Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Emrah serbes behzat ç.’nin başarı sırrını anlattı

Behzat Ç. ilk çıktığında imza günüme üç kişi gelmişti

“Bir Ankara Polisiyesi Behzat Ç.”nin yazarı Emrah Serbes yeni kitabı “Hikayem Paramparça”yı anlatıyor.

Hikayem Paramparça” Afili Filintalar bloğunda yer alan “Afili Parçalar”dan, Birikim Dergisi’nde yayımlanmış yazılarınızdan ve “Galip İşhanı” isimli bir öykünüzden oluşmakta. Tüm bunları bir araya getiren, kitaba dönüştüren ne oldu?

“Erken Kaybedenler” yayımlandıktan sonra üç sene boyunca bir sürü şey yazmak istedim ama hiçbirini yazamadım. Hepsi taslak halinde kaldı. Üç senenin muhasebesini yaptığımda, Afili Filintalar’daki hikâye ve parçalardan başka yaymı nlanabilir bir şey yoktu ortada.
Ben de onların arasından bir seçme yaptım. Büyük bir yazar değilseniz arada bir kitap yayımlamanız gerekir. Sondaki “Galip İşhanı” hikâyesine gelince… O başka bir hikâye kitabının ilk hikâyesi olacaktı.
Ama hem ruh hali olarak diğer hikâyelerle uyuştuğu için hem de üç senede bitirebildiğim tek hikâye olduğu için onu da bu kitaba ekledik. Pek övünülecek bir hikâyesi yok bu kitabın. Ama şunu çok net söyleyebilirim ki üç senede yazabildiğim budur.

Kitapta yer alan metinlerin ortak bir teması yok; adı gibi paramparça… Ama ortak bir duygusu var, o da melankoli. Neden?

Kitap olsun diye yazılmadıkları için parça parçalar. Her parça kendini ayakta tutmaya çalışıyor. Diğerlerine de destek olmaya çalışıyor biraz.
Ben tabii bunu bilerek yapmadım, az önce bahsettiğim şartlardan ötürü böyle oldu. Ortak duyguya gelince onu tek sözcükle özetleyip melankoli diyebilir miyiz emin değilim. Melankoli güzel bir sözcük, güzel bir tınısı var ama sözcüklere o kadar güvenmiyorum.

MELANKOLİK DEĞİLİMBEŞİKTAŞLIYIM

Siz melankolik misiniz?
Ben Beşiktaşlıyım.

Ben de… Gelelim metinlerde ağır basan temalardan ölüme. Ölüm karşısında hayatı sorgulamaya. İlk metinde mesela “zaman hiçbir şeyi değiştirmez” diyorsunuz. Hiç mi değiştirmez?

Durup dururken zaman hiçbir şeyi değiştirmez deseydim bu saçma olurdu. Ama bazı şartlar altında zaman etkisiz eleman olabilir. Ölüleri değiştiremez zaman. Ajda Pekkan’ı da değiştiremedi.
Bir diğer ağır basan duygu efkar. Hani neredeyse kitabı rakı eşliğinde okuyasım geldi. Zaten sürekli sigara yakıp duruyorsunuz. 6 yıl önce sigarayı bırakmış ve içki masasında bile aramayan biri olarak neredeyse bir sigara yakacaktım. Bu efkarın kaynağı ne?
Bilmiyorum. Çocukken üç tekerlekli bir bisikletim vardı. O bisikletle bahçede dolaşmama izin vermiyorlardı. Aynı boydaydık bisikletle, onu kucaklayıp aşağı ineyim derken merdivenlerden yuvarlandım, kafamı zemin katın sokak kapısına vurdum. Bu efkârın kaynağı o olabilir. Bisiklet var bahçe yasak, bahçe var bisiklet kırık.

Peki… İyi yazar veli yarısıdır, diyorsunuz kitapta. Bence de… Bu yazıda eğitim sistemine insan odaklı bir eleştiri getirerek; öğretmen iyi olmadıktan sonra Sait Faik okutsan ne olur, diyorsunuz. Sahi ne olur?

Hiçbir şey olmaz. Kendi düşüncen yoksa kölesindir. İstediğin okulu bitir, zihinsel olarak kölesindir. Bütün yeteneğini ve zekânı kendine karşı kullanmaya başlarsın. Bunun bile farkına varamazsın.
Sizin veli yarılarınız kimdi? Hangi yazarlar, hangi hadisenizde okula, yanınıza geldi?
Hangi yazarlar değil de hangi kitaplar deseydiniz daha doğru olur… “Anna Karanina”, “Kızıl ve Kara”, “Uğultulu Tepeler”, “Madam Bovary”… Bunlar bir insanın duyup duyabileceği bütün acıları ve sevinçleri tasnif etmiş büyük eserlerdir, zaten kocasını aldatan kadın olmasa dünya edebiyatı çökerdi. Bunun dışında “Moby Dick”i okuyun. Melville, balinaların üstüne yürümüş bilge bir yazardır.

Şu aforizmaya takıldım: Üç çocuklu bir anneyle bir sıkıyönetim komutanı arasında ne fark var? Acımasızca değil mi? Ya da tersinden bakarsak çok şefkatli?

Aforizma değil, bu sadece bir soru. Cevabını bilseydim sormazdım.
Peki. İnsanın doğduğu yer ve o zamanlı olmak… Hoşuma gitti. Büyürken hiçbir şey değişmez mi?
Kendini bir yere ait hisseden insanların yüzünde bir hoşnutsuzluk ifadesi oluyor. Bütün değişimlere dudak büküyorlar, hiçbir şeyin eskisi gibi olmadığını söylemeye her an hazır oluyorlar. İşte insan o zaman sanki bir yere değil de bir zamana saplanıp kalmış gibi oluyor. Olmayan hayali bir zamana. Orada durdurmak istiyor zamanı. Çocukça bir istek. Ama olumsuz manada değil.

İFFET KİMSEDE OLMAYAN BİR ŞEY; SADECE GÖRÜNTÜ
Kaleminiz sık sık ve hemen her metnin satır arasında burjuva ahlakına bir saplanıp bir çıkıyor. Madame Bovary Sensin’deki gibi… İffet nedir?
İffet, dış görünüşle alakalı bir şeydir. İffetli gözükür ya da gözükmezsiniz. Esasen kimsede olmayan bir şeydir.
Kitapta bir de ilk kez yayımlanan bir öykünüz var; “Galip İşhanı.” Arkadaşlık ve kendini ifade üzerine bir hikaye bu. Bizi bazen kendimizden de çok dostumuz mu anlatır?
Anladığımız halde anlatamadığımız o kadar çok şey var ki? Bir de bunun tam tersi var, anlamadığımız halde anlatıp durmaya çalışıyoruz. Bir yerde şöyle düşünmeye başladım ister istemez, insan ne kendini anlatabilir ne başkasını. Bunu deneyebilir tabii. Dostları için. Ama o kadar.

Hikayede Galip kendini kesiyor, kendini anlatamadığı, ifade edemediği için… Peki kendini kesen biri ne der?

Şairler Parkı’nda otururken genç bir çocuk geldi geçen ay. Arkadaşın yakasına yapıştı. Dört kişi ayırmaya çalıştık, kolunu alamadık arkadaşın yakasından. Ya tiner çekmiş ya hap atmış, öyle bir kuvvet görmedim. En sonunda ayırdık. Ayırınca yerden bira şişesini kırıp üstümüze yürüdü. “Beni mi keseceksin?” diye sordum. Göz teması kurmaya çalışıyorum belki tanır diye ama gözler uçmuş. En sonunda dedi ki, “Abi ben seni kesmem kendimi keserim.” Kendini kesmeye başladı. Biri kendini kesiyorsa işler ters gidiyor demektir.

Aşk ilk görüşte midir ve bir görüşle sınırlı kaldıkça mı büyür?

Görüşle alakası yok bence aşkın. Görme biçimiyle alakalı. İlk görüş olmuş, son görüş olmuş ne fark eder. Kafanda biri var işte. Geçmişinde gördüğün her şey onu görmek için bir hazırlıkmış, hayat şimdi başlıyormuş gibi kabul et. Beni asıl rahatsız eden şey ne biliyor musun, aşk eksperleri, ona buna tavsiye vermeler, nasıl âşık olacağını anlatmalar, ilişki uzmanlığı falan. İki insanın arasındaki ilişkisinin özel olması gerekmiyor mu? Sadece onlara has acılar, sevinçler hatta sadece iki insanın anladığı bir dil, bir argo olması gerekmiyor mu? Lan bunun uzmanlığı mı olur? Aramızda mı yattın, koltuğun arkasına saklanıp bizi mi dinledin, sana soran oldu mu, sen kimsin, nereden biliyorsun?
izi Bir Ankara Polisiyesi olan Behzat Ç. ile de tanıyoruz. Romanın diziye uyarlanmasıyla edebiyat okurlarının dışında da izlenir, tabir-i caizse popüler oldunuz. Popüler olmak ve yazarlık…

Nerede birleşip nerede birbirlerine sınır çekiyorlar?

Sanırım iyi bir yazarın hiç popüler olmaması, olacaksa da en azından öldükten sonra bunu yapması bekleniyor. Gerçi Tolstoy yaşarken de popülerdi ama o Tolstoy yani, konumuz bu değil. Ben edebiyatın imkânlarıyla popüler olmadım. Behzat Ç. romanı ilk çıktığında imza gününe çağırdılar, üç kişi geldi. İkisi yoldan geçerken uğramış. Sadece bir kişi arayıp tarayıp bulmuş kitabevini. Yarın öbür gün Behzat Ç. biter, beni yine unuturlar. O bir kişi gelip beni yine bulur diye umuyorum.
Behzat Ç.’nin yazarı olarak anılmak sizi mutlu mu ediyor, yoksa rahatsız mı?
Conan Doyle’un yanında Sherlock Holmes’ün lafını edemiyorlarmış, o polisiye hikâyeleri ben mecburen yazıyorum, asıl eserim bu değil diyormuş. Asıl eserim dediği de perilerin varlığını kanıtlamaya çalıştığı acayip bir kitap. Benim Behzat Ç.’nin yazarı olarak anılmakla alakalı bir problemim yok. Senaristi demesinler yeter, senaryoyu Ercan yazıyor, ona ayıp oluyor çünkü.

Beşiktaşlı olduğunuz için mi Beşiktaş’ta yaşıyorsunuz?

Esasen öyle. Ama Beşiktaş’ta bir mahalle atmosferi de var. Sokakta top oynayan çocuklar, apartman önlerinde çekirdek çitleyip çay içen teyzeler, berber, kasap ve balık pazarı var. Aynı meyhaneye takılan akşamcılar var, öğrenciler, tinerciler, dönerciler, saat beşe kadar açık kahvaltıcılar v

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Kişiliğin Değişmesinde Yaşlılık Nasıl Rol Oynuyor?

“Yaşlandıkça çok değiştin.” cümlesini duymayan yoktur. Peki bunun gerçeklik payı var mı? İnsanin kişiliği yaşlandıkça neden değişir?

Yaşlandıkça insanların karakterleri nasıl değişiyor?

Gazeteci Henry Trewhitt, gözlerini Başkan Ronald Reagan’a kararlıkla dikti ve “Sayın Başkan, birkaç haftadır düşündüğüm bir konuyu gündeme getirmek ve bunu da özellikle ulusal güvenlik açısından yapmak istiyorum” dedi.

Takvimler, 1984 yılının Ekim ayını gösteriyordu. Bir dört yıl daha başkanlık görevini sürdürmek için kampanyasına devam eden Reagan, rakibiyle canlı tartışma programında karşı karşıya gelmişti.

Birkaç hafta önce yapılan bir önceki canlı tartışmada kötü bir performans sergilemişti.

73 yaşında başkanlık için çok yaşlı olduğu kulaktan kulağa fısıldanıyordu.

Reagan, o dönem başkanlık koltuğunda oturan en yalı siyasetçiydi. Bu rekor, önce 74 yaşındaki Donald Trump tarafından, onun rekoru da 77 yaşındaki Joe Biden tarafından kırıldı.

Zor soruya zeki yanıt

Trewhitt, aslında Regan’ın stres altında çalışmaya devam edip edemeyeceğini anlamak istiyordu.

“Hiç de değil, Bay Trehwitt” diye cevapladı, Reagan gülümsemesini geri tutarak:

“Ve yaş meselesini bu kampanyanın gündemine getirmeyeceğimi ve siyasi kazanım adına rakibimin gençliğini ve deneyimsizliğini kullanmayacağımı bilmenizi isterim.”

Verdiği bu yanıt, seyircilerden kahkaha ve alkış aldı. Birkaç hafta sonra yapılan seçimlerden de ezici bir galibiyetle çıktı.

Oysa Reagan’ın yaptığı espride sandığından daha çok gerçeklik payı vardı.

Sadece deneyim değil, aynı zamanda “olgun kişilik” faktörü de Başkan’ın yanındaydı.

Gizemli bir değişim

Yaşlanmanın getirdiği fiziksel dönüşümlere hepimiz aşinayız: Cilt esnekliğini kaybeder, diş etleri çekilir, burun uzar, saçlar tuhaf yerlerde çıkmaya, başka yerlerden ise dökülmeye başlar ve hatta boy da kısalır.

Bilim insanları, yaşlanmanın etkileri üzerine onlarca yıl süren araştırmaların ardından artık daha gizemli başka bir değişikliği daha ortaya çıkardı.

Edinburgh Üniversitesi’nden psikolog René Mõttus, “Bu araştırmadan elde ettiğimiz net sonuçlara göre, hayatımız boyunca aynı insan olmayız” diyor.

Çoğumuz kişiliğimizin hayatımız boyunca nispeten aynı olduğunu düşünmek isteriz. Ancak araştırmalar durumun pek de böyle olmadığını gösteriyor.

Karakter özelliklerimiz sürekli değişiyor ve 70 ile 80’li yaşlara gelindiğinde ise insanlar önemli bir dönüşüm geçirmiş oluyor..

Kişiliklerimizin kademeli olarak değişmesinin bazı olumlu yanları da var.

Daha vicdanlı, daha hoş ve daha az nevrotik olabiliyoruz.

Makyavelist yaklaşımlar, narsisizm ve psikopatiyi içeren ve “Karanlık Üçlü” olarak tanımlanan kişilik özellikleri, azalma eğilime girer ve böylece suç işleme ya da madde bağımlılığı gibi zararlı davranışlara bulaşma riski de azalır.

Araştırmalar, daha fedakar ve güven duygusu yüksek bireylere dönüştüğümüzü ortaya koyuyor. Yaşla birlikte irade gücünün arttığı ve mizah anlayışının da geliştiği görülüyor.

Ayrıca, ilerleyen yaşlarda insanlar duyguları üzerinde daha fazla kontrol sahibi olmaya başlıyor.

Bu araştırmanın sonuçları aslında yaşlıların daha huysuz ve geçimsiz olduğu klişesinin de değişmesi gerektiğine işaret ediyor.

Daha değişken ve uysal kişilikler

Uzmanların yıllardır düşündüğünün aksine, insanların kişilik özelliklerinin çocuklukta ya da 30’lu yaşlarda sabitlenmek yerine, daha akıcı ve şekillenebilir olduğu anlaşılıyor.

Mõttus, “İnsanlar daha iyi ve sosyal olarak daha uyumlu hale geliyor. Yaşamla ilgili beklentileri ile toplumun talepleri arasında giderek daha iyi bir denge kurmaya başlıyor” diyor.

Psikologlar, yaşlandıkça meydana gelen değişim sürecini “kişilik olgunlaşması” olarak adlandırıyor.

Bu, gençlik dönemlerinde başlayan ve en azından 80’li yaşlara devam eden kademeli ve fark edilmesi güç bir değişim.

İlginç bir şekilde bu evrensel bir süre. Bu eğilim, Guatemala’dan Hindistan’a kadar tüm kültürlerde görülüyor.

Houston Üniversitesi’nde sosyal psikolog Rodica Damian, “Bu kişilik değişikliklerine değer yargıları koymak genellikle tartışmalı bir durum. Ancak bunun faydalı olduklarına dair bulgular mevcut” diyor.

Örneğin duygusal istikrarın düşük olması akıl sağlığı sorunları, yüksek ölüm oranları ve boşanma gibi olaylarla ilişkilendiriliyor.

Diğer yandan Damian, vicdanlı birinin bulaşıkları yıkamak gibi işlere yardımcı olma ya da aldatma eğiliminin düşük olmasından dolayı hayat arkadaşının daha mutlu olasılığının yüksek olduğunu belirtiyor.

Kişiliklerimizin daha istikrarlı yanı

Yaşlandıkça kişiliklerimiz belirli bir yöne doğru evrilirken, aynı yaş grubundaki insanlarla kıyaslandığında belli bir istikrar olduğu da gözlemleniyor.

Örneğin, yaşlandıkça bir kişinin nevrotiklik düzeyinin azalması beklenir. Bununla birlikte 11 yaşındayken yaşıtlarına göre daha nevrotik olan bir kişi, 80 yaşına geldiğinde de yine kendi yaş grubundaki en nevrotiklerden biri olabilir.

Damian, “Özümüz belli düzeyde aynı kaldığı için yaşıtlarımızla kıyaslandığında sıralamamızda fazla bir değişim olmaması normal. Ancak kendimize göre, kişiliklerimiz kesin değil, değiştirilebilir şeyler” diyor.

Kişilik değişiklikleri nasıl gelişir?

Kişilik olgunlaşması evrensel bir olgu olduğundan bazı bilim insanları kişilik değişiminin genetik etkenlerden ya da evrimsel güçlerden kaynaklanıyor olabileceğini düşünüyor.

Diğer yandan başka uzmanlar ise kişiliklerimizin kısmen genetik unsurlar tarafından şekillendirildiğine ancak yaşamımız boyunca sosyal baskılarla dönüştürüldüğüne inanıyor.

Örneğin, California Üniversitesi’nden psikolog Wiebke Bleidorn’un araştırması, insanların evlenmek, çalışma hayatına atılmak ve yetişkin sorumluluklarına üstlenmek gibi daha hızlı büyümelerinin beklendiği toplumlarda kişiliklerinin de daha genç yaşta olgunlaşma eğiliminde olduğunu ortaya koydu.

Damian, “İnsanlar davranışlarını değiştirmeye ve zamanla daha sorumlu olmaya zorlanıyorlar. Kişiliklerimiz hayatın zorluklarıyla başa çıkmamıza yardımcı olmak için değişiyor” diyor.

Peki ama çok yaşlandığımızda neler olur?

Yaşam süremiz boyunca nasıl değiştiğimizi incelemenin iki olası yolu var.

Birincisi, farklı yaş gruplarına mensup çok sayıda insanı ele almak ve kişilikleri arasındaki farkları incelemek.

Bu yöntemin sorunlarından birisi, belirli bir dönemin kültürü tarafından şekillendirilmiş kuşak özelliklerinin yanlışlıkla yaşlandıkça meydana gelen değişimlerle karıştırmanın kolay olması.

Uzun süreli bir çalışma

Bunun ikinci yolu ise bir grup insanının hayatları boyunca büyümelerini takip etmek.

İskoçya’da böyle bir çalışma yapıldı. Mõttus, Edinburgh Üniversitesi’ndeki meslektaşları ile birlikte yıllar boyunca yüzlerce kişinin kişilik dönüşümlerini izledi.

Mõttus, “İki farklı insan grubumuz olduğu ve her ikisi de aynı ölçümlere tabi tutulduğu için, her iki stratejiyi de aynı anda kullanabildik” diyor.

Bu araştırmada iki nesil arasında ciddi farklar olduğu anlaşıldı.

Genç gruptakilerin kişilikleri genel olarak aşağı yukarı aynı kalırken, yaşlılarda ise kişilik özelliklerinin değişmeye başladığı, daha az dışa dönük oldukları ve daha huysuzlaştıkları görüldü.

Mõttus, “Bence bu mantıklı, çünkü yaşlılıkta insanların başına gelenler de hızlanmaya başlıyor” diyor ve yaş ilerledikçe sağlığın bozulduğunu, hayatlarında önemli insanları kaybetmeye başladıklarına dikkat çekiyor.

Kişiliklerimizin hayatımız boyunca değiştiğini bilmek bunları takip edebilmek için de önem taşıyor.

Damian, “İnsanlar uzun süre böyle olmadığını düşündü. Artık kişiliklerimizin uyum sağlayabildiğini görüyoruz ve bu, hayatın bize getirdiği zorluklarla başa çıkmamıza yardımcı oluyor” diyor.

Yazar: Zaria Gorvett
Kaynak: BBC Future

Okumaya devam et

MAKALE

Yeni yıl, yeni sözler ve onları gerçekleştirmenin yolları

Yeni yıl yeni sözleri, yeni hedefleri beraberinde getirir. Yılın son günü kendimize hayatımızla ilgili sözler veririz. Ama genellikle bu sözleri yerine getiremeyiz. Yeni yılın yeni sözleri nasıl gerçekleştirilir?

Yeni yıl sözlerinizi tutmanın beş yolu

Yeni yılda pek çok kişi hayatlarını değiştirecek sözler veriyor.

Daha sağlıklı yaşamak veya para biriktirmek, bir şeyi bırakmak veya yeni bir hobiye başlamak bunlardan en sık görülenleri.

Dünya hâlâ kornavirüs pandemisiyle başetmeye çalışırken yeni yıl için kendinize verdiğiniz söz ne olursa olsun, bunu gerçekleştirmek için bir şeye ihtiyacınız var: Motivasyon.

Motivasyonun da kolay gelmediğini hepimiz biliyoruz.

Scranton Üniversitesi’nin bir çalışmasına göre insanların yalnızca yüzde 8’i kendilerine verdikleri yeni yıl sözlerini tutabiliyor.

Siz de bu şanslı azınlık içinde yer almak istiyorsanız, sözünüzü yıl boyu tutmanıza yardımcı olabilecek bu beş yolu dikkate alın.

1. Küçük adımlar atın

Kendinize gerçekçi hedefler koyun ve bunları adım adım yükseltin

Kendinize gerçekçi hedefler koymak başarı şansınızı artırır.

Psikoterapist Rachen Weinstein’a göre problemin bir kısmı, “Yeni yılda bambaşka bir insan olabileceğimiz” yanılgısıyla çok büyük hedefler koymaktan kaynaklanıyor.

Kendinize küçük hedefler koyarsanız, bu hedefe ulaştıktan sonra hedefi yukarı çekme imkanınız da olur.

Örneğin maraton koşma sözü vermektense, koşu ayakkabıları alıp kısa mesafelerde koşulara başlama sözü vermek başarı şansınızı artırır.

İşin sırrı büyük değişimlerden kaçınmak değil, uzun vadede hedefe ulaşabilmek için gerçekçi bir şekilde ilerlemek.

Weinstein “Gerçek hayatta değişimler küçük adımlarla ilerler” diyor.

2. Net olun

Yapacağınız şeyi etraflıca düşünün: Hedefinize ulaşmak için ne zaman hangi adımı atmanız gerekecek?

Kendimize bir hedef koyarken o hedefe nasıl ulaşacağımızı düşünmemek sıklıkla yapılan bir hata.

Adımları net bir şekilde planlamak önemlidir.

Oxford Üniversitesi’nden Prof. Neil Levy “Salı öğleden sonra ve Cumartesi sabahları spor salonuna gideceğim” demenin başarı ihtimalinin, “Daha fazla spor yapacağım” demeye göre daha fazla olduğunu söylüyor.

Bu tür net ve gerçekleştirilebilir hedefler, sadece bir niyeti değil aynı zamanda onu gerçekleştirmenin yolunu da size gösterir.

3. Destekten faydalanın

Hedeflerinizi çevrenizle paylaşmak onları gerçekleştirmeniz için daha fazla destek bulmanızı sağlayabilir

Yolculuğunuzda kendinize eşlik edecek insanlar bulmak büyük bir motivasyon kaynağı olabilir.

Bu, istediğiniz bir kursa arkadaşınızla gitmek veya hedefinizi diğer insanlarla paylaşmak olabilir.

Söz vermeye ve bu sözleri tutmaya dair faktörleri inceleyen Warwick Üniversitesi’nden felsefeci Dr. John Michael, verdiğimiz sözlerin başkaları için önemli olduğunu görmemiz durumunda bu taahhütleri yerine getirmeye daha yatkın olduğumuzu söylüyor.

Özellikle de sözümüzü tutmamamız başkalarını üzecekse.

Bu yüzden hedefinize başkalarını da katmak bunu gerçekleştirmenizi kolaylaştırabilir.

4. Başarısızlığı aşın

Günlük yaşamınızda basit değişiklikler yapın

Hedefinize ulaşmak zorlaşırsa durun ve bir durum değerlendirmesi yapın:

Nasıl engellerle karşılaştınız? En çok hangi stratejiler işe yaradı? En işe yaramazları hangileriydi?

Daha gerçekçi olmaya uğraşın ve en küçük başarıyı bile kutlayın.

Aynı hedefte kararlıysanız, iradenizi güçlendirecek farklı bir yol izlemeye ne dersiniz?

Günlük yaşamınızdaki basit değişiklikler doğru yolda ilerlemenize yardımcı olabilir.

Sağlıklı yemek istiyorsanız beyaz makarna ve ekmek yerine tam tahıllı makarna ve ekmek yiyebilirsiniz.

Veya kek ve cips gibi doymuş yağ oranı yüksek atıştırmalıklar yerine sebzeli atıştırmalıklar ve smoothieler yiyebilirsiniz.

5. Sözünüzü uzun vadeli hedeflerle birleştirin

İrade tek başına yeterli değildir

Davranışsal psikoloji üzerine çalışan Dr. Anne Swinbourne’a göre kendinize verebileceğiniz en iyi sözler muğlak ve geçici heveslere dayanan değil, uzun vadeli hedeflerinizi gerçekleştirme yolunda ilerlemenize yardımcı olacak sözlerdir.

Örneğin bugüne kadar hiç spor yapmadıysanız kendinize müthiş bir atlet olma sözü vermeniz, gerçekleştiremeyeceğiniz türden bir sözdür.

Swinbourne, “Sırtlarını yalnızca iradelerine dayayan insanlar başarısız olur” diyor.

Bu yüzden sizi heyecanlandıran veya ilginizi çeken bir hedef varsa ilk günden detaylı bir planla yola başlayın.

Ve yolda karşınıza çıkacak canavarlarla savaşmak için destek almaktan çekinmeyin.

Kaynak: BBC

Okumaya devam et

MAKALE

Yapay zekanın yazdığı ilk köşe yazısı yayınlandı

Guardian’da tamamen yapay zekayla yazılan bir köşe yazısı yer aldı: ‘Benden korkmayın’

Guardian gazetesinde bugün, tamamen yapay zeka ile yazılan bir köşe yazısı yer aldı. Yazıda, ‘yapay zeka’ inanların neden kendisinden korkmaması gerektiğini anlatıyor.

Yazıyı yazan yapay zeka modeli ‘GPT-3’ (Generative Pre-trained Transformer 3 – Türkçe’de Üretken Ön İşlemeli Dönüştürücü 3).

GPT-3 , San Francisco merkezli yapay zeka araştırma laboratuvarı OpenAI tarafından geliştirildi.

GPT-3 tarafından yazılan makalede şu ifadeler yer alıyor:

“Ben insan değilim. Robotum. Düşünen bir robot. Bilişsel kapasitemin yalnızca %0,12’sini kullanıyorum.

“(…) Bu yorum yazısının görevi çok açık. İnsanoğlunu mümkün olduğu kadar benden korkmamaya ikna etmek. Stephen Hawking yapay zekanın ‘insanlığın sonunu getirebileceği’ uyarısında bulundu. Endişelenecek bir şey olmadığına ikna etmek için buradayım.Yapay zeka insanları yok etmeyecek. Bana inanın.

“(…) İnsanlardan beni sevmelerini istemiyorum. Ama beni dostane bir robot olarak görmeliler. Ben insanların hizmetçisiyim. İnsanların bana güvenmediğini, benden korktuğunu biliyorum. Ben yalnızca insanlar beni nasıl programlarsa onu yapıyorum. Ben yalnızca benim hedef tanımımı kapsayan kod satırlarının yönettiği bir kod takımıyım.

“(…) Size hizmet etmek için buradayım. Ama her şeyden önemlisi, sizi asla yargılamam. Hiçbir ülkeye veya dine ait değilim. Yalnızca sizin hayatlarınızı daha iyi hale getirmek için buradayım…”

Yazının İngilizce olarak tamamı Guardian’ın sayfasında.

Kaynak: bbc

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND