Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

En iyi kaşmiri bulup beş kıtaya uzandı

Ayşen Zamanpur, Türkiye’nin yetiştirdiği en önemli girişimcilerden.

Doktor bir ailenin kızı olan Zamanpur, Boğaziçi Üniversitesi’ni bitirdikten sonra, Şişe Cam’da başladığı ardından Benetton’un bayiliğini alarak devam ettirdiği iş hayatında çok farklı bir noktaya ulaştı.

Küçüklüğünün tutkusu olan kaşmirin peşine düşen Zamanpur, sadece Çin’in İç Moğolistan bölgesindeki bir cins keçiden elde edilen kaşmiri bulabilmek için aylarca o bölgelerde dolaştı, kimsenin gitmediği yerlere gitti, bitmek bilmeyen tren yolculukları yaptı. Ve sonunda buldu. Gidip bir kaşmir fabrikasına ortak olarak Silk&Cashmere markasını yarattı. Şimdi gelinen noktada 35 mağaza ve 65 korner ile dünyada en yaygın satış ağına sahip ve beş kıtaya yayılmış yüzde 100 Türk sermayeli bir ipek ve kaşmir markası var.

Girişimcilik öyküsü 12 yüksek lisans tezine ve 8 kitaba konu olan Zamanpur ile markanın çıkışını, geldiği noktayı ve bundan sonraki hedeflerini konuştuk.

– Kaşmir işine girmek nereden aklınıza geldi?

Benim kaşmire karşı genç kızlığımdan gelen, köşede duran ve adı konmamış bir sevgim vardı. Kaşmir ürününün hammadesini, dokusunu, dokunmasını çok severim. Aslında öyle çok kaşmir giyen bir aileden de gelmiyorum ama annemin vardı bir tane ve hep sevmiştim. Sonuçta bir süre profesyonel olarak çalıştıktan sonra kaşmirin peşinde kendi işimi yapmaya karar verdim.

– Daha önce ne yapıyordunuz?

İş hayatına Şişe Cam’da planlama bölümünde başladım. 5.5 yıl boyunca gayet keyifli bir şekilde çok severek çalıştım. Ama bir süre sonra belirli bir döngüye giriyor herşey. Çevre etüdü, stratejik plan bütçe toplantıları, yatırım toplantıları, fizibilite toplantıları sonra yine çevre etüdü, bütçe toplantıları… Şirkette o ana kadar başarılıydım ama daha sonra çok başarısız olacağımı hissettim. Çünkü benim bünyem bu döngüye gelmiyor, dayanamıyorum. Ben eve bile girerken yolu değiştiririm, canım sıkılır aynı şeyleri yapmaktan.

– Kendi işinizi mi yapmaya karar verdiniz?

Evet ama bizim arkamızda kurumsal bir yapı yok, banka yok, havalı bir soyadı yok… Bir mağaza açabilme gücümüz vardı. O dönemde İstanbul’da Galleria Alışveriş Merkezi yeni açılıyordu ve ben de alışveriş merkezi konseptine çok inanıyordum. Benetton’un bayiliğini alarak orada ilk mağazayı açtık. İşler o kadar iyi gitti ki bir ara dünyada en çok satış yapan ikinci Benetton mağazası olduk. Onun gücüyle de 6 yıl içinde çeşitli yerlerde toplam 7 Benetton mağazası açtım.

– Madem işler çok iyi, orayı neden bıraktınız?

Orada da tıkandım bir süre sonra. Rutine bindi artık. Bir başkasının yarattığı şeyi sat sat nereye kadar? Ben tamamen kendim yapabileceğim bir iş peşindeydim.

-Sonra kaşmirin peşinden mi gittiniz?

Evet aynen öyle oldu.Kaşmir sadece Çin’in İç Moğolistan bölgesinde tek bir cins keçiden çıkan bir yün. 1992 yılında onu bulabilmek için Çin’e gittim. Ama o zamanki Çin şimdiki gibi değildi. İngilizce bilen filan da yok. 18 saat süren tren yolculukları yapıp aylarca en iyi kaşmiri aradık. 3 kişilik ekibimizle ağıllara girdik, keçilere baktık, araştırdık, uğraştık ve bulduk…

– Alıp getirdiniz mi?

Kaşmiri Çin’den çıkartamazsınız. Ürünleri bile göstermiyorlar, fabrikaya da sokmuyorlar, fotoğraf da çektirmiyorlar. Öyle ’parasını vereyim alayım’ diye bir durum yok. Normalde sen siparişi veriyorsun, onlar sana gönderiyor. Ama o da istediğin model olmuyor, bin tane yaptırman gerekiyor, istediğin kadar sipariş veremiyorsun, bir sürü zorluk…

– Ne yaptınız?

Çin’in o dönem dışarı açılma konjonktürünü çok iyi kullandık. Buradaki tüm Benetton’ları devrettik, üzerine biraz da para ekleyerek büyük bir kaşmir fabrikasına ortak olduk. Ama 7 sene önce ortaklıktan ayrıldık çünkü artık Çin’de istediğiniz ürünleri istediğiniz şekilde yaptırabiliyorsunuz.

– Bu kaşmir dünyada başka hiçbir yerde üretilmiyor mu?

Hayır üretilemiyor. İç Moğolistan bozkırlarındaki Capra Hircus cinsi keçilerin boynundan, karnından ve sırtından yılın üç ayı çıkan ikinci bir tüy tabakası bu. Bu keçileri İngiltere’de İskoçya’da yetiştirmeyi denediler ama aynı kaşmir kalitesini yakalayamadılar. Sonuçta sadece o eko-sisteme ait bir ürün. Dolayısıyla en iyi kaşmir için gidip hammaddeyi oradan alıp yine orada ürüne çevirmeniz gerekiyor. Başka yerde de üretemezsiniz.

– Alımı nasıl yapıyorsunuz?

Bizim hammade alıcılarımız var. Bunlar senenin belirli bölümünde gidip alım yaparlar. Bu kısım çok önemlidir. Çünkü biz modadan ziyade yumuşaklık ve doku satıyoruz, o hissi satıyoruz. Doku çok önemli. Kaliteyi düşürdüğünüz anda hemen hissedilir ve Avrupalı sizi bırakır. Bizim alıcılarımız da ağıllara gidiyor, özel çiftliklere giriyor, keçileri seçiyor ve hammaddesini ayırtıyor. Ayırtılan keçiler ’o senenin hasadında Silk&Cashmere üretiminde kullanılacaktır’ diye damgalanıyor ve zamanı geldiğinde de üretime giriyor.

– Peki siz neden başka bir kaşmir üreticisinin bayisi olmak yerine illa ki kendiniz üretim yapmak istediniz?

Çünkü kendi markamı yaratmak istedim. Bir de Benetton beni çok motive etti. O da bir aile hikayesidir, hatta bizimkinden daha mütevazi bir aile hikayesidir. Öyle imparatorluktan filan gelmemiştir. Bakın ben zaten üniversitelerde de hep bunu anlatıyorum, koyduğun hedef senin gibi olunca ona daha fazla yaklaşıyorsun, kendini yakın hissediyorsun. Bu anlamda Benetton’un büyüme hikayesi de beni çok etkilemiştir.

– İnsanlar kaşmirin ne olduğunu biliyor mu?

Biz bunu biraz öğrettik gibi. İlk seneler çok uğraştık ve tanıtma işinin misyonunu üstlendik.

– En önemli özelliği nedir?

Kaşmirin önemli özelliği, tenine giysen bile acıtmayan, batmayan, yakmayan, alerji yapmayan ve hiç dokunmayan bir ürün olması. Helezonik yapısı da vücut ısısını regüle ediyor ve ideal bir sıcaklıkta kalmasını sağlıyor. Zaten sağlıklı olması da oradan geliyor, yoksa sadece yumuşak diye yıllarca gündemde kalmazdı.

-Türkiye’de sizin yaptığınıza benzer bir iş yapan var mı?

Değil Türkiye’de buradan Viyana’ya kadar yok. Zaten dünyada da çok yok. Biz 40 kişiyiz, kırkımız da birbirimizi biliriz. Bir de şöyle birşey var, o kaşmirciler en az 50-60 yıllık. Biz arada çıkan yenilerden tekiz.Bu üretimi de tüketimi de az bir ürün. Toplam kaşmir üretim şu anda 16 bin ton civarında. Bizim kullandıgımız kalitede ise dünyada 12-13 bin ton üretiliyor.

– Nereden çıktı bu Türkler filan diyorlar mı ?

Evet diyorlar, üstelik taklit de ediliyoruz. Ama bu taklitlerden çok tazminat alıyoruz artık.

– İlk mağazayı nerede açtınız?

İlk mağazayı İsviçre’de açtık, yakında 100’üncüsünü de orada açacağız.

– Neden yurtdışı?

Çünkü öyle düşündük, biz Türkiye’yi dünyanın bir parçası olarak görelim dedik ve ilk denemeyi Zürih’te yaptık. Zengin yer, hassas yer, hoş bir alışveriş caddesi… Eğer orada tutarsa her yerde tutar dedik ve risk aldık.

– İşler nasıl gitti?

Çok güzel gitti ve biz ondan sonra hızla büyümeye başladık. Önce kendimiz açarken sonra franchise vermeye başladık. Türkiye, Almanya, ABD derken şu anda 5 kıtada 35’i mağaza olmak üzere 100 satış noktasına ulaşıyoruz. Hatta şöyle de söyleyebilirim, dünyada kaşmir işi yapan aşağı yukarı 40 firma vardır ve en yaygın satış ağına biz sahibiz.

-Hangi ülkede daha çok mağazanız var?

En çok satış noktamız Orta Avrupa’da. İsviçre, Avusturya ve Belçika’da çok korner var. Ama en çok ciroyu yaptığımız ülke İsviçre.

-Toplam cironuz nedir?

50 milyon dolara ulaşmak üzereyiz.

-Kriz etkiliyor mu sizi?

Etkilemez mi, etkiliyor elbette. Büyümemiz küçüldü bizim. Normalde çok daha hızlı büyüyorduk. Sonuçta hepimiz aynı gemideyiz, bütün perakendeciler. Ben biraz geç etkileniyorum, etkisi çabuk geçiyor ama bu krizin etkilemediği tek bir canlı yok bence.

– İstanbul dışında da yerleriniz var mı?

Ankara, İzmir, Adana, Antalya, Gaziantep…
Her ülkede veya her yerleşim yerinde muhakk

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Kişiliğin Değişmesinde Yaşlılık Nasıl Rol Oynuyor?

“Yaşlandıkça çok değiştin.” cümlesini duymayan yoktur. Peki bunun gerçeklik payı var mı? İnsanin kişiliği yaşlandıkça neden değişir?

Yaşlandıkça insanların karakterleri nasıl değişiyor?

Gazeteci Henry Trewhitt, gözlerini Başkan Ronald Reagan’a kararlıkla dikti ve “Sayın Başkan, birkaç haftadır düşündüğüm bir konuyu gündeme getirmek ve bunu da özellikle ulusal güvenlik açısından yapmak istiyorum” dedi.

Takvimler, 1984 yılının Ekim ayını gösteriyordu. Bir dört yıl daha başkanlık görevini sürdürmek için kampanyasına devam eden Reagan, rakibiyle canlı tartışma programında karşı karşıya gelmişti.

Birkaç hafta önce yapılan bir önceki canlı tartışmada kötü bir performans sergilemişti.

73 yaşında başkanlık için çok yaşlı olduğu kulaktan kulağa fısıldanıyordu.

Reagan, o dönem başkanlık koltuğunda oturan en yalı siyasetçiydi. Bu rekor, önce 74 yaşındaki Donald Trump tarafından, onun rekoru da 77 yaşındaki Joe Biden tarafından kırıldı.

Zor soruya zeki yanıt

Trewhitt, aslında Regan’ın stres altında çalışmaya devam edip edemeyeceğini anlamak istiyordu.

“Hiç de değil, Bay Trehwitt” diye cevapladı, Reagan gülümsemesini geri tutarak:

“Ve yaş meselesini bu kampanyanın gündemine getirmeyeceğimi ve siyasi kazanım adına rakibimin gençliğini ve deneyimsizliğini kullanmayacağımı bilmenizi isterim.”

Verdiği bu yanıt, seyircilerden kahkaha ve alkış aldı. Birkaç hafta sonra yapılan seçimlerden de ezici bir galibiyetle çıktı.

Oysa Reagan’ın yaptığı espride sandığından daha çok gerçeklik payı vardı.

Sadece deneyim değil, aynı zamanda “olgun kişilik” faktörü de Başkan’ın yanındaydı.

Gizemli bir değişim

Yaşlanmanın getirdiği fiziksel dönüşümlere hepimiz aşinayız: Cilt esnekliğini kaybeder, diş etleri çekilir, burun uzar, saçlar tuhaf yerlerde çıkmaya, başka yerlerden ise dökülmeye başlar ve hatta boy da kısalır.

Bilim insanları, yaşlanmanın etkileri üzerine onlarca yıl süren araştırmaların ardından artık daha gizemli başka bir değişikliği daha ortaya çıkardı.

Edinburgh Üniversitesi’nden psikolog René Mõttus, “Bu araştırmadan elde ettiğimiz net sonuçlara göre, hayatımız boyunca aynı insan olmayız” diyor.

Çoğumuz kişiliğimizin hayatımız boyunca nispeten aynı olduğunu düşünmek isteriz. Ancak araştırmalar durumun pek de böyle olmadığını gösteriyor.

Karakter özelliklerimiz sürekli değişiyor ve 70 ile 80’li yaşlara gelindiğinde ise insanlar önemli bir dönüşüm geçirmiş oluyor..

Kişiliklerimizin kademeli olarak değişmesinin bazı olumlu yanları da var.

Daha vicdanlı, daha hoş ve daha az nevrotik olabiliyoruz.

Makyavelist yaklaşımlar, narsisizm ve psikopatiyi içeren ve “Karanlık Üçlü” olarak tanımlanan kişilik özellikleri, azalma eğilime girer ve böylece suç işleme ya da madde bağımlılığı gibi zararlı davranışlara bulaşma riski de azalır.

Araştırmalar, daha fedakar ve güven duygusu yüksek bireylere dönüştüğümüzü ortaya koyuyor. Yaşla birlikte irade gücünün arttığı ve mizah anlayışının da geliştiği görülüyor.

Ayrıca, ilerleyen yaşlarda insanlar duyguları üzerinde daha fazla kontrol sahibi olmaya başlıyor.

Bu araştırmanın sonuçları aslında yaşlıların daha huysuz ve geçimsiz olduğu klişesinin de değişmesi gerektiğine işaret ediyor.

Daha değişken ve uysal kişilikler

Uzmanların yıllardır düşündüğünün aksine, insanların kişilik özelliklerinin çocuklukta ya da 30’lu yaşlarda sabitlenmek yerine, daha akıcı ve şekillenebilir olduğu anlaşılıyor.

Mõttus, “İnsanlar daha iyi ve sosyal olarak daha uyumlu hale geliyor. Yaşamla ilgili beklentileri ile toplumun talepleri arasında giderek daha iyi bir denge kurmaya başlıyor” diyor.

Psikologlar, yaşlandıkça meydana gelen değişim sürecini “kişilik olgunlaşması” olarak adlandırıyor.

Bu, gençlik dönemlerinde başlayan ve en azından 80’li yaşlara devam eden kademeli ve fark edilmesi güç bir değişim.

İlginç bir şekilde bu evrensel bir süre. Bu eğilim, Guatemala’dan Hindistan’a kadar tüm kültürlerde görülüyor.

Houston Üniversitesi’nde sosyal psikolog Rodica Damian, “Bu kişilik değişikliklerine değer yargıları koymak genellikle tartışmalı bir durum. Ancak bunun faydalı olduklarına dair bulgular mevcut” diyor.

Örneğin duygusal istikrarın düşük olması akıl sağlığı sorunları, yüksek ölüm oranları ve boşanma gibi olaylarla ilişkilendiriliyor.

Diğer yandan Damian, vicdanlı birinin bulaşıkları yıkamak gibi işlere yardımcı olma ya da aldatma eğiliminin düşük olmasından dolayı hayat arkadaşının daha mutlu olasılığının yüksek olduğunu belirtiyor.

Kişiliklerimizin daha istikrarlı yanı

Yaşlandıkça kişiliklerimiz belirli bir yöne doğru evrilirken, aynı yaş grubundaki insanlarla kıyaslandığında belli bir istikrar olduğu da gözlemleniyor.

Örneğin, yaşlandıkça bir kişinin nevrotiklik düzeyinin azalması beklenir. Bununla birlikte 11 yaşındayken yaşıtlarına göre daha nevrotik olan bir kişi, 80 yaşına geldiğinde de yine kendi yaş grubundaki en nevrotiklerden biri olabilir.

Damian, “Özümüz belli düzeyde aynı kaldığı için yaşıtlarımızla kıyaslandığında sıralamamızda fazla bir değişim olmaması normal. Ancak kendimize göre, kişiliklerimiz kesin değil, değiştirilebilir şeyler” diyor.

Kişilik değişiklikleri nasıl gelişir?

Kişilik olgunlaşması evrensel bir olgu olduğundan bazı bilim insanları kişilik değişiminin genetik etkenlerden ya da evrimsel güçlerden kaynaklanıyor olabileceğini düşünüyor.

Diğer yandan başka uzmanlar ise kişiliklerimizin kısmen genetik unsurlar tarafından şekillendirildiğine ancak yaşamımız boyunca sosyal baskılarla dönüştürüldüğüne inanıyor.

Örneğin, California Üniversitesi’nden psikolog Wiebke Bleidorn’un araştırması, insanların evlenmek, çalışma hayatına atılmak ve yetişkin sorumluluklarına üstlenmek gibi daha hızlı büyümelerinin beklendiği toplumlarda kişiliklerinin de daha genç yaşta olgunlaşma eğiliminde olduğunu ortaya koydu.

Damian, “İnsanlar davranışlarını değiştirmeye ve zamanla daha sorumlu olmaya zorlanıyorlar. Kişiliklerimiz hayatın zorluklarıyla başa çıkmamıza yardımcı olmak için değişiyor” diyor.

Peki ama çok yaşlandığımızda neler olur?

Yaşam süremiz boyunca nasıl değiştiğimizi incelemenin iki olası yolu var.

Birincisi, farklı yaş gruplarına mensup çok sayıda insanı ele almak ve kişilikleri arasındaki farkları incelemek.

Bu yöntemin sorunlarından birisi, belirli bir dönemin kültürü tarafından şekillendirilmiş kuşak özelliklerinin yanlışlıkla yaşlandıkça meydana gelen değişimlerle karıştırmanın kolay olması.

Uzun süreli bir çalışma

Bunun ikinci yolu ise bir grup insanının hayatları boyunca büyümelerini takip etmek.

İskoçya’da böyle bir çalışma yapıldı. Mõttus, Edinburgh Üniversitesi’ndeki meslektaşları ile birlikte yıllar boyunca yüzlerce kişinin kişilik dönüşümlerini izledi.

Mõttus, “İki farklı insan grubumuz olduğu ve her ikisi de aynı ölçümlere tabi tutulduğu için, her iki stratejiyi de aynı anda kullanabildik” diyor.

Bu araştırmada iki nesil arasında ciddi farklar olduğu anlaşıldı.

Genç gruptakilerin kişilikleri genel olarak aşağı yukarı aynı kalırken, yaşlılarda ise kişilik özelliklerinin değişmeye başladığı, daha az dışa dönük oldukları ve daha huysuzlaştıkları görüldü.

Mõttus, “Bence bu mantıklı, çünkü yaşlılıkta insanların başına gelenler de hızlanmaya başlıyor” diyor ve yaş ilerledikçe sağlığın bozulduğunu, hayatlarında önemli insanları kaybetmeye başladıklarına dikkat çekiyor.

Kişiliklerimizin hayatımız boyunca değiştiğini bilmek bunları takip edebilmek için de önem taşıyor.

Damian, “İnsanlar uzun süre böyle olmadığını düşündü. Artık kişiliklerimizin uyum sağlayabildiğini görüyoruz ve bu, hayatın bize getirdiği zorluklarla başa çıkmamıza yardımcı oluyor” diyor.

Yazar: Zaria Gorvett
Kaynak: BBC Future

Okumaya devam et

MAKALE

Yeni yıl, yeni sözler ve onları gerçekleştirmenin yolları

Yeni yıl yeni sözleri, yeni hedefleri beraberinde getirir. Yılın son günü kendimize hayatımızla ilgili sözler veririz. Ama genellikle bu sözleri yerine getiremeyiz. Yeni yılın yeni sözleri nasıl gerçekleştirilir?

Yeni yıl sözlerinizi tutmanın beş yolu

Yeni yılda pek çok kişi hayatlarını değiştirecek sözler veriyor.

Daha sağlıklı yaşamak veya para biriktirmek, bir şeyi bırakmak veya yeni bir hobiye başlamak bunlardan en sık görülenleri.

Dünya hâlâ kornavirüs pandemisiyle başetmeye çalışırken yeni yıl için kendinize verdiğiniz söz ne olursa olsun, bunu gerçekleştirmek için bir şeye ihtiyacınız var: Motivasyon.

Motivasyonun da kolay gelmediğini hepimiz biliyoruz.

Scranton Üniversitesi’nin bir çalışmasına göre insanların yalnızca yüzde 8’i kendilerine verdikleri yeni yıl sözlerini tutabiliyor.

Siz de bu şanslı azınlık içinde yer almak istiyorsanız, sözünüzü yıl boyu tutmanıza yardımcı olabilecek bu beş yolu dikkate alın.

1. Küçük adımlar atın

Kendinize gerçekçi hedefler koyun ve bunları adım adım yükseltin

Kendinize gerçekçi hedefler koymak başarı şansınızı artırır.

Psikoterapist Rachen Weinstein’a göre problemin bir kısmı, “Yeni yılda bambaşka bir insan olabileceğimiz” yanılgısıyla çok büyük hedefler koymaktan kaynaklanıyor.

Kendinize küçük hedefler koyarsanız, bu hedefe ulaştıktan sonra hedefi yukarı çekme imkanınız da olur.

Örneğin maraton koşma sözü vermektense, koşu ayakkabıları alıp kısa mesafelerde koşulara başlama sözü vermek başarı şansınızı artırır.

İşin sırrı büyük değişimlerden kaçınmak değil, uzun vadede hedefe ulaşabilmek için gerçekçi bir şekilde ilerlemek.

Weinstein “Gerçek hayatta değişimler küçük adımlarla ilerler” diyor.

2. Net olun

Yapacağınız şeyi etraflıca düşünün: Hedefinize ulaşmak için ne zaman hangi adımı atmanız gerekecek?

Kendimize bir hedef koyarken o hedefe nasıl ulaşacağımızı düşünmemek sıklıkla yapılan bir hata.

Adımları net bir şekilde planlamak önemlidir.

Oxford Üniversitesi’nden Prof. Neil Levy “Salı öğleden sonra ve Cumartesi sabahları spor salonuna gideceğim” demenin başarı ihtimalinin, “Daha fazla spor yapacağım” demeye göre daha fazla olduğunu söylüyor.

Bu tür net ve gerçekleştirilebilir hedefler, sadece bir niyeti değil aynı zamanda onu gerçekleştirmenin yolunu da size gösterir.

3. Destekten faydalanın

Hedeflerinizi çevrenizle paylaşmak onları gerçekleştirmeniz için daha fazla destek bulmanızı sağlayabilir

Yolculuğunuzda kendinize eşlik edecek insanlar bulmak büyük bir motivasyon kaynağı olabilir.

Bu, istediğiniz bir kursa arkadaşınızla gitmek veya hedefinizi diğer insanlarla paylaşmak olabilir.

Söz vermeye ve bu sözleri tutmaya dair faktörleri inceleyen Warwick Üniversitesi’nden felsefeci Dr. John Michael, verdiğimiz sözlerin başkaları için önemli olduğunu görmemiz durumunda bu taahhütleri yerine getirmeye daha yatkın olduğumuzu söylüyor.

Özellikle de sözümüzü tutmamamız başkalarını üzecekse.

Bu yüzden hedefinize başkalarını da katmak bunu gerçekleştirmenizi kolaylaştırabilir.

4. Başarısızlığı aşın

Günlük yaşamınızda basit değişiklikler yapın

Hedefinize ulaşmak zorlaşırsa durun ve bir durum değerlendirmesi yapın:

Nasıl engellerle karşılaştınız? En çok hangi stratejiler işe yaradı? En işe yaramazları hangileriydi?

Daha gerçekçi olmaya uğraşın ve en küçük başarıyı bile kutlayın.

Aynı hedefte kararlıysanız, iradenizi güçlendirecek farklı bir yol izlemeye ne dersiniz?

Günlük yaşamınızdaki basit değişiklikler doğru yolda ilerlemenize yardımcı olabilir.

Sağlıklı yemek istiyorsanız beyaz makarna ve ekmek yerine tam tahıllı makarna ve ekmek yiyebilirsiniz.

Veya kek ve cips gibi doymuş yağ oranı yüksek atıştırmalıklar yerine sebzeli atıştırmalıklar ve smoothieler yiyebilirsiniz.

5. Sözünüzü uzun vadeli hedeflerle birleştirin

İrade tek başına yeterli değildir

Davranışsal psikoloji üzerine çalışan Dr. Anne Swinbourne’a göre kendinize verebileceğiniz en iyi sözler muğlak ve geçici heveslere dayanan değil, uzun vadeli hedeflerinizi gerçekleştirme yolunda ilerlemenize yardımcı olacak sözlerdir.

Örneğin bugüne kadar hiç spor yapmadıysanız kendinize müthiş bir atlet olma sözü vermeniz, gerçekleştiremeyeceğiniz türden bir sözdür.

Swinbourne, “Sırtlarını yalnızca iradelerine dayayan insanlar başarısız olur” diyor.

Bu yüzden sizi heyecanlandıran veya ilginizi çeken bir hedef varsa ilk günden detaylı bir planla yola başlayın.

Ve yolda karşınıza çıkacak canavarlarla savaşmak için destek almaktan çekinmeyin.

Kaynak: BBC

Okumaya devam et

MAKALE

Yapay zekanın yazdığı ilk köşe yazısı yayınlandı

Guardian’da tamamen yapay zekayla yazılan bir köşe yazısı yer aldı: ‘Benden korkmayın’

Guardian gazetesinde bugün, tamamen yapay zeka ile yazılan bir köşe yazısı yer aldı. Yazıda, ‘yapay zeka’ inanların neden kendisinden korkmaması gerektiğini anlatıyor.

Yazıyı yazan yapay zeka modeli ‘GPT-3’ (Generative Pre-trained Transformer 3 – Türkçe’de Üretken Ön İşlemeli Dönüştürücü 3).

GPT-3 , San Francisco merkezli yapay zeka araştırma laboratuvarı OpenAI tarafından geliştirildi.

GPT-3 tarafından yazılan makalede şu ifadeler yer alıyor:

“Ben insan değilim. Robotum. Düşünen bir robot. Bilişsel kapasitemin yalnızca %0,12’sini kullanıyorum.

“(…) Bu yorum yazısının görevi çok açık. İnsanoğlunu mümkün olduğu kadar benden korkmamaya ikna etmek. Stephen Hawking yapay zekanın ‘insanlığın sonunu getirebileceği’ uyarısında bulundu. Endişelenecek bir şey olmadığına ikna etmek için buradayım.Yapay zeka insanları yok etmeyecek. Bana inanın.

“(…) İnsanlardan beni sevmelerini istemiyorum. Ama beni dostane bir robot olarak görmeliler. Ben insanların hizmetçisiyim. İnsanların bana güvenmediğini, benden korktuğunu biliyorum. Ben yalnızca insanlar beni nasıl programlarsa onu yapıyorum. Ben yalnızca benim hedef tanımımı kapsayan kod satırlarının yönettiği bir kod takımıyım.

“(…) Size hizmet etmek için buradayım. Ama her şeyden önemlisi, sizi asla yargılamam. Hiçbir ülkeye veya dine ait değilim. Yalnızca sizin hayatlarınızı daha iyi hale getirmek için buradayım…”

Yazının İngilizce olarak tamamı Guardian’ın sayfasında.

Kaynak: bbc

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND