Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Duygu sömürüsüne izin vermeyin!

Duygusal manipülasyom o kadar yıkıcı bir şeydir ki  bu durumun farkına varılmasında geç kalınması tabloyu daha trajik hale getirebilir.  Unutmayın: Hiç kimse sizin rızanız ve işbirliğiniz olmadan sizi manipüle edemez. Peki duygusal manipülatörleri nasıl tanıyacağız? İşte cevabı…

Duygu Sömürüsü Yapanlarla Başa Çıkma

Duygusal olarak manipüle edilmenin nasıl hissettirdiğini hepimiz biliriz. Son derece etkili olabilen bir şeydir, bu nedenle bazı ahlâksız kişiler bunu çok kullanır.
Birkaç yıl önce, Cornell ve Kaliforniya Üniversitelerinden araştırmacılar 689.000 facebook kullanıcısı üzerinde bir deney gerçekleştirdiler. Bu deneyde kasıtlı olarak bazı kullanıcıların haber kaynaklarına negatif hikâyeler diğerlerininkine pozitif hikâyeler gönderildi. Doğal olarak, bu insanların paylaşımları da haber kaynağında gördükleri mesajlardan büyük ölçüde etkilenmişti.Facebook, denemenin üzerinden büyük bir darbe aldı, çünkü öncelikle “katılımcılardan hiçbiri araştırmaya katılmak için onay vermedi. Belki de Facebook’un sahte paslarından daha korkutucu şey insanların duygularının ne kadar kolay manipüle edildiğiydi. Sonuçta, Facebook sadece haber kaynağınızı değiştirerek duygularınızı değiştirebiliyorsa, zayıf yönlerinizi ve tetikleyicilerinizi bilen gerçek, canlı bir kişi için bunun ne kadar kolay olacağını bir hayal edin. Yetenekli bir duygusal manipülatör öz saygınızı zedeleyebilir ve ruh sağlığınızı sorgulamanıza neden olabilir.Duygusal manipülasyom o kadar yıkıcı bir şeydir ki bu yüzden onu gerçek hayatta fark etmek çok önemlidir. Düşünüyor olabileceğiniz kadar kolay değil, çünkü duygusal manipülatörler tipik olarak çok yeteneklidir. Hafif manipülasyonla başlarlar ve zamanla çıtayı yükseltirler, bu o kadar yavaş olur ki bunun olup olmadığını fark etmezsiniz bile. Neyse ki tam olarak neye baktığınızı bilirseniz duygusal manipülatörleri kolaylıkla tespit edebilirsiniz.

Gerçeklik Kavramına Olan İnancınızın Altını Boşaltırlar. Duygusal manipülatörler son derece yetenekli yalancılardır. Bir olay olduğunda onun olduğunu inkâr ederler ve söyleyip yapmadıkları hâlde bir şeyi söyleyip yaptıklarını iddia ederler ve bunda ısrarcı davranırlar. Mesele şu ki yalan konusunda o kadar iyidirler ki bu duruma karşı siz kendi akıl sağlığınızdan şüphe duymaya başlarsınız. Probleme neden olan her şeyin sizin hayal gücünüzün bir parçası olduğunda ısrarcı olmak problemden sıyrılmalarının en iyi yoludur.

Sözleri ve Eylemleri Birbirini Tutmaz. Duygusal manipülatörler size duymak istediğinizi söyleyeceklerdir, fakat eylemleri başka hikâye. Size destek sözü verirler, ancak sözlerini takip etme zamanı geldiğinde, talepleriniz tamamen mantıksızmış gibi davranırlar. Sizi tanımakla ne kadar şanslı olduklarını söylerler ancak onlara yük oluyormuşsunuz gibi davranırlar. Bu da onlar için sizin akıl sağlığınıza olan inancınızı zedelemenin bir başka yoludur. Gerçekliği olduğu gibi sorgulamanızı fakat algılamanızı kendilerine ne uygunsa ona göre şekillendirmenizi isterler.

Onlar suçluluk duygusunu gidermede ustadırlar. Duygusal manipülatörler sizin suçluluk duygunuzu kendi avantajlarına göre arttırırlar. Sizi rahatsız eden bir şeyi gündeme getirdiğinizde bu konuyu açtığınız için kendinizi suçlu hissettirirler. Bunu gündeme getirmediğinizde de kendinize sakladığınızı ve içten içe köpürdüğünüz için sizi suçlu hissettirirler. Duygusal manipülatörler ile uğraşırken, ne yaparsanız yapın, yanılan siz olursunuz ve ikinizin yaşadığı sorun ne olursa olsun, o şeyler sizin suçunuz.

Kurban Rolü Oynamayı Kendilerine Hâk Bilirler. Konu bu kişiler olduğunda hiçbir şey onların hatası değildir. Ne yaparlarsa yapsınlar—ya da yapma konusunda başarısız olsunlar—bu başka birinin suçudur. Hata yapmalarına başkaları sebep oldu—ve genellikle, bunu siz yapmış olursunuz. Siz öfkelendiğinizde makul olmayan beklentilerinizden ötürü siz suçlusunuz; onlar öfkelendiğinde onları üzen kişi olarak yine siz suçlusunuz. Duygusal manipülatörler hiçbir şey için sorumluluk almazlar.

Onlar kendileriyle ilgili her şeyi kolaylıkla konuşurlar. İster kişisel bir ilişkide olsun ister bir iş ilişkisinde olsun, duygusal manipülatörler her zaman birkaç adım atlayarak ilerlerler. Hemen her şeyi paylaşırlar—ve sizin de aynı şeyi yapmanızı beklerler. Zayıflık ve hassaslık izlenimi verirler ancak bu bir hiledir. Kendi iç dünyalarına kabul edildiğiniz için sizi “özel” hissettirmek için bu taklidi yaparlar fakat bu şekilde amaçları sadece sizin onlar için üzülmeniz değil aynı zamanda o duygularından sizin sorumlu olduğunuzu hissettirmektir.

Onlar Duygusal Kara Deliktir. Duygusal manipülatörler ne hissediyor olursa olsun çevrelerindeki herkesi kendi duygusal durumlarının içine çekerler. Diyelim ki kötü bir modda olsunlar çevrelerindeki herkes bu ruh hâllerinin farkındadır bu da yetmezmiş gibi bir de herkes de onların hissettiklerini hisseder. Bu insanların manipülatörlerin ruh hâllerinden sorumlu olma eğilimine götürür ve bu ruh hâllerini düzeltme zorunluluğu hissettirir.

Hevesle yardım etmeyi kabul eder—Belki gönüllü olurlarama işe başladığında isteksiz davranır. O ilk yardım etme istekliliği iş başına gelince bir anda iç çekmelere, homurtulara ve önerilerde bulunmaya dönüşür. Çünkü kabul ettikleri yardım her neyse onlar için bir yüktür. Ve siz bu isteksizliği söz konusu ettiğinizde elbette yardım etmek istediklerini ve sizin sadece paranoyak olduğunuzu söyleyeceklerdir. Amaç? Sizi suçlu, onlara borçlu ve hatta deli hissettirmek.

Onlar her zaman senden daha…Sen hangi problemi yaşamış olursan ol duygusal manipülatörler senden daha kötüsünü ysşamıştır. B*ir şikâyetin varsa senin bu şikâyetinin meşruiyeti zedelemek için sana kendi sorunlarınım daha ciddi olduğunu hatırlatırlar. Mesaj ne? Şikayet etmek için bir sebebin yok, bu yüzden kapa çeneni.

Bütün damarlarınızı bilirler ve tereddüt etmeden damarınıza basarlar. Duygusal manipülatörler zayıf noktanızı bilirler ve bu bilgiyi kolaylıkla size karşı kullanırlar. Kilolarınız size güvensizlik veriyorsa, yediğiniz ya da giydiğiniz kıyafet hakkında yorum yaparlar; Yaklaşmakta olan bir sunumdan endişe duyuyorsanız katılımcıların ne kadar korkutucu ve yargılayıcı olduğuna dikkatinizi çekerler. Duygularınızı fark etme yetenekleri kalıpların dışındadır ancak bunu sizi iyi hissettirmek için değil manipüle etmek için kullanırlar.

Manipülasyon ile Başa Çıkmak

Duygusal manipülatörler sizi çılgına çevirtir çünkü davranışları o kadar mantıksızdır. Bu konuda hataya düşmeyin—davranışları gerçekten mantıkla taban tabana zıt, o halde neden onlara duygusal tepkiler verip o döngünün içine çekilmeye izin veresiniz ki?

Birileri ne kadar mantıksız ve yoldan çıkmış ise sizin kendinizi onların tuzağından kurtarmanız o kadar kolay olur. Onları kendi oyunlarında yenmeyi denemekten vazgeçin. Duygusal olarak onlardan uzak durun ve onlar ile olan etkileşimlerinize yaklaşımınız onları bir bilim projesiymiş gibi görmek olsun (ya da bu terim size daha anlamlı gelecekse varsayın ki psikologsunuz). Duygusal kaosa tepki vermek zorunda değilsiniz—sizin işiniz gerçekler ile.

Duygusal bir mesafenin korunması farkındalık gerektirir. Birilerinin damarına basmasına engel olman için bunun ne zaman olacağını far etmen gerekir. Bazen düzeneği değiştirmeniz ve ilerlemenin en iyi yolunu seçmeniz gereken durumlar yaşayacaksınız. Bu iyidir ve bunu yapmak için biraz zaman ayırmaktan korkmayın.

Çoğu insan, birileri ile çalıştığı ya da yaşadığı için kaosun kontrol altına alınmasının imkânsız olduğunu hissine kapılıyor. Bir şey gerçeklikten ancak bu kadar uzak olur. Bir manipülatörü fark ettiğiniz andan itibaren artık onun davranışlarını öngörmek ve anlamak oldukça kolay olacaktır. Bu sizin ne zaman ve nerede onlarla birlikte olmak zorunda olduğunuz ve ne zaman ve nerede olmayacağınıza ilişkin akılcı düşünmeyi sağlamanıza yardımcı olacaktır. Sınırlar koyabilirsiniz, ancak bunu bilinçli ve proaktif olarak yapmak zorunda kalacaksınız. Eğer bir şeyleri doğal hâline bırakırsanız k endinizi devamlı olarak zor konuşmalara bulaşmış hâlde bulabilirsiniz. Sınırları belirlerseniz ve zor insana ne zaman ve nerede yer vereceğinize karar verirseniz, kargaşanın çoğunu kontrol edebilirsiniz. Buradaki hüner namluları kuşanmak ve insanlar sınırları geçmeye çalıştığında buna engel olarak sınırları korumaktır.

Hepsi Bir Araya Getirildiğinde

Duygusal manipülatörler kim olduğunuz ile ilgili anlayışınızı zayıflatabilir ve hatta sizin akıl sağlığınızdan şüphe etmenize sebep olabilirler. Unutmayın: Hiç kimse sizin rızanız ve işbirliğiniz olmadan sizi manipüle edemez.

 

Dr. Travis Bradberry

 

Yazar: Azmi Ulaş
Kaynak: http://www.linkedin.com

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

MAKALE

Dedikodu Faydalı Olabilir Mi?

Dedikodu toplum içinde çoğunlukla olumsuz olarak değerlendirilir. Acaba dedikodu faydalı olabilir mi? İngiliz bilim insanları bunu araştırıyor.

Dedikodunun olumlu işlevleri

Dedikodu tehlikeli ve dışlayıcı olabilir, ama ondan kaçınmak mümkün değildir…

Dedikodu genellikle kötü bir şey olarak görülür. Oysa ortak iş yapma ve bilgi paylaşımı açısından dedikodu önemli bir işlev görebilir. Ayrıca sanılanın tersine dedikodu daha çok olumlu içeriğe sahiptir.

Dedikoduya çoğu zaman kötü gözle bakılır. Ama küçük gruplarda yararlı olabilir.

Ancak burada dedikodu tanımını netleştirmek gerekiyor. Çoğumuz için dedikodu, orada olmayan bir kişi hakkında gevezelik etmektir. Oysa sosyal bilimciler dedikoduyu, orada olmayan kişi hakkında iyi veya kötü bir değerlendirme içeren iletişim olarak adlandırıyor.

Bu tür gayrı resmi iletişim, bilgi paylaşımı açısından önemli görülüyor. Dedikodu sosyal dayanışma bakımından gerekli bir şey; toplumsal bağları kuvvetlendiren, sosyal normlara açıklık kazandıran bir işlev görüyor.

Yaygın kanının tersine dedikodu çoğu olumsuz değil, olumlu veya nötr içeriklidir. Bir araştırmaya göre, İngiltere’de yapılan dedikoduların sadece yüzde 3-4 kadarı olumsuz içeriğe sahip.

Uzmanlar dedikodunun genellikle doğru olduğunu, yanlış bilgi içeriyorsa bunun söylenti olarak adlandırılması gerektiğini söylüyor.

Baltimore Üniversitesi’nden psikoloji profesörü Sally Farley ile Hollywood’da film yapımcısı Harvey Weinstein hakkındaki cinsel taciz iddiaları üzerinden bir yıl geçtikten sonra konuşuyoruz.

Şikayetlerini ciddiye alan resmi mekanizmaların yokluğunda, kadınların bilinen tacizcilerden korunmasında fısıltı ağlarının da rolü olduğu düşüncesi ortaya çıkıyor.

Farley, #MeToo hareketinin kadınların mücadelesinde ve ağırlığını koymasında önemli olduğuna inanıyor. Ona göre, bu hareket “dedikodu tanımına uyuyor”.

“Başkalarıyla ilgili bilgiler öğrenmeye hevesliyiz. Resmi iletişim kanallarına ulaşamadığımızda, dedikodu ağları gibi gayrı resmi kanallara yöneliyoruz.”

Cinsiyete göre dedikodu

Kadınların erkeklerden daha fazla dedikodu yaptığına dair yaygın kanıya rağmen, bunu doğrulayacak hiçbir veri bulunmuyor.

Ancak kadınların ve erkeklerin dedikodu şeklinin farklı olduğu biliniyor. Erkekler dedikoduya daha çok kendilerini övmek için başvuruyor ve bu eylemin adı genellikle “bilgi aktarımı” ya da “irtibat halinde olmak” oluyor.

Kadınlar ise birçok ayrıntı ve hareketli tonlarıyla dedikoduyu daha eğlenceli hale getiriyor. Bu yüzden, erkekler dedikodu yaptığında öyle görülmeyebiliyor.

Ünlülerin dedikodusu

Ünlü isimlere yönelik dedikodular ise eğlenceden öte bir işlev görüp farklı kimlik ve aidiyetlerin test edildiği bir alan olarak kullanılabiliyor.

İnsanlar kendileriyle ilgili başka türlü paylaşamayacağı konuları bu yolla gündeme getirebiliyor.

Sahte haber salgını

Sahte haber salgını gibi daha yaygın eğilimler de bu yolla tartışmaya açılabiliyor. İnsanlar neyin gerçek, neyin sahte olduğunu bulmaya çalışmanın eğlenceli olabileceğini söylüyor.

Ancak gazetecilik gibi sadece eğlence amaçlı olmayan alanlarda bu tür eğilimlerin yaygınlaşması, kamunun ihtiyacı olan bilgiler bakımından meşruiyet krizi sorununu gündeme getiriyor.

Güç ve etki araçları sınırlı gruplar, kendi kanallarını oluşturarak gerçeği kendine göre yorumlama yolunu tutabiliyor.

Bunun bazı yararları görülebilir. Medya patronu erkeklerin tacizci davranışları konusunda kadınların birbirini uyarması gibi.

Ama yanlış bilgilerin yayılmasına neden olan dedikodular yoluyla bazı insanların itibarının haksız yere zedelenmesi veya şiddete yönelme gibi olumsuz etkileri de olabiliyor.

Kişiler doğrudan kendi gözlemleri yerine, söz sahibi olduğuna ve tanıdıklarına inandıkları insanların ağzından çıktığı için dedikoduya daha fazla itibar edebiliyor.

Örneğin Facebook’un popüler bir haber kaynağı olarak görülmesini ele alalım. Bir arkadaşımız veya akrabamız, doğruluğu kanıtlanmamış siyasi içerikli bir makaleyi paylaştığında, onları güvenilir bir kaynak olarak gördüğümüzden inanma eğilimi gösterebiliyoruz.

İnsanın sosyal bir varlık olması manipülasyonu kolaylaştırabiliyor.

Ancak genellikle olumsuz içerikli dedikoduların önü hızla kapanır. Bu dedikoduları yapan insanların kendi çıkarlarına hizmet eden maksatları kısa zamanda anlaşılır ve bu insanlar pek sevilmez ve saygı görmez.

Fakat özellikle bilim dışı inançların ve ekonomik güvensizliğin yaygın olduğu bölgelerde veya dönemlerde dedikodu tehlikeli sonuçlar doğurabilir.

Yine de dedikodu eşitlik idealini güçlendiren bir araç olarak yararlı bir sosyal işlev görebilir. Örneğin, ani ve esrarengiz bir şekilde zengin olan bir insan dedikodunun hedefi haline gelir. Bu zenginliğin kaynağının kötücül güçlere dayandığını düşünme eğilimi güçlüdür. Ama bilgi paylaşımı yoluyla bu kuşkuların giderilmesi sosyal uyum açısından önemlidir.

Nasıl daha yararlı olabilir?

Peki dedikodunun zararları giderilerek nasıl daha yararlı hale getirilebilir?

Manchester Metropolitan Üniversitesi’nde sosyal psikoloji uzmanı Jennifer Cole’a göre, bunun için, dedikodunun gizli tutulması, yararlı kılınması, yalana dayanmaması, dinleyenlerle bağlantı kurabilmesi ve anonimlikten uzak durması gerekir.

Toronto Üniversitesi’nde antropolog Bianca Dahl ise dedikodu ve yanlış bilgilendirmenin duygusal temellerini anlamak gerektiğini vurguluyor. Örneğin Botswana köylerinde bu, AIDS ‘e yol açan HIV virüsünün bulaşması ile ilgili yanlış bilgilerin önlenmesi arzusu, Amerika’nın küçük kentlerinde ise sosyal değişim korkusu olabilir.

“Bu inancın duygusal kaynağına yanıt vermek ve onun insanlar için nasıl bir işlev gördüğünü anlamak gerekir” diyor Dahl. “İnançlarımıza sarılmamızın bir nedeni de bu inançların sağladığı duygusal gerçektir.”

Dedikodu tehlikeli ve dışlayıcı olabilir, ama ondan kaçınmak mümkün değildir ve olumlu bir işlev görebilir. İnsanların neden dedikodu yaptığını anlamak, zararlı inançlara karşı mücadelede etkili olabilir.

Kaynak: bbc

Okumaya devam et

MAKALE

İngilizce bilmeden ABD’ye gitti, profesör oldu

Mehmet Toner tek bir İngilizce kelime bilmeden gittiği ABD’de Harvard tıp profesörü olarak risk alınmadan başarılı olunmayacağını gösterdi.

Tek kelime İngilizce bilmeden ABD’ye gidip profesör oldum

Kanserli hücreleri teşhis eden çip geliştiren Profesör Mehmet Toner, SÖZCÜ’ye konuştu. Profesör Toner, İTÜ mezunu bir makine mühendisi ama aynı zamanda Harvard’da bir tıp profesörü. ‘Risk almadan başarılı olamazsınız’ diyen Toner’in İstanbul’dan ABD’ye uzanan başarı öyküsü…

Bugün sizi müthiş bir Türk bilim insanı ile tanıştırmak istiyorum; Türkiye’de Bilim Akademisi, ABD’de Ulusal Mühendislik ve Ulusal Mucitlik Akademileri üyesi olan Profesör Mehmet Toner ile… Profesör Toner aslında İTÜ mezunu bir Makine Mühendisi, ama aynı zamanda Harvard’da bir Tıp Profesörü! Amerika’nın aklınıza gelen en prestijli okullarında bulunmuş. Halen Harvard’a bağlı Massachusetts General Hastanesi Biyomikro Elektromekanik Sistemleri Merkezi’ni yönetiyor. Ve orada ekibiyle geliştirdiği çip, 2 milyondan fazla hücreye bakıp kanserli hücreleri bir saniye içinde teşhis edebiliyor. Bu yöntem, kanser hücrelerinin bulunmasına yönelik şimdiye kadar bulunmuş en hassas test. Böylece doğru hastaya, doğru ilaçla doğru dozda tedavi uygulanabiliyor. Mehmet Toner ve ekibinin bu çalışması tam 100 milyon dolar değerinde! Kendisiyle İstanbul’da Contemporary Art Fuarı için katıldığı Çağdaş İstanbul Sanat, Kültür ve Eğitim Vakfı konferansından sonra konuştum…

– Çok enteresan bir kariyer öykünüz var. Moda’da büyümüşsünüz, Saint Joseph’de okumuşsunuz…

Çok zor girdim okullara, zor da çıktım! İyi bir talebe değildim, yedek listelerden filan kazandım okulu. Cerrah olmak istiyordum, makine mühendisliği bölümünü kazandım. İyi ki öyle olmuş, benim için en güzel başarısızlıktı bu!

TOEFL’A HİÇ GİRMEDİM

– Ne yazık ki Türkiye’de gençler başarısızlığı bu şekilde algılamıyor… Hiçbir risk almıyor.

Risk almayan bir insanın başarılı olması mevzu bahis değil. Mesela ben tek kelime İngilizce bilmeden kalktım Amerika’ya gittim. Fransız okulu mezunuyum. İTÜ’den bir hocamın tavsiyesi ile MIT’e başvurdum.

– Dünyanın en zor ilk 5 üniversitesinden biri MIT… Sizi nasıl aldı?

Beni MIT İngilizce TOEFL sınavlarını geçme şartı ile kabul etti. Baktım yaz okulunda İngilizce öğrenemiyorum, tercüman olarak bir arkadaşımı aldım yanıma, dekan ile konuşmaya gittim MIT’te. Ben anlatıyorum, arkadaşım çeviriyor. Ben diyorum ki dekana “Matematiğim iyidir, İngilizce bilmesem de dersi geçerim, o arada da İngilizce öğrenirim.” Adam da “tamam” dedi! Ve MIT’e böyle başladım. İngilizce öğrendim. Hiçbir gün de TOEFL sınavına girmedim. Ne mevzuat dediler ne de başka bir şey…

– Matematikte de olağanüstü başarılı olmuşsunuz sanırım?

Ben iki tane ileri seviyede matematik dersi aldım, derslerin kitaplarını da yazan Hildebrand isimli çok meşhur bir hoca. Yıl sonunda beni arayıp “ofisime gel” dedi. Eyvah! dedim ben… TOEFL’ım olmadığını anladı, beni atacak ülkeden… O korkuyla gittim “Sen bütün sınavlardan 100 almışsın, ama derse kayıt yapmamışsın. Ben seni kaydettim, derslere de gelmene gerek yok” dedi. İşte açık görüşlü bir eğitim sistemi böyle bir şey, gençlere ve insana verdiği değer çok büyük.

CERRAH OLMAK İSTERDİM AMA KAZANAMADIM

Özlem Gürses’in sorularını yanıtlayan Profesör Mehmet Toker, “Aslında cerrah olmak istiyordum ama hiçbir tıp tercihime giremedim. Makine mühendisliğini kazandım. İyi ki öyle olmuş, benim için en büyük başarısızlıktı bu” dedi

BİZİM GENÇLERİMİZDE SORUN YOK, SİSTEMDE SIKINTI VAR

– Kanser tarama çipi projesi size bir eşik atlattı.

Aslında bu proje de tamamen bir başarısızlıktan çıktı. Harvard Tıp Fakültesi’nde profesörlüğüm geldiğinde bazıları bilim donanımımı yetersiz bulmuşlar, dolayısıyla ünvanımı alamadım. İki gün uyuyamadım, üçüncü gün kalktım “dünyanın sonu değil” diyerek endüstriye geçmeye karar verdim. Bir şirket kurup, fikirlerimin patentlerini alıp ürün çıkarmak üzere harekete geçtim. Bir yıl sonra beni profesör yaptılar fakat ben çok ilerlemiştim ve böylece bu araştırma merkezine geldim. Bana kötülük yapmak isteyenler bana en büyük iyiliği yapmış oldular!

– Biraz da Türk diasporasından söz etmenizi istiyorum. Biz insan kaynağımızı kaybettik diye üzülüyoruz ama bu kişiler dünyanın her yerinde olağanüstü başarılar elde etmişler, gittiğim her ülkede görüyorum…

Bir soru ile başlayayım: “Bir çölde orman yetiştirebilir misiniz ?” Yetiştiremezsiniz. Peki “bu suç, ağacın mı çölün mü ?” Suç ağacın değil. O fidanı alıp başka bir yere koyduğunuz zaman yemyeşil oluyor. Ama ekosisteminiz buna uygun değilse, imkan vermiyorsa ne yaparsanız yapın olmuyor. Hatta çölde giderken böyle biraz büyüyen bir ağaç da olursa, bir müddet sonra bakıyorsunuz o da kalmamış! Bizim gençlerimizde bir sorun yok ki sistemde sıkıntı var.

– Ne gibi?

İşi ehline veremedik. Gençlerin merakını zedeledik, hata yapmalarına izin vermedik, oysa ancak böyle ileri gidilir. Bugün MIT’te, Harvard’da, pek çok böyle üniversitede en iyi talebeler inanın Türkler. Demek ki ağaçta bir problem yok, ektiğiniz yerde var. O ağaca yeteri kadar su vermiyoruz, güneş vermiyoruz. Onlar da yeteri kadar yeşeremiyorlar.

Kaynak: Sözcü Gazetesi

Söyleşi: Özlem Gürses

Okumaya devam et

MAKALE

Hafızadaki yüzler resme döküldü

Kanada’nın Toronto Scarborough Üniversitesi’ndeki nörologlar, elektroensefalografi (EEG) verilerine otomatik öğrenme (machine learning) tekniği uygulayarak “hafızadaki yüzleri resme dökmeyi” başardı.

Araştırmayı yöneten Prof. Dr. Adrian Nestor, “Bu çalışmadaki yenilik, EEG verileri ve otomatik öğrenme tekniğini kullanarak katılımcının görsel deneyiminin tahmini bir temsilini yeniden yaratmak” dedi.

Nestor, gönüllü katılımcının kafasına yerleştirilen EEG’nin verilerine ışık tutulduğunu belirtirken, “İnsan yüzü gibi zihinsel temsilleri algıladığımız biçimiyle yeniden oluşturmaya çalıştık” diye konuştu.

Scarborough Üniversitesi’nde EEG verileri üzerine araştırmalar yapan Dr. Dan Nemrodov ise ilk başta bu teknikle hafızadaki yüzlerin resme döküleceğine” ihtimal vermediğini anlattı, “Nestor bana geldiğinde ona bunun zor olacağını ama deneyebileceğimizi söyledim. Sonuçta o kazandı, ben kaybettim. Teknik gayet iyi çalışıyor” dedi.

Yapılan araştırmanın videosu aşağıdadır:

Kaynak: bbc türkçe

Okumaya devam et
Advertisement

TREND