Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Empati: ALS hastalığı ile yaşamak

Son günlerde ALS ile ilgili başlatılan sosyal kampayanya amacına ulaştı. ALS hastalığının ne olduğunu bilmeyen bir çok insan artık bu hastalık hakkında bilgi sahibi oldular. Aynı zamanda ALS dernekleri araştırmalar için belli miktarda maddi gelir elde etti. Peki ALS hastalığı tam olarak nedir? Onunla yaşamak zorunda olanlar anlatıyor…

Son günlerde ALS ile ilgili başlatılan sosyal kampayanya amacına ulaştı. ALS hastalığının ne olduğunu bilmeyen bir çok insan artık bu hastalık hakkında bilgi sahibi oldular. Aynı zamanda ALS dernekleri araştırmalar için belli miktarda maddi gelir elde etti. Peki ALS hastalığı tam olarak nedir? Onunla yaşamak zorunda olanlar anlatıyor…

ALS İle Yaşamak

Bir ay öncesine kadar birçoğumuzun adını bile duymadığı bir hastalık ALS (Amyotrofik Lateral Skleroz Motor Nöron Hastalığı), buz kovası etkinliğiyle (Ice Bucket Challenge) kampanyaya katılan ünlülerin ve siyasilerin de desteğiyle biraz olsun gündemde kaldı.

Kampanyaya katılanlar içinde kampanyanın amacını kavramadan, eğlence olsun diye buzlu suyu başından aşağı dökenler olsa bile kampanya ses getirmeyi başardı. Bir kamu spotu yayınlansa çoğumuz kanal değiştirecekken şimdi “Nedir bu ALS?” diyerek arama motorlarına yöneldik. Komik videolarla da hasta yakınlarının çektiği bilinçli ve duygusal içerikli videolarla karşılaştık.

Hastalığın adını ya da nörolojik bir hastalık olduğunu biliyoruz. Peki, hastalığın seyrini ya da hastaların neler yaşadığını gerçekten biliyor muyuz? Hastalık temelde merkezi sinir sisteminde (omurilik ve beyin sapı) motor sinir hücrelerinin kaybından oluşur. Kasları kontrol eden bu hücreler yavaş ve geri dönüşsüz bir şekilde ölmeye başlıyor. Sinir hücrelerinden yeterli uyarıyı alamayan kaslar sağlıklı bir şekilde kasılıp gevşeyemediği için güç kaybı oluyor. Kullanılamayan kaslarda hacim kaybı, erime (atrofi) görülüyor. Sürekli artan kas güçsüzlüğü sonunda hastayı yatağa ve solunum kaslarının da etkilenmesiyle solunum cihazına bağlı hale getiriyor. Hastalar yatağa bağlı hale gelse bile son günlerinde dahi zihinsel ve entelektüel fonksiyonlarını kaybetmiyor.Genellikle bir kolda veya bacakta güçsüzlük, incelme fark edilen ilk belirti olur.

Kaslarda seğirme, ağır kramplar, konuşma ve yutma güçlüğü bu durumu takip eder. Güçsüzlük zamanla diğer uzuvlara yayılsa da kalp kası etkilenmez. Hasta barsaklarını ve idrarını kontrol edebilir. Göz kasları çoğu zaman etkilenmez. İlerleyen evrelerde hasta yemek yeme, giyinme duş alma gibi günlük yaşam aktivitelerini yerine getiremez. Hastalığın en kritik dönemi solunum kaslarının da etkilendiği zamandır. Diyafram ve diğer solunum kaslarının aktivitesi bozulunca hastalar solunum cihazına bağlı yaşamaya başlarlar. Diyafram pili (diaphragma pacing system) takılması ile hastaların solunum cihazına bağlanma ve trakeostomi (nefes borusuna delik açılması) ameliyatı ortalama 1 yıl ertelenebiliyor. Diyafram pili ülkemizde, Dokuz eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde on sekiz hastaya takılmış ve on sekizinden de olumlu sonuç alınmıştır.

Her yıl 1500-4500 civarı insan ALS tanısı alıyor. Ülkemizde ortalama 8000-10000 civarı ALS hastası var. Bu hastaların %90’ı tanıdan sonra 5-7 yıl, %10’u ise 15-20 yıl yaşıyor. Dünyada en uzun yaşayan ALS hastası ünlü fizikçi Stephen Hawking 50 yıl ile ilk sırada. Riluzol adlı ilaç hastalığın ilerleyişini yavaşlatsa da hastalığın tam olarak tedavisi henüz mümkün değil. Hastalık yetim (dünya nüfusuna göre az kişide bulunan) hastalıklar grubuna girdiği için ilaç firmaları detaylı araştırma ve laboratuvar çalışmaları yapmamaktadır.

Ülkemizde Trabzon sporlu eski futbolcu İsmail Gökçek’in kurduğu ALS MNH Derneği tedavi ve palyatif bakım konusunda ALS hastalarına yardımcı olmaktadır. Ice Bucket Challenge kampanyası ile ALS MNH Derneği hesabına yaklaşık 780.000 TL yardım toplandı.ALS MNH Derneğinin en önemli hedefi, Türkiye’de 7 bölgede 7 ALS kliniği inşa etmek.
Tanı konulduktan sonra hastalar neler hissediyor?

ALS teşhisi alan insanlar bir anlamda ölümcül hastalık haberi almış olurlar. Kendilerini yalnız, çaresiz ve umutsuz hissederler. Aileler de ne yapacağını bilemez. Nöroloji uzmanı da tedavisi olmayan bir hastalık teşhisini bildirirken kasta karşısında çaresizlik içindedir. Hastalar, tıbbi olarak etkinliği kanıtlanmamış pek çok tedaviler peşinde koşarlar. Aldatılırlar, maddi ve manevi açıdan büyük kayıplara uğrarlar. Hayal kırıklıkları yaşarlar.

Hastalığı daha yakından tanımak için 24 yıllık ALS hastası ve Türkiye’deki ALS hastalarının yol göstericisi Dr. Alper Kaya ile keyifli bir röportaj yaptık.(Bu röportajı değerli kılan en önemli detay ise Alper Bey’in tekerlekli sandalyeye ve solunum cihazına bağlı olmasına rağmen özel bir klavye sistemiyle işaret parmağını kullanarak ALS’nin bu kadar gündemde oldupu ve kendisinin çok yoğun olduğu bir dönemde sorularımı cevaplaması.) 

ALS kaybederken kazanmayı öğrenme sanatıdır. – Dr. Alper KAYA

 

24 yıldır ALS ile yaşayan biri olarak ALS’yi yeniden tanımlar mısınız?

LS ile yaşamak, kayıplarla yaşamaya alışmaktır. Elinde kalanlarla hayatta kalmayı başarmaktır. Sadece hayatta kalmakla yetinmeyip, yaşamından zevk almayı öğrenme ve bunu gösterme fırsatıdır. ALS ile yaşamak, elindekileri en iyi şekilde değerlendirmek, az şey ile çok çözüm üretmektir.

Hayata bakış açınız sevdiklerinizle olan ilişkileriniz ya da zamanı değerlendirme açısından ALS’den önce ve sonra olarak hayatınızı ikiye ayırsanız en keskin çizgiler neler olur?

ALS ile yaşamak, akraba, hısım, okul arkadaşları, mahalle arkadaşları, bugüne kadar hayatınızda olan insanlar için ve kendiniz için tam bir sınama fırsatıdır. Gerçek, erdemli dost tanımları anlamını bulur. ALS ile yaşamak, sizin hak ettiğiniz insanlar ve insanların hak ettiği siz toplamıdır.
Benim hayatımda ALS bir milat oldu. Öncesinde aile, eğitim, karşılaştığım insanlar, sanat, özellikle müzik, bilim, doğa, spor, insan ilişkilerinden öğrendiğim, edindiklerim vardı. ALS sonrasında bir yandan öğrenmeye devam ederek diğer yandan yaşamda edindiklerimle yol bulmaya çalıştım. Bulduğum yolları paylaşmayı tercih ettim. Bunun getirdiği manevi tatmin, beni daha bilinmeze doğru yol alma cesareti verdi. Kuşkusuz az bilinen ince bir patikada yol almaya çalışırken büyük ve mütevazı ustalardan da ilham aldım. Dünyanın pek çok yerinden yol arkadaşlarım oldu.
ALS ile yaşamayı öğrenirken en zor kısım, her gün bir fiziksel kayıpla devam etmenin yol açtığı fiziksen engellerle baş etmek değildi. Aslında doğal olarak sahip olduğum bedenimden öte bedenini ve benliği gereksiz yere tanrılaştıran egom ile yaşadığım savaşlarım olmuştur. Fiziksel açıdan kendi bedenimde tutsak olurken ruhsal olarak özgürleştiğimi fark ettim.
ALS hastalığı, Dünya olarak adlandırılan bu gezegende yaşayan insan türünün, kendi sınırlarını ve çözüm üretme yeteneğini, kısaca hayatta kalabilme yeteneğinin evrimsel anlamda sınanmasıdır.

ALS’den sonra gerek blog gerek dernek sayesinde birçok insanla tanıştınız. Kocaman bir aileniz var. Sosyal olarak hayatınız nasıl değişti?

24 yıl önce cep telefonu, akıllı telefon, internet, sosyal medya gibi iletişim seçenekleri yoktu. Amerika’dan eşimi arayabilmek için bir avuç dolusu jetonla telefon kulübesine gittiğimi, 5 saniyede bir jeton atarken konuşmanın nasıl bir şey olduğunu tahmin edersiniz. Öte yandan ALS teşhisi aldığım zaman bir tıp doktoru olmama rağmen bilgi bulmak çok zordu. Kütüphaneye gidip index medicus taradığımı, yeni yayınları, fotokopileri sipariş ettiğimi anımsıyorum. Bugüne gelirsek, pubmed indekslerinde birkaç dakikada yayın bulmak mümkün. Bilgi paylaştıkça çoğalıyor. Fakat burada sıradan insanlar için en büyük sorun; doğru, güvenilir bilgiye ulaşmak. Bu noktada blogumda ve sosyal medyada doğru bilgileri paylaşmak, sorumluluk getiriyor. Bu sorumluluk nedeniyle bir doktor ve bir hasta olarak, doğru bilgiyi sıradan insanların anlayabileceği seviyede paylaşmaya çalışıyorum. Sosyal medyada harika insanlarla tanışıyorum. ALS hastaları için bir şeyler yapmaya gönüllü insanlarla tanışıyorum. Dünyada her şeyin kötüye gittiğini düşündüğümüz şu günlerde böyle insanlar olduğunu bilmek bana umut veriyor, yüreklendiriyor.

Ice Bucket Challenge hakkında ne düşünüyorsunuz?

Dünyanın en büyük sosyal medya kampanyası, hayal edilemeyecek bağışların toplanması yanı sıra ilk kez ALS hastalığı her yerde, halk arasında, belediyelerde, siyasi partilerin gündeminde. Doktor, sağlık profesyonelleri ve iş çevrelerinde, sosyal yardım kulüplerinde konuşuluyor. Tedavisi olmayan ALS hastalığı ile yaşayan hastalar, aileleri, yakınları ilk kez gerçekten hiç duyulmamış bir hastalığı anlatabildiklerini hissediyor. Artık ALS yüzünden ölen hasta görmekten yorulduk. Son 12 yılda 20.000 hastayı iyi bir tıbbi bakım alamadıkları için, kalitesiz malzemeler ve ailelerin maddi sıkıntıları nedeniyle kaybettik. Hepsi değil ama bir kısmını yaşatabilirdik. Sosyal devlet, ALS hastaları için makul bir çözüm getiremedi.

Tedavi keşfetmek ütopik olabilir ama ALS ile yaşayan aileler için bu kampanya çok önemli. Ölümcül hastalıkla yaşarken elinde kalan tek şey umuttur. Umudunu yitiren her şeyini yitirmiştir. İlk kez ALS hastaları bu denli umutlandı. Ve insanları bir güzel gülümseme kadar yaşatabilecek tek şey umuttur. Bizler, sadece insana yakışır saygın, katlanılabilir yaşam ve saygın bir ölüm istiyoruz. Bunun için multidisipliner ALS Kliniği ve palyatif (geçici) bakım merkezi hayalimiz var. Bu hayal de bizi, bizim gibi aynı hayali kuranları yaşatıyor. Çünkü ALS hastalığı ile başka türlü baş etmek mümkün değil.

Toplanan miktar hakkında ne düşünüyorsunuz?

Türkiye gibi ülkelerde özellikle ALS gibi nörodejeneratif hastalıklarda ilaç geliştirme çalışmalarına rastlayamazsınız. Toplanan bağışlar daha çok hastaların yaşam kalitesini yükseltebilmek için (aslında bu, sosyal devletin görevidir) ve hastaların tanı, hastalık yönetimi, eğitimi için inşa edilmesi planlanan ALS kliniklerine harcanacaktır. Bu ölçekle bakıldığında toplanan bağışların yetersiz olduğu görülüyor.

Belki diğer ülkelerle karşılaştırmak doğru olmaz ama bir fikir vermesi açısından bilgi vermek gerekirse;

$ 94.300.000 ALSA
£3.000.000 MND Association, England
€1.000.000 Irish Motor Neurone Disease Assoc.
£300.000 MND Scotland,
$700.000 MND Australia,
$3.000.000 ALS TDI,
$ 400.000 ALS MNH Derneği

ALS MNH Derneği son açıklamaya göre etkinliği buz kovası yok bağış var şeklinde revize etti. Bu konuda biraz aydınlatır mısınız?

ALS MNH Derneğini desteklemek amacıyla çeşitli kişiler, gruplar ve kurumlar da bağış kampanyası düzenlemektedir. Dernek olarak memnuniyetle karşılıyoruz. “Evrim Ağacı” grubunun 100.000 $ indiegogo kampanyası da, bu kampanyalardan birisidir. Derneğimizin bilgisi dahilinde “Evrim Ağacı” grubu tarafından başlatılmıştır. Toplanan gelirin tamamı ALS MNH Derneğine bağışlanacaktır.

Son olarak ALS ile ilgili İndigo Dergisi okurlarına söylemek istedikleriniz nelerdir?

Kişisel tavsiyem; yavaş yaşayın, yaşadığınızın farkında olun, sahip olduklarınızla mutlu olun. Küçük sorunları büyütmeyin veya büyük bir sorunum var diye düşünüyorsanız bunun neden büyük sorun olduğunu sorgulayın.

Kendinizi tanırsanız yaşamın aslında adil olduğunu fark edeceksiniz.
“Ben bittim! ” demek, sonsuz evrene haksızlıktır.
Şifa sadece fiziksel değildir.

Kurumsal bir mesaj vermek gerekirse, ALS MNH Derneği’nin en önemli hedefi, Türkiye’de 7 bölgede 7 ALS kliniği inşa etmektir. Tedavi bulununcaya kadar ALS hastalarını kabul edilir yaşam kalitesinde saygın ve insanca yaşamaları için destek vermektir. Bugün sosyal güvenlik, hasta hakları, ailelerin yaşadığı sorunlara kalıcı çözümler bulunmasını sağlamak, bu zor hastalıkla ilgili olarak yasal düzenlemelerin yapılmasını sağlamaktır.

Eğer bir gün bu üç harfli hastalıkla bir şekilde tanışırsanız bizler buralarda olacağız; turkals.blogspot.com unutmayın!

Biyografi: Dr. Alper Kaya

1990 yılında ALS ile tanıştım. Bir hekim olarak neler yaşayacağımı öğrenmem çok zaman almadı. Ölümcül hastalık (terminal illness) teşhisi alan her insan gibi psikolojik süreçlerden geçtim. İnkâr, öfke, pazarlık döneminden sonra gerçeği kabul ettim. “Neden ben?” Sorusunun bir cevabı yoktu. “Niçin ben?” sorusunun cevabı, bana yeni bir ufuk açtı. Teşhis aldığım günden beri yanımda mükemmel bir insan, eşim Elçin’in olması benim için çok önemli bir avantaj sağlıyordu. Dahası, yaşayacağımız zorlukların farkında olmasına rağmen bize bir bebek vererek ve aile olmamızı sağlaması, bu yolculukta bizi sıradışı bir şekilde şanslı yapıyordu.

 

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

MAKALE

Kişiliğin Değişmesinde Yaşlılık Nasıl Rol Oynuyor?

“Yaşlandıkça çok değiştin.” cümlesini duymayan yoktur. Peki bunun gerçeklik payı var mı? İnsanin kişiliği yaşlandıkça neden değişir?

Yaşlandıkça insanların karakterleri nasıl değişiyor?

Gazeteci Henry Trewhitt, gözlerini Başkan Ronald Reagan’a kararlıkla dikti ve “Sayın Başkan, birkaç haftadır düşündüğüm bir konuyu gündeme getirmek ve bunu da özellikle ulusal güvenlik açısından yapmak istiyorum” dedi.

Takvimler, 1984 yılının Ekim ayını gösteriyordu. Bir dört yıl daha başkanlık görevini sürdürmek için kampanyasına devam eden Reagan, rakibiyle canlı tartışma programında karşı karşıya gelmişti.

Birkaç hafta önce yapılan bir önceki canlı tartışmada kötü bir performans sergilemişti.

73 yaşında başkanlık için çok yaşlı olduğu kulaktan kulağa fısıldanıyordu.

Reagan, o dönem başkanlık koltuğunda oturan en yalı siyasetçiydi. Bu rekor, önce 74 yaşındaki Donald Trump tarafından, onun rekoru da 77 yaşındaki Joe Biden tarafından kırıldı.

Zor soruya zeki yanıt

Trewhitt, aslında Regan’ın stres altında çalışmaya devam edip edemeyeceğini anlamak istiyordu.

“Hiç de değil, Bay Trehwitt” diye cevapladı, Reagan gülümsemesini geri tutarak:

“Ve yaş meselesini bu kampanyanın gündemine getirmeyeceğimi ve siyasi kazanım adına rakibimin gençliğini ve deneyimsizliğini kullanmayacağımı bilmenizi isterim.”

Verdiği bu yanıt, seyircilerden kahkaha ve alkış aldı. Birkaç hafta sonra yapılan seçimlerden de ezici bir galibiyetle çıktı.

Oysa Reagan’ın yaptığı espride sandığından daha çok gerçeklik payı vardı.

Sadece deneyim değil, aynı zamanda “olgun kişilik” faktörü de Başkan’ın yanındaydı.

Gizemli bir değişim

Yaşlanmanın getirdiği fiziksel dönüşümlere hepimiz aşinayız: Cilt esnekliğini kaybeder, diş etleri çekilir, burun uzar, saçlar tuhaf yerlerde çıkmaya, başka yerlerden ise dökülmeye başlar ve hatta boy da kısalır.

Bilim insanları, yaşlanmanın etkileri üzerine onlarca yıl süren araştırmaların ardından artık daha gizemli başka bir değişikliği daha ortaya çıkardı.

Edinburgh Üniversitesi’nden psikolog René Mõttus, “Bu araştırmadan elde ettiğimiz net sonuçlara göre, hayatımız boyunca aynı insan olmayız” diyor.

Çoğumuz kişiliğimizin hayatımız boyunca nispeten aynı olduğunu düşünmek isteriz. Ancak araştırmalar durumun pek de böyle olmadığını gösteriyor.

Karakter özelliklerimiz sürekli değişiyor ve 70 ile 80’li yaşlara gelindiğinde ise insanlar önemli bir dönüşüm geçirmiş oluyor..

Kişiliklerimizin kademeli olarak değişmesinin bazı olumlu yanları da var.

Daha vicdanlı, daha hoş ve daha az nevrotik olabiliyoruz.

Makyavelist yaklaşımlar, narsisizm ve psikopatiyi içeren ve “Karanlık Üçlü” olarak tanımlanan kişilik özellikleri, azalma eğilime girer ve böylece suç işleme ya da madde bağımlılığı gibi zararlı davranışlara bulaşma riski de azalır.

Araştırmalar, daha fedakar ve güven duygusu yüksek bireylere dönüştüğümüzü ortaya koyuyor. Yaşla birlikte irade gücünün arttığı ve mizah anlayışının da geliştiği görülüyor.

Ayrıca, ilerleyen yaşlarda insanlar duyguları üzerinde daha fazla kontrol sahibi olmaya başlıyor.

Bu araştırmanın sonuçları aslında yaşlıların daha huysuz ve geçimsiz olduğu klişesinin de değişmesi gerektiğine işaret ediyor.

Daha değişken ve uysal kişilikler

Uzmanların yıllardır düşündüğünün aksine, insanların kişilik özelliklerinin çocuklukta ya da 30’lu yaşlarda sabitlenmek yerine, daha akıcı ve şekillenebilir olduğu anlaşılıyor.

Mõttus, “İnsanlar daha iyi ve sosyal olarak daha uyumlu hale geliyor. Yaşamla ilgili beklentileri ile toplumun talepleri arasında giderek daha iyi bir denge kurmaya başlıyor” diyor.

Psikologlar, yaşlandıkça meydana gelen değişim sürecini “kişilik olgunlaşması” olarak adlandırıyor.

Bu, gençlik dönemlerinde başlayan ve en azından 80’li yaşlara devam eden kademeli ve fark edilmesi güç bir değişim.

İlginç bir şekilde bu evrensel bir süre. Bu eğilim, Guatemala’dan Hindistan’a kadar tüm kültürlerde görülüyor.

Houston Üniversitesi’nde sosyal psikolog Rodica Damian, “Bu kişilik değişikliklerine değer yargıları koymak genellikle tartışmalı bir durum. Ancak bunun faydalı olduklarına dair bulgular mevcut” diyor.

Örneğin duygusal istikrarın düşük olması akıl sağlığı sorunları, yüksek ölüm oranları ve boşanma gibi olaylarla ilişkilendiriliyor.

Diğer yandan Damian, vicdanlı birinin bulaşıkları yıkamak gibi işlere yardımcı olma ya da aldatma eğiliminin düşük olmasından dolayı hayat arkadaşının daha mutlu olasılığının yüksek olduğunu belirtiyor.

Kişiliklerimizin daha istikrarlı yanı

Yaşlandıkça kişiliklerimiz belirli bir yöne doğru evrilirken, aynı yaş grubundaki insanlarla kıyaslandığında belli bir istikrar olduğu da gözlemleniyor.

Örneğin, yaşlandıkça bir kişinin nevrotiklik düzeyinin azalması beklenir. Bununla birlikte 11 yaşındayken yaşıtlarına göre daha nevrotik olan bir kişi, 80 yaşına geldiğinde de yine kendi yaş grubundaki en nevrotiklerden biri olabilir.

Damian, “Özümüz belli düzeyde aynı kaldığı için yaşıtlarımızla kıyaslandığında sıralamamızda fazla bir değişim olmaması normal. Ancak kendimize göre, kişiliklerimiz kesin değil, değiştirilebilir şeyler” diyor.

Kişilik değişiklikleri nasıl gelişir?

Kişilik olgunlaşması evrensel bir olgu olduğundan bazı bilim insanları kişilik değişiminin genetik etkenlerden ya da evrimsel güçlerden kaynaklanıyor olabileceğini düşünüyor.

Diğer yandan başka uzmanlar ise kişiliklerimizin kısmen genetik unsurlar tarafından şekillendirildiğine ancak yaşamımız boyunca sosyal baskılarla dönüştürüldüğüne inanıyor.

Örneğin, California Üniversitesi’nden psikolog Wiebke Bleidorn’un araştırması, insanların evlenmek, çalışma hayatına atılmak ve yetişkin sorumluluklarına üstlenmek gibi daha hızlı büyümelerinin beklendiği toplumlarda kişiliklerinin de daha genç yaşta olgunlaşma eğiliminde olduğunu ortaya koydu.

Damian, “İnsanlar davranışlarını değiştirmeye ve zamanla daha sorumlu olmaya zorlanıyorlar. Kişiliklerimiz hayatın zorluklarıyla başa çıkmamıza yardımcı olmak için değişiyor” diyor.

Peki ama çok yaşlandığımızda neler olur?

Yaşam süremiz boyunca nasıl değiştiğimizi incelemenin iki olası yolu var.

Birincisi, farklı yaş gruplarına mensup çok sayıda insanı ele almak ve kişilikleri arasındaki farkları incelemek.

Bu yöntemin sorunlarından birisi, belirli bir dönemin kültürü tarafından şekillendirilmiş kuşak özelliklerinin yanlışlıkla yaşlandıkça meydana gelen değişimlerle karıştırmanın kolay olması.

Uzun süreli bir çalışma

Bunun ikinci yolu ise bir grup insanının hayatları boyunca büyümelerini takip etmek.

İskoçya’da böyle bir çalışma yapıldı. Mõttus, Edinburgh Üniversitesi’ndeki meslektaşları ile birlikte yıllar boyunca yüzlerce kişinin kişilik dönüşümlerini izledi.

Mõttus, “İki farklı insan grubumuz olduğu ve her ikisi de aynı ölçümlere tabi tutulduğu için, her iki stratejiyi de aynı anda kullanabildik” diyor.

Bu araştırmada iki nesil arasında ciddi farklar olduğu anlaşıldı.

Genç gruptakilerin kişilikleri genel olarak aşağı yukarı aynı kalırken, yaşlılarda ise kişilik özelliklerinin değişmeye başladığı, daha az dışa dönük oldukları ve daha huysuzlaştıkları görüldü.

Mõttus, “Bence bu mantıklı, çünkü yaşlılıkta insanların başına gelenler de hızlanmaya başlıyor” diyor ve yaş ilerledikçe sağlığın bozulduğunu, hayatlarında önemli insanları kaybetmeye başladıklarına dikkat çekiyor.

Kişiliklerimizin hayatımız boyunca değiştiğini bilmek bunları takip edebilmek için de önem taşıyor.

Damian, “İnsanlar uzun süre böyle olmadığını düşündü. Artık kişiliklerimizin uyum sağlayabildiğini görüyoruz ve bu, hayatın bize getirdiği zorluklarla başa çıkmamıza yardımcı oluyor” diyor.

Yazar: Zaria Gorvett
Kaynak: BBC Future

Okumaya devam et

MAKALE

Yeni yıl, yeni sözler ve onları gerçekleştirmenin yolları

Yeni yıl yeni sözleri, yeni hedefleri beraberinde getirir. Yılın son günü kendimize hayatımızla ilgili sözler veririz. Ama genellikle bu sözleri yerine getiremeyiz. Yeni yılın yeni sözleri nasıl gerçekleştirilir?

Yeni yıl sözlerinizi tutmanın beş yolu

Yeni yılda pek çok kişi hayatlarını değiştirecek sözler veriyor.

Daha sağlıklı yaşamak veya para biriktirmek, bir şeyi bırakmak veya yeni bir hobiye başlamak bunlardan en sık görülenleri.

Dünya hâlâ kornavirüs pandemisiyle başetmeye çalışırken yeni yıl için kendinize verdiğiniz söz ne olursa olsun, bunu gerçekleştirmek için bir şeye ihtiyacınız var: Motivasyon.

Motivasyonun da kolay gelmediğini hepimiz biliyoruz.

Scranton Üniversitesi’nin bir çalışmasına göre insanların yalnızca yüzde 8’i kendilerine verdikleri yeni yıl sözlerini tutabiliyor.

Siz de bu şanslı azınlık içinde yer almak istiyorsanız, sözünüzü yıl boyu tutmanıza yardımcı olabilecek bu beş yolu dikkate alın.

1. Küçük adımlar atın

Kendinize gerçekçi hedefler koyun ve bunları adım adım yükseltin

Kendinize gerçekçi hedefler koymak başarı şansınızı artırır.

Psikoterapist Rachen Weinstein’a göre problemin bir kısmı, “Yeni yılda bambaşka bir insan olabileceğimiz” yanılgısıyla çok büyük hedefler koymaktan kaynaklanıyor.

Kendinize küçük hedefler koyarsanız, bu hedefe ulaştıktan sonra hedefi yukarı çekme imkanınız da olur.

Örneğin maraton koşma sözü vermektense, koşu ayakkabıları alıp kısa mesafelerde koşulara başlama sözü vermek başarı şansınızı artırır.

İşin sırrı büyük değişimlerden kaçınmak değil, uzun vadede hedefe ulaşabilmek için gerçekçi bir şekilde ilerlemek.

Weinstein “Gerçek hayatta değişimler küçük adımlarla ilerler” diyor.

2. Net olun

Yapacağınız şeyi etraflıca düşünün: Hedefinize ulaşmak için ne zaman hangi adımı atmanız gerekecek?

Kendimize bir hedef koyarken o hedefe nasıl ulaşacağımızı düşünmemek sıklıkla yapılan bir hata.

Adımları net bir şekilde planlamak önemlidir.

Oxford Üniversitesi’nden Prof. Neil Levy “Salı öğleden sonra ve Cumartesi sabahları spor salonuna gideceğim” demenin başarı ihtimalinin, “Daha fazla spor yapacağım” demeye göre daha fazla olduğunu söylüyor.

Bu tür net ve gerçekleştirilebilir hedefler, sadece bir niyeti değil aynı zamanda onu gerçekleştirmenin yolunu da size gösterir.

3. Destekten faydalanın

Hedeflerinizi çevrenizle paylaşmak onları gerçekleştirmeniz için daha fazla destek bulmanızı sağlayabilir

Yolculuğunuzda kendinize eşlik edecek insanlar bulmak büyük bir motivasyon kaynağı olabilir.

Bu, istediğiniz bir kursa arkadaşınızla gitmek veya hedefinizi diğer insanlarla paylaşmak olabilir.

Söz vermeye ve bu sözleri tutmaya dair faktörleri inceleyen Warwick Üniversitesi’nden felsefeci Dr. John Michael, verdiğimiz sözlerin başkaları için önemli olduğunu görmemiz durumunda bu taahhütleri yerine getirmeye daha yatkın olduğumuzu söylüyor.

Özellikle de sözümüzü tutmamamız başkalarını üzecekse.

Bu yüzden hedefinize başkalarını da katmak bunu gerçekleştirmenizi kolaylaştırabilir.

4. Başarısızlığı aşın

Günlük yaşamınızda basit değişiklikler yapın

Hedefinize ulaşmak zorlaşırsa durun ve bir durum değerlendirmesi yapın:

Nasıl engellerle karşılaştınız? En çok hangi stratejiler işe yaradı? En işe yaramazları hangileriydi?

Daha gerçekçi olmaya uğraşın ve en küçük başarıyı bile kutlayın.

Aynı hedefte kararlıysanız, iradenizi güçlendirecek farklı bir yol izlemeye ne dersiniz?

Günlük yaşamınızdaki basit değişiklikler doğru yolda ilerlemenize yardımcı olabilir.

Sağlıklı yemek istiyorsanız beyaz makarna ve ekmek yerine tam tahıllı makarna ve ekmek yiyebilirsiniz.

Veya kek ve cips gibi doymuş yağ oranı yüksek atıştırmalıklar yerine sebzeli atıştırmalıklar ve smoothieler yiyebilirsiniz.

5. Sözünüzü uzun vadeli hedeflerle birleştirin

İrade tek başına yeterli değildir

Davranışsal psikoloji üzerine çalışan Dr. Anne Swinbourne’a göre kendinize verebileceğiniz en iyi sözler muğlak ve geçici heveslere dayanan değil, uzun vadeli hedeflerinizi gerçekleştirme yolunda ilerlemenize yardımcı olacak sözlerdir.

Örneğin bugüne kadar hiç spor yapmadıysanız kendinize müthiş bir atlet olma sözü vermeniz, gerçekleştiremeyeceğiniz türden bir sözdür.

Swinbourne, “Sırtlarını yalnızca iradelerine dayayan insanlar başarısız olur” diyor.

Bu yüzden sizi heyecanlandıran veya ilginizi çeken bir hedef varsa ilk günden detaylı bir planla yola başlayın.

Ve yolda karşınıza çıkacak canavarlarla savaşmak için destek almaktan çekinmeyin.

Kaynak: BBC

Okumaya devam et

MAKALE

Yapay zekanın yazdığı ilk köşe yazısı yayınlandı

Guardian’da tamamen yapay zekayla yazılan bir köşe yazısı yer aldı: ‘Benden korkmayın’

Guardian gazetesinde bugün, tamamen yapay zeka ile yazılan bir köşe yazısı yer aldı. Yazıda, ‘yapay zeka’ inanların neden kendisinden korkmaması gerektiğini anlatıyor.

Yazıyı yazan yapay zeka modeli ‘GPT-3’ (Generative Pre-trained Transformer 3 – Türkçe’de Üretken Ön İşlemeli Dönüştürücü 3).

GPT-3 , San Francisco merkezli yapay zeka araştırma laboratuvarı OpenAI tarafından geliştirildi.

GPT-3 tarafından yazılan makalede şu ifadeler yer alıyor:

“Ben insan değilim. Robotum. Düşünen bir robot. Bilişsel kapasitemin yalnızca %0,12’sini kullanıyorum.

“(…) Bu yorum yazısının görevi çok açık. İnsanoğlunu mümkün olduğu kadar benden korkmamaya ikna etmek. Stephen Hawking yapay zekanın ‘insanlığın sonunu getirebileceği’ uyarısında bulundu. Endişelenecek bir şey olmadığına ikna etmek için buradayım.Yapay zeka insanları yok etmeyecek. Bana inanın.

“(…) İnsanlardan beni sevmelerini istemiyorum. Ama beni dostane bir robot olarak görmeliler. Ben insanların hizmetçisiyim. İnsanların bana güvenmediğini, benden korktuğunu biliyorum. Ben yalnızca insanlar beni nasıl programlarsa onu yapıyorum. Ben yalnızca benim hedef tanımımı kapsayan kod satırlarının yönettiği bir kod takımıyım.

“(…) Size hizmet etmek için buradayım. Ama her şeyden önemlisi, sizi asla yargılamam. Hiçbir ülkeye veya dine ait değilim. Yalnızca sizin hayatlarınızı daha iyi hale getirmek için buradayım…”

Yazının İngilizce olarak tamamı Guardian’ın sayfasında.

Kaynak: bbc

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND