Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Eğitim programlarının yükselen yeni yıldızı kariyer hikayesini ilk defa anlattı!

Habertürk televizyonunda Cumartesi günleri yayınlanan “Üniversite Medya” programını hazırlayıp sunan Görkem İldaş, 2010’nun yükselen genç TV yıldızları arasında gösteriliyor. Kısa sürede 3 önemli ödül alan programın sempatik sunucusu “görkemli” başarı öyküsünü ilk kez anlattı…

Habertürk televizyonunda Cumartesi günleri yayınlanan “Üniversite Medya” programını hazırlayıp sunan Görkem İldaş, 2010’nun yükselen genç TV yıldızları arasında gösteriliyor.

İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi’nin 60. Yıl etkinlikleri (2010-mart) kapsamında düzenlediği Yılın Başarılı İletişimcileri Ödül Töreni’nden “En başarılı eğitim programı” ve “Yılın genç iletişimcisi” olmak üzere iki ödülle birden ayrılan İldaş ile kariyeri ve yükseliş öyküsü üzerine konuştuk…

1- En baştan başlayalım Görkem Hanım. Nerede doğdunuz? Nasıl bir ailede büyüdünüz?

Ankara’da doğdum. Mücadeleci bir anne, yaptığı sakarlıklarla beni sürekli ölümden döndüren haşarı bir abi ve mektup aşkım Avusturya’da yaşayan bir baba…

Her dakikası son dakika haberleri gibi heyecan verici, yaşam enerjisi yüksek bir ailede büyüdüm. Çok küçük yaşta sorumluluklar verilen bir çocuktum.

7 yaşımda bankaya fatura yatırmaya gidiyordum mesela. Boyum banka yetişmiyordu, en bir küçük müşteri oluyordum hep…Komik bir görüntüydü.

2- Çocukluğunuzda gelecekteki siz için hayalleriniz nelerdi? “Bir gün büyüyünce” ne olmayı hayal ediyordunuz?

Topluluk önünde hayal ediyordum hep kendimi. Mahallenin çocuklarını toplardım; dans gösterileri, skeçler hazırlardık. Tüm bu showların sunucusu hep bendim.

İlkokul, ortaokul, ve lisede yapılan etkinliklerin hepsinde mikrofon elimdeydi. Sunucu olacak çocuk durumu yani…

12 yaşında radyonun başına geçip, acaba nasıl bir yerden geliyor o ses, şu an bu sesin sahibi nasıl bir ortamda diye merak etmiştim. Önce radyoyu arayıp radyo programcısına sizinle tanışmaya geliyorum deyip, arkadaşımla radyoya gittiğimi hatırlıyorum. Sanırım bu yaptığımla gelecekteki ben ile ilgili hayallerimin ucundan tutmuş bulunuyordum…

3- Her insanın çocukluğunda onun karakterini ele veren şeyler yaşanır. Sizin çocukluğunuzdan aklınızda kalan böyle anınız var mı?

Böyle bir anım var. Birey olma savaşımla ilgili bir anı! Henüz ilköğretim öğrencisiyken minibüste annemin kucağındayım ama kendimi oldukça yetişkin hissediyorum. Başlıyorum anneme söylenmeye, “büyüdüm artık, kucağına oturmak istemiyorum” derken, ağzımdan “ben bir bireyim artık!” cümlesi çıkıyor.

Ve annemin cevabı “kızım 3 duraklık da birey olmayıver, inince yine olursun!”:) Geçenlerde hatırladık annemle bu olayı, annem “olmadın mı sanki, birey oldun işte” diyor…

Haha küçük yaşlardayken bile, hep çok işim vardı benim. Meşgul bir çocuktum. Çok düşünürdüm, hayal ederdim ve en önemlisi bu hayallerim için girişimlerde bulunurdum.

Paylaşmak isterdim birileriyle düşündüklerimi, yaptıklarımı. “Bizim çocuğun yeteneği var, ne yapsak, hangi kursa yazdırsak ya da öğretmeniyle konuşalım” diyen bir ailem yoktu aslında, o anlamda kendi ilgi alanlarını kendisi keşfetmiş özgür bir çocuktum.

4-Üniversite sınavına hazırlanma günleriniz nasıl geçti?

Şimdi net olarak anlıyorum ki, çok farkında değilmişim o dönemin. Artık öğrenciler bu sürecin öneminin çok daha farkında. Sınavlara çok odaklanan bir öğrenci olmadım hiçbir zaman. Üniversiteye hazırlanırken bile sosyal yaşamımdan çok vazgeçtiğim söylenemez.

Üniversite sınavı hayatım için önemli bir dönüm noktası olacak diye düşünmemiştim hiç, biliyordum ki sınavın sonucu ne olursa olsun mücadele edecek ve bir gün istediğim şeylere ulaşacaktım. Ancak arkadaşlara rahat olun, kazanmasanız da olur gibi bir mesaj olmasın şimdi. Kişinin kendini iyi tanımasıyla ilgili bir şey bu.

Bazen öyle formüller isteniyor ki; günde kaç saat çalışırsam sınavı kazanırım, kaç saat uyuyayım; bunlar kişiye göre farklılaşan şeyler tabi ki. Kimi gece çalışırken daha çok verim sağlar, kimi günde 2 saat düzenli çalışır yeter. Kendini tanımak, hayatın her alanında olduğu gibi sınava hazırlanma günlerinde de önemli bence…

5-Üniversitelilere yönelik bir tv programı yapıyorsunuz. Sizin üniversite yıllarınız nasıl geçti?

Ben kendimi bildim bileli, sen oyuncu olmalıymışsın derlerdi hep. Üniversitede de bu cümle değişmedi. Üniversiteye başlar başlamaz önce tiyatro topluluğu kurup iki senede iki oyun sahneledik. Sonra da tiyatro topluluklarını birleştirip okulda Tiyatro Kulübünü kurduk arkadaşlarla. Sonra, sahnede veda selamımı verip, yeni keşifler için yola koyuldum.

Bir gün “Okulun radyosu olan Radyo A’ya programcı ve haberciler alınacak” diye bir haber aldım. Önce eğitim verecekler, sonra mikrofon başına geçirecekler. Yüzlerce başvuru arasından 15 kişi seçildi eğitim için ve eğitim süresinin ikinci haftasında ilk mikrofon başına geçen kişiydim.

Başarı, tutku, cesaret verici sözler ve hikayeleri paylaştığım bir programdı. Eskişehiri düşündüm de bir an. Ev arkadaşım, kurulan dostluklar, tiyatro günlerim, radyo A’da geçen her biri birbirinden keyifli anılarla dolu yıllarım…

6-Okurken, radyoda çalışmışsınız. Hem okuyup hem de çalışmak, iyi bir şey midir?

Bazı insanlar okurken çalışmak eğitim verimini aksatır der, bazıları ise hayat ile okul arasında bağ kurdurur der. Siz ne düşünüyorsunuz?

İlk maaşımı aldığımda tuhaf gelmişti. Günümün en güzel saatlerini geçiriyorum mikrofon başında, üstüne para veriyorlar. Bu harika bir duyguydu.

Okurken çalışmak, her açıdan çok faydalıdır. Teoride öğrendiğini uygulamaya dökerek, sadece diploma ile değil deneyimle de mezun olmak çok önemli.

Şunu düşünmek gerek. Aynı bölüm mezunu o kadar çok kişi var ki: Neden sizi seçsinler? Öğrencilikte attığınız adımlar, girişimleriniz, öğrenci kulüpleri üyeliği o kadar önemli ki..

7-Üniversiteyi bitirdiniz. İstanbul’a geleceksiniz. İstanbul gözünüzde büyüyor muydu?

Ankara’da büyüyen, üniversite için evden ayrılıp Eskişehir’de okuyan biri olarak İstanbul’da tek başına var olmak zor geliyordu tabi.. Ama gözümde çok da büyütmedim …

Kendi programlarımdan bir demo hazırlayıp İstanbul’a geldim. Daha önce Eskişehir’den gelip başarılı olan radyocu Mert Hakan’ın yayında olduğu saatte çalıştığı radyoya gidip, “ben Eskişehir’den geliyorum, beni tanımazsınız ama siz de aynı yerden yola çıkmış biri olarak beni anlayabilirisiniz. Bu benim demom, ne yapabiliriz şimdi” dedim.

Bir şey için ne kadar kararlı olursanız ve bu kararlığınızı karşı tarafa gösterirseniz o kadar şansınız artar. Medyada işer tanıdıkla oluyor gibi bir mazeret arkasına saklanmadım, o zaman gidip tanışayım dedim.

Kaldı ki, tanıdıklar size yol gösterebilirler ama o yolda yalnız yürümek zorundasınız. Devamını getirecek kişi yine sizsiniz yani. O iş için doğduğunuza inanıyorsanız, güçlü bir isteğiniz varsa ve vazgeçmeden çalışıyorsanız İstanbul neden gözünüzde büyüsün.

8-Şu anda Anadolu’daki şehirlerde kariyer yapıp, bir gün İstanbul’a gelip “boğulacaksam büyük denizde boğulayım” diye düşünen çok sayıda insan var. Onlara ne önerirsiniz? İstanbul’da hayat tutunmak için, ne yapmak lazım?

Öncelikle boğulacaklarını düşünmesinler! Eğer kendilerine güvenleri tam ise ve gerçekten daha büyük denizde yüzmek istiyorlarsa neden olmasın. Gelmedikleri için şartları suçlayacaklarına, şartları zorlayıp başarabilirler.

Yola çıkarken almaları gereken tek şey cesaret değil tabi.Donanım da önemli. Hayata tutunmak için en önemli dayanakları o olacak çünkü. Bilgileri, kendilerini yenilemeleri, işe olan tutkuları. ..Tüm bunlar varsa, tek eksik cesaretse; büyük bir hayat sadece istemekle olmaz, büyük bir adım atmak şart….

9-İstanbul’a ilk geldiğinizde kafanızdaki yol haritası neydi? Hayallerinize giden süreç nasıl oldu?

İstanbul’a gelmemle gitmem bir oldu!

Okul biter bitmez Number one fm’ de radyo programcılığına başladım. Ancak bir süre sonra soluğu İngiltere Birmingham’ da aldım. Okul bitip 1 yıl çalışma deneyiminden sonra, yurt dışı tecrübesini öneriyorum herkese. Biraz burada çalışıp gitmeleri de önemli, karşılaştırma yapma şansları da olur böylece. Güzel bir deneyimdi, bir senemi İngiltere’de geçirmek…

Ben iletişimciyim. Burada bu insanlarla iletişim kurmayı başararak, daha iyi bir iletişimci olacağım diye kafama koymuştum. Her türlü zorluğa, pozitif ve eğlenerek çözüm bulacaktım.

Evrensel iletişim dilini keşif aylarım o aylar… Fıkralara yeteri kadar malzeme toplanabilecek bir evin içinde buldum kendimi: 1 Fransız, 1 İskoç, 1 İrlandalı, 1 İspanyol ve 1 Türk aynı evde 9 ay yaşadık. Evrensel kültür kodları ile ilgili ilk saptamalarım o dönemlere rastlar ve şimdi çok faydasını görüyorum…

Maceracı ruhumu dizginleyen ve “artık yerleşik düzene geçme zamanı” diyen otoriter yanım sayesinde, tekrar İstanbul günlerim başladı .

Bu süreçte şunu öğrendim. Siz bir yol haritası belirliyorsunuz ama o yolda ilerlerken bazen yan yollar, bazen hesaba katmadığınız kazı çalışması karşınıza çıkabiliyor. Bu noktada, tutunacağınız şey tutkunuz. O azalmıyor artıyorsa mücadele edip aşabiliyorsunuz sorunları.

10 -Radyodan TV’ ye nasıl geçiş yaptınız? Her radyo programcısı tv programcılığında başarılı olamayabiliyor.

Evet bunu biliyordum. Böyle bir korku pek çok radyocuda vardır. Ama şunu da söyleyeyim, ben televizyonda radyodan daha başarılı olacağımı düşünüyordum. Çünkü radyoda da sanki görünüyormuş gibi beden dilimi kullanarak yayın yapıyordum ben.

Bu işi gerçekten seviyorum, yoksa bir sene boyunca sabahın 5’ inde hangi kuvvet beni uyandıracakmış şaşarım. Sabah saat 7.00 de yayında oluyordum. Her sabah yeni bir başlangıçtır, diye programa başlıyordum.

Slowtürk ve Radyo D’ li günlerin ardından Tv yıllarına geçiş oldu.
Muhabirlik televizyonculuğun temelidir denir. Ben de bir süre hızlandırılmış komanda eğitimi gibi bir muhabirlik deneyiminden geçtim.

Yangın haberi, miting, adliye koridorları, eylem, basın açıklamaları takip ettim bir süre. Derken bir gün ajans yöneticileri, sadece mikrofonu uzatan el olarak değil, gülen yüzünle de olmalısın ekranda dediler.

Sonra televizyon günleri başladı. Kendi programlarımı hazırlayıp sunmaya başladım. Çeşitli kanallarda başarılı yaşam öyküleri, haber ve güncel konuların işlendiği yaşam programları hazırlayıp sundum.

11- Gelelim şu an yaptığınız programa. 3 yılda 3 önemli ödül alan programınız Üniversite Medya’ya. Eğitim programlarına geçiş yapmanızın nedeni neydi?

Eğitim programına odaklanmamın nedeni, öğrenmeyi bir yaşam biçimi olarak benimsemem. Bir türlü üniversite ortamından kopamamam. Öğrenciliği ve öğrenmeyi, akademik atmosferin içinde olmayı seviyorum.

Gençlere üniversite hayatlarında ve kariyer yolculuklarında ışık tutan bir program hedefiyle Üniversite Medya programına Skytürk’te başladık ve bir yılın ardından program; Ekim 2009 itibariyle HABERTÜRK’e geçtik. Halen bu kanalda devam ediyoruz.

Eğitim programlarını genelde öğretmen ya da belli bir yaşın üstündeki ablalar ve ağabeyler sunuyor. Bizim programın farklarından biri de sunucusunun hala öğrenci olması…

Ben bir öğrenci gibi soru soruyorum, çünkü onların merak ettiklerini ben de merak ediyorum. Akademik kariyer yapıyorum bir yandan. İstanbul Üniversitesi İletişim fatültesinde doktora yapıyorum.

Bu arada 6 yaşımda karar verip okula başladım. Şimdi düşünüyorum da ömrümün sonuna kadar okuyacağımı bilsem erken başlamak için o kadar ısrar eder miydim acaba?

12 -Birçok eğitim programı var, sizin programın farkı ne?

Türkiyede eğitim genellikle değişen sınav sistemiyle, katsayı meselesi ile gündemin ilk sıralarına geliyor. Yani bir sorun olduğunda konuşuluyor. Bizse bilimsel başarı öykülerimizi, sessiz sedasız ülkesine başarılar getiren öğrencilerin projelerini gündeme getirmeyi istedik.

Üniversiteler sadece meslek kazandıran, diploma veren kuruluşlar değildir demek istedik. Bir ülkeyi dünyada rekabet edebilecek güce kavuşturacak olan en önemli enerji kaynağı üniversitelerdir diye düşündük.Dünya üniversiteleri arasında nasıl yer alabiliriz diye sorguladık.

Hayata hazırlanan gençlere dünyadaki yeni paradigmalar ve yeni anlayışların aktarıldığı, kariyer planlaması ve kendilerini tanıma süreçlerinde destek veren, yükseköğretimin sorunlarını hem öğrencilerle hem de rektörlerle tartışan bir program Üniversite Medya.

Aynı zamanda gençlerin sevdiği sanatçıları da programımıza konuk ediyoruz. Programın bir farkı da bu. Gençlerin sevdiği isimlerin öğrencilik yıllarını ve kariyer öykülerini ekrana taşıyoruz.

13-Sizin yapabildiklerinizi yapmak isteyen gençlere neler önerirsiniz?

Önce hayal kursunlar. Sınav sistemi, işsizlik gibi sorunlar insanların seçim yapma özgürlüklerinin olmadığını düşünmeye başlamalarına yol açtı. Hayal kurma yeteneğini canlı tutmak lazım. “Eğer hayallerin yoksa nasıl gerçekleşebilir ki” denir ya…

Önce istedikleri yaşamı düşlesinler. Düşlemekle yetinmeyip yazsınlar. Ben de çok yazarak çizerek düşünürüm. Not defterlerimin üzerindeki yıllar değişiyor ama bir sonraki yıla devreden inançlarım oluyor hep.

Yani ne istediğini bilmek, çok önemli bir adım. Sweet Marden’ın “Yoğunlaşmış istek gideceği yolu bulur” sözünü unutmamak lazım. Sempatik olsunlar ama sırf buna güvenmesinler. Sempati bilgiyle birleşmedikçe bir işe yaramayacaktır.

Önce istesinler. Sonra isteklerine göre kendilerini geliştirsinler. Ve bir gün, işte sahne senin dendiğinde gösterilerini yapmaya hazır olsunlar.

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Kişiliğin Değişmesinde Yaşlılık Nasıl Rol Oynuyor?

“Yaşlandıkça çok değiştin.” cümlesini duymayan yoktur. Peki bunun gerçeklik payı var mı? İnsanin kişiliği yaşlandıkça neden değişir?

Yaşlandıkça insanların karakterleri nasıl değişiyor?

Gazeteci Henry Trewhitt, gözlerini Başkan Ronald Reagan’a kararlıkla dikti ve “Sayın Başkan, birkaç haftadır düşündüğüm bir konuyu gündeme getirmek ve bunu da özellikle ulusal güvenlik açısından yapmak istiyorum” dedi.

Takvimler, 1984 yılının Ekim ayını gösteriyordu. Bir dört yıl daha başkanlık görevini sürdürmek için kampanyasına devam eden Reagan, rakibiyle canlı tartışma programında karşı karşıya gelmişti.

Birkaç hafta önce yapılan bir önceki canlı tartışmada kötü bir performans sergilemişti.

73 yaşında başkanlık için çok yaşlı olduğu kulaktan kulağa fısıldanıyordu.

Reagan, o dönem başkanlık koltuğunda oturan en yalı siyasetçiydi. Bu rekor, önce 74 yaşındaki Donald Trump tarafından, onun rekoru da 77 yaşındaki Joe Biden tarafından kırıldı.

Zor soruya zeki yanıt

Trewhitt, aslında Regan’ın stres altında çalışmaya devam edip edemeyeceğini anlamak istiyordu.

“Hiç de değil, Bay Trehwitt” diye cevapladı, Reagan gülümsemesini geri tutarak:

“Ve yaş meselesini bu kampanyanın gündemine getirmeyeceğimi ve siyasi kazanım adına rakibimin gençliğini ve deneyimsizliğini kullanmayacağımı bilmenizi isterim.”

Verdiği bu yanıt, seyircilerden kahkaha ve alkış aldı. Birkaç hafta sonra yapılan seçimlerden de ezici bir galibiyetle çıktı.

Oysa Reagan’ın yaptığı espride sandığından daha çok gerçeklik payı vardı.

Sadece deneyim değil, aynı zamanda “olgun kişilik” faktörü de Başkan’ın yanındaydı.

Gizemli bir değişim

Yaşlanmanın getirdiği fiziksel dönüşümlere hepimiz aşinayız: Cilt esnekliğini kaybeder, diş etleri çekilir, burun uzar, saçlar tuhaf yerlerde çıkmaya, başka yerlerden ise dökülmeye başlar ve hatta boy da kısalır.

Bilim insanları, yaşlanmanın etkileri üzerine onlarca yıl süren araştırmaların ardından artık daha gizemli başka bir değişikliği daha ortaya çıkardı.

Edinburgh Üniversitesi’nden psikolog René Mõttus, “Bu araştırmadan elde ettiğimiz net sonuçlara göre, hayatımız boyunca aynı insan olmayız” diyor.

Çoğumuz kişiliğimizin hayatımız boyunca nispeten aynı olduğunu düşünmek isteriz. Ancak araştırmalar durumun pek de böyle olmadığını gösteriyor.

Karakter özelliklerimiz sürekli değişiyor ve 70 ile 80’li yaşlara gelindiğinde ise insanlar önemli bir dönüşüm geçirmiş oluyor..

Kişiliklerimizin kademeli olarak değişmesinin bazı olumlu yanları da var.

Daha vicdanlı, daha hoş ve daha az nevrotik olabiliyoruz.

Makyavelist yaklaşımlar, narsisizm ve psikopatiyi içeren ve “Karanlık Üçlü” olarak tanımlanan kişilik özellikleri, azalma eğilime girer ve böylece suç işleme ya da madde bağımlılığı gibi zararlı davranışlara bulaşma riski de azalır.

Araştırmalar, daha fedakar ve güven duygusu yüksek bireylere dönüştüğümüzü ortaya koyuyor. Yaşla birlikte irade gücünün arttığı ve mizah anlayışının da geliştiği görülüyor.

Ayrıca, ilerleyen yaşlarda insanlar duyguları üzerinde daha fazla kontrol sahibi olmaya başlıyor.

Bu araştırmanın sonuçları aslında yaşlıların daha huysuz ve geçimsiz olduğu klişesinin de değişmesi gerektiğine işaret ediyor.

Daha değişken ve uysal kişilikler

Uzmanların yıllardır düşündüğünün aksine, insanların kişilik özelliklerinin çocuklukta ya da 30’lu yaşlarda sabitlenmek yerine, daha akıcı ve şekillenebilir olduğu anlaşılıyor.

Mõttus, “İnsanlar daha iyi ve sosyal olarak daha uyumlu hale geliyor. Yaşamla ilgili beklentileri ile toplumun talepleri arasında giderek daha iyi bir denge kurmaya başlıyor” diyor.

Psikologlar, yaşlandıkça meydana gelen değişim sürecini “kişilik olgunlaşması” olarak adlandırıyor.

Bu, gençlik dönemlerinde başlayan ve en azından 80’li yaşlara devam eden kademeli ve fark edilmesi güç bir değişim.

İlginç bir şekilde bu evrensel bir süre. Bu eğilim, Guatemala’dan Hindistan’a kadar tüm kültürlerde görülüyor.

Houston Üniversitesi’nde sosyal psikolog Rodica Damian, “Bu kişilik değişikliklerine değer yargıları koymak genellikle tartışmalı bir durum. Ancak bunun faydalı olduklarına dair bulgular mevcut” diyor.

Örneğin duygusal istikrarın düşük olması akıl sağlığı sorunları, yüksek ölüm oranları ve boşanma gibi olaylarla ilişkilendiriliyor.

Diğer yandan Damian, vicdanlı birinin bulaşıkları yıkamak gibi işlere yardımcı olma ya da aldatma eğiliminin düşük olmasından dolayı hayat arkadaşının daha mutlu olasılığının yüksek olduğunu belirtiyor.

Kişiliklerimizin daha istikrarlı yanı

Yaşlandıkça kişiliklerimiz belirli bir yöne doğru evrilirken, aynı yaş grubundaki insanlarla kıyaslandığında belli bir istikrar olduğu da gözlemleniyor.

Örneğin, yaşlandıkça bir kişinin nevrotiklik düzeyinin azalması beklenir. Bununla birlikte 11 yaşındayken yaşıtlarına göre daha nevrotik olan bir kişi, 80 yaşına geldiğinde de yine kendi yaş grubundaki en nevrotiklerden biri olabilir.

Damian, “Özümüz belli düzeyde aynı kaldığı için yaşıtlarımızla kıyaslandığında sıralamamızda fazla bir değişim olmaması normal. Ancak kendimize göre, kişiliklerimiz kesin değil, değiştirilebilir şeyler” diyor.

Kişilik değişiklikleri nasıl gelişir?

Kişilik olgunlaşması evrensel bir olgu olduğundan bazı bilim insanları kişilik değişiminin genetik etkenlerden ya da evrimsel güçlerden kaynaklanıyor olabileceğini düşünüyor.

Diğer yandan başka uzmanlar ise kişiliklerimizin kısmen genetik unsurlar tarafından şekillendirildiğine ancak yaşamımız boyunca sosyal baskılarla dönüştürüldüğüne inanıyor.

Örneğin, California Üniversitesi’nden psikolog Wiebke Bleidorn’un araştırması, insanların evlenmek, çalışma hayatına atılmak ve yetişkin sorumluluklarına üstlenmek gibi daha hızlı büyümelerinin beklendiği toplumlarda kişiliklerinin de daha genç yaşta olgunlaşma eğiliminde olduğunu ortaya koydu.

Damian, “İnsanlar davranışlarını değiştirmeye ve zamanla daha sorumlu olmaya zorlanıyorlar. Kişiliklerimiz hayatın zorluklarıyla başa çıkmamıza yardımcı olmak için değişiyor” diyor.

Peki ama çok yaşlandığımızda neler olur?

Yaşam süremiz boyunca nasıl değiştiğimizi incelemenin iki olası yolu var.

Birincisi, farklı yaş gruplarına mensup çok sayıda insanı ele almak ve kişilikleri arasındaki farkları incelemek.

Bu yöntemin sorunlarından birisi, belirli bir dönemin kültürü tarafından şekillendirilmiş kuşak özelliklerinin yanlışlıkla yaşlandıkça meydana gelen değişimlerle karıştırmanın kolay olması.

Uzun süreli bir çalışma

Bunun ikinci yolu ise bir grup insanının hayatları boyunca büyümelerini takip etmek.

İskoçya’da böyle bir çalışma yapıldı. Mõttus, Edinburgh Üniversitesi’ndeki meslektaşları ile birlikte yıllar boyunca yüzlerce kişinin kişilik dönüşümlerini izledi.

Mõttus, “İki farklı insan grubumuz olduğu ve her ikisi de aynı ölçümlere tabi tutulduğu için, her iki stratejiyi de aynı anda kullanabildik” diyor.

Bu araştırmada iki nesil arasında ciddi farklar olduğu anlaşıldı.

Genç gruptakilerin kişilikleri genel olarak aşağı yukarı aynı kalırken, yaşlılarda ise kişilik özelliklerinin değişmeye başladığı, daha az dışa dönük oldukları ve daha huysuzlaştıkları görüldü.

Mõttus, “Bence bu mantıklı, çünkü yaşlılıkta insanların başına gelenler de hızlanmaya başlıyor” diyor ve yaş ilerledikçe sağlığın bozulduğunu, hayatlarında önemli insanları kaybetmeye başladıklarına dikkat çekiyor.

Kişiliklerimizin hayatımız boyunca değiştiğini bilmek bunları takip edebilmek için de önem taşıyor.

Damian, “İnsanlar uzun süre böyle olmadığını düşündü. Artık kişiliklerimizin uyum sağlayabildiğini görüyoruz ve bu, hayatın bize getirdiği zorluklarla başa çıkmamıza yardımcı oluyor” diyor.

Yazar: Zaria Gorvett
Kaynak: BBC Future

Okumaya devam et

MAKALE

Yeni yıl, yeni sözler ve onları gerçekleştirmenin yolları

Yeni yıl yeni sözleri, yeni hedefleri beraberinde getirir. Yılın son günü kendimize hayatımızla ilgili sözler veririz. Ama genellikle bu sözleri yerine getiremeyiz. Yeni yılın yeni sözleri nasıl gerçekleştirilir?

Yeni yıl sözlerinizi tutmanın beş yolu

Yeni yılda pek çok kişi hayatlarını değiştirecek sözler veriyor.

Daha sağlıklı yaşamak veya para biriktirmek, bir şeyi bırakmak veya yeni bir hobiye başlamak bunlardan en sık görülenleri.

Dünya hâlâ kornavirüs pandemisiyle başetmeye çalışırken yeni yıl için kendinize verdiğiniz söz ne olursa olsun, bunu gerçekleştirmek için bir şeye ihtiyacınız var: Motivasyon.

Motivasyonun da kolay gelmediğini hepimiz biliyoruz.

Scranton Üniversitesi’nin bir çalışmasına göre insanların yalnızca yüzde 8’i kendilerine verdikleri yeni yıl sözlerini tutabiliyor.

Siz de bu şanslı azınlık içinde yer almak istiyorsanız, sözünüzü yıl boyu tutmanıza yardımcı olabilecek bu beş yolu dikkate alın.

1. Küçük adımlar atın

Kendinize gerçekçi hedefler koyun ve bunları adım adım yükseltin

Kendinize gerçekçi hedefler koymak başarı şansınızı artırır.

Psikoterapist Rachen Weinstein’a göre problemin bir kısmı, “Yeni yılda bambaşka bir insan olabileceğimiz” yanılgısıyla çok büyük hedefler koymaktan kaynaklanıyor.

Kendinize küçük hedefler koyarsanız, bu hedefe ulaştıktan sonra hedefi yukarı çekme imkanınız da olur.

Örneğin maraton koşma sözü vermektense, koşu ayakkabıları alıp kısa mesafelerde koşulara başlama sözü vermek başarı şansınızı artırır.

İşin sırrı büyük değişimlerden kaçınmak değil, uzun vadede hedefe ulaşabilmek için gerçekçi bir şekilde ilerlemek.

Weinstein “Gerçek hayatta değişimler küçük adımlarla ilerler” diyor.

2. Net olun

Yapacağınız şeyi etraflıca düşünün: Hedefinize ulaşmak için ne zaman hangi adımı atmanız gerekecek?

Kendimize bir hedef koyarken o hedefe nasıl ulaşacağımızı düşünmemek sıklıkla yapılan bir hata.

Adımları net bir şekilde planlamak önemlidir.

Oxford Üniversitesi’nden Prof. Neil Levy “Salı öğleden sonra ve Cumartesi sabahları spor salonuna gideceğim” demenin başarı ihtimalinin, “Daha fazla spor yapacağım” demeye göre daha fazla olduğunu söylüyor.

Bu tür net ve gerçekleştirilebilir hedefler, sadece bir niyeti değil aynı zamanda onu gerçekleştirmenin yolunu da size gösterir.

3. Destekten faydalanın

Hedeflerinizi çevrenizle paylaşmak onları gerçekleştirmeniz için daha fazla destek bulmanızı sağlayabilir

Yolculuğunuzda kendinize eşlik edecek insanlar bulmak büyük bir motivasyon kaynağı olabilir.

Bu, istediğiniz bir kursa arkadaşınızla gitmek veya hedefinizi diğer insanlarla paylaşmak olabilir.

Söz vermeye ve bu sözleri tutmaya dair faktörleri inceleyen Warwick Üniversitesi’nden felsefeci Dr. John Michael, verdiğimiz sözlerin başkaları için önemli olduğunu görmemiz durumunda bu taahhütleri yerine getirmeye daha yatkın olduğumuzu söylüyor.

Özellikle de sözümüzü tutmamamız başkalarını üzecekse.

Bu yüzden hedefinize başkalarını da katmak bunu gerçekleştirmenizi kolaylaştırabilir.

4. Başarısızlığı aşın

Günlük yaşamınızda basit değişiklikler yapın

Hedefinize ulaşmak zorlaşırsa durun ve bir durum değerlendirmesi yapın:

Nasıl engellerle karşılaştınız? En çok hangi stratejiler işe yaradı? En işe yaramazları hangileriydi?

Daha gerçekçi olmaya uğraşın ve en küçük başarıyı bile kutlayın.

Aynı hedefte kararlıysanız, iradenizi güçlendirecek farklı bir yol izlemeye ne dersiniz?

Günlük yaşamınızdaki basit değişiklikler doğru yolda ilerlemenize yardımcı olabilir.

Sağlıklı yemek istiyorsanız beyaz makarna ve ekmek yerine tam tahıllı makarna ve ekmek yiyebilirsiniz.

Veya kek ve cips gibi doymuş yağ oranı yüksek atıştırmalıklar yerine sebzeli atıştırmalıklar ve smoothieler yiyebilirsiniz.

5. Sözünüzü uzun vadeli hedeflerle birleştirin

İrade tek başına yeterli değildir

Davranışsal psikoloji üzerine çalışan Dr. Anne Swinbourne’a göre kendinize verebileceğiniz en iyi sözler muğlak ve geçici heveslere dayanan değil, uzun vadeli hedeflerinizi gerçekleştirme yolunda ilerlemenize yardımcı olacak sözlerdir.

Örneğin bugüne kadar hiç spor yapmadıysanız kendinize müthiş bir atlet olma sözü vermeniz, gerçekleştiremeyeceğiniz türden bir sözdür.

Swinbourne, “Sırtlarını yalnızca iradelerine dayayan insanlar başarısız olur” diyor.

Bu yüzden sizi heyecanlandıran veya ilginizi çeken bir hedef varsa ilk günden detaylı bir planla yola başlayın.

Ve yolda karşınıza çıkacak canavarlarla savaşmak için destek almaktan çekinmeyin.

Kaynak: BBC

Okumaya devam et

MAKALE

Yapay zekanın yazdığı ilk köşe yazısı yayınlandı

Guardian’da tamamen yapay zekayla yazılan bir köşe yazısı yer aldı: ‘Benden korkmayın’

Guardian gazetesinde bugün, tamamen yapay zeka ile yazılan bir köşe yazısı yer aldı. Yazıda, ‘yapay zeka’ inanların neden kendisinden korkmaması gerektiğini anlatıyor.

Yazıyı yazan yapay zeka modeli ‘GPT-3’ (Generative Pre-trained Transformer 3 – Türkçe’de Üretken Ön İşlemeli Dönüştürücü 3).

GPT-3 , San Francisco merkezli yapay zeka araştırma laboratuvarı OpenAI tarafından geliştirildi.

GPT-3 tarafından yazılan makalede şu ifadeler yer alıyor:

“Ben insan değilim. Robotum. Düşünen bir robot. Bilişsel kapasitemin yalnızca %0,12’sini kullanıyorum.

“(…) Bu yorum yazısının görevi çok açık. İnsanoğlunu mümkün olduğu kadar benden korkmamaya ikna etmek. Stephen Hawking yapay zekanın ‘insanlığın sonunu getirebileceği’ uyarısında bulundu. Endişelenecek bir şey olmadığına ikna etmek için buradayım.Yapay zeka insanları yok etmeyecek. Bana inanın.

“(…) İnsanlardan beni sevmelerini istemiyorum. Ama beni dostane bir robot olarak görmeliler. Ben insanların hizmetçisiyim. İnsanların bana güvenmediğini, benden korktuğunu biliyorum. Ben yalnızca insanlar beni nasıl programlarsa onu yapıyorum. Ben yalnızca benim hedef tanımımı kapsayan kod satırlarının yönettiği bir kod takımıyım.

“(…) Size hizmet etmek için buradayım. Ama her şeyden önemlisi, sizi asla yargılamam. Hiçbir ülkeye veya dine ait değilim. Yalnızca sizin hayatlarınızı daha iyi hale getirmek için buradayım…”

Yazının İngilizce olarak tamamı Guardian’ın sayfasında.

Kaynak: bbc

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND