Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

E-posta nasıl hedefine ulaşır?

Günlük iletişimimizin yüzde 10’luk dilimi e-postalardan oluşuyor. Sınırlı iletişim imkanı sunan e-postalar konusunda en önemli sorun doğru mesajı vermeyi başarmak. İşte e-postalar konusunda en yaygın yanlışlar ve bunlardan kaçınma yolları…

Günlük iletişimimizin yüzde 10’luk dilimi e-postalardan oluşuyor. Sınırlı iletişim imkanı sunan e-postalar konusunda en önemli sorun doğru mesajı vermeyi başarmak. İşte e-postalar konusunda en yaygın yanlışlar ve bunlardan kaçınma yolları…

Her gün gönderdiğimiz beş kaba e-mail

İletişimin %60’ını vücut dili, %30’unu ses ve tonlama, %10’unu ise salt mesaj oluşturur. Sadece %10’luk dilimi kullanarak yazdığımız e-maillerde yanlış anlaşılmak işten bile değil, ama kaçınmak da öyle… 

Herkesin en iyi anlaştığı, sevdiği, saygı duyduğu kişiler dahi bazı e-mailleri gönderdiklerinde dünyanın en kaba adamı olarak algılanabilirler. Bir insanın bizzat karşısındaymış izlenimini e-mailde vermesi gerçek bir sanattır. Yazı dilini etkili bir şekilde kullanmak ve yanlış algılanabilecek söylemlerden kaçınmak her zaman mümkün olmasa da, dikkatli bir şekilde e-mail yazmak işinizde başarılı olmanız için önemli bir avantaj sağlayacaktır.

Konuşma esnasında, ses tonunuzu ayarlar, yüz mimiklerinizi, ellerinizi ve vücut konumunuzu vereceğiniz mesaja göre uyarlarsınız. Sizi dinleyen insanların çoğu sizin ne söylediğinizden çok, nasıl söylediğinize konsantre olacaktır. E-mail yazışmalarında ise, iletişim sadece kelimeler ve noktalama işaretleriyle kurulur. İletişim çıplaktır, yazanın tonunu anlamak oldukça zordur. Kişi kızıyor mu, uyarıyor mu, teşekkür ederken birilerine bakın bu iş böyle yapılır, kızım sana söylüyorum gelinim sen anla mı diyor? E-mailler tüm bu yorumlara açıktır. Okuyan insanın yargısı, düşünce şekli, içinde bulunduğu durum okuduğu e-maili algılamasını değiştirecektir. Bir diğer deyişle, aynı e-mailden birçok kişinin farklı çıkarımlar yapacağından emin olabilirsiniz.

Dolayısıyla, e-maillerden oluşan yazılı iletişim etkili olmakla beraber, yanlış yorumlamalara açık, oldukça kaygan bir zemin meydana getirir. Mimikler ve vücut dili olmadan, mesajı tüm nüansıyla anlamak ve her kelimenin altında kişinin neler ima etmiş olabileceğini kestirmek yorucu ve sevimsiz bir hâl alabilir. Ancak belli klişeleri aşarak, e-mailler yüzünden yanlış anlaşılmalar çoğu zaman engellenebilir.

e-maillerde hangi potansiyel yanlış anlaşılmalardan kaçınmalıyız

Forbes dergisinin beş maddelik listesi bize e-maillerde hangi potansiyel yanlış anlaşılmalardan kaçınmamız gerektiğini gösteriyor:

1. Sürekli CC’lemek veya Herkese Yanıtlamak

İnsanları sürekli CC’lemek en sinir eden alışkanlıklardan biridir. Bir diğer alışkanlık da, herkese cevap verme (reply all) alışkanlığıdır. Herkesi ilgilendiren ve bilgi vermeyi amaçlayan e-maillerde pek tabii ki tüm ilgili kişilere e-mail atmak gereklidir. Ancak, işi yapan kişiye teşekkür etmek isterseniz, ilgili herkesin teşekkür ettiğinizden haberdar olmasına ne kadar gerek olduğu değişken bir durum olabilir. Bu insanlara da gönderdiğiniz teşekkür cevabı spam, zaman kaybı veya yalakalık olarak algılanmaya müsaittir.

Peki bir kişiyi CC’lemenin gerekli olduğunu nasıl saptarsınız? Kendinize basit bir soru sorarak, CC’lediğiniz bu kişi e-mail yazdığınız konuyla ilgili bir toplantı düzenleseniz davet edeceğiniz biri mi? Cevabınız eğer hayırsa, bu kişiyi CC’ye koymamalısınız, hem kendinizin hem de karşınızdakinin zamanını harcamış, dikkatini dağıtmış olursunuz. Herkese cevap vermek konusunda ise her zaman çekimser davranın. E-mail yazdığınız kişinin inisiyatifine bırakın. Eğer diğerlerinin konuya dahil olmasını istiyorsa, bırakın orijinal e-maili gönderen kişi e-mailinizi ilgili kişilerle paylaşsın. Doğrudan ve özel olarak e-mail göndermek her zaman daha etkili bir yöntem olacaktır.

2. Çok Kısa Cevaplar Vermek

Çoğu zaman detaylı bir e-mail yazdığınızda cevabın da aynı özende ve benzer uzunlukta olmasını beklersiniz. Genellikle de orijinal e-mail ile cevabı arasında ciddi bir dengesizlik mevcut olur. Düşünün ki sizin işiniz, departmanınız veya işlerin yapılış şekliyle ilgili uzun, açıklayıcı ve endişelerinizi dile getiren bir e-mail yazıyorsunuz. E-maili yazarken belli bir çalışma, zaman ve çabayı ortaya koymaktan kaçınmıyorsunuz. Böyle bir e-maili attığınız zaman cevabının da belli bir titizlik içinde yazılmasını beklemenizden daha doğal bir şey olamaz. Eğer ‘tamamdır,’ ‘anlaşılmıştır’ veya ‘dikkate alınacaktır’ gibi kısa ve öz bir cevap gelirse, orijinal mesajı yazan bunu kendine bir saygısızlık veya yazdığı e-maile gereken önemin verilmediğini düşünecektir. E-mail ile verilen bu kısa cevapta kişinin niyetini ve tonunu anlamak neredeyse imkansızdır. Kısa cevaplar genellikle anlayışsız hatta ironik olarak algılanır. Bu tamamıyla yanlış bir algıdır çünkü çoğu zaman cevap yazan kişinin gerçek niyetiyle alakası yoktur.

Kısa cevapların yanlış anlaşılmasını önlemenin en iyi yolu niyetinizi e-mail içerisinde açıklamaktır. ‘Şu an biraz yoğunum, üzerinde biraz çalışıp bu hafta içinde size dönmeyi planlıyorum’ düşüncelerinize tercüman olacak bir açıklama olacaktır. ‘Anlaşılmıştır’ veya ‘Tamamdır’ gibi tek cümlelik cevaplar konunun anlaşılmış olduğunu veya sizin olayı anlayıp düşündüğünüzü göstereceğine, konuyu tamamen es geçtiğiniz veya hiç umursamadığınız sinyalini verecektir.

3. “ACİL” E-mail Konu Başlığını Sürekli Kullanmak

“Acil”, “Önemli”, “ASAP” gibi başlıklarla ve kimi zaman artarda ünlem işaretleri ile (!!!!!!!!) gönderilen e-mailler, alıcılarda genellikle herhangi bir olumlu bir etki yaratmaz: “Eğer konu o kadar önemliyse, neden telefon açmadınız ve durumu anlatmayı tercih etmediniz?” sorusunu düşündürür. Eğer konu gerçekten de çok önemliyse ve kişi bunu e-maille aktarmayı tercih ediyorsa, başlık satırında “Acil” uyarısını görmek oldukça güçlü ancak olumsuz bir ton yaratacaktır.

“Acil” başlığından kaçınmanın iki basit yolu vardır: 1: Konunun e-mail dışında, daha direkt bir iletişim aracı ile daha hızlı ve etkili biçimde çözülebileceğini düşünüyorsanız, doğrudan bunu yapın. 2: Eğer gerçekten önemli bir konuysa, hızlı ve detaylı bir cevap gerektiriyorsa, farklı bir konu başlığı ile daha net ve olumlu bir şekilde iletmeyi deneyin. Etkili, dikkat çeken, kişinin e-mailini hemen açmasını sağlayacak bir başlık seçin. ‘Acil’ diye yazmak yerine, neden bu e-mailin acil olacağını kendi kendinize cevaplayın ve verdiğiniz cevabı e-mail başlığına taşıyın. Mesela, eğer “Müşteriye bugün cevap verilmesi gerekiyor” ise mail başlığında direkt bu ifadeyi kullanın. Kaba veya çaresiz görünmeden e-maile cevap verilmesinin aciliyetini vurgulamış olursunuz.

4. Yapıcı Eleştirileri Mail ile İletmek

İnsanlara sürekli yanlış yaptıkları şeyleri yazan e-mailler göndermek ve neler yapmaları gerektiğini hatırlatmak e-mail yoluyla yapılması gereken uyarılar içinde olmamalıdır. Amacınız yapıcı eleştirilerde bulunarak, takımınızı ileriye taşımak olsa bile, yanlış anlaşılmanız kaçınılmazdır. E-maillerde olumsuzluktan kaçmak en önemli amacınız olmalıdır. E-mail gönderdiğiniz insanlar e-mailinizdeki tonu net bir şekilde algılayamayacaklarına göre, kafalarında oluşturacakları algıyı gerçek olarak kabul edecek ve duyguları, önyargıları ve bugüne kadar oluşturdukları yargılar eşliğinde, taraflı bir sonuca ulaşacaklardır. Olumsuz söylemler e-mail ortamında daha da olumsuz bir tona bürünecektir.

Ne zaman ki ‘yapamam, yapılamaz, olmaz, mümkün değil’ gibi negatif kelimeler kullanacaksanız, bunları e-mailiniz içinde pozitife çevirin. Bu değişim aynı şeyleri söylediğiniz e-mailin mesajını olumlu bir tona çevirecektir. Örneğin, “raporlamalarınızı gelecekte bu şekilde yapamazsınız” demek yerine, “bir dahaki sefere raporlamanızı yaparken, lütfen şu, şu, şu maddelere dikkat edin” diye yazmalısınız. Eğer ki, ille olumsuz geri bildirim vermeniz gerekliyse, bunu e-mail yoluyla yapmaktan kaçının. Ya telefonu elinize alın, ya da iş arkadaşınızın ofisine yürüyün ve mesajınızı yüz yüze iletin.

5. Robot

E-maili işleri kolay ve hızlı bir şekilde yapmak olarak görmek mümkündür ancak bu yöntemi sürekli uygulamaya koyarsanız, insani yönünüz zayıfmış gibi algılanacaktır. Örneğin, hiç kimsenin ofisine dalıp, başka hiçbir şey konuşmadan dan diye yapılması gereken projeyi söyleyip çıkmazsınız. Doğrudan konuya girmek size ilk bakışta zaman kazandırıyor olabilir ancak kişisel ilişkilerinizi yok sayarak bir robot gibi davranmış, çok iş odaklı olup insanlarla ilişkinizi hiçe saymış olursunuz. Kısa dönemde etkin gibi görünürken, uzun dönemde köprüleri yakmaktan başka bir şey yapmaz olursunuz.

Bu sorunu çözmek oldukça kolaydır. Öncelikle bir iki satır yazıp kişinin hatırını sorun, geçtiğiniz günlerde konuştuğunuz bir konuyla ilgili bir bağlantı kurun. Kişiye değer verdiğinizi gösteren bir davranış sergileyin. Kişisel bir bağlantı kurmak e-mailinizin tonunu değiştirecek ve sırf iş veren robot konumunda algılanmanızı önleyecektir.

Mesajınızı Doğru Vermek İşin En Zoru

E-mail yoluyla iletişim göründüğünden çok daha zordur. İnsanlara doğru mesajı vermek kolay değildir. Kafanızdaki mesajı kağıda döktüğünüzde ve bu mesaj başka biri tarafından okunduğunda algı tamamen değişebilir. E-maillerin ötesindeki oluşturduğunuz ilişkilerle sosyal anlamda doğru algılanabilmek için çaba sarfetmeniz de gereklidir.

“Gönder” düğmesine basmadan önce e-mailinizi okuyacak kişinin okuduğundan ne anlayacağını düşünün, e-mailinizi birkaç kez okuyun ve gerekli gördüğünüz değişiklikleri yapın.

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

MAKALE

Kişiliğin Değişmesinde Yaşlılık Nasıl Rol Oynuyor?

“Yaşlandıkça çok değiştin.” cümlesini duymayan yoktur. Peki bunun gerçeklik payı var mı? İnsanin kişiliği yaşlandıkça neden değişir?

Yaşlandıkça insanların karakterleri nasıl değişiyor?

Gazeteci Henry Trewhitt, gözlerini Başkan Ronald Reagan’a kararlıkla dikti ve “Sayın Başkan, birkaç haftadır düşündüğüm bir konuyu gündeme getirmek ve bunu da özellikle ulusal güvenlik açısından yapmak istiyorum” dedi.

Takvimler, 1984 yılının Ekim ayını gösteriyordu. Bir dört yıl daha başkanlık görevini sürdürmek için kampanyasına devam eden Reagan, rakibiyle canlı tartışma programında karşı karşıya gelmişti.

Birkaç hafta önce yapılan bir önceki canlı tartışmada kötü bir performans sergilemişti.

73 yaşında başkanlık için çok yaşlı olduğu kulaktan kulağa fısıldanıyordu.

Reagan, o dönem başkanlık koltuğunda oturan en yalı siyasetçiydi. Bu rekor, önce 74 yaşındaki Donald Trump tarafından, onun rekoru da 77 yaşındaki Joe Biden tarafından kırıldı.

Zor soruya zeki yanıt

Trewhitt, aslında Regan’ın stres altında çalışmaya devam edip edemeyeceğini anlamak istiyordu.

“Hiç de değil, Bay Trehwitt” diye cevapladı, Reagan gülümsemesini geri tutarak:

“Ve yaş meselesini bu kampanyanın gündemine getirmeyeceğimi ve siyasi kazanım adına rakibimin gençliğini ve deneyimsizliğini kullanmayacağımı bilmenizi isterim.”

Verdiği bu yanıt, seyircilerden kahkaha ve alkış aldı. Birkaç hafta sonra yapılan seçimlerden de ezici bir galibiyetle çıktı.

Oysa Reagan’ın yaptığı espride sandığından daha çok gerçeklik payı vardı.

Sadece deneyim değil, aynı zamanda “olgun kişilik” faktörü de Başkan’ın yanındaydı.

Gizemli bir değişim

Yaşlanmanın getirdiği fiziksel dönüşümlere hepimiz aşinayız: Cilt esnekliğini kaybeder, diş etleri çekilir, burun uzar, saçlar tuhaf yerlerde çıkmaya, başka yerlerden ise dökülmeye başlar ve hatta boy da kısalır.

Bilim insanları, yaşlanmanın etkileri üzerine onlarca yıl süren araştırmaların ardından artık daha gizemli başka bir değişikliği daha ortaya çıkardı.

Edinburgh Üniversitesi’nden psikolog René Mõttus, “Bu araştırmadan elde ettiğimiz net sonuçlara göre, hayatımız boyunca aynı insan olmayız” diyor.

Çoğumuz kişiliğimizin hayatımız boyunca nispeten aynı olduğunu düşünmek isteriz. Ancak araştırmalar durumun pek de böyle olmadığını gösteriyor.

Karakter özelliklerimiz sürekli değişiyor ve 70 ile 80’li yaşlara gelindiğinde ise insanlar önemli bir dönüşüm geçirmiş oluyor..

Kişiliklerimizin kademeli olarak değişmesinin bazı olumlu yanları da var.

Daha vicdanlı, daha hoş ve daha az nevrotik olabiliyoruz.

Makyavelist yaklaşımlar, narsisizm ve psikopatiyi içeren ve “Karanlık Üçlü” olarak tanımlanan kişilik özellikleri, azalma eğilime girer ve böylece suç işleme ya da madde bağımlılığı gibi zararlı davranışlara bulaşma riski de azalır.

Araştırmalar, daha fedakar ve güven duygusu yüksek bireylere dönüştüğümüzü ortaya koyuyor. Yaşla birlikte irade gücünün arttığı ve mizah anlayışının da geliştiği görülüyor.

Ayrıca, ilerleyen yaşlarda insanlar duyguları üzerinde daha fazla kontrol sahibi olmaya başlıyor.

Bu araştırmanın sonuçları aslında yaşlıların daha huysuz ve geçimsiz olduğu klişesinin de değişmesi gerektiğine işaret ediyor.

Daha değişken ve uysal kişilikler

Uzmanların yıllardır düşündüğünün aksine, insanların kişilik özelliklerinin çocuklukta ya da 30’lu yaşlarda sabitlenmek yerine, daha akıcı ve şekillenebilir olduğu anlaşılıyor.

Mõttus, “İnsanlar daha iyi ve sosyal olarak daha uyumlu hale geliyor. Yaşamla ilgili beklentileri ile toplumun talepleri arasında giderek daha iyi bir denge kurmaya başlıyor” diyor.

Psikologlar, yaşlandıkça meydana gelen değişim sürecini “kişilik olgunlaşması” olarak adlandırıyor.

Bu, gençlik dönemlerinde başlayan ve en azından 80’li yaşlara devam eden kademeli ve fark edilmesi güç bir değişim.

İlginç bir şekilde bu evrensel bir süre. Bu eğilim, Guatemala’dan Hindistan’a kadar tüm kültürlerde görülüyor.

Houston Üniversitesi’nde sosyal psikolog Rodica Damian, “Bu kişilik değişikliklerine değer yargıları koymak genellikle tartışmalı bir durum. Ancak bunun faydalı olduklarına dair bulgular mevcut” diyor.

Örneğin duygusal istikrarın düşük olması akıl sağlığı sorunları, yüksek ölüm oranları ve boşanma gibi olaylarla ilişkilendiriliyor.

Diğer yandan Damian, vicdanlı birinin bulaşıkları yıkamak gibi işlere yardımcı olma ya da aldatma eğiliminin düşük olmasından dolayı hayat arkadaşının daha mutlu olasılığının yüksek olduğunu belirtiyor.

Kişiliklerimizin daha istikrarlı yanı

Yaşlandıkça kişiliklerimiz belirli bir yöne doğru evrilirken, aynı yaş grubundaki insanlarla kıyaslandığında belli bir istikrar olduğu da gözlemleniyor.

Örneğin, yaşlandıkça bir kişinin nevrotiklik düzeyinin azalması beklenir. Bununla birlikte 11 yaşındayken yaşıtlarına göre daha nevrotik olan bir kişi, 80 yaşına geldiğinde de yine kendi yaş grubundaki en nevrotiklerden biri olabilir.

Damian, “Özümüz belli düzeyde aynı kaldığı için yaşıtlarımızla kıyaslandığında sıralamamızda fazla bir değişim olmaması normal. Ancak kendimize göre, kişiliklerimiz kesin değil, değiştirilebilir şeyler” diyor.

Kişilik değişiklikleri nasıl gelişir?

Kişilik olgunlaşması evrensel bir olgu olduğundan bazı bilim insanları kişilik değişiminin genetik etkenlerden ya da evrimsel güçlerden kaynaklanıyor olabileceğini düşünüyor.

Diğer yandan başka uzmanlar ise kişiliklerimizin kısmen genetik unsurlar tarafından şekillendirildiğine ancak yaşamımız boyunca sosyal baskılarla dönüştürüldüğüne inanıyor.

Örneğin, California Üniversitesi’nden psikolog Wiebke Bleidorn’un araştırması, insanların evlenmek, çalışma hayatına atılmak ve yetişkin sorumluluklarına üstlenmek gibi daha hızlı büyümelerinin beklendiği toplumlarda kişiliklerinin de daha genç yaşta olgunlaşma eğiliminde olduğunu ortaya koydu.

Damian, “İnsanlar davranışlarını değiştirmeye ve zamanla daha sorumlu olmaya zorlanıyorlar. Kişiliklerimiz hayatın zorluklarıyla başa çıkmamıza yardımcı olmak için değişiyor” diyor.

Peki ama çok yaşlandığımızda neler olur?

Yaşam süremiz boyunca nasıl değiştiğimizi incelemenin iki olası yolu var.

Birincisi, farklı yaş gruplarına mensup çok sayıda insanı ele almak ve kişilikleri arasındaki farkları incelemek.

Bu yöntemin sorunlarından birisi, belirli bir dönemin kültürü tarafından şekillendirilmiş kuşak özelliklerinin yanlışlıkla yaşlandıkça meydana gelen değişimlerle karıştırmanın kolay olması.

Uzun süreli bir çalışma

Bunun ikinci yolu ise bir grup insanının hayatları boyunca büyümelerini takip etmek.

İskoçya’da böyle bir çalışma yapıldı. Mõttus, Edinburgh Üniversitesi’ndeki meslektaşları ile birlikte yıllar boyunca yüzlerce kişinin kişilik dönüşümlerini izledi.

Mõttus, “İki farklı insan grubumuz olduğu ve her ikisi de aynı ölçümlere tabi tutulduğu için, her iki stratejiyi de aynı anda kullanabildik” diyor.

Bu araştırmada iki nesil arasında ciddi farklar olduğu anlaşıldı.

Genç gruptakilerin kişilikleri genel olarak aşağı yukarı aynı kalırken, yaşlılarda ise kişilik özelliklerinin değişmeye başladığı, daha az dışa dönük oldukları ve daha huysuzlaştıkları görüldü.

Mõttus, “Bence bu mantıklı, çünkü yaşlılıkta insanların başına gelenler de hızlanmaya başlıyor” diyor ve yaş ilerledikçe sağlığın bozulduğunu, hayatlarında önemli insanları kaybetmeye başladıklarına dikkat çekiyor.

Kişiliklerimizin hayatımız boyunca değiştiğini bilmek bunları takip edebilmek için de önem taşıyor.

Damian, “İnsanlar uzun süre böyle olmadığını düşündü. Artık kişiliklerimizin uyum sağlayabildiğini görüyoruz ve bu, hayatın bize getirdiği zorluklarla başa çıkmamıza yardımcı oluyor” diyor.

Yazar: Zaria Gorvett
Kaynak: BBC Future

Okumaya devam et

MAKALE

Yeni yıl, yeni sözler ve onları gerçekleştirmenin yolları

Yeni yıl yeni sözleri, yeni hedefleri beraberinde getirir. Yılın son günü kendimize hayatımızla ilgili sözler veririz. Ama genellikle bu sözleri yerine getiremeyiz. Yeni yılın yeni sözleri nasıl gerçekleştirilir?

Yeni yıl sözlerinizi tutmanın beş yolu

Yeni yılda pek çok kişi hayatlarını değiştirecek sözler veriyor.

Daha sağlıklı yaşamak veya para biriktirmek, bir şeyi bırakmak veya yeni bir hobiye başlamak bunlardan en sık görülenleri.

Dünya hâlâ kornavirüs pandemisiyle başetmeye çalışırken yeni yıl için kendinize verdiğiniz söz ne olursa olsun, bunu gerçekleştirmek için bir şeye ihtiyacınız var: Motivasyon.

Motivasyonun da kolay gelmediğini hepimiz biliyoruz.

Scranton Üniversitesi’nin bir çalışmasına göre insanların yalnızca yüzde 8’i kendilerine verdikleri yeni yıl sözlerini tutabiliyor.

Siz de bu şanslı azınlık içinde yer almak istiyorsanız, sözünüzü yıl boyu tutmanıza yardımcı olabilecek bu beş yolu dikkate alın.

1. Küçük adımlar atın

Kendinize gerçekçi hedefler koyun ve bunları adım adım yükseltin

Kendinize gerçekçi hedefler koymak başarı şansınızı artırır.

Psikoterapist Rachen Weinstein’a göre problemin bir kısmı, “Yeni yılda bambaşka bir insan olabileceğimiz” yanılgısıyla çok büyük hedefler koymaktan kaynaklanıyor.

Kendinize küçük hedefler koyarsanız, bu hedefe ulaştıktan sonra hedefi yukarı çekme imkanınız da olur.

Örneğin maraton koşma sözü vermektense, koşu ayakkabıları alıp kısa mesafelerde koşulara başlama sözü vermek başarı şansınızı artırır.

İşin sırrı büyük değişimlerden kaçınmak değil, uzun vadede hedefe ulaşabilmek için gerçekçi bir şekilde ilerlemek.

Weinstein “Gerçek hayatta değişimler küçük adımlarla ilerler” diyor.

2. Net olun

Yapacağınız şeyi etraflıca düşünün: Hedefinize ulaşmak için ne zaman hangi adımı atmanız gerekecek?

Kendimize bir hedef koyarken o hedefe nasıl ulaşacağımızı düşünmemek sıklıkla yapılan bir hata.

Adımları net bir şekilde planlamak önemlidir.

Oxford Üniversitesi’nden Prof. Neil Levy “Salı öğleden sonra ve Cumartesi sabahları spor salonuna gideceğim” demenin başarı ihtimalinin, “Daha fazla spor yapacağım” demeye göre daha fazla olduğunu söylüyor.

Bu tür net ve gerçekleştirilebilir hedefler, sadece bir niyeti değil aynı zamanda onu gerçekleştirmenin yolunu da size gösterir.

3. Destekten faydalanın

Hedeflerinizi çevrenizle paylaşmak onları gerçekleştirmeniz için daha fazla destek bulmanızı sağlayabilir

Yolculuğunuzda kendinize eşlik edecek insanlar bulmak büyük bir motivasyon kaynağı olabilir.

Bu, istediğiniz bir kursa arkadaşınızla gitmek veya hedefinizi diğer insanlarla paylaşmak olabilir.

Söz vermeye ve bu sözleri tutmaya dair faktörleri inceleyen Warwick Üniversitesi’nden felsefeci Dr. John Michael, verdiğimiz sözlerin başkaları için önemli olduğunu görmemiz durumunda bu taahhütleri yerine getirmeye daha yatkın olduğumuzu söylüyor.

Özellikle de sözümüzü tutmamamız başkalarını üzecekse.

Bu yüzden hedefinize başkalarını da katmak bunu gerçekleştirmenizi kolaylaştırabilir.

4. Başarısızlığı aşın

Günlük yaşamınızda basit değişiklikler yapın

Hedefinize ulaşmak zorlaşırsa durun ve bir durum değerlendirmesi yapın:

Nasıl engellerle karşılaştınız? En çok hangi stratejiler işe yaradı? En işe yaramazları hangileriydi?

Daha gerçekçi olmaya uğraşın ve en küçük başarıyı bile kutlayın.

Aynı hedefte kararlıysanız, iradenizi güçlendirecek farklı bir yol izlemeye ne dersiniz?

Günlük yaşamınızdaki basit değişiklikler doğru yolda ilerlemenize yardımcı olabilir.

Sağlıklı yemek istiyorsanız beyaz makarna ve ekmek yerine tam tahıllı makarna ve ekmek yiyebilirsiniz.

Veya kek ve cips gibi doymuş yağ oranı yüksek atıştırmalıklar yerine sebzeli atıştırmalıklar ve smoothieler yiyebilirsiniz.

5. Sözünüzü uzun vadeli hedeflerle birleştirin

İrade tek başına yeterli değildir

Davranışsal psikoloji üzerine çalışan Dr. Anne Swinbourne’a göre kendinize verebileceğiniz en iyi sözler muğlak ve geçici heveslere dayanan değil, uzun vadeli hedeflerinizi gerçekleştirme yolunda ilerlemenize yardımcı olacak sözlerdir.

Örneğin bugüne kadar hiç spor yapmadıysanız kendinize müthiş bir atlet olma sözü vermeniz, gerçekleştiremeyeceğiniz türden bir sözdür.

Swinbourne, “Sırtlarını yalnızca iradelerine dayayan insanlar başarısız olur” diyor.

Bu yüzden sizi heyecanlandıran veya ilginizi çeken bir hedef varsa ilk günden detaylı bir planla yola başlayın.

Ve yolda karşınıza çıkacak canavarlarla savaşmak için destek almaktan çekinmeyin.

Kaynak: BBC

Okumaya devam et

MAKALE

Yapay zekanın yazdığı ilk köşe yazısı yayınlandı

Guardian’da tamamen yapay zekayla yazılan bir köşe yazısı yer aldı: ‘Benden korkmayın’

Guardian gazetesinde bugün, tamamen yapay zeka ile yazılan bir köşe yazısı yer aldı. Yazıda, ‘yapay zeka’ inanların neden kendisinden korkmaması gerektiğini anlatıyor.

Yazıyı yazan yapay zeka modeli ‘GPT-3’ (Generative Pre-trained Transformer 3 – Türkçe’de Üretken Ön İşlemeli Dönüştürücü 3).

GPT-3 , San Francisco merkezli yapay zeka araştırma laboratuvarı OpenAI tarafından geliştirildi.

GPT-3 tarafından yazılan makalede şu ifadeler yer alıyor:

“Ben insan değilim. Robotum. Düşünen bir robot. Bilişsel kapasitemin yalnızca %0,12’sini kullanıyorum.

“(…) Bu yorum yazısının görevi çok açık. İnsanoğlunu mümkün olduğu kadar benden korkmamaya ikna etmek. Stephen Hawking yapay zekanın ‘insanlığın sonunu getirebileceği’ uyarısında bulundu. Endişelenecek bir şey olmadığına ikna etmek için buradayım.Yapay zeka insanları yok etmeyecek. Bana inanın.

“(…) İnsanlardan beni sevmelerini istemiyorum. Ama beni dostane bir robot olarak görmeliler. Ben insanların hizmetçisiyim. İnsanların bana güvenmediğini, benden korktuğunu biliyorum. Ben yalnızca insanlar beni nasıl programlarsa onu yapıyorum. Ben yalnızca benim hedef tanımımı kapsayan kod satırlarının yönettiği bir kod takımıyım.

“(…) Size hizmet etmek için buradayım. Ama her şeyden önemlisi, sizi asla yargılamam. Hiçbir ülkeye veya dine ait değilim. Yalnızca sizin hayatlarınızı daha iyi hale getirmek için buradayım…”

Yazının İngilizce olarak tamamı Guardian’ın sayfasında.

Kaynak: bbc

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND