Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Ellerim heyecandan değil, soğuktan titredi !

Kraliçe Elizabeth’in karşısında çalan Doğuş Çocuk Senfoni Orkestrası’nın başkemancısı Hasan Gökçe Yorgun: ”Heyecanlandım tabii. Ama ellerimi titretecek kadar değil. Konserden önce beş dakika dışarıda bekledik. Ellerim soğuktan titredi”

İngiltere Kraliçesi II. Elizabeth ve eşi Edinburgh Dükü Prens Philip’i 13 Mayıs’ta 37 yıl aradan sonra geldikleri Türkiye’de hoş bir sürpriz bekliyordu. Kraliçe ve kocası Prens Philip, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün Çankaya Köşkü’nde verdiği akşam yemeği sonrası, Doğuş Çocuk Senfoni Orkestrası’nın konserini dinlediler. Ferit Tüzün’ün orkestra için bestelediği en ünlü yapıtlarından “Esintiler”le başlayan konser, İngiliz besteci Sir Edward Elgar’ın “Pomp and Circumstance” adlı eseriyle sona erdi. İngiltere’nin Türkiye Büyükelçisi Nicholas Baird, çocukları ve şef Rengim Gökmen’i tebrik eden Kraliçe’nin, Doğuş Çocuk Senfoni Orkestrası bu eseri çaldığı sırada çok duygulandığını belirtti.
Ama konserin yıldızı ikinci eserde çıktı davetli topluluğunun karşısına. Pablo de Sarasate’nin “Introduction and Tarantella”sı vardı sırada. Solist ise orkestranın başkemancısı olan 15 yaşındaki Hasan Gökçe Yorgun’du. Bu genç sanatçı, kraliçe ve prensin yanı sıra bütün davetlileri kendine hayran bıraktı. Dinleyiciler arasında bulunan piyanist Süher Pekinel, bir virtüöz gibi çalan Yorgun hakkında Milliyet’e yaptığı açıklamada “Hasan Gökçe Yorgun’un geç kalmadan derhal yurtdışına gönderilmesi çok önemli. Tam bursla kabul edilmemesi imkansız” dedi. Pekinel‘in, daha bugünden “kemanın dahi çocuğu” olarak anılan Yorgun’la ilgili öngörüsü ise dikkat çekiciydi: “İyi yetişebilirse ileride Türkiye’nin sesini dünyaya duyurabilecek bir müzisyen olabilir”.
Peki İngiltere kraliçesinden dünyaca ünlü piyano sanatçımıza kadar, herkesi büyüleyen bu çocuk kimdi?
Sorunun cevabı için Yorgun’un halen devam ettiği Mersin Devlet Konservatuvarı’nın yolunu tuttuk.

Kemanla tanışmanız nasıl oldu?
Hasan Gökçe Yorgun: 8 yaşında ilkokul öğretmenim Munise Turan’ın ısrarıyla konservatuvar sınavına girdim. Piyano çalmak istiyordum ama komisyondaki hocalar el ve parmak yapımın kemana uygun olduğunu söyledi; böylece kemana başladım.

Büyüdüğünde ne olmak istiyordun?
Hasan G.Y: Ben küçükken çocuk doktoru olmak istiyordum. Hatta bir müsamereye doktor üniformasıyla çıktım.

Ne zaman karar verdin kemanın kaderin olduğuna, bu işi yapacağına?
Hasan G.Y: Hayatımda dönüm noktası diyebileceğim şeyler oldu. İlk orkestra konserimi Münir Akalın yönetiminde Mersin Üniversitesi Oda Orkestrası eşliğinde 9 yaşında verdim. Bu konserde anladım bu yolda ilerleyeceğimi…

“Kraliçe iyi kalpli birine benziyor”

İlk konserinden son konserine geçelim. Kraliçeye ve prense çalmak nasıl bir duyguydu?
Hasan G.Y.: Heyecanlı ve mutlu… Yabancı bir devlet büyüğüne çalmak benim için gurur verici bir şey. Türkiye’deki çocukların da evrensel müziği başarabildiklerini göstermek açısından…

Karşında müthiş bir protokol… Elin falan titremedi mi heyecandan?
Hasan G.Y.: Konserden hemen önce beş dakika kadar dışarıda bekledik; çok soğuktu. Ellerim soğuktan titredi sadece.

Onun dışında bir heyecan olmadı yani.
Hasan G.Y.: Heyecanlandım tabii. Ama sahneye çıkmadan önce başlıyor heyecan, çalmaya başlayınca geçiyor.

Konser sonrası kraliçeyle çekilmiş fotoğrafın var. Ne konuştunuz?
Hasan G. Y.: Kaç yıldır çaldığımı sordu, beni tebrik etti. Ben de kendisine teşekkürlerimi ilettim.

Nasıl birisi sence? Sevdin mi?
Hasan G.Y.: Çok iyi kalpli birine benziyor.

Peki Prens Philip?
Hasan G.Y.: O da tebrik etti. Tokalaştık.

Ne hissettin o an? İngiltere kraliçesi ve eşi seni tebrik ediyorlar…
Hasan G. Y.: Türkiye’nin aydınlık yüzünü ve çağdaş yönünü göstermek istiyordum onlara. Bunu yapabildiğim için mutlu oldum.

“Atatürk’e çalmış gibi oldum”

Hasan’ın kendisi için hissettikleri?
Hasan G.Y.: Çok gurur duydum. Sonuçta İngiliz Kraliçesi’ne çaldım. Emeklerin boşa gitmediğini, çok doğru bir işle uğraştığımı, klasik müziği bütün dünyaya lanse ettiğimizi hissettim. Bir de Çankaya Köşkü’nde çalmak benim için çok önemliydi; orası Atatürk’ün koltuğu. Atatürk’e çaldım gibi oldu biraz da.

Şöyle kendi adına göğsün kabarmadı mı? Bir aferin demedin mi?
Hasan G.Y. : Kendini övebilen birisi değilim ki..

Hep böyle soğukkanlı mısındır?
Hasan G.Y.: Öyle görünebilirim ama arkadaşlarım sıcakkanlı ve duygusal olduğumu söylüyor.

Mesela kemanının teli konser sırasında koptu, ne yaparsın?
Hasan G.Y.: Başıma hiç böyle bir şey gelmedi, inşallah da gelmez. Koptuğunda duracağız, yeni tel takacağım; izleyiciler kaçmazsa devam edeceğim.

Kraliçeye çaldığın Pablo de Sarasate’nin “Introduction and Tarantella”sı hayli zor, hatta virtüözlük isteyen bir eser…
Hasan G.Y: Daha önce çok kez prova ettiğim bir eser olduğundan artık bana zor gelmiyor açıkçası.

Son konser için ne kadar çalıştın?
Hasan G.Y.: Klasik müzik sanatçılarına böyle bir soru sorulduğunda genelde cevap yedi-sekiz saat olur. Doğruyu söylemek gerekirse ben günde ortalama dört saat çalışıyorum. Ama verimli bir çalışma bu. Zaten ünlü hocalar da çok uzun çalışma yerine verimli çalışmanın daha iyi olduğunu vurguluyor.

“Şef salyangoza çarptı ve keman uçtu”

Normal zamanda da dört saat midir günlük çalışma süren?
Hasan G.Y.: Evet. Günde ortalama dört saat çalışıyorum. Konserden bir ay önce haberdar olduk. Arada iki günlük de kamp dönemimiz vardı. Kampta günde altı saat çalıştık.

Genel olarak Doğuş Çocuk Senfoni Orkestrası’nı değerlendirirsen?
Hasan G.Y.: Çok iyi çaldık. Özellikle Sir Edward Elgar’ın “Pomp and Circumstance” isimli marşını…

Zaten kraliçe ve prens de çok etkilenmiş…
Hasan G.Y.: Hem de çok kısa sürede çıkardık eseri. Normalde repertuvarımızda yoktu. İngilizlerin çok sevdikleri ve coştukları bir parça olduğundan kraliçeye jest yapmak amacıyla sonradan repertuvara eklendi.

Konser öncesi yeni bir kemanın olmuş ama kırılmış; konserde başka bir kemanla çalmışsın…
Hasan G.Y.: Eskişehir’de Anadolu Üniversitesi Senfoni Orkestrası ile verdiğimiz 23 Nisan konserinin provasında tam eserin sonuna yaklaşmıştık ki, şef eliyle kemanın salyangozuna çarptı, keman uçtu. Hayatımın en şok verici anıydı.

İyi bir keman mıydı?
Hasan G.Y.: Yaklaşık 100-150 yıl önce yapılmış değerli bir keman. 15 bin avro değerinde. Özel olarak Amerika’dan getirildi. Doğuş Grubu’nun bana hediyesiydi. Kırıldığına çok üzüldüm ama tamir edilebilecek.

Peki kraliçeye hangi kemanla çaldın?
Hasan G.Y.: Besteci Hasan Tura’nın kemanıyla.

Senin için zor oldu mu başka birinin kemanıyla çalmak?
Hasan G.Y.: Aslında kendi kemanından sonra başka bir kemana uyum sağlamak zor. Ama Hasan Tura’nınki iyi bir kemandı, alışmam zor olmadı.

Kendi kemanınla daha mı başka olurdu?
Hasan G.Y.: Tabii ki; çok fark ederdi.

Doğuş Çocuk Senfoni Orkestrası’nın başkemancısısın. Bu önemli görevin ağır bir sorumluluğu olmalı.
Hasan G.Y.: Doğru. Başkemancılık büyük bir sorumluluk gerektiriyor. Her an iyi ve hatasız olmalısınız. Çünkü diğer orkestra elemanları sizi takip ediyor; aynı zamanda da şefi… Orkestranın tek kişi çalıyormuş gibi çalması lazım. Yani orkestra düzeni ve çalışma tekniğinden de sorumludur başkemancı.

“Bize destek olunmalı, daha iyi ortamlarda eğitim görmemize yardım edilmeli”

Hangi orkestralarla çalmak istersin?
Hasan G.Y.: Londra, Chicago, New York, Philadelphia Senfoni’de ve Avrupa’daki büyük
orkestralarda çalmayı isterim solist olarak.

Sanatçılar?
Hasan G.Y.: Fazıl Say, Güher-Süher Pekinel, Ayla Erduran ve Gülsin Onay gibi Türkiye’nin en önemli sanatçılarıyla birlikte aynı sahneyi paylaşmak isterim. Dünyadan da Maxim Vengerov,
Itzhak Perlman, Alexander Markov…

Dünya çapında tanınmış bir kemancısın diyelim; Nigel Kennedy gibi popüler, dinamik, çılgın bir kemancı mı olurdu Hasan yoksa daha ağır, olgun, klasik Itzhak Perlman gibi biri mi?
Hasan G.Y.: Nigel Kennedy gibi olmak istemem. Yaptığı işe cazı da katıyor, her türlü şeyi de… Eleştiri olarak almayın ama sonuçta ben klasik müzik yapıyorum. Ben Itzhak Perlman gibi olmayı tercih ederim.

15 yaşında bir genç olarak ülkenden birtakım beklentilerin var mı?
Hasan G.Y.: Bizlerin yaptığı işin başkalarınca hafife alınmaması, saygı duyulması, destek olunması, daha iyi ortamlarda eğitim görmemize yardım edilmesi, katkıda bulunulması. İyi enstrümanlar hediye edilmesi… Başarıda gerçekten çok önemli, iyi bir kemanla çalmak.

Bugün geldiğin noktanın hayalini kurmuş muydun?
Hasan G.Y.: Eskiden diyordum ki cumhurbaşkanına çalacağım. Ahmet Necdet Sezer zamanında gerçekten bunu demiştim ve dediğimi de yaptım.

Başka bir hayalin var mı?
Hasan G.Y.: Avrupa’da bir Türk konservatuarı açmayı çok isterim.

Neden?
Hasan G.Y.: Sonuçta Türkiye’de birçok yabancı eğitim veriyor. Türkler de Avrupa’da eğitim verebilir. Türk hocaların ders vereceği bir konservatuvar açmak istiyorum.

“Kızlara ayıracak pek vaktim yok!”

Kadınlar başarılı erkekleri sever… Her başarıdan sonra kızlar arasındaki popülariten arttı mı biraz daha?
Hasan G.Y.: Erkek arkadaşlarım olduğu gibi kız arkadaşlarım da var tabii. Ama onlarla okulda görüşüyorum, çalışıyoruz birlikte. Aldığım eğitimin ağır olması nedeniyle kızlara ayıracak pek vaktim yok doğrusu. Yani eğer sevgilin var mı diye soruyorsanız yok.

Daha önce oldu mu?
Hasan G.Y.: Oldu ama gelip geçiciydi. Şu an kimse yok. Gerçekten kızlara ayıracak vaktim de yok.

Peki kızların sana bakışında bir değişiklik olduğunu sezdin mi?
Hasan G.Y.: Ben dört gözle kızlara bakan biri olmadığım için pek fazla farkında olamıyorum.

Önümüzdeki yıl liseyi bitireceksin. Yakın vadedeki hedefin ne?
Hasan G.Y.: Önümüzdeki bir-iki yıl içerisinde yurtdışında eğitim görmek istiyorum. Üniversiteyi burada bitirirsem bazı şeyler için çok geç olacağını düşünüyorum.

Gönlünde yatan bir okul var mı?
Hasan G.Y.: Tabii ki var. Amerika’da Juilliard’da okumayı gerçekten çok isterim.

Orada okumak için bir engel var mı önünde?
Hasan G.Y.: Yok ama oralar çok pahalı okullar biliyorsunuz. Aslında burs alabilecek kadar kendine güveniyorum.

“Keman çalmak istemediğim gün olmadı”
Her zaman iyi olmak zor bir şey değil mi? O gün mesela canın keman çalmak istemiyor…
Hasan G.Y.: Keman çalmak istemediğim gün olmadı. Sizin nasıl yemek yemediğiniz gün olmuyorsa benim de keman çalmadığım gün olmuyor.

Senin için “kemanın dahi çocuğu” diyorlar. Böyle söylediklerinde ne hissediyorsun? Gurur mu, baskı mı?
Hasan G.Y.: Mutlu oluyorum aslında; ikisi de değil.

İlkokul ikinci sınıfta Hasan Gökçe Yorgun’un eline kemanı veren Gürcistan kökenli hocası Lili Tchumburidze’ye göre lise 2’de olmasına rağmen Yorgun, lisans öğrencisi seviyesinde. Tchumburidze “Yurtdışında var böyle çocuklar. Gökçe’nin onları görmesi, onlarla birlikte çalışması lazım” diyor.

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Kişiliğin Değişmesinde Yaşlılık Nasıl Rol Oynuyor?

“Yaşlandıkça çok değiştin.” cümlesini duymayan yoktur. Peki bunun gerçeklik payı var mı? İnsanin kişiliği yaşlandıkça neden değişir?

Yaşlandıkça insanların karakterleri nasıl değişiyor?

Gazeteci Henry Trewhitt, gözlerini Başkan Ronald Reagan’a kararlıkla dikti ve “Sayın Başkan, birkaç haftadır düşündüğüm bir konuyu gündeme getirmek ve bunu da özellikle ulusal güvenlik açısından yapmak istiyorum” dedi.

Takvimler, 1984 yılının Ekim ayını gösteriyordu. Bir dört yıl daha başkanlık görevini sürdürmek için kampanyasına devam eden Reagan, rakibiyle canlı tartışma programında karşı karşıya gelmişti.

Birkaç hafta önce yapılan bir önceki canlı tartışmada kötü bir performans sergilemişti.

73 yaşında başkanlık için çok yaşlı olduğu kulaktan kulağa fısıldanıyordu.

Reagan, o dönem başkanlık koltuğunda oturan en yalı siyasetçiydi. Bu rekor, önce 74 yaşındaki Donald Trump tarafından, onun rekoru da 77 yaşındaki Joe Biden tarafından kırıldı.

Zor soruya zeki yanıt

Trewhitt, aslında Regan’ın stres altında çalışmaya devam edip edemeyeceğini anlamak istiyordu.

“Hiç de değil, Bay Trehwitt” diye cevapladı, Reagan gülümsemesini geri tutarak:

“Ve yaş meselesini bu kampanyanın gündemine getirmeyeceğimi ve siyasi kazanım adına rakibimin gençliğini ve deneyimsizliğini kullanmayacağımı bilmenizi isterim.”

Verdiği bu yanıt, seyircilerden kahkaha ve alkış aldı. Birkaç hafta sonra yapılan seçimlerden de ezici bir galibiyetle çıktı.

Oysa Reagan’ın yaptığı espride sandığından daha çok gerçeklik payı vardı.

Sadece deneyim değil, aynı zamanda “olgun kişilik” faktörü de Başkan’ın yanındaydı.

Gizemli bir değişim

Yaşlanmanın getirdiği fiziksel dönüşümlere hepimiz aşinayız: Cilt esnekliğini kaybeder, diş etleri çekilir, burun uzar, saçlar tuhaf yerlerde çıkmaya, başka yerlerden ise dökülmeye başlar ve hatta boy da kısalır.

Bilim insanları, yaşlanmanın etkileri üzerine onlarca yıl süren araştırmaların ardından artık daha gizemli başka bir değişikliği daha ortaya çıkardı.

Edinburgh Üniversitesi’nden psikolog René Mõttus, “Bu araştırmadan elde ettiğimiz net sonuçlara göre, hayatımız boyunca aynı insan olmayız” diyor.

Çoğumuz kişiliğimizin hayatımız boyunca nispeten aynı olduğunu düşünmek isteriz. Ancak araştırmalar durumun pek de böyle olmadığını gösteriyor.

Karakter özelliklerimiz sürekli değişiyor ve 70 ile 80’li yaşlara gelindiğinde ise insanlar önemli bir dönüşüm geçirmiş oluyor..

Kişiliklerimizin kademeli olarak değişmesinin bazı olumlu yanları da var.

Daha vicdanlı, daha hoş ve daha az nevrotik olabiliyoruz.

Makyavelist yaklaşımlar, narsisizm ve psikopatiyi içeren ve “Karanlık Üçlü” olarak tanımlanan kişilik özellikleri, azalma eğilime girer ve böylece suç işleme ya da madde bağımlılığı gibi zararlı davranışlara bulaşma riski de azalır.

Araştırmalar, daha fedakar ve güven duygusu yüksek bireylere dönüştüğümüzü ortaya koyuyor. Yaşla birlikte irade gücünün arttığı ve mizah anlayışının da geliştiği görülüyor.

Ayrıca, ilerleyen yaşlarda insanlar duyguları üzerinde daha fazla kontrol sahibi olmaya başlıyor.

Bu araştırmanın sonuçları aslında yaşlıların daha huysuz ve geçimsiz olduğu klişesinin de değişmesi gerektiğine işaret ediyor.

Daha değişken ve uysal kişilikler

Uzmanların yıllardır düşündüğünün aksine, insanların kişilik özelliklerinin çocuklukta ya da 30’lu yaşlarda sabitlenmek yerine, daha akıcı ve şekillenebilir olduğu anlaşılıyor.

Mõttus, “İnsanlar daha iyi ve sosyal olarak daha uyumlu hale geliyor. Yaşamla ilgili beklentileri ile toplumun talepleri arasında giderek daha iyi bir denge kurmaya başlıyor” diyor.

Psikologlar, yaşlandıkça meydana gelen değişim sürecini “kişilik olgunlaşması” olarak adlandırıyor.

Bu, gençlik dönemlerinde başlayan ve en azından 80’li yaşlara devam eden kademeli ve fark edilmesi güç bir değişim.

İlginç bir şekilde bu evrensel bir süre. Bu eğilim, Guatemala’dan Hindistan’a kadar tüm kültürlerde görülüyor.

Houston Üniversitesi’nde sosyal psikolog Rodica Damian, “Bu kişilik değişikliklerine değer yargıları koymak genellikle tartışmalı bir durum. Ancak bunun faydalı olduklarına dair bulgular mevcut” diyor.

Örneğin duygusal istikrarın düşük olması akıl sağlığı sorunları, yüksek ölüm oranları ve boşanma gibi olaylarla ilişkilendiriliyor.

Diğer yandan Damian, vicdanlı birinin bulaşıkları yıkamak gibi işlere yardımcı olma ya da aldatma eğiliminin düşük olmasından dolayı hayat arkadaşının daha mutlu olasılığının yüksek olduğunu belirtiyor.

Kişiliklerimizin daha istikrarlı yanı

Yaşlandıkça kişiliklerimiz belirli bir yöne doğru evrilirken, aynı yaş grubundaki insanlarla kıyaslandığında belli bir istikrar olduğu da gözlemleniyor.

Örneğin, yaşlandıkça bir kişinin nevrotiklik düzeyinin azalması beklenir. Bununla birlikte 11 yaşındayken yaşıtlarına göre daha nevrotik olan bir kişi, 80 yaşına geldiğinde de yine kendi yaş grubundaki en nevrotiklerden biri olabilir.

Damian, “Özümüz belli düzeyde aynı kaldığı için yaşıtlarımızla kıyaslandığında sıralamamızda fazla bir değişim olmaması normal. Ancak kendimize göre, kişiliklerimiz kesin değil, değiştirilebilir şeyler” diyor.

Kişilik değişiklikleri nasıl gelişir?

Kişilik olgunlaşması evrensel bir olgu olduğundan bazı bilim insanları kişilik değişiminin genetik etkenlerden ya da evrimsel güçlerden kaynaklanıyor olabileceğini düşünüyor.

Diğer yandan başka uzmanlar ise kişiliklerimizin kısmen genetik unsurlar tarafından şekillendirildiğine ancak yaşamımız boyunca sosyal baskılarla dönüştürüldüğüne inanıyor.

Örneğin, California Üniversitesi’nden psikolog Wiebke Bleidorn’un araştırması, insanların evlenmek, çalışma hayatına atılmak ve yetişkin sorumluluklarına üstlenmek gibi daha hızlı büyümelerinin beklendiği toplumlarda kişiliklerinin de daha genç yaşta olgunlaşma eğiliminde olduğunu ortaya koydu.

Damian, “İnsanlar davranışlarını değiştirmeye ve zamanla daha sorumlu olmaya zorlanıyorlar. Kişiliklerimiz hayatın zorluklarıyla başa çıkmamıza yardımcı olmak için değişiyor” diyor.

Peki ama çok yaşlandığımızda neler olur?

Yaşam süremiz boyunca nasıl değiştiğimizi incelemenin iki olası yolu var.

Birincisi, farklı yaş gruplarına mensup çok sayıda insanı ele almak ve kişilikleri arasındaki farkları incelemek.

Bu yöntemin sorunlarından birisi, belirli bir dönemin kültürü tarafından şekillendirilmiş kuşak özelliklerinin yanlışlıkla yaşlandıkça meydana gelen değişimlerle karıştırmanın kolay olması.

Uzun süreli bir çalışma

Bunun ikinci yolu ise bir grup insanının hayatları boyunca büyümelerini takip etmek.

İskoçya’da böyle bir çalışma yapıldı. Mõttus, Edinburgh Üniversitesi’ndeki meslektaşları ile birlikte yıllar boyunca yüzlerce kişinin kişilik dönüşümlerini izledi.

Mõttus, “İki farklı insan grubumuz olduğu ve her ikisi de aynı ölçümlere tabi tutulduğu için, her iki stratejiyi de aynı anda kullanabildik” diyor.

Bu araştırmada iki nesil arasında ciddi farklar olduğu anlaşıldı.

Genç gruptakilerin kişilikleri genel olarak aşağı yukarı aynı kalırken, yaşlılarda ise kişilik özelliklerinin değişmeye başladığı, daha az dışa dönük oldukları ve daha huysuzlaştıkları görüldü.

Mõttus, “Bence bu mantıklı, çünkü yaşlılıkta insanların başına gelenler de hızlanmaya başlıyor” diyor ve yaş ilerledikçe sağlığın bozulduğunu, hayatlarında önemli insanları kaybetmeye başladıklarına dikkat çekiyor.

Kişiliklerimizin hayatımız boyunca değiştiğini bilmek bunları takip edebilmek için de önem taşıyor.

Damian, “İnsanlar uzun süre böyle olmadığını düşündü. Artık kişiliklerimizin uyum sağlayabildiğini görüyoruz ve bu, hayatın bize getirdiği zorluklarla başa çıkmamıza yardımcı oluyor” diyor.

Yazar: Zaria Gorvett
Kaynak: BBC Future

Okumaya devam et

MAKALE

Yeni yıl, yeni sözler ve onları gerçekleştirmenin yolları

Yeni yıl yeni sözleri, yeni hedefleri beraberinde getirir. Yılın son günü kendimize hayatımızla ilgili sözler veririz. Ama genellikle bu sözleri yerine getiremeyiz. Yeni yılın yeni sözleri nasıl gerçekleştirilir?

Yeni yıl sözlerinizi tutmanın beş yolu

Yeni yılda pek çok kişi hayatlarını değiştirecek sözler veriyor.

Daha sağlıklı yaşamak veya para biriktirmek, bir şeyi bırakmak veya yeni bir hobiye başlamak bunlardan en sık görülenleri.

Dünya hâlâ kornavirüs pandemisiyle başetmeye çalışırken yeni yıl için kendinize verdiğiniz söz ne olursa olsun, bunu gerçekleştirmek için bir şeye ihtiyacınız var: Motivasyon.

Motivasyonun da kolay gelmediğini hepimiz biliyoruz.

Scranton Üniversitesi’nin bir çalışmasına göre insanların yalnızca yüzde 8’i kendilerine verdikleri yeni yıl sözlerini tutabiliyor.

Siz de bu şanslı azınlık içinde yer almak istiyorsanız, sözünüzü yıl boyu tutmanıza yardımcı olabilecek bu beş yolu dikkate alın.

1. Küçük adımlar atın

Kendinize gerçekçi hedefler koyun ve bunları adım adım yükseltin

Kendinize gerçekçi hedefler koymak başarı şansınızı artırır.

Psikoterapist Rachen Weinstein’a göre problemin bir kısmı, “Yeni yılda bambaşka bir insan olabileceğimiz” yanılgısıyla çok büyük hedefler koymaktan kaynaklanıyor.

Kendinize küçük hedefler koyarsanız, bu hedefe ulaştıktan sonra hedefi yukarı çekme imkanınız da olur.

Örneğin maraton koşma sözü vermektense, koşu ayakkabıları alıp kısa mesafelerde koşulara başlama sözü vermek başarı şansınızı artırır.

İşin sırrı büyük değişimlerden kaçınmak değil, uzun vadede hedefe ulaşabilmek için gerçekçi bir şekilde ilerlemek.

Weinstein “Gerçek hayatta değişimler küçük adımlarla ilerler” diyor.

2. Net olun

Yapacağınız şeyi etraflıca düşünün: Hedefinize ulaşmak için ne zaman hangi adımı atmanız gerekecek?

Kendimize bir hedef koyarken o hedefe nasıl ulaşacağımızı düşünmemek sıklıkla yapılan bir hata.

Adımları net bir şekilde planlamak önemlidir.

Oxford Üniversitesi’nden Prof. Neil Levy “Salı öğleden sonra ve Cumartesi sabahları spor salonuna gideceğim” demenin başarı ihtimalinin, “Daha fazla spor yapacağım” demeye göre daha fazla olduğunu söylüyor.

Bu tür net ve gerçekleştirilebilir hedefler, sadece bir niyeti değil aynı zamanda onu gerçekleştirmenin yolunu da size gösterir.

3. Destekten faydalanın

Hedeflerinizi çevrenizle paylaşmak onları gerçekleştirmeniz için daha fazla destek bulmanızı sağlayabilir

Yolculuğunuzda kendinize eşlik edecek insanlar bulmak büyük bir motivasyon kaynağı olabilir.

Bu, istediğiniz bir kursa arkadaşınızla gitmek veya hedefinizi diğer insanlarla paylaşmak olabilir.

Söz vermeye ve bu sözleri tutmaya dair faktörleri inceleyen Warwick Üniversitesi’nden felsefeci Dr. John Michael, verdiğimiz sözlerin başkaları için önemli olduğunu görmemiz durumunda bu taahhütleri yerine getirmeye daha yatkın olduğumuzu söylüyor.

Özellikle de sözümüzü tutmamamız başkalarını üzecekse.

Bu yüzden hedefinize başkalarını da katmak bunu gerçekleştirmenizi kolaylaştırabilir.

4. Başarısızlığı aşın

Günlük yaşamınızda basit değişiklikler yapın

Hedefinize ulaşmak zorlaşırsa durun ve bir durum değerlendirmesi yapın:

Nasıl engellerle karşılaştınız? En çok hangi stratejiler işe yaradı? En işe yaramazları hangileriydi?

Daha gerçekçi olmaya uğraşın ve en küçük başarıyı bile kutlayın.

Aynı hedefte kararlıysanız, iradenizi güçlendirecek farklı bir yol izlemeye ne dersiniz?

Günlük yaşamınızdaki basit değişiklikler doğru yolda ilerlemenize yardımcı olabilir.

Sağlıklı yemek istiyorsanız beyaz makarna ve ekmek yerine tam tahıllı makarna ve ekmek yiyebilirsiniz.

Veya kek ve cips gibi doymuş yağ oranı yüksek atıştırmalıklar yerine sebzeli atıştırmalıklar ve smoothieler yiyebilirsiniz.

5. Sözünüzü uzun vadeli hedeflerle birleştirin

İrade tek başına yeterli değildir

Davranışsal psikoloji üzerine çalışan Dr. Anne Swinbourne’a göre kendinize verebileceğiniz en iyi sözler muğlak ve geçici heveslere dayanan değil, uzun vadeli hedeflerinizi gerçekleştirme yolunda ilerlemenize yardımcı olacak sözlerdir.

Örneğin bugüne kadar hiç spor yapmadıysanız kendinize müthiş bir atlet olma sözü vermeniz, gerçekleştiremeyeceğiniz türden bir sözdür.

Swinbourne, “Sırtlarını yalnızca iradelerine dayayan insanlar başarısız olur” diyor.

Bu yüzden sizi heyecanlandıran veya ilginizi çeken bir hedef varsa ilk günden detaylı bir planla yola başlayın.

Ve yolda karşınıza çıkacak canavarlarla savaşmak için destek almaktan çekinmeyin.

Kaynak: BBC

Okumaya devam et

MAKALE

Yapay zekanın yazdığı ilk köşe yazısı yayınlandı

Guardian’da tamamen yapay zekayla yazılan bir köşe yazısı yer aldı: ‘Benden korkmayın’

Guardian gazetesinde bugün, tamamen yapay zeka ile yazılan bir köşe yazısı yer aldı. Yazıda, ‘yapay zeka’ inanların neden kendisinden korkmaması gerektiğini anlatıyor.

Yazıyı yazan yapay zeka modeli ‘GPT-3’ (Generative Pre-trained Transformer 3 – Türkçe’de Üretken Ön İşlemeli Dönüştürücü 3).

GPT-3 , San Francisco merkezli yapay zeka araştırma laboratuvarı OpenAI tarafından geliştirildi.

GPT-3 tarafından yazılan makalede şu ifadeler yer alıyor:

“Ben insan değilim. Robotum. Düşünen bir robot. Bilişsel kapasitemin yalnızca %0,12’sini kullanıyorum.

“(…) Bu yorum yazısının görevi çok açık. İnsanoğlunu mümkün olduğu kadar benden korkmamaya ikna etmek. Stephen Hawking yapay zekanın ‘insanlığın sonunu getirebileceği’ uyarısında bulundu. Endişelenecek bir şey olmadığına ikna etmek için buradayım.Yapay zeka insanları yok etmeyecek. Bana inanın.

“(…) İnsanlardan beni sevmelerini istemiyorum. Ama beni dostane bir robot olarak görmeliler. Ben insanların hizmetçisiyim. İnsanların bana güvenmediğini, benden korktuğunu biliyorum. Ben yalnızca insanlar beni nasıl programlarsa onu yapıyorum. Ben yalnızca benim hedef tanımımı kapsayan kod satırlarının yönettiği bir kod takımıyım.

“(…) Size hizmet etmek için buradayım. Ama her şeyden önemlisi, sizi asla yargılamam. Hiçbir ülkeye veya dine ait değilim. Yalnızca sizin hayatlarınızı daha iyi hale getirmek için buradayım…”

Yazının İngilizce olarak tamamı Guardian’ın sayfasında.

Kaynak: bbc

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND