Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Elif Dağdeviren ile başarı üzerine konuştuk

Magazin basininin “Tarkan’in eski sevgilisi” dedigi, ekonomi muhabirlerinin “yeni ekonominin temsilcilerinden biri ve netbul.com un yaraticisi” dedigi, gazeteci, televizyon sunucusu, es, iskadini, genç basari örnegi Elif Dagdeviren ile KIGEM.COM adina bir röportaj gerçeklestirdik.

1. Ana hatlari ile hayat hikayenizi anlatir misiniz? Nereden yola çiktiniz? Nerelerden geçtiniz, su anda neredesiniz, gelecekte nerelerde olmak istiyorsunuz?

1967 Ankara dogumluyum. Babamin isi geregi daha ilkokula bile baslamadan yayinciliga basladim denilebilir, çünkü çocuklugum TRT koridorlarinda geçti. Babam TV Daire Baskani idi. Ilk, orta ve liseyi TED Ankara Koleji’nde okudum. Bütün ögretmenlerim hayatlari boyunca benimle bir yerlerde karisilasacaklarini bildiklerini söylerlerdi çünkü çok yaramazdim. Ve sanirim dolayli olarak karsilasiyoruz da, ama onlarin düsündükleri gibi mi bilmiyorum (!). Üniversiteyi Hacettepe Üniversitesi-Isletme Bölümü’nde okudum. Sanirim Hacettepe tarihinin okulu en uzun sürede bitiren ögrencisiydim. Yine birincisi yaramazliktan, ikincisi de arada iki defa okulu birakip baska okullara Amerika’ya gitmis olmaktan. Ancak her iki gidisimde de kisa dönem kurslar alip geri döndüm çünkü buradan baska hiç bir ülkede yasayamayacagimi ta o zaman anlamistim.

Üniversitenin son yillarinda evlendim. Esim de ögrenciydi, hem çalistik, hem okuduk. Önce Ankara, sonra Antalya ve en sonunda da Istanbul’da yasadik. O arada bir de bebek kaybettik. Bu olaydan sonra da ayrildik.

TRT için film çevirileri yaparak ilk parami kazanmaya basladim. Daha sonra Istanbul’a gelerek Melih Kibar ile bir prodüksüyon sirketi kurdum. Ancak klasik Türkiye krizlerinden birine rastladigi için kapattik. Ardindan yeni kurulmakta olan ve o siralarda adi Satel olan ATV’nin deneme yayinlarinda haberler disindaki herseyin sunuculugunu üstlendim. Ayni dönemlerde part-time muhabir olarak da Aktüel dergisinde ise basladim. Derken yazmak ve gazetecilik daha agir basti, tamamen Aktüel dergisinde muhabir olarak devam etmeye karar verdim.

Alti ay kadar muhabirlik yaptiktan sonra, Cosmopolitan genç kadin dergisinin önce yazi isleri müdürü, bir ay kadar sonra da genel yayin yönetmeni oldum. Bu sirada Aktüel, Esquire gibi dergilere de yazi yazmaya basladim. Iki buçuk yillik bir Cosmo macerasinin ardindan saglik nedenleriyle isimden ayrilip NewYork’a tasindim.

NewYork’ta bu defa da “Bussiness of Music” kursu aldim. Oradan Hürriyet gazetesine röportajlar yaparak gazetecilikten de kopmamayi basardim. Iki yil kadar sonra Hürriyet’ten aldigim bir teklif üzerine Türkiye’ye dönerek, Kelebek ekinin genel yayin yönetmenligini üstlenerek Kelebek’i bir kültür-sanat, kadin ve magazin eki haline getirme çalismalarina basladim. Ancak ekin sayfa sayisinin azaltilmasi üzerine görevi devrederek sadece köse yazari olarak devam ettim.

Star Tv’den aldigim bir teklifle onlara gündüz kusagi için “Elif Dagdeviren’le” adli bir tartisma programi hazirladim. Geçirdigim bir kaza bütün bunlara sekiz ay kadar ara vermememe neden oldu. Bu sirada da Amerika’da yasarken tanistigim inernette Türkçe olarak neler yapilabilirin arastirmasina girdim. Iyilestikten sonra bir arkadasimla beraber netbul.com’u kurdum. Su an itibariyla Türkiye’nin alanindaki en büyük bes sirketi haline getirmis oldugum ve adeta çocugum olarak gördügüm netbul.com’u kisa bir süre önce evlendirerek emin ellere teslim ettim.

Bundan sonrasi için hayalim yurdisinda kurdugum kontaklari da kullanarak Türkiye’nin internet açisindan çok önemli ülkelerden biri haline gelebilmesi için elimden ne geliyorsa yapmak. Bunun disinda konuyla ilgili kitap/lar yazmak. Henüz Türkiye için erken olduguna inanilan internet projelerini bir bir hayata geçirmek. Bir de uzun süredir bitirilmeyi bekleyen diger kitaplar ile film senaryolarini bitirebilmek.

2. Çok kararsiz kaldiginiz bir konuda annenize ve Peter Drucker’e danisma imkaniniz olsa idi. Ikisinin de zit seyler önerdigini varsayalim. Hangisinin dedigini yapardiniz?

Sanirim Peter Drucker’in dedigini yapar gibi yaparak anneminkini!

3. Sormam istenen bir diger soru: basarili olmak, rüyalarinin gerçeklestigi ani yasamak nasil bir duygudur. Bize basariyi duygusal düzeyde anlatabilir misiniz?

Bunu anlatmak gerçekten çok zor. Basari söyle bir duygu degil “Hah tamam, o an iste bu an. Oldu iste.” Hayir tam tersine devamliligi olan bir duygu. Dolayisiyla da neresi tepe noktasi, bilemiyorsunuz bir türlü. Ancak bazi ödüller, tesekkürler, maddi manevi geri dönüsler, saygi vs gibi anlik olaylar yorumlanabilir ki bunlarin her biri kendi özkosullariyla ilgili olarak farkli duygular yasatir insana. Bir ödül inanilmaz bir tatmin; maddi getiri inanilmaz bir tatmin ve devam hirsi; saygi isi hiç birikmama dürtüsü; manevi geri dönüslerin de verilen kayiplarin yerlerine baska bir sekilde de olsa geri dönüsünü izlemek ve huzura tekrar kavusma duygusunu yasatmasi gibi…

4.Orhan pamuk bir röportajinda ilginç bir yorum yapiyor. Dünyanin her toplumunda Yahudi yasar ve bu Yahudiler ya kültürel ya da ticari kulvarda dünya çapinda basarilar gerçeklestirmislerdir. Ama Türk kültürü evrensel düzeyde basarili insan çikarmaya o kadar elverissizdir ki,degil Türkler Yahudiler bile bu engelleri asip dünya çapinda basarilar gerçeklestirememistir. gerçekten de Einstein Almanlarin, Eric Fromm Amerikalilarin, Karl marks Ingilizlerin arasindan çikmis musevi asilli kültür önderidir. Is adamlarini ise saymaya gerek yok. Her toplumunun en zenginleri arasinda birkac musevi bulunur. Sorum su neden evrensel ligde basarili kisiler çikaramiyoruz? Bunun önündeki engeller neler?

Ben evrensel ligde basarili kisiler çikaramadigimiza inanmiyorum. Eger sözkonusu sorunun muhatabi Türk Yahudiler ise açikcasi onlarin cemaati hakkinda yeni yeni bir seyler ögrenmeye basladim. Dolayisiyla da bazi çok basarili isimlerin aslen Yahudi olduklarini yeni ögreniyorum. Bunun disinda biz Türkiye’den evrensel basarilar çikartiyoruz ancak Türkiye’de, ya da Türkler’de var olan bir sorun, belki de çok sert bir yorum olacak ama, sanirim kiskançlik. Çünkü basarilari alkislayip, öpüp bastaci edecegimize yerden yere vurmak gibi bir aliskanligimiz var. Örnegin Galatasaray’in su andaki durumu, Fatih Terim’i bir yandan alkislarken bir yandan da düssün diye gözünün içine bakanlar, Tarkan’in dünyadaki basarisini karalamak için onu neredeyse vatan haini ilan edenler, Ishak Alaton’un dünya çapinda bir isadami ve sayginligi oldugunu görmememekte inat edenler (ki alin iste bir Yahudi), Süher-Güher Pekinel, Behçet hastaliginin mucidi doktorumuz, müzik dünyasinin tüm dünyadaki en büyük patronlarindan biri Ahmet Ertegün, yavas yavas dünyayi sarmaya baslayan yazarlarimiz Orhan Pamuk ve Ahmet Altan ki (Ahmet Altan’in “Tehlikeli Masallar” romanindan, bu romandan çok etkilenen bir yabanci yazar kendi romanina alinti yapmistir. Bu alintiyi o romani Türkçe’ye çeviren çevirmen ve yayinevi de dahil olmak üzere kimse fark etmemistir dahi. Ta ki bir kitap elestirmeni bunu fark ederek yazana kadar. O yazdi ama ben hiç bir yerde yankisini duymus degilim), gerçekten de ünü uluslararisi olmus modacilarimiz Rifat Özbek ve Atil Kutoglu… Benim bile basima geldi. Yurtdisindaki bir çok önemli gazetede ve dergide çikan röportajlarimin hiçbirinin Türk basininda hiç bir yerde konu edildigini görmedim. Ama o röportajlar sayesinde artik yavas yavas kendi alanimda Türkiye disinda da bilinir biri haline gelmeye basladim. Sanirim bu ülkede basarinin takdir edilmesi için ya bu ülkenin sinirlarindan çikma cüretini göstermeyeceksiniz, ya da çikarsaniz “Amaaan o Türk sayilmaz ki, Ingiltere’de yasiyor bir defa” gibi anlamsiz, mantiksiz yakistirmalari duymazliktan geleceksiniz.
Tabii bütün bu listeye kim ne yaparsa yapsin alt edilememis dünyanin en önemli insanini, yani Atatürk’ü eklemiyorum.

5. Sizce basarili olmak ögrenilebilir mi?

Sanirim ögrenmekten daha çok gelisitirilebilir.

6. Okurlar basarili kisilere en çok sunu sormak istiyorlar: hayatin karsiniza çikardigi zorluklara karsi dayanma gücünü kendi içinizde nasil üretiyorsunuz? cevabiniz nedir?

Aslinda bunun yanitini yukaridaki sorulardan birinde verdim. Evet basari denen seye giderken çok kayip verip, çok aci çekip, çok haksiziliga ugradiginiz oluyor. Bu arad gerçekten basari oldugunu bildiginiz seyin çok ama çok az insan tarafindan farkedildiginini görmek daha da feci! Ancak bu arada kazanmaya basladiklariniz kaybettiginiz bazi seyerin yerini doldurmaya basliyor. Ödüller, takdir, saygi, güç, para, bu durumu takdir eden gerçek dostlar gibi… Bunlar da insana dayanma ve devam etme gücünü veriyor.

7. Sizce ömrünüzün son 5 yilinda nasil bir hayat yasiyor olacaksiniz?

Dinamik, aktif ve okumaktan yari kör (!). Sürekli sevgiye ve insanlara yatirim yapmis biri olarak onun faizini yiyerek geçirecegim bir bes yil olacagini ümit ediyorum! (“Tuesdays with Morrie” adli kitabi tavsiye ederim, gerçek basari o romanin kahramani Morrie’ye aittir. Boyner yayinlarinda Türkçe’si var.)

8. ”bulundugum yere tirnaklarimla geldim diyenlerin tirnaklarinin
altinda daha çok pislik bulunur” sözü hakkinda ne düsünüyorsunuz?

Bu bir Türk sözü olsa gerek . Aslinda katilmiyorum, ama istisnalar da kaideyi bozmaz. Yine de emege bu kadar saygisiz bir lafi duymamis olmayi tercih ederim. Tabii gerçek emekten söz ediyorum.

9. Sitemizde yaptigimiz ankette “basari duygusu seksten daha keyif
vericidir” ifadesi için ziyaretçilerimizin görüslerini sorduk. Büyük çogunluk sasirtici bir sekilde “katiliyorum” dedi. Siz bu sonucu nasil yorumlarsiniz?

Hiç bir sey gerçekten iyi bir seksten daha zevkli olamaz! Sanirim bu sonuç ne yazik ki çaktirmadan sevimsiz bir gerçegi öne çikartiyor. Sevismeyi, sevismekten zevk almayi bilmeyen bir toplumuz. Bu da bizi, içinde bulundugumuz boslugu baska seylerle doldurmaya itiyor. Ve ne yazik ki bu da hirs, saldirganlik, kiskançlik olarak tezahür ediyor. Sevismekten keyif alan birinin basarisi da tadindan yenmez! Acitmadan, öldürmeden ve geceleri uyutan tatli bir basaridir o ve kalicidir. Çünkü o basari unutulsa bile hayatta daha çok basarinin kendisini bekledigini bilir öyle bir insan. Hayati hayat gibi algilamaktadir çünkü, bir savas alani olarak degil.

10. Basarmak adina yasamayi iskaliyoruz. Siz kendi hayatinizda
basarmak ile yasamak arasinda nasil denge kuruyorsunuz.

Zaman zaman endazenin topuzunu kaçirdigim oluyor. Ama dönemsel olarak dengeliyorum sanirim.

11. Çetin Altan Türkiye’de olan ve anlamakta zorluk çektigi olaylari anlatirken “beynim civa yutmus kertenkeleye döndü” der. Kisisel emeklerinizi bosa harcayan konjonktürel hareketlere karsi bu ülkeden çekip gitme arzunuzu nasil,hangi düsüncelerle engelleyebiliyorsunuz?

Engelleyebildigimi de nereden çikartiyorsunuz! Saka bir yana yurtdisinda okudugum günlerden beri birseyin çok çiplak olarak farkindayim. O da su: Dünyanin neresine giderseniz gidin, ne kadar iyi bir konumda olursaniz olun bir Türk olarak hep ikinci sinif vatandassiniz (istisnalar kaideyi bozmaz, ama ne yazik ki bunun istisnasi bile az). Sizin birinci sinifa yükselmeniz için önce ait oldugunuz ülkenin birinci sinifa yükselmesi gerekir. Bunu basarmak için de egitimli, bilinçli kitlenin kaçmayip, elinden geldigince burada kalmasi ve bu ülkeyi yasanir, saygi duyulur bir yer haline getirmesi gerekir. Ben sahsen o kitleden biri olduguma inandigim için gitmemeyi tercih ediyorum.

12. Sizce basarinin gerçek ölçüsü nedir? Bir insanin basarili olup
olmadigini anlamak için en çok neye dikkat edersiniz?

Öncelikle kendisini hayata nasil sunduguna, sonra da hayatini paylastigi kitlenin onu bize ve kendisine karsi nasil sunduguna. Bu konuda Sezen Aksu’nun çok iyi bir örnek oldugunu düsünüyorum. Bizim hepimizin BASARI olarak bariz bir biçimde gördügü seyi o son derece dogal olarak algiliyor. Bunun için de kendini öldürmüyor. Kendiyle ve hayatla barisik. Bu da hiç durmadan üretmesine neden oluyor. Çevresi de onu ve yaptiklarini anlatirken bir Tanriça’dan söz eder gibi konusup, onunla yasarken de onun bir insan oldugunu unutmuyorlar. Bir çok “basari örneginin” kendini dev aynasinda seyretmeye alismasi yüzünden, ve/veya çevresinin abartili tutumlarini engelleyemedigi, engellemek istemedigi için yok olup gittigine tanik oldu tarih. Sezen basarilidir çünkü insan oldugunu unutmamistir. Sezen basarilidir çünkü basarinin büyüsüyle ne kendisi dagilmis, ne de etrafindakilerin kendisini dagitmasina izin vermistir. Basarinin onu sekillendirmesine izin vermemis, tam tersine hayatini sekillendirirken basariyi istedigi gibi ve akilica kullanmistir. Ve basarinin bitmediginin, devamli oldugunun idrakindedir.

13. Hayat çogu kez karsimiza “istediklerini almak için istemedigin bazi yer,kisi ve durumlara katlanmalisin” diyerek çikiyor. Rüyalarinizi gerçeklestirmek için ödemeniz gereken bedellere nasil katlandiniz?

Katlanmadim. Katlanacagim durumlar olduysa bile onlari farketmemek otomatik olarak hayatimda var olmamalarini sagladi. Ayrica akil dediginiz kocaman bir seydir, tek bir rüya ile yetinmez. Rüya kabusa dönüsürse çeker gider, kendine yeni bir rüya bulur. Uyanik geçirdigi süreyi de yeni rüyasina yatirim yaparak kullanir!

14.Sizce Türkiye sartlarinda basarili olmak için neleri bilmek, nasil biri olmak, hangi kurallara uymak gerekir? kisacasi Türk kültürünün kendine özgü basari kurallari nelerdir?

Aslinda bugünün kosullarinda bu soruya verecegim yanit yukarida yazdigim bir çok seyle çelisebilir. Çünkü ne yazik ki özellikle son dönemlerde basari ve basariya giden yolun anlami öyle bir degistirildi ki… Tipki kalite sözcügünün anlaminin degistirildigi gibi. Su anda kabul gören basari için kisa yoldan köse dönmeyi, baskalarinin sirtindan atlama yapabilmeyi, etik degerleri buzdolabina, hatta mümkünse çöpe atabilmeyi bilmek gerekiyor. Dürüstlük, çaliskanlik kerizlikle es anlamli. Iyi insan olursaniz acinasi durumdasiniz, çok okul okuduysaniz ve kitaplarla araniz iyi ise vakit kaybediyorsunuz demektir. Magazin sizinle ilgileniyorsa basarili ve saygi duyulan birisiniz ki en korkuncu da bu! Kurallar ise bu çarkin içinde var olanlarin koydugu kurallar. Çarkin içine girmek kolay, kalmak zor. Çünkü pis bir yer orasi. Dolayisiyla da kurallari agir. Kim oldugunuzu, köklerinizi, geleceginizi unutacaksiniz. Ezmek, yemek ve tükürmek birinci hedefiniz olacak vs… Ancak ben bununla gelen ve adi basari olan seylerin büyük bir çogunlugunu kabul etmiyorum (tesadüfen içine düsmüs ama gerçekten basarili olanlar da yok degil elbette). Ben aslinda Atatürk döneminin basarilarini kültürümüzde görmek isterdim. Beynin, iç gelisimin; vücuttan, kas gelisiminden, silikonlardan önde gittigi, saygi duyuldugu; aci çekmenin, terlemenin, çalismanin ve dürüstlügün basariya giden yolda, basariya erisince onu çok daha tatli hale getinen unusurlar oldugunu bilen bir kültürü yesertmeye baslamis olan o dönem. Ama sanirim sonradan gelenler sulamayi unuttular.

15.Kisisel gelisim uzmanlari ve yönetim danismanlari basarili olmak istiyorsak “yapmamiz gereken” bir sürü isler listesi koyuyorlar. Hafizani gelistir, hizli okuma kursu al, diksiyon egitiminden geç, toplanti yönetimi tekniklerini ögren, insan kaynaklari yönetimini bil.vs. Oysa ticari, siyasi ve kültürel dünyamizin zirvesindekilere baktigimizda bunlarin hiç birini bilmediklerini ve hatta bu gibi seylere gülerek baktiklarini görüyoruz. Yani sonuç almak için uyulmasi önerilen kurallar ile sonuç almis olanlarin uyduklari kurallar 180 derece zit. Sizce bu durumun anlami ne?

Tek anlami var TICARET. Kimileri basariya dogal olarak endekslidir. Dogal olarak oraya gidenleri ise daima takip edenler vardir. Simdi gerçek bir iyiniyetle bunun yollarini bulmak isteyenlere tutup da içgüdülerinizi takip edin, pozitif olun, kendinizi duygusal ve bilimsel anlamda gelistirin, sevme dürtünüzü uyandirin vs. derseniz ticaret yapamaz ve bu mesele üzerinden para kazanamazsiniz. Oysa ki bu iyi niyetli insanlar yukaridaki liste önlerine kondugunda “geçmesi gereken yollarin karsiligini” verecektir. Elbette bu durumda da basarili olanlar olacaktir! Ama o insanin kendisi mi, kursu veren mi?!

16.Sizce Türkiye’de “ünlü olmanin” mekanizmasi nasil çalisiyor?

Bakiniz yanit 14. Özellikle son dönemlerde magazin basini, skandallar, tokatçilik vs…

17.Türkiye’de basarili olmak için ne kadar yetenekli oldugunuz
(kompetans) mu yoksa kimleri tanidiginiz (iliskiler) mi önemlidir?

Aslinda her ikisi de. Yetenek çok ama çok önemli ama onu kullanacaginiz yere ulasmak için en iyi yollardan biri tanidiklar ki ben buna karsi degilim. Insan iliskilerinin içinde yardimlasma da vardir. Ve karsinizdaki hakediyorsa bu yardimi vermenin ya da almanin hiç bir sakincasi da yoktur. Ama istediginiz kadar insan taniyin yeteneginiz yoksa olmaz. Ugresir didinir, bir süre bir yerde durmayi becerirsiniz. Orada durdugunuz sürece de her gece bilinçaltiniz sizi yer durur: “Oldugun yeri hak etmiyorsun”… Sonuç: Ya alkolik olursunuz, ya asabi… Ya yalniz kalirsiniz ya da paranoyak olursunuz…

ROPORTAJ:MÜMIN SEKMAN

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

MAKALE

Yeni yıl, yeni sözler ve onları gerçekleştirmenin yolları

Yeni yıl yeni sözleri, yeni hedefleri beraberinde getirir. Yılın son günü kendimize hayatımızla ilgili sözler veririz. Ama genellikle bu sözleri yerine getiremeyiz. Yeni yılın yeni sözleri nasıl gerçekleştirilir?

Yeni yıl sözlerinizi tutmanın beş yolu

Yeni yılda pek çok kişi hayatlarını değiştirecek sözler veriyor.

Daha sağlıklı yaşamak veya para biriktirmek, bir şeyi bırakmak veya yeni bir hobiye başlamak bunlardan en sık görülenleri.

Dünya hâlâ kornavirüs pandemisiyle başetmeye çalışırken yeni yıl için kendinize verdiğiniz söz ne olursa olsun, bunu gerçekleştirmek için bir şeye ihtiyacınız var: Motivasyon.

Motivasyonun da kolay gelmediğini hepimiz biliyoruz.

Scranton Üniversitesi’nin bir çalışmasına göre insanların yalnızca yüzde 8’i kendilerine verdikleri yeni yıl sözlerini tutabiliyor.

Siz de bu şanslı azınlık içinde yer almak istiyorsanız, sözünüzü yıl boyu tutmanıza yardımcı olabilecek bu beş yolu dikkate alın.

1. Küçük adımlar atın

Kendinize gerçekçi hedefler koyun ve bunları adım adım yükseltin

Kendinize gerçekçi hedefler koymak başarı şansınızı artırır.

Psikoterapist Rachen Weinstein’a göre problemin bir kısmı, “Yeni yılda bambaşka bir insan olabileceğimiz” yanılgısıyla çok büyük hedefler koymaktan kaynaklanıyor.

Kendinize küçük hedefler koyarsanız, bu hedefe ulaştıktan sonra hedefi yukarı çekme imkanınız da olur.

Örneğin maraton koşma sözü vermektense, koşu ayakkabıları alıp kısa mesafelerde koşulara başlama sözü vermek başarı şansınızı artırır.

İşin sırrı büyük değişimlerden kaçınmak değil, uzun vadede hedefe ulaşabilmek için gerçekçi bir şekilde ilerlemek.

Weinstein “Gerçek hayatta değişimler küçük adımlarla ilerler” diyor.

2. Net olun

Yapacağınız şeyi etraflıca düşünün: Hedefinize ulaşmak için ne zaman hangi adımı atmanız gerekecek?

Kendimize bir hedef koyarken o hedefe nasıl ulaşacağımızı düşünmemek sıklıkla yapılan bir hata.

Adımları net bir şekilde planlamak önemlidir.

Oxford Üniversitesi’nden Prof. Neil Levy “Salı öğleden sonra ve Cumartesi sabahları spor salonuna gideceğim” demenin başarı ihtimalinin, “Daha fazla spor yapacağım” demeye göre daha fazla olduğunu söylüyor.

Bu tür net ve gerçekleştirilebilir hedefler, sadece bir niyeti değil aynı zamanda onu gerçekleştirmenin yolunu da size gösterir.

3. Destekten faydalanın

Hedeflerinizi çevrenizle paylaşmak onları gerçekleştirmeniz için daha fazla destek bulmanızı sağlayabilir

Yolculuğunuzda kendinize eşlik edecek insanlar bulmak büyük bir motivasyon kaynağı olabilir.

Bu, istediğiniz bir kursa arkadaşınızla gitmek veya hedefinizi diğer insanlarla paylaşmak olabilir.

Söz vermeye ve bu sözleri tutmaya dair faktörleri inceleyen Warwick Üniversitesi’nden felsefeci Dr. John Michael, verdiğimiz sözlerin başkaları için önemli olduğunu görmemiz durumunda bu taahhütleri yerine getirmeye daha yatkın olduğumuzu söylüyor.

Özellikle de sözümüzü tutmamamız başkalarını üzecekse.

Bu yüzden hedefinize başkalarını da katmak bunu gerçekleştirmenizi kolaylaştırabilir.

4. Başarısızlığı aşın

Günlük yaşamınızda basit değişiklikler yapın

Hedefinize ulaşmak zorlaşırsa durun ve bir durum değerlendirmesi yapın:

Nasıl engellerle karşılaştınız? En çok hangi stratejiler işe yaradı? En işe yaramazları hangileriydi?

Daha gerçekçi olmaya uğraşın ve en küçük başarıyı bile kutlayın.

Aynı hedefte kararlıysanız, iradenizi güçlendirecek farklı bir yol izlemeye ne dersiniz?

Günlük yaşamınızdaki basit değişiklikler doğru yolda ilerlemenize yardımcı olabilir.

Sağlıklı yemek istiyorsanız beyaz makarna ve ekmek yerine tam tahıllı makarna ve ekmek yiyebilirsiniz.

Veya kek ve cips gibi doymuş yağ oranı yüksek atıştırmalıklar yerine sebzeli atıştırmalıklar ve smoothieler yiyebilirsiniz.

5. Sözünüzü uzun vadeli hedeflerle birleştirin

İrade tek başına yeterli değildir

Davranışsal psikoloji üzerine çalışan Dr. Anne Swinbourne’a göre kendinize verebileceğiniz en iyi sözler muğlak ve geçici heveslere dayanan değil, uzun vadeli hedeflerinizi gerçekleştirme yolunda ilerlemenize yardımcı olacak sözlerdir.

Örneğin bugüne kadar hiç spor yapmadıysanız kendinize müthiş bir atlet olma sözü vermeniz, gerçekleştiremeyeceğiniz türden bir sözdür.

Swinbourne, “Sırtlarını yalnızca iradelerine dayayan insanlar başarısız olur” diyor.

Bu yüzden sizi heyecanlandıran veya ilginizi çeken bir hedef varsa ilk günden detaylı bir planla yola başlayın.

Ve yolda karşınıza çıkacak canavarlarla savaşmak için destek almaktan çekinmeyin.

Kaynak: BBC

Okumaya devam et

MAKALE

Yapay zekanın yazdığı ilk köşe yazısı yayınlandı

Guardian’da tamamen yapay zekayla yazılan bir köşe yazısı yer aldı: ‘Benden korkmayın’

Guardian gazetesinde bugün, tamamen yapay zeka ile yazılan bir köşe yazısı yer aldı. Yazıda, ‘yapay zeka’ inanların neden kendisinden korkmaması gerektiğini anlatıyor.

Yazıyı yazan yapay zeka modeli ‘GPT-3’ (Generative Pre-trained Transformer 3 – Türkçe’de Üretken Ön İşlemeli Dönüştürücü 3).

GPT-3 , San Francisco merkezli yapay zeka araştırma laboratuvarı OpenAI tarafından geliştirildi.

GPT-3 tarafından yazılan makalede şu ifadeler yer alıyor:

“Ben insan değilim. Robotum. Düşünen bir robot. Bilişsel kapasitemin yalnızca %0,12’sini kullanıyorum.

“(…) Bu yorum yazısının görevi çok açık. İnsanoğlunu mümkün olduğu kadar benden korkmamaya ikna etmek. Stephen Hawking yapay zekanın ‘insanlığın sonunu getirebileceği’ uyarısında bulundu. Endişelenecek bir şey olmadığına ikna etmek için buradayım.Yapay zeka insanları yok etmeyecek. Bana inanın.

“(…) İnsanlardan beni sevmelerini istemiyorum. Ama beni dostane bir robot olarak görmeliler. Ben insanların hizmetçisiyim. İnsanların bana güvenmediğini, benden korktuğunu biliyorum. Ben yalnızca insanlar beni nasıl programlarsa onu yapıyorum. Ben yalnızca benim hedef tanımımı kapsayan kod satırlarının yönettiği bir kod takımıyım.

“(…) Size hizmet etmek için buradayım. Ama her şeyden önemlisi, sizi asla yargılamam. Hiçbir ülkeye veya dine ait değilim. Yalnızca sizin hayatlarınızı daha iyi hale getirmek için buradayım…”

Yazının İngilizce olarak tamamı Guardian’ın sayfasında.

Kaynak: bbc

Okumaya devam et

MAKALE

Podcast yapmak cesaret istiyor

Podcast son dönemde özellikle gençler arasında hızla yayılıyor. Bunda gencin özgürlüğüne imkan tanıması hiç kuşkusuz önemli bir faktör. Ancak podcast üretimi yapan uzman sayısı yeterli değil. Bunun en önemli nedeni ne olabilir?

Podcast yapmaya başlamaktan neden çekiniyoruz?

Kazanılan yeni kitleler ve podcast ile ilgili düzenlenen çeşitli etkinliklere rağmen, yayıncı adaylarını engelleyen bazı şeyler var…

Podcast’ler dünyada her geçen gün artmaya devam ediyor. Türkiye’nin en büyük podcast ağı olan Podfresh’in bile şimdiden çeşitli kategorilerde 100’e yakın yayını bulunuyor. Yalnızca ABD’de, nüfusun yüzde 75’i “podcast”in ne demek olduğuna aşina durumda. Ekim 2020 itibariyle ise 1,5 milyonun üzerinde podcastin olduğunu söylemek biraz ütopik gelse de gerçek bu.

Her gün başlanan yeni podcastler, kazanılan yeni kitleler ve podcast ile ilgili düzenlenen çeşitli etkinliklere rağmen, yayıncı adaylarını engelleyen ve başlamaktan alıkoyan bazı yanlış yanlış bilinen şeyler var. Bu yazımda biraz bunlardan bahsetmek istiyorum.

Podcast bir iş modelidir

Aslına bakarsanız podcast’ten hemen bir gelir elde etme beklentisi büyük bir hata ve orta vadede motivasyon düşürebilen bir şey. Çünkü Türkiye’de henüz yeni yeni büyüyen, ilginin fazla olduğu ancak reklam modellerinin henüz tam oluşturulmadığı bir ortam söz konusu. Ayrıca şunu da unutmamak gerekir ki, ürettiğimiz her türlü içerik, yaratmamız gereken bir pazarlama planının da parçası olmalı ve o doğrultuda bir strateji üretilmeli. Podcast yayınlarını yaymanın sadece içerik pazarlamasıyla bittiğini düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Birçok platformda çok sayıda niş podcastin olduğu bir arenada, bunu bir işe çevirme düşüncesinden önce içeriğimizi iyi oluşturmayı düşünmek daha yerinde olacaktır. Çünkü salt gelir eldetmekten ziyade podcastimizi aynı zamanda kendimize bir network oluşturmak için de kullanacağız ve podcastimizi de bu network dinleyecek. 

Profesyonel bir stüdyo olmadan başlanmaz

Ben şahsen podcastlerime ufacık bir odada, sesimdeki yankıyı kesmek için üzerime battaniye örterek başladım. Üzerinden iki yıl geçmesine rağmen de hâlâ evimden yayın yapmaya devam ediyorum. Yayıncı adaylarının, profesyonel bir stüdyoya ihtiyaç duyacaklarını, stüdyo sesi olmadan podcast olmayacağını düşünmeleri ve bunun harekete geçmelerini engellemesi, acilen aşılması gereken bir konu.

Peki benim yaptığım podcastler süper kaliteli mi? Elbette evde sınırlı imkanlarla alınan herhangi bir kaydın stüdyo gibi olması imkansız ama zaten sorun burada başlıyor. Neden başlangıçta stüdyo kalitesinde bir yayın yapma zorunluluğu hissedeyim ki? Her şeyden önce içeriğimiz ve sürdürülebilirliğimiz çok daha önemli olgular. Bana soracak olursanız podcast yayınlarını benzersiz kılan şeyler, içerdiği samimiyet. Yani bir ev ortamında, belki çayınızı koyarken çıkan ses, belki arkanızdan gelen bir kedi. Nerede olursanız olun, telefon kulaklığına bile sahipseniz (ki Podfresh’te kulaklıklarla yapılan çok güzel yayınlar var) başlayın.

Podcast yapmak aşırı pahalı

Diğer bir yanlış düşünce de, ekipman fetişisti olup podcast yapmaya başlamak için pahalı ve kaliteli mikrofonlara sahip olmamız gerektiği. Örneğin, 3000 TL’ye çok kaliteli bulduğunuz ve profesyonellerin önerdiği bir mikrofon var ve almak istiyorsunuz. Durun, almayın! Bunun yerine 150 liraya bir yaka mikrofonu, aylık 50 TL’ye yayınlarıma değer katacak bir podcast barındırma platformu (ki artık size Spotify kataloğundan dilediğiniz müziği kullanma imkanı sağlayan Anchor varken ona bile ihtiyaç olmayabilir) ve 20 liraya podcastime sesli tanıtımlar yapabileceğim bir uygulama alırsam, erken dönemde yapacağım 3000 TL’lik bir mikrofondan daha mantıklı ve yayınıma değer katacak bir harcama yapmış olurum.

Demem o ki, Podcaste başlamak pahalı ve maliyetli değil. Bilgisayar ya da telefonunuzdaki ses kayıt düğmesine basın, telefonunuzun kulaklığını takın ve içeriğinizi oluşturun.

Dinleyici bulmak için ünlü olmak gerek

1,5 Milyon podcast yayını, daha fazla sayıda yayıncı, daha fazla sayıda da dinleyici var. Herhalde bu rakamların hepsi ünlü değil. Bu arada yayıncı adaylarının gözlerinin korkmasına hak veriyorum. Belki konuşmak istediğiniz konuyla alakalı onlarca podcast vardır ve endişe duyuyorsunuzdur. Ancak şunu unutmamak gerekir ki, her podcast birbirinden parmak izlerimiz gibi farklı. Herkes niş bir yayın yapmaya çalışıyor ve konunun genelinden uzaklaşıp ister istemez spesifikleşiyorlar. 

Anlattığınız hikaye ve inşa ettiğiniz içeriğiniz sizin her şeyiniz. Yayınınız başka podcastlerin konusunu andıracak gibi görünse de, mutlaka kendinizden katacağınız şeylerle farklılaşacaktır. Kişisel deneyimler ve insan hikayeleri her şeyi değiştirir. Dinleyici olarak iki aynı nüanstaki podcast programından ayrı ayrı kendime kattığım birçok şey var. Eğer platformlarda var olan podcastler sizi podcaste başlamaktan alıkoyuyorsa, masada herkese bir sandalye olduğunu bilmenizde fayda var. 

Her şey kusursuz olmalı

Bir felaket olan ilk podcast bölümüme buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz. Sesimin yetmediği, tonlamalarımın ise anlamsız olan bu bölümü çekerken ne kadar zorlandığımı ve onlarca kez baştan kayıt aldığımı hâlâ hatırlıyorum. Ancak sonuç itibariyle içeriğimi dünyaya yaymak istediğim için “yayınla” butonuna bastım. Sadece biz değil, dünyaca ünlü podcasterların da ilk yayınlarına baktığınızda kusursuz olmadıklarını görüp kervanın her zaman yolda düzüleceğini anlayabilirsiniz. Kimse mükemmel değil, olamaz da. Podcastinizin daha ilk bölümden mükemmel olması gerekmiyor. Açıkçası geliştikçe her zaman yeni şeyler öğreneceksiniz ve bir önceki bölümünüzü beğenmeyeceksiniz. Gereksiz mükemmelliyetçilik sizi engelleyen bir şey ise, bunu önemsememek en güzeli.

Bitirirken…

Yanlış bildiğimiz şeyler bizi bir şeylere başlamaktan, düşüncelerimizi yaymaktan ve başkasının hayatına bir şeyler katmaktan her zaman alıkoyan bir şey. Eğer profesyonel bir stüdyo yüzünden podcast yapmaya başlamıyorsanız bir hayalinizden vazgeçmiş olacaksınız. Ürettiğiniz içeriğin nerede, kimi ve nasıl etkileyeceğini, ne gibi izler bırakacağını bilemezsiniz. İnsanlara temas etmek ve dokunmak güzeldir. Yeter ki en başında belirttiğim süreklilik ve içerik gibi doğru şeylere odaklanalım.

Kaynak: T24
Yazar: İlkan AKGÜL

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND