar sergilemelerine yol açabiliyor8.

Yetimhaneden çıkıp evlat edinilen çocuklarda yeni ebeveynlerle bağlanmanın oluşabilmesi ve çocukların işlevselliklerinde buna bağlı olumlu gelişmeler görülebilmesi için çocuk ile ebeveyn arasındaki ilişkinin çocuğun önceki bakıcılarıyla olan ilişkisinden farklı olarak stabil, tutarlı ve kaliteli olması gerekiyor. Yapılan bir araştırmada hayatlarının ilk yıllarını yetimhanede sık sık bakıcı değiştirerek geçirmiş çocukların -en uzunu dokuz ayda olmak üzere- %40’ının ilk 3 ay içinde yeni ebeveynlerine bağlandıkları görülüyor5. Ancak çocuklarda bu şekilde bağlanma davranışlarının gözlenmesi, bağlanma stillerinin kesin olarak güvenli olduğu anlamına gelmiyor. Romanya’daki yetimhanelerde yetiştikten sonra evlat edinilmiş çocuklarla yapılan bir araştırmada, Kanadalı çocuklar ve dört aylıktan önce evlat edinilmiş çocuklara kıyasla araştırılan grubun belirgin bir kısmının yeni ebeveynlerine daha güvensiz bağlandıkları ortaya çıkıyor6. Bu durum elbette çocukların evlat edinilmeden önce karşılaştıkları, bakıcılar tarafından ihmal edilmek gibi kötü deneyimlere oldukça bağlı.

Yetimhanedeki koşullardan ötürü güvensiz bağlanmaya yatkın olan bu çocukların yeni ebeveynleriyle güvenli bir bağ kurmaları zor görünüyor ancak imkansız değil. Bowlby’ye göre çocukların hayatlarındaki ilk beş yılda karşı karşıya kaldıkları ebeveynlik davranışlarının hassasiyetindeki değişimler, çocukların bağlanma stillerinde ve dünyaya bakış açılarında iyi yönde bir değişim sağlayabiliyor4. Yapılan araştırmalarda bir yaşından önce evlat edinilen çocukların biyolojik ebeveynleriyle yetişen çocuklarla aralarında bağlanma stilleri açısından kayda değer bir fark olmadığı görülüyor4, 6. Genel olarak, evlat edinilme yaşı ile bağlanma stilinin iyi yönde değişmesinin zorluk seviyesinin paralel gittiği düşünülüyor2. Bu duruma sebep olarak bir yaşından küçük çocukların yetimhanelerin kötü şartlarına uzun süre maruz kalmadan ve henüz bağlanma sistemleri gelişmekteyken yeni ebeveynleri tarafından bakım görmeye başlamaları görülüyor6. Ancak aynı paralellik düzensiz-güvensiz bağlanma stiliyle evlat edinilme yaşı arasında bulunmuyor, yaştan bağımsız olarak düzensiz-güvensiz bağlanma stili genellikle yoğun bir şekilde kötü muameleye maruz kalma sonucu oluştuğu için değişmesi de daha zor oluyor4.

Bu istisna göz ardı edildiğinde, evlatlık edinilen çocukların, biyolojik ebeveynleri tarafından yetiştirilen çocuklar gibi bağlanma stillerinin onları evlat edinen anneleriyle oldukça benzer olduğu görülüyor7. Yapılan uzun soluklu bir çalışma da erken ve orta çocukluk dönemlerinde annelerin çocuklarına gösterdiği hassas davranışların çocukların erken yetişkinliklerindeki bağlanma algıları üzerinde olumlu etkisi olduğunu ortaya koyuyor3. Bunun yanı sıra aslında ebeveynlerden en az birinin bile güvenli bir dünya görüşüne (state of mind) sahip olması, çocukların evlat edinilmeden önce yaşadığı travma ve mahrum kalmışlığa karşı koruma görevi görebiliyor7. Yani her ne kadar bağlanma stillerinin güvenliye dönmesi zor gibi görünse de geç evlat edinilen çocukların bile kurumların bakımı altından çıkıp sabit, korumacı ve ilgi gösteren bir aile tarafından bakım görmeleri sosyal ilişkilerinden bilişsel kapasitelerine ve zihinsel sağlıklarına kadar hayatlarının birçok alanındaki gelişimlerinde olumlu etkiler yaratıyor.

Yazan: Rengim Lal Kılavuz
Düzenleyen: Dr. Gizem Sürenkök
Kaynak: www.yakiniliskiler.com

Okumaya devam et

MAKALE

Müşteri memnuniyeti için öneriler

satın alma deneyimi, satın alma, pazarlama, müşteri, marka

Markalar müşterilerine iyi bir satın alma deneyimi yaşatmayı hedefler. Fakat maalesef bu konuda başarılı olan pek az şirket var. Peki, bu durum tam tersine nasıl çevrilir? İşte yanıtı…

İyi Müşteri Deneyimi Yaşatmak Neden Çok Zor?

İnsanın bir markayla ilişkisi sadece o ürünü kullandığı zaman yaşadıklarından ibaret değildir. Bilgi edinmek için internetten yaptığı araştırmalarla başlayan süreç; çağrı merkezi görevlileriyle konuşmalar, satın alma sırasında satıcıların tavırları ve satın alma yolculuğu sonunda yaşadıklarının toplamından oluşan bir marka deneyimidir.

Kısacası müşteri ve marka arasındaki ilişki bu “gerçeklik anlarında” yaşanan tüm adımları içerir.

Rekabetin gerisinde kalmamak için şirketlerin bu gerçeklik anlarının her birini incelemesi ve satın alma yolculuğunun her aşamasını müşteri için kolaylaştırması gerekir. Bunun için insanların motivasyonlarını, yapmak istediklerini anlayıp sonra da markayla ilişkiye girdiklerinde yaşadıkları zorlukları giderecek çözümler üretmesi lazımdır.

Bugün -maalesef- büyük şirketlerin birincil sorunu müşterilerin gerçekten ne istediklerini anlayamamalarıdır. Satın alma deneyimini iyileştirmek için bir araya gelen yöneticiler, çoğu zaman empati güçlerini kaybederler. Tüketicilerin de kendileri gibi insan olduğunu unuturlar. Çamaşır makinesi üreten bir şirket yöneticisi müşteri deneyimine odaklanmak yerine satış noktalarında yaşanan şirket sorunlarına odaklanır. Oysa her marka yöneticisi, günlük hayatta bir başka markanın tüketicisidir. Özel hayatında; o da yaptığı alışverişten şikâyet eden, aldığı ürünün fiyatından yakınan, gereğinde memnun kalmadığı ürünü iade eden olağan bir müşteridir. Fakat yönetici şapkasını giyip kurumsal bir kimliğe büründüğünde düşünceleri ve davranışları değişir. Müşterilerinin çamaşır yıkamakla ilgili gerçek sorunlarını çözmek yerine sosyal projeler üretmeye, toplumsal konulara duyarlılık kisvesi altında konu dışı alanlara kafa yormaya başlar. Tüketicinin bugünkü ihtiyaçlarını çözmek yerine ilgisiz konulara öncelik verir. Kendi kişisel hedeflerine veya kendi departmanının önceliklerine odaklanır.

Benzer şekilde müşteri deneyimini iyileştirmek için uluslararası danışmanlık şirketlerine büyük projeler yaptıran şirketler bile çoğu zaman kendi tüketicilerinin (müşterilerinin) ihtiyaçlarına yalın çözümler üretmek yerine mevcut sorunları daha da karmaşıklaştırırlar.

Oysa tüketiciler markaların vaat ettiklerini hakkıyla yerine getirmesini beklerler.

Dijitalleşmeyle, bugün pazarlama disiplini bir evrim geçiriyor. Satın alacağı ürünü internetten iyice araştıran, tüketici yorumlarını didik didik okuyan yeni nesil müşteriler markaların önüne farklı taleplerle gelmekte. Bütün şirketlerin bu talepleri iyi anlamaları, analiz etmeleri ve bunlara çözüm üretmeleri şart. Aksi takdirde bugünün insanına zorla iteleyerek ürün veya hizmet satmak mümkün değil.

Son yıllarda hayatımıza giren Inbound Pazarlama, modern insanın beklentilerine karşılık veren bir felsefeyi benimser. Yaklaşımı, dijital ortamda edindiği bilgi ile güçlenen modern müşterinin (tüketicinin) yapmak istediğini anlamak ve ona yol göstermektir. Inbound Marketing felsefesi eski usul yöntemler kullanarak, ısrarla bir ürün veya hizmeti zorla satmaya çalışan pazarlama anlayışının tam tersidir.

Inbound Marketing’in hedefi, markayı insanlara itelemek yerine onları markaya çekmek ve gönüllü bir şekilde markadan alışveriş yapmalarını sağlamaktır.

Inbound Pazarlama yöntemini uygulamak isteyen yöneticilere önerilerim şunlardır:

  • Markanın odağına insanı koy. Onun ne yapmak istediğini, amacını anla. Tüketicilerini veya müşterilerini “persona”lar ile tanımlayabilir, onları segmentlere ayırabilirsin ama unutma ki her biri senin benim gibi gerçek birer insandır. Dolayısıyla markanın müşterisinin önce insan sonra tüketici olduğu hatırla.
  • İnsanlar her gün kendilerine zorla bir şeyler satmaya çalışan yapışkan satıcılardan bıktı. Bu nedenle Web sitene ya da mağazana gelen insana hemen satış yapmaya çalışma. Onun ihtiyaçlarını anlayabilmek için sorman gereken bütün soruları sor. Ona bilgi vermekte cömert ol. Kendini bir satıcı gibi değil, o insana yardım etmek için görevlendirilmiş bir yetkili gibi gör.
  • Alışveriş yapan her insanı tedirgin eden birçok konu vardır. Yanlış ürüne veya hizmete para harcamak, verdiği karardan dönememek, satın aldıktan sonra markanın ilgisiz kalacağından endişe etmek… Bunlar insanların “acı noktalarıdır”. Her sektörde insanların markalardan alışveriş yaparken karşı karşıya kaldıkları sayısız acı noktası vardır. Kendi markan için bunların hepsini listele ve bunlara çözüm üret. Bugün Amazon, insanların bütün acı noktalarını çözdüğü için dünyada 1 numara olmuştur.
  • Eğer böyle davranırsan insanlar senin markana güven duyacak ve alışveriş yapmaya gönüllü olacaklardır. Markanı kendilerine zorla satış yapmaya çalışan diğer markalardan ayrı bir yere konumlayacaklardır.
  • Satın alma yaptıktan sonra senin markanla ilişkiye devam edecekler, kendi çevrelerine markanı tavsiye edeceklerdir.
  • Bütün bunları hayata geçirmek ve insanlara iyi bir alışveriş deneyimi yaşatmak için dijital teknolojileri hakkıyla kullan.

Dijital çağda istediği bilgiyi edinebilen, önünde sayısız seçenek olan, istediği markadan alışveriş yapabilen modern insana hitap edebilmek, onu markana çekebilmek, onun aklını ve gönlünü kazanabilmek, onun senin markandan can-ı gönülden alışveriş yapmasını sağlamak için gerekli dijital dönüşümü gerçekleştir.

Bu dijital dönüşümü gerçekleştirmeyen markaların bugünün dünyasında iyi bir alışverişçi deneyimi yaşatmaları ve ayakta kalmaları mümkün değil.

Yazar: Temel Aksoy
Kaynak: www.temelaksoy.com

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND