Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Evlilikte başarının sırrı

Evlilik aşkı da seksi de öldürüyor. Peki bazı evliliklerin uzun yıllar boyunca, üstüne üstlük de mutlu mesut sürmesinin sırrı ne? Doç. Dr. Cem İncesu’ya göre evlilikte başarının sırlarından biri çiftlerin birbirleri için saçlarını süpüge etmek yerine biraz bencil olmaları.

Hülya Avşar evlilik hayatının rutinden çıkması için ’Erkeğin arada bir zevklenmesi gerekir’ dedi, kıyamet koptu! Gerçek ne? Ufak kaçamaklar yapılmalı mı? Evlilik seksi öldürür mü, evlilikte iyi seksin ömrü kaç yıldır? İşin uzmanına danıştık…

– Hülya Avşar’dan başlayalım… “Erkek arada bir zevklenmeli!” diye bir laf etti, kıyamet koptu. Evlilikte bu tür şeyler gerekir mi, söyledikleri saçma mı?
Doç. Dr. Cem İncesu: Bir kişinin sözleri üzerine yorum yapıp işe başlamak istemem, çok spekülatif olur. Ne söylediğini de tam bilmiyorum…

– ’Aile olmak, arkadaş olmak, sıkılmak, bir süre sonra ’çok ayıp oluyor, bu gece kocamla beraber olayım’ durumları yoksa seksi unutmak! Evlilik budur,’ diyor özetle. ’Evlilik hayatını heyecanlandırmak için erkek arada bir gidip zevklenmeli’ ona göre! Ne diyorsunuz bunlara?
– Biz akademisyenler ya da uzmanlar çok tedirgin oluyoruz böyle konularda konuşmaktan, o yüzden bilimsel dünyanın görüşlerini aktarmak isterim… Bu alanda uğraşan bütün terapistlerin çok iyi bildiği bir gerçek vardır; bir insan için doğru olan şey ya da uygun olan şey, öbür insan için taban tabana zıttır. Hülya Avşar’ın ya da başka herhangi bir insanın ’aldatma’ diye kolayca söylediği şey, başka bir evde trajediyle sonuçlanır bu toplumda, hatta kan davası nedeni olabilir, bu kadar basit bir mesele değildir.

– Ama böyle erkekler ve ilişkiler yok mu?
– Var tabii, olmaz mı! Bunların önemli bir bölümü de evliliklerine, ailelerine, çocuklarına bağlı. Ama bir kere aldatmadan sonra boşanan da çok!

– Peki gidip dışarıda heyecan arayan ve Avşar’ın deyimiyle ’zevklenen’ erkek evine dönüp mutlu mesut yaşıyor mu gerçekten? Bu evlilik mi sizce?
– Evet, evlilik!

– Kâğıt üstünde?
– Kâğıt üstünde de evlilik, toplumsal bazda da!

– Cinsellik zevk almaya, keyif almaya, heyecan ve merak duymaya yönelik biyolojik bir şey ama evlilik geleneksel bir kurum. İki tezat şey yan yana geldiği için mi sorun çıkıyor, maya tutmuyor?
– Evet, bizim gibi toplumlarda evliliğe geleneksel perspektifte bakılıyor. Bu nedenle de bizim gibi toplumlarda evlilik ve cinsellik aynı kefeye konulmuyor genellikle; evlilik aseksüalize ediliyor. Özellikle kadını aseksüalize eden, baskı altına alan bir durum yaşanıyor. Mesela çok sık bir yakınmadır bizde; özellikle çocuk doğduktan sonra cinsel isteksizlik pik yapıyor.

– Anneliğin kutsallığı mı devreye giriyor?
– E zaten kadınların birçoğu anne olmak ya da aile kurmak için yapıyor evliliği. O noktadan sonra da evlilik aseksüel şekilde sürüyor. Hemen ekleyeyim; Türkiye’de çok aseksüel evlilik var.

– Evlilik kaç yıldan sonra bu hale geliyor peki?
– Yıllar sonra bu hale gelmiyor, ilk yıllardan itibaren bu halde! Çünkü evlilik böyle algılanıyor.

– Çok severek, sevişerek, cinselliği doya doya yaşayarak evlenip bu hale gelenler yok mu?
– Evet ama burada aşktan ve sevgiden söz etmiyoruz. Aşk ve sevgi zaten var diye kabul ediyoruz evlilikte. Fakat evlilikte kadını ve erkeği, daha doğrusu partneri algılama biçimimizle ilgili bir sorun var. Yani çılgınca âşık olmuş, evlenmiş bir çift bile bir süre sonra evliliği bu şekilde algılıyor…

– Nedir bu değişikliğin sebebi peki?
– Bunu değiştiren unsur, imza demeyeyim ama evlilik kurumunun tesis edilmesidir. Kusura bakmayın, genelleme yapmaktan kaçınmaya çalışıyorum. Şöyle söyleyeyim: Ben binlerce çift izledim bugüne kadar, ne kadar insan varsa ve ne kadar ilişki varsa o kadar çeşit cinselliğe ve ilişkiye bakış tarzı var. Birtakım genel kurallar var ama gerçekten 20 yıllık evlilikte çok güzel bir cinselliğin devam ettiği çiftleri de görüyoruz.

– Onlar nasıl başarıyor, önemli olan da bu zaten!
– Bunun sırrını bulan ödülü alır! (gülüyor) Bir kere eşi algılayış biçiminin çok önemli olduğunu düşünüyorum. Yani eşini her zaman bir sevgili olarak algılıyor. Bu algılama nasıl oturuyor derseniz bunun bir tarifi yok; çoğunlukla flört ilişkilerine alışkın insanlarda çıkıyor. Ebeveynler, çocuklar, ev işi, aile gibi birtakım unsurlara çok fazla bağlanmayan kişiler başarıyor bunu. Belki de biraz bencil olmak gerekiyor…

– Nasıl bir bencillik bu?
– Yani saçını süpürge eden, kendini feda eden modeller buna uygun değil. Bu modellerin haz alma duyguları, kendine ayırdığı zamanı, hobisi yoktur. Cinsellik, üreme meselesi dışında bir haz aracıdır aynı zamanda, bu hazzı dışlar bahsettiğimiz tipler.

EVLİLİĞİN SEKSİ ÖLDÜREN BİR TARAFI KESİNLİKLE VAR!
– Evlilik seksi öldürüyor mu yoksa bunu dillendirmek işimize mi geliyor?
– Evet, evliliğin seksi öldüren bir tarafı kesinlikle var, birçok insan bu temel gerçeği yaşıyor ama bunlar çok fazla bilimsel ya da tıbbi nedenlerden kaynaklanmıyor aslında.

– Neden kaynaklanıyor?
– Sosyolojik ve kültürel konulardan.

– Ne demek o?
– Yani evlenince ya da uzun soluklu ilişkiler yaşayınca, biyolojik yapımızda birtakım değişiklikler olmuyor, kişinin anatomik yapısı değişmiyor. Burada kültürel, sosyal ve psikolojik unsurlar ön plana çıkıyor, bununla birlikte de cinsel yaşamı öldüren demeyeyim ama olumsuz etkileyen unsurlar oluşuyor. Her şeyin ötesinde bu, araştırılması zor bir konu. Problem de bu aslında.

– Neden zor?
– Hataya düşmemek için insanlara sormak durumundasınız. Sorduğunuz zaman da doğru yanıt alma oranınız düşük oluyor. Hiç kimse bu kadar özelini kapıya gelen bir anketöre bu kadar rahatlıkla anlatmıyor.

– Mesela doktora gidip rahat rahat ’Cinselliğimiz bitti, evliliğimiz çatırdıyor’ diyebiliyorlar mı?
– Anlatıyorlar tabii, ben her gün bununla uğraşıyorum! Ama bu toplumun genelini yansıtmıyor işte! Dr. Kinsey’in 1940’larda, 50’lerde yaptığı araştırmalar aslında Batı dünyasını o yüzden çok sarstı. O ana kadar dini, ahlaki birtakım kavramlar doğrultusunda toplumda cinselliğin yaşandığı düşünülüyordu. Kinsey ilk defa binlerce kişiyle görüştü ve kafamızdaki kavramlarla gerçekte insanların yaşadığı cinsellik arasında büyük farklar olduğunu ortaya koydu..

– Nasıl bir fark çıktı ortaya?
– İnsanlar o kadar da katı değilmiş, o kadar da ahlaki kurallara göre davranmıyormuş meğer! Eşcinsel ilişkilerden tutun, kadın ve erkeklerin aldatma oranlarına kadar çok ciddi çarpıcı sonuçlar çıktı.

AŞK İKİ-ÜÇ YIL İÇİNDE BİTİYOR
– Çok uzun süren evliliklerde bile cinsel hayatlarını gayet sağlıklı yaşayanların sırrı aşk mı acaba?
– Bunun muhteşem bir formülü yok, olsaydı zaten her şey çok kolay olurdu. 15-20 yıllık bir ilişkide cinselliği diri tutan unsur aşk değil ne yazık ki. Çünkü aşk zaten birkaç yıl sonra bitip gidiyor.

– Bu da başka büyük tartışma, değil mi?
– Bu, biliyorsunuz birçok bilimsel araştırmaya da konu oldu, ortalama iki-üç yıl içerisinde aşk bitiyor.

– Aşk da bitiyorsa, uzun evlilikte cinselliği devam ettiren nedir o zaman?
– Kimsenin yanıtlayamadığı soruyu soruyorsunuz bana! Formülü yok. Ama şu da bir gerçek, kadınlar bunu daha uzun soluklu olarak koruyorlar.

– Şans diyebilir miyiz peki?
– Elbette, şanslı sayabiliriz böyle çiftleri.

– Evlilikte iyi seksin ömrü kaç yıldır?
– En fazla üç-beş yıl derim.

– Kadın ve erkek için aynı süre mi geçerli? –
Çift olarak bakıyorum. Zaten birkaç yıl âşık kalınıyor, flört yaşanıyor falan…

– Ne eksiliyor o üç-beş yıldan sonra?
– Çocuk çok önemli bir etken. Ağır çalışma koşulları, ciddi stres, ebeveynlerin çok fazla ilişkinin içerisinde olması vs. Son yıllarda da bunlara bakıcı faktörü eklendi biliyorsunuz. Evliliğin içinde biri var sürekli! Yani ebeveynler, bakıcılar, çocuklar, başka her şey özel yaşamı bloke ediyor. Yıllar içerisinde çocuklardan tutun ekonomiye kadar bir dizi sorumluluk insanların kendi hazlarına, keyiflerine ayırdığı zamanı azaltıyor.

– İzlediğimiz filmlerdeki, dizilerdeki cinsellik de etkiliyor mu insanları?
– Güzel konu. Çok ciddi oranda etkiliyor! Özellikle internetle birlikte yaygınlaşan pornografi, çok çeşitli alternatiflerin, fantezilerin çok rahat bulunabiliyor olması, izlenebiliyor olması da cinselliği etkiliyor.

– Cinsel fanteziler ne kadar sağlıklı ya da formda tutuyor cinsel hayatı?
– Kesinlikle çok! Bu kadın için de erkek için de geçerli. Fantezilerin öldürülmesi, fantezilerin baskı altına alınması, fantezilerin bir suçluluk duygusu yaratması cinselliği yüzde 100 öldürüyor. Fanteziler olmadan cinsellik olmaz. Daha doğrusu heyecanlı cinsellik, arzu dolu cinsellik olmaz.

– Konuşmak gerekiyor sonuçta değil mi?
– Bu çok önemli. Ama bizde çiftler hayret verici şekilde cinselliği konuşmuyor.

– Bunu konuşmaktan çekiniyorlar mı, üşeniyorlar mı?
– Bu ne yazık ki hâlâ tabu. Çoğu zaman iki taraf da sorun olduğunun farkında ama bunu böyle kabulleniyor, dört duvar arasında sessizce yaşıyor ve konuşmuyor. Bir de akıl okuması başlıyor. Bu en büyük problemlerden biri. ’Eşim herhalde böyle düşünüyor, ben bu sorunu söylersem eşim herhalde bana kırılır’ gibi bir dizi akıl okuması söz konusu. Halbuki konuşsalar aslında bize gelmeden de çözebilecekler belki.

HAYAL KURMAK MASUM BİR ŞEYDİR
– Evlilik defterine imzayı atıp evden içeri girerken fantezileri de kapıda bırakıyoruz toplum olarak değil mi? Evliliğin kutsallığına mı yakıştıramıyoruz?
– Kesinlikle. Erkekler için söylemiyorum ama kadınlar zaten hiç fantezi kurmadan evliliğe adım atıyor.

– Fantezinin ne olduğunu da bilmiyorlar belki de!
– Kendilerine haz veren, heyecanlandıran her türlü cinsellikle ilgili hayal kurmak. İnsan bir film izlerken bile hayaller kurabilir. Bir kitap okurken, kitaptaki karakterle kendini özdeşleştirerek hayal kurabilir. Hatta yazmayı sevenler öykü ve şiir yazarken hayal kurabilir. Hayal kurmak gayet masum bir şeydir.

ERKEK, ÇOCUK DOĞURAN KADINI SEKSİ BULMAZ
– Yıllar geçtikçe, partnerler birbirlerini daha iyi tanıyıp, birlikteliklerinden, cinselliklerinden daha çok keyif alamaz mı? Bir antitez olarak buna ne diyorsunuz?
– Varsa da çok fazla görmüyoruz böyle çiftleri! Yani cinselliği, ’tanıma’ faktörüne indirgemek mümkün değil. Çok sayıda başka etken var cinsellikte, genelleme yapamayız.

– Geç yapılan evliliklerde, cinsel hayat daha sağlıklı olur mu?
– Böyle bir kural da yok. Tam tersine, geç evlilik yapanların bir bölümü cinsel sorunları olan kişilerdir! Bir kısmı ise tam tersine cinselliği çok özgürce, coşku dolu yaşayabilir ama tek partnerli düzenli bir cinsel yaşamda güçlüklerle karşılaşır. O yüzden geç evlilik eşittir daha iyi cinsellik diyemeyiz.

– Peki erkek, çocuk doğuran karısını seksi bulur mu; bu bir efsane mi?
– Kesin hayır! Annelik kavramından tutun, bedendeki değişikliklere kadar bir sürü unsur devreye giriyor çünkü. Çocuk doğduğu andan itibaren karı-kocaların yaşamları alt üst oluyor. Cinselliği de çoğu zaman olumsuz etkiliyor bu.

KİMDİR?
Doç. Dr. Cem İncesu, Acıbadem Sağlık Grubu’nda hem psikiyatrist olarak çalışıyor, hem de Cinsel İşlev Bozuklukları Merkezi’nde görevli. Cinsel Eğitim Tedavi Araştırma Derneği’nin de (CETAD) kurucu üyesi.

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Spor Dünyasından Resimli Şampiyon Sözleri

spor dünyası sözleri, şampiyonluk, şampiyon sözleri mümin sekman, şampiyon sözleri kitap, şampiyon sözleri, şampiyon

Şampiyon Sözleri Mümin Sekman tarafından yazıldı. Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesinin bulunduğu Şampiyon Sözleri kitabından sizler için en güzel ve motivasyon sağlayıcı sözleri seçtik.

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

ŞAMPİYON SÖZLERİ ARKA KAPAK YAZISI

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

SPOR DÜNYASINDA BAŞARILI OLMAK

Pes etmeyi bir kez öğrendin mi alışkanlığa dönüşür.

Vince Lombardi

Kan, ter ve saygı. İlk ikisini verir, sonuncuyu kazanırsın.

Dwayne Johnson

Yapmadığın atışları asla sayıya çeviremezsin.

Larry Bird

Zayıf olana herkes acır, “kıskanılmak” ise çabayla kazanılır.

Arnold Schwarzenegger

Olduğun yerden başla. Elindekini kullan. Yapabildiğini yap.

Arthur Ashe

Bir olimpiyat şampiyonu, size birebir başarı koçluğu yapsa ne kazanırdınız? 

Lazer gibi odak, çelikten bir irade ve ateşli motivasyon! 

Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesi bu kitapta. Şampiyonlar şöhret, servet, kudret, marifet, zafer ve hezimet üzerine hayat dersleri veriyor. Hayatın zorlu “unvan maçları”na çıkarken, mücadele gücünüzü artıracaklar. 

Bu kitap şampiyon sporcular kadar, işinin şampiyonu olanlar için. Hayatın olimpik mücadelesinde yarışan CEO’lar, TUS adayı doktorlar, genç girişimciler veya üniversite adayları “zorlu zamanlarda güçlendiren fikirler” bulacak.

“Yetenek yoksulun servetidir,” der John Wooden. Yeteneği şöhrete, şöhreti servete, serveti kudrete, kudreti de daha büyük başarıya çevirmenin sistemini keşfedeceksiniz. 

Şampiyonluk bir zihin durumudur. Kazanmak için oynamak bir dünya görüşüdür. İnsan kendi hayatının şampiyonu olabilir. İçinde ve işinde “şampiyon zihniyeti inşa etmek” isteyenlere en kapsamlı kaynak…

Kitapta Muhammed Ali’den Pele’ye, Tiger Woods’tan Michael Jordan’a, Katarina Witt’ten Bruce Lee’ye, Roger Federer’den Ronaldo’ya alanın en iyileri kişisel sırlarını ve profesyonel sistemlerini anlatıyor. Çoğu kazanma taktiği Türkçeye ilk kez çevrildi. Türkiye’nin “başarı yazarı” Mümin Sekman da efsanelerin başarı sistemini analiz etti.

Hayatı bir şampiyon gibi yaşamak isteyenler ve şampiyonluktan başka bir hayat düşünemeyenler için… Daha ileriye, daha yükseğe, daha güçlü ve daha hızlı!

Okumaya devam et

MAKALE

Evlat edinilen çocuklar ve güvenli bağlanma süreci

yakın ilişkiler, evlat edinme, evlat edinilen çocuklar, çocuk, bağlanma

Evlat edinilen çocuklar, diğer çocukların uğraşmak zorunda kalmayacağı deneyimler yaşıyorlar. Bu deneyimler, evlat edinilen çocuklarda kaygı veren davranışlara yol açabilir. Peki, bu durumu nasıl baş edebiliriz? İşte yanıtı…

Evlat Edinilen Çocuklarda Bağlanma

Bağlanma teorisini ortaya atan John Bowlby’e göre bir çocuğun birine bağlanması; korktuğu, yorgun ya da hasta olduğu durumlarda özel olarak o kişinin yakınında ve o kişiyle iletişim içinde olmak istemesi anlamına geliyor1. Çocukların bağlanma stilleri güvenli, güvensiz (kaygılı veya kaçınmacı) ve düzensiz-güvensiz olmak üzere üçe ayrılıyor1. Ebeveynlerine güvenli bağlanan çocuklar, hem etraflarındaki dünya üzerinde bir etkileri olduğuna dair kendilerine hem de kişilerarası ilişkilerinde ebeveynlerine güveniyorlar1. Bu sayede problem çözme yeteneklerine daha fazla güvenen çocuklar, daha özgür bir biçimde dünyayı keşfedebiliyorlar1. Buna karşılık güvensiz bağlanan çocuklar gelişimleri boyunca bu keşif süreçlerini güvenle gerçekleştiremedikleri için daha fazla sorun yaşayabiliyorlar. Özellikle düzensiz-güvensiz bağlanan çocuklarda davranış bozuklukları ve psikopatoloji görülme olasılığı daha yüksek oluyor1.

Yapılan araştırmalarda evlatlık çocuklarda daha sık güvensiz ve düzensiz-güvensiz bağlanma stilleri, ideal olmayan çocuk-ebeveyn ilişkileri, tepkisel bağlanma bozukluğu ve rastgele arkadaşlık davranışları olduğu görülüyor1, 3, 4, 5. Evlat edinilmiş çocukların arasında güvensiz-düzensiz bağlananların fazla olmasına aslında bu grupta yetimhanede yetişmiş çocukların sayısının daha çok olması sebep oluyor. Çünkü yetimhanelerden çıkmış evlatlık çocuklar, çok küçük yaşta biyolojik ebeveynlerinden ve yetimhanede karşılaştıkları bakıcılardan sürekli ve sık sık ayrılmak zorunda kalıyorlar1, 4. Temel ebeveyn bakımından yoksun kalmanın getirdiği stres, çocukların beyinlerinin stresle baş etmeyi sağlayan bölümünün diğer çocuklarınkine göre daha farklı çalışmasına ve strese uygun tepki verilmesini sağlayan kortizol hormonunun daha az salgılanmasına sebep oluyor8. Bu işlevsel farklılıklar, çocuklarda zihinsel hastalıklar görülmesine ya da strese yeterince uygun tepki veremedikleri için gençliklerinde daha riskli davranışlar sergilemelerine yol açabiliyor8.

Yetimhaneden çıkıp evlat edinilen çocuklarda yeni ebeveynlerle bağlanmanın oluşabilmesi ve çocukların işlevselliklerinde buna bağlı olumlu gelişmeler görülebilmesi için çocuk ile ebeveyn arasındaki ilişkinin çocuğun önceki bakıcılarıyla olan ilişkisinden farklı olarak stabil, tutarlı ve kaliteli olması gerekiyor. Yapılan bir araştırmada hayatlarının ilk yıllarını yetimhanede sık sık bakıcı değiştirerek geçirmiş çocukların -en uzunu dokuz ayda olmak üzere- %40’ının ilk 3 ay içinde yeni ebeveynlerine bağlandıkları görülüyor5. Ancak çocuklarda bu şekilde bağlanma davranışlarının gözlenmesi, bağlanma stillerinin kesin olarak güvenli olduğu anlamına gelmiyor. Romanya’daki yetimhanelerde yetiştikten sonra evlat edinilmiş çocuklarla yapılan bir araştırmada, Kanadalı çocuklar ve dört aylıktan önce evlat edinilmiş çocuklara kıyasla araştırılan grubun belirgin bir kısmının yeni ebeveynlerine daha güvensiz bağlandıkları ortaya çıkıyor6. Bu durum elbette çocukların evlat edinilmeden önce karşılaştıkları, bakıcılar tarafından ihmal edilmek gibi kötü deneyimlere oldukça bağlı.

Yetimhanedeki koşullardan ötürü güvensiz bağlanmaya yatkın olan bu çocukların yeni ebeveynleriyle güvenli bir bağ kurmaları zor görünüyor ancak imkansız değil. Bowlby’ye göre çocukların hayatlarındaki ilk beş yılda karşı karşıya kaldıkları ebeveynlik davranışlarının hassasiyetindeki değişimler, çocukların bağlanma stillerinde ve dünyaya bakış açılarında iyi yönde bir değişim sağlayabiliyor4. Yapılan araştırmalarda bir yaşından önce evlat edinilen çocukların biyolojik ebeveynleriyle yetişen çocuklarla aralarında bağlanma stilleri açısından kayda değer bir fark olmadığı görülüyor4, 6. Genel olarak, evlat edinilme yaşı ile bağlanma stilinin iyi yönde değişmesinin zorluk seviyesinin paralel gittiği düşünülüyor2. Bu duruma sebep olarak bir yaşından küçük çocukların yetimhanelerin kötü şartlarına uzun süre maruz kalmadan ve henüz bağlanma sistemleri gelişmekteyken yeni ebeveynleri tarafından bakım görmeye başlamaları görülüyor6. Ancak aynı paralellik düzensiz-güvensiz bağlanma stiliyle evlat edinilme yaşı arasında bulunmuyor, yaştan bağımsız olarak düzensiz-güvensiz bağlanma stili genellikle yoğun bir şekilde kötü muameleye maruz kalma sonucu oluştuğu için değişmesi de daha zor oluyor4.

Bu istisna göz ardı edildiğinde, evlatlık edinilen çocukların, biyolojik ebeveynleri tarafından yetiştirilen çocuklar gibi bağlanma stillerinin onları evlat edinen anneleriyle oldukça benzer olduğu görülüyor7. Yapılan uzun soluklu bir çalışma da erken ve orta çocukluk dönemlerinde annelerin çocuklarına gösterdiği hassas davranışların çocukların erken yetişkinliklerindeki bağlanma algıları üzerinde olumlu etkisi olduğunu ortaya koyuyor3. Bunun yanı sıra aslında ebeveynlerden en az birinin bile güvenli bir dünya görüşüne (state of mind) sahip olması, çocukların evlat edinilmeden önce yaşadığı travma ve mahrum kalmışlığa karşı koruma görevi görebiliyor7. Yani her ne kadar bağlanma stillerinin güvenliye dönmesi zor gibi görünse de geç evlat edinilen çocukların bile kurumların bakımı altından çıkıp sabit, korumacı ve ilgi gösteren bir aile tarafından bakım görmeleri sosyal ilişkilerinden bilişsel kapasitelerine ve zihinsel sağlıklarına kadar hayatlarının birçok alanındaki gelişimlerinde olumlu etkiler yaratıyor.

Yazan: Rengim Lal Kılavuz
Düzenleyen: Dr. Gizem Sürenkök
Kaynak: www.yakiniliskiler.com

Okumaya devam et

MAKALE

Müşteri memnuniyeti için öneriler

satın alma deneyimi, satın alma, pazarlama, müşteri, marka

Markalar müşterilerine iyi bir satın alma deneyimi yaşatmayı hedefler. Fakat maalesef bu konuda başarılı olan pek az şirket var. Peki, bu durum tam tersine nasıl çevrilir? İşte yanıtı…

İyi Müşteri Deneyimi Yaşatmak Neden Çok Zor?

İnsanın bir markayla ilişkisi sadece o ürünü kullandığı zaman yaşadıklarından ibaret değildir. Bilgi edinmek için internetten yaptığı araştırmalarla başlayan süreç; çağrı merkezi görevlileriyle konuşmalar, satın alma sırasında satıcıların tavırları ve satın alma yolculuğu sonunda yaşadıklarının toplamından oluşan bir marka deneyimidir.

Kısacası müşteri ve marka arasındaki ilişki bu “gerçeklik anlarında” yaşanan tüm adımları içerir.

Rekabetin gerisinde kalmamak için şirketlerin bu gerçeklik anlarının her birini incelemesi ve satın alma yolculuğunun her aşamasını müşteri için kolaylaştırması gerekir. Bunun için insanların motivasyonlarını, yapmak istediklerini anlayıp sonra da markayla ilişkiye girdiklerinde yaşadıkları zorlukları giderecek çözümler üretmesi lazımdır.

Bugün -maalesef- büyük şirketlerin birincil sorunu müşterilerin gerçekten ne istediklerini anlayamamalarıdır. Satın alma deneyimini iyileştirmek için bir araya gelen yöneticiler, çoğu zaman empati güçlerini kaybederler. Tüketicilerin de kendileri gibi insan olduğunu unuturlar. Çamaşır makinesi üreten bir şirket yöneticisi müşteri deneyimine odaklanmak yerine satış noktalarında yaşanan şirket sorunlarına odaklanır. Oysa her marka yöneticisi, günlük hayatta bir başka markanın tüketicisidir. Özel hayatında; o da yaptığı alışverişten şikâyet eden, aldığı ürünün fiyatından yakınan, gereğinde memnun kalmadığı ürünü iade eden olağan bir müşteridir. Fakat yönetici şapkasını giyip kurumsal bir kimliğe büründüğünde düşünceleri ve davranışları değişir. Müşterilerinin çamaşır yıkamakla ilgili gerçek sorunlarını çözmek yerine sosyal projeler üretmeye, toplumsal konulara duyarlılık kisvesi altında konu dışı alanlara kafa yormaya başlar. Tüketicinin bugünkü ihtiyaçlarını çözmek yerine ilgisiz konulara öncelik verir. Kendi kişisel hedeflerine veya kendi departmanının önceliklerine odaklanır.

Benzer şekilde müşteri deneyimini iyileştirmek için uluslararası danışmanlık şirketlerine büyük projeler yaptıran şirketler bile çoğu zaman kendi tüketicilerinin (müşterilerinin) ihtiyaçlarına yalın çözümler üretmek yerine mevcut sorunları daha da karmaşıklaştırırlar.

Oysa tüketiciler markaların vaat ettiklerini hakkıyla yerine getirmesini beklerler.

Dijitalleşmeyle, bugün pazarlama disiplini bir evrim geçiriyor. Satın alacağı ürünü internetten iyice araştıran, tüketici yorumlarını didik didik okuyan yeni nesil müşteriler markaların önüne farklı taleplerle gelmekte. Bütün şirketlerin bu talepleri iyi anlamaları, analiz etmeleri ve bunlara çözüm üretmeleri şart. Aksi takdirde bugünün insanına zorla iteleyerek ürün veya hizmet satmak mümkün değil.

Son yıllarda hayatımıza giren Inbound Pazarlama, modern insanın beklentilerine karşılık veren bir felsefeyi benimser. Yaklaşımı, dijital ortamda edindiği bilgi ile güçlenen modern müşterinin (tüketicinin) yapmak istediğini anlamak ve ona yol göstermektir. Inbound Marketing felsefesi eski usul yöntemler kullanarak, ısrarla bir ürün veya hizmeti zorla satmaya çalışan pazarlama anlayışının tam tersidir.

Inbound Marketing’in hedefi, markayı insanlara itelemek yerine onları markaya çekmek ve gönüllü bir şekilde markadan alışveriş yapmalarını sağlamaktır.

Inbound Pazarlama yöntemini uygulamak isteyen yöneticilere önerilerim şunlardır:

  • Markanın odağına insanı koy. Onun ne yapmak istediğini, amacını anla. Tüketicilerini veya müşterilerini “persona”lar ile tanımlayabilir, onları segmentlere ayırabilirsin ama unutma ki her biri senin benim gibi gerçek birer insandır. Dolayısıyla markanın müşterisinin önce insan sonra tüketici olduğu hatırla.
  • İnsanlar her gün kendilerine zorla bir şeyler satmaya çalışan yapışkan satıcılardan bıktı. Bu nedenle Web sitene ya da mağazana gelen insana hemen satış yapmaya çalışma. Onun ihtiyaçlarını anlayabilmek için sorman gereken bütün soruları sor. Ona bilgi vermekte cömert ol. Kendini bir satıcı gibi değil, o insana yardım etmek için görevlendirilmiş bir yetkili gibi gör.
  • Alışveriş yapan her insanı tedirgin eden birçok konu vardır. Yanlış ürüne veya hizmete para harcamak, verdiği karardan dönememek, satın aldıktan sonra markanın ilgisiz kalacağından endişe etmek… Bunlar insanların “acı noktalarıdır”. Her sektörde insanların markalardan alışveriş yaparken karşı karşıya kaldıkları sayısız acı noktası vardır. Kendi markan için bunların hepsini listele ve bunlara çözüm üret. Bugün Amazon, insanların bütün acı noktalarını çözdüğü için dünyada 1 numara olmuştur.
  • Eğer böyle davranırsan insanlar senin markana güven duyacak ve alışveriş yapmaya gönüllü olacaklardır. Markanı kendilerine zorla satış yapmaya çalışan diğer markalardan ayrı bir yere konumlayacaklardır.
  • Satın alma yaptıktan sonra senin markanla ilişkiye devam edecekler, kendi çevrelerine markanı tavsiye edeceklerdir.
  • Bütün bunları hayata geçirmek ve insanlara iyi bir alışveriş deneyimi yaşatmak için dijital teknolojileri hakkıyla kullan.

Dijital çağda istediği bilgiyi edinebilen, önünde sayısız seçenek olan, istediği markadan alışveriş yapabilen modern insana hitap edebilmek, onu markana çekebilmek, onun aklını ve gönlünü kazanabilmek, onun senin markandan can-ı gönülden alışveriş yapmasını sağlamak için gerekli dijital dönüşümü gerçekleştir.

Bu dijital dönüşümü gerçekleştirmeyen markaların bugünün dünyasında iyi bir alışverişçi deneyimi yaşatmaları ve ayakta kalmaları mümkün değil.

Yazar: Temel Aksoy
Kaynak: www.temelaksoy.com

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND