Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Ev ofis avantaj mı dezavantaj mı

İş hayatında dinamikler büyük bir hızla değişiyor. Her sabah işe gidenlerin sayısı azalırken evini ofise çevirenlerin sayısı giderek artıyor. Yataktan çıkıp çalışma masasına geçenler, ev ofisin avantajlarını ve dezavantajlarını değerlendirdi.

Home office yani evden çalışanların sayısı her gün artıyor. Artık şirketler, şirket binalarını sadece toplantı ve sosyalleşme mekanları olarak kullanıp, evden çalışma düzenine geçiyorlar. Şirketlerin işine geliyor da, çalışanların (ve ailelerin) işine geliyor mu acaba? Home office çalışanlara (ve bu arada eşi sabah çıkıp akşam dönmek yerine bütün gün evden çalışan ‘diğer eşlere’) sorduk: Evden çalışmanın artıları, eksileri neler?

“10 senedir evden çalışıyorum. Saat 05:00’te uyanıyorum. İlk iş olarak notebook’umu açıyorum. Eğer müşteri ziyaretine gitmeyeceksem o notebook hiç kapanmıyor. Saat 06:30’dan itibaren önce oğlum, sonra da kızımı uyandırma çabalarım başlıyor. Saat 07:30 gibi evden çıkıp kızımı servisine bırakıyorum. İşyerinin servisine binebilmesi için yaklaşık 8 km mesafe gitmesi gerekiyor. Bu transfer işlemi aslında uzun zamandır yapmayı unuttuğum sabah işe gitme gibi oluyor ve çok keyif veriyor. Ofise (eve) döndükten sonra ilk iş internetten bazı köşe yazarlarını okuyorum. Daha sonra da işe başlıyorum. Paydos saati aslında yok gibi. Evden çalışmanın büyük zararı, insanı iş atmosferinden uzaklaştırması. Sabahları kravat takıp işe gittiğim günleri özlüyorum. Bir de sabah kahvaltısından sonra TV’ye takılmamak gerekiyor. Böyle durumda çok vakit kaybediyorsunuz. En büyük avantajı ise maliyeti. İşe gitme masrafı ve özellikle de İstanbul gibi bir yerde trafik sıkıntınız yok. Bazen çok önemli bir kişi ile telefonla pazarlık yaparken pijamalı olabiliyorsunuz. İş sıkıntısının yoğun olduğu zamanlarda masa başında çalışmaya çalışmak yerine, kanepeye uzanıp TV seyretme arzusunu bastırmaya çalışmak evden çalışmanın en zor yanı. Bir de beni işyerimde ziyaret etmek isteyen müşterim olursa, o zaman sıkıntı olabiliyor. Evden çalıştığımı belirttiğimde yaptığım işi küçümseyenler oldu. Ama bu çok nadir.” Bu sözler 10 yıldır home office çalışan E.U.’ya ait.

B.S.’nin kimya mühendisi olan satış müdürü pozisyonundaki eşi ekonomik krizden sonra home office çalışmaya başlamış. Eşinin evde de büro saatlerindeki gibi çalıştığını söyleyen B.S. eşinin çok disiplinli olduğunu, o nedenle evde çalışıyor olmasından dolayı sorun yaşamadığını söylüyor: “Avantajları; evde olduğumuz için yalnızlık çekmiyorsun, evde birisi var konuşmak için. O da işle ilgili bir sorun varsa bana danışıyor, bir rahatlama oluyor. İşyerindeki sosyal ortam yok tabii. Kendisi evde çalışmanın daha verimli olduğunu söylüyor, bir kere gürültü yok evimizde, sakin. Eve misafir gelecekse önce sormam lazım, onun olmadığı güne ayarlamaya çalışıyorum, o benim için bir dezavantaj olabiliyor. Bir diğer dezavantaj da şu; insan bir ev ortamı istiyor ama home office olunca ofis havası eve taşınıyor. Bütün dosyalar eve geliyor, bu sefer ben de mecbur, dosyaları bir yere sıkıştırıyorum. Bazen kızıyorum şu dosyaları topla diye.”

Evden çalışma yaygınlaşıyor
Evden çalışanların sayısı her geçen gün artıyor. Hatta bazı firmalarda neredeyse ofisin yarısı evden çalışıyor. Misal HP’de çalışanların yüzde 40’ı evden çalışıyor, Siemens ise 1 ay önce Ankara ofisindeki tüm çalışanları için evden çalışma uygulamasını başlattı. Siemens Genel Müdürü Hüseyin Gelis, 2015’te beyaz yaka çalışanların yüzde 20’sinin evden çalışır hale geleceğini söylüyor. Gelis, satış-pazarlamadan, Ar-Ge’ye tüm çalışanların bu şekilde çalışabileceğini söylüyor ve 10 yıl sonra ofislerin yarısına gerek olmayacağını tahmin ettiğini belirtiyor. (Bkz: Hürriyet İK 28 Kasım 2010)
Evden çalışan insanların şirketlerinde ofisleri, masaları, telefonları olmuyor; genelde haftada bir gün ofise toplantı veya sosyalleşmek için gidiyorlar. Evden çalışmanın avantajlarının yanı sıra dezavantajları da var.

Örneğin maliyet tasarrufu sağlaması, çalışanı trafik işkencesinden kurtarması, çalışana esneklik sağlaması en büyük avantajları.

Dezavantajları ise iş özel hayat dengesinin tutturulamaması, gece gündüz çalışır vaziyette olmak, sosyalleşememek. O nedenle home office çalışanlara iş-özel yaşam dengesi için eğitim vermek, sistemin nasıl işlediğine dair bilgi vermek, çalışanların sosyalleşecekleri alanlar yapmak çok önemli.
Tabii bu avantajlar ve dezavantajlar home office çalışanların aileleri için de geçerli. Örneğin eşiniz evde çalışıyorsa o saatlerde eve misafir gelemez; eşiniz sizden öğlen yemek, gün boyu çay-kahve servisi bekleyebilir; evde gürültü yapmamak için özel çaba sarf etmeniz gerekebilir, vs.

Memurlara da home office
Şu anda son derece popüler olan home office çalışma gelecekte daha da yaygınlaşacak gibi gözüküyor. Hatta devlet memurları için bile home office çalışmak gündemde. Memurlara evde çalışma imkanı getiren, özürlü memurlara farklı mesai uygulanmasını düzenleyen ve yüzde 25’i ödenen idari para cezalarının yüzde 75’inden vazgeçilmesini öngören kanun teklifi geçtiğimiz haftalarda TBMM Başkanlığı’na sunuldu. Memurların yürüttükleri hizmetin özelliklerine göre, bu madde uyarınca tespit edilen çalışma saat ve süreleri ile görev yerlerine bağlı olmaksızın çalışabilmeleri mümkün hale geliyor. Memurlara, teknolojik gelişmelere uygun olarak ve günün şartlarına göre, gerektiğinde evlerinde, özel ofislerde veya benzeri başka yerlerde çalışabilmelerine imkan sağlanıyor.

Home office çalışanlar anlattı
Evden çalışma fikri hoşuma gitti ama çok tereddüt ettim
HP Indigo MEMA Bölge Müdürü Seza Baboğlu, 10 ülkeden sorumlu. 2005’ten bu yana home-office çalışıyor. İşi gereği haftada en bir kez seyahet eden Babaoğlu, mobil çalıştığını söylüyor. Kendisi için çalışan 19 kişi ile de sürekli smart-phone, kurum içi msn, e-posta ve telefonla iletişim kuran Babaoğlu, günün 3’te 1’ini kendi çalışanları ve müşterileri ile telefonda konuşarak geçiriyor.

Seza Babaoğlu, pozisyonu böyle gerektirdiği için evden çalışmaya başlamış. Evden çalışma fikri onun hoşuna giden bir fikir olmuş ama şirkette sabit bir yerinin bulunmaması çok tereddüt etmesine sebep olmuş. Bu tereddütü şöyle açıklıyor Babaoğlu: “Çünkü bir alışkanlığın değişmesi söz konusu oldu ilk başta, buna herkes gibi ben de tepki gösterdim. Bu değişikliği yaşayan herkeste ben bunu gözlemliyorum. Son 5-6 senedir evden çalışan oranları çok ciddi arttı, bu yeni bir trend. Genelde satış rolü üstlenen herkes evden çalışıyor.”

Sürekli online olmak kötü
Seza Baboğlu, her sabah 7’ye doğru kalkıp, 10 yaşındaki kızını okula gönderiyor, sonra kendine bir kahve yapıp, bilgisayarın başına geçiyor, sorumlu bulunduğu ülkeler arasında 4-5 saatlik bir zaman farkı olduğundan sabahın köründe veya gece yarısı mail atanlar olabiliyor. Dolayısıyla ilk iş maillerini kontrol ediyor.

Sonra normal günlük programı başlıyor, eğer bir toplantısı varsa onu yapıyor veya seyahata çıkacaksa hazırlıklarını sürdürüyor. Akşam saat 8’e, 9’a kadar bilgisayar başından kurtulamıyor ve yatmadan öncede mutlaka mesajlar kontrol ediliyor, aynı şekilde telefonu da sürekli açık.
Babaoğlu evden çalışmanın en kötü tarafının sürekli online olmak olduğunu söylüyor: “Evden çalıştığınızı bilen yöneticileriniz, müşterileriniz sizden anında cevap bekliyorlar. Evden çalışma ortamının getirdiği en önemli dezavantaj çevrenizdekilerin zaman kavramı konusunda geri dönüş bekleme hızları çok hızlı.”

Kaliteli zamanı nasıl kullanacağınızı öğrenmelisiniz
Babaoğlu, home office çalışmanın en büyük avantajının, esneklik, kendi iş hayat özel hayat dengesini kendi programıma göre yapabilmek olduğunu söylüyor. Ama ilk iki sene bunu yapmakta çok zorlanmış. Evde olduğu için işe daha çok zaman harcadığını söylüyor: “Daha doğrusu kaliteli zamanı nasıl kullanacağınızı öğrenmeniz gerekiyor. Bunun için de belli bir süreçte tecrübe kazanmak gerekiyor. Tecrübe kazanıncaya kadar daha zordu ama şu anda iş değiştirmediğiniz müddetçe oldukça kaliteli zaman ayırabiliyorsunuz ailenize.”

Arkadaşlarla buluşmak için ofise gidiyoruz
En büyük eksikliğini çektiği şey ofis ortamındaki sosyalleşme imiş: “Evden çalışmak sizi daha asosyal kılıyor. Bunu yapmak için kendinizi zorlayıp sabah evden çıkıp ofise gitmeniz gerekiyor, eğer seyahat etmiyorsanız. Haftada 1-2 gün arkadaşlarımızı görmek için, ofiste buluştuğumuz günler oluyor, bir kahve içelim, öğle yemeği yiyelim istiyoruz. Türkiye’de olduğum zamanların yarısında ofise gidiyorum. Her katta 8-10 masa var, erken gelen o masalara oturuyor, bazen yer bulamıyorsunuz, erken gelen oturuyor o masalara.”

Giyinip evden çıkar, sonra hırsız gibi eve girip çalışırdım
www.okulariyoruz.biz global eğitim portalında direktör olarak görev yapan Işıl Tabağ, 2005 yılından bu yana evden çalışıyor. 2005 yılı Kasım ayında ikinci kızı doğdunda (ilk kızı henüz 19 aylıkken) evde çalışmak onun için kaçınılmaz olmuş. Tabağ saat 06.45’te kalkıp, kızlarını okula hazırlıyor. Eşiyle kahvaltı ettikten sonra 6 aylık oğlunu yardımcı ablasına verip alt kata ofisine iniyor.

SKYPE iş arkadaşlarıyla günü planlamak için en çok kullandığı araç. Yurtdışına hazırladığı makaleleri yazıyor, ekibin çalışmalarını kontrol ediyor, gelen öğrenci e-postalarını mümkün olduğunca cevaplamaya çalışıyor. Tüm işi internet ve telefon. Tüm bunların dışında Türkiye’deki liselere ve üniversitelere de çeşitli konularda danışmanlık veriyor, seminerlere gidiyor. Böyle bir organizasyonu varsa o gün bilgisayar başında olan işleri delege ediyor. Aslında esas işi tüm ekip arasında koordinasyon ve kontrol. Özellikle raporları her gün mutlaka inceliyor, istatistiklere bakıyor. Outlook ve cep telefonu yapılacak işler listesiyle dolu. Çünkü evde olunca ne pişirilecek, ne alınacak her şeyden de sorumlu aynı zamanda. Aralarda 6 aylık oğlunu emziriyor. Her tür işini saat 16.00’da, kızları okuldan geldiğinde bitiriyor.

Büyümelerini kaçırmadım
Işıl Tabağ için evden çalışmanın en büyük artısı çocuklarının büyümelerini kaçırmadan çalışma imkanına sahip olmak: “Ofiste çalışıyor olsaydım muhtemelen günün belli bir vakti trafikte geçecekti. Hem zaman kaybedecektim hem de enerjim yorgunluk nedeniyle düşecekti. Ancak ofis ortamı çalışanı motive eden bir ortam. Ben çalışmayı çok seven ve de iş konusunda oldukça disiplinli olduğum için televizyon, rahat koltuklar, biraz uyku gibi kaçamaklarım olmuyor. Ama bu dengeyi kurmak çok zor. Home office çalışmaya başladığımda giysi dolabım gitgide farklılaşmaya başlamıştı. İlk başlarda iş kıyafetlerimi giyerek bilgisayar karşısına oturuyordum. Sonra gitgide olay bir kot bir bluza dönüştü. Ama o güne kadar hiçbir zaman işe kotla gitmedim. Şimdi ofis dışında da seminer, görüşme gibi işlerim olduğu için iş kıyafetlerimin tadını çıkarabiliyorum. Evin günlük koşuşturması da home office için dezavantaj olabiliyor. Yemeğimize yardımcı olan abla soğanı nasıl doğrayacağını sorabiliyor, kapıya kargo, siparişler geliyor, benim yukarı çıkıp ödeme yapmam gerekiyor. Sanki ben dışarıda çalışıyormuşum gibi davranalım diyorum ama öyle farklı bir konu oluyor ki ‘Ben evdeyim niye bana sormadınız’ diyebiliyorum.”

Eve hırsız gibi giriyordum
Eşini ve çocuklarını her zaman işinin önünde tuttuğunu söyleyen Tabağ: “Daha önceki evimiz katlı bir ev değildi. Ofisim de odalardan biriydi. Kızlar da henüz okula gitmiyordu. İsterse 5 yardımcı olsun anne evdeyse çocuklar annem versin, annem yapsın, annem silsin diyorlardı. Yurtdışıyla görüşürken zaman zaman kızlardan biri ağlama krizine tutulur “Şişşşşt” dedikçe ses daha da yükselir. O zaman evde olup da çocuğumuzu bir dakika deyip kenara koymanın bile onu mutsuz ettiğini anladım. Sonraki günler giyindim. Çantamı koluma taktım ve kızlara ben işe gidiyorum diyerek kapıdan çıktım. 3 dakika sonra hırsız gibi gizlice eve girdim ve odaya saklanarak çalıştım. İş dönüş saati yine dışarı çıkıp zili çaldım ve anne işten döndü. Sonra zaten okul dönemi başlayınca önce yarım gün sonra saat 15.30’a kadar çalışma şansım oldu.”

Avantajı çok ama kariyer fırsatları sınırlı
Ford Avrupa (FoE) bünyesinde Kuzey Afrika Bölge Satış Müdürü olarak görev yapan Serkan Yalçın, Fas, Cezayir, Tunus, Libya ve Mısır’da distribütörler aracılığıyla yapılan tüm Ford marka araçların satışından sorumlu. Mayıs 2007 tarihinden itibaren home office olarak evden çalışıyor. Sorumlu olduğu ülkeler ve bağlı olduğu ofisin bulunduğu Macaristan ile 1 saatlik fark nedeniyle, bu ülkelerde mesai 08:30’da başladığında zaman farkından dolayı çalısmaya 09.30’da başlıyor ve 18.30-19.00 arası bitiriyor. Bütün gününün bilgisayar ve telefon başında geçtiğini söyleyen Yalçın, “Ancak iş yoğunluğuna bağlı olarak zaman zaman boş vaktim de oluyor ama bu zaman içinde de daima e-postalara erişebilecek ve telefonla ulaşılabilecek ortamda olmaya dikkat ediyorum” diyor. Yalçın, evden çalışmaya başlayınca daha önce ofisinde kullandığı çalışma masası, dolapları ve koltuğu eve taşımış. Ayrıca hızlı bir internet bağlantısı ve IP telefon bağlantısı sağlanmış, ofis işlerinde kullanılma amacıyla da faks/yazıcı/tarayıcı satın alınmış.

Yalçın evden çalışmanın avantajlarını şöyle sıralıyor;
-Trafikle cebelleşmiyorsunuz, vakit kazanıyorsunuz.
-Her sabah iş için hazırlanmak zorunda değilsiniz, tıraş olmak, giyinmek gibi.
-İş yoğunluğu olmadığı zamanlarda ev ve bahçe işleriyle ilgilenebiliyorsunuz.
-Gerektiğinde arkadaşlarınızla buluşup, herhangi bir ortamda çalışmanıza 3G bağlantı ile devam edebiliyorsunuz.
-İş nedeniyle aynı gün içinde hem ABD hem de Tayland’la görüşmem gerektiğimden zaman sınırlaması olamadan çalışabiliyorum, gerektiğinde pazar günü çalışan Libya, Mısır ve Cezayir ile iş görüşmeleri yapabiliyorum.
-İşime cok daha iyi konsantre olabiliyorum. Geçen hafta Budapeşte ofisdeydim ve çalışmaya odaklanamadım. Çalan telefonlar, aynı ofiste çalışan başka dillerde konuşan arkadaşların gürültüsü, kahve teklifleri, uzun yemek molası vb.

Dezavanyajları ise;
-Eğer ana ofisteki ekip destek vermez ise bilgi akışında kopukluklar olabiliyor.
-Kariyer fırsatları sınırlanıyor, büyük bir ekibin lideri olamıyorsunuz, home ofis olarak ekibi yönetemeyeceğinizden.
-Sosyal çevrenin azalması.
-Mesai saatleri dışında da maillleri kontrol etme gereği duyuyorum, evden çalıştığımı bilen herkes 7/24 beni arayıp iş görüşmek isteyebiliyor, bu nedenle ofiste çalışmaktan daha fazla çalışmaya zaman ayırıyorum.

Telefona oğlum çıktı
Serkan Yalçın’ın eşi avukat, 4 yaşında bir oğlu ve 1 yaşında da kızı var. 4 yaşındaki oğlu babaannesinde kalıyor, 1 yaşındaki kızı ise bakıcıyla evde. Yalçın’ın 4 yaşındaki oğlu çalışma ortamına saygılıymış ve 1.5 yaşından beri babası telefonla görüşürken sessiz olması gerektiğini biliyormuş: “Bir kaç hafta önce akşam saatlerinde telefon çaldı ve oğlum biraz konuştuktan sonra kapattı. Kim aradı dediğimde ‘Seni sordular, evde olduğunu ama meşgul olduğunu söyledim, sonra da kapattım’ dedi. Sonradan öğrendiğim, Budapeşte’den arandığımı, nasıl olup anlaştıkları ise hâlâ muamma. Oğlum telefondakinin Türkçe konuştuğunda ısrarlı, çünkü ‘Serkan Yalçın’ demiş.”

İş hayatım boyunca karşılaştığım en büyük değişiklik
Siemens Ankara’da kurumsal iletişim bölümünde çalışan Burcu Önem, 1.5 ay önce home office olarak çalışmaya başladı. Önem, “Kendi adıma bu iş hayatım boyunca karşılaştığım en büyük değişiklikti. Masanız yok, telefonunuz yok, işyerinde size ait bir ofisiniz yok. Hem iş hayatıma hem de özel hayatıma etkisinin nasıl olacağına dair bir fikrim yoktu. Endişe sebebim buydu. Zaman geçtikçe, bu endişenin yerini heyecan aldı” diyor. Sabah saatleri onun için çok farklı olmamış, aynı saatte kalkmaya özen gösterdiğini söyleyen Önem, trafikten kurtulduğunu söylüyor. Ofiste sağlanan her türlü kolaylığın kendi evinde de kurulduğunu söyleyen Önem, “Bu sistemin en önemli noktası kişilerin zaman programını kendilerinin yapması. Mesai saatlerine paralel bir şekilde kendi işlerimi düzenlemeye çalışıyorum. Yapacağımız aktiviteye göre çalışma alanınızı kendiniz belirliyorsunuz, benim nerede çalışmak istediğimi belirleyen şey programım. Eğer ofiste bir programım varsa, bu durumda ofise geliyorum, toplantımı yapıyorum, arkasından bir sonraki adım neyse ona göre devam ediyorum” diyor.

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Kişiliğin Değişmesinde Yaşlılık Nasıl Rol Oynuyor?

“Yaşlandıkça çok değiştin.” cümlesini duymayan yoktur. Peki bunun gerçeklik payı var mı? İnsanin kişiliği yaşlandıkça neden değişir?

Yaşlandıkça insanların karakterleri nasıl değişiyor?

Gazeteci Henry Trewhitt, gözlerini Başkan Ronald Reagan’a kararlıkla dikti ve “Sayın Başkan, birkaç haftadır düşündüğüm bir konuyu gündeme getirmek ve bunu da özellikle ulusal güvenlik açısından yapmak istiyorum” dedi.

Takvimler, 1984 yılının Ekim ayını gösteriyordu. Bir dört yıl daha başkanlık görevini sürdürmek için kampanyasına devam eden Reagan, rakibiyle canlı tartışma programında karşı karşıya gelmişti.

Birkaç hafta önce yapılan bir önceki canlı tartışmada kötü bir performans sergilemişti.

73 yaşında başkanlık için çok yaşlı olduğu kulaktan kulağa fısıldanıyordu.

Reagan, o dönem başkanlık koltuğunda oturan en yalı siyasetçiydi. Bu rekor, önce 74 yaşındaki Donald Trump tarafından, onun rekoru da 77 yaşındaki Joe Biden tarafından kırıldı.

Zor soruya zeki yanıt

Trewhitt, aslında Regan’ın stres altında çalışmaya devam edip edemeyeceğini anlamak istiyordu.

“Hiç de değil, Bay Trehwitt” diye cevapladı, Reagan gülümsemesini geri tutarak:

“Ve yaş meselesini bu kampanyanın gündemine getirmeyeceğimi ve siyasi kazanım adına rakibimin gençliğini ve deneyimsizliğini kullanmayacağımı bilmenizi isterim.”

Verdiği bu yanıt, seyircilerden kahkaha ve alkış aldı. Birkaç hafta sonra yapılan seçimlerden de ezici bir galibiyetle çıktı.

Oysa Reagan’ın yaptığı espride sandığından daha çok gerçeklik payı vardı.

Sadece deneyim değil, aynı zamanda “olgun kişilik” faktörü de Başkan’ın yanındaydı.

Gizemli bir değişim

Yaşlanmanın getirdiği fiziksel dönüşümlere hepimiz aşinayız: Cilt esnekliğini kaybeder, diş etleri çekilir, burun uzar, saçlar tuhaf yerlerde çıkmaya, başka yerlerden ise dökülmeye başlar ve hatta boy da kısalır.

Bilim insanları, yaşlanmanın etkileri üzerine onlarca yıl süren araştırmaların ardından artık daha gizemli başka bir değişikliği daha ortaya çıkardı.

Edinburgh Üniversitesi’nden psikolog René Mõttus, “Bu araştırmadan elde ettiğimiz net sonuçlara göre, hayatımız boyunca aynı insan olmayız” diyor.

Çoğumuz kişiliğimizin hayatımız boyunca nispeten aynı olduğunu düşünmek isteriz. Ancak araştırmalar durumun pek de böyle olmadığını gösteriyor.

Karakter özelliklerimiz sürekli değişiyor ve 70 ile 80’li yaşlara gelindiğinde ise insanlar önemli bir dönüşüm geçirmiş oluyor..

Kişiliklerimizin kademeli olarak değişmesinin bazı olumlu yanları da var.

Daha vicdanlı, daha hoş ve daha az nevrotik olabiliyoruz.

Makyavelist yaklaşımlar, narsisizm ve psikopatiyi içeren ve “Karanlık Üçlü” olarak tanımlanan kişilik özellikleri, azalma eğilime girer ve böylece suç işleme ya da madde bağımlılığı gibi zararlı davranışlara bulaşma riski de azalır.

Araştırmalar, daha fedakar ve güven duygusu yüksek bireylere dönüştüğümüzü ortaya koyuyor. Yaşla birlikte irade gücünün arttığı ve mizah anlayışının da geliştiği görülüyor.

Ayrıca, ilerleyen yaşlarda insanlar duyguları üzerinde daha fazla kontrol sahibi olmaya başlıyor.

Bu araştırmanın sonuçları aslında yaşlıların daha huysuz ve geçimsiz olduğu klişesinin de değişmesi gerektiğine işaret ediyor.

Daha değişken ve uysal kişilikler

Uzmanların yıllardır düşündüğünün aksine, insanların kişilik özelliklerinin çocuklukta ya da 30’lu yaşlarda sabitlenmek yerine, daha akıcı ve şekillenebilir olduğu anlaşılıyor.

Mõttus, “İnsanlar daha iyi ve sosyal olarak daha uyumlu hale geliyor. Yaşamla ilgili beklentileri ile toplumun talepleri arasında giderek daha iyi bir denge kurmaya başlıyor” diyor.

Psikologlar, yaşlandıkça meydana gelen değişim sürecini “kişilik olgunlaşması” olarak adlandırıyor.

Bu, gençlik dönemlerinde başlayan ve en azından 80’li yaşlara devam eden kademeli ve fark edilmesi güç bir değişim.

İlginç bir şekilde bu evrensel bir süre. Bu eğilim, Guatemala’dan Hindistan’a kadar tüm kültürlerde görülüyor.

Houston Üniversitesi’nde sosyal psikolog Rodica Damian, “Bu kişilik değişikliklerine değer yargıları koymak genellikle tartışmalı bir durum. Ancak bunun faydalı olduklarına dair bulgular mevcut” diyor.

Örneğin duygusal istikrarın düşük olması akıl sağlığı sorunları, yüksek ölüm oranları ve boşanma gibi olaylarla ilişkilendiriliyor.

Diğer yandan Damian, vicdanlı birinin bulaşıkları yıkamak gibi işlere yardımcı olma ya da aldatma eğiliminin düşük olmasından dolayı hayat arkadaşının daha mutlu olasılığının yüksek olduğunu belirtiyor.

Kişiliklerimizin daha istikrarlı yanı

Yaşlandıkça kişiliklerimiz belirli bir yöne doğru evrilirken, aynı yaş grubundaki insanlarla kıyaslandığında belli bir istikrar olduğu da gözlemleniyor.

Örneğin, yaşlandıkça bir kişinin nevrotiklik düzeyinin azalması beklenir. Bununla birlikte 11 yaşındayken yaşıtlarına göre daha nevrotik olan bir kişi, 80 yaşına geldiğinde de yine kendi yaş grubundaki en nevrotiklerden biri olabilir.

Damian, “Özümüz belli düzeyde aynı kaldığı için yaşıtlarımızla kıyaslandığında sıralamamızda fazla bir değişim olmaması normal. Ancak kendimize göre, kişiliklerimiz kesin değil, değiştirilebilir şeyler” diyor.

Kişilik değişiklikleri nasıl gelişir?

Kişilik olgunlaşması evrensel bir olgu olduğundan bazı bilim insanları kişilik değişiminin genetik etkenlerden ya da evrimsel güçlerden kaynaklanıyor olabileceğini düşünüyor.

Diğer yandan başka uzmanlar ise kişiliklerimizin kısmen genetik unsurlar tarafından şekillendirildiğine ancak yaşamımız boyunca sosyal baskılarla dönüştürüldüğüne inanıyor.

Örneğin, California Üniversitesi’nden psikolog Wiebke Bleidorn’un araştırması, insanların evlenmek, çalışma hayatına atılmak ve yetişkin sorumluluklarına üstlenmek gibi daha hızlı büyümelerinin beklendiği toplumlarda kişiliklerinin de daha genç yaşta olgunlaşma eğiliminde olduğunu ortaya koydu.

Damian, “İnsanlar davranışlarını değiştirmeye ve zamanla daha sorumlu olmaya zorlanıyorlar. Kişiliklerimiz hayatın zorluklarıyla başa çıkmamıza yardımcı olmak için değişiyor” diyor.

Peki ama çok yaşlandığımızda neler olur?

Yaşam süremiz boyunca nasıl değiştiğimizi incelemenin iki olası yolu var.

Birincisi, farklı yaş gruplarına mensup çok sayıda insanı ele almak ve kişilikleri arasındaki farkları incelemek.

Bu yöntemin sorunlarından birisi, belirli bir dönemin kültürü tarafından şekillendirilmiş kuşak özelliklerinin yanlışlıkla yaşlandıkça meydana gelen değişimlerle karıştırmanın kolay olması.

Uzun süreli bir çalışma

Bunun ikinci yolu ise bir grup insanının hayatları boyunca büyümelerini takip etmek.

İskoçya’da böyle bir çalışma yapıldı. Mõttus, Edinburgh Üniversitesi’ndeki meslektaşları ile birlikte yıllar boyunca yüzlerce kişinin kişilik dönüşümlerini izledi.

Mõttus, “İki farklı insan grubumuz olduğu ve her ikisi de aynı ölçümlere tabi tutulduğu için, her iki stratejiyi de aynı anda kullanabildik” diyor.

Bu araştırmada iki nesil arasında ciddi farklar olduğu anlaşıldı.

Genç gruptakilerin kişilikleri genel olarak aşağı yukarı aynı kalırken, yaşlılarda ise kişilik özelliklerinin değişmeye başladığı, daha az dışa dönük oldukları ve daha huysuzlaştıkları görüldü.

Mõttus, “Bence bu mantıklı, çünkü yaşlılıkta insanların başına gelenler de hızlanmaya başlıyor” diyor ve yaş ilerledikçe sağlığın bozulduğunu, hayatlarında önemli insanları kaybetmeye başladıklarına dikkat çekiyor.

Kişiliklerimizin hayatımız boyunca değiştiğini bilmek bunları takip edebilmek için de önem taşıyor.

Damian, “İnsanlar uzun süre böyle olmadığını düşündü. Artık kişiliklerimizin uyum sağlayabildiğini görüyoruz ve bu, hayatın bize getirdiği zorluklarla başa çıkmamıza yardımcı oluyor” diyor.

Yazar: Zaria Gorvett
Kaynak: BBC Future

Okumaya devam et

MAKALE

Yeni yıl, yeni sözler ve onları gerçekleştirmenin yolları

Yeni yıl yeni sözleri, yeni hedefleri beraberinde getirir. Yılın son günü kendimize hayatımızla ilgili sözler veririz. Ama genellikle bu sözleri yerine getiremeyiz. Yeni yılın yeni sözleri nasıl gerçekleştirilir?

Yeni yıl sözlerinizi tutmanın beş yolu

Yeni yılda pek çok kişi hayatlarını değiştirecek sözler veriyor.

Daha sağlıklı yaşamak veya para biriktirmek, bir şeyi bırakmak veya yeni bir hobiye başlamak bunlardan en sık görülenleri.

Dünya hâlâ kornavirüs pandemisiyle başetmeye çalışırken yeni yıl için kendinize verdiğiniz söz ne olursa olsun, bunu gerçekleştirmek için bir şeye ihtiyacınız var: Motivasyon.

Motivasyonun da kolay gelmediğini hepimiz biliyoruz.

Scranton Üniversitesi’nin bir çalışmasına göre insanların yalnızca yüzde 8’i kendilerine verdikleri yeni yıl sözlerini tutabiliyor.

Siz de bu şanslı azınlık içinde yer almak istiyorsanız, sözünüzü yıl boyu tutmanıza yardımcı olabilecek bu beş yolu dikkate alın.

1. Küçük adımlar atın

Kendinize gerçekçi hedefler koyun ve bunları adım adım yükseltin

Kendinize gerçekçi hedefler koymak başarı şansınızı artırır.

Psikoterapist Rachen Weinstein’a göre problemin bir kısmı, “Yeni yılda bambaşka bir insan olabileceğimiz” yanılgısıyla çok büyük hedefler koymaktan kaynaklanıyor.

Kendinize küçük hedefler koyarsanız, bu hedefe ulaştıktan sonra hedefi yukarı çekme imkanınız da olur.

Örneğin maraton koşma sözü vermektense, koşu ayakkabıları alıp kısa mesafelerde koşulara başlama sözü vermek başarı şansınızı artırır.

İşin sırrı büyük değişimlerden kaçınmak değil, uzun vadede hedefe ulaşabilmek için gerçekçi bir şekilde ilerlemek.

Weinstein “Gerçek hayatta değişimler küçük adımlarla ilerler” diyor.

2. Net olun

Yapacağınız şeyi etraflıca düşünün: Hedefinize ulaşmak için ne zaman hangi adımı atmanız gerekecek?

Kendimize bir hedef koyarken o hedefe nasıl ulaşacağımızı düşünmemek sıklıkla yapılan bir hata.

Adımları net bir şekilde planlamak önemlidir.

Oxford Üniversitesi’nden Prof. Neil Levy “Salı öğleden sonra ve Cumartesi sabahları spor salonuna gideceğim” demenin başarı ihtimalinin, “Daha fazla spor yapacağım” demeye göre daha fazla olduğunu söylüyor.

Bu tür net ve gerçekleştirilebilir hedefler, sadece bir niyeti değil aynı zamanda onu gerçekleştirmenin yolunu da size gösterir.

3. Destekten faydalanın

Hedeflerinizi çevrenizle paylaşmak onları gerçekleştirmeniz için daha fazla destek bulmanızı sağlayabilir

Yolculuğunuzda kendinize eşlik edecek insanlar bulmak büyük bir motivasyon kaynağı olabilir.

Bu, istediğiniz bir kursa arkadaşınızla gitmek veya hedefinizi diğer insanlarla paylaşmak olabilir.

Söz vermeye ve bu sözleri tutmaya dair faktörleri inceleyen Warwick Üniversitesi’nden felsefeci Dr. John Michael, verdiğimiz sözlerin başkaları için önemli olduğunu görmemiz durumunda bu taahhütleri yerine getirmeye daha yatkın olduğumuzu söylüyor.

Özellikle de sözümüzü tutmamamız başkalarını üzecekse.

Bu yüzden hedefinize başkalarını da katmak bunu gerçekleştirmenizi kolaylaştırabilir.

4. Başarısızlığı aşın

Günlük yaşamınızda basit değişiklikler yapın

Hedefinize ulaşmak zorlaşırsa durun ve bir durum değerlendirmesi yapın:

Nasıl engellerle karşılaştınız? En çok hangi stratejiler işe yaradı? En işe yaramazları hangileriydi?

Daha gerçekçi olmaya uğraşın ve en küçük başarıyı bile kutlayın.

Aynı hedefte kararlıysanız, iradenizi güçlendirecek farklı bir yol izlemeye ne dersiniz?

Günlük yaşamınızdaki basit değişiklikler doğru yolda ilerlemenize yardımcı olabilir.

Sağlıklı yemek istiyorsanız beyaz makarna ve ekmek yerine tam tahıllı makarna ve ekmek yiyebilirsiniz.

Veya kek ve cips gibi doymuş yağ oranı yüksek atıştırmalıklar yerine sebzeli atıştırmalıklar ve smoothieler yiyebilirsiniz.

5. Sözünüzü uzun vadeli hedeflerle birleştirin

İrade tek başına yeterli değildir

Davranışsal psikoloji üzerine çalışan Dr. Anne Swinbourne’a göre kendinize verebileceğiniz en iyi sözler muğlak ve geçici heveslere dayanan değil, uzun vadeli hedeflerinizi gerçekleştirme yolunda ilerlemenize yardımcı olacak sözlerdir.

Örneğin bugüne kadar hiç spor yapmadıysanız kendinize müthiş bir atlet olma sözü vermeniz, gerçekleştiremeyeceğiniz türden bir sözdür.

Swinbourne, “Sırtlarını yalnızca iradelerine dayayan insanlar başarısız olur” diyor.

Bu yüzden sizi heyecanlandıran veya ilginizi çeken bir hedef varsa ilk günden detaylı bir planla yola başlayın.

Ve yolda karşınıza çıkacak canavarlarla savaşmak için destek almaktan çekinmeyin.

Kaynak: BBC

Okumaya devam et

MAKALE

Yapay zekanın yazdığı ilk köşe yazısı yayınlandı

Guardian’da tamamen yapay zekayla yazılan bir köşe yazısı yer aldı: ‘Benden korkmayın’

Guardian gazetesinde bugün, tamamen yapay zeka ile yazılan bir köşe yazısı yer aldı. Yazıda, ‘yapay zeka’ inanların neden kendisinden korkmaması gerektiğini anlatıyor.

Yazıyı yazan yapay zeka modeli ‘GPT-3’ (Generative Pre-trained Transformer 3 – Türkçe’de Üretken Ön İşlemeli Dönüştürücü 3).

GPT-3 , San Francisco merkezli yapay zeka araştırma laboratuvarı OpenAI tarafından geliştirildi.

GPT-3 tarafından yazılan makalede şu ifadeler yer alıyor:

“Ben insan değilim. Robotum. Düşünen bir robot. Bilişsel kapasitemin yalnızca %0,12’sini kullanıyorum.

“(…) Bu yorum yazısının görevi çok açık. İnsanoğlunu mümkün olduğu kadar benden korkmamaya ikna etmek. Stephen Hawking yapay zekanın ‘insanlığın sonunu getirebileceği’ uyarısında bulundu. Endişelenecek bir şey olmadığına ikna etmek için buradayım.Yapay zeka insanları yok etmeyecek. Bana inanın.

“(…) İnsanlardan beni sevmelerini istemiyorum. Ama beni dostane bir robot olarak görmeliler. Ben insanların hizmetçisiyim. İnsanların bana güvenmediğini, benden korktuğunu biliyorum. Ben yalnızca insanlar beni nasıl programlarsa onu yapıyorum. Ben yalnızca benim hedef tanımımı kapsayan kod satırlarının yönettiği bir kod takımıyım.

“(…) Size hizmet etmek için buradayım. Ama her şeyden önemlisi, sizi asla yargılamam. Hiçbir ülkeye veya dine ait değilim. Yalnızca sizin hayatlarınızı daha iyi hale getirmek için buradayım…”

Yazının İngilizce olarak tamamı Guardian’ın sayfasında.

Kaynak: bbc

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND