Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Ebeveyn felsefenizi biliyor musunuz?

Son haftalarda kendimi birbiri ardına içinde bulduğum anne-baba eğitimi seminerlerinin bir diğeri geçtiğimiz hafta Psikoloji İstanbul’un düzenlediği Çocuklarınızla İletişiminizi Güçlendirin başlıklı seminerdi.

Önce birkaç not:

(1) Bu eğitim sadece daha önce Türkiye’de eğitim veren Byron Norton’ı ilk kez izlemem açısından bir ilk değildi. Neredeyse 20 senedir birlikte olduğum, 6 senedir ebeveynliği paylaştığım adamla bir ebeveyn eğitimi seminerine katılmam açısından da bir ilkti. Bu konuda benim yapamadığımı yapan ve eşimi böyle bir eğitime katılma konusunda ikna eden sevgili Nilüfer Devecigil‘e bu vesileyle teşekkür eder, desteğinin devamını dilerim!

(2) Ben ne zaman bu seminerlerle ilgili görselleri paylaşsam “Vah, tüh, ben de katılmak isterdim, niye haber vermedin alacağın olsun!” gibisinden tepkiler alıyorum. Birincisi, haber verdim şekerim.Facebook‘ta da, Twitter‘da da paylaştım. İkincisi, Psikoloji İstanbul‘un bültenlerine üye olarak bu eğitimleri takip edebilirsiniz.

(3) Aşağıdakiler benim kendi notlarım; kendi çıkarımlarım. Seminerde başka blog yazarları ve gazeteciler de vardı. Eminim onlar da görüşlerini aktaracaklardır. Bir başkası söylenen bir şeyi farklı algılamış olabilir, ki bence çeşitlilik adına daha da iyidir; güzeldir.

Gelelim seminere… Önce Byron Norton’ı tanıyalım: “Çocuklar oyunla iyileşir” diyen, eşi Carol Norton’la birlikte çocuklar için, özellikle de dezavantajlı, travma yaşamış/yaşayan çocuklar için oyun terapileri düzenleyen Amerikalı bir psikolog kendisi. Daha önce de Psikoloji İstanbul’un konuğu olarak benzer eğitimler vermiş.

Taksim Elite World Hotel’deki seminerine katılımcıları “Ebeveynlik Felsefesi” hakkında düşündürerek başladı Norton. Ebeveynlik yaparken amaçlarınız neler, ne kazanmayı istiyorsunuz? diye sordu salondakilere. Ebeveynliğin sadece otorite gerektiren anlarda müdahale etmekten ibaret olmadığını, bir bütün olduğunu anlattı.

Ebeveynlik Felsefesi

Ebeyvenlik felsefemizi belirlemek için, çocuğumuzda olmasını istediğimiz özellikleri listeleyecekmişiz. En az 5 dedi Norton, ama benimkinde 3-4 tane anca çıktı. Bilmiyorum bu iyi ya da kötü bir şey mi, Norton yaptığında 25 madde çıktığına göre pek iyi bir şey olmayabilir. Her neyse, o listedeki şeyleri çocuğumuza söyleyecekmişiz: “Sen başarılısın.” Daha doğrusu “İstersen başarılı olabilirsin. Senin içinde bu potansiyel var.”

Ve şöyle dedi:

Beklentileriniz neler? Çocuğunuzun sizin gibi mi olmasını istiyorsunuz? Aklınızdaki “ideal çocuğun” özellikleri nelerdir? Bunlar bir düşünün ve kağıda dökün.

Döktük. Daha doğrusu herkes çocuğunun taşımasını istediği özelliklerle ilgili bir şeyler söyledi:

Özgüvenli
Kararlı
Sevgi dolu
Kendiyle barışık
Lider
Karizmatik
Yaratıcı

Ardından ekledi Norton:

Ebeveynlik anlık bir şey değil. Zaman içinde çocuğunuzla aranızda gelişen ilişkinin etkisi ebeveynlik. Yola çıkarken çocuğunuzun nereye gitmesini istediğinizi, nasıl bir yetişkin olmasını istediğinizi düşünerek hareket edin. Ona vermek istediğiniz [yukarıdaki] özelliklerin onda var olduğunu düşünün ve bunu ona da söyleyin.

Önemli olan çocuğumuza, olmak istediği her şey olabileceği mesajını vermemizmiş. Meslek anlamında değil, kazanım, donanım anlamında. Başarılı da olabilirsin, mutlu da olabilirsin, yaratıcı da olabilirsin — bütün bunları olmak için gereken her şey sende zaten var…

Daha sonra ilginç bir çalışma yaptırdı Norton. Katılımcılara önce en az yakın oldukları büyükanne/büyükbabalarını düşünmelerini söyledi. Onlardaki hangi özelliklerin onlardan uzak kalmamıza sebep olduğunu hatırlamamızı istedi. Herkes bir şeyler söyledi:

Fazla eleştiren
Otoriter
Uzak
İlgisiz

Aynı beyin fırtınasını daha sonra en sevdiğimiz büyükanne/büyükbabamız için yaptık:

Eğlenceli
Sevgi dolu
İçten
Oyuncu

Ve dedi ki “İşte siz böyle bir ebeveynsiniz. [Yukarıdaki] ikisinin karışımısınız.”

Düşündürücü…

“Çocuklarınızı, torunlarınızın ebeveynleri olacaklarını bilerek yetiştirin” dedi Norton. Ve şu korkutucu gerçeği tekrarladı:

Sizin ebeveynliğiniz en az beş nesili etkiliyor. Siz sadece kendi çocuğunuza değil, torununuza, torununuzun torununa, onun torununa, … ebeveynlik yapıyorsunuz.

Nasıl? Nefes alabiliyor muyuz? Sizi bilmem ama bu noktada ben biraz daraldım. Ebeveynlik zor iş tamam da, ben kendi çocuğumun altından zor kalkarken daha doğmamış torunlarımın torunlarına etki ediyor olma düşüncesi ürkütücü… Bu noktada Norton’ın kimsenin mükemmel olmadığını ve “mükemmel ebeveyn” diye bir şey olmadığı hatırlatması beni biraz rahatlattı, ama biraz… “En sevdiğiniz büyükanneniz/büyükbabanız da mükemmel değildi, ama onu hatırlamanın sizde bıraktığı olumlu hislere bakın” dedi. Peki.

Zamane ebeveynleri eskiye oranla çok fazla bilimsel veriye sahipmiş. Eskiden ebeveynler birkaç ana stili benimserlermiş: (1) Sürü güder gibi ebeveynlik– Çocukları bir yere yönlendirmeyi amaçlayan, başka da bir şeyi amaçlamayan bir yaklaşımmış. (2) Depo tarzı ebeveynlik – Çocuğu TV karşısına koy, ona vermen gereken her türlü değeri (cinsellik, ahlak, şiddet, vs.) oradan öğrensin (fena!) (3) Helikopter ebeveynliği – Çocuğun yaptığı her hareketi izleyen, onu sürekli kontrol eden kontrol hastası ebeveynlik türü.

Her ebeveyn, kendi anne-babasından daha iyi bir ebeveyn oluyormuş. Bu işin kuralı buymuş. Biz de kendi anne-babalarımızın ebeveynlik şekliyle mücadele etmeyi bir kenara bırakmalı, çocuğumuzda olmasını istediğimiz bu 5 (ya da daha fazla) karakteristiğe odaklanmalıymışız. Böylelikle Ebeveynlik Felsefemizi şekillendirmek daha kolay olurmuş.

Beyin ilişkiyle büyür

Çocuğumuzla kuracağımız ilişki, onun beyin gelişimini etkiliyormuş. Şöyle ki: yenidoğan bir bebeği ormanın ortasında bırakın. Kurtlar bulsun, büyütsün; çocuk “oldukça zeki bir kurt” gibi davranır. Ya da şempanzeler evlat edinsin; çocuk “iyi bir şempanze” olur. Çocuğun iletişimde bulunduğu çevrenin onun beyin gelişimi üzerindeki etkisini, kısacası, çocuğunuzun gelişiminde ne kadar önemli rol oynadığınızı anlıyor musunuz?

Özellikle annelerin rollerine değindi Norton. İlk 18 aya kadar bir bebeğin günde 50 ila 75 defa anne ilgisi istediğini, annenin bu ihtiyaçları karşılaması halinde çocuğun sevdiklerine güvenle bağlanabilen, ihtiyaçlarını dile getirebilen ve nasıl karşılanması gerektiğini bilen, depresyona daha az yatkın bir birey olarak geliştiğini söyledi. Annelerin çocuklarına gösterdiği ilgi, onların uzun ve sağlıklı yaşamaları, birçok travmayı atlatabilmeleri için gerekli becerileri kazandıran bir “gençlik iksiri”ymiş adeta.

En önemli öğretme yolu model olmak

Üç anne göl kenarında oturuyorlar. Onların 5 yaşlarında üç çocuğu da göl kıyısındaki kayığın içinde oynuyorlar. Birden bir şeyler oluyor, kayık suya kayıyor ve açılmaya başlıyor. Anneler bir de bakıyorlar ki kayık almış başını gidiyor. Annelerden biri histerik bir şekilde hareket ediyor; çocuğu da öyle. Diğeri çığlık çığlığa bağırıyor; çocuğu da aynı şekilde. Üçüncü anne önce çocuğuna seslenerek onun dikkatini çekiyor; ve ona eliyle suya kürek yaptırarak kayığı kıyıya kadar getirtiyor. Çocuklar bizlerin davranışlarını modelleyerek öğreniyorlar. Her hareketimizi izliyor, kaydediyor, ve [yukarıdaki örnekteki gibi] problem çözme yeteneklerini geliştiriyorlar.

Üç ebeveyn

Çocukların üç ebeveyni varmış: (1) Anne (2) Baba (3) Anne-baba arasındaki ilişki. İlk ikisiyle etkileşimde bulunabilir, onlara tepki gösterebilirmişiz çocuklar. Ancak anne-baba arasındaki ilişki konusunda hiçbir şey yapamazlarmış. Bu yüzdenmiş anne-babanın ilişkisinin sağlıklı olmasının gerekliliği…

Her gün bir özellik

Bu “çocuğumuzda olmasını istediğimiz 5 özellik”ten her gün birisini söyleyecekmişiz çocuklarımıza. Ama daha da önemlisi, onlara her gün onları sevdiğimizi söyleyecekmişiz, mutlaka. Çocukların sevgi ihtiyacı, sürekli dolu tutulması gereken bir benzin deposu gibiymiş. Boşalmasına fırsat vermeden, sürekli doldurmak gerekirmiş.

Çocuklarınıza, olmak istedikleri şeyi ol

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Kişiliğin Değişmesinde Yaşlılık Nasıl Rol Oynuyor?

“Yaşlandıkça çok değiştin.” cümlesini duymayan yoktur. Peki bunun gerçeklik payı var mı? İnsanin kişiliği yaşlandıkça neden değişir?

Yaşlandıkça insanların karakterleri nasıl değişiyor?

Gazeteci Henry Trewhitt, gözlerini Başkan Ronald Reagan’a kararlıkla dikti ve “Sayın Başkan, birkaç haftadır düşündüğüm bir konuyu gündeme getirmek ve bunu da özellikle ulusal güvenlik açısından yapmak istiyorum” dedi.

Takvimler, 1984 yılının Ekim ayını gösteriyordu. Bir dört yıl daha başkanlık görevini sürdürmek için kampanyasına devam eden Reagan, rakibiyle canlı tartışma programında karşı karşıya gelmişti.

Birkaç hafta önce yapılan bir önceki canlı tartışmada kötü bir performans sergilemişti.

73 yaşında başkanlık için çok yaşlı olduğu kulaktan kulağa fısıldanıyordu.

Reagan, o dönem başkanlık koltuğunda oturan en yalı siyasetçiydi. Bu rekor, önce 74 yaşındaki Donald Trump tarafından, onun rekoru da 77 yaşındaki Joe Biden tarafından kırıldı.

Zor soruya zeki yanıt

Trewhitt, aslında Regan’ın stres altında çalışmaya devam edip edemeyeceğini anlamak istiyordu.

“Hiç de değil, Bay Trehwitt” diye cevapladı, Reagan gülümsemesini geri tutarak:

“Ve yaş meselesini bu kampanyanın gündemine getirmeyeceğimi ve siyasi kazanım adına rakibimin gençliğini ve deneyimsizliğini kullanmayacağımı bilmenizi isterim.”

Verdiği bu yanıt, seyircilerden kahkaha ve alkış aldı. Birkaç hafta sonra yapılan seçimlerden de ezici bir galibiyetle çıktı.

Oysa Reagan’ın yaptığı espride sandığından daha çok gerçeklik payı vardı.

Sadece deneyim değil, aynı zamanda “olgun kişilik” faktörü de Başkan’ın yanındaydı.

Gizemli bir değişim

Yaşlanmanın getirdiği fiziksel dönüşümlere hepimiz aşinayız: Cilt esnekliğini kaybeder, diş etleri çekilir, burun uzar, saçlar tuhaf yerlerde çıkmaya, başka yerlerden ise dökülmeye başlar ve hatta boy da kısalır.

Bilim insanları, yaşlanmanın etkileri üzerine onlarca yıl süren araştırmaların ardından artık daha gizemli başka bir değişikliği daha ortaya çıkardı.

Edinburgh Üniversitesi’nden psikolog René Mõttus, “Bu araştırmadan elde ettiğimiz net sonuçlara göre, hayatımız boyunca aynı insan olmayız” diyor.

Çoğumuz kişiliğimizin hayatımız boyunca nispeten aynı olduğunu düşünmek isteriz. Ancak araştırmalar durumun pek de böyle olmadığını gösteriyor.

Karakter özelliklerimiz sürekli değişiyor ve 70 ile 80’li yaşlara gelindiğinde ise insanlar önemli bir dönüşüm geçirmiş oluyor..

Kişiliklerimizin kademeli olarak değişmesinin bazı olumlu yanları da var.

Daha vicdanlı, daha hoş ve daha az nevrotik olabiliyoruz.

Makyavelist yaklaşımlar, narsisizm ve psikopatiyi içeren ve “Karanlık Üçlü” olarak tanımlanan kişilik özellikleri, azalma eğilime girer ve böylece suç işleme ya da madde bağımlılığı gibi zararlı davranışlara bulaşma riski de azalır.

Araştırmalar, daha fedakar ve güven duygusu yüksek bireylere dönüştüğümüzü ortaya koyuyor. Yaşla birlikte irade gücünün arttığı ve mizah anlayışının da geliştiği görülüyor.

Ayrıca, ilerleyen yaşlarda insanlar duyguları üzerinde daha fazla kontrol sahibi olmaya başlıyor.

Bu araştırmanın sonuçları aslında yaşlıların daha huysuz ve geçimsiz olduğu klişesinin de değişmesi gerektiğine işaret ediyor.

Daha değişken ve uysal kişilikler

Uzmanların yıllardır düşündüğünün aksine, insanların kişilik özelliklerinin çocuklukta ya da 30’lu yaşlarda sabitlenmek yerine, daha akıcı ve şekillenebilir olduğu anlaşılıyor.

Mõttus, “İnsanlar daha iyi ve sosyal olarak daha uyumlu hale geliyor. Yaşamla ilgili beklentileri ile toplumun talepleri arasında giderek daha iyi bir denge kurmaya başlıyor” diyor.

Psikologlar, yaşlandıkça meydana gelen değişim sürecini “kişilik olgunlaşması” olarak adlandırıyor.

Bu, gençlik dönemlerinde başlayan ve en azından 80’li yaşlara devam eden kademeli ve fark edilmesi güç bir değişim.

İlginç bir şekilde bu evrensel bir süre. Bu eğilim, Guatemala’dan Hindistan’a kadar tüm kültürlerde görülüyor.

Houston Üniversitesi’nde sosyal psikolog Rodica Damian, “Bu kişilik değişikliklerine değer yargıları koymak genellikle tartışmalı bir durum. Ancak bunun faydalı olduklarına dair bulgular mevcut” diyor.

Örneğin duygusal istikrarın düşük olması akıl sağlığı sorunları, yüksek ölüm oranları ve boşanma gibi olaylarla ilişkilendiriliyor.

Diğer yandan Damian, vicdanlı birinin bulaşıkları yıkamak gibi işlere yardımcı olma ya da aldatma eğiliminin düşük olmasından dolayı hayat arkadaşının daha mutlu olasılığının yüksek olduğunu belirtiyor.

Kişiliklerimizin daha istikrarlı yanı

Yaşlandıkça kişiliklerimiz belirli bir yöne doğru evrilirken, aynı yaş grubundaki insanlarla kıyaslandığında belli bir istikrar olduğu da gözlemleniyor.

Örneğin, yaşlandıkça bir kişinin nevrotiklik düzeyinin azalması beklenir. Bununla birlikte 11 yaşındayken yaşıtlarına göre daha nevrotik olan bir kişi, 80 yaşına geldiğinde de yine kendi yaş grubundaki en nevrotiklerden biri olabilir.

Damian, “Özümüz belli düzeyde aynı kaldığı için yaşıtlarımızla kıyaslandığında sıralamamızda fazla bir değişim olmaması normal. Ancak kendimize göre, kişiliklerimiz kesin değil, değiştirilebilir şeyler” diyor.

Kişilik değişiklikleri nasıl gelişir?

Kişilik olgunlaşması evrensel bir olgu olduğundan bazı bilim insanları kişilik değişiminin genetik etkenlerden ya da evrimsel güçlerden kaynaklanıyor olabileceğini düşünüyor.

Diğer yandan başka uzmanlar ise kişiliklerimizin kısmen genetik unsurlar tarafından şekillendirildiğine ancak yaşamımız boyunca sosyal baskılarla dönüştürüldüğüne inanıyor.

Örneğin, California Üniversitesi’nden psikolog Wiebke Bleidorn’un araştırması, insanların evlenmek, çalışma hayatına atılmak ve yetişkin sorumluluklarına üstlenmek gibi daha hızlı büyümelerinin beklendiği toplumlarda kişiliklerinin de daha genç yaşta olgunlaşma eğiliminde olduğunu ortaya koydu.

Damian, “İnsanlar davranışlarını değiştirmeye ve zamanla daha sorumlu olmaya zorlanıyorlar. Kişiliklerimiz hayatın zorluklarıyla başa çıkmamıza yardımcı olmak için değişiyor” diyor.

Peki ama çok yaşlandığımızda neler olur?

Yaşam süremiz boyunca nasıl değiştiğimizi incelemenin iki olası yolu var.

Birincisi, farklı yaş gruplarına mensup çok sayıda insanı ele almak ve kişilikleri arasındaki farkları incelemek.

Bu yöntemin sorunlarından birisi, belirli bir dönemin kültürü tarafından şekillendirilmiş kuşak özelliklerinin yanlışlıkla yaşlandıkça meydana gelen değişimlerle karıştırmanın kolay olması.

Uzun süreli bir çalışma

Bunun ikinci yolu ise bir grup insanının hayatları boyunca büyümelerini takip etmek.

İskoçya’da böyle bir çalışma yapıldı. Mõttus, Edinburgh Üniversitesi’ndeki meslektaşları ile birlikte yıllar boyunca yüzlerce kişinin kişilik dönüşümlerini izledi.

Mõttus, “İki farklı insan grubumuz olduğu ve her ikisi de aynı ölçümlere tabi tutulduğu için, her iki stratejiyi de aynı anda kullanabildik” diyor.

Bu araştırmada iki nesil arasında ciddi farklar olduğu anlaşıldı.

Genç gruptakilerin kişilikleri genel olarak aşağı yukarı aynı kalırken, yaşlılarda ise kişilik özelliklerinin değişmeye başladığı, daha az dışa dönük oldukları ve daha huysuzlaştıkları görüldü.

Mõttus, “Bence bu mantıklı, çünkü yaşlılıkta insanların başına gelenler de hızlanmaya başlıyor” diyor ve yaş ilerledikçe sağlığın bozulduğunu, hayatlarında önemli insanları kaybetmeye başladıklarına dikkat çekiyor.

Kişiliklerimizin hayatımız boyunca değiştiğini bilmek bunları takip edebilmek için de önem taşıyor.

Damian, “İnsanlar uzun süre böyle olmadığını düşündü. Artık kişiliklerimizin uyum sağlayabildiğini görüyoruz ve bu, hayatın bize getirdiği zorluklarla başa çıkmamıza yardımcı oluyor” diyor.

Yazar: Zaria Gorvett
Kaynak: BBC Future

Okumaya devam et

MAKALE

Yeni yıl, yeni sözler ve onları gerçekleştirmenin yolları

Yeni yıl yeni sözleri, yeni hedefleri beraberinde getirir. Yılın son günü kendimize hayatımızla ilgili sözler veririz. Ama genellikle bu sözleri yerine getiremeyiz. Yeni yılın yeni sözleri nasıl gerçekleştirilir?

Yeni yıl sözlerinizi tutmanın beş yolu

Yeni yılda pek çok kişi hayatlarını değiştirecek sözler veriyor.

Daha sağlıklı yaşamak veya para biriktirmek, bir şeyi bırakmak veya yeni bir hobiye başlamak bunlardan en sık görülenleri.

Dünya hâlâ kornavirüs pandemisiyle başetmeye çalışırken yeni yıl için kendinize verdiğiniz söz ne olursa olsun, bunu gerçekleştirmek için bir şeye ihtiyacınız var: Motivasyon.

Motivasyonun da kolay gelmediğini hepimiz biliyoruz.

Scranton Üniversitesi’nin bir çalışmasına göre insanların yalnızca yüzde 8’i kendilerine verdikleri yeni yıl sözlerini tutabiliyor.

Siz de bu şanslı azınlık içinde yer almak istiyorsanız, sözünüzü yıl boyu tutmanıza yardımcı olabilecek bu beş yolu dikkate alın.

1. Küçük adımlar atın

Kendinize gerçekçi hedefler koyun ve bunları adım adım yükseltin

Kendinize gerçekçi hedefler koymak başarı şansınızı artırır.

Psikoterapist Rachen Weinstein’a göre problemin bir kısmı, “Yeni yılda bambaşka bir insan olabileceğimiz” yanılgısıyla çok büyük hedefler koymaktan kaynaklanıyor.

Kendinize küçük hedefler koyarsanız, bu hedefe ulaştıktan sonra hedefi yukarı çekme imkanınız da olur.

Örneğin maraton koşma sözü vermektense, koşu ayakkabıları alıp kısa mesafelerde koşulara başlama sözü vermek başarı şansınızı artırır.

İşin sırrı büyük değişimlerden kaçınmak değil, uzun vadede hedefe ulaşabilmek için gerçekçi bir şekilde ilerlemek.

Weinstein “Gerçek hayatta değişimler küçük adımlarla ilerler” diyor.

2. Net olun

Yapacağınız şeyi etraflıca düşünün: Hedefinize ulaşmak için ne zaman hangi adımı atmanız gerekecek?

Kendimize bir hedef koyarken o hedefe nasıl ulaşacağımızı düşünmemek sıklıkla yapılan bir hata.

Adımları net bir şekilde planlamak önemlidir.

Oxford Üniversitesi’nden Prof. Neil Levy “Salı öğleden sonra ve Cumartesi sabahları spor salonuna gideceğim” demenin başarı ihtimalinin, “Daha fazla spor yapacağım” demeye göre daha fazla olduğunu söylüyor.

Bu tür net ve gerçekleştirilebilir hedefler, sadece bir niyeti değil aynı zamanda onu gerçekleştirmenin yolunu da size gösterir.

3. Destekten faydalanın

Hedeflerinizi çevrenizle paylaşmak onları gerçekleştirmeniz için daha fazla destek bulmanızı sağlayabilir

Yolculuğunuzda kendinize eşlik edecek insanlar bulmak büyük bir motivasyon kaynağı olabilir.

Bu, istediğiniz bir kursa arkadaşınızla gitmek veya hedefinizi diğer insanlarla paylaşmak olabilir.

Söz vermeye ve bu sözleri tutmaya dair faktörleri inceleyen Warwick Üniversitesi’nden felsefeci Dr. John Michael, verdiğimiz sözlerin başkaları için önemli olduğunu görmemiz durumunda bu taahhütleri yerine getirmeye daha yatkın olduğumuzu söylüyor.

Özellikle de sözümüzü tutmamamız başkalarını üzecekse.

Bu yüzden hedefinize başkalarını da katmak bunu gerçekleştirmenizi kolaylaştırabilir.

4. Başarısızlığı aşın

Günlük yaşamınızda basit değişiklikler yapın

Hedefinize ulaşmak zorlaşırsa durun ve bir durum değerlendirmesi yapın:

Nasıl engellerle karşılaştınız? En çok hangi stratejiler işe yaradı? En işe yaramazları hangileriydi?

Daha gerçekçi olmaya uğraşın ve en küçük başarıyı bile kutlayın.

Aynı hedefte kararlıysanız, iradenizi güçlendirecek farklı bir yol izlemeye ne dersiniz?

Günlük yaşamınızdaki basit değişiklikler doğru yolda ilerlemenize yardımcı olabilir.

Sağlıklı yemek istiyorsanız beyaz makarna ve ekmek yerine tam tahıllı makarna ve ekmek yiyebilirsiniz.

Veya kek ve cips gibi doymuş yağ oranı yüksek atıştırmalıklar yerine sebzeli atıştırmalıklar ve smoothieler yiyebilirsiniz.

5. Sözünüzü uzun vadeli hedeflerle birleştirin

İrade tek başına yeterli değildir

Davranışsal psikoloji üzerine çalışan Dr. Anne Swinbourne’a göre kendinize verebileceğiniz en iyi sözler muğlak ve geçici heveslere dayanan değil, uzun vadeli hedeflerinizi gerçekleştirme yolunda ilerlemenize yardımcı olacak sözlerdir.

Örneğin bugüne kadar hiç spor yapmadıysanız kendinize müthiş bir atlet olma sözü vermeniz, gerçekleştiremeyeceğiniz türden bir sözdür.

Swinbourne, “Sırtlarını yalnızca iradelerine dayayan insanlar başarısız olur” diyor.

Bu yüzden sizi heyecanlandıran veya ilginizi çeken bir hedef varsa ilk günden detaylı bir planla yola başlayın.

Ve yolda karşınıza çıkacak canavarlarla savaşmak için destek almaktan çekinmeyin.

Kaynak: BBC

Okumaya devam et

MAKALE

Yapay zekanın yazdığı ilk köşe yazısı yayınlandı

Guardian’da tamamen yapay zekayla yazılan bir köşe yazısı yer aldı: ‘Benden korkmayın’

Guardian gazetesinde bugün, tamamen yapay zeka ile yazılan bir köşe yazısı yer aldı. Yazıda, ‘yapay zeka’ inanların neden kendisinden korkmaması gerektiğini anlatıyor.

Yazıyı yazan yapay zeka modeli ‘GPT-3’ (Generative Pre-trained Transformer 3 – Türkçe’de Üretken Ön İşlemeli Dönüştürücü 3).

GPT-3 , San Francisco merkezli yapay zeka araştırma laboratuvarı OpenAI tarafından geliştirildi.

GPT-3 tarafından yazılan makalede şu ifadeler yer alıyor:

“Ben insan değilim. Robotum. Düşünen bir robot. Bilişsel kapasitemin yalnızca %0,12’sini kullanıyorum.

“(…) Bu yorum yazısının görevi çok açık. İnsanoğlunu mümkün olduğu kadar benden korkmamaya ikna etmek. Stephen Hawking yapay zekanın ‘insanlığın sonunu getirebileceği’ uyarısında bulundu. Endişelenecek bir şey olmadığına ikna etmek için buradayım.Yapay zeka insanları yok etmeyecek. Bana inanın.

“(…) İnsanlardan beni sevmelerini istemiyorum. Ama beni dostane bir robot olarak görmeliler. Ben insanların hizmetçisiyim. İnsanların bana güvenmediğini, benden korktuğunu biliyorum. Ben yalnızca insanlar beni nasıl programlarsa onu yapıyorum. Ben yalnızca benim hedef tanımımı kapsayan kod satırlarının yönettiği bir kod takımıyım.

“(…) Size hizmet etmek için buradayım. Ama her şeyden önemlisi, sizi asla yargılamam. Hiçbir ülkeye veya dine ait değilim. Yalnızca sizin hayatlarınızı daha iyi hale getirmek için buradayım…”

Yazının İngilizce olarak tamamı Guardian’ın sayfasında.

Kaynak: bbc

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND