Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Empati: ALS hastalığı ile yaşamak

Son günlerde ALS ile ilgili başlatılan sosyal kampayanya amacına ulaştı. ALS hastalığının ne olduğunu bilmeyen bir çok insan artık bu hastalık hakkında bilgi sahibi oldular. Aynı zamanda ALS dernekleri araştırmalar için belli miktarda maddi gelir elde etti. Peki ALS hastalığı tam olarak nedir? Onunla yaşamak zorunda olanlar anlatıyor…

kişisel gelişim

Son günlerde ALS ile ilgili başlatılan sosyal kampayanya amacına ulaştı. ALS hastalığının ne olduğunu bilmeyen bir çok insan artık bu hastalık hakkında bilgi sahibi oldular. Aynı zamanda ALS dernekleri araştırmalar için belli miktarda maddi gelir elde etti. Peki ALS hastalığı tam olarak nedir? Onunla yaşamak zorunda olanlar anlatıyor…

ALS İle Yaşamak

Bir ay öncesine kadar birçoğumuzun adını bile duymadığı bir hastalık ALS (Amyotrofik Lateral Skleroz Motor Nöron Hastalığı), buz kovası etkinliğiyle (Ice Bucket Challenge) kampanyaya katılan ünlülerin ve siyasilerin de desteğiyle biraz olsun gündemde kaldı.

Kampanyaya katılanlar içinde kampanyanın amacını kavramadan, eğlence olsun diye buzlu suyu başından aşağı dökenler olsa bile kampanya ses getirmeyi başardı. Bir kamu spotu yayınlansa çoğumuz kanal değiştirecekken şimdi “Nedir bu ALS?” diyerek arama motorlarına yöneldik. Komik videolarla da hasta yakınlarının çektiği bilinçli ve duygusal içerikli videolarla karşılaştık.

Hastalığın adını ya da nörolojik bir hastalık olduğunu biliyoruz. Peki, hastalığın seyrini ya da hastaların neler yaşadığını gerçekten biliyor muyuz? Hastalık temelde merkezi sinir sisteminde (omurilik ve beyin sapı) motor sinir hücrelerinin kaybından oluşur. Kasları kontrol eden bu hücreler yavaş ve geri dönüşsüz bir şekilde ölmeye başlıyor. Sinir hücrelerinden yeterli uyarıyı alamayan kaslar sağlıklı bir şekilde kasılıp gevşeyemediği için güç kaybı oluyor. Kullanılamayan kaslarda hacim kaybı, erime (atrofi) görülüyor. Sürekli artan kas güçsüzlüğü sonunda hastayı yatağa ve solunum kaslarının da etkilenmesiyle solunum cihazına bağlı hale getiriyor. Hastalar yatağa bağlı hale gelse bile son günlerinde dahi zihinsel ve entelektüel fonksiyonlarını kaybetmiyor.Genellikle bir kolda veya bacakta güçsüzlük, incelme fark edilen ilk belirti olur.

Kaslarda seğirme, ağır kramplar, konuşma ve yutma güçlüğü bu durumu takip eder. Güçsüzlük zamanla diğer uzuvlara yayılsa da kalp kası etkilenmez. Hasta barsaklarını ve idrarını kontrol edebilir. Göz kasları çoğu zaman etkilenmez. İlerleyen evrelerde hasta yemek yeme, giyinme duş alma gibi günlük yaşam aktivitelerini yerine getiremez. Hastalığın en kritik dönemi solunum kaslarının da etkilendiği zamandır. Diyafram ve diğer solunum kaslarının aktivitesi bozulunca hastalar solunum cihazına bağlı yaşamaya başlarlar. Diyafram pili (diaphragma pacing system) takılması ile hastaların solunum cihazına bağlanma ve trakeostomi (nefes borusuna delik açılması) ameliyatı ortalama 1 yıl ertelenebiliyor. Diyafram pili ülkemizde, Dokuz eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde on sekiz hastaya takılmış ve on sekizinden de olumlu sonuç alınmıştır.

Her yıl 1500-4500 civarı insan ALS tanısı alıyor. Ülkemizde ortalama 8000-10000 civarı ALS hastası var. Bu hastaların %90’ı tanıdan sonra 5-7 yıl, %10’u ise 15-20 yıl yaşıyor. Dünyada en uzun yaşayan ALS hastası ünlü fizikçi Stephen Hawking 50 yıl ile ilk sırada. Riluzol adlı ilaç hastalığın ilerleyişini yavaşlatsa da hastalığın tam olarak tedavisi henüz mümkün değil. Hastalık yetim (dünya nüfusuna göre az kişide bulunan) hastalıklar grubuna girdiği için ilaç firmaları detaylı araştırma ve laboratuvar çalışmaları yapmamaktadır.

Ülkemizde Trabzon sporlu eski futbolcu İsmail Gökçek’in kurduğu ALS MNH Derneği tedavi ve palyatif bakım konusunda ALS hastalarına yardımcı olmaktadır. Ice Bucket Challenge kampanyası ile ALS MNH Derneği hesabına yaklaşık 780.000 TL yardım toplandı.ALS MNH Derneğinin en önemli hedefi, Türkiye’de 7 bölgede 7 ALS kliniği inşa etmek.
Tanı konulduktan sonra hastalar neler hissediyor?

ALS teşhisi alan insanlar bir anlamda ölümcül hastalık haberi almış olurlar. Kendilerini yalnız, çaresiz ve umutsuz hissederler. Aileler de ne yapacağını bilemez. Nöroloji uzmanı da tedavisi olmayan bir hastalık teşhisini bildirirken kasta karşısında çaresizlik içindedir. Hastalar, tıbbi olarak etkinliği kanıtlanmamış pek çok tedaviler peşinde koşarlar. Aldatılırlar, maddi ve manevi açıdan büyük kayıplara uğrarlar. Hayal kırıklıkları yaşarlar.

Hastalığı daha yakından tanımak için 24 yıllık ALS hastası ve Türkiye’deki ALS hastalarının yol göstericisi Dr. Alper Kaya ile keyifli bir röportaj yaptık.(Bu röportajı değerli kılan en önemli detay ise Alper Bey’in tekerlekli sandalyeye ve solunum cihazına bağlı olmasına rağmen özel bir klavye sistemiyle işaret parmağını kullanarak ALS’nin bu kadar gündemde oldupu ve kendisinin çok yoğun olduğu bir dönemde sorularımı cevaplaması.) 

ALS kaybederken kazanmayı öğrenme sanatıdır. – Dr. Alper KAYA

 

24 yıldır ALS ile yaşayan biri olarak ALS’yi yeniden tanımlar mısınız?

LS ile yaşamak, kayıplarla yaşamaya alışmaktır. Elinde kalanlarla hayatta kalmayı başarmaktır. Sadece hayatta kalmakla yetinmeyip, yaşamından zevk almayı öğrenme ve bunu gösterme fırsatıdır. ALS ile yaşamak, elindekileri en iyi şekilde değerlendirmek, az şey ile çok çözüm üretmektir.

Hayata bakış açınız sevdiklerinizle olan ilişkileriniz ya da zamanı değerlendirme açısından ALS’den önce ve sonra olarak hayatınızı ikiye ayırsanız en keskin çizgiler neler olur?

ALS ile yaşamak, akraba, hısım, okul arkadaşları, mahalle arkadaşları, bugüne kadar hayatınızda olan insanlar için ve kendiniz için tam bir sınama fırsatıdır. Gerçek, erdemli dost tanımları anlamını bulur. ALS ile yaşamak, sizin hak ettiğiniz insanlar ve insanların hak ettiği siz toplamıdır.
Benim hayatımda ALS bir milat oldu. Öncesinde aile, eğitim, karşılaştığım insanlar, sanat, özellikle müzik, bilim, doğa, spor, insan ilişkilerinden öğrendiğim, edindiklerim vardı. ALS sonrasında bir yandan öğrenmeye devam ederek diğer yandan yaşamda edindiklerimle yol bulmaya çalıştım. Bulduğum yolları paylaşmayı tercih ettim. Bunun getirdiği manevi tatmin, beni daha bilinmeze doğru yol alma cesareti verdi. Kuşkusuz az bilinen ince bir patikada yol almaya çalışırken büyük ve mütevazı ustalardan da ilham aldım. Dünyanın pek çok yerinden yol arkadaşlarım oldu.
ALS ile yaşamayı öğrenirken en zor kısım, her gün bir fiziksel kayıpla devam etmenin yol açtığı fiziksen engellerle baş etmek değildi. Aslında doğal olarak sahip olduğum bedenimden öte bedenini ve benliği gereksiz yere tanrılaştıran egom ile yaşadığım savaşlarım olmuştur. Fiziksel açıdan kendi bedenimde tutsak olurken ruhsal olarak özgürleştiğimi fark ettim.
ALS hastalığı, Dünya olarak adlandırılan bu gezegende yaşayan insan türünün, kendi sınırlarını ve çözüm üretme yeteneğini, kısaca hayatta kalabilme yeteneğinin evrimsel anlamda sınanmasıdır.

ALS’den sonra gerek blog gerek dernek sayesinde birçok insanla tanıştınız. Kocaman bir aileniz var. Sosyal olarak hayatınız nasıl değişti?

24 yıl önce cep telefonu, akıllı telefon, internet, sosyal medya gibi iletişim seçenekleri yoktu. Amerika’dan eşimi arayabilmek için bir avuç dolusu jetonla telefon kulübesine gittiğimi, 5 saniyede bir jeton atarken konuşmanın nasıl bir şey olduğunu tahmin edersiniz. Öte yandan ALS teşhisi aldığım zaman bir tıp doktoru olmama rağmen bilgi bulmak çok zordu. Kütüphaneye gidip index medicus taradığımı, yeni yayınları, fotokopileri sipariş ettiğimi anımsıyorum. Bugüne gelirsek, pubmed indekslerinde birkaç dakikada yayın bulmak mümkün. Bilgi paylaştıkça çoğalıyor. Fakat burada sıradan insanlar için en büyük sorun; doğru, güvenilir bilgiye ulaşmak. Bu noktada blogumda ve sosyal medyada doğru bilgileri paylaşmak, sorumluluk getiriyor. Bu sorumluluk nedeniyle bir doktor ve bir hasta olarak, doğru bilgiyi sıradan insanların anlayabileceği seviyede paylaşmaya çalışıyorum. Sosyal medyada harika insanlarla tanışıyorum. ALS hastaları için bir şeyler yapmaya gönüllü insanlarla tanışıyorum. Dünyada her şeyin kötüye gittiğini düşündüğümüz şu günlerde böyle insanlar olduğunu bilmek bana umut veriyor, yüreklendiriyor.

Ice Bucket Challenge hakkında ne düşünüyorsunuz?

Dünyanın en büyük sosyal medya kampanyası, hayal edilemeyecek bağışların toplanması yanı sıra ilk kez ALS hastalığı her yerde, halk arasında, belediyelerde, siyasi partilerin gündeminde. Doktor, sağlık profesyonelleri ve iş çevrelerinde, sosyal yardım kulüplerinde konuşuluyor. Tedavisi olmayan ALS hastalığı ile yaşayan hastalar, aileleri, yakınları ilk kez gerçekten hiç duyulmamış bir hastalığı anlatabildiklerini hissediyor. Artık ALS yüzünden ölen hasta görmekten yorulduk. Son 12 yılda 20.000 hastayı iyi bir tıbbi bakım alamadıkları için, kalitesiz malzemeler ve ailelerin maddi sıkıntıları nedeniyle kaybettik. Hepsi değil ama bir kısmını yaşatabilirdik. Sosyal devlet, ALS hastaları için makul bir çözüm getiremedi.

Tedavi keşfetmek ütopik olabilir ama ALS ile yaşayan aileler için bu kampanya çok önemli. Ölümcül hastalıkla yaşarken elinde kalan tek şey umuttur. Umudunu yitiren her şeyini yitirmiştir. İlk kez ALS hastaları bu denli umutlandı. Ve insanları bir güzel gülümseme kadar yaşatabilecek tek şey umuttur. Bizler, sadece insana yakışır saygın, katlanılabilir yaşam ve saygın bir ölüm istiyoruz. Bunun için multidisipliner ALS Kliniği ve palyatif (geçici) bakım merkezi hayalimiz var. Bu hayal de bizi, bizim gibi aynı hayali kuranları yaşatıyor. Çünkü ALS hastalığı ile başka türlü baş etmek mümkün değil.

Toplanan miktar hakkında ne düşünüyorsunuz?

Türkiye gibi ülkelerde özellikle ALS gibi nörodejeneratif hastalıklarda ilaç geliştirme çalışmalarına rastlayamazsınız. Toplanan bağışlar daha çok hastaların yaşam kalitesini yükseltebilmek için (aslında bu, sosyal devletin görevidir) ve hastaların tanı, hastalık yönetimi, eğitimi için inşa edilmesi planlanan ALS kliniklerine harcanacaktır. Bu ölçekle bakıldığında toplanan bağışların yetersiz olduğu görülüyor.

Belki diğer ülkelerle karşılaştırmak doğru olmaz ama bir fikir vermesi açısından bilgi vermek gerekirse;

$ 94.300.000 ALSA
£3.000.000 MND Association, England
€1.000.000 Irish Motor Neurone Disease Assoc.
£300.000 MND Scotland,
$700.000 MND Australia,
$3.000.000 ALS TDI,
$ 400.000 ALS MNH Derneği

ALS MNH Derneği son açıklamaya göre etkinliği buz kovası yok bağış var şeklinde revize etti. Bu konuda biraz aydınlatır mısınız?

ALS MNH Derneğini desteklemek amacıyla çeşitli kişiler, gruplar ve kurumlar da bağış kampanyası düzenlemektedir. Dernek olarak memnuniyetle karşılıyoruz. “Evrim Ağacı” grubunun 100.000 $ indiegogo kampanyası da, bu kampanyalardan birisidir. Derneğimizin bilgisi dahilinde “Evrim Ağacı” grubu tarafından başlatılmıştır. Toplanan gelirin tamamı ALS MNH Derneğine bağışlanacaktır.

Son olarak ALS ile ilgili İndigo Dergisi okurlarına söylemek istedikleriniz nelerdir?

Kişisel tavsiyem; yavaş yaşayın, yaşadığınızın farkında olun, sahip olduklarınızla mutlu olun. Küçük sorunları büyütmeyin veya büyük bir sorunum var diye düşünüyorsanız bunun neden büyük sorun olduğunu sorgulayın.

Kendinizi tanırsanız yaşamın aslında adil olduğunu fark edeceksiniz.
“Ben bittim! ” demek, sonsuz evrene haksızlıktır.
Şifa sadece fiziksel değildir.

Kurumsal bir mesaj vermek gerekirse, ALS MNH Derneği’nin en önemli hedefi, Türkiye’de 7 bölgede 7 ALS kliniği inşa etmektir. Tedavi bulununcaya kadar ALS hastalarını kabul edilir yaşam kalitesinde saygın ve insanca yaşamaları için destek vermektir. Bugün sosyal güvenlik, hasta hakları, ailelerin yaşadığı sorunlara kalıcı çözümler bulunmasını sağlamak, bu zor hastalıkla ilgili olarak yasal düzenlemelerin yapılmasını sağlamaktır.

Eğer bir gün bu üç harfli hastalıkla bir şekilde tanışırsanız bizler buralarda olacağız; turkals.blogspot.com unutmayın!

Biyografi: Dr. Alper Kaya

1990 yılında ALS ile tanıştım. Bir hekim olarak neler yaşayacağımı öğrenmem çok zaman almadı. Ölümcül hastalık (terminal illness) teşhisi alan her insan gibi psikolojik süreçlerden geçtim. İnkâr, öfke, pazarlık döneminden sonra gerçeği kabul ettim. “Neden ben?” Sorusunun bir cevabı yoktu. “Niçin ben?” sorusunun cevabı, bana yeni bir ufuk açtı. Teşhis aldığım günden beri yanımda mükemmel bir insan, eşim Elçin’in olması benim için çok önemli bir avantaj sağlıyordu. Dahası, yaşayacağımız zorlukların farkında olmasına rağmen bize bir bebek vererek ve aile olmamızı sağlaması, bu yolculukta bizi sıradışı bir şekilde şanslı yapıyordu.

 

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

MAKALE

Spor Dünyasından Resimli Şampiyon Sözleri

spor dünyası sözleri, şampiyonluk, şampiyon sözleri mümin sekman, şampiyon sözleri kitap, şampiyon sözleri, şampiyon

Şampiyon Sözleri Mümin Sekman tarafından yazıldı. Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesinin bulunduğu Şampiyon Sözleri kitabından sizler için en güzel ve motivasyon sağlayıcı sözleri seçtik.

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

ŞAMPİYON SÖZLERİ ARKA KAPAK YAZISI

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

SPOR DÜNYASINDA BAŞARILI OLMAK

Pes etmeyi bir kez öğrendin mi alışkanlığa dönüşür.

Vince Lombardi

Kan, ter ve saygı. İlk ikisini verir, sonuncuyu kazanırsın.

Dwayne Johnson

Yapmadığın atışları asla sayıya çeviremezsin.

Larry Bird

Zayıf olana herkes acır, “kıskanılmak” ise çabayla kazanılır.

Arnold Schwarzenegger

Olduğun yerden başla. Elindekini kullan. Yapabildiğini yap.

Arthur Ashe

Bir olimpiyat şampiyonu, size birebir başarı koçluğu yapsa ne kazanırdınız? 

Lazer gibi odak, çelikten bir irade ve ateşli motivasyon! 

Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesi bu kitapta. Şampiyonlar şöhret, servet, kudret, marifet, zafer ve hezimet üzerine hayat dersleri veriyor. Hayatın zorlu “unvan maçları”na çıkarken, mücadele gücünüzü artıracaklar. 

Bu kitap şampiyon sporcular kadar, işinin şampiyonu olanlar için. Hayatın olimpik mücadelesinde yarışan CEO’lar, TUS adayı doktorlar, genç girişimciler veya üniversite adayları “zorlu zamanlarda güçlendiren fikirler” bulacak.

“Yetenek yoksulun servetidir,” der John Wooden. Yeteneği şöhrete, şöhreti servete, serveti kudrete, kudreti de daha büyük başarıya çevirmenin sistemini keşfedeceksiniz. 

Şampiyonluk bir zihin durumudur. Kazanmak için oynamak bir dünya görüşüdür. İnsan kendi hayatının şampiyonu olabilir. İçinde ve işinde “şampiyon zihniyeti inşa etmek” isteyenlere en kapsamlı kaynak…

Kitapta Muhammed Ali’den Pele’ye, Tiger Woods’tan Michael Jordan’a, Katarina Witt’ten Bruce Lee’ye, Roger Federer’den Ronaldo’ya alanın en iyileri kişisel sırlarını ve profesyonel sistemlerini anlatıyor. Çoğu kazanma taktiği Türkçeye ilk kez çevrildi. Türkiye’nin “başarı yazarı” Mümin Sekman da efsanelerin başarı sistemini analiz etti.

Hayatı bir şampiyon gibi yaşamak isteyenler ve şampiyonluktan başka bir hayat düşünemeyenler için… Daha ileriye, daha yükseğe, daha güçlü ve daha hızlı!

Okumaya devam et

MAKALE

Evlat edinilen çocuklar ve güvenli bağlanma süreci

yakın ilişkiler, evlat edinme, evlat edinilen çocuklar, çocuk, bağlanma

Evlat edinilen çocuklar, diğer çocukların uğraşmak zorunda kalmayacağı deneyimler yaşıyorlar. Bu deneyimler, evlat edinilen çocuklarda kaygı veren davranışlara yol açabilir. Peki, bu durumu nasıl baş edebiliriz? İşte yanıtı…

Evlat Edinilen Çocuklarda Bağlanma

Bağlanma teorisini ortaya atan John Bowlby’e göre bir çocuğun birine bağlanması; korktuğu, yorgun ya da hasta olduğu durumlarda özel olarak o kişinin yakınında ve o kişiyle iletişim içinde olmak istemesi anlamına geliyor1. Çocukların bağlanma stilleri güvenli, güvensiz (kaygılı veya kaçınmacı) ve düzensiz-güvensiz olmak üzere üçe ayrılıyor1. Ebeveynlerine güvenli bağlanan çocuklar, hem etraflarındaki dünya üzerinde bir etkileri olduğuna dair kendilerine hem de kişilerarası ilişkilerinde ebeveynlerine güveniyorlar1. Bu sayede problem çözme yeteneklerine daha fazla güvenen çocuklar, daha özgür bir biçimde dünyayı keşfedebiliyorlar1. Buna karşılık güvensiz bağlanan çocuklar gelişimleri boyunca bu keşif süreçlerini güvenle gerçekleştiremedikleri için daha fazla sorun yaşayabiliyorlar. Özellikle düzensiz-güvensiz bağlanan çocuklarda davranış bozuklukları ve psikopatoloji görülme olasılığı daha yüksek oluyor1.

Yapılan araştırmalarda evlatlık çocuklarda daha sık güvensiz ve düzensiz-güvensiz bağlanma stilleri, ideal olmayan çocuk-ebeveyn ilişkileri, tepkisel bağlanma bozukluğu ve rastgele arkadaşlık davranışları olduğu görülüyor1, 3, 4, 5. Evlat edinilmiş çocukların arasında güvensiz-düzensiz bağlananların fazla olmasına aslında bu grupta yetimhanede yetişmiş çocukların sayısının daha çok olması sebep oluyor. Çünkü yetimhanelerden çıkmış evlatlık çocuklar, çok küçük yaşta biyolojik ebeveynlerinden ve yetimhanede karşılaştıkları bakıcılardan sürekli ve sık sık ayrılmak zorunda kalıyorlar1, 4. Temel ebeveyn bakımından yoksun kalmanın getirdiği stres, çocukların beyinlerinin stresle baş etmeyi sağlayan bölümünün diğer çocuklarınkine göre daha farklı çalışmasına ve strese uygun tepki verilmesini sağlayan kortizol hormonunun daha az salgılanmasına sebep oluyor8. Bu işlevsel farklılıklar, çocuklarda zihinsel hastalıklar görülmesine ya da strese yeterince uygun tepki veremedikleri için gençliklerinde daha riskli davranışlar sergilemelerine yol açabiliyor8.

Yetimhaneden çıkıp evlat edinilen çocuklarda yeni ebeveynlerle bağlanmanın oluşabilmesi ve çocukların işlevselliklerinde buna bağlı olumlu gelişmeler görülebilmesi için çocuk ile ebeveyn arasındaki ilişkinin çocuğun önceki bakıcılarıyla olan ilişkisinden farklı olarak stabil, tutarlı ve kaliteli olması gerekiyor. Yapılan bir araştırmada hayatlarının ilk yıllarını yetimhanede sık sık bakıcı değiştirerek geçirmiş çocukların -en uzunu dokuz ayda olmak üzere- %40’ının ilk 3 ay içinde yeni ebeveynlerine bağlandıkları görülüyor5. Ancak çocuklarda bu şekilde bağlanma davranışlarının gözlenmesi, bağlanma stillerinin kesin olarak güvenli olduğu anlamına gelmiyor. Romanya’daki yetimhanelerde yetiştikten sonra evlat edinilmiş çocuklarla yapılan bir araştırmada, Kanadalı çocuklar ve dört aylıktan önce evlat edinilmiş çocuklara kıyasla araştırılan grubun belirgin bir kısmının yeni ebeveynlerine daha güvensiz bağlandıkları ortaya çıkıyor6. Bu durum elbette çocukların evlat edinilmeden önce karşılaştıkları, bakıcılar tarafından ihmal edilmek gibi kötü deneyimlere oldukça bağlı.

Yetimhanedeki koşullardan ötürü güvensiz bağlanmaya yatkın olan bu çocukların yeni ebeveynleriyle güvenli bir bağ kurmaları zor görünüyor ancak imkansız değil. Bowlby’ye göre çocukların hayatlarındaki ilk beş yılda karşı karşıya kaldıkları ebeveynlik davranışlarının hassasiyetindeki değişimler, çocukların bağlanma stillerinde ve dünyaya bakış açılarında iyi yönde bir değişim sağlayabiliyor4. Yapılan araştırmalarda bir yaşından önce evlat edinilen çocukların biyolojik ebeveynleriyle yetişen çocuklarla aralarında bağlanma stilleri açısından kayda değer bir fark olmadığı görülüyor4, 6. Genel olarak, evlat edinilme yaşı ile bağlanma stilinin iyi yönde değişmesinin zorluk seviyesinin paralel gittiği düşünülüyor2. Bu duruma sebep olarak bir yaşından küçük çocukların yetimhanelerin kötü şartlarına uzun süre maruz kalmadan ve henüz bağlanma sistemleri gelişmekteyken yeni ebeveynleri tarafından bakım görmeye başlamaları görülüyor6. Ancak aynı paralellik düzensiz-güvensiz bağlanma stiliyle evlat edinilme yaşı arasında bulunmuyor, yaştan bağımsız olarak düzensiz-güvensiz bağlanma stili genellikle yoğun bir şekilde kötü muameleye maruz kalma sonucu oluştuğu için değişmesi de daha zor oluyor4.

Bu istisna göz ardı edildiğinde, evlatlık edinilen çocukların, biyolojik ebeveynleri tarafından yetiştirilen çocuklar gibi bağlanma stillerinin onları evlat edinen anneleriyle oldukça benzer olduğu görülüyor7. Yapılan uzun soluklu bir çalışma da erken ve orta çocukluk dönemlerinde annelerin çocuklarına gösterdiği hassas davranışların çocukların erken yetişkinliklerindeki bağlanma algıları üzerinde olumlu etkisi olduğunu ortaya koyuyor3. Bunun yanı sıra aslında ebeveynlerden en az birinin bile güvenli bir dünya görüşüne (state of mind) sahip olması, çocukların evlat edinilmeden önce yaşadığı travma ve mahrum kalmışlığa karşı koruma görevi görebiliyor7. Yani her ne kadar bağlanma stillerinin güvenliye dönmesi zor gibi görünse de geç evlat edinilen çocukların bile kurumların bakımı altından çıkıp sabit, korumacı ve ilgi gösteren bir aile tarafından bakım görmeleri sosyal ilişkilerinden bilişsel kapasitelerine ve zihinsel sağlıklarına kadar hayatlarının birçok alanındaki gelişimlerinde olumlu etkiler yaratıyor.

Yazan: Rengim Lal Kılavuz
Düzenleyen: Dr. Gizem Sürenkök
Kaynak: www.yakiniliskiler.com

Okumaya devam et

MAKALE

Müşteri memnuniyeti için öneriler

satın alma deneyimi, satın alma, pazarlama, müşteri, marka

Markalar müşterilerine iyi bir satın alma deneyimi yaşatmayı hedefler. Fakat maalesef bu konuda başarılı olan pek az şirket var. Peki, bu durum tam tersine nasıl çevrilir? İşte yanıtı…

İyi Müşteri Deneyimi Yaşatmak Neden Çok Zor?

İnsanın bir markayla ilişkisi sadece o ürünü kullandığı zaman yaşadıklarından ibaret değildir. Bilgi edinmek için internetten yaptığı araştırmalarla başlayan süreç; çağrı merkezi görevlileriyle konuşmalar, satın alma sırasında satıcıların tavırları ve satın alma yolculuğu sonunda yaşadıklarının toplamından oluşan bir marka deneyimidir.

Kısacası müşteri ve marka arasındaki ilişki bu “gerçeklik anlarında” yaşanan tüm adımları içerir.

Rekabetin gerisinde kalmamak için şirketlerin bu gerçeklik anlarının her birini incelemesi ve satın alma yolculuğunun her aşamasını müşteri için kolaylaştırması gerekir. Bunun için insanların motivasyonlarını, yapmak istediklerini anlayıp sonra da markayla ilişkiye girdiklerinde yaşadıkları zorlukları giderecek çözümler üretmesi lazımdır.

Bugün -maalesef- büyük şirketlerin birincil sorunu müşterilerin gerçekten ne istediklerini anlayamamalarıdır. Satın alma deneyimini iyileştirmek için bir araya gelen yöneticiler, çoğu zaman empati güçlerini kaybederler. Tüketicilerin de kendileri gibi insan olduğunu unuturlar. Çamaşır makinesi üreten bir şirket yöneticisi müşteri deneyimine odaklanmak yerine satış noktalarında yaşanan şirket sorunlarına odaklanır. Oysa her marka yöneticisi, günlük hayatta bir başka markanın tüketicisidir. Özel hayatında; o da yaptığı alışverişten şikâyet eden, aldığı ürünün fiyatından yakınan, gereğinde memnun kalmadığı ürünü iade eden olağan bir müşteridir. Fakat yönetici şapkasını giyip kurumsal bir kimliğe büründüğünde düşünceleri ve davranışları değişir. Müşterilerinin çamaşır yıkamakla ilgili gerçek sorunlarını çözmek yerine sosyal projeler üretmeye, toplumsal konulara duyarlılık kisvesi altında konu dışı alanlara kafa yormaya başlar. Tüketicinin bugünkü ihtiyaçlarını çözmek yerine ilgisiz konulara öncelik verir. Kendi kişisel hedeflerine veya kendi departmanının önceliklerine odaklanır.

Benzer şekilde müşteri deneyimini iyileştirmek için uluslararası danışmanlık şirketlerine büyük projeler yaptıran şirketler bile çoğu zaman kendi tüketicilerinin (müşterilerinin) ihtiyaçlarına yalın çözümler üretmek yerine mevcut sorunları daha da karmaşıklaştırırlar.

Oysa tüketiciler markaların vaat ettiklerini hakkıyla yerine getirmesini beklerler.

Dijitalleşmeyle, bugün pazarlama disiplini bir evrim geçiriyor. Satın alacağı ürünü internetten iyice araştıran, tüketici yorumlarını didik didik okuyan yeni nesil müşteriler markaların önüne farklı taleplerle gelmekte. Bütün şirketlerin bu talepleri iyi anlamaları, analiz etmeleri ve bunlara çözüm üretmeleri şart. Aksi takdirde bugünün insanına zorla iteleyerek ürün veya hizmet satmak mümkün değil.

Son yıllarda hayatımıza giren Inbound Pazarlama, modern insanın beklentilerine karşılık veren bir felsefeyi benimser. Yaklaşımı, dijital ortamda edindiği bilgi ile güçlenen modern müşterinin (tüketicinin) yapmak istediğini anlamak ve ona yol göstermektir. Inbound Marketing felsefesi eski usul yöntemler kullanarak, ısrarla bir ürün veya hizmeti zorla satmaya çalışan pazarlama anlayışının tam tersidir.

Inbound Marketing’in hedefi, markayı insanlara itelemek yerine onları markaya çekmek ve gönüllü bir şekilde markadan alışveriş yapmalarını sağlamaktır.

Inbound Pazarlama yöntemini uygulamak isteyen yöneticilere önerilerim şunlardır:

  • Markanın odağına insanı koy. Onun ne yapmak istediğini, amacını anla. Tüketicilerini veya müşterilerini “persona”lar ile tanımlayabilir, onları segmentlere ayırabilirsin ama unutma ki her biri senin benim gibi gerçek birer insandır. Dolayısıyla markanın müşterisinin önce insan sonra tüketici olduğu hatırla.
  • İnsanlar her gün kendilerine zorla bir şeyler satmaya çalışan yapışkan satıcılardan bıktı. Bu nedenle Web sitene ya da mağazana gelen insana hemen satış yapmaya çalışma. Onun ihtiyaçlarını anlayabilmek için sorman gereken bütün soruları sor. Ona bilgi vermekte cömert ol. Kendini bir satıcı gibi değil, o insana yardım etmek için görevlendirilmiş bir yetkili gibi gör.
  • Alışveriş yapan her insanı tedirgin eden birçok konu vardır. Yanlış ürüne veya hizmete para harcamak, verdiği karardan dönememek, satın aldıktan sonra markanın ilgisiz kalacağından endişe etmek… Bunlar insanların “acı noktalarıdır”. Her sektörde insanların markalardan alışveriş yaparken karşı karşıya kaldıkları sayısız acı noktası vardır. Kendi markan için bunların hepsini listele ve bunlara çözüm üret. Bugün Amazon, insanların bütün acı noktalarını çözdüğü için dünyada 1 numara olmuştur.
  • Eğer böyle davranırsan insanlar senin markana güven duyacak ve alışveriş yapmaya gönüllü olacaklardır. Markanı kendilerine zorla satış yapmaya çalışan diğer markalardan ayrı bir yere konumlayacaklardır.
  • Satın alma yaptıktan sonra senin markanla ilişkiye devam edecekler, kendi çevrelerine markanı tavsiye edeceklerdir.
  • Bütün bunları hayata geçirmek ve insanlara iyi bir alışveriş deneyimi yaşatmak için dijital teknolojileri hakkıyla kullan.

Dijital çağda istediği bilgiyi edinebilen, önünde sayısız seçenek olan, istediği markadan alışveriş yapabilen modern insana hitap edebilmek, onu markana çekebilmek, onun aklını ve gönlünü kazanabilmek, onun senin markandan can-ı gönülden alışveriş yapmasını sağlamak için gerekli dijital dönüşümü gerçekleştir.

Bu dijital dönüşümü gerçekleştirmeyen markaların bugünün dünyasında iyi bir alışverişçi deneyimi yaşatmaları ve ayakta kalmaları mümkün değil.

Yazar: Temel Aksoy
Kaynak: www.temelaksoy.com

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND