Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Duygu sömürüsüne izin vermeyin!

manipülasyon örnekleri, kişisel gelişim, duygu sömürüsü yapmak

Duygusal manipülasyon o kadar yıkıcı bir şeydir ki  bu durumun farkına varılmasında geç kalınması tabloyu daha trajik hale getirebilir.  Unutmayın: Hiç kimse sizin rızanız ve işbirliğiniz olmadan sizi manipüle edemez. Peki duygusal manipülatörleri nasıl tanıyacağız? İşte cevabı…

Duygu Sömürüsü Yapanlarla Başa Çıkma

Duygusal olarak manipüle edilmenin nasıl hissettirdiğini hepimiz biliriz. Son derece etkili olabilen bir şeydir, bu nedenle bazı ahlâksız kişiler bunu çok kullanır. Birkaç yıl önce, Cornell ve Kaliforniya Üniversitelerinden araştırmacılar 689.000 facebook kullanıcısı üzerinde bir deney gerçekleştirdiler. Bu deneyde kasıtlı olarak bazı kullanıcıların haber kaynaklarına negatif hikâyeler diğerlerininkine pozitif hikâyeler gönderildi. Doğal olarak, bu insanların paylaşımları da haber kaynağında gördükleri mesajlardan büyük ölçüde etkilenmişti. Facebook, denemenin üzerinden büyük bir darbe aldı, çünkü öncelikle “katılımcılardan hiçbiri araştırmaya katılmak için onay vermedi. Belki de Facebook’un sahte paslarından daha korkutucu şey insanların duygularının ne kadar kolay manipüle edildiğiydi. Sonuçta, Facebook sadece haber kaynağınızı değiştirerek duygularınızı değiştirebiliyorsa, zayıf yönlerinizi ve tetikleyicilerinizi bilen gerçek, canlı bir kişi için bunun ne kadar kolay olacağını bir hayal edin. Yetenekli bir duygusal manipülatör öz saygınızı zedeleyebilir ve ruh sağlığınızı sorgulamanıza neden olabilir.Duygusal manipülasyon o kadar yıkıcı bir şeydir ki bu yüzden onu gerçek hayatta fark etmek çok önemlidir. Düşünüyor olabileceğiniz kadar kolay değil, çünkü duygusal manipülatörler tipik olarak çok yeteneklidir. Hafif manipülasyonla başlarlar ve zamanla çıtayı yükseltirler, bu o kadar yavaş olur ki bunun olup olmadığını fark etmezsiniz bile. Neyse ki tam olarak neye baktığınızı bilirseniz duygusal manipülatörleri kolaylıkla tespit edebilirsiniz.

Gerçeklik Kavramına Olan İnancınızın Altını Boşaltırlar.

 Duygusal manipülatörler son derece yetenekli yalancılardır. Bir olay olduğunda onun olduğunu inkâr ederler ve söyleyip yapmadıkları hâlde bir şeyi söyleyip yaptıklarını iddia ederler ve bunda ısrarcı davranırlar. Mesele şu ki yalan konusunda o kadar iyidirler ki bu duruma karşı siz kendi akıl sağlığınızdan şüphe duymaya başlarsınız. Probleme neden olan her şeyin sizin hayal gücünüzün bir parçası olduğunda ısrarcı olmak problemden sıyrılmalarının en iyi yoludur.

Sözleri ve Eylemleri Birbirini Tutmaz. 

Duygusal manipülatörler size duymak istediğinizi söyleyeceklerdir, fakat eylemleri başka hikâye. Size destek sözü verirler, ancak sözlerini takip etme zamanı geldiğinde, talepleriniz tamamen mantıksızmış gibi davranırlar. Sizi tanımakla ne kadar şanslı olduklarını söylerler ancak onlara yük oluyormuşsunuz gibi davranırlar. Bu da onlar için sizin akıl sağlığınıza olan inancınızı zedelemenin bir başka yoludur. Gerçekliği olduğu gibi sorgulamanızı fakat algılamanızı kendilerine ne uygunsa ona göre şekillendirmenizi isterler.

Onlar suçluluk duygusunu gidermede ustadırlar. 

Duygusal manipülatörler sizin suçluluk duygunuzu kendi avantajlarına göre arttırırlar. Sizi rahatsız eden bir şeyi gündeme getirdiğinizde bu konuyu açtığınız için kendinizi suçlu hissettirirler. Bunu gündeme getirmediğinizde de kendinize sakladığınızı ve içten içe köpürdüğünüz için sizi suçlu hissettirirler. Duygusal manipülatörler ile uğraşırken, ne yaparsanız yapın, yanılan siz olursunuz ve ikinizin yaşadığı sorun ne olursa olsun, o şeyler sizin suçunuz.

Kurban Rolü Oynamayı Kendilerine Hâk Bilirler. 

Konu bu kişiler olduğunda hiçbir şey onların hatası değildir. Ne yaparlarsa yapsınlar—ya da yapma konusunda başarısız olsunlar—bu başka birinin suçudur. Hata yapmalarına başkaları sebep oldu—ve genellikle, bunu siz yapmış olursunuz. Siz öfkelendiğinizde makul olmayan beklentilerinizden ötürü siz suçlusunuz; onlar öfkelendiğinde onları üzen kişi olarak yine siz suçlusunuz. Duygusal manipülatörler hiçbir şey için sorumluluk almazlar.

Onlar kendileriyle ilgili her şeyi kolaylıkla konuşurlar. 

İster kişisel bir ilişkide olsun ister bir iş ilişkisinde olsun, duygusal manipülatörler her zaman birkaç adım atlayarak ilerlerler. Hemen her şeyi paylaşırlar—ve sizin de aynı şeyi yapmanızı beklerler. Zayıflık ve hassaslık izlenimi verirler ancak bu bir hiledir. Kendi iç dünyalarına kabul edildiğiniz için sizi “özel” hissettirmek için bu taklidi yaparlar fakat bu şekilde amaçları sadece sizin onlar için üzülmeniz değil aynı zamanda o duygularından sizin sorumlu olduğunuzu hissettirmektir.

Onlar Duygusal Kara Deliktir. 

Duygusal manipülatörler ne hissediyor olursa olsun çevrelerindeki herkesi kendi duygusal durumlarının içine çekerler. Diyelim ki kötü bir modda olsunlar çevrelerindeki herkes bu ruh hâllerinin farkındadır bu da yetmezmiş gibi bir de herkes de onların hissettiklerini hisseder. Bu insanların manipülatörlerin ruh hâllerinden sorumlu olma eğilimine götürür ve bu ruh hâllerini düzeltme zorunluluğu hissettirir.

Hevesle yardım etmeyi kabul eder—Belki gönüllü olurlarama işe başladığında isteksiz davranır. 

O ilk yardım etme istekliliği iş başına gelince bir anda iç çekmelere, homurtulara ve önerilerde bulunmaya dönüşür. Çünkü kabul ettikleri yardım her neyse onlar için bir yüktür. Ve siz bu isteksizliği söz konusu ettiğinizde elbette yardım etmek istediklerini ve sizin sadece paranoyak olduğunuzu söyleyeceklerdir. Amaç? Sizi suçlu, onlara borçlu ve hatta deli hissettirmek.

Onlar her zaman senden daha…

Sen hangi problemi yaşamış olursan ol duygusal manipülatörler senden daha kötüsünü yaşamıştır. Bir şikâyetin varsa senin bu şikâyetinin meşruiyeti zedelemek için sana kendi sorunlarının daha ciddi olduğunu hatırlatırlar. Mesaj ne? Şikayet etmek için bir sebebin yok, bu yüzden kapa çeneni.

Bütün damarlarınızı bilirler ve tereddüt etmeden damarınıza basarlar. 

Duygusal manipülatörler zayıf noktanızı bilirler ve bu bilgiyi kolaylıkla size karşı kullanırlar. Kilolarınız size güvensizlik veriyorsa, yediğiniz ya da giydiğiniz kıyafet hakkında yorum yaparlar; Yaklaşmakta olan bir sunumdan endişe duyuyorsanız katılımcıların ne kadar korkutucu ve yargılayıcı olduğuna dikkatinizi çekerler. Duygularınızı fark etme yetenekleri kalıpların dışındadır ancak bunu sizi iyi hissettirmek için değil manipüle etmek için kullanırlar.

Manipülasyon ile Başa Çıkmak

Duygusal manipülatörler sizi çılgına çevirtir çünkü davranışları o kadar mantıksızdır. Bu konuda hataya düşmeyin—davranışları gerçekten mantıkla taban tabana zıt, o halde neden onlara duygusal tepkiler verip o döngünün içine çekilmeye izin veresiniz ki?

Birileri ne kadar mantıksız ve yoldan çıkmış ise sizin kendinizi onların tuzağından kurtarmanız o kadar kolay olur. Onları kendi oyunlarında yenmeyi denemekten vazgeçin. Duygusal olarak onlardan uzak durun ve onlar ile olan etkileşimlerinize yaklaşımınız onları bir bilim projesiymiş gibi görmek olsun (ya da bu terim size daha anlamlı gelecekse varsayın ki psikologsunuz). Duygusal kaosa tepki vermek zorunda değilsiniz—sizin işiniz gerçekler ile.

Duygusal bir mesafenin korunması farkındalık gerektirir. Birilerinin damarına basmasına engel olman için bunun ne zaman olacağını far etmen gerekir. Bazen düzeneği değiştirmeniz ve ilerlemenin en iyi yolunu seçmeniz gereken durumlar yaşayacaksınız. Bu iyidir ve bunu yapmak için biraz zaman ayırmaktan korkmayın.

Çoğu insan, birileri ile çalıştığı ya da yaşadığı için kaosun kontrol altına alınmasının imkânsız olduğunu hissine kapılıyor. Bir şey gerçeklikten ancak bu kadar uzak olur. Bir manipülatörü fark ettiğiniz andan itibaren artık onun davranışlarını öngörmek ve anlamak oldukça kolay olacaktır. Bu sizin ne zaman ve nerede onlarla birlikte olmak zorunda olduğunuz ve ne zaman ve nerede olmayacağınıza ilişkin akılcı düşünmeyi sağlamanıza yardımcı olacaktır. Sınırlar koyabilirsiniz, ancak bunu bilinçli ve proaktif olarak yapmak zorunda kalacaksınız. Eğer bir şeyleri doğal hâline bırakırsanız kendinizi devamlı olarak zor konuşmalara bulaşmış hâlde bulabilirsiniz. Sınırları belirlerseniz ve zor insana ne zaman ve nerede yer vereceğinize karar verirseniz, kargaşanın çoğunu kontrol edebilirsiniz. Buradaki hüner namluları kuşanmak ve insanlar sınırları geçmeye çalıştığında buna engel olarak sınırları korumaktır.

Hepsi Bir Araya Getirildiğinde

Duygusal manipülatörler kim olduğunuz ile ilgili anlayışınızı zayıflatabilir ve hatta sizin akıl sağlığınızdan şüphe etmenize sebep olabilirler. Unutmayın: Hiç kimse sizin rızanız ve işbirliğiniz olmadan sizi manipüle edemez.

Yazar: Azmi Ulaş
Kaynak: linkedin.com

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

MAKALE

Çin çok çalışarak Batı’yı geride bırakacak!

Manşet, jack ma, ekonomi, çok çalışmak, çin, batı ülkeleri, başarı, alibaba

Başarıyı nasıl tanımlarsınız? Ali Baba’nın kurucusu haftanın altı günü on ikişer saat çalışmayı savunan bir açıklama yaptı. Başarının ancak bu şekilde geleceğini savunan Jack Ma, ‘’Daha az çalışmak isteyenler ekibimize katılmak için zahmet etmesinler’’ dedi.  İşte ilgi çekici konuşmanın tüm detayları…

Alibaba’nın kurucusu ‘günde 12 saat, haftada 6 gün çalışma’yı savundu: Yoksa zahmet edip bize katılmayın

“Daha kısa süre çaba sarf edenler, çok çalışmanın getirdiği mutluluğu ve ödülleri tadamayacaklar”

50 milyar dolardan fazla servetiyle en zengin Çinli sayılan Jack Ma, Çin’de özellikle yüksek teknoloji sektöründe çok yaygın olan ‘günde 12 saat, haftada 6 gün çalışma’ uygulamasına sosyal medyadan destek açıklayınca, kullanıcıların tepkisini çekti.

Çin merkezli E-ticaret devi Alibaba’nın kurucusu Jack Ma, haftanın 6 günü sabah 9 akşam 9 arası çalışmaya denk gelen ‘996’ uygulamasına destek açıklarken, daha fazla çalışanı ödüllendireceğini söyledi.

“Hoşlandığımız şeylerle uğraşırsak 996 sorun olmaz. Ama eğer yaptığınız işi sevmiyorsanız, her dakikası işkencedir” diyen Ma, uzun saatler çalışılmasını savunmak niyetinde olmadığını, ama çok çalışanları da ödüllendirmek istediğini dile getirdi.

“Gerçek 996, sadece fazla mesai yapmaktan ibaret değildir” ifadesini kullanan Ma “Herkesin kendi yaşam biçimini seçme hakkı vardır, ama daha kısa süre çaba sarf edenler, çok çalışmanın getirdiği mutluluğu ve ödülleri tadamayacaklar” dedi.

Öncesinde Alibaba çalışanlarına da hitap eden 54 yaşındaki patron, “Ben hiçbir zaman 21 saat çalışmaktan pişman olmadım. Şahsen 996’nın büyük bir lütuf olduğunu düşünüyorum. Ekstra çaba ve zaman harcamadan istediğin başarıyı nasıl elde edebilirsin” diye konuştu.

Küresel çapta en büyük teknoloji şirketlerinden biri olan Alibaba’nın müstakbel çalışanlarının başarılı olmak istiyorlarsa günde 12 saat çalışmaya hazır olmaları gerektiğini telkin eden Ma, “Yoksa zahmet edip bize katılmayın. Günde rahat rahat 8 saat çalışanlardan yana bir eksikliğimiz yok” diye çıkıştı.

Alibaba’nın rakibi JD.com’un kurucusu Richard Liu’nun da şirketinde 996 çalışmayanları ‘aylak’ diye eleştirdiği biliniyor.

Bu Çin’e özgü bir durum da değil. Tesla’nın kurucusu Elon Musk da elektirkli otomobil üretiminde sıkıntı yaşadıkları dönemde haftada 120 saat çalıştığını söyleyip aynısını çalışanlarından da beklediğini belirtmişti:

“Daha kolay şartlarda çalışabileceğiniz yerler muhakkak vardır, ancak kimsenin dünyayı haftada 40 saat çalışarak değiştirdiği görülmemiştir.”

Bu kervana katıldığını ilan eden Ma’ya Çinli sosyal medya kullanıcılarından tepki yağdı:

“Evde bakmamız gereken yaşlılar, eşlik etmemiz gereken çocukları hiç düşündün mü?”

“Tüm işletmeler 996 dayatmasına giderse kimse zaman bulamayacağından çocuk yapamayacaktır.”

Kaynak: www.t24.com.tr

Okumaya devam et

MAKALE

Odak: Mükemmeliyetin gizli sebebi

odaklanma nasıl geliştirilir, odak, Manşet, konsantrasyon, daniel goleman

Zaman zaman odaklanma sorunu yaşamak, başarıya ulaşmamızın önünde bir engel olabilir. Peki, bu engeli nasıl aşabiliriz?  Daniel Goleman, başarıya ulaşmak için konsantrasyonu sağlamanın önemini ve yollarını anlatıyor.

Yeni dönemde odaklanma taktikleri

Harvard mezunu Psikolog Daniel Goleman ile odaklanma üzerine gerçekleştirdiğimiz sohbetimizin detayları şöyle…

Harvard mezunu Psikolog Daniel Goleman‘a göre iş ortamlarında hiç bu kadar çok dikkat dağıtıcının bir arada olduğu bir zaman yaşanmamıştı. İşte bu nedenle “Odak: Mükemmeliyetin Gizli Sebebi” adlı bir kitap yazan Goleman, dijital dünyanın ve global rekabetin liderleri odaklanma sorunuyla baş başa bıraktığını düşünüyor.

Bunun da iş hedeflerine ulaşmanın önünde bir engel olduğunu belirtiyor. Benzer tehlikenin çalışanlar için de geçerli olduğunu söyleyen Goleman, ABD’de birçok çalışanın iş konsantrasyonunu artırmak için “odaklanma eğitimi” aldığına dikkat çekiyor.

Daniel Goleman, Harvard mezunu bir psikolog, yazar ve gazeteci… ABD’nin en önemli gazetesi ilan The New York Times’ta bilim muhabirli-aptığı 12 yıl boyunca psikoloji ve beynin çalışma şekline dair yazılar yazdı.

Psikoloji, eğitim, lim, ekolojik krizler ve liderlik üzerine 10 kitabı bulunan Goleman, “Odak: Mükemmeliyetin Gizli Sebebi” (Focus: The Hidden Driver of Excellence) adlı son kitabında, başarıya ulaşmak için konsantrasyonu sağlamanın önemini ve yollarımı anlatıyor.

Goleman’a göre üç tip odak var: İlki duygularınızı ve düşüncelerinizi kontrol edebilmek; İkincisi, etrafınızdakilerin düşünce ve duygularını anlayabilme çabası ve üçüncüsü ise rakiplerinizde ve dünyada olup bitenleri kavrayabilmek. Goleman’a göre bu üç odak, birlikte dengelenip aktive edilirse mükemmel sonucun ardındaki gizli neden haline gelebiliyor.

Peki Goleman, neden “odaklanma” konusuna bu kadar önem veriyor? Çünkü, ona göre dikkatimiz hiç olmadığı kadar büyük saldırı altında, Özellikle iş dünyası kendi yararına kullandığını düşünse dahi, akıllı telefonların da gelişiyle 7/24 hayata karışan dijital teknolojinin “bölücü ve dağıtıcı” etkilerinden bolca nasiplenmiş durumda.

Goleman, “Globalleşmenin de getirdiği acımasız rekabet ortamında, iş dünyası liderleri artık sadece kendi şirketlerinin rekabet durumunu değil genel ekonominin durumunu, teknolojideki yeni gelişmeleri, rakiplerin gelecek planlarını ve daha birçok şeyi bilmek zorunda. İş dünyasının bu sofistike ortamı nedeniyle bugüne kadar odaklanmanın en zor olduğu dönemi yaşıyoruz” diye konuşuyor.

Ona göre eğer odaklanmadıysanız iş hedeflerinize ulaşamazsınız. Odaklanma başarı için tek faktör değildir, ama ‘olmazsa olmaz’ bir faktördür. Daniel Goleman ile odaklanma üzerine gerçekleştirdiğimiz sohbetimizin detayları ise şöyle:

Sizce odaklanma neden bu kadar önemli?

– Odaklanma, herhangi bir şeyi nasıl iyi yapacağımızı belirler. Bu şey, sevdiklerimizle ya da çalışanlarımızla iyi bir ilişki, empati kurmak da olabilir. Yani odaklanma, sevdiğimiz insanlarla ya da çalışanlarımızla, patronumuzla ne kadar iyi bir ilişki kurabileceğimizi belirler. Ayrıca işimizi ne kadar iyi yapabileceğimizin de belirleyicisidir. Ne kadar çok konsantre olursak sahip olduğumuz yetenekleri o kadar fazla kullanabiliriz.

Birçok yönetici deneyimin çok önemli olduğunu, hatta bir işi ne kadar fazla yaparsa o işte o kadar başarılı olacağına inanıyor. Ancak size göre odaklanma daha önemli. Sizin argümanınız ne?

– Çok fazla uygulama yapmak, bir yeteneği geliştirmekle ilgilidir. Ama kötü bir iş yapış şekliniz varsa bunu bin kere uyguladığınızda kötü bir iş yapış alışkanlığa dönüşür. Aynı golf oyunundaki gibi… Kötü bir vuruşu bin kere yapınca sonuçta yine kötü bir vuruşunuz olur, ama daha kötüsü artık otomatikleşmiştir.

Odaklanmakla bir işi defalarca yapmak arasında çok fark var. “Ne kadar konsantre olursanız o kadar iyi iş çıkarırsınız” ifadesi, golfçüler için de işadamları için de öğrenciler için de geçerli…

Günümüzde odaklanmanın önündeki en büyük engel nedir?

– Şüphesiz dijital dikkat dağıtıcılar. Bugün hepimiz onların kuşatması altındayız. Dikkatimiz hiç olmadığı kadar saldırı altında. Günümüzün dijital hizmetleri, sadece iş için kullansak bile, bizi yaptığımız işlerden alıkoymakta çok maharetli. Bizi düzenli aralıklarla bölecek bir ekranda çalışıyoruz.

Tek bir klik ile internette sörf yapıyor ya da Facebook’ta dakikalar ve hatta saatler geçiriyoruz. Artık pek çok iş yerinde toplantı sırasında katılımcıların diz üstü bilgisayarlarından ya da masa altından cep telefonuyla mesajlaşması rutin haline geldi. Aslında bu basitçe toplantıya gerçekten katılmadıkları anlamına geliyor. İş ortamlarında hiç bu kadar çok dikkat dağıtıcının bir arada olduğu bir zaman yaşanmamıştı. Bu da odaklanmanın önemini daha çok artırıyor.

İş hedeflerini gerçekleştirmek açısından odaklanmanın avantajları neler?

– Eğer odaklanmadıysanız zaten iş hedeflerinize ulaşamazsınız. Dikkatiniz dağılırsa, sonuca ulaşmanız imkansızdır. Odaklanma bir stratejiyi, gerçekleştirmenin tam merkezinde yer alır.

Performans ve odaklanma arasında nasıl bir korelasyon söz konusu? Şirketlere bu konuda neler önerebilirsiniz?

– İkisi arasında çok güçlü bir ilişki var. Dikkatiniz dağıldığı oranda performansınız azalır. Öte yandan konsantrasyonunuz yüzde 100 ise yapabileceğinizin en iyisine ulaşırsınız. Bilimsel araştırmalara göre iş dünyasının alacağı birkaç ders var: Birincisi, akıllı bir patron veya yönetici, çalışanlarını işlerini yapmaları gereken zamanda gereksizce rahatsız etmez, onların dikkatini dağıtıp konsantrasyonlarını bozmaz. Ayrıca ABD’de birçok şirket çalışanının iş konsantrasyonunu artırmak için “odaklanma eğitimi” veriyor.

Başarılı liderler veya başarılı çalışanlara baktığımızda odaklanmanın başarılarında nasıl bir rol oynadığını düşünüyorsunuz?

– Bir stratejiye ya da hedefinize giden her aşamayı gerçekleştirmeye ne kadar iyi odaklanırsanız o kadar başarılı olursunuz. Eğer kafanız karışıksa, sık sık ilginiz dağılıyorsa planınızı uygulamanız imkansızdır. Öte yandan odaklanmanın başarı için tek faktör olduğunu söylemiyorum. Ancak “olmazsa olmaz” bir faktördür.

Geçmişle karşılaştırıldığında günümüz iş ortamında daha fazla mı odaklanma sorunu var?

– Bu sorunun yanıtı pek çok nedenle evet. Birincisi, globalleşmenin de getirdiği acımasız rekabet ortamında iş dünyası liderleri, artık sadece kendi şirketlerinin rekabet durumunu değil, genel ekonominin durumunu, teknolojideki yeni gelişmeleri, rakiplerin gelecek planlarını ve daha birçok şeyi takip etmek zorunda. İş dünyasının bu sofistike ortamı nedeniyle bugüne kadar odaklanmanın en zor olduğu dönemi yaşıyoruz.

ABD’de yöneticilerin, liderlerin hiç olmadığı kadar yoğun bir ajandası var. Akıllarında tutmaları gereken daha çok şey var ve konular hakkında derin düşünebilmek için çok az serbest zamanları bulunuyor. Elektronik ve dijital aygıtlar yüzünden de çok fazla bölünme söz konusu; günün her saati telefon çağrılarına, cevaplanacak e-posta ya da mesajlara, yahut mutlaka ziyaret edilmesi gereken web sitesi adreslerine maruz kalıyorlar. Tüm bunlar, onların dikkatini sürekli tehdit ediyor. Bahsettiğim bu değişimler yüzünden günümüz liderlerinin artık daha fazla odaklanma sorunu var.

Eğer dikkatleri sürekli saldırı altındaysa günümüz CEO’ları ve liderleri odaklanmak için nelere dikkat etmeli?

– Önce kendi duygularını ve dikkatlerini kontrol etmeyi öğrenmeliler. Özellikle endişe veya öfke gibi bunaltıcı duygular, yoğunlaşmamız gereken konudan bizi uzaklaştırır. Bizi üzen, sinirlendiren duygularımızı kontrol altına almayı öğrenmeli ve bizim için gerçekten önemli olan konulara odaklanmalıyız.

Bence bir lider veya CEO’nun üç çeşit odağa ihtiyacı var: Bunlardan ilki, öz farkındalık yaniduygularınızı ve düşüncelerinizi kontrol etmek, İkincisi, empati yani etrafınızdakilerin düşünce ve duygularını anlayabilme çabası. Bu çok önemli, çünkü ancak sizinle birlikte çalışan insanların yardımıyla hedeflerinize ulaşabilirsiniz.

Onları nelerin mutsuz ya da nelerin motive ettiğini anlamalı ve motive kalmalarını sağlamalısınız, Üçüncüsü, daha genel olarak sistem farkındalığı yani ekonominin durumu, rakiplerinizin faaliyetleri ve teknolojideki yeni gelişmeler gibi şirketinizin kaderini belirleyecek daha büyük çaplı faktörlerden haberdar olmak. İşte CEO, bu üç çok farklı odağı dengeleyen bir aktördür. Bu üç odak birlikte dengelenip aktive edilirse mükemmel sonucun ardındaki gizli neden haline gelebilir.

Peki çalışanlar odaklarını koruyabilmek için neler yapmalı?

– Çalışanların da bu üç tip odağa ihtiyacı var, Özellikle duygusal zekayla ilgili olan ilk ikisi, onlar için çok önemli. Yani çalışanının kendi duygu ve düşüncelerinin farkında olması, endişe verici duygularını kontrol altına alması ve öz motivasyonu sürdürmesi…

İkincisi, patronunu ve takım arkadaşlarını anlayabilmesi, onlarla net bir iletişim kurması, onların neleri umursadığını bilmesi… Ama bence çalışanların da özellikle or-ganizasyonel seviyede bir tür sistem farkındalığına ihtiyacı var. Organizasyonda yükselen liderler kimler, alınmasına ihtiyaç duyduğunuz kararlar için kimi etkilemelisiniz gibi bilgiler bu kapsamda değerlendirilebilir.

CEO’lar hedeflere ulaşmada çalışanlarının odaklanmasına nasıl yardımcı olabilir?

– CEO’ların bundan önce yapması gereken başka şeyler var. CEO’lar samimi şekilde ortak bir misyon ve hedef ortaya koymalılar. Çalışanlar, bu ortaklığı gerçekten hissederse hedeflere odaklanma konusunda zaten motive olur.

Odaklanmış liderlerin ortak özellikleri nelerdir?

– Odaklanmış bir lider, ne yapmak istediğini ve neden yapmak istediği bilir. Misyonuna, planına ve hedeflerine hakimdir. Planın nasıl yürütüleceğini bilir ve başarıyla gerçekleşmesini adım adım gözlemler. Hedefe ulaşmak için tüm gerekli adımları atar.

Odaklanmış ve odaklanmamış iş yerlerinin iş sonuçları açısından farkları var mı?

– Odaklanmış bir iş yerinde insanların dikkati fazla dağılmaz ve işlerini daha iyi yaparlar. Odaklanmamış işyerlerinde ise hedefleride net olarak belli olmadığından insanlar, genelde ne yapacaklarını pek bilmez. Sonuç olarak performans da düşük olur.

İş yerinde odaklanabilmek için önerdiğiniz “akıllı pratikler” neler?

– Dikkatimizi dağıtan şeylerin çoğu, aslında bizim kontrol edebileceğimiz faktörlerdir. Örneğin her e-mail geldiğinde bilgisayarınızda gözüken açılır pencereyi kapatabilirsiniz. Telefonunuzu kapatabilirsiniz. Müdahale edebileceğiniz, tüm dikkat dağıtıcı unsurları engelleyerek kendinize bölünmemiş, odaklanabileceğiniz bir zaman dilimi oluşturabilirsiniz.

Bu, önceliği olan, konuları çözebilmeniz için size yoğunlaşabileceğiniz bir alan da yaratır. Bir de dinlenmek için kendinize yeterli zaman ayırmaya dikkat etmelisiniz. Çünkü bir konuya dikkatimizi verebilmemiz için gereken enerjiyi ancak yeterli dinlenme süresinden sonra elde ederiz.

CEO’NUN DİKKATİ NEDEN DAĞINIK OLUR?

İŞ DAHA SOFİSTİKE

Globalleşmenin de getirdiği acımasız rekabet ortamında iş dünyası liderleri, artık sadece kendi şirketlerinin rekabet durumunu değil, genel ekonominin durumunu, teknolojideki yeni gelişmeleri, rakiplerin gelecek planlarını ve daha birçok şeyi takip etmek zorunda. Bu sofistike ortam nedeniyle bugüne kadar odaklanmanın en zor olduğu dönemi yaşıyoruz.

YOĞUN AJANDA

ABD’de yöneticilerin, liderlerin hiç olmadığı kadar yoğun bir ajandası var. Akıllarında tutmaları gereken daha çok şey ve konular hakkında derin düşünebilmek için çok az serbest zamanları bulunuyor.

DİJİTALLEŞMENİN ETKİSİ

Elektronik ve dijital aygıtlar yüzünden de çok fazla bölünme yaşanıyor. Günün her saat telefon çağrılarına, cevaplanacak e-posta ya da mesajlara, yahut mutlaka ziyaret edilmesi gereken web sitesi adreslerine maruz kalıyorlar.

EKRANLAR ÖNEMLİ

Dijital dikkat dağıtıcılar, sadece iş için kullansak bile bizi yaptığımız işlerden alıkoymakta çok maharetli. Bizi düzenli aralıklarla bölecek bir ekranda çalışıyoruz. Tek bir klik ile internette sörf yapıyor ya da Facebook’ta dakikalar ve hatta saatler geçiriyoruz.

TOPLANTILAR DA VERİMSİZ

Artık pek çok iş yerinde toplantı sırasında katılımcıların diz üstü bilgisayarlarından ya da masa altından cep telefonuyla mesajlaşması rutin haline geldi. Aslında bu basitçe toplantıya gerçekten katılmadıkları anlamına geliyor.

DİKKAT DAĞITICI ENFLASYONU

İş ortamlarında hiç bu kadar çok dikkat dağıtıcının bir arada olduğu bir zaman yaşanmamıştı. Bu da odaklanmanın önemini daha çok artırıyor.

İKİ DEVİN CEO’SU ODAKLANMAYI NASIL YAPIYOR?

GENİŞ ODAKLI BİR LİDER

Unilever CEO’su Paul Polman’ın, aynı anda hem iş sonuçlarına hem de şirketin tüm paydaşlarının memnuniyetine odaklanma yeteneğine hayranım. Dünyada daha önce iş ilişkilerinin bulunmadığı 500 bin küçük çiftçiden hammadde alımı yapacaklarını duyurdu. 

Bu da Unilever’in bu küçük işletmelerin seviyesini yükselterek onları talep zincirinin bir parçası haline getireceği anlamına geliyor. Bu, fakir bölgelerde insanların refah seviyesini yükseltecek bir girişim. Odağı sadece kârlılığı değil, çok daha geniş bir alanı kapsıyor. Polman, dünyayı daha iyi bir yer yapmayı hedefliyor.

RAKİPLERİNİ TAKİP ETMEDİLER

BlackBerry’ i üreten Research In Motion Limited’in (RIM) eş CEO’ları Mike Lazaridis ve Jim Balsillie, odaklanma sorunu olan liderlerden. ikili mühendis olduğu için telefonun öncelikle mühendislik harikası olmasına odaklandılar. Bunda da çok başarılı oldular.

2000’lerde BlackBerry iş telefonları piyasasını ele geçirmişti. Ama rakiplerinin neler yaptığını odaklanmayı ihmal ettiler. I-Phone’un yükselişini fark edemediler. Samsung’un yeniliklerine dikkat etmediler. Durumu fark ettiklerinde ise artık çok geçti… RIM’in artık neredeyse işin dışında kaldığını söyleyebiliriz.

“JOBS SINIRLARIN ÖTESİNDE BİR LİDERDİ”

STEVE JOBS ÖRNEĞİ

Steve Jobs bir Zen meditasyon öğrencisiydi. Zen meditasyonu bir konsantrasyon eğitimidir. Tabii aslında odaklanma yeteneğinizi geliştirmek için mutlaka bir Zen hocasına ihtiyacınız yok. Daha güçlü konsantrasyon için çok daha basit yollar var.

Bahsettiğim üç tip odak üzerinden giderek zihinsel egzersizler yoluyla bunu başarabilirsiniz. Ayrıca sizi gerçekten zorlayacak, yeteneklerinize hitap eden ve tutku duyduğunuz bir iş yapmayı seçerseniz de odaklanma sorununuz olmayacaktır.

İKİ MUHTEŞEM LİDER

Bill Gates odaklanma konusunda muhteşem bir örnek. Steve Jobs çok odaklanmış bir liderdi. Jobs konusunda çok ilgi çekici olan şu ki o gerçekten iş dünyasının sınırlarının çok ötesine geçti. Ben onun odaklanma konusunda gerçek bir yeteneği olduğunu düşünüyorum. Çünkü lise yıllarında bilgisayar kodları yazıyormuş ki bu da çok ciddi bir konsantrasyon gerektirir.

Kaynak: www.capital.com.tr

Okumaya devam et

MAKALE

Yoksa siz de mi helikopter ebeveynsiniz?

Manşet, helikopter ebeveynlik ölçeği, helikopter ebeveyn, ebeveynler çocukları nasıl etkiliyor, ebeveyn

Helikopter ebeveynler, çocukların etrafında pervane olan aşırı kontrolcü anne babalardır. Peki helikopter ebeveyne sahip olan çocuklar, hayatta ne gibi sorunlarla karşılaşır? İşte yanıtı…

Yeni Nesil (Helikopter) Ebeveynlik: Çocuklar Bu Durumdan Nasıl Etkileniyor?

Ebeveynlerin çocuklarının hayatlarına dahil olması, onlarla vakit geçirmesi, kararlarında yanlarında olması, koruyucu ve kollayıcı olması – doğru seviyede kaldığı sürece – çocuklar için oldukça olumlu bir durum. Ancak yeni nesil ebeveynler arasında farklı bir ebeveynlik tarzı ortaya çıkıyor: helikopter ebeveynlik1. Adından da anlaşılacağı gibi bu ebeveynlik stilinde ebeveynler fazla çocuk odaklı ve korumacı bir tavırla tıpkı bir helikopter gibi sürekli çocuklarının tepesinde geziyorlar. Onlar adına her şeyi kontrol ediyorlar, kararlar alıyorlar ve problemleri çözüyorlar. Bir ebeveyn için sürekli çocuğuna odaklanmak, daima onu koruyup kollamak ve kontrol etmek hayat tatmini sağlayabilir. Peki bu durum çocukları nasıl etkiliyor? Sürekli yeni neslin artan kaygı düzeyinden, antidepresan ilaç kullanma sıklığından, karar alma konusundaki eksikliklerinden bahsediliyor. Acaba bu durum helikopter ebeveynlik ile ilgili olabilir mi?

Genel olarak ebeveynlik davranışlarına baktığımızda kontrolcü davranmanın zararlarını gösteren birçok bilimsel çalışma var2. Ancak bu kontrolcü davranışlar çoğu zaman çocuğun davranışlarını bilinçli bir şekilde kısıtlama, hayatına sınırlar koyarak sürekli müdahale etme, bağırarak, tehdit ederek, çocuğu sindirerek istediğini yaptırma gibi olumsuz ve çocuğun iyiliğini çok da ön plana koymayan bir şekilde ortaya çıkıyor. Helikopter ebeveynliği bu tarz kontrolcü ebeveynlikten ayıran belki de en önemli özellik amacının aslında tamamen iyi niyetli olması. Helikopter ebeveynler çocuklarını okula götürüyorlar ama sağlıklı bir şekilde oradan ayrılmak yerine, bahçede beklemeyi veya hatta sınıfa girip çocuklarının yanına oturmayı tercih ediyorlar. Üniversite yaşındaki çocukları oda arkadaşlarıyla sorun yaşadıklarında telefon açıp olaya müdahil oluyorlar. Hatta Amerika’da son yıllarda sıkça görüldüğü üzere çocukları üniversitedeki derslerinden düşük notlar aldıklarında hocalara ve hatta okul yönetimine telefon açmada bir sakınca görmüyorlar. Bu ebeveynler sıcak ve şefkatli. Çocuklarının hayatlarına dahil olmayı onlara yaptıkları bir iyilik olarak görüyorlar. Ancak bunu yaparken insan gelişiminde kendiliğinden oluşması gereken otonomi kazanma, kendi kararlarını kendi veren ve kendi ayakları üzerinde durabilen bir birey olma yeteneğini çocuklarının ellerinden alıyorlar4. Çocuklarının hayatlarında fiziksel ve duygusal olarak yer edinmeyen ve bu şekilde çocuklarına zarar veren ebeveynlerin aksine helikopter ebeveynler bu konuda aşırıya kaçıyorlar ve çocuklarının bireyselleşme sürecini sekteye uğratıyorlar.

Peki çocukların hayatına müdahil olma sınırını belirleyen etkenler nelerdir? Öncelikle çocuğun yaşını ve yaşının getirdiği kabiliyetleri göz önünde bulundurmak çok önemli. Ama bunun yanı sıra durumları da iyi okumak gerekiyor. Çocuğun kişisel alanına müdahale etmeden sınırı koruyabilmek bu işin sırrı. Helikopter ebeveynler bu sınırı koruyamıyorlar. Çocuğun her anını kontrol etmeye çalışıyorlar, kendisine ait özel bir alan bırakmıyorlar. Bunun yanı sıra çocuğun kendini geliştirebileceği, kendi alanında mutlu ve özgür bir şekilde hareket edebileceği alanlar yaratmak onlara iyi gelirken, bu alanlara müdahale etmek çekingen ve çocukların kendini yetersiz görmesine yol açabiliyor4. Özellikle de geç ergenlik ve erken yetişkinlik dönemlerinde çocuklar tam da kendi kimliklerini bulma çabası içerisindeyken müdahaleci davranışlar çocukların gelişimine iyi gelmiyor5.

Bağlanma Stilleri” başlıklı yazımızda bahsettiğimiz üzere bağlanma teorisine göre erken çocukluk döneminde ebeveynlerimizle yaşadığımız deneyimler, gelecekteki deneyimlerimizi etkiliyor. Helikopter ebeveynlere sahip çocuklar genellikle güven problemi yaşıyorlar ve bu durum gelecekteki ilişkilerine zarar veriyor6. Bunun yanı sıra, hayata ne yazık ki hazırlıksız yakalanıyorlar. Kendi işlerini kendi başlarına halledemeyecekleri duygusuna kapılıyorlar. Bağımsız olmayı öğrenemediklerinden sıradan aktiviteleri yapabilme yeteneğine bile sahip olduklarını fark edemiyorlar.  Hayatlarında bir sorunla ya da tümsekle karşılaştıklarında, kendileri yerine o sorunu sihirli bir şekilde ortadan kaldıracak bir kişinin ya da varlığın olduğuna inanıyorlar. Savaşmaya ya da mücadele etmeye ihtiyaç duymuyorlar çünkü bu zamana kadar her şey ebeveynleri tarafından onlar için sağlanmış. Dünyayı ya da kendi dünyalarını değiştirme gereklilikleri yok çünkü hiçbir sorun sonsuza kadar sürmez. Sihirli bir güç (yani ebeveynleri) gelip sorunları onlar için kolayca yok edebilir. Bundandır ki bu şekilde büyüyen çocuklar, büyüyünce de hala ebeveynlerine bağımlı yetişkinlere dönüşüyorlar.

Üniversite öğrencileriyle yapılan bir araştırmaya göre helikopter ebeveynlere sahip olan çocuklarda daha yüksek anksiyete ve depresyon ve daha az hayat tatmini görülüyor7. Helikopter ebeveynlere sahip olan bu üniversite öğrencileri kendilerini yetersiz ve yeteneksiz görüyorlar. Başka bir araştırma ise yine üniversite öğrencilerinin kendi özgüvenlerini arttıracak aktiviteleri keyif verecek aktivitelere (seks yapmak, içki içmek, şeker tüketmek) dahi tercih ettiklerini gösteriyor. Bu çocukların ebeveynlerinden gördükleri şefkatin başarıya ve kendilerine çizilen yolu takip etmeye odaklı bir şefkat olduğu değerlendirildiğinde bu sonuç şaşırtıcı değil. Üstelik bu kadar koşullu gösterilen sevgi çocuklara uzun vadede zarar da veriyor. Ebeveynleri tarafından “matematikten 90 aldığı için”, “komşuların yanında düzgün davrandığı için”, “annesini üzmediği için” sevilen ve övülen çocuklar bunları sağlayamadıklarında sevgisiz ve ilgisiz kalmış gibi hissedebiliyorlar.

Bütün bu araştırmalardan çıkarılan sonuç ise şu: Bu şekilde yetiştirilen çocuklar belki akademik olarak daha başarılı olabilirler ama kendilerini hayatta daha çaresiz ve yetersiz hissediyorlar. Çocuklarımızın hayatlarındaki yerimizi sağlam bir şekilde korurken bunu sevecen ve sıcak bir şekilde ve doğru sınırlar içerisinde yapmaya özen gösterirsek, kendi benliklerini tam olarak oluşturabilen mutlu, başarılı, güçlü ve bağımsız bireyler yetiştirebiliriz.

Yazan: Ande Ömeroğlu & Gizem Sürenkök
Düzenleyen: Gizem Sürenkök
Kaynak: www.yakiniliskiler.com

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç
EĞİTMENLER4 hafta önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER3 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı
EĞİTMENLER3 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER3 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER3 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER3 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND