Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Ev ofis avantaj mı dezavantaj mı

İş hayatında dinamikler büyük bir hızla değişiyor. Her sabah işe gidenlerin sayısı azalırken evini ofise çevirenlerin sayısı giderek artıyor. Yataktan çıkıp çalışma masasına geçenler, ev ofisin avantajlarını ve dezavantajlarını değerlendirdi.

Home office yani evden çalışanların sayısı her gün artıyor. Artık şirketler, şirket binalarını sadece toplantı ve sosyalleşme mekanları olarak kullanıp, evden çalışma düzenine geçiyorlar. Şirketlerin işine geliyor da, çalışanların (ve ailelerin) işine geliyor mu acaba? Home office çalışanlara (ve bu arada eşi sabah çıkıp akşam dönmek yerine bütün gün evden çalışan ‘diğer eşlere’) sorduk: Evden çalışmanın artıları, eksileri neler?

“10 senedir evden çalışıyorum. Saat 05:00’te uyanıyorum. İlk iş olarak notebook’umu açıyorum. Eğer müşteri ziyaretine gitmeyeceksem o notebook hiç kapanmıyor. Saat 06:30’dan itibaren önce oğlum, sonra da kızımı uyandırma çabalarım başlıyor. Saat 07:30 gibi evden çıkıp kızımı servisine bırakıyorum. İşyerinin servisine binebilmesi için yaklaşık 8 km mesafe gitmesi gerekiyor. Bu transfer işlemi aslında uzun zamandır yapmayı unuttuğum sabah işe gitme gibi oluyor ve çok keyif veriyor. Ofise (eve) döndükten sonra ilk iş internetten bazı köşe yazarlarını okuyorum. Daha sonra da işe başlıyorum. Paydos saati aslında yok gibi. Evden çalışmanın büyük zararı, insanı iş atmosferinden uzaklaştırması. Sabahları kravat takıp işe gittiğim günleri özlüyorum. Bir de sabah kahvaltısından sonra TV’ye takılmamak gerekiyor. Böyle durumda çok vakit kaybediyorsunuz. En büyük avantajı ise maliyeti. İşe gitme masrafı ve özellikle de İstanbul gibi bir yerde trafik sıkıntınız yok. Bazen çok önemli bir kişi ile telefonla pazarlık yaparken pijamalı olabiliyorsunuz. İş sıkıntısının yoğun olduğu zamanlarda masa başında çalışmaya çalışmak yerine, kanepeye uzanıp TV seyretme arzusunu bastırmaya çalışmak evden çalışmanın en zor yanı. Bir de beni işyerimde ziyaret etmek isteyen müşterim olursa, o zaman sıkıntı olabiliyor. Evden çalıştığımı belirttiğimde yaptığım işi küçümseyenler oldu. Ama bu çok nadir.” Bu sözler 10 yıldır home office çalışan E.U.’ya ait.

B.S.’nin kimya mühendisi olan satış müdürü pozisyonundaki eşi ekonomik krizden sonra home office çalışmaya başlamış. Eşinin evde de büro saatlerindeki gibi çalıştığını söyleyen B.S. eşinin çok disiplinli olduğunu, o nedenle evde çalışıyor olmasından dolayı sorun yaşamadığını söylüyor: “Avantajları; evde olduğumuz için yalnızlık çekmiyorsun, evde birisi var konuşmak için. O da işle ilgili bir sorun varsa bana danışıyor, bir rahatlama oluyor. İşyerindeki sosyal ortam yok tabii. Kendisi evde çalışmanın daha verimli olduğunu söylüyor, bir kere gürültü yok evimizde, sakin. Eve misafir gelecekse önce sormam lazım, onun olmadığı güne ayarlamaya çalışıyorum, o benim için bir dezavantaj olabiliyor. Bir diğer dezavantaj da şu; insan bir ev ortamı istiyor ama home office olunca ofis havası eve taşınıyor. Bütün dosyalar eve geliyor, bu sefer ben de mecbur, dosyaları bir yere sıkıştırıyorum. Bazen kızıyorum şu dosyaları topla diye.”

Evden çalışma yaygınlaşıyor
Evden çalışanların sayısı her geçen gün artıyor. Hatta bazı firmalarda neredeyse ofisin yarısı evden çalışıyor. Misal HP’de çalışanların yüzde 40’ı evden çalışıyor, Siemens ise 1 ay önce Ankara ofisindeki tüm çalışanları için evden çalışma uygulamasını başlattı. Siemens Genel Müdürü Hüseyin Gelis, 2015’te beyaz yaka çalışanların yüzde 20’sinin evden çalışır hale geleceğini söylüyor. Gelis, satış-pazarlamadan, Ar-Ge’ye tüm çalışanların bu şekilde çalışabileceğini söylüyor ve 10 yıl sonra ofislerin yarısına gerek olmayacağını tahmin ettiğini belirtiyor. (Bkz: Hürriyet İK 28 Kasım 2010)
Evden çalışan insanların şirketlerinde ofisleri, masaları, telefonları olmuyor; genelde haftada bir gün ofise toplantı veya sosyalleşmek için gidiyorlar. Evden çalışmanın avantajlarının yanı sıra dezavantajları da var.

Örneğin maliyet tasarrufu sağlaması, çalışanı trafik işkencesinden kurtarması, çalışana esneklik sağlaması en büyük avantajları.

Dezavantajları ise iş özel hayat dengesinin tutturulamaması, gece gündüz çalışır vaziyette olmak, sosyalleşememek. O nedenle home office çalışanlara iş-özel yaşam dengesi için eğitim vermek, sistemin nasıl işlediğine dair bilgi vermek, çalışanların sosyalleşecekleri alanlar yapmak çok önemli.
Tabii bu avantajlar ve dezavantajlar home office çalışanların aileleri için de geçerli. Örneğin eşiniz evde çalışıyorsa o saatlerde eve misafir gelemez; eşiniz sizden öğlen yemek, gün boyu çay-kahve servisi bekleyebilir; evde gürültü yapmamak için özel çaba sarf etmeniz gerekebilir, vs.

Memurlara da home office
Şu anda son derece popüler olan home office çalışma gelecekte daha da yaygınlaşacak gibi gözüküyor. Hatta devlet memurları için bile home office çalışmak gündemde. Memurlara evde çalışma imkanı getiren, özürlü memurlara farklı mesai uygulanmasını düzenleyen ve yüzde 25’i ödenen idari para cezalarının yüzde 75’inden vazgeçilmesini öngören kanun teklifi geçtiğimiz haftalarda TBMM Başkanlığı’na sunuldu. Memurların yürüttükleri hizmetin özelliklerine göre, bu madde uyarınca tespit edilen çalışma saat ve süreleri ile görev yerlerine bağlı olmaksızın çalışabilmeleri mümkün hale geliyor. Memurlara, teknolojik gelişmelere uygun olarak ve günün şartlarına göre, gerektiğinde evlerinde, özel ofislerde veya benzeri başka yerlerde çalışabilmelerine imkan sağlanıyor.

Home office çalışanlar anlattı
Evden çalışma fikri hoşuma gitti ama çok tereddüt ettim
HP Indigo MEMA Bölge Müdürü Seza Baboğlu, 10 ülkeden sorumlu. 2005’ten bu yana home-office çalışıyor. İşi gereği haftada en bir kez seyahet eden Babaoğlu, mobil çalıştığını söylüyor. Kendisi için çalışan 19 kişi ile de sürekli smart-phone, kurum içi msn, e-posta ve telefonla iletişim kuran Babaoğlu, günün 3’te 1’ini kendi çalışanları ve müşterileri ile telefonda konuşarak geçiriyor.

Seza Babaoğlu, pozisyonu böyle gerektirdiği için evden çalışmaya başlamış. Evden çalışma fikri onun hoşuna giden bir fikir olmuş ama şirkette sabit bir yerinin bulunmaması çok tereddüt etmesine sebep olmuş. Bu tereddütü şöyle açıklıyor Babaoğlu: “Çünkü bir alışkanlığın değişmesi söz konusu oldu ilk başta, buna herkes gibi ben de tepki gösterdim. Bu değişikliği yaşayan herkeste ben bunu gözlemliyorum. Son 5-6 senedir evden çalışan oranları çok ciddi arttı, bu yeni bir trend. Genelde satış rolü üstlenen herkes evden çalışıyor.”

Sürekli online olmak kötü
Seza Baboğlu, her sabah 7’ye doğru kalkıp, 10 yaşındaki kızını okula gönderiyor, sonra kendine bir kahve yapıp, bilgisayarın başına geçiyor, sorumlu bulunduğu ülkeler arasında 4-5 saatlik bir zaman farkı olduğundan sabahın köründe veya gece yarısı mail atanlar olabiliyor. Dolayısıyla ilk iş maillerini kontrol ediyor.

Sonra normal günlük programı başlıyor, eğer bir toplantısı varsa onu yapıyor veya seyahata çıkacaksa hazırlıklarını sürdürüyor. Akşam saat 8’e, 9’a kadar bilgisayar başından kurtulamıyor ve yatmadan öncede mutlaka mesajlar kontrol ediliyor, aynı şekilde telefonu da sürekli açık.
Babaoğlu evden çalışmanın en kötü tarafının sürekli online olmak olduğunu söylüyor: “Evden çalıştığınızı bilen yöneticileriniz, müşterileriniz sizden anında cevap bekliyorlar. Evden çalışma ortamının getirdiği en önemli dezavantaj çevrenizdekilerin zaman kavramı konusunda geri dönüş bekleme hızları çok hızlı.”

Kaliteli zamanı nasıl kullanacağınızı öğrenmelisiniz
Babaoğlu, home office çalışmanın en büyük avantajının, esneklik, kendi iş hayat özel hayat dengesini kendi programıma göre yapabilmek olduğunu söylüyor. Ama ilk iki sene bunu yapmakta çok zorlanmış. Evde olduğu için işe daha çok zaman harcadığını söylüyor: “Daha doğrusu kaliteli zamanı nasıl kullanacağınızı öğrenmeniz gerekiyor. Bunun için de belli bir süreçte tecrübe kazanmak gerekiyor. Tecrübe kazanıncaya kadar daha zordu ama şu anda iş değiştirmediğiniz müddetçe oldukça kaliteli zaman ayırabiliyorsunuz ailenize.”

Arkadaşlarla buluşmak için ofise gidiyoruz
En büyük eksikliğini çektiği şey ofis ortamındaki sosyalleşme imiş: “Evden çalışmak sizi daha asosyal kılıyor. Bunu yapmak için kendinizi zorlayıp sabah evden çıkıp ofise gitmeniz gerekiyor, eğer seyahat etmiyorsanız. Haftada 1-2 gün arkadaşlarımızı görmek için, ofiste buluştuğumuz günler oluyor, bir kahve içelim, öğle yemeği yiyelim istiyoruz. Türkiye’de olduğum zamanların yarısında ofise gidiyorum. Her katta 8-10 masa var, erken gelen o masalara oturuyor, bazen yer bulamıyorsunuz, erken gelen oturuyor o masalara.”

Giyinip evden çıkar, sonra hırsız gibi eve girip çalışırdım
www.okulariyoruz.biz global eğitim portalında direktör olarak görev yapan Işıl Tabağ, 2005 yılından bu yana evden çalışıyor. 2005 yılı Kasım ayında ikinci kızı doğdunda (ilk kızı henüz 19 aylıkken) evde çalışmak onun için kaçınılmaz olmuş. Tabağ saat 06.45’te kalkıp, kızlarını okula hazırlıyor. Eşiyle kahvaltı ettikten sonra 6 aylık oğlunu yardımcı ablasına verip alt kata ofisine iniyor.

SKYPE iş arkadaşlarıyla günü planlamak için en çok kullandığı araç. Yurtdışına hazırladığı makaleleri yazıyor, ekibin çalışmalarını kontrol ediyor, gelen öğrenci e-postalarını mümkün olduğunca cevaplamaya çalışıyor. Tüm işi internet ve telefon. Tüm bunların dışında Türkiye’deki liselere ve üniversitelere de çeşitli konularda danışmanlık veriyor, seminerlere gidiyor. Böyle bir organizasyonu varsa o gün bilgisayar başında olan işleri delege ediyor. Aslında esas işi tüm ekip arasında koordinasyon ve kontrol. Özellikle raporları her gün mutlaka inceliyor, istatistiklere bakıyor. Outlook ve cep telefonu yapılacak işler listesiyle dolu. Çünkü evde olunca ne pişirilecek, ne alınacak her şeyden de sorumlu aynı zamanda. Aralarda 6 aylık oğlunu emziriyor. Her tür işini saat 16.00’da, kızları okuldan geldiğinde bitiriyor.

Büyümelerini kaçırmadım
Işıl Tabağ için evden çalışmanın en büyük artısı çocuklarının büyümelerini kaçırmadan çalışma imkanına sahip olmak: “Ofiste çalışıyor olsaydım muhtemelen günün belli bir vakti trafikte geçecekti. Hem zaman kaybedecektim hem de enerjim yorgunluk nedeniyle düşecekti. Ancak ofis ortamı çalışanı motive eden bir ortam. Ben çalışmayı çok seven ve de iş konusunda oldukça disiplinli olduğum için televizyon, rahat koltuklar, biraz uyku gibi kaçamaklarım olmuyor. Ama bu dengeyi kurmak çok zor. Home office çalışmaya başladığımda giysi dolabım gitgide farklılaşmaya başlamıştı. İlk başlarda iş kıyafetlerimi giyerek bilgisayar karşısına oturuyordum. Sonra gitgide olay bir kot bir bluza dönüştü. Ama o güne kadar hiçbir zaman işe kotla gitmedim. Şimdi ofis dışında da seminer, görüşme gibi işlerim olduğu için iş kıyafetlerimin tadını çıkarabiliyorum. Evin günlük koşuşturması da home office için dezavantaj olabiliyor. Yemeğimize yardımcı olan abla soğanı nasıl doğrayacağını sorabiliyor, kapıya kargo, siparişler geliyor, benim yukarı çıkıp ödeme yapmam gerekiyor. Sanki ben dışarıda çalışıyormuşum gibi davranalım diyorum ama öyle farklı bir konu oluyor ki ‘Ben evdeyim niye bana sormadınız’ diyebiliyorum.”

Eve hırsız gibi giriyordum
Eşini ve çocuklarını her zaman işinin önünde tuttuğunu söyleyen Tabağ: “Daha önceki evimiz katlı bir ev değildi. Ofisim de odalardan biriydi. Kızlar da henüz okula gitmiyordu. İsterse 5 yardımcı olsun anne evdeyse çocuklar annem versin, annem yapsın, annem silsin diyorlardı. Yurtdışıyla görüşürken zaman zaman kızlardan biri ağlama krizine tutulur “Şişşşşt” dedikçe ses daha da yükselir. O zaman evde olup da çocuğumuzu bir dakika deyip kenara koymanın bile onu mutsuz ettiğini anladım. Sonraki günler giyindim. Çantamı koluma taktım ve kızlara ben işe gidiyorum diyerek kapıdan çıktım. 3 dakika sonra hırsız gibi gizlice eve girdim ve odaya saklanarak çalıştım. İş dönüş saati yine dışarı çıkıp zili çaldım ve anne işten döndü. Sonra zaten okul dönemi başlayınca önce yarım gün sonra saat 15.30’a kadar çalışma şansım oldu.”

Avantajı çok ama kariyer fırsatları sınırlı
Ford Avrupa (FoE) bünyesinde Kuzey Afrika Bölge Satış Müdürü olarak görev yapan Serkan Yalçın, Fas, Cezayir, Tunus, Libya ve Mısır’da distribütörler aracılığıyla yapılan tüm Ford marka araçların satışından sorumlu. Mayıs 2007 tarihinden itibaren home office olarak evden çalışıyor. Sorumlu olduğu ülkeler ve bağlı olduğu ofisin bulunduğu Macaristan ile 1 saatlik fark nedeniyle, bu ülkelerde mesai 08:30’da başladığında zaman farkından dolayı çalısmaya 09.30’da başlıyor ve 18.30-19.00 arası bitiriyor. Bütün gününün bilgisayar ve telefon başında geçtiğini söyleyen Yalçın, “Ancak iş yoğunluğuna bağlı olarak zaman zaman boş vaktim de oluyor ama bu zaman içinde de daima e-postalara erişebilecek ve telefonla ulaşılabilecek ortamda olmaya dikkat ediyorum” diyor. Yalçın, evden çalışmaya başlayınca daha önce ofisinde kullandığı çalışma masası, dolapları ve koltuğu eve taşımış. Ayrıca hızlı bir internet bağlantısı ve IP telefon bağlantısı sağlanmış, ofis işlerinde kullanılma amacıyla da faks/yazıcı/tarayıcı satın alınmış.

Yalçın evden çalışmanın avantajlarını şöyle sıralıyor;
-Trafikle cebelleşmiyorsunuz, vakit kazanıyorsunuz.
-Her sabah iş için hazırlanmak zorunda değilsiniz, tıraş olmak, giyinmek gibi.
-İş yoğunluğu olmadığı zamanlarda ev ve bahçe işleriyle ilgilenebiliyorsunuz.
-Gerektiğinde arkadaşlarınızla buluşup, herhangi bir ortamda çalışmanıza 3G bağlantı ile devam edebiliyorsunuz.
-İş nedeniyle aynı gün içinde hem ABD hem de Tayland’la görüşmem gerektiğimden zaman sınırlaması olamadan çalışabiliyorum, gerektiğinde pazar günü çalışan Libya, Mısır ve Cezayir ile iş görüşmeleri yapabiliyorum.
-İşime cok daha iyi konsantre olabiliyorum. Geçen hafta Budapeşte ofisdeydim ve çalışmaya odaklanamadım. Çalan telefonlar, aynı ofiste çalışan başka dillerde konuşan arkadaşların gürültüsü, kahve teklifleri, uzun yemek molası vb.

Dezavanyajları ise;
-Eğer ana ofisteki ekip destek vermez ise bilgi akışında kopukluklar olabiliyor.
-Kariyer fırsatları sınırlanıyor, büyük bir ekibin lideri olamıyorsunuz, home ofis olarak ekibi yönetemeyeceğinizden.
-Sosyal çevrenin azalması.
-Mesai saatleri dışında da maillleri kontrol etme gereği duyuyorum, evden çalıştığımı bilen herkes 7/24 beni arayıp iş görüşmek isteyebiliyor, bu nedenle ofiste çalışmaktan daha fazla çalışmaya zaman ayırıyorum.

Telefona oğlum çıktı
Serkan Yalçın’ın eşi avukat, 4 yaşında bir oğlu ve 1 yaşında da kızı var. 4 yaşındaki oğlu babaannesinde kalıyor, 1 yaşındaki kızı ise bakıcıyla evde. Yalçın’ın 4 yaşındaki oğlu çalışma ortamına saygılıymış ve 1.5 yaşından beri babası telefonla görüşürken sessiz olması gerektiğini biliyormuş: “Bir kaç hafta önce akşam saatlerinde telefon çaldı ve oğlum biraz konuştuktan sonra kapattı. Kim aradı dediğimde ‘Seni sordular, evde olduğunu ama meşgul olduğunu söyledim, sonra da kapattım’ dedi. Sonradan öğrendiğim, Budapeşte’den arandığımı, nasıl olup anlaştıkları ise hâlâ muamma. Oğlum telefondakinin Türkçe konuştuğunda ısrarlı, çünkü ‘Serkan Yalçın’ demiş.”

İş hayatım boyunca karşılaştığım en büyük değişiklik
Siemens Ankara’da kurumsal iletişim bölümünde çalışan Burcu Önem, 1.5 ay önce home office olarak çalışmaya başladı. Önem, “Kendi adıma bu iş hayatım boyunca karşılaştığım en büyük değişiklikti. Masanız yok, telefonunuz yok, işyerinde size ait bir ofisiniz yok. Hem iş hayatıma hem de özel hayatıma etkisinin nasıl olacağına dair bir fikrim yoktu. Endişe sebebim buydu. Zaman geçtikçe, bu endişenin yerini heyecan aldı” diyor. Sabah saatleri onun için çok farklı olmamış, aynı saatte kalkmaya özen gösterdiğini söyleyen Önem, trafikten kurtulduğunu söylüyor. Ofiste sağlanan her türlü kolaylığın kendi evinde de kurulduğunu söyleyen Önem, “Bu sistemin en önemli noktası kişilerin zaman programını kendilerinin yapması. Mesai saatlerine paralel bir şekilde kendi işlerimi düzenlemeye çalışıyorum. Yapacağımız aktiviteye göre çalışma alanınızı kendiniz belirliyorsunuz, benim nerede çalışmak istediğimi belirleyen şey programım. Eğer ofiste bir programım varsa, bu durumda ofise geliyorum, toplantımı yapıyorum, arkasından bir sonraki adım neyse ona göre devam ediyorum” diyor.

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Spor Dünyasından Resimli Şampiyon Sözleri

spor dünyası sözleri, şampiyonluk, şampiyon sözleri mümin sekman, şampiyon sözleri kitap, şampiyon sözleri, şampiyon

Şampiyon Sözleri Mümin Sekman tarafından yazıldı. Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesinin bulunduğu Şampiyon Sözleri kitabından sizler için en güzel ve motivasyon sağlayıcı sözleri seçtik.

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

ŞAMPİYON SÖZLERİ ARKA KAPAK YAZISI

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

SPOR DÜNYASINDA BAŞARILI OLMAK

Pes etmeyi bir kez öğrendin mi alışkanlığa dönüşür.

Vince Lombardi

Kan, ter ve saygı. İlk ikisini verir, sonuncuyu kazanırsın.

Dwayne Johnson

Yapmadığın atışları asla sayıya çeviremezsin.

Larry Bird

Zayıf olana herkes acır, “kıskanılmak” ise çabayla kazanılır.

Arnold Schwarzenegger

Olduğun yerden başla. Elindekini kullan. Yapabildiğini yap.

Arthur Ashe

Bir olimpiyat şampiyonu, size birebir başarı koçluğu yapsa ne kazanırdınız? 

Lazer gibi odak, çelikten bir irade ve ateşli motivasyon! 

Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesi bu kitapta. Şampiyonlar şöhret, servet, kudret, marifet, zafer ve hezimet üzerine hayat dersleri veriyor. Hayatın zorlu “unvan maçları”na çıkarken, mücadele gücünüzü artıracaklar. 

Bu kitap şampiyon sporcular kadar, işinin şampiyonu olanlar için. Hayatın olimpik mücadelesinde yarışan CEO’lar, TUS adayı doktorlar, genç girişimciler veya üniversite adayları “zorlu zamanlarda güçlendiren fikirler” bulacak.

“Yetenek yoksulun servetidir,” der John Wooden. Yeteneği şöhrete, şöhreti servete, serveti kudrete, kudreti de daha büyük başarıya çevirmenin sistemini keşfedeceksiniz. 

Şampiyonluk bir zihin durumudur. Kazanmak için oynamak bir dünya görüşüdür. İnsan kendi hayatının şampiyonu olabilir. İçinde ve işinde “şampiyon zihniyeti inşa etmek” isteyenlere en kapsamlı kaynak…

Kitapta Muhammed Ali’den Pele’ye, Tiger Woods’tan Michael Jordan’a, Katarina Witt’ten Bruce Lee’ye, Roger Federer’den Ronaldo’ya alanın en iyileri kişisel sırlarını ve profesyonel sistemlerini anlatıyor. Çoğu kazanma taktiği Türkçeye ilk kez çevrildi. Türkiye’nin “başarı yazarı” Mümin Sekman da efsanelerin başarı sistemini analiz etti.

Hayatı bir şampiyon gibi yaşamak isteyenler ve şampiyonluktan başka bir hayat düşünemeyenler için… Daha ileriye, daha yükseğe, daha güçlü ve daha hızlı!

Okumaya devam et

MAKALE

Evlat edinilen çocuklar ve güvenli bağlanma süreci

yakın ilişkiler, evlat edinme, evlat edinilen çocuklar, çocuk, bağlanma

Evlat edinilen çocuklar, diğer çocukların uğraşmak zorunda kalmayacağı deneyimler yaşıyorlar. Bu deneyimler, evlat edinilen çocuklarda kaygı veren davranışlara yol açabilir. Peki, bu durumu nasıl baş edebiliriz? İşte yanıtı…

Evlat Edinilen Çocuklarda Bağlanma

Bağlanma teorisini ortaya atan John Bowlby’e göre bir çocuğun birine bağlanması; korktuğu, yorgun ya da hasta olduğu durumlarda özel olarak o kişinin yakınında ve o kişiyle iletişim içinde olmak istemesi anlamına geliyor1. Çocukların bağlanma stilleri güvenli, güvensiz (kaygılı veya kaçınmacı) ve düzensiz-güvensiz olmak üzere üçe ayrılıyor1. Ebeveynlerine güvenli bağlanan çocuklar, hem etraflarındaki dünya üzerinde bir etkileri olduğuna dair kendilerine hem de kişilerarası ilişkilerinde ebeveynlerine güveniyorlar1. Bu sayede problem çözme yeteneklerine daha fazla güvenen çocuklar, daha özgür bir biçimde dünyayı keşfedebiliyorlar1. Buna karşılık güvensiz bağlanan çocuklar gelişimleri boyunca bu keşif süreçlerini güvenle gerçekleştiremedikleri için daha fazla sorun yaşayabiliyorlar. Özellikle düzensiz-güvensiz bağlanan çocuklarda davranış bozuklukları ve psikopatoloji görülme olasılığı daha yüksek oluyor1.

Yapılan araştırmalarda evlatlık çocuklarda daha sık güvensiz ve düzensiz-güvensiz bağlanma stilleri, ideal olmayan çocuk-ebeveyn ilişkileri, tepkisel bağlanma bozukluğu ve rastgele arkadaşlık davranışları olduğu görülüyor1, 3, 4, 5. Evlat edinilmiş çocukların arasında güvensiz-düzensiz bağlananların fazla olmasına aslında bu grupta yetimhanede yetişmiş çocukların sayısının daha çok olması sebep oluyor. Çünkü yetimhanelerden çıkmış evlatlık çocuklar, çok küçük yaşta biyolojik ebeveynlerinden ve yetimhanede karşılaştıkları bakıcılardan sürekli ve sık sık ayrılmak zorunda kalıyorlar1, 4. Temel ebeveyn bakımından yoksun kalmanın getirdiği stres, çocukların beyinlerinin stresle baş etmeyi sağlayan bölümünün diğer çocuklarınkine göre daha farklı çalışmasına ve strese uygun tepki verilmesini sağlayan kortizol hormonunun daha az salgılanmasına sebep oluyor8. Bu işlevsel farklılıklar, çocuklarda zihinsel hastalıklar görülmesine ya da strese yeterince uygun tepki veremedikleri için gençliklerinde daha riskli davranışlar sergilemelerine yol açabiliyor8.

Yetimhaneden çıkıp evlat edinilen çocuklarda yeni ebeveynlerle bağlanmanın oluşabilmesi ve çocukların işlevselliklerinde buna bağlı olumlu gelişmeler görülebilmesi için çocuk ile ebeveyn arasındaki ilişkinin çocuğun önceki bakıcılarıyla olan ilişkisinden farklı olarak stabil, tutarlı ve kaliteli olması gerekiyor. Yapılan bir araştırmada hayatlarının ilk yıllarını yetimhanede sık sık bakıcı değiştirerek geçirmiş çocukların -en uzunu dokuz ayda olmak üzere- %40’ının ilk 3 ay içinde yeni ebeveynlerine bağlandıkları görülüyor5. Ancak çocuklarda bu şekilde bağlanma davranışlarının gözlenmesi, bağlanma stillerinin kesin olarak güvenli olduğu anlamına gelmiyor. Romanya’daki yetimhanelerde yetiştikten sonra evlat edinilmiş çocuklarla yapılan bir araştırmada, Kanadalı çocuklar ve dört aylıktan önce evlat edinilmiş çocuklara kıyasla araştırılan grubun belirgin bir kısmının yeni ebeveynlerine daha güvensiz bağlandıkları ortaya çıkıyor6. Bu durum elbette çocukların evlat edinilmeden önce karşılaştıkları, bakıcılar tarafından ihmal edilmek gibi kötü deneyimlere oldukça bağlı.

Yetimhanedeki koşullardan ötürü güvensiz bağlanmaya yatkın olan bu çocukların yeni ebeveynleriyle güvenli bir bağ kurmaları zor görünüyor ancak imkansız değil. Bowlby’ye göre çocukların hayatlarındaki ilk beş yılda karşı karşıya kaldıkları ebeveynlik davranışlarının hassasiyetindeki değişimler, çocukların bağlanma stillerinde ve dünyaya bakış açılarında iyi yönde bir değişim sağlayabiliyor4. Yapılan araştırmalarda bir yaşından önce evlat edinilen çocukların biyolojik ebeveynleriyle yetişen çocuklarla aralarında bağlanma stilleri açısından kayda değer bir fark olmadığı görülüyor4, 6. Genel olarak, evlat edinilme yaşı ile bağlanma stilinin iyi yönde değişmesinin zorluk seviyesinin paralel gittiği düşünülüyor2. Bu duruma sebep olarak bir yaşından küçük çocukların yetimhanelerin kötü şartlarına uzun süre maruz kalmadan ve henüz bağlanma sistemleri gelişmekteyken yeni ebeveynleri tarafından bakım görmeye başlamaları görülüyor6. Ancak aynı paralellik düzensiz-güvensiz bağlanma stiliyle evlat edinilme yaşı arasında bulunmuyor, yaştan bağımsız olarak düzensiz-güvensiz bağlanma stili genellikle yoğun bir şekilde kötü muameleye maruz kalma sonucu oluştuğu için değişmesi de daha zor oluyor4.

Bu istisna göz ardı edildiğinde, evlatlık edinilen çocukların, biyolojik ebeveynleri tarafından yetiştirilen çocuklar gibi bağlanma stillerinin onları evlat edinen anneleriyle oldukça benzer olduğu görülüyor7. Yapılan uzun soluklu bir çalışma da erken ve orta çocukluk dönemlerinde annelerin çocuklarına gösterdiği hassas davranışların çocukların erken yetişkinliklerindeki bağlanma algıları üzerinde olumlu etkisi olduğunu ortaya koyuyor3. Bunun yanı sıra aslında ebeveynlerden en az birinin bile güvenli bir dünya görüşüne (state of mind) sahip olması, çocukların evlat edinilmeden önce yaşadığı travma ve mahrum kalmışlığa karşı koruma görevi görebiliyor7. Yani her ne kadar bağlanma stillerinin güvenliye dönmesi zor gibi görünse de geç evlat edinilen çocukların bile kurumların bakımı altından çıkıp sabit, korumacı ve ilgi gösteren bir aile tarafından bakım görmeleri sosyal ilişkilerinden bilişsel kapasitelerine ve zihinsel sağlıklarına kadar hayatlarının birçok alanındaki gelişimlerinde olumlu etkiler yaratıyor.

Yazan: Rengim Lal Kılavuz
Düzenleyen: Dr. Gizem Sürenkök
Kaynak: www.yakiniliskiler.com

Okumaya devam et

MAKALE

Müşteri memnuniyeti için öneriler

satın alma deneyimi, satın alma, pazarlama, müşteri, marka

Markalar müşterilerine iyi bir satın alma deneyimi yaşatmayı hedefler. Fakat maalesef bu konuda başarılı olan pek az şirket var. Peki, bu durum tam tersine nasıl çevrilir? İşte yanıtı…

İyi Müşteri Deneyimi Yaşatmak Neden Çok Zor?

İnsanın bir markayla ilişkisi sadece o ürünü kullandığı zaman yaşadıklarından ibaret değildir. Bilgi edinmek için internetten yaptığı araştırmalarla başlayan süreç; çağrı merkezi görevlileriyle konuşmalar, satın alma sırasında satıcıların tavırları ve satın alma yolculuğu sonunda yaşadıklarının toplamından oluşan bir marka deneyimidir.

Kısacası müşteri ve marka arasındaki ilişki bu “gerçeklik anlarında” yaşanan tüm adımları içerir.

Rekabetin gerisinde kalmamak için şirketlerin bu gerçeklik anlarının her birini incelemesi ve satın alma yolculuğunun her aşamasını müşteri için kolaylaştırması gerekir. Bunun için insanların motivasyonlarını, yapmak istediklerini anlayıp sonra da markayla ilişkiye girdiklerinde yaşadıkları zorlukları giderecek çözümler üretmesi lazımdır.

Bugün -maalesef- büyük şirketlerin birincil sorunu müşterilerin gerçekten ne istediklerini anlayamamalarıdır. Satın alma deneyimini iyileştirmek için bir araya gelen yöneticiler, çoğu zaman empati güçlerini kaybederler. Tüketicilerin de kendileri gibi insan olduğunu unuturlar. Çamaşır makinesi üreten bir şirket yöneticisi müşteri deneyimine odaklanmak yerine satış noktalarında yaşanan şirket sorunlarına odaklanır. Oysa her marka yöneticisi, günlük hayatta bir başka markanın tüketicisidir. Özel hayatında; o da yaptığı alışverişten şikâyet eden, aldığı ürünün fiyatından yakınan, gereğinde memnun kalmadığı ürünü iade eden olağan bir müşteridir. Fakat yönetici şapkasını giyip kurumsal bir kimliğe büründüğünde düşünceleri ve davranışları değişir. Müşterilerinin çamaşır yıkamakla ilgili gerçek sorunlarını çözmek yerine sosyal projeler üretmeye, toplumsal konulara duyarlılık kisvesi altında konu dışı alanlara kafa yormaya başlar. Tüketicinin bugünkü ihtiyaçlarını çözmek yerine ilgisiz konulara öncelik verir. Kendi kişisel hedeflerine veya kendi departmanının önceliklerine odaklanır.

Benzer şekilde müşteri deneyimini iyileştirmek için uluslararası danışmanlık şirketlerine büyük projeler yaptıran şirketler bile çoğu zaman kendi tüketicilerinin (müşterilerinin) ihtiyaçlarına yalın çözümler üretmek yerine mevcut sorunları daha da karmaşıklaştırırlar.

Oysa tüketiciler markaların vaat ettiklerini hakkıyla yerine getirmesini beklerler.

Dijitalleşmeyle, bugün pazarlama disiplini bir evrim geçiriyor. Satın alacağı ürünü internetten iyice araştıran, tüketici yorumlarını didik didik okuyan yeni nesil müşteriler markaların önüne farklı taleplerle gelmekte. Bütün şirketlerin bu talepleri iyi anlamaları, analiz etmeleri ve bunlara çözüm üretmeleri şart. Aksi takdirde bugünün insanına zorla iteleyerek ürün veya hizmet satmak mümkün değil.

Son yıllarda hayatımıza giren Inbound Pazarlama, modern insanın beklentilerine karşılık veren bir felsefeyi benimser. Yaklaşımı, dijital ortamda edindiği bilgi ile güçlenen modern müşterinin (tüketicinin) yapmak istediğini anlamak ve ona yol göstermektir. Inbound Marketing felsefesi eski usul yöntemler kullanarak, ısrarla bir ürün veya hizmeti zorla satmaya çalışan pazarlama anlayışının tam tersidir.

Inbound Marketing’in hedefi, markayı insanlara itelemek yerine onları markaya çekmek ve gönüllü bir şekilde markadan alışveriş yapmalarını sağlamaktır.

Inbound Pazarlama yöntemini uygulamak isteyen yöneticilere önerilerim şunlardır:

  • Markanın odağına insanı koy. Onun ne yapmak istediğini, amacını anla. Tüketicilerini veya müşterilerini “persona”lar ile tanımlayabilir, onları segmentlere ayırabilirsin ama unutma ki her biri senin benim gibi gerçek birer insandır. Dolayısıyla markanın müşterisinin önce insan sonra tüketici olduğu hatırla.
  • İnsanlar her gün kendilerine zorla bir şeyler satmaya çalışan yapışkan satıcılardan bıktı. Bu nedenle Web sitene ya da mağazana gelen insana hemen satış yapmaya çalışma. Onun ihtiyaçlarını anlayabilmek için sorman gereken bütün soruları sor. Ona bilgi vermekte cömert ol. Kendini bir satıcı gibi değil, o insana yardım etmek için görevlendirilmiş bir yetkili gibi gör.
  • Alışveriş yapan her insanı tedirgin eden birçok konu vardır. Yanlış ürüne veya hizmete para harcamak, verdiği karardan dönememek, satın aldıktan sonra markanın ilgisiz kalacağından endişe etmek… Bunlar insanların “acı noktalarıdır”. Her sektörde insanların markalardan alışveriş yaparken karşı karşıya kaldıkları sayısız acı noktası vardır. Kendi markan için bunların hepsini listele ve bunlara çözüm üret. Bugün Amazon, insanların bütün acı noktalarını çözdüğü için dünyada 1 numara olmuştur.
  • Eğer böyle davranırsan insanlar senin markana güven duyacak ve alışveriş yapmaya gönüllü olacaklardır. Markanı kendilerine zorla satış yapmaya çalışan diğer markalardan ayrı bir yere konumlayacaklardır.
  • Satın alma yaptıktan sonra senin markanla ilişkiye devam edecekler, kendi çevrelerine markanı tavsiye edeceklerdir.
  • Bütün bunları hayata geçirmek ve insanlara iyi bir alışveriş deneyimi yaşatmak için dijital teknolojileri hakkıyla kullan.

Dijital çağda istediği bilgiyi edinebilen, önünde sayısız seçenek olan, istediği markadan alışveriş yapabilen modern insana hitap edebilmek, onu markana çekebilmek, onun aklını ve gönlünü kazanabilmek, onun senin markandan can-ı gönülden alışveriş yapmasını sağlamak için gerekli dijital dönüşümü gerçekleştir.

Bu dijital dönüşümü gerçekleştirmeyen markaların bugünün dünyasında iyi bir alışverişçi deneyimi yaşatmaları ve ayakta kalmaları mümkün değil.

Yazar: Temel Aksoy
Kaynak: www.temelaksoy.com

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND