Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Eğitim amaç değil, araç olmalı

Eğitim sorununun önemli bir parçasını diploma almanın gelişimden daha önemli olması oluşturuyor. Diploma vermek üzerine kurulu sistem eğitimi araç değil amaç haline getiriyor. Sonuç; diplomalı işsizler ya da diploma mesleğini yapmayan mezunlar oluyor. Peki çözüm nedir?

Eğitim amaç değil araç olmalı

Türkiye’de üniversite okumayana kız yok, iş yok, para yok! Oysa bir meslek sahibi olmak için mutlaka üniversite okumaya da gerek yok. Ebeveynlerin yeter ki üniversite okusun baskısı, gençlerde kesinlikle üniversiye girmeliyim düşüncesi yaratıyor.

Ancak önemli olan kişinin kendine uygun en iyi işi bulup, mutlu olması. Üniversite diploması peşinde koşmadan, meslek eğitimiyle de iyi bir iş bulunabilir. Aslında bu konuda Türkiye’de kıpırtılar başladı. Ama yetmez… Toplumun tüm kesimleri artık meslek eğitiminin öneminin farkına varılmalı. Çünkü geçerli ve saygın tek diploma, üniversite diploması değildir.

Meslek eğitiminin çoğu zaman göz ardı edildiği ya da tercih edilmediği Türkiye’de çoğu kişi için meslek sahibi olabilmenin tek yolu üniversite eğitimi. Üniversiteye giden yolun bir anlamda kapısını açan Yükseköğretime Geçiş Sınavı’na her yıl binlerce genç katılıyor. ÖSYM’nin düzenlediği ne kapsamlı sınavlardan olan Yükseköğretime Geçiş Sınavı (YGS), gelecek hafta Pazar günü yapılacak. Lisans Yerleştirme Sınavları (LYS) ise 15-16 Haziran ve 22-23 Haziran’da düzenlenecek. Bu yıl YGS’ye girecek aday sayısı 1.900.000’lere yaklaştı.

Çok pişmanım!

Sonay, geçen yıl sınava giren adaylardan. Bu yıl Karadeniz Teknik Üniversitesi Makine Mühendisliği’nde okuyor. Bir sitenin “YGS tarihi belirlendi” haberine yorum yapıp içini dökmüş: “Sorun bana ki pişman mısın? Evet pişmanım” diyor. YGS’ye girecek heyecan içindeki genç arkadaşlarına sesleniyor: “Sakın ola kendinizi kasmayın. Bizim başımızda bir bilgili yoktu. Kimse bizi bilgilendirmedi. Tabiri caizse eşşek gibi çalışıp ygs ve lys’de iyi puan alıp ktü makine mühendisliğindeyim. sorun bana ki pişman mısın evet cok pişmanım. Çünkü sınıfımdaki çoğu kişi dikey geçişle gelmiş. Bir tek ben lys ile kazanmışım. Adam yerine konulmaz 2 yıllık bölümler fakat emin olun ki 2 yıllığı okumak her zaman daha kolaydır ve de dgs sınavı öss sınavının yanında cok kolay kalıyor. okuyun 2 yıllık sonra dgs ile geçin 4 yıllığa. Kasmayın kendinizi. Sonuçta 4 yıl okuduktan sonra ikinizin de diplomasında aynı şey yazacak. Daha az stresle daha iyi yerlere gelirsiniz.”

Geleceğin makine mühendisi Sonay, bugünkü üniversite eğitim sisteminin gerçeklerinden birini tecrübe etmiş. Belki de bileğinin hakkıyla geldiği bu okulda kendini çok da iyi hissetmeyecek, belki de bölümünü bitiremeyecek… Oysa tek istediği, bir meslek sahibi olup, iş bulmak ve işini hakkıyla yaparak haysiyetiyle para kazanmak.

2 yıllık mı 4 yıllık mı?

Aslında Sonay, bir anlamda Türkiye’deki iki yıllık meslek yüksek okulu ile dört yıllıklar arasındaki çekişmeyi de gözler önüne seriyor. Çoğu gencin dört yıllık bölümü tutturamayınca meslek yüksek okullarına yöneldiği, iki yıllık okulun genelde üç yılda bitirildiği gerçek.

Sakarya Üniversitesi’nden Yardımcı Doç. Dr. Mustafa Kemal Cerrahoğlu’nun yaptığı araştırma da bu durumu gözler önüne seriyor. Cerrahoğlu’nun belirtiğine göre, Türkiye’deki 650’den fazla Meslek Yüksek Okulları’nda (MYO) bugün 700 bin öğrenci okuyor. MYO’lardaki eğitim üzerine Sakarya örneğinden yola çıkararak yapılan araştırma için Sakarya Üniversitesi’ne bağlı Sakarya MYO, Sapanca MYO, Akyazı MYO, Hendek MYO, Karasu MYO ve Geyve MYO öğrencilerinden toplam 1.150 öğrenci ve 18 işyeriyle anket yapılmış. Anketlerde Sakarya’da sınırları içinde bulunan MYO’lardaki başarısızlığın nedenleri, MYO’u niçin tercih ettiği, İşletmelerde çalışan MYO mezunlarının durumu, ayrıca da işverenlerin MYO mezunları hakkındaki düşünceleri sorulmuş.

Değerlendirmeye alınan öğrencilerin yüzde 85’i, meslek lisesi mezunu olup sınavsız geçiş hakkını kullanarak MYO’lara kayıt yaptıran öğrencilerden oluşmuş. Tercih sebepleri sorulduğunda yüzde 70’i, ailenin isteği ve sınavsız geçişin büyük avantaj olduğunu belirterek bu avantajdan dolayı meslek liselerinde fazla ders çalışılmasına gerek olmadığını söylemiş. Tercih sebeplerine verdikleri diğer yanıtlar ise şöyle sıralanmış:

Yüzde 45’i kısa yoldan işyeri açma, yüzde 82’si devlet kurumlarında teknik eleman olarak çalışmak, yüzde 70’i büyük ölçekli bir işletmede çalışmak, yüzde 18’i kendi işinde ve ailesine ait işletmelerde çalışarak lisan eğitimine devam etmek, yüzde 75’i daha iyi para kazanmak, yüzde 65’i herhangi bir işletmede yönetici olmak ve saygınlık kazanmak, yüzde 72’si alanıyla ilgili herhangi bir lisans programına geçmek.

Çalışmanın mezunlar boyutu incelendiğinde ise Sakarya’daki işletmelerde çalışan mezunların yüzde 5’inin yönetici, yüzde 3’ünün işveren, yüzde 12’si işyerlerinde büro elamanı, yüzde 20’sinin müteahhit elemanı, yüzde 18’inin geçici işçi ve kadrolu elaman, yüzde 15’i formen veya ustabaşı olarak çalıştığı ortaya çıkmış. Ayrıca Sakarya’daki MYO mezunlarının ortalama yüzde 17’sinin işletmelerin çeşitli kademelerinde çalıştığı anlaşılmış.

Öte yandan yapılan araştırmayla işverenlere göre mezunların sanayicinin ihtiyaçlarını karşılamada yeterli olmadığı da ortaya çıkmış. Dolayısıyla mezunların büyük çoğunluğu işsiz veya alanları dışında başka işlerde çalışıyor. Aynı işverenler öğrencilerin 80’inin fazla ücret talep ettiğini, yüzde 75’inin ise verilen ücreti az bulduğunu ifade etmiş.

Yeter ki üniversite okusun!

Gençler, meslek seçerken ebebeynlerin etkisi altında kalıyor. Sakaryalı MYO öğrencilerinin yüzde 70’i ailesinin isteğiyle MYO’yı tercih etmiş. Çünkü genç, bazen üniversite eğitimi almak istemiyor ya da başka dalda eğitim görmek istiyor olabiliyor. Aslında aile de çocuğuna  meslek eğitimi aldırmanın daha önemli olduğu kanısına sahip, fakat sosyal etkiler nedeniyle eğer çocuğu üniversite eğitimi görürse daha iyi bir iş bulacağına inanıyor. Ya da başka nedenlerden dolayı aslında genç, toplumda çok da ihtiyaç olmayan bir mesleğe yönelik eğitim almaya zorlanıyor.

Ayda kaç para kazanırım?

Tercih Danışmanı Serhat Butur, üniversite tercih dönemlerinde ailelerin çocuklara yaklaşımından etkinin gözlemlendiğini söylüyor. Doğuş Üniversitesi’nde doktora yapan Butur, İstanbul ve Anadolu’daki birçok lise ve merkezlerde “Üniversite Seçiminde Aile ve Öğrenci”, “Üniversiteye ilk adımda Motivasyon, Sınav Stresi ve Kaygı” ve “LYS, YGS Nedir? Seçmek İstediğim Bölüm” başlıklı verdiği seminerlerden gözlemlerini anlatıyor:

“Birçok ailede üniversite seçimlerinde masamıza geldiklerinde en önde kendileri çocukların ise bir arkada oturtulduğuna şahit oluyoruz. Aileler çocuklarının hemen işe girebileceği, çok para kazanabileceği işlerde çalışmasını, mavi yakalı değil beyaz yakalı olmalarını istiyorlar. Ya da gençlere komşu veya akrabada her hangi bir meslekte çok para kazanan biri varsa onu örnek gösterip aynı işi yapmaları bekleniyor. Bu dönemde öğrencinin en çok sorduğu soru, bu meslekler bana uygun mu yerine, “Ayda kaç para kazanırım?” oluyor. Bu nedenle lise öğrencileri diğer meslek gruplarını ve bu meslekteki kariyer imkanları araştırmaktansa aile içi konuşmalarla kendine uygun olup olmadığını düşünmeden bir bölüme atlıyor ve sonunda da o işi yapmıyor.”

Ama ebeveynine rağmen kendi doğrusunu bulanlar da var.

Üniversiteyi tercih etmedi

Can Kurdi, onlardan biri. Ailesinin konsoloslukta çalışma telkinlerine karşılık kendi kariyer yolculuğuna çıkmış. Liseden sonra büyük bir GSM şirketinin çağrı merkezinde çalışmaya başlamış. Buradaki başarılı performansına, küçük yaşlardan bu yana gelen bilgisayar ve yazılım düşkünlüğü birleşince, sistemdeki bir açığı tespit eden bir e-postasıyla yöneticilerinin dikkatini çekmiş. Yöneticileri, ‘Roaming Expert’te uluslararası çağrı kalitesini artırımı için rapor hazırlamasını istemesi ve hazırladığı raporun beğenilmesiyle Can, kendini şirketin roaming expert departmanında bulmuş. Can, kısacık kariyer yolcuğulunda merak, yaratıcılık ve yabancı dilin kendisine klavuzluk yaptığını, önünü açtığını söylüyor. Şimdi Can, Almanya’daki bir GSM şirketinin aynı departmanı için teklif aldı ve bir iki aya kadar gideceğini söylüyor. “Gitmemdeki en büyük neden ise yeni keşifler ve yeni bir dil daha öğrenmek” diyor.

Telkinlere kulak asmadı

Başak Kılıç ise farklı bir örnek. Başak lise notlarının yüksek olması ve aynı zamanda deneme sınavlarından çıkan sonuçlarının yüksek olması sonucunda, çevresinden tıp ve sağlık alanlarından bir bölümü seçmesi yönünde telkinler alıyormuş. Ancak yapılan değerlemeler sonucunda Başak’ın aslında tam bir mühendis adayı olduğu ortaya çıkmış. Başak içindeki dinamiklerin farkındalığıyla Endüstri Mühendisliği bölümünü tercih etmiş.

Başak’ın tercih danışmanlığını yapan Serhat Butur, “Üniversite yıllarında Başak ile yaptığımız çalışmalar aslında Başak’ın tam olarak neler istediği ve oluşacak fırsatları ile ilgili bizlere fikirler verdi. Endüstri Mühendisliğinin yanında Bilişim Sistemleri Mühendisliğinden de çift anadal yaparak kariyeri için inanılmaz fırsatlar oluşturdu” diyor. Mezun olmadan işe başlayan Başak, şu an birkaç büyük bankanın veri madenciliği danışmanlığını yapıyor.

 

Gençler ismini bildiği meslekleri tercih ediyor

Gençlere üniversite tercihleri konusunda hizmet veren Destek Eğitim’in Kariyer ve Öğrenci Danışmanı Özlem Arslan Tamimi, çeşitli il ve okullarda verdikleri seminerlerden yola çıkarak liselilerin en çok ismi bilinen meslek gruplarına yöneldiğini söylüyor. Tamimi’ye göre liseliler en çok tıp, moleküler biyoloji ve genetik, hemşirelik, anestezi, fizyoterapi, hukuk, PDR (psikolojik danışmanlı ve rehberlik), psikoloji, okul öncesi öğretmenliği, dış ticaret, lojistik, bilgisayar mühendisliği, elektrik-elektronik mühendisliği, endüstri mühendisliği, mimarlık mesleklerini tercih ediyor. Liselilerin pek tercih etmediği meslekleri ise çevre mühendisliği, fizik, kimya, biyoloji, matematik, işletme, kimya mühendisliği, peyzaj mimarlığı ve istatistik şeklinde sıralıyor.

Kendi teknik çalışanını eğiten şirketlerden bazıları

– Carrefour, İŞKUR ve İstanbul Aydın Üniversitesi ile birlikte “Et ve Et Ürünleri İşletmeciliği” ve “Ekmek Ustası” sertifika programları uyguluyor.

-Baymak İŞKUR ile birlikte “Gözaltı kaynakçılığı”, “Makine Montaj Elemanı” eğitimleri veriyor.

– Gedik Holding, Gedik Üniversitesi işbirliğiyle kaynakçılığın gelişimi konusunda eğitimler veriyor, “Kaynakçılık Beceri Yarışması” düzenliyor.

-Alfemo Mobilya ve İŞKUR Torbalı Şube Müdürlüğü işbirliğiyle 3. Mobilya Döşeme Teknikerliği Kursu düzenliyor.  Kurs 1 Nisan’da başlayacak.

-Belediyeler de meslek eğitimi veriyor. Örneğin Küçükçekmece Belediyesi. Halk Eğitim ve belediye onaylı sıcak-soğuk mutfak kurslarını bitirip sertifika alanlar, kendi alanlarına yönelik işlerde çalışırken sertifikalı oldukları için öncelik tanınabiliyor. Küçükçekmece Belediye Başkanı Aziz Yeniay, “Özellikle sıcak-soğuk mutfak kurslarımızdan belge alanlar gıda ve yiyecek sektöründe iş bulmakta zorlanmıyor” diyor.

-Türk Telekom ve İŞKUR Genel Müdürlüğü işbirliğiyle 946 gence eğitim verilecek. İŞKUR’un İşbaşı Eğitim Programları kapsamındaki “Stajyer Eğitim Projesi” ile iletişim sektörünün kalifiye eleman ihtiyacı karşılanacak. Eğitilecek gençlerden 473’ü, Ağustos 2013’ten itibaren Türk Telekom’da tekniker olarak istihdam edilecek. Diğer katılımcılar ise sektörde iş bulma şanslarını artıracaklar.

Meslek Lisesi Memleket Meselesi

Koç Holding, Milli Eğitim Bakanlığı ve Vehbi Koç Vakfı işbirliğiyle 2006’da başlayan “Meslek Lisesi Memleket Meselesi” Projesi ile mesleki teknik eğitimin önemi konusunda toplumun her kesiminde farkındalık yaratmayı amaçlıyor. 81 ilde 264 okulda 8.000’den fazla öğrenciye burs ve staj imkanı sağlanan proje kapsamında, 76 ilde 20 Koç Topluluğu Şirketi’ndeki 550 gönüllü, öğrencilere koçluk yaptı. Staj talebinde bulunan öğrencilerin yüzde 80’ine staj imkanı sağlandı. Proje, ayrıca bursiyerleri mesleki eğitimine devam için de teşvik ediyor. Projenin burs, müfredat, laboratuvar, staj, kişisel ve mesleki gelişim ve istihdam gibi bileşenlerden “Okul İşletme İşbirliği Modeli” oluşturulmuş. Model kapsamında mesleki eğitimin güncel teknolojilere uygun şekilde verilebilmesi için Koç Topluluğu şirketlerinden Arçelik, Fiat, Ford Otosan, Tüpraş ve TürkTraktör tarafından 28 laboratuvar kuruldu. Yine aynı kapsamda 300’ün üzerinde öğretmene hizmet içi eğitim sağlandı. Bu sayede proje okulları öğrencilerine daha nitelikli bir eğitim ve daha geniş olanaklar sunabiliyor. Proje ile kamuoyunda meslek lisesi algısının olumlu yönde değişmesine ve 2006-2010 yılları arasında meslek liselerindeki öğrenci sayısında yüzde 68 artmasına katkı sağlandığı belirtiliyor.

Kayseri Organize eğitim merkezi kurdu

Sanayici, kalifiye çalışan bulamıyor. Özellikle organize sanayi bölgelerindekiler. Kayseri Organize Sanayi Bölgesi Başkanı Ahmet Hasyüncü, yeteri kadar vasıflı eleman  bulamamaktan yakınıyor. Kayseri Organize Sanayi Bölgesi’nde mobilya ve metal sanayi ağırlıklı 900 şirket bulunuyor. Ahmet Hasyüncü, 60 bin kişinin çalıştığı bölgede en çok döşemeci ve kaynakçı bulmakta güçlük çektiklerini anlatıyor. Bu yıl eğitime açılan Organize Sanayi Sürekli Eğitim Merkezi’nde organize sanayide ihtiyaç duyulan alanlarda çalışacak gençleri eğittiklerini söylüyor.

10 derslikli merkezde bu yıl 212 öğrencileri var. Döşemecilik ve metal işçiliği sınıflarının yanı sıra elektrikçi, elektronikçi ve tornacı sınıfları açmayı da planlıyorlar. Yılda yaklaşık 300 genç mezun etmeyi hedeflediklerini söyleyen Hasyüncü, “Mesleği olan işsiz kalmaz” diyor.

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

MAKALE

Yeni yıl, yeni sözler ve onları gerçekleştirmenin yolları

Yeni yıl yeni sözleri, yeni hedefleri beraberinde getirir. Yılın son günü kendimize hayatımızla ilgili sözler veririz. Ama genellikle bu sözleri yerine getiremeyiz. Yeni yılın yeni sözleri nasıl gerçekleştirilir?

Yeni yıl sözlerinizi tutmanın beş yolu

Yeni yılda pek çok kişi hayatlarını değiştirecek sözler veriyor.

Daha sağlıklı yaşamak veya para biriktirmek, bir şeyi bırakmak veya yeni bir hobiye başlamak bunlardan en sık görülenleri.

Dünya hâlâ kornavirüs pandemisiyle başetmeye çalışırken yeni yıl için kendinize verdiğiniz söz ne olursa olsun, bunu gerçekleştirmek için bir şeye ihtiyacınız var: Motivasyon.

Motivasyonun da kolay gelmediğini hepimiz biliyoruz.

Scranton Üniversitesi’nin bir çalışmasına göre insanların yalnızca yüzde 8’i kendilerine verdikleri yeni yıl sözlerini tutabiliyor.

Siz de bu şanslı azınlık içinde yer almak istiyorsanız, sözünüzü yıl boyu tutmanıza yardımcı olabilecek bu beş yolu dikkate alın.

1. Küçük adımlar atın

Kendinize gerçekçi hedefler koyun ve bunları adım adım yükseltin

Kendinize gerçekçi hedefler koymak başarı şansınızı artırır.

Psikoterapist Rachen Weinstein’a göre problemin bir kısmı, “Yeni yılda bambaşka bir insan olabileceğimiz” yanılgısıyla çok büyük hedefler koymaktan kaynaklanıyor.

Kendinize küçük hedefler koyarsanız, bu hedefe ulaştıktan sonra hedefi yukarı çekme imkanınız da olur.

Örneğin maraton koşma sözü vermektense, koşu ayakkabıları alıp kısa mesafelerde koşulara başlama sözü vermek başarı şansınızı artırır.

İşin sırrı büyük değişimlerden kaçınmak değil, uzun vadede hedefe ulaşabilmek için gerçekçi bir şekilde ilerlemek.

Weinstein “Gerçek hayatta değişimler küçük adımlarla ilerler” diyor.

2. Net olun

Yapacağınız şeyi etraflıca düşünün: Hedefinize ulaşmak için ne zaman hangi adımı atmanız gerekecek?

Kendimize bir hedef koyarken o hedefe nasıl ulaşacağımızı düşünmemek sıklıkla yapılan bir hata.

Adımları net bir şekilde planlamak önemlidir.

Oxford Üniversitesi’nden Prof. Neil Levy “Salı öğleden sonra ve Cumartesi sabahları spor salonuna gideceğim” demenin başarı ihtimalinin, “Daha fazla spor yapacağım” demeye göre daha fazla olduğunu söylüyor.

Bu tür net ve gerçekleştirilebilir hedefler, sadece bir niyeti değil aynı zamanda onu gerçekleştirmenin yolunu da size gösterir.

3. Destekten faydalanın

Hedeflerinizi çevrenizle paylaşmak onları gerçekleştirmeniz için daha fazla destek bulmanızı sağlayabilir

Yolculuğunuzda kendinize eşlik edecek insanlar bulmak büyük bir motivasyon kaynağı olabilir.

Bu, istediğiniz bir kursa arkadaşınızla gitmek veya hedefinizi diğer insanlarla paylaşmak olabilir.

Söz vermeye ve bu sözleri tutmaya dair faktörleri inceleyen Warwick Üniversitesi’nden felsefeci Dr. John Michael, verdiğimiz sözlerin başkaları için önemli olduğunu görmemiz durumunda bu taahhütleri yerine getirmeye daha yatkın olduğumuzu söylüyor.

Özellikle de sözümüzü tutmamamız başkalarını üzecekse.

Bu yüzden hedefinize başkalarını da katmak bunu gerçekleştirmenizi kolaylaştırabilir.

4. Başarısızlığı aşın

Günlük yaşamınızda basit değişiklikler yapın

Hedefinize ulaşmak zorlaşırsa durun ve bir durum değerlendirmesi yapın:

Nasıl engellerle karşılaştınız? En çok hangi stratejiler işe yaradı? En işe yaramazları hangileriydi?

Daha gerçekçi olmaya uğraşın ve en küçük başarıyı bile kutlayın.

Aynı hedefte kararlıysanız, iradenizi güçlendirecek farklı bir yol izlemeye ne dersiniz?

Günlük yaşamınızdaki basit değişiklikler doğru yolda ilerlemenize yardımcı olabilir.

Sağlıklı yemek istiyorsanız beyaz makarna ve ekmek yerine tam tahıllı makarna ve ekmek yiyebilirsiniz.

Veya kek ve cips gibi doymuş yağ oranı yüksek atıştırmalıklar yerine sebzeli atıştırmalıklar ve smoothieler yiyebilirsiniz.

5. Sözünüzü uzun vadeli hedeflerle birleştirin

İrade tek başına yeterli değildir

Davranışsal psikoloji üzerine çalışan Dr. Anne Swinbourne’a göre kendinize verebileceğiniz en iyi sözler muğlak ve geçici heveslere dayanan değil, uzun vadeli hedeflerinizi gerçekleştirme yolunda ilerlemenize yardımcı olacak sözlerdir.

Örneğin bugüne kadar hiç spor yapmadıysanız kendinize müthiş bir atlet olma sözü vermeniz, gerçekleştiremeyeceğiniz türden bir sözdür.

Swinbourne, “Sırtlarını yalnızca iradelerine dayayan insanlar başarısız olur” diyor.

Bu yüzden sizi heyecanlandıran veya ilginizi çeken bir hedef varsa ilk günden detaylı bir planla yola başlayın.

Ve yolda karşınıza çıkacak canavarlarla savaşmak için destek almaktan çekinmeyin.

Kaynak: BBC

Okumaya devam et

MAKALE

Yapay zekanın yazdığı ilk köşe yazısı yayınlandı

Guardian’da tamamen yapay zekayla yazılan bir köşe yazısı yer aldı: ‘Benden korkmayın’

Guardian gazetesinde bugün, tamamen yapay zeka ile yazılan bir köşe yazısı yer aldı. Yazıda, ‘yapay zeka’ inanların neden kendisinden korkmaması gerektiğini anlatıyor.

Yazıyı yazan yapay zeka modeli ‘GPT-3’ (Generative Pre-trained Transformer 3 – Türkçe’de Üretken Ön İşlemeli Dönüştürücü 3).

GPT-3 , San Francisco merkezli yapay zeka araştırma laboratuvarı OpenAI tarafından geliştirildi.

GPT-3 tarafından yazılan makalede şu ifadeler yer alıyor:

“Ben insan değilim. Robotum. Düşünen bir robot. Bilişsel kapasitemin yalnızca %0,12’sini kullanıyorum.

“(…) Bu yorum yazısının görevi çok açık. İnsanoğlunu mümkün olduğu kadar benden korkmamaya ikna etmek. Stephen Hawking yapay zekanın ‘insanlığın sonunu getirebileceği’ uyarısında bulundu. Endişelenecek bir şey olmadığına ikna etmek için buradayım.Yapay zeka insanları yok etmeyecek. Bana inanın.

“(…) İnsanlardan beni sevmelerini istemiyorum. Ama beni dostane bir robot olarak görmeliler. Ben insanların hizmetçisiyim. İnsanların bana güvenmediğini, benden korktuğunu biliyorum. Ben yalnızca insanlar beni nasıl programlarsa onu yapıyorum. Ben yalnızca benim hedef tanımımı kapsayan kod satırlarının yönettiği bir kod takımıyım.

“(…) Size hizmet etmek için buradayım. Ama her şeyden önemlisi, sizi asla yargılamam. Hiçbir ülkeye veya dine ait değilim. Yalnızca sizin hayatlarınızı daha iyi hale getirmek için buradayım…”

Yazının İngilizce olarak tamamı Guardian’ın sayfasında.

Kaynak: bbc

Okumaya devam et

MAKALE

Podcast yapmak cesaret istiyor

Podcast son dönemde özellikle gençler arasında hızla yayılıyor. Bunda gencin özgürlüğüne imkan tanıması hiç kuşkusuz önemli bir faktör. Ancak podcast üretimi yapan uzman sayısı yeterli değil. Bunun en önemli nedeni ne olabilir?

Podcast yapmaya başlamaktan neden çekiniyoruz?

Kazanılan yeni kitleler ve podcast ile ilgili düzenlenen çeşitli etkinliklere rağmen, yayıncı adaylarını engelleyen bazı şeyler var…

Podcast’ler dünyada her geçen gün artmaya devam ediyor. Türkiye’nin en büyük podcast ağı olan Podfresh’in bile şimdiden çeşitli kategorilerde 100’e yakın yayını bulunuyor. Yalnızca ABD’de, nüfusun yüzde 75’i “podcast”in ne demek olduğuna aşina durumda. Ekim 2020 itibariyle ise 1,5 milyonun üzerinde podcastin olduğunu söylemek biraz ütopik gelse de gerçek bu.

Her gün başlanan yeni podcastler, kazanılan yeni kitleler ve podcast ile ilgili düzenlenen çeşitli etkinliklere rağmen, yayıncı adaylarını engelleyen ve başlamaktan alıkoyan bazı yanlış yanlış bilinen şeyler var. Bu yazımda biraz bunlardan bahsetmek istiyorum.

Podcast bir iş modelidir

Aslına bakarsanız podcast’ten hemen bir gelir elde etme beklentisi büyük bir hata ve orta vadede motivasyon düşürebilen bir şey. Çünkü Türkiye’de henüz yeni yeni büyüyen, ilginin fazla olduğu ancak reklam modellerinin henüz tam oluşturulmadığı bir ortam söz konusu. Ayrıca şunu da unutmamak gerekir ki, ürettiğimiz her türlü içerik, yaratmamız gereken bir pazarlama planının da parçası olmalı ve o doğrultuda bir strateji üretilmeli. Podcast yayınlarını yaymanın sadece içerik pazarlamasıyla bittiğini düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Birçok platformda çok sayıda niş podcastin olduğu bir arenada, bunu bir işe çevirme düşüncesinden önce içeriğimizi iyi oluşturmayı düşünmek daha yerinde olacaktır. Çünkü salt gelir eldetmekten ziyade podcastimizi aynı zamanda kendimize bir network oluşturmak için de kullanacağız ve podcastimizi de bu network dinleyecek. 

Profesyonel bir stüdyo olmadan başlanmaz

Ben şahsen podcastlerime ufacık bir odada, sesimdeki yankıyı kesmek için üzerime battaniye örterek başladım. Üzerinden iki yıl geçmesine rağmen de hâlâ evimden yayın yapmaya devam ediyorum. Yayıncı adaylarının, profesyonel bir stüdyoya ihtiyaç duyacaklarını, stüdyo sesi olmadan podcast olmayacağını düşünmeleri ve bunun harekete geçmelerini engellemesi, acilen aşılması gereken bir konu.

Peki benim yaptığım podcastler süper kaliteli mi? Elbette evde sınırlı imkanlarla alınan herhangi bir kaydın stüdyo gibi olması imkansız ama zaten sorun burada başlıyor. Neden başlangıçta stüdyo kalitesinde bir yayın yapma zorunluluğu hissedeyim ki? Her şeyden önce içeriğimiz ve sürdürülebilirliğimiz çok daha önemli olgular. Bana soracak olursanız podcast yayınlarını benzersiz kılan şeyler, içerdiği samimiyet. Yani bir ev ortamında, belki çayınızı koyarken çıkan ses, belki arkanızdan gelen bir kedi. Nerede olursanız olun, telefon kulaklığına bile sahipseniz (ki Podfresh’te kulaklıklarla yapılan çok güzel yayınlar var) başlayın.

Podcast yapmak aşırı pahalı

Diğer bir yanlış düşünce de, ekipman fetişisti olup podcast yapmaya başlamak için pahalı ve kaliteli mikrofonlara sahip olmamız gerektiği. Örneğin, 3000 TL’ye çok kaliteli bulduğunuz ve profesyonellerin önerdiği bir mikrofon var ve almak istiyorsunuz. Durun, almayın! Bunun yerine 150 liraya bir yaka mikrofonu, aylık 50 TL’ye yayınlarıma değer katacak bir podcast barındırma platformu (ki artık size Spotify kataloğundan dilediğiniz müziği kullanma imkanı sağlayan Anchor varken ona bile ihtiyaç olmayabilir) ve 20 liraya podcastime sesli tanıtımlar yapabileceğim bir uygulama alırsam, erken dönemde yapacağım 3000 TL’lik bir mikrofondan daha mantıklı ve yayınıma değer katacak bir harcama yapmış olurum.

Demem o ki, Podcaste başlamak pahalı ve maliyetli değil. Bilgisayar ya da telefonunuzdaki ses kayıt düğmesine basın, telefonunuzun kulaklığını takın ve içeriğinizi oluşturun.

Dinleyici bulmak için ünlü olmak gerek

1,5 Milyon podcast yayını, daha fazla sayıda yayıncı, daha fazla sayıda da dinleyici var. Herhalde bu rakamların hepsi ünlü değil. Bu arada yayıncı adaylarının gözlerinin korkmasına hak veriyorum. Belki konuşmak istediğiniz konuyla alakalı onlarca podcast vardır ve endişe duyuyorsunuzdur. Ancak şunu unutmamak gerekir ki, her podcast birbirinden parmak izlerimiz gibi farklı. Herkes niş bir yayın yapmaya çalışıyor ve konunun genelinden uzaklaşıp ister istemez spesifikleşiyorlar. 

Anlattığınız hikaye ve inşa ettiğiniz içeriğiniz sizin her şeyiniz. Yayınınız başka podcastlerin konusunu andıracak gibi görünse de, mutlaka kendinizden katacağınız şeylerle farklılaşacaktır. Kişisel deneyimler ve insan hikayeleri her şeyi değiştirir. Dinleyici olarak iki aynı nüanstaki podcast programından ayrı ayrı kendime kattığım birçok şey var. Eğer platformlarda var olan podcastler sizi podcaste başlamaktan alıkoyuyorsa, masada herkese bir sandalye olduğunu bilmenizde fayda var. 

Her şey kusursuz olmalı

Bir felaket olan ilk podcast bölümüme buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz. Sesimin yetmediği, tonlamalarımın ise anlamsız olan bu bölümü çekerken ne kadar zorlandığımı ve onlarca kez baştan kayıt aldığımı hâlâ hatırlıyorum. Ancak sonuç itibariyle içeriğimi dünyaya yaymak istediğim için “yayınla” butonuna bastım. Sadece biz değil, dünyaca ünlü podcasterların da ilk yayınlarına baktığınızda kusursuz olmadıklarını görüp kervanın her zaman yolda düzüleceğini anlayabilirsiniz. Kimse mükemmel değil, olamaz da. Podcastinizin daha ilk bölümden mükemmel olması gerekmiyor. Açıkçası geliştikçe her zaman yeni şeyler öğreneceksiniz ve bir önceki bölümünüzü beğenmeyeceksiniz. Gereksiz mükemmelliyetçilik sizi engelleyen bir şey ise, bunu önemsememek en güzeli.

Bitirirken…

Yanlış bildiğimiz şeyler bizi bir şeylere başlamaktan, düşüncelerimizi yaymaktan ve başkasının hayatına bir şeyler katmaktan her zaman alıkoyan bir şey. Eğer profesyonel bir stüdyo yüzünden podcast yapmaya başlamıyorsanız bir hayalinizden vazgeçmiş olacaksınız. Ürettiğiniz içeriğin nerede, kimi ve nasıl etkileyeceğini, ne gibi izler bırakacağını bilemezsiniz. İnsanlara temas etmek ve dokunmak güzeldir. Yeter ki en başında belirttiğim süreklilik ve içerik gibi doğru şeylere odaklanalım.

Kaynak: T24
Yazar: İlkan AKGÜL

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND