Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Duygusal zeka nasıl geliştirilir?

Ünlü davranış bilimcisi Daniel Goleman, “Beyin tekrarlanan deneyime göre kendini şekillendirir. Tekrarlanan deneyimlerin çocuklara sistematik bir şekilde öğretilmesiyle, anti-sosyal davranışlarda azalma, sosyal davranışta ve akademik başarıda artış gözlemlendi,” diyor. Peki duygusal zeka sürekli nasıl geliştirilir?

Duygusal zekanızı nasıl geliştirirsiniz?

Duyguları anlama ve yönetme kapasitesi olan Duygusal zeka, araştırmacılar kadar İnsan Kaynakları yöneticilerinin de öncelikli gündeminde yerini aldı.

Duygusal zekanızı nasıl geliştirirsiniz? İş yerinde nasıl fark yaratıyor?

PageGroup yöneticilerine göre; artık iş yerinde ya da dışında duygusal zekanın kişiliğe yararları reddedilemez bir gerçek. İnsan duygusunun inceliklerini iş yerinde kucaklayabilmek ise çalışanlar arasında iş birliği ve mutlu çalışma ortamını tetikliyor.

Duygusal zeka nasıl yardımcı oluyor?

Dünyaca ünlü davranış bilimcisi Daniel Goleman “Beyin tekrarlanan deneyime göre kendini şekillendirir. Tekrarlanan deneyimlerin çocuklara sistematik bir şekilde öğretilmesiyle, anti-sosyal davranışlarda azalma, sosyal davranışta ve akademik başarıda artış gözlemlendi,” diyor.

Çalışanların zihinsel sağlığı personel hizmet paketlerine girdi

İnsan duygularını tam olarak anlama ve mücadele yetersizliği iş yeri dahil olmak üzere tüm yaşam alanlarını etkiliyor. İş yerinde çalışanların zihinsel sağlığı, giderek personel hizmet paketlerinin içinde yer almaya başladı. İnsan kaynakları ekiplerine psikologların dahil edildiği şirketlerin sayısı her geçen gün artıyor. Ekibe psikologların katılımıyla; iş gücünü mümkün olduğunca anlamanın ve faydalı eğitimler vermenin, işçi- işveren ilişkilerinin sağlıklı gelişiminin yolu açılıyor.

Duygusal zekanızı nasıl geliştirirsiniz?

PageGroup Yetenek Geliştirme Müdürü Lucyna Bolin, kendinizi değerlendirmenin ve öz değerlendirmeye açık olmanın önem taşıdığını belirtiyor. “5 temel bileşende nerede olduğunuzu kendinize sorun. Başkalarından geri bildirim isteyin, düşüncelerinizi daha açık yansıtın ve kendinize karşı daha dürüst olun. Hepimiz duygusal olarak zekiyiz, ancak duygularımızı ve kendimizi ölçüp değerlendirmek için daha fazla zaman ayırmamız gerekiyor. Her şeyde olduğu gibi, uygulama önemlidir; ancak küçük adımlar bile büyük farklar yaratabilir. Yetkinlikleriniz üzerinde çalışarak gelişmelerini ve iyileşmelerini sağlayabilirsiniz.”

Lucyna Bolin “Etkili bir yönetici olmak için kendinizi geliştirmeniz şarttır ve o zaman ancak gerçekten iyi bir lider olabilirsiniz.” diyor

En başarılı şirketlerin liderlerinin hepsinde duygusal zekanın tüm önemli bileşenlerinin üst düzeyde seyrettiği açık bir gerçektir. Bunların bir dizi yetenek olduğunu unutmamak önemlidir. Genellikle, kadınlar ortalamada daha yüksek duygusal empatiye sahip olma eğilimindedir ve insanlarla gruplar arasındaki ilişkileri başarıyla yönetir.

Duygusal zeka iş yerinde nasıl fark yaratıyor?

Her gün duygularımızla kararlar alıyoruz. Bazen duygularımıza veya içgüdülerimize dayalı seçimler yaptığımızı düşünüyoruz. Bu duyguların kaynağını kavradığımızda, birbirimizle çalışırken daha uyumlu hale geliyoruz.

Küreselleşmeyle birlikte, duygusal etkileşimlerin karmaşıklığında ifade tarzının önemini artıran duygusal zeka, takımlar çapraz kültürel ve küresel olduğunda, her zamankinden çok daha önemli hale geliyor. Çünkü iş yerindeki duygusal zeka, baskı altındaki iyi ilişkileri anlamak, ifade etmek, yönetmek ve sorunları çözmek için ortaya çıkıyor. Olayların çözümüne yardımcı oluyor.

Liderlikte duygusal zekanın faydaları

Liderlikte önde gelen araştırmacılardan Gary Yukl, “Kendini tanımak, kendi ihtiyaçlarını ve belli olaylar meydana gelmesi durumunda, muhtemel reaksiyonları anlamayı ve alternatif çözümlerin değerlendirilmesini kolaylaştırır” diyor.

Bolin, “Kendi farkındalığınızı geliştirerek, diğerlerini daha etkili bir şekilde yönetebilirsiniz. Yönetmek, ille de başkanlık etmek değildir. Yönetici pozisyonuna terfi eden kişinin önce kendine liderlik edip, farkındalık yaratması gerekir. Yönetim; işi yönlendirmek, kendinizi yönetmek ve başkalarına yön vermekten oluşur. Bunların içinde en önemlisi kendinizi yönlendirmektir” diyor.

Uzmanlara göre duygusal zekanın kişilikte etkili olması için, işe kendinizle başlamanız gerekiyor. Duygusal düzeyde nasıl çalıştıklarını anlamadan, başkalarının refahını, gelişimini ve benlik hissini artıramaz veya geliştiremezsiniz. Başarılı liderleri diğerlerinden ayıran en önemli özellik duygusal zeka seviyesi ve bunu daha etkili bir iş yeri ortamı geliştirmeye yönelik kullanabilme yeteneğidir.

Duygusal zekanın unsurları nelerdir?

Duygusal zekayı, öz farkındalık, öz yönetim, motivasyon, empati ve sosyal beceriler oluşturuyor.

Öz farkındalık, kendinizi anlama ile ilgilidir: zayıf yönlerinizi, güçlü yönlerinizi, değerleri ve diğer insanlar üzerindeki etkinizi bilmek – esas olarak iyi sezgiler geliştirmektir. Pratikte bu, kendine güven ve yapıcı eleştiri açlığı gibi görünebilir. Eğer bir yönetici iseniz, zamanla yarışmanın ne kadar zor bir psikolojiye neden olduğunu bilirsiniz. Kendini bilen ve duygusal açıdan zeki bir yönetici, zamanlarını doğru bir şekilde planlayarak ve herhangi bir zaman süresinden önce işi iyi halledecektir.

Öz-yönetim, yıkıcı dürtüleri ve ruh hallerini kontrol etme ve yönlendirme yeteneğidir. Değişim karşısında bütünlük ve konforu düşünün. Duygularınızın sizi sakat bırakması yerine, olumlu duygularınızın tutkularınıza eşlik etmesini sağlıyor.

Motivasyon, başarıyı kendi haliyle kutlamaktır. Yaptığınız işin, iyimserliğin ve iyileştirilecek enerjinin tutkusu, duygusal açıdan zeki ve motive olmuş bir kişinin başlıca özellikleridir.

Empati, başkalarının duygusal makyajını anlamaktır. Başkalarının duygularını, özellikle de yeni kararlar alırken düşünmektir. Empatinin bazı unsurları, en iyi yeteneği seçme ve kullanma konusunda uzmanlık, diğer insanları geliştirme kabiliyeti ve kültürler arası farklılıklara duyarlılık içerir.

Sosyal beceri başkalarını istenen yönde hareket ettirmek ilişki kurmaktır.

Kaynak: http://www.indigodergisi.com

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

MAKALE

Çinli Şirket az adım atan çalışana para cezası veriyor

Çalışanlarına eksik attıkları her adım için 0,01 yuan (0,0078 TL) ceza kesen şirket eleştirildi.

Çin’de ayda 180 bin adımdan az atan çalışanlarına para cezası veren şirket eleştirilerin hedefinde. Information Times gazetesine göre Guangzhou’da bir emlakçı, çalışanlarına eksik attıkları her adım için 0,01 yuan (0,0078 TL) ceza kesiyor.

Gazeteye konuşan şirketin çalışanlarından biri, sürekli fazla mesaiye kalmaları gerektiği için çalışma saatleri dışında 6 saat atma imkanlarının olmadığını söylüyor:

“Şirketin daha fazla egzersiz yapmamızı istemesini anlıyorum ama şimdi adım hedefini tutturmak için yürümekten uyumaya yeterli vakit ayıramıyorum.”

Yerel bir hukuk firmasında çalışan Liu Fengmao, şirketin çalışanların attıkları adımı bir performans göstergesi olarak takip etmesinin yasal bir temeli olmadığını ve bu kuralın ilerde işveren için sorun çıkarabileceğini belirtiyor.

Liu’ya göre işçiler mesai saatleri dışında yürümeleri gerektiğinde bunun fazla mesai olduğunu söyleyebilir veya yürüyüş sırasında sakatlık yaşadıklarında bunu çalışma sırasında yaşanan bir iş kazası olarak gösterebilir.

Information Times’a göre Guangzhou’daki emlakçı çalışanlarına bu tip bir kural getiren ilk şirket değil.

Ocak 2017’de teknoloji şirketi Congqing çalışanlarının günde 10 bin adım atmasını talep etmişti. Chongqing Evening Post gazetesi şirketin bu kriteri bir performans ölçütü olarak kullandığını yazmıştı.

“Şirket, maaşlardan kesinti yapmak için bahane arıyor”

Sosyal medya sitesi Sina Weibo’da da kullanıcılar Guangzhou’daki emlakçının bu uygulamasını şaşkınlıkla karşıladı. Bir kullanıcı “Şirket çalışanlarının maaşlarından kesinti yapmak için bahane arıyor” ifadelerini kullandı.

Bazı kullanıcılar ise kararı “Bu uygulama çalışanları sağlıklı kılar” ifadeleriyle destekledi.

Kaynak: BBC Türkçe

Okumaya devam et

MAKALE

Bağlanma korkusu: Neden bazıları “ıssız insan” olmayı seçer?

İnsanın sosyal etkileşimi, temel bir ihtiyaç. Peki neden bazı insanlar, başka insanlardan kaçar? Bağlanma korkusunun mekanizması nasıl çalışır? Bağlanamayanları anlamak için yararlı bir yazı…

Flörtleşme döneminde bir çoğumuzun başına gelmiştir: biriyle görüşüyorsunuz, beraber vakit geçirmeyi seviyorsunuz ve birbiriniz tanımaya çalışıyorsunuz. Aranızdaki ilişki doğru yönde gidiyor gibi duruyor, ancak bu ilişkinin adını koymak istediğinizi belirttiğiniz anda durum birden değişiyor. Görüştüğünüz kişi sorularınıza daha kaçamak cevaplar vermeye başlıyor ve mesajlarınıza daha az geri dönüş yapıyor. Gelecek ile ilgili bir plan yaptığınızda konuyu değiştirmeye çalışıyor.

Karşılıklı oturduğunuzda ve “neler oluyor?” diye sorduğunuzda büyük ihtimalle “bağlanmaktan korkuyorum” veya buna benzer bir cevap alacaksınız.

Bazıları için bu konuşma daha geç de gerçekleşebilir. Artık bir ilişki içindesinizdir, ancak ilişkiniz daha da ciddileşmeye başlayınca partneriniz sizden uzaklaşabilir. Bunun üzerine kendinizi “ne oldu öyle” diye düşünürken bulabilirsiniz.

“Bağlanmaktan korkmak teriminin sık sık kullanıldığını duyarız ama aslında bu ne anlama geliyor? Huffington Post’tan Kelsey Borresan bu sorunun cevabını öğrenmek için uzmanlarla görüştü.

Eğer biri size “bağlanma sorunlarından” bahsediyorsa yakınlık kurmaktan ve ilişkinizin çok hızlı ilerlemesinden rahatsız oluyordur.

“Sizin ihtiyaçlarınızı ve beklentilerinizi karşılayamamaktan korkuyor olabilir”

Psikolog Samantha Rodman bu konu ile ilgili olarak “ Sizi seviyor olabilir, hatta size aşık bile olabilir ancak sizin ihtiyaçlarınızı ve beklentilerinizi karşılayamamaktan korkuyor olabilir” diyor.

“Bağlanma sorununun” kökleri korkulara, inançlara hatta kişinin aile hayatında veya daha önceki ilişkilerinde yaşadığı kötü tecrübelere dayanıyor olabilir. (Örneğin çocukluğunda anne ile babasının kavgalı bir boşanma yaşamasına tanık olmuş olabilir)

Unutmamak gereken bir başka detay ise her insanın nihai amacının uzun bir ilişki olmadığı.

“Bir ilişkinin içinde sıkışıp kalmaktan korkuyor veya büyük kararlar vermekte zorlanıyor olabilirler” diyor psikolog Ryan Howes ve ekliyor; “ Belki de geçmişte kendileri ile uyumlu olmayan insanlarla ilişki yaşamışlardır veya ilişkileri beklemedikleri bir şekilde aniden bitmiş, bu yüzden de kendilerini reddedilmiş hissetmişlerdir”. Howes bu konu hakkındaki düşüncelerini “Tipik olarak bağlanmakta korkan insanlarda geçmişten gelen bir korku vardır ve bu korku genel olarak ilişkilerinin bitmesine sebep olur” diyerek özetliyor.

“Eğer biri bağlanma sorunları olduğunu söylüyorsa ona inanmalısınız”

Bir başka olasılık ise karşınızdaki kişinin size karşı olan ilgisini kaybettiği ve “bağlanma sorunlarını” ilişkinizi sonlandırmak için kullanıyor olması. Bu gerekçe gerçek olsa da olmasa da bunu görüştüğünüz kişinin artık sizinle bir ilişki yaşamak istemediğine dair bir sinyal olarak algılamalısınız.

“Eğer biri bağlanma sorunları olduğunu söylüyorsa ona inanmalısınız. Bazı insanlar bunu ciddiye almıyor ve bir süre sonra karşılarındaki kişinin istediğinin evlilik veya beraber yaşamak olmadığını fark edince hayal kırıklığına uğruyor” diyor Rodman.

Bağlanmaktan korkan insanlar bazen size karışık sinyaller verebilirler. İlişkinizin bir sonraki adımının ne olduğunu konuştuğunuzda farklı cevaplar verdiğini hissedebilirsiniz. Tahminen sizinle bir sene sonrası için tatil planı yapmayacaklardır. Bazen arkadaşları etrafında geçirdiğiniz zamanı bile kısıtlayabilirler ki ilişkiniz biterse arkadaşlarına çok bağlanmış olmayın.

“Bağlanma sorunu olan insanlar bağımsız yaşamayı ve kendi kendine yetmeyi iyi öğrenmiştir

Howes bağlanma sorunu olan insanların kavgadan kaçınmak için sorunların kendi kendisini çözmesini beklediğini, fakat aynı zamanda da bağlanmaktan korktukları için ilişkiyi bitirmeye hazır olduklarını ifade ediyor. “İçlerinde sürekli çatışıyorlar” diyor Howes.

Rodman ise “Bağlanma sorunu olan insanlar bağımsız yaşamayı ve kendi kendine yetmeyi iyi öğrenmiştir. Bu sebepten dolayı partnerlerine açılmaları zor olabilir.” diyor.

Kaynak: t24

Okumaya devam et

MAKALE

Perennialler: Yaşsız ve hayata bağlı yeni bir kuşak doğuyor!

Dünya genelinde nüfusun yaşlanmasıyla beraber, yaşların taşıdığı anlamlar ve algılanış şekilleri de değişmeye başladı. Bundan elli yıl önce, 50’li yaşlarında şehirli bir kadınla ilgili stereotip belliydi. Ev hanımı ya da emekli, yaşına uygun diz altı etekler ve uzun kollu penyeler giyen, ayakkabı alırken rahatlığına önem veren, arkadaşlarıyla gündüzleri görüşüp gece evde eşiyle ve çocuklarıyla dizi izleyen bir kadın tiplemesiydi bu. Oysa şimdi, global haber ve trendleri takip eden, hobilerine zaman ayıran, modern giyinmeye ve görünmeye özen gösteren, akıllı telefonunu elinden düşürmeyen bir nesille karşı karşıyayız: Perennial, yani yaşsız ve ilgili nesil.

Kalıcı, sürekli ve ilgili: Perenniallar

Perennialler nesli 200x300 - Perennialler: Yaşsız ve hayata bağlı yeni bir kuşak doğuyor!

Perennial, yani yaşsız ve ilgili nesil.

Günlük lugata yeni eklenen bir sözcük olan Perennial, adını Perennializm (daimicilik) adlı felsefeden alıyor. Bu felsefe, evrensel hakikat ilkelerinin tüm insanlar ve kültürlerde ortak olarak mevcut olduğunu öne sürer. Sözcüğün kalıcı, tekrar eden, sürekli, uzun ömürlü gibi anlamları da düşünüldüğünde, bu yeni “yaşsız” insan grubuna neden bu adın layık görüldüğü anlaşılıyor.

Özellikle gelişmiş ülkelerdeki trend, insanları hedef kitle olarak sınıflandırırken biyolojik yaştan çok, dünyayla, hayatla ne kadar ilgili olunduğuna bakma yönünde. Nesillere ve yaş gruplarına göre insan ayrıştırmak eskide kaldı, artık insanlar davranışlarına göre birbirinden ayrılıyor.

The Telegraph’ın yaptığı global ankete göre, 40+ yaşındaki kadınların;

  • yüzde 96’sı orta yaşlı gibi hissetmiyor.
  • yüzde 80’i, orta yaşlı kadınlarla ilgili yaygın görüşün kendi hayatını yansıtmadığına inanıyor.
  • üçte ikisi hayatının doruk noktasında olduğunu düşünüyor.
  • yüzde 59’u hayatı boyunca olduğu kadar genç ve hayat dolu hissediyor.
  • yüzde 84’ü kendisini yaşıyla tanımlamıyor.

Orta yaşlılara dair kabuller günümüzde geçerli değil

Günümüzde, yaygın orta yaşlı insan kabulünü gözden geçirmek gerektiği çok açık. Zira çoğu marka, hedef kitlesini belirlerken bu mevcut ve yanlış öngörüleri kullanıyor. Netflix ve Amazon gibi örnekler hariç: Bu mecralar insanlara seçenekler sunarken yaşlarını değil, beğeni ve zevklerini dikkate alıyor. Böylece ortaya daha sağlıklı bir sonuç çıkıyor. Çünkü artık çoğu orta yaşlı insan, özellikle de kadınlar, hiç de “yaşlarını göstermiyorlar”.

Yapılan araştırmalar, X jenerasyonu olarak bilinen 1960-1980 doğumluların finansal olarak güçlü, alışverişte söz sahibi bir nesil olduğunu ortaya koyuyor. Onlar, yani Perenniallar, hala hayatın içinde, hala “ilgili” olduklarını savunuyorlar. Dolayısıyla hedef kitleleri belirlerken önyargılardan değil, hızla ilerleyen teknolojiye ve şehir hayatına tamamen adapte olmuş insanların görüşlerinden yararlanmak gerekiyor.

Kaynaklar: www.uplifers.com

Okumaya devam et
Advertisement

TREND