Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Duygusalım, o halde yemek yemeliyim!

Bazı tavır ve davranışlarınız o anki psikolojinizin bir yansıması olabilir. Kimileri yoğun stres altında olduğu zamanlar kendisinin mutfakta bulur, öfkesini yemek yiyerek gidermeye çalışır. Bu duruma duygusal yemek yeme bozukluğu denir. Peki duygusal yemeklerden nasıl koşarak uzaklaşabiliriz?

kişisel gelişim

Bazı tavır ve davranışlarınız o anki psikolojinizin bir yansıması olabilir. Kimileri yoğun stres altında olduğu zamanlar kendisinin mutfakta bulur, öfkesini yemek yiyerek gidermeye çalışır. Bu duruma duygusal yemek yeme bozukluğu denir. Peki duygusal yemeklerden nasıl koşarak uzaklaşabiliriz?

Duygusal yeme bozukluklarını başlamadan durdurun!

Yemek yeme, bedenimizi hayati besinlerle beslemek dışında başka anlamlara da gelebilir. Alışkanlıkla yaptığımız bir aktivite, tırnak yeme, saç kıvırma veya parmak çıtlatma gibi bir şey. Bazen alışkanlıkla yiyeceği bazı duygularımızla baş etmede kullanmayı öğrenebiliriz. Sinirimizi yatıştırmak için, üzüntümüzü teselli etmekte, sıkıntımızı gidermek için ve hatta heyecanımızı sakinleştirmek için yemeyi kullanabiliriz. Yüzde 82’niz bunu gayet iyi biliyorsunuz zaten!

Duygusal yemek; o anda hissedilen acı ve rahatsızlık duygusunu en azından geçici olarak bir yiyecekle durdurup kendini iyi hissetmektir. Fakat bilin ki uzun vadede kötü hissetmeye devam edeceğiz ve kesinlikle duygusal sebeplerle yemek dipsiz bir kuyuya düşmek gibidir ve hemen durdurmanız gerektiğini bilmeniz gerekir. Fakat bilmek durdurmaya ve yememeye yetmeyebilir. Peki o zaman duygusal yemeyi durdurmak için ne yapmalı, nereden başlamalı?

1. Farkındalığınızı arttırın: İlk olarak kulağınıza klişe gibi gelebilir ama farkındalığınızı arttırarak işe başlamalısınız. Duygusal nedenlerle yediğinizi fark etmek ve NİÇİN sorusunu sormak ilk adımdır. Eliniz yiyeceğe her attığınızda kendinize  şu soruyu sorun: ‘’Şu anda gerçekten aç mıyım? Yoksa şu anda hissettiğim veya olan bir şeyin sonucu olarak mı yiyorum?’’ Eğer sebep açlık değilse niçin yediğinizin cevabını vermek bazen kolay, bazen değildir. Bu durumda bir günlük tutmanız yararlı olacaktır. Yediğiniz yiyecek her ne ise onu yazın. Yemeden önce, yerken ve yedikten sonra hissettiklerinizi de yazın. Yediklerinizi ve bağlantılı duyguları  düzenli yazdığınız takdirde çok şey fark edebildiğinizi göreceksiniz. Örneğin pazartesi günleri veya belirli saatlerde daha fazla yiyorsanız kendinize sorun? Neden pazartesileri daha fazla yeme eğilimdeyim? (İşinizde sorunlar mı var, çocuklarınız okula gidince mi yiyorsunuz?) Örneğin akşamları daha çok yeme eğilimindeyseniz sıkıntı ile mi, yalnızlıktan mı veya mutsuz bir ilişki veya evlilik nedeniyle mi yiyorsunuz? Günlük hatta blog yazmanız, buna ek olarak yediğiniz yiyecekleri takip etmeniz yeme ataklarınızın sebebini belirlemenize ve duygularınızı anlamanıza yardımcı olacaktır. 

2. Üstüne gidin ve ertelemeyin: Duygusal yiyenler kendilerini yiyecekle yatıştırırken hissettiklerinden ve rahatsız edici duygularını incelemekten genellikle kaçınırlar. Fakat aklınızdan çıkarmayın, yemek geçici bir rahatlama sağlar , sorun orada çözülmeden duruyor ve siz artık bir şeyler yapana dek giderek büyüyerek orada size bekleyecek. Bir Japon atasözü şöyle der. Çiviyi gevşediği an çakacaksın. Eğer yemenize sebep olan duygusal tetikleyicileri tespit ederseniz, duygularınızı çözmenin daha sağlıklı bir yolunu seçerek, duygusal yemenizi durdurabilirsiniz.

Örnek olarak en sık rastlanan üç duygu ile bahşedebilmenizin sağlıklı alternatiflerini inceleyelim:

Stres ve öfke

Stres günlük hayatımızın bir parçası. Fakat bazen öfke nabız artışı ve tansiyonun fırlaması gibi fizyolojik bazı değişikliklere de neden olabilir. Eğer öfke ve stresse cevaben yiyorsanız kendinizi rahatlatmak için şunları deneyebilirsiniz.

     – Kendinizi bu stresli durumun dışına çıkarın. Eğer bir arkadaş veya aile bireyi ile bunu yaşıyorsanız bir süre yalnız kalmanız ikinizi de sakinleştirir. Sakinleşirken yemek yerine elinize kağıdı kalemi alın ve sorun yaşadığınız kişiye söylemek istediklerinizi bir liste halinde yazın. İkinizde sakin iken bu konuyu konuşun.

     – Birkaç derin nefes alın. Derin nefes almak tansiyonu düşürür ve sakinleştirir. Bu basit nefes alma tekniğini her ihtiyacınız olduğunda uygulayın.

     – Egzersiz yapın: Bilinen en iyi stres giderici ve ruh halini değiştiricidir. Hatta öfke sorununuzu çözmenize yardımcı olabilecek bir tekniktir. Dışarda kısa bir yürüyüşe çıkın. Spor salonuna gidip ağırlık kaldırın veya tenis toplarına vurun, bunların hepsi sizi farkına varmadan sakinleştirecektir.

     – Müzik dinleyin: Bazı şarkıların üzerimizde rahatlatıcı sakinleştirici etkisi vardır. Kendinize bu durumlarda kullanmak üzere bir çalma listesi oluşturun.

     – Stresin tekrarlamasını engelleyin: Örneğin, eğer sabahları çok zor hazırlanıyorsanız ve bu size strese sokuyorsa o halde zaman yönetimi konusunda kendinizi geliştirerek her sabah kendinizi acele etmekten ve strese girmekten koruyabilirsiniz.

Üzüntü ve yalnızlık

Bu iki duygu çoğunlukla elele gider. Yalnızlık üzüntünün bir sonucu olabilir ve hüzünlü kişiler genellikle kendini izole etmeye daha yatkındır. Eğer yas tutuyorsanız veya çok fazla yalnız zaman geçiriyorsanız kendinizi rahatlatmak amacıyla yiyeceklere dönmek çok kolay olabilir. Bunlarla baş etmek için öncelikle bu durumdan çıkmak için gönüllü olmaya ve çaba göstermeye çalışın. Yiyecek dışında size haz veren, mutlu eden alternatif aktivitelerin bir listesini yapın. Yemenin kolaylığından kaçınmak için kendinizi zorlayın. İşte size bazı örnekler:

      – Egzersiz: Ruh halinizi olumlu etkiler, vücutta mutluluk hormonlarının üretimini arttırır. Hatta bağımlılık bile yapacak kadar size kendinizi iyi hissettirir. Elinizi yiyeceğe uzatmadan önce evden çıkıp bir yürüyüş yapmanız, iş çıkışı spor salonuna gitmek, hafta sonu bisiklet veya benzeri hoşlanabileceğiniz bir spor aktivitesi bulmak inanın bu tuzaktan kurtulmanıza yardımcı olacaktır.

     – Hayvanlarla oynamak veya vakit geçirmek: eğer evcil hayvanınız varsa onların koşulsuz sevgisi sağlığınıza ve duygusal durumunuza iyi gelecektir.

     – Gönüllü olun: Diğer insanlara yardımcı olmak, onların kendilerini iyi hissetmesini sağlamak kesinlikle kendiniz için yapabileceğiniz en iyi şeydir. Başkalarına yardımcı olurken kendinizi kötü hissetme şansınız yoktur.

Sıkıntı:

Yüzlerce televizyon kanalı, akıllı telefonlarla internette gezinmek, sosyal medya, harekete duyarlı video oyunları ve hala hayatımız çok sıkıcı. Yemek başka bir şey yapmaktan çok daha kolay geliyor. Yemek aynı zamanda zevkli ve eğlenceli olabiliyor. Zamanın nasıl geçtiğinin farkında bile olmamak harika mı geliyor? Kötü haber, hayatta çok hızlı geçiyor ve bütün hayatınızı bu şekilde sıkılarak geçirebilirsiniz. Bunu istemiyorsanız işte size yardımcı olabilecek ipuçları:

     – Oyun oynarken, televizyon veya film izlerken ne yediğinize dikkat edin. Örneğin, bilgisayar başında fark etmeden neyi, ne kadar yiyorsunuz? En sevdiğiniz diziyi izlerken ne kadar dondurma yediğinizin farkında mısınız? Biraz yemenin bir sakıncası olmayabilir ama çok yemeniz gerçekten çok sakıncalı olabilir.

     – Yeni bir hobi bulun: Hobi derken, bütçeniz uygun değilse, bir kuruş harcamadan bile hobi sahibi olabilirsiniz. Örneğin, örgü örmeyi, dantel yapmayı bile öğrenebilirsiniz. Hep öğrenmeyi istediğiniz ama fırsat bulamadığınız şeylerin listesini yapın. Yemek pişirmek, yabancı dil öğrenmek veya yepyeni bir şey bulmak olabilir. Harekete geçin!

     – Okuyun: Kitap okuma alışkanlığı edinin. Yanınızda taşıyabilirsiniz, kitap yerine dergi de olabilir. Her gece 15 dakika okuma hedefi koyarak işe başlayabilirsiniz. Zihninizi meşgul etmek, ellerinizi yiyecekten uzak tutmaya yarar. Yemek yemeyi özlemeyin.

     – Arkadaşlarınızla buluşup oyun oynayın. İyi bir tavla bazen saatler bile sürebilir. Eğer kendi kendinize iseniz bir yapboz alın ve başlayın.

     – Sevdiklerinizi, dostlarınızı arayın. Facebook sayfasına yazın, mesaj yollayın, telefon edin. Aileniz ve arkadaşlarınızla sağlıklı ve uzun sürecek ilişkilerin temellerini atın.

Bu durumdan kurtulmak için istekli olmanız başarmanızın anahtarıdır. İnanın bu bütün gücünüzle mücadele etmenize değecek ve bunun için çabalamanıza değecek bir durumdur. Her zaman başarılı olamayabilirsiniz. Bu durumda hatalarınızı kabullenmeyi ve bu sorun üzerinde çalışmaya devam etmeyi öğrenin. Günlüğünüze yazmaya ve kendinizi pozitif yönde ilerlemekten alıkoymamanız gerektiğini unutmayın. Kesinlikle bu durumun üstesinden geleceğinizden kuşkunuz olmasın ve bunu başardığınız o an hayatınızın en mutlu anı olacaktır. Hayatta yemek dışında yapabileceğiniz çok keyifli ve yararlı pek çok şey daha var. Duygusal olarak yemek hayattaki sorunlarınız çözmeyeceği gibi, daha da ağırlaştırabilir. Yemek yemeye başka anlamlar yüklemeyin ve yiyecekle ilişkinizi bozmayın. Unutmayın, sağlık tesadüf değildir.

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

MAKALE

Spor Dünyasından Resimli Şampiyon Sözleri

spor dünyası sözleri, şampiyonluk, şampiyon sözleri mümin sekman, şampiyon sözleri kitap, şampiyon sözleri, şampiyon

Şampiyon Sözleri Mümin Sekman tarafından yazıldı. Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesinin bulunduğu Şampiyon Sözleri kitabından sizler için en güzel ve motivasyon sağlayıcı sözleri seçtik.

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

ŞAMPİYON SÖZLERİ ARKA KAPAK YAZISI

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

SPOR DÜNYASINDA BAŞARILI OLMAK

Pes etmeyi bir kez öğrendin mi alışkanlığa dönüşür.

Vince Lombardi

Kan, ter ve saygı. İlk ikisini verir, sonuncuyu kazanırsın.

Dwayne Johnson

Yapmadığın atışları asla sayıya çeviremezsin.

Larry Bird

Zayıf olana herkes acır, “kıskanılmak” ise çabayla kazanılır.

Arnold Schwarzenegger

Olduğun yerden başla. Elindekini kullan. Yapabildiğini yap.

Arthur Ashe

Bir olimpiyat şampiyonu, size birebir başarı koçluğu yapsa ne kazanırdınız? 

Lazer gibi odak, çelikten bir irade ve ateşli motivasyon! 

Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesi bu kitapta. Şampiyonlar şöhret, servet, kudret, marifet, zafer ve hezimet üzerine hayat dersleri veriyor. Hayatın zorlu “unvan maçları”na çıkarken, mücadele gücünüzü artıracaklar. 

Bu kitap şampiyon sporcular kadar, işinin şampiyonu olanlar için. Hayatın olimpik mücadelesinde yarışan CEO’lar, TUS adayı doktorlar, genç girişimciler veya üniversite adayları “zorlu zamanlarda güçlendiren fikirler” bulacak.

“Yetenek yoksulun servetidir,” der John Wooden. Yeteneği şöhrete, şöhreti servete, serveti kudrete, kudreti de daha büyük başarıya çevirmenin sistemini keşfedeceksiniz. 

Şampiyonluk bir zihin durumudur. Kazanmak için oynamak bir dünya görüşüdür. İnsan kendi hayatının şampiyonu olabilir. İçinde ve işinde “şampiyon zihniyeti inşa etmek” isteyenlere en kapsamlı kaynak…

Kitapta Muhammed Ali’den Pele’ye, Tiger Woods’tan Michael Jordan’a, Katarina Witt’ten Bruce Lee’ye, Roger Federer’den Ronaldo’ya alanın en iyileri kişisel sırlarını ve profesyonel sistemlerini anlatıyor. Çoğu kazanma taktiği Türkçeye ilk kez çevrildi. Türkiye’nin “başarı yazarı” Mümin Sekman da efsanelerin başarı sistemini analiz etti.

Hayatı bir şampiyon gibi yaşamak isteyenler ve şampiyonluktan başka bir hayat düşünemeyenler için… Daha ileriye, daha yükseğe, daha güçlü ve daha hızlı!

Okumaya devam et

MAKALE

Evlat edinilen çocuklar ve güvenli bağlanma süreci

yakın ilişkiler, evlat edinme, evlat edinilen çocuklar, çocuk, bağlanma

Evlat edinilen çocuklar, diğer çocukların uğraşmak zorunda kalmayacağı deneyimler yaşıyorlar. Bu deneyimler, evlat edinilen çocuklarda kaygı veren davranışlara yol açabilir. Peki, bu durumu nasıl baş edebiliriz? İşte yanıtı…

Evlat Edinilen Çocuklarda Bağlanma

Bağlanma teorisini ortaya atan John Bowlby’e göre bir çocuğun birine bağlanması; korktuğu, yorgun ya da hasta olduğu durumlarda özel olarak o kişinin yakınında ve o kişiyle iletişim içinde olmak istemesi anlamına geliyor1. Çocukların bağlanma stilleri güvenli, güvensiz (kaygılı veya kaçınmacı) ve düzensiz-güvensiz olmak üzere üçe ayrılıyor1. Ebeveynlerine güvenli bağlanan çocuklar, hem etraflarındaki dünya üzerinde bir etkileri olduğuna dair kendilerine hem de kişilerarası ilişkilerinde ebeveynlerine güveniyorlar1. Bu sayede problem çözme yeteneklerine daha fazla güvenen çocuklar, daha özgür bir biçimde dünyayı keşfedebiliyorlar1. Buna karşılık güvensiz bağlanan çocuklar gelişimleri boyunca bu keşif süreçlerini güvenle gerçekleştiremedikleri için daha fazla sorun yaşayabiliyorlar. Özellikle düzensiz-güvensiz bağlanan çocuklarda davranış bozuklukları ve psikopatoloji görülme olasılığı daha yüksek oluyor1.

Yapılan araştırmalarda evlatlık çocuklarda daha sık güvensiz ve düzensiz-güvensiz bağlanma stilleri, ideal olmayan çocuk-ebeveyn ilişkileri, tepkisel bağlanma bozukluğu ve rastgele arkadaşlık davranışları olduğu görülüyor1, 3, 4, 5. Evlat edinilmiş çocukların arasında güvensiz-düzensiz bağlananların fazla olmasına aslında bu grupta yetimhanede yetişmiş çocukların sayısının daha çok olması sebep oluyor. Çünkü yetimhanelerden çıkmış evlatlık çocuklar, çok küçük yaşta biyolojik ebeveynlerinden ve yetimhanede karşılaştıkları bakıcılardan sürekli ve sık sık ayrılmak zorunda kalıyorlar1, 4. Temel ebeveyn bakımından yoksun kalmanın getirdiği stres, çocukların beyinlerinin stresle baş etmeyi sağlayan bölümünün diğer çocuklarınkine göre daha farklı çalışmasına ve strese uygun tepki verilmesini sağlayan kortizol hormonunun daha az salgılanmasına sebep oluyor8. Bu işlevsel farklılıklar, çocuklarda zihinsel hastalıklar görülmesine ya da strese yeterince uygun tepki veremedikleri için gençliklerinde daha riskli davranışlar sergilemelerine yol açabiliyor8.

Yetimhaneden çıkıp evlat edinilen çocuklarda yeni ebeveynlerle bağlanmanın oluşabilmesi ve çocukların işlevselliklerinde buna bağlı olumlu gelişmeler görülebilmesi için çocuk ile ebeveyn arasındaki ilişkinin çocuğun önceki bakıcılarıyla olan ilişkisinden farklı olarak stabil, tutarlı ve kaliteli olması gerekiyor. Yapılan bir araştırmada hayatlarının ilk yıllarını yetimhanede sık sık bakıcı değiştirerek geçirmiş çocukların -en uzunu dokuz ayda olmak üzere- %40’ının ilk 3 ay içinde yeni ebeveynlerine bağlandıkları görülüyor5. Ancak çocuklarda bu şekilde bağlanma davranışlarının gözlenmesi, bağlanma stillerinin kesin olarak güvenli olduğu anlamına gelmiyor. Romanya’daki yetimhanelerde yetiştikten sonra evlat edinilmiş çocuklarla yapılan bir araştırmada, Kanadalı çocuklar ve dört aylıktan önce evlat edinilmiş çocuklara kıyasla araştırılan grubun belirgin bir kısmının yeni ebeveynlerine daha güvensiz bağlandıkları ortaya çıkıyor6. Bu durum elbette çocukların evlat edinilmeden önce karşılaştıkları, bakıcılar tarafından ihmal edilmek gibi kötü deneyimlere oldukça bağlı.

Yetimhanedeki koşullardan ötürü güvensiz bağlanmaya yatkın olan bu çocukların yeni ebeveynleriyle güvenli bir bağ kurmaları zor görünüyor ancak imkansız değil. Bowlby’ye göre çocukların hayatlarındaki ilk beş yılda karşı karşıya kaldıkları ebeveynlik davranışlarının hassasiyetindeki değişimler, çocukların bağlanma stillerinde ve dünyaya bakış açılarında iyi yönde bir değişim sağlayabiliyor4. Yapılan araştırmalarda bir yaşından önce evlat edinilen çocukların biyolojik ebeveynleriyle yetişen çocuklarla aralarında bağlanma stilleri açısından kayda değer bir fark olmadığı görülüyor4, 6. Genel olarak, evlat edinilme yaşı ile bağlanma stilinin iyi yönde değişmesinin zorluk seviyesinin paralel gittiği düşünülüyor2. Bu duruma sebep olarak bir yaşından küçük çocukların yetimhanelerin kötü şartlarına uzun süre maruz kalmadan ve henüz bağlanma sistemleri gelişmekteyken yeni ebeveynleri tarafından bakım görmeye başlamaları görülüyor6. Ancak aynı paralellik düzensiz-güvensiz bağlanma stiliyle evlat edinilme yaşı arasında bulunmuyor, yaştan bağımsız olarak düzensiz-güvensiz bağlanma stili genellikle yoğun bir şekilde kötü muameleye maruz kalma sonucu oluştuğu için değişmesi de daha zor oluyor4.

Bu istisna göz ardı edildiğinde, evlatlık edinilen çocukların, biyolojik ebeveynleri tarafından yetiştirilen çocuklar gibi bağlanma stillerinin onları evlat edinen anneleriyle oldukça benzer olduğu görülüyor7. Yapılan uzun soluklu bir çalışma da erken ve orta çocukluk dönemlerinde annelerin çocuklarına gösterdiği hassas davranışların çocukların erken yetişkinliklerindeki bağlanma algıları üzerinde olumlu etkisi olduğunu ortaya koyuyor3. Bunun yanı sıra aslında ebeveynlerden en az birinin bile güvenli bir dünya görüşüne (state of mind) sahip olması, çocukların evlat edinilmeden önce yaşadığı travma ve mahrum kalmışlığa karşı koruma görevi görebiliyor7. Yani her ne kadar bağlanma stillerinin güvenliye dönmesi zor gibi görünse de geç evlat edinilen çocukların bile kurumların bakımı altından çıkıp sabit, korumacı ve ilgi gösteren bir aile tarafından bakım görmeleri sosyal ilişkilerinden bilişsel kapasitelerine ve zihinsel sağlıklarına kadar hayatlarının birçok alanındaki gelişimlerinde olumlu etkiler yaratıyor.

Yazan: Rengim Lal Kılavuz
Düzenleyen: Dr. Gizem Sürenkök
Kaynak: www.yakiniliskiler.com

Okumaya devam et

MAKALE

Müşteri memnuniyeti için öneriler

satın alma deneyimi, satın alma, pazarlama, müşteri, marka

Markalar müşterilerine iyi bir satın alma deneyimi yaşatmayı hedefler. Fakat maalesef bu konuda başarılı olan pek az şirket var. Peki, bu durum tam tersine nasıl çevrilir? İşte yanıtı…

İyi Müşteri Deneyimi Yaşatmak Neden Çok Zor?

İnsanın bir markayla ilişkisi sadece o ürünü kullandığı zaman yaşadıklarından ibaret değildir. Bilgi edinmek için internetten yaptığı araştırmalarla başlayan süreç; çağrı merkezi görevlileriyle konuşmalar, satın alma sırasında satıcıların tavırları ve satın alma yolculuğu sonunda yaşadıklarının toplamından oluşan bir marka deneyimidir.

Kısacası müşteri ve marka arasındaki ilişki bu “gerçeklik anlarında” yaşanan tüm adımları içerir.

Rekabetin gerisinde kalmamak için şirketlerin bu gerçeklik anlarının her birini incelemesi ve satın alma yolculuğunun her aşamasını müşteri için kolaylaştırması gerekir. Bunun için insanların motivasyonlarını, yapmak istediklerini anlayıp sonra da markayla ilişkiye girdiklerinde yaşadıkları zorlukları giderecek çözümler üretmesi lazımdır.

Bugün -maalesef- büyük şirketlerin birincil sorunu müşterilerin gerçekten ne istediklerini anlayamamalarıdır. Satın alma deneyimini iyileştirmek için bir araya gelen yöneticiler, çoğu zaman empati güçlerini kaybederler. Tüketicilerin de kendileri gibi insan olduğunu unuturlar. Çamaşır makinesi üreten bir şirket yöneticisi müşteri deneyimine odaklanmak yerine satış noktalarında yaşanan şirket sorunlarına odaklanır. Oysa her marka yöneticisi, günlük hayatta bir başka markanın tüketicisidir. Özel hayatında; o da yaptığı alışverişten şikâyet eden, aldığı ürünün fiyatından yakınan, gereğinde memnun kalmadığı ürünü iade eden olağan bir müşteridir. Fakat yönetici şapkasını giyip kurumsal bir kimliğe büründüğünde düşünceleri ve davranışları değişir. Müşterilerinin çamaşır yıkamakla ilgili gerçek sorunlarını çözmek yerine sosyal projeler üretmeye, toplumsal konulara duyarlılık kisvesi altında konu dışı alanlara kafa yormaya başlar. Tüketicinin bugünkü ihtiyaçlarını çözmek yerine ilgisiz konulara öncelik verir. Kendi kişisel hedeflerine veya kendi departmanının önceliklerine odaklanır.

Benzer şekilde müşteri deneyimini iyileştirmek için uluslararası danışmanlık şirketlerine büyük projeler yaptıran şirketler bile çoğu zaman kendi tüketicilerinin (müşterilerinin) ihtiyaçlarına yalın çözümler üretmek yerine mevcut sorunları daha da karmaşıklaştırırlar.

Oysa tüketiciler markaların vaat ettiklerini hakkıyla yerine getirmesini beklerler.

Dijitalleşmeyle, bugün pazarlama disiplini bir evrim geçiriyor. Satın alacağı ürünü internetten iyice araştıran, tüketici yorumlarını didik didik okuyan yeni nesil müşteriler markaların önüne farklı taleplerle gelmekte. Bütün şirketlerin bu talepleri iyi anlamaları, analiz etmeleri ve bunlara çözüm üretmeleri şart. Aksi takdirde bugünün insanına zorla iteleyerek ürün veya hizmet satmak mümkün değil.

Son yıllarda hayatımıza giren Inbound Pazarlama, modern insanın beklentilerine karşılık veren bir felsefeyi benimser. Yaklaşımı, dijital ortamda edindiği bilgi ile güçlenen modern müşterinin (tüketicinin) yapmak istediğini anlamak ve ona yol göstermektir. Inbound Marketing felsefesi eski usul yöntemler kullanarak, ısrarla bir ürün veya hizmeti zorla satmaya çalışan pazarlama anlayışının tam tersidir.

Inbound Marketing’in hedefi, markayı insanlara itelemek yerine onları markaya çekmek ve gönüllü bir şekilde markadan alışveriş yapmalarını sağlamaktır.

Inbound Pazarlama yöntemini uygulamak isteyen yöneticilere önerilerim şunlardır:

  • Markanın odağına insanı koy. Onun ne yapmak istediğini, amacını anla. Tüketicilerini veya müşterilerini “persona”lar ile tanımlayabilir, onları segmentlere ayırabilirsin ama unutma ki her biri senin benim gibi gerçek birer insandır. Dolayısıyla markanın müşterisinin önce insan sonra tüketici olduğu hatırla.
  • İnsanlar her gün kendilerine zorla bir şeyler satmaya çalışan yapışkan satıcılardan bıktı. Bu nedenle Web sitene ya da mağazana gelen insana hemen satış yapmaya çalışma. Onun ihtiyaçlarını anlayabilmek için sorman gereken bütün soruları sor. Ona bilgi vermekte cömert ol. Kendini bir satıcı gibi değil, o insana yardım etmek için görevlendirilmiş bir yetkili gibi gör.
  • Alışveriş yapan her insanı tedirgin eden birçok konu vardır. Yanlış ürüne veya hizmete para harcamak, verdiği karardan dönememek, satın aldıktan sonra markanın ilgisiz kalacağından endişe etmek… Bunlar insanların “acı noktalarıdır”. Her sektörde insanların markalardan alışveriş yaparken karşı karşıya kaldıkları sayısız acı noktası vardır. Kendi markan için bunların hepsini listele ve bunlara çözüm üret. Bugün Amazon, insanların bütün acı noktalarını çözdüğü için dünyada 1 numara olmuştur.
  • Eğer böyle davranırsan insanlar senin markana güven duyacak ve alışveriş yapmaya gönüllü olacaklardır. Markanı kendilerine zorla satış yapmaya çalışan diğer markalardan ayrı bir yere konumlayacaklardır.
  • Satın alma yaptıktan sonra senin markanla ilişkiye devam edecekler, kendi çevrelerine markanı tavsiye edeceklerdir.
  • Bütün bunları hayata geçirmek ve insanlara iyi bir alışveriş deneyimi yaşatmak için dijital teknolojileri hakkıyla kullan.

Dijital çağda istediği bilgiyi edinebilen, önünde sayısız seçenek olan, istediği markadan alışveriş yapabilen modern insana hitap edebilmek, onu markana çekebilmek, onun aklını ve gönlünü kazanabilmek, onun senin markandan can-ı gönülden alışveriş yapmasını sağlamak için gerekli dijital dönüşümü gerçekleştir.

Bu dijital dönüşümü gerçekleştirmeyen markaların bugünün dünyasında iyi bir alışverişçi deneyimi yaşatmaları ve ayakta kalmaları mümkün değil.

Yazar: Temel Aksoy
Kaynak: www.temelaksoy.com

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND