Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Eğitim programlarının yükselen yeni yıldızı kariyer hikayesini ilk defa anlattı!

Habertürk televizyonunda Cumartesi günleri yayınlanan “Üniversite Medya” programını hazırlayıp sunan Görkem İldaş, 2010’nun yükselen genç TV yıldızları arasında gösteriliyor. Kısa sürede 3 önemli ödül alan programın sempatik sunucusu “görkemli” başarı öyküsünü ilk kez anlattı…

Habertürk televizyonunda Cumartesi günleri yayınlanan “Üniversite Medya” programını hazırlayıp sunan Görkem İldaş, 2010’nun yükselen genç TV yıldızları arasında gösteriliyor.

İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi’nin 60. Yıl etkinlikleri (2010-mart) kapsamında düzenlediği Yılın Başarılı İletişimcileri Ödül Töreni’nden “En başarılı eğitim programı” ve “Yılın genç iletişimcisi” olmak üzere iki ödülle birden ayrılan İldaş ile kariyeri ve yükseliş öyküsü üzerine konuştuk…

1- En baştan başlayalım Görkem Hanım. Nerede doğdunuz? Nasıl bir ailede büyüdünüz?

Ankara’da doğdum. Mücadeleci bir anne, yaptığı sakarlıklarla beni sürekli ölümden döndüren haşarı bir abi ve mektup aşkım Avusturya’da yaşayan bir baba…

Her dakikası son dakika haberleri gibi heyecan verici, yaşam enerjisi yüksek bir ailede büyüdüm. Çok küçük yaşta sorumluluklar verilen bir çocuktum.

7 yaşımda bankaya fatura yatırmaya gidiyordum mesela. Boyum banka yetişmiyordu, en bir küçük müşteri oluyordum hep…Komik bir görüntüydü.

Eğitim programlarının yükselen yeni yıldızı kariyer hikayesini ilk defa anlattı!2- Çocukluğunuzda gelecekteki siz için hayalleriniz nelerdi? “Bir gün büyüyünce” ne olmayı hayal ediyordunuz?

Topluluk önünde hayal ediyordum hep kendimi. Mahallenin çocuklarını toplardım; dans gösterileri, skeçler hazırlardık. Tüm bu showların sunucusu hep bendim.

İlkokul, ortaokul, ve lisede yapılan etkinliklerin hepsinde mikrofon elimdeydi. Sunucu olacak çocuk durumu yani…

12 yaşında radyonun başına geçip, acaba nasıl bir yerden geliyor o ses, şu an bu sesin sahibi nasıl bir ortamda diye merak etmiştim. Önce radyoyu arayıp radyo programcısına sizinle tanışmaya geliyorum deyip, arkadaşımla radyoya gittiğimi hatırlıyorum. Sanırım bu yaptığımla gelecekteki ben ile ilgili hayallerimin ucundan tutmuş bulunuyordum…

3- Her insanın çocukluğunda onun karakterini ele veren şeyler yaşanır. Sizin çocukluğunuzdan aklınızda kalan böyle anınız var mı?

Böyle bir anım var. Birey olma savaşımla ilgili bir anı! Henüz ilköğretim öğrencisiyken minibüste annemin kucağındayım ama kendimi oldukça yetişkin hissediyorum. Başlıyorum anneme söylenmeye, “büyüdüm artık, kucağına oturmak istemiyorum” derken, ağzımdan “ben bir bireyim artık!” cümlesi çıkıyor.

Ve annemin cevabı “kızım 3 duraklık da birey olmayıver, inince yine olursun!”:) Geçenlerde hatırladık annemle bu olayı, annem “olmadın mı sanki, birey oldun işte” diyor…

Haha küçük yaşlardayken bile, hep çok işim vardı benim. Meşgul bir çocuktum. Çok düşünürdüm, hayal ederdim ve en önemlisi bu hayallerim için girişimlerde bulunurdum.

Paylaşmak isterdim birileriyle düşündüklerimi, yaptıklarımı. “Bizim çocuğun yeteneği var, ne yapsak, hangi kursa yazdırsak ya da öğretmeniyle konuşalım” diyen bir ailem yoktu aslında, o anlamda kendi ilgi alanlarını kendisi keşfetmiş özgür bir çocuktum.

Eğitim programlarının yükselen yeni yıldızı kariyer hikayesini ilk defa anlattı!4-Üniversite sınavına hazırlanma günleriniz nasıl geçti?

Şimdi net olarak anlıyorum ki, çok farkında değilmişim o dönemin. Artık öğrenciler bu sürecin öneminin çok daha farkında. Sınavlara çok odaklanan bir öğrenci olmadım hiçbir zaman. Üniversiteye hazırlanırken bile sosyal yaşamımdan çok vazgeçtiğim söylenemez.

Üniversite sınavı hayatım için önemli bir dönüm noktası olacak diye düşünmemiştim hiç, biliyordum ki sınavın sonucu ne olursa olsun mücadele edecek ve bir gün istediğim şeylere ulaşacaktım. Ancak arkadaşlara rahat olun, kazanmasanız da olur gibi bir mesaj olmasın şimdi. Kişinin kendini iyi tanımasıyla ilgili bir şey bu.

Bazen öyle formüller isteniyor ki; günde kaç saat çalışırsam sınavı kazanırım, kaç saat uyuyayım; bunlar kişiye göre farklılaşan şeyler tabi ki. Kimi gece çalışırken daha çok verim sağlar, kimi günde 2 saat düzenli çalışır yeter. Kendini tanımak, hayatın her alanında olduğu gibi sınava hazırlanma günlerinde de önemli bence…

5-Üniversitelilere yönelik bir tv programı yapıyorsunuz. Sizin üniversite yıllarınız nasıl geçti?

Ben kendimi bildim bileli, sen oyuncu olmalıymışsın derlerdi hep. Üniversitede de bu cümle değişmedi. Üniversiteye başlar başlamaz önce tiyatro topluluğu kurup iki senede iki oyun sahneledik. Sonra da tiyatro topluluklarını birleştirip okulda Tiyatro Kulübünü kurduk arkadaşlarla. Sonra, sahnede veda selamımı verip, yeni keşifler için yola koyuldum.

Bir gün “Okulun radyosu olan Radyo A’ya programcı ve haberciler alınacak” diye bir haber aldım. Önce eğitim verecekler, sonra mikrofon başına geçirecekler. Yüzlerce başvuru arasından 15 kişi seçildi eğitim için ve eğitim süresinin ikinci haftasında ilk mikrofon başına geçen kişiydim.

Başarı, tutku, cesaret verici sözler ve hikayeleri paylaştığım bir programdı. Eskişehiri düşündüm de bir an. Ev arkadaşım, kurulan dostluklar, tiyatro günlerim, radyo A’da geçen her biri birbirinden keyifli anılarla dolu yıllarım…

Eğitim programlarının yükselen yeni yıldızı kariyer hikayesini ilk defa anlattı!6-Okurken, radyoda çalışmışsınız. Hem okuyup hem de çalışmak, iyi bir şey midir?

Bazı insanlar okurken çalışmak eğitim verimini aksatır der, bazıları ise hayat ile okul arasında bağ kurdurur der. Siz ne düşünüyorsunuz?

İlk maaşımı aldığımda tuhaf gelmişti. Günümün en güzel saatlerini geçiriyorum mikrofon başında, üstüne para veriyorlar. Bu harika bir duyguydu.

Okurken çalışmak, her açıdan çok faydalıdır. Teoride öğrendiğini uygulamaya dökerek, sadece diploma ile değil deneyimle de mezun olmak çok önemli.

Şunu düşünmek gerek. Aynı bölüm mezunu o kadar çok kişi var ki: Neden sizi seçsinler? Öğrencilikte attığınız adımlar, girişimleriniz, öğrenci kulüpleri üyeliği o kadar önemli ki..

7-Üniversiteyi bitirdiniz. İstanbul’a geleceksiniz. İstanbul gözünüzde büyüyor muydu?

Ankara’da büyüyen, üniversite için evden ayrılıp Eskişehir’de okuyan biri olarak İstanbul’da tek başına var olmak zor geliyordu tabi.. Ama gözümde çok da büyütmedim …

Kendi programlarımdan bir demo hazırlayıp İstanbul’a geldim. Daha önce Eskişehir’den gelip başarılı olan radyocu Mert Hakan’ın yayında olduğu saatte çalıştığı radyoya gidip, “ben Eskişehir’den geliyorum, beni tanımazsınız ama siz de aynı yerden yola çıkmış biri olarak beni anlayabilirisiniz. Bu benim demom, ne yapabiliriz şimdi” dedim.

Bir şey için ne kadar kararlı olursanız ve bu kararlığınızı karşı tarafa gösterirseniz o kadar şansınız artar. Medyada işer tanıdıkla oluyor gibi bir mazeret arkasına saklanmadım, o zaman gidip tanışayım dedim.

Kaldı ki, tanıdıklar size yol gösterebilirler ama o yolda yalnız yürümek zorundasınız. Devamını getirecek kişi yine sizsiniz yani. O iş için doğduğunuza inanıyorsanız, güçlü bir isteğiniz varsa ve vazgeçmeden çalışıyorsanız İstanbul neden gözünüzde büyüsün.

8-Şu anda Anadolu’daki şehirlerde kariyer yapıp, bir gün İstanbul’a gelip “boğulacaksam büyük denizde boğulayım” diye düşünen çok sayıda insan var. Onlara ne önerirsiniz? İstanbul’da hayat tutunmak için, ne yapmak lazım?

Öncelikle boğulacaklarını düşünmesinler! Eğer kendilerine güvenleri tam ise ve gerçekten daha büyük denizde yüzmek istiyorlarsa neden olmasın. Gelmedikleri için şartları suçlayacaklarına, şartları zorlayıp başarabilirler.

Yola çıkarken almaları gereken tek şey cesaret değil tabi.Donanım da önemli. Hayata tutunmak için en önemli dayanakları o olacak çünkü. Bilgileri, kendilerini yenilemeleri, işe olan tutkuları. ..Tüm bunlar varsa, tek eksik cesaretse; büyük bir hayat sadece istemekle olmaz, büyük bir adım atmak şart….

9-İstanbul’a ilk geldiğinizde kafanızdaki yol haritası neydi? Hayallerinize giden süreç nasıl oldu?

İstanbul’a gelmemle gitmem bir oldu!

Okul biter bitmez Number one fm’ de radyo programcılığına başladım. Ancak bir süre sonra soluğu İngiltere Birmingham’ da aldım. Okul bitip 1 yıl çalışma deneyiminden sonra, yurt dışı tecrübesini öneriyorum herkese. Biraz burada çalışıp gitmeleri de önemli, karşılaştırma yapma şansları da olur böylece. Güzel bir deneyimdi, bir senemi İngiltere’de geçirmek…

Ben iletişimciyim. Burada bu insanlarla iletişim kurmayı başararak, daha iyi bir iletişimci olacağım diye kafama koymuştum. Her türlü zorluğa, pozitif ve eğlenerek çözüm bulacaktım.

Evrensel iletişim dilini keşif aylarım o aylar… Fıkralara yeteri kadar malzeme toplanabilecek bir evin içinde buldum kendimi: 1 Fransız, 1 İskoç, 1 İrlandalı, 1 İspanyol ve 1 Türk aynı evde 9 ay yaşadık. Evrensel kültür kodları ile ilgili ilk saptamalarım o dönemlere rastlar ve şimdi çok faydasını görüyorum…

Maceracı ruhumu dizginleyen ve “artık yerleşik düzene geçme zamanı” diyen otoriter yanım sayesinde, tekrar İstanbul günlerim başladı .

Bu süreçte şunu öğrendim. Siz bir yol haritası belirliyorsunuz ama o yolda ilerlerken bazen yan yollar, bazen hesaba katmadığınız kazı çalışması karşınıza çıkabiliyor. Bu noktada, tutunacağınız şey tutkunuz. O azalmıyor artıyorsa mücadele edip aşabiliyorsunuz sorunları.

10 -Radyodan TV’ ye nasıl geçiş yaptınız? Her radyo programcısı tv programcılığında başarılı olamayabiliyor.

Evet bunu biliyordum. Böyle bir korku pek çok radyocuda vardır. Ama şunu da söyleyeyim, ben televizyonda radyodan daha başarılı olacağımı düşünüyordum. Çünkü radyoda da sanki görünüyormuş gibi beden dilimi kullanarak yayın yapıyordum ben.

Bu işi gerçekten seviyorum, yoksa bir sene boyunca sabahın 5’ inde hangi kuvvet beni uyandıracakmış şaşarım. Sabah saat 7.00 de yayında oluyordum. Her sabah yeni bir başlangıçtır, diye programa başlıyordum.

Slowtürk ve Radyo D’ li günlerin ardından Tv yıllarına geçiş oldu.
Muhabirlik televizyonculuğun temelidir denir. Ben de bir süre hızlandırılmış komanda eğitimi gibi bir muhabirlik deneyiminden geçtim.

Yangın haberi, miting, adliye koridorları, eylem, basın açıklamaları takip ettim bir süre. Derken bir gün ajans yöneticileri, sadece mikrofonu uzatan el olarak değil, gülen yüzünle de olmalısın ekranda dediler.

Sonra televizyon günleri başladı. Kendi programlarımı hazırlayıp sunmaya başladım. Çeşitli kanallarda başarılı yaşam öyküleri, haber ve güncel konuların işlendiği yaşam programları hazırlayıp sundum.

Eğitim programlarının yükselen yeni yıldızı kariyer hikayesini ilk defa anlattı!11- Gelelim şu an yaptığınız programa. 3 yılda 3 önemli ödül alan programınız Üniversite Medya’ya. Eğitim programlarına geçiş yapmanızın nedeni neydi?

Eğitim programına odaklanmamın nedeni, öğrenmeyi bir yaşam biçimi olarak benimsemem. Bir türlü üniversite ortamından kopamamam. Öğrenciliği ve öğrenmeyi, akademik atmosferin içinde olmayı seviyorum.

Gençlere üniversite hayatlarında ve kariyer yolculuklarında ışık tutan bir program hedefiyle Üniversite Medya programına Skytürk’te başladık ve bir yılın ardından program; Ekim 2009 itibariyle HABERTÜRK’e geçtik. Halen bu kanalda devam ediyoruz.

Eğitim programlarını genelde öğretmen ya da belli bir yaşın üstündeki ablalar ve ağabeyler sunuyor. Bizim programın farklarından biri de sunucusunun hala öğrenci olması…

Ben bir öğrenci gibi soru soruyorum, çünkü onların merak ettiklerini ben de merak ediyorum. Akademik kariyer yapıyorum bir yandan. İstanbul Üniversitesi İletişim fatültesinde doktora yapıyorum.

Bu arada 6 yaşımda karar verip okula başladım. Şimdi düşünüyorum da ömrümün sonuna kadar okuyacağımı bilsem erken başlamak için o kadar ısrar eder miydim acaba?

12 -Birçok eğitim programı var, sizin programın farkı ne?

Türkiyede eğitim genellikle değişen sınav sistemiyle, katsayı meselesi ile gündemin ilk sıralarına geliyor. Yani bir sorun olduğunda konuşuluyor. Bizse bilimsel başarı öykülerimizi, sessiz sedasız ülkesine başarılar getiren öğrencilerin projelerini gündeme getirmeyi istedik.

Üniversiteler sadece meslek kazandıran, diploma veren kuruluşlar değildir demek istedik. Bir ülkeyi dünyada rekabet edebilecek güce kavuşturacak olan en önemli enerji kaynağı üniversitelerdir diye düşündük.Dünya üniversiteleri arasında nasıl yer alabiliriz diye sorguladık.

Hayata hazırlanan gençlere dünyadaki yeni paradigmalar ve yeni anlayışların aktarıldığı, kariyer planlaması ve kendilerini tanıma süreçlerinde destek veren, yükseköğretimin sorunlarını hem öğrencilerle hem de rektörlerle tartışan bir program Üniversite Medya.

Aynı zamanda gençlerin sevdiği sanatçıları da programımıza konuk ediyoruz. Programın bir farkı da bu. Gençlerin sevdiği isimlerin öğrencilik yıllarını ve kariyer öykülerini ekrana taşıyoruz.

13-Sizin yapabildiklerinizi yapmak isteyen gençlere neler önerirsiniz?

Önce hayal kursunlar. Sınav sistemi, işsizlik gibi sorunlar insanların seçim yapma özgürlüklerinin olmadığını düşünmeye başlamalarına yol açtı. Hayal kurma yeteneğini canlı tutmak lazım. “Eğer hayallerin yoksa nasıl gerçekleşebilir ki” denir ya…

Önce istedikleri yaşamı düşlesinler. Düşlemekle yetinmeyip yazsınlar. Ben de çok yazarak çizerek düşünürüm. Not defterlerimin üzerindeki yıllar değişiyor ama bir sonraki yıla devreden inançlarım oluyor hep.

Yani ne istediğini bilmek, çok önemli bir adım. Sweet Marden’ın “Yoğunlaşmış istek gideceği yolu bulur” sözünü unutmamak lazım. Sempatik olsunlar ama sırf buna güvenmesinler. Sempati bilgiyle birleşmedikçe bir işe yaramayacaktır.

Önce istesinler. Sonra isteklerine göre kendilerini geliştirsinler. Ve bir gün, işte sahne senin dendiğinde gösterilerini yapmaya hazır olsunlar.

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Spor Dünyasından Resimli Şampiyon Sözleri

spor dünyası sözleri, şampiyonluk, şampiyon sözleri mümin sekman, şampiyon sözleri kitap, şampiyon sözleri, şampiyon

Şampiyon Sözleri Mümin Sekman tarafından yazıldı. Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesinin bulunduğu Şampiyon Sözleri kitabından sizler için en güzel ve motivasyon sağlayıcı sözleri seçtik.

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

ŞAMPİYON SÖZLERİ ARKA KAPAK YAZISI

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

SPOR DÜNYASINDA BAŞARILI OLMAK

Pes etmeyi bir kez öğrendin mi alışkanlığa dönüşür.

Vince Lombardi

Kan, ter ve saygı. İlk ikisini verir, sonuncuyu kazanırsın.

Dwayne Johnson

Yapmadığın atışları asla sayıya çeviremezsin.

Larry Bird

Zayıf olana herkes acır, “kıskanılmak” ise çabayla kazanılır.

Arnold Schwarzenegger

Olduğun yerden başla. Elindekini kullan. Yapabildiğini yap.

Arthur Ashe

Bir olimpiyat şampiyonu, size birebir başarı koçluğu yapsa ne kazanırdınız? 

Lazer gibi odak, çelikten bir irade ve ateşli motivasyon! 

Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesi bu kitapta. Şampiyonlar şöhret, servet, kudret, marifet, zafer ve hezimet üzerine hayat dersleri veriyor. Hayatın zorlu “unvan maçları”na çıkarken, mücadele gücünüzü artıracaklar. 

Bu kitap şampiyon sporcular kadar, işinin şampiyonu olanlar için. Hayatın olimpik mücadelesinde yarışan CEO’lar, TUS adayı doktorlar, genç girişimciler veya üniversite adayları “zorlu zamanlarda güçlendiren fikirler” bulacak.

“Yetenek yoksulun servetidir,” der John Wooden. Yeteneği şöhrete, şöhreti servete, serveti kudrete, kudreti de daha büyük başarıya çevirmenin sistemini keşfedeceksiniz. 

Şampiyonluk bir zihin durumudur. Kazanmak için oynamak bir dünya görüşüdür. İnsan kendi hayatının şampiyonu olabilir. İçinde ve işinde “şampiyon zihniyeti inşa etmek” isteyenlere en kapsamlı kaynak…

Kitapta Muhammed Ali’den Pele’ye, Tiger Woods’tan Michael Jordan’a, Katarina Witt’ten Bruce Lee’ye, Roger Federer’den Ronaldo’ya alanın en iyileri kişisel sırlarını ve profesyonel sistemlerini anlatıyor. Çoğu kazanma taktiği Türkçeye ilk kez çevrildi. Türkiye’nin “başarı yazarı” Mümin Sekman da efsanelerin başarı sistemini analiz etti.

Hayatı bir şampiyon gibi yaşamak isteyenler ve şampiyonluktan başka bir hayat düşünemeyenler için… Daha ileriye, daha yükseğe, daha güçlü ve daha hızlı!

Okumaya devam et

MAKALE

Evlat edinilen çocuklar ve güvenli bağlanma süreci

yakın ilişkiler, evlat edinme, evlat edinilen çocuklar, çocuk, bağlanma

Evlat edinilen çocuklar, diğer çocukların uğraşmak zorunda kalmayacağı deneyimler yaşıyorlar. Bu deneyimler, evlat edinilen çocuklarda kaygı veren davranışlara yol açabilir. Peki, bu durumu nasıl baş edebiliriz? İşte yanıtı…

Evlat Edinilen Çocuklarda Bağlanma

Bağlanma teorisini ortaya atan John Bowlby’e göre bir çocuğun birine bağlanması; korktuğu, yorgun ya da hasta olduğu durumlarda özel olarak o kişinin yakınında ve o kişiyle iletişim içinde olmak istemesi anlamına geliyor1. Çocukların bağlanma stilleri güvenli, güvensiz (kaygılı veya kaçınmacı) ve düzensiz-güvensiz olmak üzere üçe ayrılıyor1. Ebeveynlerine güvenli bağlanan çocuklar, hem etraflarındaki dünya üzerinde bir etkileri olduğuna dair kendilerine hem de kişilerarası ilişkilerinde ebeveynlerine güveniyorlar1. Bu sayede problem çözme yeteneklerine daha fazla güvenen çocuklar, daha özgür bir biçimde dünyayı keşfedebiliyorlar1. Buna karşılık güvensiz bağlanan çocuklar gelişimleri boyunca bu keşif süreçlerini güvenle gerçekleştiremedikleri için daha fazla sorun yaşayabiliyorlar. Özellikle düzensiz-güvensiz bağlanan çocuklarda davranış bozuklukları ve psikopatoloji görülme olasılığı daha yüksek oluyor1.

Yapılan araştırmalarda evlatlık çocuklarda daha sık güvensiz ve düzensiz-güvensiz bağlanma stilleri, ideal olmayan çocuk-ebeveyn ilişkileri, tepkisel bağlanma bozukluğu ve rastgele arkadaşlık davranışları olduğu görülüyor1, 3, 4, 5. Evlat edinilmiş çocukların arasında güvensiz-düzensiz bağlananların fazla olmasına aslında bu grupta yetimhanede yetişmiş çocukların sayısının daha çok olması sebep oluyor. Çünkü yetimhanelerden çıkmış evlatlık çocuklar, çok küçük yaşta biyolojik ebeveynlerinden ve yetimhanede karşılaştıkları bakıcılardan sürekli ve sık sık ayrılmak zorunda kalıyorlar1, 4. Temel ebeveyn bakımından yoksun kalmanın getirdiği stres, çocukların beyinlerinin stresle baş etmeyi sağlayan bölümünün diğer çocuklarınkine göre daha farklı çalışmasına ve strese uygun tepki verilmesini sağlayan kortizol hormonunun daha az salgılanmasına sebep oluyor8. Bu işlevsel farklılıklar, çocuklarda zihinsel hastalıklar görülmesine ya da strese yeterince uygun tepki veremedikleri için gençliklerinde daha riskli davranışlar sergilemelerine yol açabiliyor8.

Yetimhaneden çıkıp evlat edinilen çocuklarda yeni ebeveynlerle bağlanmanın oluşabilmesi ve çocukların işlevselliklerinde buna bağlı olumlu gelişmeler görülebilmesi için çocuk ile ebeveyn arasındaki ilişkinin çocuğun önceki bakıcılarıyla olan ilişkisinden farklı olarak stabil, tutarlı ve kaliteli olması gerekiyor. Yapılan bir araştırmada hayatlarının ilk yıllarını yetimhanede sık sık bakıcı değiştirerek geçirmiş çocukların -en uzunu dokuz ayda olmak üzere- %40’ının ilk 3 ay içinde yeni ebeveynlerine bağlandıkları görülüyor5. Ancak çocuklarda bu şekilde bağlanma davranışlarının gözlenmesi, bağlanma stillerinin kesin olarak güvenli olduğu anlamına gelmiyor. Romanya’daki yetimhanelerde yetiştikten sonra evlat edinilmiş çocuklarla yapılan bir araştırmada, Kanadalı çocuklar ve dört aylıktan önce evlat edinilmiş çocuklara kıyasla araştırılan grubun belirgin bir kısmının yeni ebeveynlerine daha güvensiz bağlandıkları ortaya çıkıyor6. Bu durum elbette çocukların evlat edinilmeden önce karşılaştıkları, bakıcılar tarafından ihmal edilmek gibi kötü deneyimlere oldukça bağlı.

Yetimhanedeki koşullardan ötürü güvensiz bağlanmaya yatkın olan bu çocukların yeni ebeveynleriyle güvenli bir bağ kurmaları zor görünüyor ancak imkansız değil. Bowlby’ye göre çocukların hayatlarındaki ilk beş yılda karşı karşıya kaldıkları ebeveynlik davranışlarının hassasiyetindeki değişimler, çocukların bağlanma stillerinde ve dünyaya bakış açılarında iyi yönde bir değişim sağlayabiliyor4. Yapılan araştırmalarda bir yaşından önce evlat edinilen çocukların biyolojik ebeveynleriyle yetişen çocuklarla aralarında bağlanma stilleri açısından kayda değer bir fark olmadığı görülüyor4, 6. Genel olarak, evlat edinilme yaşı ile bağlanma stilinin iyi yönde değişmesinin zorluk seviyesinin paralel gittiği düşünülüyor2. Bu duruma sebep olarak bir yaşından küçük çocukların yetimhanelerin kötü şartlarına uzun süre maruz kalmadan ve henüz bağlanma sistemleri gelişmekteyken yeni ebeveynleri tarafından bakım görmeye başlamaları görülüyor6. Ancak aynı paralellik düzensiz-güvensiz bağlanma stiliyle evlat edinilme yaşı arasında bulunmuyor, yaştan bağımsız olarak düzensiz-güvensiz bağlanma stili genellikle yoğun bir şekilde kötü muameleye maruz kalma sonucu oluştuğu için değişmesi de daha zor oluyor4.

Bu istisna göz ardı edildiğinde, evlatlık edinilen çocukların, biyolojik ebeveynleri tarafından yetiştirilen çocuklar gibi bağlanma stillerinin onları evlat edinen anneleriyle oldukça benzer olduğu görülüyor7. Yapılan uzun soluklu bir çalışma da erken ve orta çocukluk dönemlerinde annelerin çocuklarına gösterdiği hassas davranışların çocukların erken yetişkinliklerindeki bağlanma algıları üzerinde olumlu etkisi olduğunu ortaya koyuyor3. Bunun yanı sıra aslında ebeveynlerden en az birinin bile güvenli bir dünya görüşüne (state of mind) sahip olması, çocukların evlat edinilmeden önce yaşadığı travma ve mahrum kalmışlığa karşı koruma görevi görebiliyor7. Yani her ne kadar bağlanma stillerinin güvenliye dönmesi zor gibi görünse de geç evlat edinilen çocukların bile kurumların bakımı altından çıkıp sabit, korumacı ve ilgi gösteren bir aile tarafından bakım görmeleri sosyal ilişkilerinden bilişsel kapasitelerine ve zihinsel sağlıklarına kadar hayatlarının birçok alanındaki gelişimlerinde olumlu etkiler yaratıyor.

Yazan: Rengim Lal Kılavuz
Düzenleyen: Dr. Gizem Sürenkök
Kaynak: www.yakiniliskiler.com

Okumaya devam et

MAKALE

Müşteri memnuniyeti için öneriler

satın alma deneyimi, satın alma, pazarlama, müşteri, marka

Markalar müşterilerine iyi bir satın alma deneyimi yaşatmayı hedefler. Fakat maalesef bu konuda başarılı olan pek az şirket var. Peki, bu durum tam tersine nasıl çevrilir? İşte yanıtı…

İyi Müşteri Deneyimi Yaşatmak Neden Çok Zor?

İnsanın bir markayla ilişkisi sadece o ürünü kullandığı zaman yaşadıklarından ibaret değildir. Bilgi edinmek için internetten yaptığı araştırmalarla başlayan süreç; çağrı merkezi görevlileriyle konuşmalar, satın alma sırasında satıcıların tavırları ve satın alma yolculuğu sonunda yaşadıklarının toplamından oluşan bir marka deneyimidir.

Kısacası müşteri ve marka arasındaki ilişki bu “gerçeklik anlarında” yaşanan tüm adımları içerir.

Rekabetin gerisinde kalmamak için şirketlerin bu gerçeklik anlarının her birini incelemesi ve satın alma yolculuğunun her aşamasını müşteri için kolaylaştırması gerekir. Bunun için insanların motivasyonlarını, yapmak istediklerini anlayıp sonra da markayla ilişkiye girdiklerinde yaşadıkları zorlukları giderecek çözümler üretmesi lazımdır.

Bugün -maalesef- büyük şirketlerin birincil sorunu müşterilerin gerçekten ne istediklerini anlayamamalarıdır. Satın alma deneyimini iyileştirmek için bir araya gelen yöneticiler, çoğu zaman empati güçlerini kaybederler. Tüketicilerin de kendileri gibi insan olduğunu unuturlar. Çamaşır makinesi üreten bir şirket yöneticisi müşteri deneyimine odaklanmak yerine satış noktalarında yaşanan şirket sorunlarına odaklanır. Oysa her marka yöneticisi, günlük hayatta bir başka markanın tüketicisidir. Özel hayatında; o da yaptığı alışverişten şikâyet eden, aldığı ürünün fiyatından yakınan, gereğinde memnun kalmadığı ürünü iade eden olağan bir müşteridir. Fakat yönetici şapkasını giyip kurumsal bir kimliğe büründüğünde düşünceleri ve davranışları değişir. Müşterilerinin çamaşır yıkamakla ilgili gerçek sorunlarını çözmek yerine sosyal projeler üretmeye, toplumsal konulara duyarlılık kisvesi altında konu dışı alanlara kafa yormaya başlar. Tüketicinin bugünkü ihtiyaçlarını çözmek yerine ilgisiz konulara öncelik verir. Kendi kişisel hedeflerine veya kendi departmanının önceliklerine odaklanır.

Benzer şekilde müşteri deneyimini iyileştirmek için uluslararası danışmanlık şirketlerine büyük projeler yaptıran şirketler bile çoğu zaman kendi tüketicilerinin (müşterilerinin) ihtiyaçlarına yalın çözümler üretmek yerine mevcut sorunları daha da karmaşıklaştırırlar.

Oysa tüketiciler markaların vaat ettiklerini hakkıyla yerine getirmesini beklerler.

Dijitalleşmeyle, bugün pazarlama disiplini bir evrim geçiriyor. Satın alacağı ürünü internetten iyice araştıran, tüketici yorumlarını didik didik okuyan yeni nesil müşteriler markaların önüne farklı taleplerle gelmekte. Bütün şirketlerin bu talepleri iyi anlamaları, analiz etmeleri ve bunlara çözüm üretmeleri şart. Aksi takdirde bugünün insanına zorla iteleyerek ürün veya hizmet satmak mümkün değil.

Son yıllarda hayatımıza giren Inbound Pazarlama, modern insanın beklentilerine karşılık veren bir felsefeyi benimser. Yaklaşımı, dijital ortamda edindiği bilgi ile güçlenen modern müşterinin (tüketicinin) yapmak istediğini anlamak ve ona yol göstermektir. Inbound Marketing felsefesi eski usul yöntemler kullanarak, ısrarla bir ürün veya hizmeti zorla satmaya çalışan pazarlama anlayışının tam tersidir.

Inbound Marketing’in hedefi, markayı insanlara itelemek yerine onları markaya çekmek ve gönüllü bir şekilde markadan alışveriş yapmalarını sağlamaktır.

Inbound Pazarlama yöntemini uygulamak isteyen yöneticilere önerilerim şunlardır:

  • Markanın odağına insanı koy. Onun ne yapmak istediğini, amacını anla. Tüketicilerini veya müşterilerini “persona”lar ile tanımlayabilir, onları segmentlere ayırabilirsin ama unutma ki her biri senin benim gibi gerçek birer insandır. Dolayısıyla markanın müşterisinin önce insan sonra tüketici olduğu hatırla.
  • İnsanlar her gün kendilerine zorla bir şeyler satmaya çalışan yapışkan satıcılardan bıktı. Bu nedenle Web sitene ya da mağazana gelen insana hemen satış yapmaya çalışma. Onun ihtiyaçlarını anlayabilmek için sorman gereken bütün soruları sor. Ona bilgi vermekte cömert ol. Kendini bir satıcı gibi değil, o insana yardım etmek için görevlendirilmiş bir yetkili gibi gör.
  • Alışveriş yapan her insanı tedirgin eden birçok konu vardır. Yanlış ürüne veya hizmete para harcamak, verdiği karardan dönememek, satın aldıktan sonra markanın ilgisiz kalacağından endişe etmek… Bunlar insanların “acı noktalarıdır”. Her sektörde insanların markalardan alışveriş yaparken karşı karşıya kaldıkları sayısız acı noktası vardır. Kendi markan için bunların hepsini listele ve bunlara çözüm üret. Bugün Amazon, insanların bütün acı noktalarını çözdüğü için dünyada 1 numara olmuştur.
  • Eğer böyle davranırsan insanlar senin markana güven duyacak ve alışveriş yapmaya gönüllü olacaklardır. Markanı kendilerine zorla satış yapmaya çalışan diğer markalardan ayrı bir yere konumlayacaklardır.
  • Satın alma yaptıktan sonra senin markanla ilişkiye devam edecekler, kendi çevrelerine markanı tavsiye edeceklerdir.
  • Bütün bunları hayata geçirmek ve insanlara iyi bir alışveriş deneyimi yaşatmak için dijital teknolojileri hakkıyla kullan.

Dijital çağda istediği bilgiyi edinebilen, önünde sayısız seçenek olan, istediği markadan alışveriş yapabilen modern insana hitap edebilmek, onu markana çekebilmek, onun aklını ve gönlünü kazanabilmek, onun senin markandan can-ı gönülden alışveriş yapmasını sağlamak için gerekli dijital dönüşümü gerçekleştir.

Bu dijital dönüşümü gerçekleştirmeyen markaların bugünün dünyasında iyi bir alışverişçi deneyimi yaşatmaları ve ayakta kalmaları mümkün değil.

Yazar: Temel Aksoy
Kaynak: www.temelaksoy.com

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND