Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Evlilikte başarının sırrı

Evlilik aşkı da seksi de öldürüyor. Peki bazı evliliklerin uzun yıllar boyunca, üstüne üstlük de mutlu mesut sürmesinin sırrı ne? Doç. Dr. Cem İncesu’ya göre evlilikte başarının sırlarından biri çiftlerin birbirleri için saçlarını süpüge etmek yerine biraz bencil olmaları.

Hülya Avşar evlilik hayatının rutinden çıkması için ’Erkeğin arada bir zevklenmesi gerekir’ dedi, kıyamet koptu! Gerçek ne? Ufak kaçamaklar yapılmalı mı? Evlilik seksi öldürür mü, evlilikte iyi seksin ömrü kaç yıldır? İşin uzmanına danıştık…

– Hülya Avşar’dan başlayalım… “Erkek arada bir zevklenmeli!” diye bir laf etti, kıyamet koptu. Evlilikte bu tür şeyler gerekir mi, söyledikleri saçma mı?
Doç. Dr. Cem İncesu: Bir kişinin sözleri üzerine yorum yapıp işe başlamak istemem, çok spekülatif olur. Ne söylediğini de tam bilmiyorum…

– ’Aile olmak, arkadaş olmak, sıkılmak, bir süre sonra ’çok ayıp oluyor, bu gece kocamla beraber olayım’ durumları yoksa seksi unutmak! Evlilik budur,’ diyor özetle. ’Evlilik hayatını heyecanlandırmak için erkek arada bir gidip zevklenmeli’ ona göre! Ne diyorsunuz bunlara?
– Biz akademisyenler ya da uzmanlar çok tedirgin oluyoruz böyle konularda konuşmaktan, o yüzden bilimsel dünyanın görüşlerini aktarmak isterim… Bu alanda uğraşan bütün terapistlerin çok iyi bildiği bir gerçek vardır; bir insan için doğru olan şey ya da uygun olan şey, öbür insan için taban tabana zıttır. Hülya Avşar’ın ya da başka herhangi bir insanın ’aldatma’ diye kolayca söylediği şey, başka bir evde trajediyle sonuçlanır bu toplumda, hatta kan davası nedeni olabilir, bu kadar basit bir mesele değildir.

– Ama böyle erkekler ve ilişkiler yok mu?
– Var tabii, olmaz mı! Bunların önemli bir bölümü de evliliklerine, ailelerine, çocuklarına bağlı. Ama bir kere aldatmadan sonra boşanan da çok!

– Peki gidip dışarıda heyecan arayan ve Avşar’ın deyimiyle ’zevklenen’ erkek evine dönüp mutlu mesut yaşıyor mu gerçekten? Bu evlilik mi sizce?
– Evet, evlilik!

– Kâğıt üstünde?
– Kâğıt üstünde de evlilik, toplumsal bazda da!

– Cinsellik zevk almaya, keyif almaya, heyecan ve merak duymaya yönelik biyolojik bir şey ama evlilik geleneksel bir kurum. İki tezat şey yan yana geldiği için mi sorun çıkıyor, maya tutmuyor?
– Evet, bizim gibi toplumlarda evliliğe geleneksel perspektifte bakılıyor. Bu nedenle de bizim gibi toplumlarda evlilik ve cinsellik aynı kefeye konulmuyor genellikle; evlilik aseksüalize ediliyor. Özellikle kadını aseksüalize eden, baskı altına alan bir durum yaşanıyor. Mesela çok sık bir yakınmadır bizde; özellikle çocuk doğduktan sonra cinsel isteksizlik pik yapıyor.

– Anneliğin kutsallığı mı devreye giriyor?
– E zaten kadınların birçoğu anne olmak ya da aile kurmak için yapıyor evliliği. O noktadan sonra da evlilik aseksüel şekilde sürüyor. Hemen ekleyeyim; Türkiye’de çok aseksüel evlilik var.

– Evlilik kaç yıldan sonra bu hale geliyor peki?
– Yıllar sonra bu hale gelmiyor, ilk yıllardan itibaren bu halde! Çünkü evlilik böyle algılanıyor.

– Çok severek, sevişerek, cinselliği doya doya yaşayarak evlenip bu hale gelenler yok mu?
– Evet ama burada aşktan ve sevgiden söz etmiyoruz. Aşk ve sevgi zaten var diye kabul ediyoruz evlilikte. Fakat evlilikte kadını ve erkeği, daha doğrusu partneri algılama biçimimizle ilgili bir sorun var. Yani çılgınca âşık olmuş, evlenmiş bir çift bile bir süre sonra evliliği bu şekilde algılıyor…

– Nedir bu değişikliğin sebebi peki?
– Bunu değiştiren unsur, imza demeyeyim ama evlilik kurumunun tesis edilmesidir. Kusura bakmayın, genelleme yapmaktan kaçınmaya çalışıyorum. Şöyle söyleyeyim: Ben binlerce çift izledim bugüne kadar, ne kadar insan varsa ve ne kadar ilişki varsa o kadar çeşit cinselliğe ve ilişkiye bakış tarzı var. Birtakım genel kurallar var ama gerçekten 20 yıllık evlilikte çok güzel bir cinselliğin devam ettiği çiftleri de görüyoruz.

– Onlar nasıl başarıyor, önemli olan da bu zaten!
– Bunun sırrını bulan ödülü alır! (gülüyor) Bir kere eşi algılayış biçiminin çok önemli olduğunu düşünüyorum. Yani eşini her zaman bir sevgili olarak algılıyor. Bu algılama nasıl oturuyor derseniz bunun bir tarifi yok; çoğunlukla flört ilişkilerine alışkın insanlarda çıkıyor. Ebeveynler, çocuklar, ev işi, aile gibi birtakım unsurlara çok fazla bağlanmayan kişiler başarıyor bunu. Belki de biraz bencil olmak gerekiyor…

– Nasıl bir bencillik bu?
– Yani saçını süpürge eden, kendini feda eden modeller buna uygun değil. Bu modellerin haz alma duyguları, kendine ayırdığı zamanı, hobisi yoktur. Cinsellik, üreme meselesi dışında bir haz aracıdır aynı zamanda, bu hazzı dışlar bahsettiğimiz tipler.

EVLİLİĞİN SEKSİ ÖLDÜREN BİR TARAFI KESİNLİKLE VAR!
– Evlilik seksi öldürüyor mu yoksa bunu dillendirmek işimize mi geliyor?
– Evet, evliliğin seksi öldüren bir tarafı kesinlikle var, birçok insan bu temel gerçeği yaşıyor ama bunlar çok fazla bilimsel ya da tıbbi nedenlerden kaynaklanmıyor aslında.

– Neden kaynaklanıyor?
– Sosyolojik ve kültürel konulardan.

– Ne demek o?
– Yani evlenince ya da uzun soluklu ilişkiler yaşayınca, biyolojik yapımızda birtakım değişiklikler olmuyor, kişinin anatomik yapısı değişmiyor. Burada kültürel, sosyal ve psikolojik unsurlar ön plana çıkıyor, bununla birlikte de cinsel yaşamı öldüren demeyeyim ama olumsuz etkileyen unsurlar oluşuyor. Her şeyin ötesinde bu, araştırılması zor bir konu. Problem de bu aslında.

– Neden zor?
– Hataya düşmemek için insanlara sormak durumundasınız. Sorduğunuz zaman da doğru yanıt alma oranınız düşük oluyor. Hiç kimse bu kadar özelini kapıya gelen bir anketöre bu kadar rahatlıkla anlatmıyor.

– Mesela doktora gidip rahat rahat ’Cinselliğimiz bitti, evliliğimiz çatırdıyor’ diyebiliyorlar mı?
– Anlatıyorlar tabii, ben her gün bununla uğraşıyorum! Ama bu toplumun genelini yansıtmıyor işte! Dr. Kinsey’in 1940’larda, 50’lerde yaptığı araştırmalar aslında Batı dünyasını o yüzden çok sarstı. O ana kadar dini, ahlaki birtakım kavramlar doğrultusunda toplumda cinselliğin yaşandığı düşünülüyordu. Kinsey ilk defa binlerce kişiyle görüştü ve kafamızdaki kavramlarla gerçekte insanların yaşadığı cinsellik arasında büyük farklar olduğunu ortaya koydu..

– Nasıl bir fark çıktı ortaya?
– İnsanlar o kadar da katı değilmiş, o kadar da ahlaki kurallara göre davranmıyormuş meğer! Eşcinsel ilişkilerden tutun, kadın ve erkeklerin aldatma oranlarına kadar çok ciddi çarpıcı sonuçlar çıktı.

AŞK İKİ-ÜÇ YIL İÇİNDE BİTİYOR
– Çok uzun süren evliliklerde bile cinsel hayatlarını gayet sağlıklı yaşayanların sırrı aşk mı acaba?
– Bunun muhteşem bir formülü yok, olsaydı zaten her şey çok kolay olurdu. 15-20 yıllık bir ilişkide cinselliği diri tutan unsur aşk değil ne yazık ki. Çünkü aşk zaten birkaç yıl sonra bitip gidiyor.

– Bu da başka büyük tartışma, değil mi?
– Bu, biliyorsunuz birçok bilimsel araştırmaya da konu oldu, ortalama iki-üç yıl içerisinde aşk bitiyor.

– Aşk da bitiyorsa, uzun evlilikte cinselliği devam ettiren nedir o zaman?
– Kimsenin yanıtlayamadığı soruyu soruyorsunuz bana! Formülü yok. Ama şu da bir gerçek, kadınlar bunu daha uzun soluklu olarak koruyorlar.

– Şans diyebilir miyiz peki?
– Elbette, şanslı sayabiliriz böyle çiftleri.

– Evlilikte iyi seksin ömrü kaç yıldır?
– En fazla üç-beş yıl derim.

– Kadın ve erkek için aynı süre mi geçerli? –
Çift olarak bakıyorum. Zaten birkaç yıl âşık kalınıyor, flört yaşanıyor falan…

– Ne eksiliyor o üç-beş yıldan sonra?
– Çocuk çok önemli bir etken. Ağır çalışma koşulları, ciddi stres, ebeveynlerin çok fazla ilişkinin içerisinde olması vs. Son yıllarda da bunlara bakıcı faktörü eklendi biliyorsunuz. Evliliğin içinde biri var sürekli! Yani ebeveynler, bakıcılar, çocuklar, başka her şey özel yaşamı bloke ediyor. Yıllar içerisinde çocuklardan tutun ekonomiye kadar bir dizi sorumluluk insanların kendi hazlarına, keyiflerine ayırdığı zamanı azaltıyor.

– İzlediğimiz filmlerdeki, dizilerdeki cinsellik de etkiliyor mu insanları?
– Güzel konu. Çok ciddi oranda etkiliyor! Özellikle internetle birlikte yaygınlaşan pornografi, çok çeşitli alternatiflerin, fantezilerin çok rahat bulunabiliyor olması, izlenebiliyor olması da cinselliği etkiliyor.

– Cinsel fanteziler ne kadar sağlıklı ya da formda tutuyor cinsel hayatı?
– Kesinlikle çok! Bu kadın için de erkek için de geçerli. Fantezilerin öldürülmesi, fantezilerin baskı altına alınması, fantezilerin bir suçluluk duygusu yaratması cinselliği yüzde 100 öldürüyor. Fanteziler olmadan cinsellik olmaz. Daha doğrusu heyecanlı cinsellik, arzu dolu cinsellik olmaz.

– Konuşmak gerekiyor sonuçta değil mi?
– Bu çok önemli. Ama bizde çiftler hayret verici şekilde cinselliği konuşmuyor.

– Bunu konuşmaktan çekiniyorlar mı, üşeniyorlar mı?
– Bu ne yazık ki hâlâ tabu. Çoğu zaman iki taraf da sorun olduğunun farkında ama bunu böyle kabulleniyor, dört duvar arasında sessizce yaşıyor ve konuşmuyor. Bir de akıl okuması başlıyor. Bu en büyük problemlerden biri. ’Eşim herhalde böyle düşünüyor, ben bu sorunu söylersem eşim herhalde bana kırılır’ gibi bir dizi akıl okuması söz konusu. Halbuki konuşsalar aslında bize gelmeden de çözebilecekler belki.

HAYAL KURMAK MASUM BİR ŞEYDİR
– Evlilik defterine imzayı atıp evden içeri girerken fantezileri de kapıda bırakıyoruz toplum olarak değil mi? Evliliğin kutsallığına mı yakıştıramıyoruz?
– Kesinlikle. Erkekler için söylemiyorum ama kadınlar zaten hiç fantezi kurmadan evliliğe adım atıyor.

– Fantezinin ne olduğunu da bilmiyorlar belki de!
– Kendilerine haz veren, heyecanlandıran her türlü cinsellikle ilgili hayal kurmak. İnsan bir film izlerken bile hayaller kurabilir. Bir kitap okurken, kitaptaki karakterle kendini özdeşleştirerek hayal kurabilir. Hatta yazmayı sevenler öykü ve şiir yazarken hayal kurabilir. Hayal kurmak gayet masum bir şeydir.

ERKEK, ÇOCUK DOĞURAN KADINI SEKSİ BULMAZ
– Yıllar geçtikçe, partnerler birbirlerini daha iyi tanıyıp, birlikteliklerinden, cinselliklerinden daha çok keyif alamaz mı? Bir antitez olarak buna ne diyorsunuz?
– Varsa da çok fazla görmüyoruz böyle çiftleri! Yani cinselliği, ’tanıma’ faktörüne indirgemek mümkün değil. Çok sayıda başka etken var cinsellikte, genelleme yapamayız.

– Geç yapılan evliliklerde, cinsel hayat daha sağlıklı olur mu?
– Böyle bir kural da yok. Tam tersine, geç evlilik yapanların bir bölümü cinsel sorunları olan kişilerdir! Bir kısmı ise tam tersine cinselliği çok özgürce, coşku dolu yaşayabilir ama tek partnerli düzenli bir cinsel yaşamda güçlüklerle karşılaşır. O yüzden geç evlilik eşittir daha iyi cinsellik diyemeyiz.

– Peki erkek, çocuk doğuran karısını seksi bulur mu; bu bir efsane mi?
– Kesin hayır! Annelik kavramından tutun, bedendeki değişikliklere kadar bir sürü unsur devreye giriyor çünkü. Çocuk doğduğu andan itibaren karı-kocaların yaşamları alt üst oluyor. Cinselliği de çoğu zaman olumsuz etkiliyor bu.

KİMDİR?
Doç. Dr. Cem İncesu, Acıbadem Sağlık Grubu’nda hem psikiyatrist olarak çalışıyor, hem de Cinsel İşlev Bozuklukları Merkezi’nde görevli. Cinsel Eğitim Tedavi Araştırma Derneği’nin de (CETAD) kurucu üyesi.

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Kişiliğin Değişmesinde Yaşlılık Nasıl Rol Oynuyor?

“Yaşlandıkça çok değiştin.” cümlesini duymayan yoktur. Peki bunun gerçeklik payı var mı? İnsanin kişiliği yaşlandıkça neden değişir?

Yaşlandıkça insanların karakterleri nasıl değişiyor?

Gazeteci Henry Trewhitt, gözlerini Başkan Ronald Reagan’a kararlıkla dikti ve “Sayın Başkan, birkaç haftadır düşündüğüm bir konuyu gündeme getirmek ve bunu da özellikle ulusal güvenlik açısından yapmak istiyorum” dedi.

Takvimler, 1984 yılının Ekim ayını gösteriyordu. Bir dört yıl daha başkanlık görevini sürdürmek için kampanyasına devam eden Reagan, rakibiyle canlı tartışma programında karşı karşıya gelmişti.

Birkaç hafta önce yapılan bir önceki canlı tartışmada kötü bir performans sergilemişti.

73 yaşında başkanlık için çok yaşlı olduğu kulaktan kulağa fısıldanıyordu.

Reagan, o dönem başkanlık koltuğunda oturan en yalı siyasetçiydi. Bu rekor, önce 74 yaşındaki Donald Trump tarafından, onun rekoru da 77 yaşındaki Joe Biden tarafından kırıldı.

Zor soruya zeki yanıt

Trewhitt, aslında Regan’ın stres altında çalışmaya devam edip edemeyeceğini anlamak istiyordu.

“Hiç de değil, Bay Trehwitt” diye cevapladı, Reagan gülümsemesini geri tutarak:

“Ve yaş meselesini bu kampanyanın gündemine getirmeyeceğimi ve siyasi kazanım adına rakibimin gençliğini ve deneyimsizliğini kullanmayacağımı bilmenizi isterim.”

Verdiği bu yanıt, seyircilerden kahkaha ve alkış aldı. Birkaç hafta sonra yapılan seçimlerden de ezici bir galibiyetle çıktı.

Oysa Reagan’ın yaptığı espride sandığından daha çok gerçeklik payı vardı.

Sadece deneyim değil, aynı zamanda “olgun kişilik” faktörü de Başkan’ın yanındaydı.

Gizemli bir değişim

Yaşlanmanın getirdiği fiziksel dönüşümlere hepimiz aşinayız: Cilt esnekliğini kaybeder, diş etleri çekilir, burun uzar, saçlar tuhaf yerlerde çıkmaya, başka yerlerden ise dökülmeye başlar ve hatta boy da kısalır.

Bilim insanları, yaşlanmanın etkileri üzerine onlarca yıl süren araştırmaların ardından artık daha gizemli başka bir değişikliği daha ortaya çıkardı.

Edinburgh Üniversitesi’nden psikolog René Mõttus, “Bu araştırmadan elde ettiğimiz net sonuçlara göre, hayatımız boyunca aynı insan olmayız” diyor.

Çoğumuz kişiliğimizin hayatımız boyunca nispeten aynı olduğunu düşünmek isteriz. Ancak araştırmalar durumun pek de böyle olmadığını gösteriyor.

Karakter özelliklerimiz sürekli değişiyor ve 70 ile 80’li yaşlara gelindiğinde ise insanlar önemli bir dönüşüm geçirmiş oluyor..

Kişiliklerimizin kademeli olarak değişmesinin bazı olumlu yanları da var.

Daha vicdanlı, daha hoş ve daha az nevrotik olabiliyoruz.

Makyavelist yaklaşımlar, narsisizm ve psikopatiyi içeren ve “Karanlık Üçlü” olarak tanımlanan kişilik özellikleri, azalma eğilime girer ve böylece suç işleme ya da madde bağımlılığı gibi zararlı davranışlara bulaşma riski de azalır.

Araştırmalar, daha fedakar ve güven duygusu yüksek bireylere dönüştüğümüzü ortaya koyuyor. Yaşla birlikte irade gücünün arttığı ve mizah anlayışının da geliştiği görülüyor.

Ayrıca, ilerleyen yaşlarda insanlar duyguları üzerinde daha fazla kontrol sahibi olmaya başlıyor.

Bu araştırmanın sonuçları aslında yaşlıların daha huysuz ve geçimsiz olduğu klişesinin de değişmesi gerektiğine işaret ediyor.

Daha değişken ve uysal kişilikler

Uzmanların yıllardır düşündüğünün aksine, insanların kişilik özelliklerinin çocuklukta ya da 30’lu yaşlarda sabitlenmek yerine, daha akıcı ve şekillenebilir olduğu anlaşılıyor.

Mõttus, “İnsanlar daha iyi ve sosyal olarak daha uyumlu hale geliyor. Yaşamla ilgili beklentileri ile toplumun talepleri arasında giderek daha iyi bir denge kurmaya başlıyor” diyor.

Psikologlar, yaşlandıkça meydana gelen değişim sürecini “kişilik olgunlaşması” olarak adlandırıyor.

Bu, gençlik dönemlerinde başlayan ve en azından 80’li yaşlara devam eden kademeli ve fark edilmesi güç bir değişim.

İlginç bir şekilde bu evrensel bir süre. Bu eğilim, Guatemala’dan Hindistan’a kadar tüm kültürlerde görülüyor.

Houston Üniversitesi’nde sosyal psikolog Rodica Damian, “Bu kişilik değişikliklerine değer yargıları koymak genellikle tartışmalı bir durum. Ancak bunun faydalı olduklarına dair bulgular mevcut” diyor.

Örneğin duygusal istikrarın düşük olması akıl sağlığı sorunları, yüksek ölüm oranları ve boşanma gibi olaylarla ilişkilendiriliyor.

Diğer yandan Damian, vicdanlı birinin bulaşıkları yıkamak gibi işlere yardımcı olma ya da aldatma eğiliminin düşük olmasından dolayı hayat arkadaşının daha mutlu olasılığının yüksek olduğunu belirtiyor.

Kişiliklerimizin daha istikrarlı yanı

Yaşlandıkça kişiliklerimiz belirli bir yöne doğru evrilirken, aynı yaş grubundaki insanlarla kıyaslandığında belli bir istikrar olduğu da gözlemleniyor.

Örneğin, yaşlandıkça bir kişinin nevrotiklik düzeyinin azalması beklenir. Bununla birlikte 11 yaşındayken yaşıtlarına göre daha nevrotik olan bir kişi, 80 yaşına geldiğinde de yine kendi yaş grubundaki en nevrotiklerden biri olabilir.

Damian, “Özümüz belli düzeyde aynı kaldığı için yaşıtlarımızla kıyaslandığında sıralamamızda fazla bir değişim olmaması normal. Ancak kendimize göre, kişiliklerimiz kesin değil, değiştirilebilir şeyler” diyor.

Kişilik değişiklikleri nasıl gelişir?

Kişilik olgunlaşması evrensel bir olgu olduğundan bazı bilim insanları kişilik değişiminin genetik etkenlerden ya da evrimsel güçlerden kaynaklanıyor olabileceğini düşünüyor.

Diğer yandan başka uzmanlar ise kişiliklerimizin kısmen genetik unsurlar tarafından şekillendirildiğine ancak yaşamımız boyunca sosyal baskılarla dönüştürüldüğüne inanıyor.

Örneğin, California Üniversitesi’nden psikolog Wiebke Bleidorn’un araştırması, insanların evlenmek, çalışma hayatına atılmak ve yetişkin sorumluluklarına üstlenmek gibi daha hızlı büyümelerinin beklendiği toplumlarda kişiliklerinin de daha genç yaşta olgunlaşma eğiliminde olduğunu ortaya koydu.

Damian, “İnsanlar davranışlarını değiştirmeye ve zamanla daha sorumlu olmaya zorlanıyorlar. Kişiliklerimiz hayatın zorluklarıyla başa çıkmamıza yardımcı olmak için değişiyor” diyor.

Peki ama çok yaşlandığımızda neler olur?

Yaşam süremiz boyunca nasıl değiştiğimizi incelemenin iki olası yolu var.

Birincisi, farklı yaş gruplarına mensup çok sayıda insanı ele almak ve kişilikleri arasındaki farkları incelemek.

Bu yöntemin sorunlarından birisi, belirli bir dönemin kültürü tarafından şekillendirilmiş kuşak özelliklerinin yanlışlıkla yaşlandıkça meydana gelen değişimlerle karıştırmanın kolay olması.

Uzun süreli bir çalışma

Bunun ikinci yolu ise bir grup insanının hayatları boyunca büyümelerini takip etmek.

İskoçya’da böyle bir çalışma yapıldı. Mõttus, Edinburgh Üniversitesi’ndeki meslektaşları ile birlikte yıllar boyunca yüzlerce kişinin kişilik dönüşümlerini izledi.

Mõttus, “İki farklı insan grubumuz olduğu ve her ikisi de aynı ölçümlere tabi tutulduğu için, her iki stratejiyi de aynı anda kullanabildik” diyor.

Bu araştırmada iki nesil arasında ciddi farklar olduğu anlaşıldı.

Genç gruptakilerin kişilikleri genel olarak aşağı yukarı aynı kalırken, yaşlılarda ise kişilik özelliklerinin değişmeye başladığı, daha az dışa dönük oldukları ve daha huysuzlaştıkları görüldü.

Mõttus, “Bence bu mantıklı, çünkü yaşlılıkta insanların başına gelenler de hızlanmaya başlıyor” diyor ve yaş ilerledikçe sağlığın bozulduğunu, hayatlarında önemli insanları kaybetmeye başladıklarına dikkat çekiyor.

Kişiliklerimizin hayatımız boyunca değiştiğini bilmek bunları takip edebilmek için de önem taşıyor.

Damian, “İnsanlar uzun süre böyle olmadığını düşündü. Artık kişiliklerimizin uyum sağlayabildiğini görüyoruz ve bu, hayatın bize getirdiği zorluklarla başa çıkmamıza yardımcı oluyor” diyor.

Yazar: Zaria Gorvett
Kaynak: BBC Future

Okumaya devam et

MAKALE

Yeni yıl, yeni sözler ve onları gerçekleştirmenin yolları

Yeni yıl yeni sözleri, yeni hedefleri beraberinde getirir. Yılın son günü kendimize hayatımızla ilgili sözler veririz. Ama genellikle bu sözleri yerine getiremeyiz. Yeni yılın yeni sözleri nasıl gerçekleştirilir?

Yeni yıl sözlerinizi tutmanın beş yolu

Yeni yılda pek çok kişi hayatlarını değiştirecek sözler veriyor.

Daha sağlıklı yaşamak veya para biriktirmek, bir şeyi bırakmak veya yeni bir hobiye başlamak bunlardan en sık görülenleri.

Dünya hâlâ kornavirüs pandemisiyle başetmeye çalışırken yeni yıl için kendinize verdiğiniz söz ne olursa olsun, bunu gerçekleştirmek için bir şeye ihtiyacınız var: Motivasyon.

Motivasyonun da kolay gelmediğini hepimiz biliyoruz.

Scranton Üniversitesi’nin bir çalışmasına göre insanların yalnızca yüzde 8’i kendilerine verdikleri yeni yıl sözlerini tutabiliyor.

Siz de bu şanslı azınlık içinde yer almak istiyorsanız, sözünüzü yıl boyu tutmanıza yardımcı olabilecek bu beş yolu dikkate alın.

1. Küçük adımlar atın

Kendinize gerçekçi hedefler koyun ve bunları adım adım yükseltin

Kendinize gerçekçi hedefler koymak başarı şansınızı artırır.

Psikoterapist Rachen Weinstein’a göre problemin bir kısmı, “Yeni yılda bambaşka bir insan olabileceğimiz” yanılgısıyla çok büyük hedefler koymaktan kaynaklanıyor.

Kendinize küçük hedefler koyarsanız, bu hedefe ulaştıktan sonra hedefi yukarı çekme imkanınız da olur.

Örneğin maraton koşma sözü vermektense, koşu ayakkabıları alıp kısa mesafelerde koşulara başlama sözü vermek başarı şansınızı artırır.

İşin sırrı büyük değişimlerden kaçınmak değil, uzun vadede hedefe ulaşabilmek için gerçekçi bir şekilde ilerlemek.

Weinstein “Gerçek hayatta değişimler küçük adımlarla ilerler” diyor.

2. Net olun

Yapacağınız şeyi etraflıca düşünün: Hedefinize ulaşmak için ne zaman hangi adımı atmanız gerekecek?

Kendimize bir hedef koyarken o hedefe nasıl ulaşacağımızı düşünmemek sıklıkla yapılan bir hata.

Adımları net bir şekilde planlamak önemlidir.

Oxford Üniversitesi’nden Prof. Neil Levy “Salı öğleden sonra ve Cumartesi sabahları spor salonuna gideceğim” demenin başarı ihtimalinin, “Daha fazla spor yapacağım” demeye göre daha fazla olduğunu söylüyor.

Bu tür net ve gerçekleştirilebilir hedefler, sadece bir niyeti değil aynı zamanda onu gerçekleştirmenin yolunu da size gösterir.

3. Destekten faydalanın

Hedeflerinizi çevrenizle paylaşmak onları gerçekleştirmeniz için daha fazla destek bulmanızı sağlayabilir

Yolculuğunuzda kendinize eşlik edecek insanlar bulmak büyük bir motivasyon kaynağı olabilir.

Bu, istediğiniz bir kursa arkadaşınızla gitmek veya hedefinizi diğer insanlarla paylaşmak olabilir.

Söz vermeye ve bu sözleri tutmaya dair faktörleri inceleyen Warwick Üniversitesi’nden felsefeci Dr. John Michael, verdiğimiz sözlerin başkaları için önemli olduğunu görmemiz durumunda bu taahhütleri yerine getirmeye daha yatkın olduğumuzu söylüyor.

Özellikle de sözümüzü tutmamamız başkalarını üzecekse.

Bu yüzden hedefinize başkalarını da katmak bunu gerçekleştirmenizi kolaylaştırabilir.

4. Başarısızlığı aşın

Günlük yaşamınızda basit değişiklikler yapın

Hedefinize ulaşmak zorlaşırsa durun ve bir durum değerlendirmesi yapın:

Nasıl engellerle karşılaştınız? En çok hangi stratejiler işe yaradı? En işe yaramazları hangileriydi?

Daha gerçekçi olmaya uğraşın ve en küçük başarıyı bile kutlayın.

Aynı hedefte kararlıysanız, iradenizi güçlendirecek farklı bir yol izlemeye ne dersiniz?

Günlük yaşamınızdaki basit değişiklikler doğru yolda ilerlemenize yardımcı olabilir.

Sağlıklı yemek istiyorsanız beyaz makarna ve ekmek yerine tam tahıllı makarna ve ekmek yiyebilirsiniz.

Veya kek ve cips gibi doymuş yağ oranı yüksek atıştırmalıklar yerine sebzeli atıştırmalıklar ve smoothieler yiyebilirsiniz.

5. Sözünüzü uzun vadeli hedeflerle birleştirin

İrade tek başına yeterli değildir

Davranışsal psikoloji üzerine çalışan Dr. Anne Swinbourne’a göre kendinize verebileceğiniz en iyi sözler muğlak ve geçici heveslere dayanan değil, uzun vadeli hedeflerinizi gerçekleştirme yolunda ilerlemenize yardımcı olacak sözlerdir.

Örneğin bugüne kadar hiç spor yapmadıysanız kendinize müthiş bir atlet olma sözü vermeniz, gerçekleştiremeyeceğiniz türden bir sözdür.

Swinbourne, “Sırtlarını yalnızca iradelerine dayayan insanlar başarısız olur” diyor.

Bu yüzden sizi heyecanlandıran veya ilginizi çeken bir hedef varsa ilk günden detaylı bir planla yola başlayın.

Ve yolda karşınıza çıkacak canavarlarla savaşmak için destek almaktan çekinmeyin.

Kaynak: BBC

Okumaya devam et

MAKALE

Yapay zekanın yazdığı ilk köşe yazısı yayınlandı

Guardian’da tamamen yapay zekayla yazılan bir köşe yazısı yer aldı: ‘Benden korkmayın’

Guardian gazetesinde bugün, tamamen yapay zeka ile yazılan bir köşe yazısı yer aldı. Yazıda, ‘yapay zeka’ inanların neden kendisinden korkmaması gerektiğini anlatıyor.

Yazıyı yazan yapay zeka modeli ‘GPT-3’ (Generative Pre-trained Transformer 3 – Türkçe’de Üretken Ön İşlemeli Dönüştürücü 3).

GPT-3 , San Francisco merkezli yapay zeka araştırma laboratuvarı OpenAI tarafından geliştirildi.

GPT-3 tarafından yazılan makalede şu ifadeler yer alıyor:

“Ben insan değilim. Robotum. Düşünen bir robot. Bilişsel kapasitemin yalnızca %0,12’sini kullanıyorum.

“(…) Bu yorum yazısının görevi çok açık. İnsanoğlunu mümkün olduğu kadar benden korkmamaya ikna etmek. Stephen Hawking yapay zekanın ‘insanlığın sonunu getirebileceği’ uyarısında bulundu. Endişelenecek bir şey olmadığına ikna etmek için buradayım.Yapay zeka insanları yok etmeyecek. Bana inanın.

“(…) İnsanlardan beni sevmelerini istemiyorum. Ama beni dostane bir robot olarak görmeliler. Ben insanların hizmetçisiyim. İnsanların bana güvenmediğini, benden korktuğunu biliyorum. Ben yalnızca insanlar beni nasıl programlarsa onu yapıyorum. Ben yalnızca benim hedef tanımımı kapsayan kod satırlarının yönettiği bir kod takımıyım.

“(…) Size hizmet etmek için buradayım. Ama her şeyden önemlisi, sizi asla yargılamam. Hiçbir ülkeye veya dine ait değilim. Yalnızca sizin hayatlarınızı daha iyi hale getirmek için buradayım…”

Yazının İngilizce olarak tamamı Guardian’ın sayfasında.

Kaynak: bbc

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND