Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Elif Dağdeviren ile başarı üzerine konuştuk

Magazin basininin “Tarkan’in eski sevgilisi” dedigi, ekonomi muhabirlerinin “yeni ekonominin temsilcilerinden biri ve netbul.com un yaraticisi” dedigi, gazeteci, televizyon sunucusu, es, iskadini, genç basari örnegi Elif Dagdeviren ile KIGEM.COM adina bir röportaj gerçeklestirdik.

mümin sekman, elif dağdeviren

1. Ana hatlari ile hayat hikayenizi anlatir misiniz? Nereden yola çiktiniz? Nerelerden geçtiniz, su anda neredesiniz, gelecekte nerelerde olmak istiyorsunuz?

1967 Ankara dogumluyum. Babamin isi geregi daha ilkokula bile baslamadan yayinciliga basladim denilebilir, çünkü çocuklugum TRT koridorlarinda geçti. Babam TV Daire Baskani idi. Ilk, orta ve liseyi TED Ankara Koleji’nde okudum. Bütün ögretmenlerim hayatlari boyunca benimle bir yerlerde karisilasacaklarini bildiklerini söylerlerdi çünkü çok yaramazdim. Ve sanirim dolayli olarak karsilasiyoruz da, ama onlarin düsündükleri gibi mi bilmiyorum (!). Üniversiteyi Hacettepe Üniversitesi-Isletme Bölümü’nde okudum. Sanirim Hacettepe tarihinin okulu en uzun sürede bitiren ögrencisiydim. Yine birincisi yaramazliktan, ikincisi de arada iki defa okulu birakip baska okullara Amerika’ya gitmis olmaktan. Ancak her iki gidisimde de kisa dönem kurslar alip geri döndüm çünkü buradan baska hiç bir ülkede yasayamayacagimi ta o zaman anlamistim.

Üniversitenin son yillarinda evlendim. Esim de ögrenciydi, hem çalistik, hem okuduk. Önce Ankara, sonra Antalya ve en sonunda da Istanbul’da yasadik. O arada bir de bebek kaybettik. Bu olaydan sonra da ayrildik.

TRT için film çevirileri yaparak ilk parami kazanmaya basladim. Daha sonra Istanbul’a gelerek Melih Kibar ile bir prodüksüyon sirketi kurdum. Ancak klasik Türkiye krizlerinden birine rastladigi için kapattik. Ardindan yeni kurulmakta olan ve o siralarda adi Satel olan ATV’nin deneme yayinlarinda haberler disindaki herseyin sunuculugunu üstlendim. Ayni dönemlerde part-time muhabir olarak da Aktüel dergisinde ise basladim. Derken yazmak ve gazetecilik daha agir basti, tamamen Aktüel dergisinde muhabir olarak devam etmeye karar verdim.

Alti ay kadar muhabirlik yaptiktan sonra, Cosmopolitan genç kadin dergisinin önce yazi isleri müdürü, bir ay kadar sonra da genel yayin yönetmeni oldum. Bu sirada Aktüel, Esquire gibi dergilere de yazi yazmaya basladim. Iki buçuk yillik bir Cosmo macerasinin ardindan saglik nedenleriyle isimden ayrilip NewYork’a tasindim.

NewYork’ta bu defa da “Bussiness of Music” kursu aldim. Oradan Hürriyet gazetesine röportajlar yaparak gazetecilikten de kopmamayi basardim. Iki yil kadar sonra Hürriyet’ten aldigim bir teklif üzerine Türkiye’ye dönerek, Kelebek ekinin genel yayin yönetmenligini üstlenerek Kelebek’i bir kültür-sanat, kadin ve magazin eki haline getirme çalismalarina basladim. Ancak ekin sayfa sayisinin azaltilmasi üzerine görevi devrederek sadece köse yazari olarak devam ettim.

Star Tv’den aldigim bir teklifle onlara gündüz kusagi için “Elif Dagdeviren’le” adli bir tartisma programi hazirladim. Geçirdigim bir kaza bütün bunlara sekiz ay kadar ara vermememe neden oldu. Bu sirada da Amerika’da yasarken tanistigim inernette Türkçe olarak neler yapilabilirin arastirmasina girdim. Iyilestikten sonra bir arkadasimla beraber netbul.com’u kurdum. Su an itibariyla Türkiye’nin alanindaki en büyük bes sirketi haline getirmis oldugum ve adeta çocugum olarak gördügüm netbul.com’u kisa bir süre önce evlendirerek emin ellere teslim ettim.

Bundan sonrasi için hayalim yurdisinda kurdugum kontaklari da kullanarak Türkiye’nin internet açisindan çok önemli ülkelerden biri haline gelebilmesi için elimden ne geliyorsa yapmak. Bunun disinda konuyla ilgili kitap/lar yazmak. Henüz Türkiye için erken olduguna inanilan internet projelerini bir bir hayata geçirmek. Bir de uzun süredir bitirilmeyi bekleyen diger kitaplar ile film senaryolarini bitirebilmek.

2. Çok kararsiz kaldiginiz bir konuda annenize ve Peter Drucker’e danisma imkaniniz olsa idi. Ikisinin de zit seyler önerdigini varsayalim. Hangisinin dedigini yapardiniz?

Sanirim Peter Drucker’in dedigini yapar gibi yaparak anneminkini!

3. Sormam istenen bir diger soru: basarili olmak, rüyalarinin gerçeklestigi ani yasamak nasil bir duygudur. Bize basariyi duygusal düzeyde anlatabilir misiniz?

Bunu anlatmak gerçekten çok zor. Basari söyle bir duygu degil “Hah tamam, o an iste bu an. Oldu iste.” Hayir tam tersine devamliligi olan bir duygu. Dolayisiyla da neresi tepe noktasi, bilemiyorsunuz bir türlü. Ancak bazi ödüller, tesekkürler, maddi manevi geri dönüsler, saygi vs gibi anlik olaylar yorumlanabilir ki bunlarin her biri kendi özkosullariyla ilgili olarak farkli duygular yasatir insana. Bir ödül inanilmaz bir tatmin; maddi getiri inanilmaz bir tatmin ve devam hirsi; saygi isi hiç birikmama dürtüsü; manevi geri dönüslerin de verilen kayiplarin yerlerine baska bir sekilde de olsa geri dönüsünü izlemek ve huzura tekrar kavusma duygusunu yasatmasi gibi…

4.Orhan pamuk bir röportajinda ilginç bir yorum yapiyor. Dünyanin her toplumunda Yahudi yasar ve bu Yahudiler ya kültürel ya da ticari kulvarda dünya çapinda basarilar gerçeklestirmislerdir. Ama Türk kültürü evrensel düzeyde basarili insan çikarmaya o kadar elverissizdir ki,degil Türkler Yahudiler bile bu engelleri asip dünya çapinda basarilar gerçeklestirememistir. gerçekten de Einstein Almanlarin, Eric Fromm Amerikalilarin, Karl marks Ingilizlerin arasindan çikmis musevi asilli kültür önderidir. Is adamlarini ise saymaya gerek yok. Her toplumunun en zenginleri arasinda birkac musevi bulunur. Sorum su neden evrensel ligde basarili kisiler çikaramiyoruz? Bunun önündeki engeller neler?

Ben evrensel ligde basarili kisiler çikaramadigimiza inanmiyorum. Eger sözkonusu sorunun muhatabi Türk Yahudiler ise açikcasi onlarin cemaati hakkinda yeni yeni bir seyler ögrenmeye basladim. Dolayisiyla da bazi çok basarili isimlerin aslen Yahudi olduklarini yeni ögreniyorum. Bunun disinda biz Türkiye’den evrensel basarilar çikartiyoruz ancak Türkiye’de, ya da Türkler’de var olan bir sorun, belki de çok sert bir yorum olacak ama, sanirim kiskançlik. Çünkü basarilari alkislayip, öpüp bastaci edecegimize yerden yere vurmak gibi bir aliskanligimiz var. Örnegin Galatasaray’in su andaki durumu, Fatih Terim’i bir yandan alkislarken bir yandan da düssün diye gözünün içine bakanlar, Tarkan’in dünyadaki basarisini karalamak için onu neredeyse vatan haini ilan edenler, Ishak Alaton’un dünya çapinda bir isadami ve sayginligi oldugunu görmememekte inat edenler (ki alin iste bir Yahudi), Süher-Güher Pekinel, Behçet hastaliginin mucidi doktorumuz, müzik dünyasinin tüm dünyadaki en büyük patronlarindan biri Ahmet Ertegün, yavas yavas dünyayi sarmaya baslayan yazarlarimiz Orhan Pamuk ve Ahmet Altan ki (Ahmet Altan’in “Tehlikeli Masallar” romanindan, bu romandan çok etkilenen bir yabanci yazar kendi romanina alinti yapmistir. Bu alintiyi o romani Türkçe’ye çeviren çevirmen ve yayinevi de dahil olmak üzere kimse fark etmemistir dahi. Ta ki bir kitap elestirmeni bunu fark ederek yazana kadar. O yazdi ama ben hiç bir yerde yankisini duymus degilim), gerçekten de ünü uluslararisi olmus modacilarimiz Rifat Özbek ve Atil Kutoglu… Benim bile basima geldi. Yurtdisindaki bir çok önemli gazetede ve dergide çikan röportajlarimin hiçbirinin Türk basininda hiç bir yerde konu edildigini görmedim. Ama o röportajlar sayesinde artik yavas yavas kendi alanimda Türkiye disinda da bilinir biri haline gelmeye basladim. Sanirim bu ülkede basarinin takdir edilmesi için ya bu ülkenin sinirlarindan çikma cüretini göstermeyeceksiniz, ya da çikarsaniz “Amaaan o Türk sayilmaz ki, Ingiltere’de yasiyor bir defa” gibi anlamsiz, mantiksiz yakistirmalari duymazliktan geleceksiniz.
Tabii bütün bu listeye kim ne yaparsa yapsin alt edilememis dünyanin en önemli insanini, yani Atatürk’ü eklemiyorum.

5. Sizce basarili olmak ögrenilebilir mi?

Sanirim ögrenmekten daha çok gelisitirilebilir.

6. Okurlar basarili kisilere en çok sunu sormak istiyorlar: hayatin karsiniza çikardigi zorluklara karsi dayanma gücünü kendi içinizde nasil üretiyorsunuz? cevabiniz nedir?

Aslinda bunun yanitini yukaridaki sorulardan birinde verdim. Evet basari denen seye giderken çok kayip verip, çok aci çekip, çok haksiziliga ugradiginiz oluyor. Bu arad gerçekten basari oldugunu bildiginiz seyin çok ama çok az insan tarafindan farkedildiginini görmek daha da feci! Ancak bu arada kazanmaya basladiklariniz kaybettiginiz bazi seyerin yerini doldurmaya basliyor. Ödüller, takdir, saygi, güç, para, bu durumu takdir eden gerçek dostlar gibi… Bunlar da insana dayanma ve devam etme gücünü veriyor.

7. Sizce ömrünüzün son 5 yilinda nasil bir hayat yasiyor olacaksiniz?

Dinamik, aktif ve okumaktan yari kör (!). Sürekli sevgiye ve insanlara yatirim yapmis biri olarak onun faizini yiyerek geçirecegim bir bes yil olacagini ümit ediyorum! (“Tuesdays with Morrie” adli kitabi tavsiye ederim, gerçek basari o romanin kahramani Morrie’ye aittir. Boyner yayinlarinda Türkçe’si var.)

8. ”bulundugum yere tirnaklarimla geldim diyenlerin tirnaklarinin
altinda daha çok pislik bulunur” sözü hakkinda ne düsünüyorsunuz?

Bu bir Türk sözü olsa gerek . Aslinda katilmiyorum, ama istisnalar da kaideyi bozmaz. Yine de emege bu kadar saygisiz bir lafi duymamis olmayi tercih ederim. Tabii gerçek emekten söz ediyorum.

9. Sitemizde yaptigimiz ankette “basari duygusu seksten daha keyif
vericidir” ifadesi için ziyaretçilerimizin görüslerini sorduk. Büyük çogunluk sasirtici bir sekilde “katiliyorum” dedi. Siz bu sonucu nasil yorumlarsiniz?

Hiç bir sey gerçekten iyi bir seksten daha zevkli olamaz! Sanirim bu sonuç ne yazik ki çaktirmadan sevimsiz bir gerçegi öne çikartiyor. Sevismeyi, sevismekten zevk almayi bilmeyen bir toplumuz. Bu da bizi, içinde bulundugumuz boslugu baska seylerle doldurmaya itiyor. Ve ne yazik ki bu da hirs, saldirganlik, kiskançlik olarak tezahür ediyor. Sevismekten keyif alan birinin basarisi da tadindan yenmez! Acitmadan, öldürmeden ve geceleri uyutan tatli bir basaridir o ve kalicidir. Çünkü o basari unutulsa bile hayatta daha çok basarinin kendisini bekledigini bilir öyle bir insan. Hayati hayat gibi algilamaktadir çünkü, bir savas alani olarak degil.

10. Basarmak adina yasamayi iskaliyoruz. Siz kendi hayatinizda
basarmak ile yasamak arasinda nasil denge kuruyorsunuz.

Zaman zaman endazenin topuzunu kaçirdigim oluyor. Ama dönemsel olarak dengeliyorum sanirim.

11. Çetin Altan Türkiye’de olan ve anlamakta zorluk çektigi olaylari anlatirken “beynim civa yutmus kertenkeleye döndü” der. Kisisel emeklerinizi bosa harcayan konjonktürel hareketlere karsi bu ülkeden çekip gitme arzunuzu nasil,hangi düsüncelerle engelleyebiliyorsunuz?

Engelleyebildigimi de nereden çikartiyorsunuz! Saka bir yana yurtdisinda okudugum günlerden beri birseyin çok çiplak olarak farkindayim. O da su: Dünyanin neresine giderseniz gidin, ne kadar iyi bir konumda olursaniz olun bir Türk olarak hep ikinci sinif vatandassiniz (istisnalar kaideyi bozmaz, ama ne yazik ki bunun istisnasi bile az). Sizin birinci sinifa yükselmeniz için önce ait oldugunuz ülkenin birinci sinifa yükselmesi gerekir. Bunu basarmak için de egitimli, bilinçli kitlenin kaçmayip, elinden geldigince burada kalmasi ve bu ülkeyi yasanir, saygi duyulur bir yer haline getirmesi gerekir. Ben sahsen o kitleden biri olduguma inandigim için gitmemeyi tercih ediyorum.

12. Sizce basarinin gerçek ölçüsü nedir? Bir insanin basarili olup
olmadigini anlamak için en çok neye dikkat edersiniz?

Öncelikle kendisini hayata nasil sunduguna, sonra da hayatini paylastigi kitlenin onu bize ve kendisine karsi nasil sunduguna. Bu konuda Sezen Aksu’nun çok iyi bir örnek oldugunu düsünüyorum. Bizim hepimizin BASARI olarak bariz bir biçimde gördügü seyi o son derece dogal olarak algiliyor. Bunun için de kendini öldürmüyor. Kendiyle ve hayatla barisik. Bu da hiç durmadan üretmesine neden oluyor. Çevresi de onu ve yaptiklarini anlatirken bir Tanriça’dan söz eder gibi konusup, onunla yasarken de onun bir insan oldugunu unutmuyorlar. Bir çok “basari örneginin” kendini dev aynasinda seyretmeye alismasi yüzünden, ve/veya çevresinin abartili tutumlarini engelleyemedigi, engellemek istemedigi için yok olup gittigine tanik oldu tarih. Sezen basarilidir çünkü insan oldugunu unutmamistir. Sezen basarilidir çünkü basarinin büyüsüyle ne kendisi dagilmis, ne de etrafindakilerin kendisini dagitmasina izin vermistir. Basarinin onu sekillendirmesine izin vermemis, tam tersine hayatini sekillendirirken basariyi istedigi gibi ve akilica kullanmistir. Ve basarinin bitmediginin, devamli oldugunun idrakindedir.

13. Hayat çogu kez karsimiza “istediklerini almak için istemedigin bazi yer,kisi ve durumlara katlanmalisin” diyerek çikiyor. Rüyalarinizi gerçeklestirmek için ödemeniz gereken bedellere nasil katlandiniz?

Katlanmadim. Katlanacagim durumlar olduysa bile onlari farketmemek otomatik olarak hayatimda var olmamalarini sagladi. Ayrica akil dediginiz kocaman bir seydir, tek bir rüya ile yetinmez. Rüya kabusa dönüsürse çeker gider, kendine yeni bir rüya bulur. Uyanik geçirdigi süreyi de yeni rüyasina yatirim yaparak kullanir!

14.Sizce Türkiye sartlarinda basarili olmak için neleri bilmek, nasil biri olmak, hangi kurallara uymak gerekir? kisacasi Türk kültürünün kendine özgü basari kurallari nelerdir?

Aslinda bugünün kosullarinda bu soruya verecegim yanit yukarida yazdigim bir çok seyle çelisebilir. Çünkü ne yazik ki özellikle son dönemlerde basari ve basariya giden yolun anlami öyle bir degistirildi ki… Tipki kalite sözcügünün anlaminin degistirildigi gibi. Su anda kabul gören basari için kisa yoldan köse dönmeyi, baskalarinin sirtindan atlama yapabilmeyi, etik degerleri buzdolabina, hatta mümkünse çöpe atabilmeyi bilmek gerekiyor. Dürüstlük, çaliskanlik kerizlikle es anlamli. Iyi insan olursaniz acinasi durumdasiniz, çok okul okuduysaniz ve kitaplarla araniz iyi ise vakit kaybediyorsunuz demektir. Magazin sizinle ilgileniyorsa basarili ve saygi duyulan birisiniz ki en korkuncu da bu! Kurallar ise bu çarkin içinde var olanlarin koydugu kurallar. Çarkin içine girmek kolay, kalmak zor. Çünkü pis bir yer orasi. Dolayisiyla da kurallari agir. Kim oldugunuzu, köklerinizi, geleceginizi unutacaksiniz. Ezmek, yemek ve tükürmek birinci hedefiniz olacak vs… Ancak ben bununla gelen ve adi basari olan seylerin büyük bir çogunlugunu kabul etmiyorum (tesadüfen içine düsmüs ama gerçekten basarili olanlar da yok degil elbette). Ben aslinda Atatürk döneminin basarilarini kültürümüzde görmek isterdim. Beynin, iç gelisimin; vücuttan, kas gelisiminden, silikonlardan önde gittigi, saygi duyuldugu; aci çekmenin, terlemenin, çalismanin ve dürüstlügün basariya giden yolda, basariya erisince onu çok daha tatli hale getinen unusurlar oldugunu bilen bir kültürü yesertmeye baslamis olan o dönem. Ama sanirim sonradan gelenler sulamayi unuttular.

15.Kisisel gelisim uzmanlari ve yönetim danismanlari basarili olmak istiyorsak “yapmamiz gereken” bir sürü isler listesi koyuyorlar. Hafizani gelistir, hizli okuma kursu al, diksiyon egitiminden geç, toplanti yönetimi tekniklerini ögren, insan kaynaklari yönetimini bil.vs. Oysa ticari, siyasi ve kültürel dünyamizin zirvesindekilere baktigimizda bunlarin hiç birini bilmediklerini ve hatta bu gibi seylere gülerek baktiklarini görüyoruz. Yani sonuç almak için uyulmasi önerilen kurallar ile sonuç almis olanlarin uyduklari kurallar 180 derece zit. Sizce bu durumun anlami ne?

Tek anlami var TICARET. Kimileri basariya dogal olarak endekslidir. Dogal olarak oraya gidenleri ise daima takip edenler vardir. Simdi gerçek bir iyiniyetle bunun yollarini bulmak isteyenlere tutup da içgüdülerinizi takip edin, pozitif olun, kendinizi duygusal ve bilimsel anlamda gelistirin, sevme dürtünüzü uyandirin vs. derseniz ticaret yapamaz ve bu mesele üzerinden para kazanamazsiniz. Oysa ki bu iyi niyetli insanlar yukaridaki liste önlerine kondugunda “geçmesi gereken yollarin karsiligini” verecektir. Elbette bu durumda da basarili olanlar olacaktir! Ama o insanin kendisi mi, kursu veren mi?!

16.Sizce Türkiye’de “ünlü olmanin” mekanizmasi nasil çalisiyor?

Bakiniz yanit 14. Özellikle son dönemlerde magazin basini, skandallar, tokatçilik vs…

17.Türkiye’de basarili olmak için ne kadar yetenekli oldugunuz
(kompetans) mu yoksa kimleri tanidiginiz (iliskiler) mi önemlidir?

Aslinda her ikisi de. Yetenek çok ama çok önemli ama onu kullanacaginiz yere ulasmak için en iyi yollardan biri tanidiklar ki ben buna karsi degilim. Insan iliskilerinin içinde yardimlasma da vardir. Ve karsinizdaki hakediyorsa bu yardimi vermenin ya da almanin hiç bir sakincasi da yoktur. Ama istediginiz kadar insan taniyin yeteneginiz yoksa olmaz. Ugresir didinir, bir süre bir yerde durmayi becerirsiniz. Orada durdugunuz sürece de her gece bilinçaltiniz sizi yer durur: “Oldugun yeri hak etmiyorsun”… Sonuç: Ya alkolik olursunuz, ya asabi… Ya yalniz kalirsiniz ya da paranoyak olursunuz…

ROPORTAJ:MÜMIN SEKMAN

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

MAKALE

Üniversiteye hoşgeldin!

ÜNİVERSİTE TERCİHLERİ, ÜNİVERSİTE HAYATI, Manşet, DR. UMUT YILDIZ

Dr. Umut Yıldız üniversiteye yeni başlayacaklara tavsiyelerde bulunuyor. ‘’Baştan iyi plan yaparsanız, iyi bir hedef ile hayallerinizdeki neticeye mutlaka ulaşabilirsiniz.’’ diyor. İşte üniversite öğrencilerinin yoluna ışık olabilecek nitelikteki çok değerli yazının tamamı…

Sevgili Üniversiteye Yeni Başlayan Arkadaşım,

Üniversiteye hoşgeldin! Bugün üniversitenin ilk günü, heyecanlısın, artık liseden kurtulduğunu ve büyüdüğünü düşünüyorsun. Son 17 yıldır Türkiye ve başka birkaç ülkede birkaç tane üniversitede okumuş veya çalışmış olan bir abiniz olarak geleceğini şekillendirecek bu eğitim hayatında, plan yapmana yardımcı olmak için birkaç tavsiye vereceğim.

Arkadaşım; öncelikle üniversite kesinlikle lise gibi değildir, yani lisede cool birisi olabilirsin, ama bu üniversitede de böyle olacağın anlamına gelmez, ya da tam tersi lisede içine kapanıksan üniversitede tam tersi aktif birisi olabilirsin. Ben lisede içine kapanık birisiyken, üniversitede birinci yılımda astronomi topluluğu başkanı olmuştum, çünkü astronomiyi çok seviyordum ve birşeyler yapmak istiyordum. Üniversite hayatı çok farklı bir kültürdür, onun için yeni bir hayata başladığını ve artık yepyeni bir hayatı kendinin neredeyse sıfırdan oluşturduğunu unutma.

Arkadaşım; lisede öğretmenlerin vardı, senin öğrenmen için elinden geleni yaparlar, sen bir şeyler öğrenince de mutluluklarını gözlerinden okurdun. Üniversitede birşeyler öğrenmek istiyorsan buna artık sadece sen karar vereceksin. İster sınıfa gider, dersi dinlersin, ister yolun karşısındaki cafeye gider okeye dördüncü olursun. Üniversitedeki hocaların o dersi vermekle yükümlü ama o dersi senin aklına sokmakla yükümlü değil. O nedenle efsane ders anlatan hocaların yanında dersine hiç girmek istemeyeceğin hocalar da olacak. Neticede ikisi de aynı maaşı alıyor ve senin bu konuda yapabileceğin hiçbir şey yok. Öğrenmek artık tamamen senin inisiyatifinde…

Arkadaşım; derse girmek ile dersi gerçekten dinlemek arasında büyük fark var. Derse giriyorsan gerçekten dersi öğrenmek için dinlemeni tavsiye ederim, malum vakit kıymetli. Çünkü zaten sınavdan birkaç gün önce yolun karşısındaki fotokopiciden, geçen seneki çıkmış soruları alıp dersi geçeceğini düşünüyorsun ama sana bir sır vereyim mi, o dersi geçip sınavdan sonra hiçbir şey hatırlamadığın ders var ya, yarın iş mülakatında karşına çıkabilir. Hatta iş hayatında bu dersin etkilerini kullanacaksın, kimbilir…

Arkadaşım; o yolun karşısındaki fotokopiciden cevaplarını bulacağın ödev soruları da var ya, onu aslında senin o konuyu tam olarak kavraman için verilmiş bir nimet olarak düşün. Hollanda’da yüksek lisansa başladığımda verilen ödevlere günler harcardım, yine de bitiremezdim, ama o gün ne yaptığım şu anda yıllar sonra bile hala aklımda, çünkü kendimden birşeyler vererek uğraşmıştım. Keşke Türkiye’deki üniversitemde hocalarım da bana çok ödevler verseymiş diyorum. Ödevlerinizi geçiştirmeyin ve en iyisini yapmaya çalışın. Emin olun ki yıllar sonra bile yaptığınızı unutmayacaksınız.

Arkadaşım; üniversite iş ve işçi bulma kurumu değildir. Üniversiteye gelecekte iyi ve rahat bir hayat yaşamak üzere bana iş sağlasın diye gidiyor olabilirsin ama üniversitenin temel misyonu bu değildir. Göreceksin ki hocaların sana meslek danışmanlığı yapmak zorunda değil. Lisede her konudan bir dal alırdın, ama üniversitede artık genel bir konuda uzmanlaşacak derecede eğitim göreceksin. Yani birşeyler öğreneceksin, kendini geliştireceksin ve yarın iş hayatında bunu tatbik edeceksin. Siz patron olsanız üniversite hayatı kendisine birşey katmamış, kendini hiç geliştirmemiş, hiçbir şey öğrenmeden mezun olmuş birisini işe alır mısınız? Samimi olun!

Arkadaşım; üniversitemin adı çok meşhur, mezun olmadan bile şirketler okulumuza gelip bizi işe almak için sıraya giriyorlarmış gibi efsanelere pek itibar etme. Her şey neticede sana bağlı. Sen kendini göstermedikçe kimse sana gelip lütfen n’olur bizim şirketimizde çalış demez. Öte yandan Türkiye, üniversite mezunu sayısı bakımından hiç de azımsanamayacak bir ülke haline geldi. Üniversite mezununa gerek olmayan yerde bile üniversite mezunu insan aranıyor ilanı var, çünkü her yerde işsiz mezun var. Sen mezun olunca senin diğer üniversite mezunlarından farkın olacak mı?

Arkadaşım; üniversite bitince kapağı yurtdışına atmak istiyorsun ya, işte aslında birçok şey üniversitede neler yaptığına bağlı. Bugüne kadar benimle iletişime geçen onlarca öğrenci oldu. Üniversitede bölüm birincisi olabilirsiniz ama bu tek başına bana hiçbir şey ifade etmiyor. Öncelikle İngilizcen nasıl? Cem Yılmaz’ın dediği gibi herkeste olan orta dereceli bir İngilizcen mi var? Yoksa okul bitince bir kursa gider öğrenirim diye mi düşünüyorsun? Ya da ilk 2 senede bu işi halledeyim diye mi? Peki herhangi bir öğrenci klübüne üye oldun mu ya da başkanlık yaptın mı, ya da aktiviteler organize ettin mi, ya da yurtdışında bir yaz okuluna katıldın mı? Bunlar çok çok daha önemli. Dünyadaki binlerce bölüm birincileri, ikincileri, üçüncüleri Avrupa’daki, Amerika’daki senin başvurduğun aynı üniversiteye başvuruyor. Peki senin onlardan farkın ne olacak? Sadece derslere girip, çok iyi notlar alıp bölüm birincisi mi oldun, yoksa gerçekten bu işi çok seviyorsun ve bu alanda aktiviteler düzenleyip, katılımlar yapıp kendini geliştirdin mi? Karşıma iki özgeçmiş gelse, birisi okul birincisi ama hiçbir aktivitesi yok, diğeri ortalaması fena değil ama birçok aktivite düzenlemiş, ya da aktivitelere katkı yapmış. Ben elbette direk ikincisini tercih ederim!

Arkadaşım; herkes Erasmus diye birşey tutturmuş gidiyor, hatta sen de üniversiteni Erasmus’u var diye seçtin. Sana bir şey söyleyeyim mi, evet Erasmus denen bir şey var ama senin sınıfından sadece birkaç kişi gidecek. Sen gitmek istiyorsan ilk iki senende İngilizce’yi iyi seviyeye getirmiş olmanın yanında notların da gayet iyi olmalı. Kazanırsan üçüncü ya da dördüncü yılında Avrupa Birliği’nin sana vereceği süründürüp ama öldürmeyen bir maaşla 6 ay ya da bir sene Avrupa’nın bir ülkesinde eğitimine devam edebilirsin. Bunun sana kazandıracakları paha biçilmez. Eğer bu şansın yoksa bazı üniversitelerde staj zorunluluğu var, bazılarında yok. Zorunlu değilsin diye kendini geliştirmek adına yaz tatilinde birşeyler yapmak istemeyeceğin anlamına gelmez. Yurtiçinde ya da yurtdışında staj yapmak için yerler arayabilirsin.

Arkadaşım; sosyalleşmek demek bir insan ile bir kez karşılaşıp, Facebook’una ekleyip, bir daha görüşmemek değildir. Bazı sağlam dostlukların temeli üniversitede atılıyor. Tabii bunun yanında belki evleneceğin kişi bile o sınıfta olabiliyor (bir istatistik var mı bilmiyorum ama her sınıftan en az bir evlilik çıkıyordur belki de). O nedenle yüzyüze konuşarak yapacağınız sosyalleşmek her zaman Facebook’ta sosyalleşmekten daha iyidir.

Arkadaşım; Amerika’da networking denen bizde çevre denen bir olgu var. Üniversite sırasındayken sınıfa girip hiç kimseyle konuşmadan dersten çıkan biri olmak yerine çevre yapmaya çalışın, insanlarla tanışın, konuşun. Bütün hocalarınızla tanışmaya çalışın, kimilerinde sizin gelişiminize katkıda bulunacak ne cevherler var göreceksiniz. Diğer insanların sizi hatırlaması için en kolay yöntem, insanlara yardımcı olun, onların problemlerini çözün. Bugün öğrenci de olsa yarın herkes profesyonel hayatta karşınıza çıkacak. Şimdiden bir LinkedIn hesabı açın, profesyonel çevrenizi buraya eklemeye başlayın. Yarın kimin nerede karşımıza çıkacağını tahmin bile edemezsiniz.

Arkadaşım; üniversiteye başladığında sana boş bir çanta verildiğini düşün ve bu çantanın üniversite bittiğinde kapanacağını düşün. Ve yarın bir iş başvurusu yaparken ya da eğitimine master ile devam etmek istiyorsan başvuruyu bu çantayla yapacaksın (tabii biz buna çanta değil, özgeçmiş diyoruz). Peki 4 yıl boyunca içine neler koyacaksın? İlk tavsiyem, güvenli bölge (comfort zone) denen sadece kendi bildiğiniz bölgeden çıkın, kendinizi ve çevrenizi keşfedin, extra birşeyler öğrenmeye, yapmaya çalışın. MeetUp.com gibi sitelerden kendi şehrinizde ilgi alanlarınıza yönelik gruplar bulun, eğer yoksa siz kurun. Baştan söylediğimi yineliyorum, üniversitede öğrenmek ve kendini geliştirmek tamamen sizin sorumluluğunuz. Baştan iyi plan yaparsanız, iyi bir hedef ile hayallerinizdeki neticeye mutlaka ulaşabilirsiniz.

Bu yazıyı her sene yeniden okumanı tavsiye ederim ve gerçekten geçen sene neler yaptığını ve gelecekte neler yapabileceğini yeniden planlaman için kendine bir hedef çizmende belki de yardımcı olacaktır.

Yazan: Dr. Umut Yıldız (NASA/JPL-Caltech)
Kaynak: www.linkedin.com

Okumaya devam et

MAKALE

Olgu mu önemli algı mı?

temel aksoy, takdir edilmek, olgu, Manşet, algı

Takdir edilme isteği insanın başarıya ulaşmasında çok etkili bir motivasyondur. Peki, takdir edilmek her zaman başarılı olduğumuz anlamına mı gelir? Gerçekten ne kadar başarılı olduğumuz mu yoksa ne kadar başarılı göründüğümüz mü önemli? İşte Temel Aksoy’un tüm bu sorulara yanıt olabilecek nitelikteki yazısı…

Olmak mı Daha Değerli, Görünmek mi?

Ünlü iş insanı Warren Buffet “Dünyanın en büyük aşığı olup herkesin sizi dünyanın en kötü aşığı zannetmesini mi istersiniz yoksa dünyanın en kötü aşığı olup herkesin sizi dünyanın en büyük aşığı zannetmesini mi istersiniz? diye sormuş. 

Bazıları için kim ne derse desin “olmak” esastır. Bazıları için de ne olursa olsun “görünmek” daha değerlidir bazı insanlar kendilerini sadece kendi gözleriyle değerlendirir bazıları da kendilerine başkalarının gözünden bakarak not verir. 

Sizin için hangisi daha değerli? Olmak mı görünmek mi?

İnsanın takdir görmek istemesi elbette çok doğal. Alain de Botton’un dediği gibi “Hepimiz dünyadaki takdir pastasından kendi payımızı almak isteriz.” Çünkü takdir edilme isteği insanın başarıya ulaşmasında çok etkili bir motivasyondur. Zoru başaran insanları harekete geçiren en önemli dürtü, başta yakınları olmak üzere, insanların takdirini toplamaktır. 

Ama takdir toplamak için yaşamaya başladığında insanın kendi standartlarından, kendi değerlerinden uzaklaşma tehlikesi baş gösterir. Farklı insanların farklı beğenilerine hitap etme arzusu insanı hayatta pusulasız kılar. İnsan kendini başkalarının gözünden değerlendirdiği zaman, birbiriyle çelişen hedeflerinden hangisine yöneleceğini şaşırır. Ne değerleri kalır ne de kırmızı çizgileri.

İnsanın kendini başkalarına beğendirme arzusu her toplumda vardır ama bizim kültürümüzde bu istek çoğu batı toplumlarına kıyasla daha baskındır. Cem Yılmaz bir skecinde “Üstü açık spor arabasını arkadaşlarına gösteremedikten sonra insanın böyle bir araba almasının ne kıymeti var?” diyerek bizim toplumumuzun başkaları için yaşadığını bir cümlede özetlemişti. 

Özellikle sosyal medyanın hayatımıza girmesinden sonra başkaları için yaşama yarışı iyice çığırından çıktı.  Hemen herkes kendi arkadaşlarından daha mutlu, daha paralı, daha eğlenceli, daha rahat, daha keyifli bir hayat yaşadığını ispat etme gayreti içinde. 

Bir yemek masası başında toplanan insanlar yemek yemeye, sohbet etmeye başlamadan önce fotoğraf çekmeye başlıyorlar. İçinde kendilerinin de göründüğü fotoğrafı sosyal medyada paylaşmayı o anı yaşamaktan daha fazla önemsiyorlar. Kendi tadacakları lezzetlere, paylaşacakları sohbetlere değil, arkadaşlarının beğenisine daha fazla değer veriyorlar.

Oysa insanın kendisini sürekli başkasına göre kıyaslaması ruhunu zedeler. Çünkü insanın her zaman kendisinden daha uzun, daha zayıf, daha güzel, daha zeki, daha akıllı, daha başarılı, daha paralı bir arkadaşı mutlaka vardır. 

Instagram bazı ülkelerde “beğeni” özelliğini kaldırmayı test ediyor. Ben bu girişimi destekliyorum. Bu girişimin “sosyal ben” ile “gerçek ben” arasındaki uçurumu bir nebze olsun kapatmasını diliyorum.

Olmakla ve görünmek arasında Mevlana’nın dediği gibi tutarlılık olsa çok iyi olur ama esas sorun insanın kendi değerlerini yaşamak yerine başkalarının ölçüsüne göre yaşamasıdır. İnsanın başkalarının beğenisini alma yarışına girip kendisi olamaması çok acıdır. Çünkü başkaları için yaşamak kesin olarak insanı mutsuz yapar.

İnsanın hayatta kendi etinden ve kemiğinden kendi heykelini yaparken rol modeller seçmesi çok doğrudur ama kendisini sürekli başkalarına göre yontması çok tehlikelidir. Çünkü yontmanın sonu yoktur; sonunda insanın kendisinden eser kalmaz.

Yazar: Temel Aksoy
Kaynak:  www.temelaksoy.com

Okumaya devam et

MAKALE

Terfi etmek ister misiniz?

terfi etmek, Manşet, laszlo bock, iş hayatında kadınlar, iş hayatı

İnsan kaynakları direktörü Laszlo Bock, içeriden liderler yetişmesini sağlamak amacıyla, boşalan pozisyonları paylaşmak ve talep toplamak için bir sistem geliştirmeye karar verdi. Boşalan pozisyonlar paylaşılıyor, kendine terfi arayan yöneticiler ile genç liderlere kariyer merdiveni uzatılıyordu. Peki, sizce bu merdivenin basamaklarını en çok kadınlar mı yoksa erkekler mi dolduruyordu? İşte Bock’un kurduğu sistemin tüm detayları…

Kim terfi istemez?

İK’cılar, işyaşam dengesinin iyileştirildiği, kadınlara esnek çalışma koşullarının tanındığı kurumlarda bu durumun tersine çevrilebildiğini söylüyor…

Zamanın insan kaynakları direktörü Laszlo Bock, Google’da içeriden liderler yetişmesini sağlamak amacıyla, boşalan pozisyonları paylaşmak ve talep toplamak için bir sistem geliştirmeye karar verdi. Boşalan pozisyonlar paylaşılıyor, kendine terfi arayan yöneticiler ile genç liderlere kariyer merdiveni uzatılıyordu. Bock’un tahmin ettiği gibi uygulama başarılı sonuç verdi ve çalışanlardan büyük ilgi gördü. Ancak, Laszlo Bock’un dikkatini önemli bir “ayrıntı” çekti. Google’da kadın çalışanların terfilerde kendilerine aday gösterme oranı çok düşüktü. Erkekler “terfi” için daha istekli davranıyordu. Bock, “Bir başka konu daha dikkatimi çekti. Kendilerini aday gösteren kadınların terfi etme şansları, erkeklere göre daha yüksekti” diyor. Dünyada en çok satanlar arasına giren “Google Sırları” kitabında, Laszlo Bock, kadınların üst pozisyonlara kendini aday göstermesinin erkeklere göre daha düşük olduğuna özel bir bölüm ayırdı. Bu durumun okullarda da gözlemlendiğini anlatan Bock, mevcut ayrımı şöyle anlatıyor: “Sınıflarda sorulara el kaldıranlar genellikle erkek öğrenciler oluyor. Kızlar emin olana kadar bekler, aslında onlar da en az erkekler kadar doğru yanıtı biliyordur, hatta belki de onlardan daha fazla…” Sadece o değil, iş dünyasının ünlü kadın liderleri de iş hayatında erkeklerin kadınlara göre daha atılgan ve cesur davrandıkları görüşünde. Facebook COO’su Sheryl Sandberg iş hayatında kadınların bazı durumlarda erkeklerin esas oyuncu olduklarını önceden kabul ettiğini söylüyor. Sandberg, “Kadınlar erkeklere göre daha pasif davranıyor” diyor. 

DÜNYANIN GERİSİNDE 

Dünya Ekonomik Forumu’nun raporu kadın-erkek eşitsizliğinin kapanması için 108 yıl, ekonomide eşitsizliğin kapanması için 202 yıl beklemek gerektiğini gösteriyor. Üst yönetime doğru yükseldikçe ise kadınların sayısı ve terfi şansı azalıyor. KPMG’nin geçen yıl 4’üncüsünü gerçekleştirdiği Küresel CEO Araştırması büyük şirketlerin CEO’larının büyük bir kısmının erkeklerden oluştuğunu gösteriyor. Araştırmaya göre 1.300 büyük şirketin CEO’sunun yüzde 84’ü erkek. Aynı araştırmaya göre CEO’lara halefleri sorulduğunda neredeyse katılımcıların tümü görevini başka bir erkeğe devredeceğini belirtiyor. Türkiye’de ise birkaç büyük kurum hariç kadınların iş hayatındaki temsili dünyaya göre çok daha düşük. Nüfusun yarısı kadınlardan oluşmasına rağmen çalışan kadın oranı sadece yüzde 32,6.Dünya Ekonomik Forumu’nun cinsiyet eşitsizliği raporuna göre Türkiye 2006’da 105’inci sırada yer alırken 2018’de 149 ülke arasında 130’unculuğa geriledi. Yine SPK’nın uygulamasına rağmen BIST şirketlerinin yönetim kurullarının sadece yüzde 15,2’si kadınlardan oluşuyor. 

TERFİYE KADIN İLGİSİ

Kadınların önemli bir kısmı anne olduğunda bebeğe bakacak kimsesi olmadığından ya da “iyi bir anne” olamayacağı endişesi ile iş hayatından ayrılmak zorunda kalıyor ve bu nedenle kariyerini erkek meslektaşlarına göre daha erken sonlandırıyor. Yaptığımız araştırma da bu ve benzeri nedenlerle erkek egemen sektör ve şirketlerde boş pozisyonlara kadınların ilgisinin erkeklere göre daha düşük olduğunu gösteriyor. Netaş İnsan Kaynaklarından Sorumlu İcra Kurulu Üyesi Yasemin Akad, kadınların hala aile içinde sorumluluğun büyük bir kısmını yüklendiğini belirtiyor. Akad, “Bu durum, kadınların kariyerlerini ikinci plana itmelerine, dolayısıyla şirket içindeki yönetici kadroları da dahil açık pozisyonlara erkeklere göre daha az ilgi göstermelerine neden oluyor” diyor. Akad, kadın mühendis oranının Türkiye’de yüzde 22 oranında olmasının da teknoloji şirketlerinde içeriden terfilerde kadın sayısını azalttığını belirtiyor. Şirket içi açık pozisyonlara içeriden yapılan başvurularda kadınların başvuru oranının yüzde 38 ile erkeklerin gerisinde kaldığını belirten ISS Türkiye Grup İnsan ve Kültür Genel Müdür Yardımcısı Bahar Tura da “Açık pozisyonlarımıza erkek yoğun başvuru almamızın nedeni, daha çok mobil ve il dışı pozisyonlar olmasından kaynaklanıyor” diyor. Tura, C level, direktör, direktör yardımcısı gibi pozisyonlara içeriden yapılan başvurularda da kadınların erkeklerin gerisinde kaldığını belirtiyor. 

SAĞLIKLI İŞ-YAŞAM DENGESİ 

Sabancı Üniversitesi Kurumsal Yönetim Forumu Direktörü Melsa Ararat da “Türkiye’de toplumun kadınlardan beklentileriyle mevcut iş ortamının gereklerinin uyuşmamasından dolayı şirketlerin tepe yönetiminde kadın ve kadın CEO oranı çok düşük kalıyor” diyor. Rakamlar da bu saptamayı doğruluyor. Türkiye’de aileleri temsil eden kadın CEO’lar hariç tutulursa profesyonel kadın CEO oranı yüzde 2 seviyesinde. Cinsiyet eşitliğini hedefleyen şirketler de bu nedenle çalışma koşulları kadınlara uygun hale getirerek ve onları destekleyerek üst pozisyonları hedeflemeleri konusunda cesaretlendiriyor. ING Bank İK Genel Müdür Yardımcısı Bahar Özen, kadın çalışanların iş hayatlarında yükselmeleri için iş-özel hayat dengesini sağlıklı kurmalarının önemli olduğunu belirtirken bu konuda pek çok çalışma yaptıklarını anlatıyor. Kadınların iş sorumluklarıyla gündelik yaşamları arasında denge kuramamasının iş hayatında erkeklerin gerisinde kalmalarına neden olduğunu belirten P&G Türkiye ve Kafkasya İK Direktörü Berna Yener Aksu, kadın çalışanlar aleyhine olan bu durumu onlara destek olan flex@work çalışma kültürü ile aştıklarını söylüyor. Aksu, “Bu sayede şirket içi boş pozisyonlara kadın çalışan ilgisini artırmayı başardık. Yarattığımız kültür sayesinde kadın çalışanların oranı yüzde 55’e, genişletilmiş icra kurulundaki kadın sayısı ise yüzde 52’ye yükseldi” diyor. 

EN YÜKSEK İLGİ NEREDE? 

Kadın hakları ve toplumsal cinsiyet konularına önem veren, bu konuda çalışmalar yürüten “Kadın dostu” şirketlerde her yıl kadın istihdamını artırmaya yönelik pozitif ayrımcılık yapılıyor. Bu nedenle çoğu zaman kadın oranı erkekleri yakalıyor ve geçiyor. Bu şirketlerde boş pozisyonlara kadın çalışanların ilgisi de erkeklere göre daha yüksek oluyor. LC Waikiki, Yapı Kredi, Garanti Bankası, ING Bank, Bahçeşehir ve Doğa Koleji hem kadın çalışan oranının yüksek olduğu hem de kurum içi boş pozisyonlara kadınların daha fazla ilgi gösterdiği şirketlerin başında yer alıyor. Çalışanların yüzde 87’sinin kadınların oluşturduğu Gratis’te de kurum içi boş pozisyonlara başvurularda kadın oranı yüzde 100 seviyesinde. Şirketin İK Direktörü Özlem Yücel, mağaza çalışanlarının tamamının kadın olması nedeniyle içeriden terfilerde kadınların oranının yüzde 92’ye çıktığını söylüyor. LC Waikiki Merkez İK Direktörü Hande Özdağdeviren de “Rakamsal olarak kadın çalışan sayımız daha fazla olduğu için tüm seviyelerdeki boş pozisyonlara yapılan başvurularda da kadın çalışanlarımızın oranı daha yüksek oluyor” diyor. Kadınlara yeteneklerini ve uzmanlıklarını açığa çıkarma şansı sunan, cinsiyet eşitliği konusunda güçlü bir kurumsal kültüre sahip Danone Türkiye de bu sayede şirket içindeki açık pozisyonlara kadın çalışanlarının daha fazla başvuru yapmasını sağlamış. İki yıldır “İyi ki annem çalışıyor” projesini yürüttüklerini söyleyen şirketin İK direktörü Emine Kurt, kadın çalışanlar tarafından iç ilanlara gelen başvuruların yüzde 38 yükseldiğini belirtiyor. Kurt, “Şirket içi geçişlerde bu oran daha da artış göstererek yüzde 50’ye yükseldi” diyor. 

EĞİTİM VE FİNANSTA YÜKSEK 

Bankacılık ve eğitim gibi kadın çalışan sayısının yüksek olduğu şirketlerde de iç ilanlara yapılan başvurularda kadınların oranı yüzde 50’nin üzerine çıkabiliyor. Hatta AlternatifBank örneğinde yüzde 76’yı geçtiği görülüyor. Bankanın insan kaynakları genel müdür yardımcısı Ebru Taşçı Firubay, “Bu durum, kadın çalışanlarımızın değişime ve farklı rollere daha açık olmasından kaynaklanıyor” diyor. Garanti Bankası’nda da banka içindeki kariyer fırsatlarına gelen başvuruların yüzde 66’sını kadın çalışanlar oluşturuyor. Çalışanlarının yüzde 70’inden fazlasının kadınlardan oluşan Doğa Koleji’nde de hem boş pozisyonlara kadın çalışan ilgisi daha yüksek hem de kurum içi terfilerde yüzde 51 ile kadınlar erkeklere göre önde yer alıyor. Doğa Koleji İK Direktörü Zuhal Şahan, açık pozisyonlara yapılan başvurularda kadın çalışanların öne çıktığını belirterek bunu kadınların meslek ve iş tercihlerinde eğitim alanında çalışmak istemelerine bağlıyor. Bahçeşehir Koleji Genel Müdürü Özlem Dağ da açık pozisyonlara yapılan başvurularda kadın çalışanların erkekleri geçtiğini belirterek bu durumun kadın istihdamına verdikleri öncelik ve sektöre kadın ilgisinden kaynaklandığını söylüyor. 

“KADIN CESARET VERİYOR” 

Şirkette yönetim kademesindeki kadın oranının erkeklere göre eşit ve yüksek olması alt kadrolardaki kadınları üst rollere başvurma konusunda cesaretlendiriyor. Tersinin yaşandığı durumlarda ise kadınların üst pozisyonlara başvuru yapması ve terfi şansı azalabiliyor. “Yöneticilerimiz arasında kadınların oranı yüzde 49” diyen Limak Yatırım İnsan Kaynakları Müdür Yardımcısı Ayça Bilmez, bu oranın şirketteki diğer kadın çalışanları üst pozisyonlara ilerleme konusunda cesaretlendirdiğini belirtiyor. Cinsiyet eşitliğini hedefleyen şirketlerin, kadın çalışanları kurumdaki boş pozisyonlara başvurmak için teşvik etmesi meyvesini veriyor. Bu şirketlerde 2013-2018 yılları arasındaki son 5 yıllık dönemde içeriden yapılan yönetici terfilerinde kadın-erkek oranında kadınların lehine artış gözlemleniyor. Bunların kadınlara yönelik pozitif ayrımcılık yaparak yönetim kadrolarındaki cinsiyet dengesini sağladıkları görülüyor. Boyner Grup CHRO’su Emek Yurdanur da işe alımdan terfi ve ücretlendirmeye kadar kadınlara fırsat eşitliği sağlamak için her yıl 3 ve 6 aylık periyotlarla kadın çalışan oranını ölçümlediklerini, kadın çalışanların eğitimlere katılımını ve terfilerini takip ettiklerini söylüyor. Yurdanur, bu sayede fırsat eşitliğini sağladıklarını ve kadın yönetici oranını yüzde 44,6 seviyesine yükselttiklerini belirtiyor. 

TERFİLERDE DURUM NE? 

Kadın istihdamının sürdürülebilirliğini ve cinsiyet eşitliğini hedefleyen şirketlerde içerden terfilerde kadın yönetici oranındaki artış rakamlara da yansıyor. Sofra/Compass Group’ta 2013’te şirket içinden yapılan yönetici terfilerinde kadınların oranı yüzde 12 iken 2018’de bu oran yüzde 42’ye yükselmiş durumda. Şirketin Türkiye İnsan Kaynakları Genel Müdür Yardımcısı Banu Cengiz, “Kadın istihdamında son yıllarda kazandığımız olumlu ivmeyi ve istikrarlı artışı, işe alım ve terfi süreçlerimizle devam ettirmeyi hedefliyoruz” diyor. Yapı Kredi’de de şirket içindeki pozisyonlara kadın çalışanların yaptığı başvuru oranı, erkeklerin gerisinde kalsa da içeriden yapılan terfilerde kadınların öne geçtiği görülüyor. Kadın çalışan istihdamını gelişmişlik göstergesi olarak gördüklerini belirten Yapı Kredi Genel Müdür Yardımcısı Hakan Alp, 2014’te terfilerin yüzde 64’ünü, 2018 yılında ise terfilerin yüzde 68’ini kadınların oluşturduğunu söylüyor. Alp, “Kadın çalışma arkadaşlarımızın nispeten az olduğu bölümlerde, cinsiyet eşitliğine dair farkındalığı artırmak üzere seminerler düzenlemeye ve kadın mentor ataması çalışmalarına başladık” diyor.

Kaynak:  www.capital.com.tr

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç
EĞİTMENLER5 ay önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER6 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER7 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı
EĞİTMENLER7 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER7 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER7 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER7 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND