Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Etkili insanların 7 alışkanlığı kitap özeti

Stephen Covey’in artık klasikleşmiş kitabı “Etkili İnsanların 7 alışkanlığı”ndan yapılmış bir özet. Önce özeti okuyun, sonra gidip kitabı alacağınıza eminiz.

Stephen Covey’in artık klasikleşmiş kitabı “Etkili İnsanların 7 alışkanlığı”ndan yapılmış bir özet. Önce özeti okuyun, sonra gidip kitabı alın. Bu özet kitabın gücünü keşfetmeniz için yayınlanmıştır….

Birinci Bölüm
PARADİGMALAR VE İLKELER

İçten Dışa

Kişilik ve Karakter Etiği: Başarının temeli olarak gösterilen “karakter etiği” kavramı –dürüstlük, alçakgönüllülük, bağlılık, ölçülülük, cesaret, sabır, çalışkanlık, yalınlık vs.- zamanla yerini -1. dünya savaşından sonra- “kişilik etiği” kavramına bıraktı. Böylece başarı daha çok, kişiliğin toplumdaki imajın, tavır ve davranışların, insanlar arası etkileşim sürecini kolaylaştıran beceri ve tekniklerin sonucunda elde edilir oldu. Bu ise insanları güçlü görünmeye ve başkalarını sindirmeye teşvik ediyordu.

Paradigmanın Gücü: Paradigma kişinin dünya görüşünü belirler, bir kuram, bir açıklama ya da başka bir şeyin modelidir. Paradigmalarımız hayatımızı yönetir, ilişkilerimizde belirleyici ve yönlendirici güç oluşturur. “kişilik etiği” ile oluşturulmuş paradigmalar ise baştan sakat yapıdadırlar. Sorunun temeline inmez, yüzeysel kazanımlar elde etmek isterler.

Paradigma Değişiminin Gücü: Paradigma değişimi terimini ilk kez Thomas Kuhn kullanmıştır. Ona göre bilimsel alandaki her önemli atılım öncelikle gelenekler ve eski paradigmalardan kurtularak başarılmıştır. Kişilik etiğiyle haftalarca, aylaca ve yıllarca uğraşıp tutum ve davranışlarımızı değiştirmeye çalışsak bile, her şeyi farklı bir biçimde gördüğümüz zaman kendiliğinden olan o değişiklik olgusuna yaklaşamayabiliriz. Hayatımızda önemli değişiklikler yapmak istiyorsak, o zaman temel paradigmalarımız üzerinde çalışmalıyız.

İlke Merkezli Paradigma: karakter etiğinin temelinde şu düşünce yatar. Etkili olmayı yöneten ilkeler vardır. Bunlar tıpkı fiziksel boyuttaki yerçekimi yasası kadar gerçek, değişmez ve tartışılmaz biçimde var olan doğal yasalardır.

Gelişim ve Değişim İlkeleri: Kişilik etiğinin parlaklığı ve çekiciliğinin nedeni şudur: Kişisel açıdan etkili olmayı ve başkalarıyla derin ilişkiler kurmayı sağlayan çalışma ve gelişme gibi doğal süreçlerden geçmeden, nitelikli bir yaşam kurmaya yarayan bir yöntem olduğu sanılır. Kişilik etiği aldatıcı ve düşseldir.

Ancak karşılaştığımız önemli sorunlar, onları yarattığımız zamanki düşünce düzeyiyle çözülemez. Kişilik etiğinin yol açtığı sorunları çözmek için temelinde etkili insanın ve etkileşim alanını doğru biçimde tanımlayan ilkeler bulunan bir paradigmaya ihtiyaç vardır. “Etkili insanların 7 alışkanlığı” da bu yeni düşünce düzeyi üzerinedir.

Yedi Alışkanlık-
Genel Bakış

Karakterimiz temelde alışkanlıklarımızdan oluşur. Burada alışkanlığı bilgi, beceri ve arzunun kesişmesi olarak tanımlayacağız. Bilgi kuramsal paradigmadır – ne yapmalı,neden. Beceri – nasıl yapmalı. Arzu ise dürtüdür – yapma isteği. Bir şeyi alışkanlık haline getirmek istiyorsak, bu üçüne de sahip olmalıyız.

Sürekli Olgunlaşma Modeli: Olgunluk denilen süredurum içinde bağımlılık, sen paradigmasıdır. Bağımsızlık ben paradigmasıdır. Karşılıklı bağımlılık biz paradigmasıdır. Bağımlı insanların istediklerini elde edebilmeleri için başkalarına gereksinimleri vardır. Bağımsız insanlar istediklerini kendi çabalarıyla elde ederler. Karşılıklı bağımlı insanlar kendi çabalarını diğerlerininkilerle birleştirerek en büyük başarılara erişirler. Bu sebepten dolayı kişi öncelikle özel zafer kazanmaya, daha sonra genel zaferlere ulaşmaya çalışmalıdır.

Etkili Olmanın Tanımı: Bu yedi alışkanlık “etkili olma” alışkanlıklarıdır. Bunlar ayrıca insanı etkili kılan alışkanlıklardır, çünkü doğal bir yasayla uyum içinde olan bir etkililik paradigmasına dayanırlar. Bu kısaca Ü/ÜY dengesi diye tanımlanabilir. Yani gerçek etki, iki şeyin işlevidir: Üretilen şey ve Üretim Yeteneği. Etkili olmak dengeli olmaya bağlıdır.

İkinci Bölüm
ÖZEL ZAFER

1.Alışkanlık
PROAKTİF OL

Kişisel Vizyon İlkeleri

İnsanlarda “özbilinç” bulunur. Bu, kendi zihinsel sürecini düşünebilme yeteneğidir. İnsanların dünyadaki her şeye egemen olmalarının, kuşaktan kuşağa önemli gelişmeler göstermelerinin nedeni budur. Özbilincimiz, dışarıdan bakıp kendimizi nasıl gördüğümüzü, yani, etkili olmanın en temel paradigması olan kendi paradigmamızı incelememizi sağlar. Aslında kendimizi nasıl gördüğümüzü hesaba katmadıkça, diğerlerinin kendilerini ve dünyalarını nasıl gördüklerini, bu konuda neler hissettiklerini anlayamayız.

Sosyal Ayna: Geçerli olan toplumsal paradigmanın yansıması bizim daha çok koşullandırılma ve koşullar tarafından şekillendirildiğimizi söylüyor. Aslında insan doğasını açıklayan üç determinizm (belirleyicilik) kuramı vardır: genetik determinizm, psişik determinizm, çevresel determinizm. Temel düşünce ise şudur. Bizler belirli bir dürtüye, belirli bir tepki verecek biçimde koşullandırılıyoruz.

Dürtüyle Tepki Arası: Dürtüyle tepki arasında insanın seçme özgürlüğü bulunur. Bu seçme özgürlüğü; hayal gücünü, özbilinci, vicdanı ve özgür iradeyi kapsar.

Proaktivite’nin Tanımı: İnsan olarak, kendi yaşamlarımızdan sorumlu olduğumuzu ifade eder. Yaşamlarımız bir koşullandırma ve koşullar işleviyse, bunun nedeni, bilinçli bir kararla ya da ihmal sonucu kendi denetimimizi bu etkenlere teslim etmeyi seçmiş olmamızdır. Bu tür bir seçim yaptığımızda reaktif (tepkisel) oluruz. Reaktif insanlar toplumsal çevrelerinden etkilenirler.

İnisiyatifi Ele Almak: Olayların gelişimindeki sorumluluğumuzu kabullenmek anlamına gelir.

İlgi Alanı / Etki Alanı: Kendi proaktivite derecemizi daha iyi kavramak için mükemmel bir yol da, zaman ve enerjimizin odak noktasına bakmaktır. Hepimiz bir dizi şeyle ilgileniriz, bunları zihinsel ya da duygusal açıdan bizim için önem taşımayan şeylerden, bir “ilgi alanı” yaratarak ayırabiliriz. İlgi alanımızın içinde yer alanlara bakarken bazı şeylerin gerçekten denetimimiz dışında olduğunu görürüz. Diğerleri için ise bir şeyler yapabiliriz. Bu ikincileri daha küçük bir “etki alanı” içine alarak tanımlayabiliriz.

Proaktif insanlar çabalarının odak noktası olarak etki alanlarını seçerler. Enerjilerinin doğası pozitiftir. Büyüyen ve mükemmelleşen enerjileri, etki alanını da genişletir. İlgi alanımızın içinde çalıştığımız sürece, oradaki şeylerin bizi denetlemesine izin veririz. Pozitif bir değişiklik yapmak için gerekli olan proaktif inisiyatifi ele almamış oluruz.

Dolaysız ve Dolaylı Denetim ile Denetimsizlik: Karşılaştığımız sorunlar şu üç gruptan birine girer: Dolaysız denetim (kendi davranışlarımızla ilgili sorunlar), dolaylı denetim (başkalarının davranışlarıyla ilgili sorunlar) ya da denetimsizlik (hiçbir şey yapamayacağımız sorunlar). Proaktif yaklaşım üç tür sorunun da güncel etki alanımızın içinde çözümlenmesi konusunda ilk adımı sağlar.

Bir sorun ister dolaysız, ister dolaylı ya da denetimsiz olsun çözüme giden ilk adım, alışkanlıklarımızı, etki yöntemlerimizi, denetim dışı sorunlara bakış açımızı değiştirmektir. Bunların tümü etki alanımızın içindedir.

“Olsaydı”lar ve “Olabilirim”ler: İlgimizin hangi dairenin içinde olduğuna karar vermenin bir yolu da olsaydı’larla olabilirim’leri birbirinden ayırt etmektir. İlgi alanı olsaydı’larla doludur, buna karşı etki alanında olabilirim’ler bulunur. Sorunun dışarıda olduğunu düşünüyorsak, asıl sorun bu düşüncedir. Böylece dış etkenlere bizi denetleme yetkisini vermiş oluruz. Değişim paradigması “dışarıdan içeriye”dir. Bizim değişmemiz için önce dışarının değişmesi gerekir. Ancak proaktif yaklaşım “içten dışa” değişimi savunur. Farklı olmak ve farklı olarak dışarıdaki etkeni olumlu yönde değiştirmeyi güder.

Değneğin Diğer Ucu: Davranışlarımızı ilkeler yönetir. Bunlarla uyum içinde yaşamak olumlu neticeler doğurur, bu ilkeleri çiğnemek ise olumsuz sonuçlara neden olur. Herhangi bir duruma vereceğimiz tepkiyi vermekte özgürüz. Ancak bunu yaparken tepkimizi izleyecek sonucu da kabul etmiş oluruz. “Bir değneği ucundan tutup kaldırdığımızda, diğer ucunu da kaldırmış oluruz.”

Bir hataya proaktif yaklaşım, hatayı hemen kabul etmek, düzeltmek ve ondan ders almaktır. Bu, başarısızlığı gerçekten başarıya dönüştürür. Hatalarımızı hemen kabullenip, onları düzeltmek çok önemlidir. Bunu yaparsak, o bir sonraki an üzerinde hiçbir etkileri olamaz. Biz de tekrar güçleniriz.

Söz Vermek ve Sözüne Bağlı Kalmak: etki alanımızın tam ortasında söz verip vaat etme ve verdiğimizi sözler bağlı kalma yeteneğimizi yer alır. Sözler verip bağlı kaldıkça, bunlar önemsiz bile olsa, bir iç dürüstlük sergilemeye başlarız. Bu bize özdenetim bilinciyle birlikte, kendi yaşamımız konusunda daha fazla sorumluluk yüklenme cesareti ve gücünü verir.

2. Alışkanlık
SONUNU DÜŞÜNEREK İŞE BAŞLA

Kişisel liderlik ilkeleri

“Sonunu düşünerek işe başlama”nın en temel uygulaması; bugüne, yaşamın sonunun bir hayali sahnesi ya da paradigmasıyla başlamaktır. Bunu, başka her şeyin tartıldığı bir ölçüt ya da değer yargıları haline sokmaktır. Böylece yaşamın her günü, bir bütün olarak yaşantıyla ilgili uzak görüşe (vizyona) anlamlı bir katkıda bulunur. Önemli şeyler hakkında yapacaklarımızın gerçekten etkili olması için, sonunu düşünüp işe öyle başlamalıyız.

“Sonunu düşünerek işe başla”, her şey iki defa yaratılmıştır ilkesine dayanır. İlk ya da zihinsel yaratım ve ikinci ya da fiziksel yaratım. Bu her şey için geçerlidir. Örneğin bir ev yapımı hakkında, önce evin taslağı, planı çıkartılır, sonra imar aşamasına geçilir. Sonunu düşünerek işe başlama derecesi, başarılı bir iş yaratıp yaratılmayacağını belirler. İki yaratım ilkesini anlar ve her ikisinin sorumluluğunu da üstlenirsek, etki alanı içinde hareket eder ve bu alanın sınırlarını genişletiriz.

Kişisel yaşantımızda özbilincimizi geliştiremez ve ilk yaratımların sorumluluğunu üstlenemezsek, bu ihmalimiz yüzünden Etki Alanımızın dışındaki diğer insanlara ve koşullara, yaşantımızın önemli bir bölümünü biçimlendirme yetkisini vermiş oluruz. Bizler ya kendi proaktif modelimizin ikinci yaratımı ya da başkalarının programların, koşullarının ya da eski alışkanlıkların ikinci yaratımı oluruz.

Liderlik ve Yönetim; İki Yaratım: 2. Alışkanlığın temelinde kişisel liderlik ilkeleri vardır. Bu, liderliğin ilk yaratım olduğu anlamına gelir. Liderlik, yöneticilik değildir. Yöneticilik ikinci yaratımdır. Yöneticilik işleri doğru dürüst yapmaktır. Liderlik ise doğru olanı yapmaktır.

Yeni Senaryo: Kendinizin Birinci Yaratıcısı Olmak: Daha önce de açıklandığı gibi, proaktivite, insanlar özgü bir yeti olan özbilince dayanır. Buna ek olarak, proaktivitemizi genişletmemizi ve yaşamımızda liderlik yapmamızı sağlayan, yine insanlara özgü iki eşsiz yeti ise hayal gücü ve vicdandır. Hayal gücümüzden yararlanarak en derin değerlerimize ve bu değerlere anlam kazandıran doğru ilkelere uyan daha etkili yeni senaryolar üretmek bizim sorumluluğumuzdur. Ayrıca vicdan sahibi olduğumuz için uyguladığımız senaryoların uyumsuzluğunu fark edip değişim yaratabiliriz.

Kişisel Misyon Bildirimi: Sonunu düşünerek işe başlamayla ilgili en etkili yol, bir kişisel misyon bildirimi, felsefesi ya da inancı geliştirmektir. Burada odak noktası, ne olmak istediğiniz (karakter) ve ne yapmak istediğiniz (katkı ve başarılar) ile olmanın ve yapmanın temelindeki değerler ya da ilkelerdir.

Kişisel bir misyon bildirimi yazmak için, en temel paradigmalarımızı kapsayan Etki Alanımızın merkez noktasından, dünyaya bakış açımızı oluşturan o mercekten bakmamız gerekir. Yaşantımızın merkezindeki herhangi bir şey, güvenlik, rehberlik, bilgelik ve gücümüzün kaynağını oluşturur. Bu dört etken; yani güvenlik, rehberlik, bilgelik ve güç birbirlerine bağımlıdır. Bu dört etken bir arada bulunduğu, birbirini canlandırdığı ve uyum sağladığı zaman soylu bir kişiliğin, dengeli bir karakterin, mükemmel bir şekilde bütünleşmiş bir insanın müthiş gücünü yaratır.

Alternatif Merkezler: Hereksin bir merkezi vardır, ama genelde bunun tam olarak farkında olmayız. İnsanların sahip oldukları tipik merkezler ise şunlardır: Eş-merkezlilik, Aile-merkezlilik, Para-merkezlilik, Mülkiyet-merkezlilik, Zevk-merkezlilik, Dost/Düşman-merkezlilik, Din-merkezlilik, Ben-merkezlilik

Bir İlke Merkezi: Yaşamımızın merkezini doğru ilkeler üstüne oturtursak, yaşamı destekleyen dört etkenin gelişmesi için sağlam bir temel de yaratmış oluruz. Yaşamın merkezine, zaman aşımına uğramayan, değişmeyen ilkeleri yerleştirirsek, etkili
Yaşamın temel paradigmasını yaratmış oluruz. Bu merkez diğer merkezlerin tümünü bir perspektife yerleştirir.

Beynin Tamamını Kullanmak: Temelde sol yarım küre daha çok mantık ve konuşmayla ilgilenir. Sağ yarım kürenin ise sezgileri güçlüdür ve yaratıcı olan da odur. Sol analizciyken sağ sentezcidir. Beynin egemenliği kuramını bir model olarak kullanırsak, yaratım gücü olan sağ beynimizin, ilk yaratımızın niteliğini de etkileyeceği açıklık kazanır. Sağ beynimizin kapasitesinden ne kadar yararlanırsak, hayal etme, sentez yapma ve zamanı ve mevcut koşulları aşabilme, ne olmak ve ne yapmak istediğimizle ilgili üç boyutlu bir resim yaratabilme gücümüz de o kadar artacaktır. Bunun yöntemleri ise “görüş açısını genişletmek” ve “gözünüzde canlandırma ve onaylama”dır.

Rolleri ve Hedefleri Tanımlamak: Herkes yaşamında bir sürü rol üstlenir; değişik alanların ve yeteneklerin sorumluluğunu alır üstüne. Misyon bildiriminin kişinin yaşamındaki önemli roller göz önünde tutularak yazılması kişiye denge ve uyum sağlar. Roller teker teker belirginleşir. Bunlar sık sık gözden geçirilir. Böylece kişi kendini bir role kaptırıp yaşamındaki aynı derecede hatta daha önemli rolleri unutmaz. Roller ve hedefler kişisel misyonu yapılandırıp düzenli bir biçimde yönlendirir. Kişisel misyon bildirimleri, aileler ve kurumlar için de hazırlanabilir.

3. Alışkanlık
ÖNEMLİ İŞLERE ÖNCELİK VER

Kişisel yönetim ilkeleri

3. Alışkanlık, 1. ve 2. Alışkanlıkların kişisel meyvesi, pratikte gerçekleşmesidir. 1.Alışkanlık, “yaratıcı sensin,yönetim sende” der. Bunun temelinde insanlara özgü doğuştan gelen dört özel yeti bulunur: Hayal gücü, vicdan, özgür irade ve özbilinç. 2.Alışkanlık, ilk ya da zihinsel yaratımdır. Temelinde ise hayal gücü, yani gözümüzün önüne getirebilme, birikimi sezebilme, şu anda gözlerimizle göremediğimiz şeyi beynimizde yaratabilme yetisi; ve vicdan, yani kendi benzersizliğimizi fark edebilme ve bunu büyük bir mutlulukla gerçekleştirebileceğimiz kişisel, ahlaksal ve dürüstlükle ilgili rehberlikleri ayırt edebilme yetisi bulunur. O halde 3. Alışkanlık, ikinci yani fiziksel yaratımdır. 1. ve 2. Alışkanlıkların gerçekleşmesi, harekete geçmesi ve doğal olarak ortaya çıkmasıdır. Özgür iradenin, merkeze ilkelerin yerleştirilmesi için kullanılmasıdır. Bunu gece gündüz, her an yapmaktır.Özgür irade, etkili özyönetimi tam anlamıyla olası kılar. Bu; karar verme, seçim yapma ve bunlara uygun davranabilmektir.

Etkili yönetim, önemli işler öncelik vermektir. Önemli işlerin neler olduğuna liderler karar verir. Ama bunların günbegün öncelikli olarak gerçekleşmesini sağlayan yöneticilerdir. Yönetim disiplindir, kararları uygulamaktır. Kendinizi etkili bir biçimde yönetebiliyorsanız, disiplin de içinizden gelir.

II. Kare: Bir etkinliği tanımlayan iki etken aciliyet ve önemdir. Aciliyet bir şeyle hemen ilgilenilmesi gerektiğini açıklar. Diğer taraftan önemliliğin sonuçlarla ilgisi vardır. Bir şey önemliyse, görevinize, değerlerinize, öncelikli hedeflerinize katkıda bulunur. Önemli konulara tepki gösteririz. Acil olmayan önemli işler daha fazla inisiyatif, daha fazla proaktivite gerektirir.

Bir zaman tablosu oluşturarak işleri, önemli-önemsiz, acil-acil olmayan şeklinde bölebiliriz. Buna göre acil-önemli işler 1.kareye, acil olmayan-önemi işler 2.kareye, acil-önemsiz işler 3.kareye, acil olmayan-önemsiz işler ise 4. kareye dahil edilebilir. 2. kare kişisel yönetimin kalbidir. İlişkileri geliştirmek, kişisel misyon bildirimi yazmak, uzun vadeli planlar yapmak, alıştırmalar, önleyici bakım, hazırlık yapılması gerektiğini bildiğimiz ama acil olmadıkları için nedense ender olarak ilgilendiğimiz konuları içerir.

2. kare için gereken zaman başlangıçta 3. ve 4. kareden alınmalıdır. Bunun için de bazı etkinliklere ve acil olan sorunlara hayır demeyi öğrenmek gerekir.

2.kare yönetiminin amacı, yaşamlarımızı etkili bir biçime yönlendirmektir. Bunu , bir ilke merkezinden ve kişisel misyonumuzu bilerek yapmamızı sağlar. 2. karede işleri örgütleyen birinin, altı ölçütle tanışması gerekir. Bunlar: tutarlılık, denge, 2.kare odağı, insan boyutu, esneklik ve taşınırlıktır.

2. kare etkinliklerinin düzenlenmesi dört temel etkinliği içerir. Bunlar: Rolleri tanımlama, hedef seçme, programlama, gündelik uyumdur.

Yetki Vermek: Ü ve ÜY’yi Arttırmak: bütün yaptıklarımızı, zamana ya da insanlara yetki vererek başarırız. Zamana yetki veriyorsak verimliliği, başka kişilere yetki veriyorsak da etkili olmayı düşünüyoruz demektir. Temelde iki yetki verme yöntemi vardır. “Emireri yetkisi vermek” ve “kaptanlık yetkisi vermek”. Emireri yetkisi “şuraya git, şunu yap, bunu getir vs.” tipinde yetkilendirmektir.

Kaptanlık yetkisi vermek ise beş alandaki beklentiler bakımından peşinen karşılıklı anlayış ve bağlılığı gerektirir: İstenilen sonuçlar, kılavuzlar, kaynaklar, hesap verme sorumluluğu, sonuçlar.

Yetkilerin etkili bir biçimde devri, belki de etkili yöneticiliğin en iyi belirtisidir. Çünkü bu hem kişisel hem de kurumsal gelişimin temelini oluşturur.

Üçüncü Bölüm
GENEL ZAFER

Karşılıklı Bağımlılık Paradigmaları

Duygusal Banka Hesabı: Bir ilişki içindeki güven oranını belirleyen bir benzetmedir. Bu, başka bir insanın yanında kendinizi emniyette hissetmenizdir. Güven hesabı kabarık olduğu zaman, iletişim rahat, çabuk ve etkili olur.

Duygusal banka hesabını oluşturan altı önemli yatırım önerilmektedir. Bunlar: Kişiyi anlamak, küçük şeylerle ilgilenmek, verilen sözleri tutmak, beklentileri belirginleştirmek, kişisel bütünlük (dürüstlük), hesaptan çektiğiniz zaman özür dilemek.

4. Alışkanlık
“KAZAN/KAZAN” DİYE DÜŞÜN

Kişiler Arası Liderlik İlkeleri

İnsan Etkileşimiyle İlgili Altı Paradigma: Kazan/kazan bir teknik değildir. Bu, insanlar arasındaki etkileşimle ilgili bütüncül bir felsefedir. Aslında insanların birbirleriyle olan ilişkilerinin altı paradigmasından biridir. Diğer paradigmalar şunlardır: Kazan/Kaybet, Kaybet/Kazan, Kaybet/Kaybet, Kazan, Kazan/Kazan ya da Anlaşma Yok.

Kazan/Kazan, anlaşma ya da çözümlerin karşılıklı yarar ve hoşnutluk sağlaması anlamına gelir. Liderlik tarzı bakımından Kazan/Kaybet, otoriter bir yaklaşımdır, bu paradigmaya sahip insanla, istediklerini elde etmek için konum,güç, kimlik, varlık ya da kişiliklerden yararlanırlar. Pazarlıklarda Kaybet/Kazan, teslim olma, boyun eğme ya da vazgeçme gibi görünür. Liderlik tarzında ise bu fazla hoşgörü, gevşeklik demektir. İki Kazan/Kaybet tipi bir araya geldiğinde sonuç Kaybet/Kaybet olur. Kazan zihniyetli bir insan her şeye kendi çıkarları açısından bakar. Başkalarını da kendi başlarının çaresine bakmaya bırakır. Anlaşma Yok ise temelde şu anlama gelir: İkimizin de işine yarayacak bir çözüm bulamıyorsak, anlaşma yapmamak konusunda dostça anlaşırız.

Bu paradigmalar arasında en etkili yöntemler Kazan/Kazan ve Anlaşma Yok’tur. Bu yöntemler kişilere duygusal özgürlük sağlar.

Kazan/Kazan’ın Beş Boyutu: Karakter: karakter Kazan/Kazanın temelidir ve geride kalan her şey bu temelin üstüne kurulur. Kazan/Kazan paradigması için gerekli üç karakter özelliği vardır: dürüstlük, olgunluk, bolluk zihniyeti (yani her şeyden herkes için yeterince olduğu paradigması)

İlişkiler: Karakter temelinin üzerine Kazan/Kazan ilişkilerini kurar ve onları sürdürürüz.

Anlaşmalar: İlişkilerden, Kazan/Kazan’ı tanımlayan ve yönlendiren anlaşmalar doğar. Kazan/kazan anlaşmasında beş unsur açıkça belirtilir: amaçlar, kurallar, kaynaklar, sorumluluk, sonuçlar.

Kazan/Kazan performans anlaşmalarını yaratmak için yaşamsal paradigma değişimleri gerekir. Odak noktası sonuçlardır, yöntemler değil. Bu anlaşmalarda neticeler, baştaki kimsenin keyfi bir biçimde verdiği ödül ya da ceza olmaktan çıkar. Performansın doğal bir sonucu halini alır. Temelde yöneticiler ya da anne ve babalar tarafından denetlenebilecek dört tür netice (ödüller ve cezalar) vardır. Bunlar: Maddi neticeler, manevi neticeler, fırsat ve sorumluluk.

Sistemler: Kazan/Kazan ancak sistemlerin kendisini desteklediği bir kurum içinde yaşayabilir. Kazan/Kazan görüşmesi yapıp, Kazan/Kaybet’i ödüllendirirseniz, başarısızlığa uğrayan bir program kalır elinizde. Kazan/Kazan’ın etkili olması için sistemlerin onu desteklemesi gerekir. Eğitim sistemi, planlama sistemi, iletişim sistemi, bütçe sistemi, bilgilendirme sistemi, ücret sistemi; bunların tümünün Kazan/Kazan ilkesi temeline dayandırılması gerekir.

Süreçler: Sonuçlara ulaşmak için dört aşamalı bir süreçten geçilmesi önerilir.

5. Alışkanlık
ÖNCE ANLAMAYA ÇALIŞ SONRA ANLAŞILMAYA

Empatik iletişim ilkeleri

İnsanlar arası iletişim alışkanlığında gerçekten etkili olmak istiyorsanız, bunu sadece teknikle başaramazsınız. Açık yüreklilik ve güven sağlayan bir karakter temeli üzerine, empatiyle dinleme becerisini yerleştirmelisiniz. Yürekler arası alışverişi sağlamak için de duygusal banka hesapları yaratmalısınız.

Empatiyle Dinlemek: “Önce anlamaya çalış” ilkesi çok esaslı bir paradigma değişimi gerektirir. Genellikle, önce anlaşılmak isteriz. Çoğu insan karşısındakini anlamak değil, yanıtlamak amacıyla dinler. Çoğumuz, kendi özyaşam öykümüzle ve haklı olduğumuz düşüncesiyle dolu oluruz. Empatiyle dinlemekten kastedilen, anlama niyetiyle dinlemektir. Empatiyle dinlemenin özü, karşınızdakiyle aynı fikirde olmanız değildir. Onu tam anlamıyla, derinlemesine, hem duygusal, hem de zihinsel açıdan anlamanızdır. Doğru yargıya varmanın anahtarı anlayıştır. Önyargılı bir insan hiçbir zaman tam olarak anlayamaz.. önce anlamaya çalışmak, yaşamın bütün alanlarında belirgin olan doğru, geniş kapsamlı, ortak paydalı bir ilkedir. Ama en güçlü olduğu alan, insanlar arası ilişkilerdir.

Dört Otobiyografik Karşılık: Otobiyografik tarzda dinlediğimiz için, şu dört karşılıktan birini seçme eğilimimiz vardır. “Değerlendiririz”, ya kabul ederiz ya da etmeyiz. “Sondaj” (yoklama) yaparız,kendi değer ölçülerimize göre sorular sorarız. “Öneririz”, kendi deneyimlerimize dayanarak fikir veririz. Ya da “yorumlarız”, insanları kavramaya, onların amaç ve davranışlarını, kendi amaç ve davranışlarımıza göre açıklamaya çalışırız. Verdiğimiz bu karşılıklar doğaldır. Yaşamımız bunların modelleri etrafında döner.

Saf bir istek, kişiye özgü bir karakter ve pozitif duygusal banka hesabı ile empatiyle dinleme becerisini geliştirmedikçe bir başkasının içine giremez, dünyaya onun gözleriyle bakamazsınız. Bu beceri; yani, empatiyle dinleme dört gelişme evresini içerir. Bunlardan birincisi ve en az etkili olanı içeriği taklit etmektir. İkinci evre ise, içeriği başka bir şekilde ifade etmektir. Üçüncü evre sağ beyninizi devreye sokar, duyguyu yansıtırsınız. Dördüncü evreyle empatiyle dinlemeye geçilir.

Sonra Anlaşılmaya Çalışın: Olgunluğu cesaret ve saygı arasındaki denge olarak tanımlamıştık. Anlamaya çalışmak saygı, anlaşılma isteği ise cesaret ister. Kazan/Kazan , her ikisinin de yüksek dereceye ulaşmasını gerektirir. Bu nedenle, karşılıklı bağımlılık durumlarında anlaşılmak bizim için önemlidir. Fikirlerinizi açık seçik, belirgin bir biçimde ve en önemlisi karşınızdakilerin paradigmalarıyla kaygılarını derinlemesine anladığınızı göstererek sunduğunuz zaman, düşüncelerinizin inanılırlık derecesini de önemli ölçüde arttırmış olursunuz. 5. Alışkanlık, açıklamalarınızda size daha büyük bir isabet, daha büyük bir dürüstlük sağlar.

5. Alışkanlık güçlüdür, çünkü etki alanınızın tam ortasındadır. Karşılıklı bağımlı durumlarla ilgili pek çok etken ilgi alanınızın içindedir. Enerjinizi onun üstünde yoğunlaştırırsanız hem gücünüzü tüketir ve hem de pek az olumlu sonuç alırsınız. Ama her şeyden önce anlamaya çalışabilirsiniz. Bu sizin denetiminizi altında olan bir şeydir. Bunu yaparken odak noktası olarak etki alanınızı seçerken başkalarını gerçekten iyi anlarsınız.

6. Alışkanlık
SİNERJİ YARAT

Yaratıcı İşbirliği İlkeleri

Sinerji, ilke merkezli liderliğin özüdür. Bir katalizör görevi yapar birleştirir ve insanların içindeki en büyük güçleri açığa çıkarır. Sinerji en basit tanımıyla, bir bütünün parçalarının toplamından daha büyük olması demektir. Parçaların birbiriyle olan ilişkisinin, kendiliğinden ve kendi başına bütünün bir parçası olması demektir. Sinerjinin özü farklılıklara değer vermektir. Onlara saygı göstermek, güçlü yanları üzerine inşa etmek ve zayıf yanlarını telafi etmektir.

Sinerjik İletişim: Sinerjiyle iletişim kurduğunuz zaman zihninizi ve yüreğinizi yeni olanaklara ve yeni seçeneklere açmış olursunuz. Sinerjik iletişimi başlattığınız zaman bunun nasıl gelişeceğini, sonunun nasıl olacağını bilemezsiniz. Ama için için hem heyecan duyar, hem güven besler, hem de kendinizi serüvene atılıyormuş gibi hissedersiniz.Her şeye şuna inanarak başlarsınız: İki taraf da daha fazla anlayışlı olacaktır. Karşılıklı öğrenme ve sezgi bir ivme yaratacak ve bu da sizi gittikçe daha fazla anlayışa, öğrenmeye ve gelişmeye götürecektir. Sinerjik iletişim yüksek güven ve yüksek işbirliği oluşan ortamlarda meydana gelir. Bu tip iletişimde 1+1, 2 den daha fazlaya eşit olur. Sinerji için uygun ortam bunlarla beraber tabi ki , dolgun banka hesabı, Kazan/Kazan düşüncesi ve önce anlamaya çalışma unsurlarının bir araya gelmesi ile oluşur.

Güvenleri olmayan insanlar bütün gerçeklerin kendi paradigmalarına uyması gerektiğini düşünürler. Başkalarını kendilerine benzetmeye çalışırlar. Aynı olmak, bir olmak değildir. Tekdüze, tek biçim olmak, birlik olmak anlamına gelmez. Birlik olmak birbirini tamamlamak demektir.

Karşılıklı bağımlı bir durumda sinerji, gelişim ve değişime karşı çalışan negatif kuvvetlerle savaşırken özellikle güçlüdür. Sosyolog Kurt Levin bir “kuvvet alanı analizi” modeli geliştirmiştir. Buna göre mevcut bir performans vewya varoluş düzeyi, yukarıya doğru hareketi teşvik edici itici kuvvetlerle, bunu önlemeye çalışan engelleyici kuvvetlerin arasındaki bir denge durumudur. İtici kuvvetler genelde pozitif, akılcı, mantıklı, ekonomiktir. Karşısındaki engeller ise çoğu zaman negatif, duygusal, mantıksızdır. Ancak işin içine sinerjiyi katığımızda engelleyici kuvvetler geri çevrilerek itici kuvvetlere eklenir. Sonunda insanlar, bunun kendi sorunları olduğunu düşünüp genellikle çözümünün önemli bir parçası halini alırlar.

Dördüncü Bölüm
KENDİNİ YENİLEME

7. Alışkanlık
BALTAYI BİLE

Dengeli Bir Biçimde Kendini Yenileme İlkeleri

Yenilemenin Dört Boyutu: 7. Alışkanlık, kişisel ÜY’dir. Bu en değerli varlığınızı yani kendinizi korumak ve geliştirmektir. Doğanızın dört boyutunu –fiziksel,ruhsal,zihinsel,sosyal/duygusal- yenilemektir.

Fiziksel boyut: Fiziksel boyut, fiziksel bedenimizin etkili bir biçimde bakımıyla ilgilidir; dogru besin almak, yeteri kadar dinlenip gevşemek ve düzenli olarak egzersiz yapmak.İyi bir çalışma programı vücuda üç bakımdan yararlı olacaktır: dayanıklılık, esneklik, kuvvet

Ruhsal boyut: Ruhsal boyut sizin özünüz, merkeziniz, kendi değer sisteminize olan bağlılığınızdır. Bu yaşamın özel, son derece önemli bir yanıdır. Size ilham veren, yücelten, sizi tüm insanlığın kalıcı gerçeklerine bağlayan kaynaklardan yararlanır. İnsanlar bunu farklı biçimlerde yapar. Okumak, yazmak, meditasyon vs.

Zihinsel boyut: Zihinsel gelişimimizle çalışma disiplinimizin büyük bir bölümünü resmi eğitim sağlar. Bazen bu, okulun ya da sistemli çalışma programlarının sağladığı dış disiplini içerir,ama çoğu zaman buna gerek yoktur. Proaktif insanlar kendilerini eğitmek için pek çok yol bulabilirler.

Sosyal/Duygusal boyut: kişisel güvenliğimizin kaynağı içimizdeyse genel zafer alışkanlıklarını uygulayacak gücü de buluruz. İç güvenliğimizin kaynağı bizim içimizdedir, içimizden doğar. Yüreğimizle zihnimizin derinliklerindeki isabetli paradigmalar ve doğru ilkelerden, içimizle dışımızın uyum halinde olmasından çıkar.

Başkasının Senaryosunu Yazmak: Birçok kişi sosyal aynanın bir işlevidir. Senaryoları çevrelerindeki kişilerin fikirleri, algılamaları ve paradigmaları tarafından hazırlanmıştır. Başkalarının duygusal banka hesaplarına yapabileceğimiz yatırım o kadar çoktur ki. İnsanların görülmeyen potansiyellerini görebilmek için ne kadar çok bakarsak, belleğimiz yerine hayal gücümüzü de o kadar çok kullanırız. Böylece kişilere kendi senaryolarını yazmalarında yardım ederiz.

Yenilemede Denge: Yenilenmek bütün boyutlarda önemli olsa da, ancak dört boyutun hepsiyle akıllıca ve dengeli bir biçimde ilgilendiğimiz zaman çok etkili olur. Bu alanlardan birini ihmal etmek geri kalanlara da olumsuz etki yapar. İhmal edilen bir boyut negatif kuvvet alanı direnci yaratır. Bu da etkili olmaya ve gelişmeye karşı koyar.

Kaynak:
etkili insanların 7 alışkanlığı/stephen covey/varlık yayınları

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenlerini tanıyalım: Özlem Baydar

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve hazırlar. Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenlerini teker teker size tanıtacağız. 

ÖZLEM BAYDAR

İş Odaklı Kişisel Gelişim ve Başarı Eğitmeni

Danışman, Koç, Mentör, Moderatör, Konuşmacı

Hayat felsefesi: Kendini bulmak ancak kendini başkalarına hizmette kaybettiğinde mümkündür.” Gandi

1967’de Ankara’da doğdu. TED Ankara Koleji ve ODTÜ İngilizce Öğretmenliğini bitirdi.

9 yaşında basketbola başlayan Özlem, TED Ankara Koleji’nde 6 kez üst üste Türkiye Şampiyonluğu, birer kez  Dünya 2.liği yaşadı. Takım kaptanlığındaki liderliği, antrenman sevdası  ve istikrarlı başarısıyla 19 yaşında A Milli Kız Basketbol takımı aday kadrosuna seçildi.

Kurumsal İş Tecrübesi:

  • 1989-1993  SIEMENS AG – STFA – ABB  Atatürk Barajı Enerji Nakil Hatları – Proje Asistanlığı
  • 1993-1995 İktisat Bankası TAŞ Ankara Şubesi  – Menkul Kıymetler ve Yatırım Yetkilisi
  • 1995-1999 Demir Faktoring A.Ş. GM  – Kredi Pazarlama Yetkilisi
  • 1999-2002 Kredi Finans Faktoring Hizmetleri A.Ş. GM – Kredi Pazarlama ve Satış Müdürü
  • 2002-2003 ORG Tekstil – Satış ve Pazarlama Yöneticiliği
  • 2003-2004 Türkel Fuarcılık – Satış ve Pazarlama Yöneticiliği
  • 2004-2007 Tekstil ve Gıda Ticareti – Şirket ortağı
  • 2007-2012  Finans Emeklilik ve Hayat GM –  Kurumsal Satış Birim Yöneticiliği

Eğitmenlik Tecrübesi :

2010 senesinde Finans Emeklilik ve Hayat A.Ş.’de iç eğitmenlikle tanıştı. Bu sayede yaşam amacı olarak tanımladığı  “insanların gelişimine ve dönüşümüne yardım edebilmek” için ilk önemli fırsatı yakaladı.

2012’den beri yaşam boyu öğrenme ve sorumluluk değerlerini besleyen eğitmenlik mesleğini Dale Carnegie Akademi’de sürdürüyor. 2012-2017 arasında Akademinin Satış Yöneticiliğini de üstlendi. Mayıs 2017’den beri “A kategoride” sadece eğitmen, koç ve mentör şapkasıyla misyonununu yerine getirmeye devam ediyor.

2018 yılında,1.200.000 baskıyla türünde Türkiye rekoru kıran ‘Her Şey Seninle Başlar’ kitabının yazarı Mümin Sekman’dan eğitmenlik eğitimi adlı. Lisanslı bir HŞSB eğitmeni olarak, Türkiyenin metrekaresine düşen başarılı insan sayısını artırmayı amaçlıyor.

Baydar’ın misyonu; sporcu geçmişi ve 30 senelik kurumsal tecrübesiyle, bireyden organizasyona tüm toplumun başarısını desteklemek ve toplam performans artışında kaldıraç olabilmek.

En sık verdiği eğitim başlıkları : Her Şey Seninle Başlar, Satış ve Müşteri Odaklılık , Müzakere Becerileri,  İkna Teknikleri,  Etkin İletişim, İlişki Yönetimi, Sunum Teknikleri, Topluluk Önünde Etkili Konuşma , Yönetim ve Liderlik , Eğiticinin Eğitimi, VUCA Dünyasında Değişim Yönetimi ve İnovasyon vs.

Sınıf İçi Eğitim Dışında Uzmanlıkları :

  • İş odaklı Bireysel – Takım Koçu ve Mentör
  • Bayi, bölge, kickoff, lansman toplantıları – Moderatör ve Sunucu
  • Yetkinlik bazlı Lunch & Learn  – Konuşmacı
  • Özelleştirilmiş ve ihtiyaca yönelik eğitim, sunum ve araç tasarımı – Yaratıcı

Baydar tüm bu faaliyet alanlarında Türkçe ve İngilizce hizmet verebilmektedir.

Referans Kurumlar: Arçelik Şirketler Grubu, Erdemir Grubu, Türk Ekonomi Bankası, BSH, Çimsa, Avivasa, Rönesans Holding, Çolakoğlu Grubu, Cardiff Emeklilik, NN Hayat, Securitas, MARS, Tüvtürk, Merck İlaç,  Sanofi İlaç, Ericsson, Betek Boya, Franke Mutfak, Garanti Bankası, Yapı Kredi Bankası, Türk Telekom, TTI, TSKB, Arkas Grubu , GE, Dünya  Bankası, Türkiye Bankalar Birliği vs.

İletişim için:

ozlem@ozlembaydar.com

Okumaya devam et

MAKALE

Zenginler daha cimri ve az güvenilir mi?

para ve insan, para insanı değiştirir, para, Manşet

Para insanı değiştirir mi? Bu konuda bir çok araştırma yapıldı. Belkide en ilginci Monopoli oyunu ile yapılanıdır. İşte zenginlik, cimrilik ve güven üzerine yapılan araştırmalar.

Para insanı nasıl değiştiriyor?

Zenginlerin daha cimri ve az güvenilir olduğunu gösteren araştırmalar ne kadar doğru?

Mutlaka herkesin başına gelmiştir. Arkadaşlarınızla bir yere yemeğe ya da içmeye gidersiniz; sıra hesap ödemeye geldiğinde, grupta maddi durumu en iyi olan kişinin eli cüzdanına en son gitmiştir. Her zaman böyle cimri oldukları için mi zengin oldular yoksa zenginlik mi onları cimri yapıyor diye merak edersiniz.

Bu birçok bakımdan ele alınabilecek karmaşık bir sorun. 1993’te yapılan bir araştırmada, ekonomi okuyan öğrencilerin diğer bölümdekilere kıyasla yardım kuruluşlarına daha az yardım ettiği, dayanışma gerektiren oyunlarda pek dayanışmadığı görülmüştü.

Öğrenciler öğrenimlerinin başında ve sonunda değerlendirildiğinde, diğer bölümdekilerin mezuniyete doğru daha cömert oldukları, ekonomi öğrencilerinde ise eğitimin başında ne ise sonunda da aynı eli sıkı hallerini korudukları tespit edildi. Bunlar tabii ki ortalamalar; çok yardımsever ekonomi öğrencileri de var.

Gelir düzeyi yüksek olanların olağanüstü fedakâr davranışlarda bulunabileceğini gösteren araştırmalardan biri ABD’de yapılmış. Farklı eyaletlerde, tanımadıkları insanlara kendi böbreklerini bağışlayan kişilere bakılmış. Refah düzeyi yüksek bölgelerde daha fazla bağış yapıldığı görülmüş.

Hata kabul etmemek

Fakat California Üniversitesi’nde yapılan başka bir araştırmada ise “Titanik’te olsaydım kurtarma botlarına binmeyi hak eden ilk kişilerden biri ben olmalıydım” ifadesine zenginlerin daha fazla onay verdiği görüldü. Zenginlerde ayrıca hatasını kabul etmeme ve her konuda iyi olduğunu düşünme eğiliminin daha güçlü olduğu tespit edildi.

Başka bir araştırmada ise farklı gelir düzeylerinden oluşan bir gruptakilere 10 dolar verilmiş ve bunun ne kadarını yardım kuruluşlarına bağışlayacaklarına bakılmıştı. Gelir düzeyi daha düşük olanların daha fazla bağış yaptığı görüldü.

Ancak bu insanlar bu deneye katılmadan önce zengin olmuşlardı. Belki da onları böyle davranmaya iten zenginlikleri değildi de, bu davranışları sayesinde zengin olmuşlardı.

para ve insan, para insanı değiştirir, para, Manşet
“Para insanı değiştirir” konusunda en ilginç araştırma Monopoli oyunu ile yapılıyor.

Benmerkezci düşünmek

Peki gerçekte değil de Monopoli oyununda sonradan oyun gereği zengin olanların davranışı değişiyor muydu? Bu durumda çoğunun daha gürültücü olmaya, masadaki krakerden daha fazla pay almaya başladığı görüldü. Nasıl başardıkları sorulduğunda ise ne kadar çaba gösterdikleri ve akıllı karar aldıklarından söz ediyorlardı. Belki de geçici bile olsa para sahibi olmak insanı daha benmerkezci yapıyordu.

San Francisco’da yapılan başka bir deneyde ise zebra geçidinde yolcuların geçmesi için pahalı araç sahiplerinin mi yoksa yoksul araçların mı daha fazla durduğuna bakıldı. Ucuz araçların tümünün durduğu, pahalı araçların ise sadece yarısının durduğu görüldü.

Hollanda’da 9 bin kişiyle ve yılda dört kez yapılan başka bir araştırmada, sosyoekonomik statüsü yüksek olan kişilerin daha bağımsız davrandığı ve başkalarıyla daha az iletişime geçtiği tespit edildi. Mali güvene dayalı oyunlarda ise zengin oyuncuların rakiplerine ihaneti yoksullardan daha fazla değildi.

Yardım kuruluşlarına bağış

Peki yardım kuruluşlarına yapılan bağışlar konusunda durum neydi? Klasik araştırmalar, en yoksullar ile en zenginlerin orta kesimlere oranla çok daha fazla bağış yaptığını gösteriyor.

ABD’de yardım kuruluşlarına yapılan ortalama bağış oranı gelirin yüzde 2,3’ü düzeyinde seyrediyor. Geliri 300 bin doları aşkın yüzde 2’lik kesimde ise bu oran yüzde 4,4’ü buluyor.

Boston’da yapılan bu araştırma, zenginlerin ortalama insanlardan ne daha çok ne de daha az cömert ve yardımsever olduğunu gösteriyor. Sadece üst dilimdeki zenginler, muhtemelen güçleri yettiği için, daha fazla bağışta bulunabiliyor.

Kaynak: bbc türkçe

Okumaya devam et

MAKALE

Bu defa ödevler ailelere

aile ödev

Okul yaşamında genellikle çocukların en çok şikayet ettiği şeylerin başında gelir ödevler. Peki, ödevler gerçekten önemli midir ve verilmeli midir? Bu konuda çok fazla tartışma yaşanırken biz bu yazımızda farklı bir konuya değiniyoruz; ailelere verilebilecek ödevlere…

Bugüne kadar birçok öğretmen anne ve babalara şu soruyu sormuştur, “Çocuğunuzu seviyor musunuz?” Eminim hiç kimse cevabı verirken tereddüt etmiyordur. Hemen arkasından bir soru daha soralım ailelere, “Çocuklarınızın sağlıklı gelişmesi için neler yapıyorsunuz?” Bu soruya anne babaların cevapları değişse de ortak noktalarda buluşuluyor.

İşte bu yazıda anne ve babalara verebileceğimiz bazı ödevlere değineceğim.

Eğer çocuklarımızı seviyorsak ve onların iyi bir şekilde gelişmelerini istiyorsak, onlara oyun oynamaları için daha fazla zaman ve fırsat vermeliyiz. Bu nedenle önereceğim ödevler genellikle oyun odaklı olacak.

Oyuna daha fazla vakit ayırmalıyız…

Çocuğunuzla konuşmanın, oynamanın ve öğrenmenin çok etkili bir yolunu anlatacağım. Çocuğunuz ile birlikteyken kaliteli zaman geçirmenin ilişkinize nasıl yansıdığını da göreceksiniz. Sadece lise düzeyinde değil artık ilkokul düzeyinde bile çocukların test çözmeleri ve akademik olarak yüksek notlar almaları aileler için önemli hale gelmiş durumda. Anaokulunda bile teneffüsler kısıtlanıyor, çocuklar kendi başlarına oyun oynayamıyor. Bu çağda özellikle çocukların yüksek akademik başarısı için çabalamanın mantıklı olduğunu düşünüp, çocukların oyun oynamadan da başarılı olabileceklerini düşünüyorsak yanılıyoruz çünkü hangi çağda olursak olalım, insanların yapabildiği ancak makinelerin veya robotların yapamayacağı bir şey var “ yaratıcılık ve takım çalışması”. Bu beceriler ise oyun aracılığı ile gelişiyor.

Çocuklar İle Kaliteli Zaman Geçirmek İçin Ailelere 10 Öneri

1. Çocuklar Kitap Okumuyor, Ebeveynler Okuyor mu?

Kitap Okumayı Teşvik Etmek

Evde kitap okumayı destekleyin ve bunu bir aile alışkanlığına dönüştürün. Çocuklar kitap okumayı bir görev olarak algılamamalıdır, kitap okumak için istekli olmak çok önemlidir. Kitap okumak sadece çocukların yapması gereken bir durum olarak görülmemeli, hangi yaştan olursa olsun herkesin okuyor olması çocukların bu konuda istekli olmalarını sağlayacaktır.  Çocuklarımıza kitap okumayı sevdirmemiz, iyi kitapları onların hayatlarının bir parçası haline getirmelerini sağlamamız onlara bırakacağımız en büyük miraslardan olmalı. Özellikle çocukların yaş ve gelişim düzeylerine göre kitap okumayı eğlenceli hale getirmek gerekir. Yaratıcı okuma etkinlikleri ile kitaplar sadece okunup bırakılmayacak, okuyucu için bir yaşam alanına dönüşüp; canlandırmalar, materyal, aksesuar, nesne veya kuklalar ile kitaptaki olay ve kişiler yeniden ele alınıp, bir bölümünü resimlemek, kahramanı çizmek, bir olayı resmetmek, kitaba kapak çizmek, kitap ile ilgili kolaj çalışması yapmak gibi sanat faaliyetleri sayesinde kitap farklı bir göz ile elden geçirilmiş olacaktır.

2. Sanal İlişkilerimiz Gerçeğin Yerini Alamaz!

Yüz yüze iletişim kurmak yerine akıllı telefonlar ve sosyal medya ile yetişen bu nesil ile ilgili birçok araştırma yapılıyor ve en özet şekli ile söyleyecek olursak bu sanal ortamdaki kalabalık arkadaş listesi sizi ve çocuğunuzu yalnızlıktan kurtarmıyor, bir diğer nokta da bu durum insanları sanıldığı gibi mutlu etmiyor. Telefonu elinizden bırakıp, bilgisayarı kapatarak başlayabilirsiniz. İçinde ekran olmayan herhangi bir şey yapmak, birlikte bir arada bulunmak aslında ne kadar keyifli bunu yeniden hatırlamak gerekiyor. Ne yaparsanız yapın inanın daha sağlıklı vakit geçirmiş olacaksınız, bunun yanında sevdiğiniz insanlar ile birlikte bir şeyler yapmak da sizi mutlu edecektir. Birkaç önerim olacak; ailece sohbet edebilirsiniz, tabu, monopoly, cranium, jenga, koridor, mangala, satranç gibi oyunları oynayabilirsiniz.

3. Hareket Etmek İçin Doğayla Buluşun

Seksenli yıllarda sokaklarımızda olan serbest oyunun şimdilerde nesli tükenmekte, son yıllarda yapılan araştırmalar çocukların serbest ve yapılandırılmamış oyun zamanlarının istikrarlı bir şekilde azaldığını söylüyor. Evde yeteri kadar hareket edemeyen çocukların fiziksel gelişimleri ve hareket etme istekleri onları hiperaktif olarak ele almamıza yol açabiliyor. Hareket etmek giderek artan çocuk obezitesine, hiperaktivite gibi birçok soruna karşı mücadelede önemli yer tutmaktadır. DEHB (Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu) olan çocuklar açık hava aktivitelerinden sonra dikkatlerini daha iyi odaklayabilmektedirler. Bu nedenle çocukların özellikle doğada bulunmaları, açık alanda serbest oyun oynamaları önemlidir. Açık havada vakit geçiren çocuklar; hayal güçlerini, yaratıcılık ve keşfetme becerilerini daha fazla kullanıyorlar. Birçok araştırma gösteriyor ki ister bahçede çalışmak ister çukur kazmak ya da çamurla oynamak gibi toprakla temasta bulunmak olsun bu vb. faaliyetler çocuğun duygu durumunu olumlu etkilemekte, stres ve kaygılarını azaltmaktadır. Açık hava aktiviteleri iç mekan aktivitelerine kıyasla çocuk gelişiminin her alanını daha olumlu etkilemektedir. Samsun açık alan anlamında çok zengin bir coğrafyada yer alıyor. Bu fırsatı değerlendirmek gerekir. Ailece doğada vakit geçirmek çocuklarınız için yapacağınız en eğlenceli faaliyetlerden olacaktır. Doğa sadece çocuklarınız için değil sizin için de rahatlatıcı bir etkiye sahip olacaktır.

4. Yazıyor Yazıyor!

Bu şekilde birinin bağırdığını artık duymuyoruz, belki hatırlayanımız da azdır. Eski bir filmde bu sahneyi bulmak kolay. Eskiden gazete en önemli haber alma aracıydı. Halen önemini korusa da dijital gazetelere dönüşüyor. Çocukların okuma alışkanlığını geliştirmek için gazete okunması önemli bir araç olabilir.

Sizlere önereceğim bu aktivite evde kendi gazetemizi hazırlamamız olacak. Bunu yaparken eski gazete ve dergileri kullanabiliriz. Konu olarak çocuğunuzun veya sizin merak ettiğiniz durumları, okulda işlenen bir konuyu veya belirli günlerden birini belirleyebilirsiniz. Örneğin; çocuk hakları, hayvan sevgisi, engelliler, doğa, deprem, uzay, sanat, meslekler ile ilgili olabilir.  Belirlediğiniz konu ile ilgili resimler ve yazılar bularak kendi gazetenizi yapabilirsiniz, ekleme yapmak isterseniz kendi yazınızı da yazabilir veya resminizi de çizebilirsiniz. Ne de olsa editörü sizsiniz. Hazırladığınız gazeteyi ailece okuyarak sohbet edebilirsiniz, çocuğunuzun hazırladığı gazeteyi sınıfında sunmasını teşvik edebilirsiniz.

5. Şifre Çözücü

Bilimin ve iletişimin en temel iki öğesi matematik ve dil. İkisi arasında bir benzerlik var. İkisi de şifreli bir dil, harfler ve rakamlar, belli bir kural ile bir araya gelerek anlamlı bir bütün oluşturuyorlar. Aslında hepsi örüntüsel ve ilişkisel bir bağ kuruyor ve bu bağın anlamını çözmek de bilimin en temel uğraşılarından oluyor. Gelin hep birlikte çocuklarımız ile bu kadar temel bir beceriyi destekleyecek oyunlar oynayalım. Harfler ile ilgili olarak kendi aranızda belirleyeceğiniz kurallar ile birbirinize notlar yazabilirsiniz. Şifre oluştururken önce kolay şifreler belirleyebilirsiniz, ilerledikçe daha zor şifreler oluşturabilirsiniz. Örneğin; sesli harfleri şu şekilde yer değiştirerek kullanarak başlayabilirsiniz, A = E, I = İ, O = Ö, U = Ü yerine kullanılarak kelime ve cümle kurulacak, “Sanı Savıyörüm”,“San Düyerli Bır Çöcüksün”, gibi olabilir. Biraz daha zorlaştıralım. Şimdi şifremiz de sessiz harfleri de kullanalım, B = D, C = Ç,  F = H, G = Ğ, K = L, M = N, P = R, S = Ş, T = V, Y = Z ve son kalan harfimiz J’yi de olduğu gibi kullanacağız, “Şamı Şazızöpün” , “Şam Büzepki Dıp Cöçülşüm” bu iki cümle de aynı aslında şifreyi çözmüşsünüzdür. Çocuğunuz ile bu oyunu oynarken kripto denilen gizli iletişimin veya ülkelerin istihbarat birimlerinin buna benzer bir uygulama ile iletişim kurduklarını söyleyerek onların merakını uyandırabilirsiniz. İlk çağlardan beri insanlar bu yöntemi birçok alanda kullanmaktadır, günümüzde de oyun dili ya da programlama dili denilen kodlama çalışmalarında da benzer bir algoritmik dizilim söz konusu. Bu oyunu rakamlar ve sayılar ile de yapabilirsiniz.

6. Birkaç Deney Yapalım!

Çocukların deney yapmaları, fiziksel olayların nasıl olduğunu anlamaları için somut ve açıklayıcı oluyor. Deney yapmak çocukların merak duygusunu perçinlerken, yeni sorular sormasını da sağlayacaktır. Öğrenmenin temelinde yer alan merak ve soru sorma becerisi gelişen çocukların akademik olarak da gelişmeleri desteklenmiş olacaktır. Şimdi evde yapabileceğiniz iki basit deneyi anlatalım, daha fazlası için araştırma yapmak da sizin ödeviniz olsun.

Yanmaz Balon

Malzemeler: 2 balon, bir mum, kibrit, su.

Deney: İlk balonu havayla doldurun ve yanan bir mumun üzerinde tutun. Burada amaç, alevin balonu patlatacağını çocuklara göstermek. Sonra ikinci balonu suyla doldurun, mumu yakın ve bir kez daha balonu üzerinde tutun. Bu kez balonun alevin sıcaklığına dayanabileceğini göreceksiniz.

Açıklaması: Balonun içindeki su, mum tarafından dışarı verilen sıcaklığı emer. Böylece balonun kendi malzemesi yanmaz ve sonra da patlamaz.

      Yüzen Yumurta

Malzemeler: 2 yumurta, 2 bardak su, biraz tuz.

Deney: Bir bardak saf suyun içine bir adet yumurtayı dikkatle yerleştirin. Eğer yumurta bozuk değilse, bardağın dibine düşmesi gerekiyor. Ardından ikinci bardağın içine biraz sıcak su doldurun ve içinde 4-5 yemek kaşığı tuz eritin. Eğer su soğuyana kadar beklerseniz deney daha iyi olacaktır. Şimdi ikinci yumurtayı bardağın içine bırakın. Yumurta, suyun dibine düşmek yerine suyun yüzeyinde yüzecektir.

Açıklama: Buradaki anahtar, hem suyu hem de yumurtayı oluşturan moleküllerin yoğunluğudur. Bir yumurtanın ortalama yoğunluğu, saf sudan çok daha fazladır. Bu yüzden aşağı doğru çekilir. Tuzlu suyun yoğunluğu ise yumurtanınkinden daha yüksektir ve bu yüzden ikinci yumurta dibe düşemez.

7. Nefes Almak Yaşamaktır!

Özellikle 7 ile 10 yaş arasındaki çocuklarımız için nefes alma egzersizleri çok önemli, akciğer ve diyaframlarının gelişmesi için üfleme ve pipet ile bir şey çekmek çok yararlı. Bunu oyunlaştırarak yapmak hem çocuklarımız için geliştirici olacaktır, hem de bizim için eğlenceli bir aktivite olacaktır. Birkaç oyun önerim olacak, sizler buna benzer oyunları artırabilir farklı oyunlar üretebilirsiniz.

5×5 lik kağıt parçalarını pipetlerle bir masadan bir masaya çekerek taşıyın,

Bir karton parçasına ip ile yollar çizerek o yoldan bir pinpon topunu üfleyerek ilerletin,

Balon ile plastik bardak taşıyın,

Kağıt havlu rulolarının üstüne pinpon topu konularak belli bir mesafeden üfleyerek düşürmeye çalışın.

Masanın üstüne plastik veya kağıt bardakları ters bir şekilde bırakarak pipetler ile üfleyerek masanın diğer ucuna götürmeye çalışın.

8. Müzikli Balonlar

İstediğiniz kadar balon ve asetat kalemi ile oynayabileceğiniz bir oyun. İstediğiniz kadar balonu şişirin. Balon şişirme konusunda çocuğunuzdan da yardım alabilirsiniz. Balonların üzerine konuşmak istediğiniz konuya uygun kelimeler yazabilirsiniz. Benim vereceğim örnek değerler üzerine olacak. Balonların üzerine sorumluluk, saygı, sevgi, adil olmak, hoşgörü, yardımlaşma, paylaşma, dürüstlük gibi değerler yazabilirsiniz. Hareketli bir müzik de kullanabilirsiniz. Müzik başladığında tüm balonları havaya atıp yere düşmemesini sağlayacaksınız, müzik durduğunda herkes bir balonu alarak üstünde yazan değeri okuyup, onunla ilgili bir cümle kuracak, ya da bir durum anlatacak. Bunu birkaç değer üzerine konuşana kadar devam ettirebilirsiniz. Bu oyunu Matematik, Türkçe veya İngilizce dersleri için de kullanılabilirsiniz.

9. Tangram

Tangram, 7 geometrik parçayı kullanarak çeşitli şekiller yapmaya dayalı bir oyundur. Tangram, bütün aile bireylerinin birlikte oynayabileceği eğlenceli bir oyundur. Bu oyun, için el becerileri gerekmez. Sadece sabır, zaman ve her şeyden önemlisi hayal gücü yeterlidir.

Tangramı oluşturan yedi parça ile insan ve hayvan figürleri, geometrik şekiller yapabilirsiniz. Tangramın en önemli kuralı, yedi parçanın her figürde kullanılması ve parçaların üst üste gelmemesidir.

10. Q – bitz Oynayalım

Altı yüzeyinde farklı şekiller olan küplerin bir araya getirilerek, istenen şekillerin oluşturulmaya çalışıldığı eğlenceli bir oyundur. Q-bitz akıl yürütme becerilerini destekleyen, farklı düşünme becerilerini geliştiren bir oyun olarak zeka oyunları arasında sayılır. Hem çocuğunuzun oynayabileceği hem de ailece oynayabileceğiniz bu eğlenceli oyunla kaliteli vakit geçireceğinizi düşünüyorum.

Yazar: Gazi Aydeniz

Okumaya devam et
Advertisement

TREND